Z Kuşağı
Bu bölümde iki "baby boomer" ve iki "Y kuşağı" olarak Z kuşağı misafirimiz Dr. Batuhan Ermisket ile Z kuşağı hakkında konuştuk.
Herkese merhaba diken spil bahçesi vaat etmiyoruz.
Bu podcastinin yeni bölümüne hoş geldiniz.
Ben doktor taysinin rullas bu podcast bölümünde benimle
beraber profesör, doktor, cemaat Başoğlu, profesör doktor timuçin
ural, doktor ibrahim aylap ve konuk olarak da doktor Batuhan
er misket bizle beraber bizlerle beraber.
Ben eee konuya başlamadan önce ibrahim'in sözü bırakayım.
Ibrahim batuhan'u tanısın daha sonrasında konuşmaya devam
edelim. Batuhan ermusket Ankara Atatürk
Anadolu Lisesi mezunu hacettepe'den 2.020 birde mezunu
oldu. Şu an gazi de psikiyatri
asistanı gazi üniversitesi'nde ikinci yılında bizim batuhanla
tanışmamız aslında şöyle oldu, ben hacettepe'de poliklinik
yapıyordum. Batuhan'la naz diye bir arkadaş.
Bunlar intern olarak geldiler yanıma onlarla beraber.
Hasta gördük yanlış hatırlamıyorsam sonrasında biraz
konuştuk baktım ikisi de çok akıllı insanlar.
OO günden sonra pek bağlantıyı kesmedim.
Naz şu an ingiltere'de batuhan'da gazi de.
Iıı yani benim ııı öğrenciliğinden bildiğim ııı
asistanlığını da takip ettiğim bence başarılı, meraklı bir
genç. Bugün tabii z kuşağının
temsilcisi olarak çağırdık ama. Böyle.
Iıı tabii ba bak Batuhan bir uçta jahrein de z kuşağı sayılır
mı? Batuhan y'ye dahil oluyorsun y
mi dahil çünkü yani o kuşaktan böyle çok feci insanlar da var.
Sen çok iyi bir örneksin ama. Tanımları bir tekrarlayabilir
misiniz? Baktım hocam tanımlayım mı?
Tabi her zamanki gibi bak hemen makale bile yollar tarzı.
Makale diyorlar ama bunu şeyden önce öğlen iş arasında şey
yaptım baktım. Şimdi kuşakları şöyle
ayırıyorlarmış, ayırırken eee ikinci dünya savaşının referans
alıyorlar. Sanırım ikinci dünya savaşından
bugüne kadar olan kuşaklara adlandırıyorlar.
Bunu yaparken de 1.940 altıdan 1.960 dörde kadar olan kısma
baby bomer diyorlar. Baby bummer denmesinin sebebi.
Burada hani savaşı atıf yapılıyor aslında savaş dönemi
bebek patlaması yaşandığı için 10'a çıkart bebi bu muradı
veriliyor. Daha sonra doğru.
Aslında değil mi? Daha çok.
Evet, savaş bitti he savaş bitti.
Savaştan sonra hani bir bebek patlaması fazlalığı oluyor.
Ondan dolayı bumod dönemi deniliyor bu dönemi.
Bunun dışında bir x kuşağı var. Bu 1.960 beşle 1.980 arasındaki
dönemi kapsıyor. Geçiş kusa kuşağı olarak kabul
ediliyormuş. Bunun dışında 1.980 birle 96
arasına y kuşağı deniliyor, 97 ile 2.012 arasına da z kuşağı
deniliyor. Eee 2.010 üçten itibaren
gelenlere de artık alfa kuşağı deniliyormuş.
Öyle ııı şey yapılıyor. Bu kuşak adlandırmaları yapılır.
Sen de hani bu kuşakların kendi özellikleri olduğu varsayılarak
aslında bu kuşaklar. Adlandırılıyor yani örneğin
bunların teknolojiyle haşır neşir olması, vesaire gibi
şeyler önemli etmenler aslında burada.
Babe boomur kuşağı teknolojiye sonradan hani uyum sağlamaya
çalışan nesil ama uyum sağlamaktır.
Sorun yaşayan nesil olarak kabul ediliyor.
Yani benim internetten takip edebildiğim kadarıyla hani sanki
böyle bir hakaret kelimesi olarak da.
Kullanıyorum tabii hakaret olarak kullanılıyor.
Eğer okey bomer var ya. Tamam anladık deyip cevap
vermeye ve açıklamaya tenezzül etmemek okey bomer ama bütün
kategoriler gibi tabii çoğunlukla demek gerekiyor.
Bir de örtüşmeleri dikkate almak gerekiyor.
Burada timuçin ile kendimi koruyarak konuşmak.
Insansız tabi bize okey bulmuş filan demiyor allah'tan.
Yüzümüze demiyorlar bir de. Bilmiyoruz diyorlarsa.
Bundan sonra şey olursa hocam ihtilafa düşersek deriz.
Tamam peki. Sizin şeyinde x kuşağı hocam şey
hem analog hem dijital dünyayı beraber tanımaya başlayan nesil
olarak kabul ediliyor. Bu dönem hani biraz daha hani
böyle bireyselliğin arttığı işte bu 68 kuşağın vesaire.
Şey izlerinin görülmeye başlandığı dönem olarak kabul
ediliyor. Çiçek, çocuklar hippiler falan.
Y kuşağı dediğimiz kuşak ibosen de dahil misin buraya?
Kardan ben. Ben dahilim de sen dahil misin?
Ben bu umarım Tahsin. Ya pardon bu çiçek çocuklar 68
kuşağa devrimi çok sevmiştik diyenler filan.
Aslında bumurlar çünkü. Onlar 59.
Liradan çünkü. Evet onlar 50 doğanla filan.
Tabii. Ama yani ilk kuşağı aslında
şununla daha çok örtüşmüyor mu? Böldüm seni ama.
Hani yeni dünya düzeni rusya'nın dağılması, milliyetçi
hakkınların artması. Peresco vesaire bunlar da tanık
olan evet. Öyle bireysel değil öne çıktı
şey ingiltere'deki demir leydi amerika'daki yani neoliberal
düzeni yeni başlanması dimi 68 kuşağının başarısızlığı.
Neoliberalizmin yükselişi gibi. Eee evet ve sosyalizmin çöküşün
tabii bireyciliğin artması. Sonrasında y kuşağı bu 1.981 96
arası dönemi kapsayan kuşak olarak kabul ediliyor.
Burası aslında hani internetin cep telefonunun kullanılmaya
başlandığı ve onlarla beraber hani büyümeye başlanılan yıllar
olarak da kabul ediliyor. Hani teknolojiye adapte olan bir
nesil olarak biliniyor ya bu nesil daha çok şey gibi kabul
ediliyor. Hani bölüm?
Çoğu işini böyle internetten yapmayı seven ne bileyim işte 10
line alışveriş olsun işte yapacağı tüm işlemleri işte 10
line bankacılık üzerinden filan önerdikleri halletmeyi seven
daha çok teknolojiyle yaşamayı seven nesil olarak kabul
ediliyor. Z kuşağı da tamamen artık şey
olan ııı teknolojinin içine dolmuş olan nesil olarak kabul
ediliyor. Ve hani eee işte akıllı
telefonlar, tabletler, youtube ııı, tiktok gibi birçok şeyin
sanki çocuğun hayatının bir parçasıymış gibi olduğu şeye
evriliyor artık. Bunun dışında bir de alfa kuşağı
var. Dediğim gibi alfa kuşağı biraz
daha hani yakın. Hani 2.013 ve sonrasını
kapsıyor. Yani buradaki kuşak biraz daha
teknolojinin daha ileri versiyonlarına denk gelmiş şey
olarak kuşak olarak kabul ediliyor.
Yapay zeka filan direk şey yapabilen bireyleri olarak kabul
ediliyor ve alfa kuşağı genelde hani ye kuşağının çocukları
oluyor ve hani biraz daha hani bireyselleş nasıl desem?
Eee birey eee şeklinde hani eee toplumdan çok bireyin önemli
olduğu şeklinde bir büyüme ııı modeliyle eee devam ediyorlar
diye söyleyebiliriz. Yani bunlar kuşaklar.
Aslında hani bu kuşaklar bizim belki de son.
Bence 34 yıldır daha çok hani duymaya başladığımızda adına
duyduğumuz şeyler oldu ve bazı özellikleri tanımlarken ya da
bazı ne bileyim siyasi tercihleri vesaire tanımlarken
de en çok duyduğumuz şeylerden biri oldu.
Yani bu. Önceden seçim zamanı filan şey
derdik yani hani eee işte ilk defa oy kullanacak insanlar neye
oy veriyor diye konuşurduk. Şimdi z kuşağı kime oy veriyor
diye ııı konuşuyoruz. Hani hayatımızın dilimizin bir
parçası olduğu gibi geliyor bana.
Bu biraz şeyden mi Tahsin yani z kuşağının bu saydığın diğer 3
kuşaktan böyle belirgin bir şekilde.
Farklı olmasından mı? Aslında buradan tutup mesela
batuhanada dönebiliriz ama yani niye hakkaten mesela z kuşağı
yokken ben az önce sordum, ben y kuşağı sayılıyorum.
Şeyi, yani bizden önceki kuşağın ilk kuşağı olduğunu, bizim
kuşağını y kuşağı olduğunu ben bilmiyordum.
Ben de bilmiyordum şahsen. Yani bilmiyordu çünkü evet, yani
z kuşağı çıktıktan sonra bu ayrıklık fark edildi.
Onu yaratan şey ne acaba? Soralım.
Z kuşağına sor. Veya acaba bu hani retrospektif
bir sınıflandırma mı yani? Hani beyb bumerlar kendi
dönemlerinde kendilerine öyle diyorlar mıydı bilmiyorum.
Acaba yeni çıkmış bir sınıflama mı bu?
Yani baby bir umur z'nin çıkışıyla çıkan bir kavram
değil, kullanımı artmış olabilir ama söylenen bir şeydi tabii.
Ben öyle. Biliyorsam, savaş sonrasındaki
doğan oranındaki artışı. Eee ifade etmek için zaten bomer
ııı ifadesi kullanılmıştı. Belki ilk kullanılması bu tür
kuşak ayrımlarını yapmak için dahi olmayabilir.
Bunu bilmeden tahmin yürüterek söylüyorum.
Yok, sosyoloji kitaplarında geçiyor hocam hakikaten o
dönemin. Zaten bütün savaşlardan sonra
bebek çocuk sayısında artış olur.
Dünya tarihi boyunca böyle olmuştur.
Ama mesela hani Türkiye hiç topraklarında savaş görmediği
ikinci dünya savaşını düşünürseniz o zorluk çekilen
kıtlık çekilen bir dönem. O dönem yine de türkiye'de de
artmış mıdır? Mesela çok emin değilim yani ama
hani kuşak olarak bizde bulmuş sayılıyoruz.
Bu nedenle yani sayılıyoruz diye öyleyiz yıl olarak ama.
Hani o her şeyin çok arttığı, doğumun çok arttığı işte savaş
sonrası koşullarına hakim olduğu dünya açısından bakınca
bilmiyorum. Yani almanya'yla, amerika'yla ya
da ne bileyim fransa'yla herhâlde kıyas kabul etmeyiz.
Yani bu böyle kuşakları kateden benim bildiğim 2 sosyolog var.
Biri Richard senle diğeri balman ı, ikisi de uzun yaşamış
insanlar. Hele Richard sennet böyle şeydir
işte bower dediğimiz grupla da saha çalışması da yapmayı seven
birisi gidip görüşmeler yapan birisi.
Sonrasında onun işe başlayan çocuğuyla da görüşme yapıyor.
Sonra onun çocuğuyla da böyle 3 kuşağa katettiğini biliyorum.
Anlatırken bummer XYZ şeklinde yapmıyor, ikinci Dünya Savaşı
sonrasındaki işte biraz daha demokratik liberal ortam.
Sonra işte mergher amerika'daki ismini getiremedim ama o da hani
neoliberaliz'a. Denk geliyor herhalde.
Carter değil de ondan sonra. Evet.
Reagan, yani biraz öyle şey yapıyor.
Sovyetlerin yıkılışına ııı yani bu dönemleri biraz böyle
ayırıyor ama sanki z kuşağı geldikten sonra bu tarifler
direkt ilk SYZ ve daha netleşti gibi.
Yani ve eks'nın de ayrımı çok önemli değil aslında z'nin
diğerlerinden farkı çok ciddi vurgulanmıyor mu?
Evet. Yani bugünlerde öyle oluyor.
Ya ben örneğin isteği ayıramam şahsen.
Sen ayırabiliyor musun? Yok Tahsin yani.
Yani. Bazı hiçbir farkı yok.
Şahsi deneyimini soruyorduk değil mi pardon?
Batuhan. Ya aslında hani bu?
Farklarla ilgili sanırım benim ilk aklıma gelen şeylerden biri
de bu politikaya yaklaşımımız olabilir.
X ve y nesline kıyasla. Bir diğeri de belki hani eee
sekülerleşmeyle gelen bir eee fark olabilir.
Aklımda öncelikle bu 2 düşünce oluştu.
Sanırım bizim hayatımızda böyle dinin etkisi önceki kuşaklara
göre biraz daha az gibi görünüyor.
Sanki biraz daha kayıtsız gibiyiz dine.
Veya böyle spiritüel uğraşların biraz daha belki arttığını
söyleyebilirim. Kendi arkadaşlarımda da göz.
Arttığını mı söylersin? Evet, evet, yani önceki?
Kıyas ya mesela meditasyon gibi uygulamaları ararım senin yani
doğrudan spiritüellizme dahil edilemez belki ama hani sonuçta
budizm gibi geleneklerden kökeni alan bir şey ve 10'a çıkart olan
ilginin artışını belki böyle yorumlamak mümkün.
Olabilir yani tek tanrılı dinleri.
Uzaklık. Evet, evet, doğru.
Aslında bunu söylemek istemiştim.
Yani bunlar tabii uygulamalar üzerinden aplig aplikasyonlar
üzerinden yapılan şeyler anlamında diyorsun dimi biraz.
Evet, özellikle bu isim verebiliyor muyuz bilmiyorum.
Çok fazla popüler uygulama da var.
Ben de arada sırada kullanıyorum.
O işlere Tahsin bakıyor öyle mi? Tahsin reklam oluyor mu?
Isim verebilirsin sorun. Değilim.
Kayıt var bir de hmm SM harris'in kendi eee yaptığı bir
uygulama var. Hatta o aynı isimde bir kitabı
da vardı belki up diye. Ben hani en sık bu ikisini
gördüm. Yuh Batuhan sen de mi
kullanıyorsun bunları? Benim bir dakika kafamı
karıştıran şöyle bir şey var, biraz hastalarımdan da deneyimin
şimdi batuhanın dediği şöyle bir şey var, hakikaten.
Iıı kalıpların daha az olması hali yani böyle kesin doğruların
ya da işte dinin ideolojilere, adanmışlığın, bağlanmışlığın
daha az olduğu bir durumu fark ediyorum.
Ama öte yandan dünyanın genelinde yükselen sağ popülist
temayülü düşününce ve onların bir kısmı da hakikaten z kuşağı
tarafından destekleniyor. Ama onlar da böyle çok.
Ak ve kara gibi hareket etmiyorlar mı yani hani
türkiye'den örnek vermeyeyim. Trump'tan örnek vereyim.
Yani mesela z kuşağın bir sempatisi var, bu şeyi
anlamıyorum çok. Hani hem böyle diğer keskin
sınırların gevşemesi, hali din, ideoloji hem de mesela Trump
gibi işte ned işte dünyayı tamamen siyah ve beyaz gibi
görme. Halinin desteklenmesi.
Iyi ki yani bence belki şeyin etkisi olabilir.
Eee haber kaynaklarının etkili etkisi olabilir.
Bu yani beslendikleri haber kaynaklarının etkisi olabilir.
Belki hani onlar daha çok şeyi kullanıyor yani twitterı
kullanıyor, ne bileyim başka şeyleri kullanıyor, sosyal medya
platformlarını kullanıyor. Haber almak için yani bizim gibi
klasik şey yapmıyorlar. Hani bir gazeteye de haber
sitesinden şey yapmayı çok tercih etmiyor.
Belki anne onun etkisi olabilir çünkü popülizm artıran şeyler
genelde hani bu tip şeyler? Hani sosyal medya platformları
ve orada yapılan eee paylaşımlar oluyor.
Hani benim dikkatimi çeken şey o yani en azından örneğin aaa,
Almanya özelinde benim. Bildiğim kadarıyla.
Son seçimlerde. Yani Sol Parti neredeyse yok
gibi bir şeydi. Yani önceki seçimlerde Sol Parti
bir anda şeye döndü. Bütün seçim kampanyası
yatırımına tiktok'a yaptı. Tiktok üzerinden bütün seçim
kampanyasını yaptı ve neredeyse hani üçüncü büyük parti konumuna
ulaştı. Hani parlamentoda ve hani çok
büyük destek aldı şeyden gençlerden özellikle.
Ve hani arada bana şey geliyor hani ınstagram'da filan
videoları denk geliyor. Direkt şey yani hani ııı nasıl
desem hani böyle 1.900 ellilerde altmışlarda dolmuş bir almanın
izlemesi için yayınlanmış videolar gibi değil de hani
böyle kısa videolar net videolar hani direkt mesajı veren ve
biten videolar 10 saniye hemen siz formu anlatan veya hani o
şeyi gösteren videolar oluyor genelde hani bu daha çok hani
böyle. Şu kaydırma şeyi var ya
harekete? Doğru kaydırımı onu seven nesil
için yaratılmış şeyler aslında. Yani hani benim gözlemlediğim
öyle bir şey var yani. Bunun bir adı da var dimi?
Roling. Yok değil bi bi kısaltma adı
var. Şimdi söyleyemeyeceğim hemen
ama. Öyle.
Nan gibi filan öyle değişik. Şeyi yani bizim kuşak için
teknolojinin, daha doğrusu teknoloji ve iletişimin
göçmeniyiz biz. Ama sonraki kuşaklar, özellikle
de z kuşağı yerlisi. Içine doldular ve başka bir
dünyayı bilmiyorlar. Dolayısıyla.
Bunun yani hani telefonun ya da televizyonun ya da başka bir
iletişim ve teknolojinin olmadığı bir şeyin ne demek
olduğu hakkında bir fikirleri yok.
Dolayısıyla bu çok net ve keskin bir ayrım yaratıyor.
Ikincisi bizim kuşağın görünmek ve görülebilir olmayı istemek
gibi bir derdi. Hiç yoktu hiç olmadı.
Şimdiki eee kuşağın görülmek ve görmekle ilgili bir meselesi
var. Bilgi meselesi de şöyle, bizim
zamanımızda bilenler ve bilmeyenler çok net olarak
ayrılırdı ikiye. Şimdi herkesin her şeyi bildiği
ama derinlemesine bilip bilmediğini kimsenin bilmediği
bir yeni dönem yaşıyoruz. Işığı için anlatılırdı.
Bir konuda uzman olan o konuyu derinlemesine bilir ama her
konuyu bilmez ama gazeteciler her konuyu gayet düzeysel bir
şekilde bilir ve her konudan haberdardır.
Bizim zamanımızın gazeteci tanımı oydu. 10'a çıkart benzer
bir şehitten bahsediyorum yani o kadar biliyorlar demiyorum.
Tabii ki ne haddime onu iddia edemem ama görünen o ki her
konuda bilgileri var ama ne kadar bildiklerini hiçbir zaman
bilme şansımız yok. Bu 2 şey.
Çok dikkatimi çekiyor çok. Bana ilginç geliyor mesela.
Hocam bu söylediğiniz şey tamul bora ya bir kitapla ya da
konuşmasında şöyle bir şeyle de. Giriş yapıyor.
Kimin olduğunu hakikaten hatırlamıyorum.
Aklına birkaç isim var ama yine de isim söylemeyim.
Yani bir babanın oğluna öğüdü. Yani normalde bilgiyle ilişkimiz
bir bilgi de derinleşmek olmalı ama işte Osmanlı yıkılıyor.
Cumhuriyet genç bir Cumhuriyet dolayısıyla her şeyden az az
bilmem. Şu etapta gerekli gibi bir
durum. Yani aslında daha önceleri
bilgiyle kurulan ilişkide bu durum yadırganan yanlış görülen
bir şey. Her şeyden bilmek, her şeyden
yüzeysel bilmek. Hatta malumatfuruş diye bir
futbolmaduş bile vardı yani. Ya ııı.
Arada sorabilirmadım da sekülerlik için Batuhan yaygın
diyebilir miyiz bütün s kuşağı için?
Yani sanki o keskinlik. Keskin seçimler her yerde olduğu
gibi dini seçimlerde de yani dine yaklaşımda da öyle yani.
Dedim, sekülerliğin arttığı gibi sanki daha.
Katı bir dindarlığın da arttığı kesimler de yok mu ki acaba?
Evet, yani hani ılımlıların sayısı gittikçe azalıyor gibi
sanki? Evet, kesinlikle hani ııı ama
benim çevremde özellikle hani belki bu mezun olduğum liseden
işte üniversiteden kaynaklı daha çok böyle.
Hani sekülerleşmiş kesimi şahit oluyordum ben.
Evet. Yani bu çok ön yargım olacak
bilmiyorum ama mesela şöyle bir durum da var ııı özellikle
sosyal medyada gördüğüm yani sekülerlik tek başına değil ama
mesela ateizmin kendisi de böyle radikal bir din savunusu gibi.
Oluyor mu Batuhan? Evet, evet oluyor kesinlikle
bence. Şu diamond tema demi, yani hani
iş ışidli olmakla ateist olmak arasında bir yerde yani hani
herhangi bir yere kayabilir gibi yani.
Üslup çok kötü. Tartışılır.
Yani işte işte dindarlar şöyle, cahil dindarlar, hatta bazı
bazen cahilliğin ötesinde zeka geriliğine şey yapıyor.
Bu ben ulusal kongrede z kuşağıyla klinik temas.
Diye bir oturuma katıldım. Işte denizhan.
Ramakan'ın yönettiği can özen bilge, kılıç deniz sılavcı diye
bakırköy'den genç açısından arkadaşların konuştuğu orada
mesela ilginç gelen bir takım şeyler var bana belki onları da
buna ekleyerek ben artık susayım.
Bir tanesi şuydu. Her şeyi çok hızlı yapıyorlar
bir defa. Her şey çok hızlı ve her şey o
kadar hızlı ki hızlı olmayan şeyleri de ancak hızlandırarak
bravo edebiliyorlar. Aslında hepimiz zaman zaman.
Birtakım videoları çarpı 2 hızla dinliyoruzdur kuşkusuz ama onlar
için bu bir. Şey ne denir deefrasyon efendim.
Kural gibi bir şey diyorsun? Evet.
Evet gibi neredeyse bir bu ikincisi çok fazla.
Alkolle sigarayla işleri yok. Bir dopamin meselesi sürekli var
uyarana maruz kalarak kafeinle, enerji içecekleriyle bir
şeylerle ama bunu mesela başka yollardan elde etme ihtimalleri
sanki daha az gibi görünüyor. Ama özellikle belirgin olan hani
onları onlar hakkında bir şey daha çeker.
Bilgim yok ama. Özellikle alkol meselesinin son
derece de az olduğundan bahsettiler.
Bir takım yayınlarla filan ben hatta soru olarak şeyi sordum.
Yani alkolün az olması bu kuşakta yine hızla ilgili
olabilir mi acaba diye. Çünkü her şeyin çok hızlı olduğu
bir dünyada oturup yavaş yavaş hiç geçmenin yavaş yavaş sohbet
etmenin de çok hızlanmış olması lazım.
O zaman alkolde çok bize göre değil diye düşünüyor olabilirler
belki de. Bir de bu görülmek sürekli
kendilerini başka türlü photoshoplayarak şunla bunla
sunmak ve ölü olmayanı çok kabul etmemek gibi bir şey var.
Bir de yine ben yanılıyorsam düzeltsin bir real diye bir
uygulama da var öte yandan. Böyle çok kısa süreliğine
kendilerine en gerçek haliyle gösterip.
Onu da yapmak istiyorlar. Belki öbürüne bir antitez olarak
filan. Benim gözlemlerim böyle.
Belki hani bu hızla ilgili ııı şeyi söyleyebilirim.
Sanırım böyle hayatın her alanında eee kendini var etme
veya gösterme zorunluluğu hissediyoruz gibi.
Yani işte akademik alanda da başarılı olmalı.
Birisi aynı zamanda spor yapmalı, romantik ilişkilerinde
de başarılı olmalı. Ve bunların hepsini bir şekilde
eee afişe etmeli. Eee reklam eee etmeli ve kendini
parlatmalı bu şekilde gibi. Dolayısıyla hani bu işte
podcastleri veya işte youtube'da ki videoları 2 çarpı hızında
dinlemek çok sıradan bir şey aslında.
Yani onu yaptığımızda bile bir bilgi edinmek için bir aktivite
yaptığımızda bile bunu işte çok mümkün olduğunca hızlı.
Eee, hemen onu hallettikten sonra da hayatın diğer
alanlarına eee geçmeye yönelik bir çabamız var gibi.
Bence hani uyandırdığı izlenimler böyle oldu genel
olarak. Belki anlamla ilgisini pardon?
Ben şey diyecektim. Bu çarpı 2 kez dayız dinlemek ya
da izlemek konusunda. Ya bizim dönemimizde de vardı.
Bu arada örneğin biz şey yapardık.
Bölüm derslerim bazen hani o ses kayıtlarına falan alırdık onları
daha sonra dinleyip not falan alırdık.
Yani bunu yaparken de hani bazı hocaların cidden hani çarpı 2
hızla dinlemesi gerekiyormuş gibi hissederdim yani çünkü çok
yavaş akıyordu. Yani ama.
Bizim podcastte de böyle şeyler gelmişti.
Bir kaç kere eleştiriler gelmişti hani.
Çok duraksıyorsunuz ya da aralarda çok boşluklar var diye.
Yani bir insan konuşurken normalde de es veriyor.
Yani hani düşünüyor çünkü o arada ben o yüzden hani.
Şeyi mantıksız bulmuyorum. Yani hani bir şey dinlerken de
arada bir es olsa hani ben ben o dinlediklerimi bir özümsesem ne
olduğunu anlasam bana daha mantıklı geliyor açıkçası.
Ama servis edilen videolarda o araları keserek çıkararak her
türlü haber programı, youtube videosu, vesaire gibi şeyler
yapıldığı için. Alışık olunan şey öte yandan
haksız değiller yani yani. Burada bir performans
sergiliyorsan o performansın gerçeğe uygun olması beklenen
şey değil. Dinleyenin kulağına hitap
etmesi? Gibi bir durum var yani hani
Tahsin söylediği çok doğru. Hani bu podcastteki sohbet
doğallığının gereği eslerle gidiyor.
Ama ııı neticede bunun da bir performans olarak görüldüğünü
düşünürsek ııı ideale yakın olmasını bekliyorlar.
Herhâlde dimi yeter yeterince hızda dinleyiciyi sıkmayacak
şekilde. Şimdi ben tabii bir de şeyi
merak ediyorum. James'in demin sen bir soru
soruyordun da soru yarım kaldı, o aklında mı hala sormak
istiyorum işe. Anlamla ilgili olarak ııı
hissedilen arayış, daha önceki kuşaklardan farklı mı?
Diye aklıma geldi. Yani yapılanın o kişilere ifade
ettiği z kuşağındaki kişileri ifade ettiği.
Şeyin. Iıı.
Anlamın. Ve beklentinin ne olduğunu
duymak istedim. Zor sordu.
Valla baya zordu. Kötü de bir soru oldu tabii bu
kadar. Müten bir şeylikten söz ettin.
Güzel de onu batonunun üstüne yıkmak.
Yani batuhan'a şu an hayatın anlamını anlatmasını bekliyoruz
Batuhan. Şöyle şöyle söyleyeyim, herkese
birden sonra yine bakarsanız, daha önceki kuşakların anlamdan
anladıkları şeyle zeynin şimdi anladığı şey birbirine benziyor
mudur ki acaba? Yani bizler düşünelim diye hı?
Önce biz ne anlıyorduk biz söyle bakalım.
Ondan sonra değer değer seçimleri vardı mesela işte ne
olabilir anlamda olabilecek şey. Inanç belki bizim çevremizde şu
anda batuhanın çevresinde olduğuna göre daha yaygın bir
şeydi. Anlamlı bir şeydi, dini inanç.
Onun dışında. Olmak değil ama.
Nasıl dindar olmak değil? Dindar olmak değil ama inanç
derken? Bir kabul, dünyaya da inanmak,
insana da inanmak, eşitliğe de inanmak filan gibi bir
inanıştan, inançtan bahsediyorum.
Yoksa sonra gelen kuşakları bir kısmı bizim kuşaktan daha
dindar. Ülkü gibi mi hocam sizin
söylediğiniz? Evet.
O ülkülerin şimdi sanki daha az hissedildiğini daha.
Olumlu anlamda söylemiyorum ama. Eee, dünya böyledir gibi bir
kabulle hareketli diye söyleyeyim, bir olumlu bir şey
söylemiyorum da stori bir bakış olduğunu belki söylemek.
It izotiz gibi bir şey sanki. Onun dışında ne vardı?
Yaptığım işin göstermek ve yükselmek akademiden söz
ediyorum. Tabii ki genellerine girecek bir
şey değil ama. Tıp eğitiminden akademiden
ihtisasdan filan. Göstermek üzere olduğu kadar
öğrenmek üzere de hani daha derinlemesine çalışmak dedin.
Yemek ve öğrenmek çok önemliydi. Evet en güzel evet ifadesi bu
kısaca. Ve o çok önemliydi ve onunla bir
şeyleri değiştirebileceğimize olan inancımız da.
Gene inanç, evet. Evet.
Tabii bu tepk güzelleme gibi oldu aslında yani buydu.
Bizim amacımız zaten z kuşağından birini çağırıp böyle
evire çevire şey yapmak. Dövmek, dövmeyelim, başka bir
şey var orada. Z kuşaklarına vekaleten.
Ama şanlı öte yandan z kuşağının aslında.
Tırnak içinde çok iyi olduğunu da düşünüyorum.
Yani inanılmaz bilgiye sahipler ama o bilgiyi kullanabilme
becerileri yani z kuşağından biriyle konuştuğum zaman ben
onun duygu durumunu, ifadesini çok anlamıyorum bazen ama öyle
şeyler söyleyip öyle şeyler sorup öyle şekilde davranıyorlar
ki hayranlık duymamak. Elimde olmuyor bazen bir yandan
da. Dolayısıyla ikisi bir arada
kendi ölçülerimizle ya da kendi değerlerimizle bakmadığımız
zaman hayat daha kolay oluyor. Şimdi tekrar toparlayayım, ben
isterseniz. Şeyi şimdi cem hoca'nın sorduğu
soru, yani batuhan'a bir z kuşağı.
Hayatın nasıl anlamlandırıyo ve belki bizim kuşakla ya da işte
önceki kuşakları düşünüp belli bir ülkenin olduğunu söyledi.
Göstermenin daha az asıl bilgiyi öğrenmenin daha.
Bizim için önemli olduğunu söyledi.
Tabii bunu böyle bir karşıtlık oluşturarak bir övme noktasından
baktığını da söylemiyorum ya oradan bakmak.
Istemiyorum. Bir de şunu ekleyeyim ki,
Batuhan daha rahat, belki o zaman daha serbestçe şey
yapabilir. Öyle z kuşağını da bumur denen
kuşağı da zaten bummer türkiye'den kaynaklanmış bir şey
değil. Şimdi türkiye'yi ve kendi
çevremizi konuşurken de. Gene bütün topluma
genellenebilecek bir şeylerden söz edemeyebiliriz.
Belki z kuşağı hangi çevrenin z kuşağı en çok mesela belki
eğitimden, akademiden kendi çevreden söz edebilirsin ama
tabi şartta değil, sadece onunla sınırlı kalmak.
Ilk aklıma geleni söyleyeyim mi biraz açmak için mesela
ulaşabildiğimiz makale. Sayısı ve ulaşma hızımız çok
farklı. Şimdi.
O mesela okumayı, anlamayı, tartışmayı nasıl etkiler ki
acaba? Ya bizim için gerçekten hani bu
pubmed'de araştırma yaparken böyle yıllara göre hangi konuda
ne kadar makale yayınlandığını gösteren bir grafik çiziliyor.
Neredeyse her konuda işte 2.000 yılında itibaren böyle absürt
bir yükseliş oluyor. Dolayısıyla bir konuda araştırma
yaparken çok fazla sayıda materyele ulaşıyoruz biz.
Ama o bilginin değerini biraz bizim gözümüzde azaltıyor mu
acaba diye düşünüyorum. Ben ve böyle istediğimiz o.
Bilgiye tam isabetli olarak ulaşmamızı da zorlaştırıyor
sanırım. Çünkü çok fazla kaynak arasında
da kaybolduğumu biliyorum ben. Yani araştırma yapmak.
Kolay bir şey değil benim için o anlamda bu burada belki hani
önceki nesillere kıyasla en büyük farklardan biri de ve bu
yapay zekalar oldu diyebilirim yani hani.
Çok çabuk bir şekilde onlara başvurduğumuzu düşünüyorum.
Ben özelliklerini bu araştırma sürecinde tıkandığımda ben tam
olarak şu nitelikte bir bilgi istiyorum, 10'a çıkart göre bir
araştırma yapar mısın diye bir komutu bence çok iyi yerine
getiriyorlar. Hani son zamanlarda bana çok
yardımcı olan araçlar oldu. Belki hani öncekini nesillere
kıyasla en büyük farklardan biri olarak bunu söyleyebilirim ben.
Mümkündü o yani bu kadar rafine bir şekilde değildi belki ama
zaten yapa geldiğimiz şey google'dan önce bilmezseniz 6
tabista diye bir şey vardı filan.
Onlar zamanında da böyle şeyler yapılabiliyordu taramalar ama
biz tabi kendimiz yine ayırt etmek zorundaydık sizin
şansınız. Istediğiniz nokta atışı bilgiye
ulaşabilme şansı herhâlde. Ama bir farklı daha var, orada
karşılıklılık var. Hı yani yapay zekalarla olan
ilişkide ııı bizim ilişkimiz de tek taraflı bir şey vardı.
Şimdi ben yapay zekaya kendimi ne kadar çok tanıtırsam.
O bana o kadar daha isabetli sonuçlar veriyor değil.
Mi? Bir karşılıklılık işi çok
değiştiriyordur. Ya da kişiselleşme.
Hmm bireyselleşme yani yani? Bireyselleşme değil de
kişiselleştirme, yani seni daha iyi tanıması gibi senin
özelliklerini bilme ihtiyacı gibi filan.
Google'ın böyle bir ihtiyacı yoktu.
En fazla neyin nasıl sorduğunla ilgileniyordu ama şimdi tam
olarak ne istediğini soruyor ve sen hatta verdiği cevabın
sonunda şunu şunu da daha açayım mı ya da bunu böyle yapayım mı
filan diye de değil mi? Devam et.
Buradaki küçük bir müzik molası verelim.
Bugünkü müzik parçası olarak mozartın bi öğlen sonra
tasarımın alegro kısmında dinleyeceğiz.
Daha sonrasında tekrar birlikteyiz.
Müzik arasından sonra tekrar birlikteyiz.
Söz ettiğim üçün hocaya bırakıyorum.
Peki yani demin benim soracağım şey de şuydu, klinik açıdan bir
şey değişiyor mu çünkü. Hani kategorik olarak bir takım
tanılar da acaba şekil mi değiştiriyor?
Sonuçta sağ olsun. Türkiye'de Sağlık Bakanlığı
sayesinde 10 dakikada hasta gördünüz.
Çünkü son derece hızlı her şey bu da z kuşağının.
Çok sıkılmamasına yardım ediyordur da.
Hani 20 dakika 40 dakika olsa eyvah ne konuşurduk ne sorardık
diyebileceğiniz bir durum oluyor mu gerçekten bu 12 biz uzun uzun
sorardık. Bilgi almaya çalışırdık.
Sizin bir takım sosyal medya hesaplarına hastaların biliyor
olmanız eğer varsa bir öykü anlayışını çok hızlandırıyor
mudur? Bunu da merak ediyorum.
Üçüncüsü az evvel ben koptum, tekrar bağlandım mesela.
Gittiğim bir kongrede online olamama anksiyetesi diye bir
ankseteden ve online olamama anonsesi için açılan
polikliniklerden söz etmişti. Amerika'da bir konuşmacı.
Değişen bir şey de mi var, bakışta mı var?
Birtakım yeni adlandırılan hastalık tabloları da vardı.
Geçen 2 yıl önce gittiğim kongrede ama onların işte
fononfor filan gibiymişler. Ama ben onların zaten.
Eski şeylerin hani eşeği boyayıp satmak gibi bir şey olduğunu
düşünüyorum öte yanda. Boyadığın eşeği gösterme
imkanları çok arttığı için. Mesela tear of misin ad işte
fomoo eskiden de tarif ediliyordu.
Ama fo adını biri koyduktan sonra herkes fomu demeye
başlayana kadar çok daha uzun vakit geçiyordu.
Büyük ihtimalle. Evet.
Işte yani bu bu gibi şeyler acaba klinikte ne değişiyor
dersin Batuhan? Aslında hani üniversite
kliniğinde olduğumuz için biz belki o 10 dakikada hasta bakma
olayını çok deneyimlemedik henüz.
Mecburi hizmet ekip de tabii ki işler değişir ama yine biz
klinikte epoli klinikteyken en azından yarım saat
ayırabiliyoruz hastalara. O açıdan pratiğimizin
değiştiğini çok söyleyemeyeceğim.
Serviste de aynı şekildeydi. Bu arada yani serviste de.
Çok fazla sayıda hasta takip etmiyorduk.
Ideal sayıdaydı bence yani 34 gibi böyle olunca eee hastalara
çok vakit ayırabiliyorduk. Yani her gün hepsiyle birer saat
bile görüşebiliyorduk. Dolayısıyla hani o açılardan.
Önceki nesil psikiyatristlere göre çok eksik kaldığımı
hissetmedim. Ben bir de hani psikiyatri de
böyle çok belirgin teknolojik gelişmeler olmuyor.
Yeni eee kan belirtecileri bulunmuyor.
Dolayısıyla o görüşmenin önemi hep ön planda.
Hocalarımız da bize sık sık bunu hatırlatıyor.
Bana sorarsanız hani pek bir değişiklik fark etmedim,
hissetmedim ben o anlamlarda. Yani dinlerken sıkılmıyorsan
zaten bir soruyu unuttum, ben hiç buradan onu anlıyorum ben.
Takılmak bir yana aktif olarak sormanın ve neyi soracağına
karar vermenin önemli olduğunu görebiliyorlar.
Ne güzel ki. Evet engin beyin sözü aklıma
geldi. Sosyal ortamda birini dinlerken
sıkılıyorsanız sizden psikiyatrist olmaz demişti bir
keresinde. Merak etmek ilgi duymak filan.
Dinleyebilmek daha çok hani? Entik dinleme becerisine sahip
olabilmek. Bilgiyle ilişki konusunda ııı
isim vermeden ııı böyle şeydeyken kendi hocalarımda ya
hocalarımdan gördüğüm şöyle bir şey vardı, bu tabii z kuşağına
uyarlanabilir mi? Biraz ucundan uyarlanabilir.
Şöyle çok kıdemli bir hocanın. Bilgi yapısı şöyle geliyordu,
bana çok sağlam bir iskeleti var ve bu iskeletle.
Yeni gelen bütün bilgileri direkt o iskelete göre
yorumluyor şekil veriyor, bünyesine katıyor ya da almıyor,
katmıyor gibi. Mesela.
Şu direkt örnekte verebilirim işte terapi ekolleri konusunda.
MD r'yi hemen değerlendiriyor. Kendi iskeletine göre yok bu
psikiyatri de. Kabaca söylüyorum, uygun değil
deyip kabul etmiyor. Ne bileyim kabul kararlılık
terapisini diyelim. Hani ek bunların birbirinden
üstünlüğünde ilgili bir şey söylemiyorum ama bu uygun diyor.
Psikiyatrik rahatsızlıklara ve kabul ediyor.
Belli bir şeylik getiriyor. Bu özgürlük getiriyor ama bir
yavaşlık hali bu. O her şeyin kendi elinde olduğu
çerçeve ya da iskelete göre değerlendirilip.
Işlenmesi. Ama daha genç bir uzman.
Böyle bir iskelete çerçeveye sahip değil ama psikiyatrist
olmasına rağmen bir hafta sonra bize güzel bir antropoloji
makalesi yaz getir desem getiriyor.
Yazıp getiriyor ya antropolojik bil hiç bilmemesine rağmen
mesela diyelim. Yani sanki ikincisinde bilgiye
nereden ulaşacağı ya da o bilgiyi nasıl?
Evet, bilgiye nasıl ulaşacağıyla ilgili ekstra bir yeti var ama
fazladan bir esneklik var. Iıı ne dersin?
Batuhan, bu fazladan esneklik zararlı bir bir noktadan da
bakmıyorum. Hani faydalı da olabilir ama.
Işte of hani fazlalığın esneklik dediğin şey abi belki bir konu
üzerine yavaş ve derince düşünmemizi engelleyen bir şey
oluyor bizim için böyle. Yani ben kendimde daha çok fark
ediyorum. Onu bir konu üzerine araştırma
yaparken çok fazla sayıda kaynaktan sanki yüzeysel
okumalar yaparak bir şeyleri bir araya getirmeye çalışıyorum.
Eee bilgi yükü fazlaca oluyor o araştırmanın ama çok da yeni bir
şey söylüyormuş gibi gelmiyor bana mesela.
Ortaya koyduğumuz şey. Eski nesillere kıyasla belki
böyle bir fark var. Ben şey dicem ya bu ııı şeyden
eee temizlenince bahsetti de hani psikiyatristlerin kuşak
farklarından bahsetti ya belki orada şeyin katkısı da olabilir.
Hani aldığımız tıp eğitimlerinin katkısı da olabilir diye
aklından geçti. Benim ya şu açıdan yani hani.
Hani o baby boomer dediğimiz nesli düşünecek olursak hani
bize doğru gelecek olursak hani OO nesil biraz daha hani böyle
nasıl desem? Daha az kişiyle eğitim alan hani
biraz daha. Hocaları biraz daha şey olan
böyle tanrı hekim gibi olan diyeyim.
Hani öyle anlatayım biraz. Yani şey.
Kötüsüyle. Değil, hayvanların kavramı var
ya büyük hoca aynen büyük bir profesör şeyi, profesörde,
profesör. Yanisin buna şey eklemesi de
yapabiliriz ama yani. Ağrının köyüne gittin hiçbir şey
yok. Şöyle bir hasta geldi, ne
yaparsın mesela? Yeni yeni nesle böyle bir örnek
verilemez. Doğru değil, köy köye
gitmiyoruz. Artık her yerde tomografi var
falan filan şey de. Zaten anında cep telefonundan
her şeyi buldum. Var yapar yani.
Hiç gerek yok. Eee ya bir de şey değişti
sanırım ekolü yani yaklaşım değişti sanki biraz daha yani.
Bence hani ya bizim hocalarımız biraz daha şey hani bölüm abi
patenalistik şeyleri oluyordu, tutumları oluyordu hastaya karşı
ama ya benim örneğin daha rahatım yani bu konuda hani
örneğin hani hastanın muhakeme becerisi yerindeyse hani tedavi
almak istemiyorsa kimse zorla tedavi veremeyeceğimi göre iyi
diyorum. Hani geçmiş olsun diyorum.
Bir şey olursa tekrar başvurursunuz diyorum.
Hani bir şey demiyorum. Yani hemen hani hasta.
Örneğin tedaviyi reddettiği zaman ya da kabul etmediği
zaman. Eee belki hani bizden önce ki
nesiller biraz da hani şey olabilir.
O konuda hani biraz daha patenlestik bir tutum takınıp
hani biraz daha Babacan bir tavırla eee yaklaşabilir ama ben
genelde tercih etmiyorum açıkçası.
Yani belki bu benim karakterimdir, o da olabilir ama
öyle bir şey de var. Yani hani zaman geçtikçe biraz
daha böyle. O dediğim şeye doğru gidiyor
yani hani o yani tıp fakültesinde edindiğimiz bazı
karakterler de bizden önce ki nesilden edindiğimiz bazı
karakterler de bizi etkiliyor diye düşünüyorum ben.
Babacan değil de otoriter demek daha doğru.
Yani çok kullanılı bir yandan yüklemek gibi olmasın ama senin
gözlerin bana göre tamamen doğru.
Yani hem senle ilgilidir. Belki senin esnek olmanla da
ilgilidir ama hem de kuşakla da bir ilgisi olsa gerek onu.
Bir de, yani benim fark ettiğim şeylerden biri de.
Ya bizden sonraki yani tıp fakültesinde okuyan arkadaşlar.
Yani bir sene 2 sene sonra edemiyorum.
Yani 45 sene sonra okuyan insanlar biraz daha sorgulamaya
meyilli oluyor. Yani hani yaptığınız işleri ya
da başka şeyleri sürekli olarak sorguluyorlar.
Neden hani filan gibi ya bizde şey gibiydi yani hani ben
örneğini Almanya daha önce staja geldiğimde çok şey yapmıştım.
Hani şaşırmıştım. Cerrahide staj yapmıştım ben
örneğin cerrahide staj yaparken hani türkiye'de cerrahi şey gibi
bir şey. Yani hani askeriyeden farksız
bir yer. Yani hani hocaya soru sormak
değil, hani asistana soru sorarken bile zorlanıyorsun yani
sonuç itibariyle böyle sürekli olarak hani burca geliyor işte
anlamadığım bir şey var mı? Hani şunu anladın mı buna ya çok
şey yapmıştı ben hani şaşırtmıştı beni rahatsız
etmişti açıkçası. Aynı bu ne kadar ezgi ezik bir
hoca. Yok ezik bilmem değil de yani
hani beni şey yapıyor yani hani benim nasıl desem?
Işten bir rahatsız ediyor. Yani hani beni niye bilmiyorum?
Hani sanki şeyi bozulacakmış gibi aramızdaki hiyerarşi
bozulacakmış gibi hissediyorum. Belki de öyle bir şeyim oluyor.
Ya buradaki insanlar örneğin daha rahat yani o konuda ama
yine şey var yani hani eee daha yani işte bazen şeyler geliyor
bana tıp fakültesinde okuyan öğrenciler filan geliyor yanıma
ya sürekli sorguluyorlar. Yani sürekli bir şey soruyorlar
ve hani sürekli bilginin kaynağını öğrenmek istiyorlar ve
hani bir şeyleri tekrar tekrar gözden geçiriyorlar.
Bazen hani bunaltıcı derecede sorgulayıcı olabiliyorlar.
Yani o açıdan ilginç geliyor bana.
O bahsettiğimiz o otorite kavramına yani en uzak nesil.
Şu anki nesil olabilir diye düşünüyorum.
Işte o yüzden de çoğu daha kaliteli olduklarını
düşünüyorum. Ilginç bir şekilde, yani belki
aralarında olmayanlar da vardır. Tabi ki her yerde vardır da
genel olarak bakınca çünkü mesela ben uzun bir aradan sonra
ilk defa ulusal psikiyatri komisine katıldım.
Yani bir işte 1.400 kayıt vardı aşağı yukarı ve görünen o ki
çoğunluğu YVZ kuşağı. Katılımcılarından oluşuyordu,
bütün salonlar doluydu. Neredeyse tıklım tıklım doluydu.
Dışarıdan sandalye getirecek kadar ve hepsi son derece ilgili
izliyorlardı. Tabii oturup eskiden kağıt
kalemle not alan tipler olurdu. Şimdi belki fotoğraf çekiyorlar
yahut kaydediyorlar bilmiyorum daha teknolojik oluyor
olabilirler ama ilgiyle izlediklerini.
Gördüm şunu soracağım, yani o kadar da hız hani hız ve ses çok
konuşuluyor ama mesela oturup oradaki bir buçuk saati sakin
sakin sonuna kadar dinliyorlar. Üstelik çarpı 2 yapma şansları
da yoktu. Tahsin'in sorduğu soru, böyle
biraz otoriteye karşı daha az boyu değici olmakla ilgili
düşünüyorum. Batuhan ne diyorsun?
Yani şöyle sorayım, daha doğrusu şimdi.
Anlatırlar ya işte postmodernlerinin kurumlar
zayıfladı. Statüler, etiketler, eski
anlamlarını çok şey yapmıyorlar. Artık işte sosyal medyanın
etkisiyle. Eğitim düzeyi daha düşük olan
birisi profesöre bu konuda da hiçbir şey bilmiyorsun diye
yazabiliyor. Falan hani iyi ki yazabiliyor.
Bu arada hani bundan rahatsız değilim.
Ya ama mesela tıp fakültesi de Tahsin de söylediği gibi
sorsinin söylediği o sürekli sorgulama halini ben şöyle
yorumluyorum, hani daha derin öğrenmek elbette var ama belki
önceki nesillere göre bilgi olduğu gibi kabul etmeme hali
var. Böyle konuşuyorsun ama ne belli
böyle olduğu gibi bir sorgulama bu otoriteyi.
Işte belki aynı jargon'la söylersem takmama meselesine ne
diyorsun? Sebebi hakkında bir fikrim yok
açıkçası. Ama aynı trendi bende görüyorum
gerçekten. Yani bir de bilgiye ulaşmanın
çok daha fazla çeşitli yolları var gibi sanki artık hani sadece
hocanın söylediğiyle yetinmek zorunda değil veya sadece
kitaplardan okuduklarıyla yetinmek zorunda değil de.
Çok kolaylıkla işte aynı konuda konuşan ııı Amerikalı bir
profesöre de ulaşabiliyor. Eee, dolayısıyla hani.
Ve orada hani oradaki bilginin daha güncel olduğu daha doğru
olduğu yönünde bir inanç da var. Dolayısıyla böyle bir kıyas
yapıp tabi ki onu tercih ediyorum ben diyebiliyor sanırım
insanlar veya işte hani kendi hocasının bilgisini biraz
küçümsüyor mu diyeyim bilmiyorum.
Bununla alakalı olabilir belki. Ama kesinlikle ııı söylediğin
şekilde bir trend var abi ya. Yapıyorlar bence yani?
Otoritenin bu kadar çok sorguluyor olması çok çok iyi
yararlı bir şey. Gelişme için kesinlikle.
Bir şarkı koyabilir miyim buraya şöyle ki, tıp fakültesinde bana
göre hala. Ustadan öğrenme diye bir şey var
ııı bir de eee bir de şu temin içinde de hemen bu bir sürü şey
çağrıştırdı galiba. Öyle anlıyorum.
Bir de oradaki hiyerarşide gerekçelendirebileceğimiz bir
şey de vardı. Sosyal bilimlerde olduğuna göre,
çünkü hata yaparsan çok daha büyük zarar verirsin.
Eee ve o zaman da işte o yetkiyi atfetmek veya onu hissetmek
lazım. Ben yer şeyde.
Tamamen yani. Hiyerarşi.
Ya bunu sorgularken otorite vesaireyi acaba tam da senin
işaret ettiğin yerden acaba daha kıymetli olan ne oldu?
Hani evet çok kolaylık kolay şeyleri bulabiliyorlar, doğru
daha iyisini, şunu bunu o zaman daha çok bilen ya da.
Hani söylediği şeye kolay ulaşılabilen birisi varken
karşında daha kıymetli olan ne ki artık.
Bir tane kendimize yine çuvaldız, özür dilerim, çok ııı
atladım lafa şimdi ama bu iğne çuvaldız gibi bir şey olacak.
O hiyerarşinin daha çok hissedildiği dönemde.
Bizim eee her zaman ulaşabilme imkanımız daha fazlaydı.
Yani hocalarımız her zaman için hazırdı.
Kapılarını çaldığımız anda akşama kadar hep ulaşabilirdik.
Hocalar ulaşılabilirdi. Evet, tabii biz asistan olarak
ulaşırdık. Öğrenci olarak soru
sorabilirdik. Şimdi bize ulaşma imkânları.
Çok anlaşılabilir nedenlerde de olabilir.
Iıı daha az gibi sanki? Imkanımı az isteğim az.
Asistanların imkanları da daha az ve ikisi işte tavuk, yumurta
gibi sanki. Hocam, sizin söylediğiniz şey
yani tıp gibi pratik bir disiplin ııı belli düzeyde ve
bazı alışkanlıkları elde ederken sorgulanmamayı da gerektiriyor
aslında yani. En azından bir süreliğine?
Evet ya ilk etapta dimi, evet bir şey birçok edindiğimiz
beceri'yi çok ezbere ve neden yaptığımızı bilmeden yaparız.
O açıdan dediğiniz gibi şöyle öyle bir şerh düşmek iyi
olabilir, yani otoriteye karşı çıkmak, otoriteyi sorgulamak ya
da inanmamak diyelim. Bu açıdan zararlı olabilir gibi
diyebilir miyiz? Tıpkı.
Evet sorgulamak iyidir ama her zaman.
Sadece sorgulayarak da tıp gibi böyle bir sağlıkla ilgili bir
alanda da. Iyi bir eğitim alınmayabilir.
Yani neyi? Sultan günahlar kötü oluyor o
mesela. Yani mesela.
Tutanın yaptığını yapmak yerine iyi biliyor mu diye.
Eee sorgulamak. Yani o becerin edilmesiyle
ilgili şeyi biraz ketlemez mi hocam?
Timuçin öz yani ustanın söylediğini ilk etapta beceriler
biraz öyledir diye düşünüyorum. Hani ilk etapta çok
sorgulamazsın, taklit edersin hatta copy hatta taklitin
ötesinde kopyalarsın sonrasında öğrenirsin ha biz bunu bundan
dolayı yapıyoruz gibi. Yani benim şefim, ben asistanken
bana şey derdi. Beni önce taklit et soru örnek
al derdi. Yani bu bu iyi bir şey ama
bilimsel. Iddianın olduğu bir yerde
sorgulamamak facia tabii yani bence her şey sorgulanmalı.
Sonuna kadar sorgulanmalı ama sizin burada kastettiğiniz şey
deneyimin aktarılmasında sorgulamayla zaman kaybetmemek
mi? Onu anlamıyorum tam.
Ondan ibaret aslında. Amacına ters biraz yani hocam
yani oradaki sorgulama çok bir şey katmayacak belki ya da bir
deneyim. Tabii burada cem hoca o yüzden.
Herhâlde, yani ııı, otoriteyi sorgulamak hayırlı bir iş ama
tıp gibi pratik disiplinlerde kopyalamayla öğrenilen
yönlerinin olduğu durumlarda. Yani zaman kaybetmekle çok
ilişkisi var. Doğrudan kopyalayıp ilerlemek
iyi olabilir yani. E hastaya kim ilişkisinde de
10'a çıkart bakarsınız. Öyle oluyor.
Yani bazen söylediğiniz şey tırnak içinde hastanın hayrına
olacak bir şeyi kestirmeden şunu şöyle yap diye söylediğiniz
durumda o bunu kabul etmeyip sorgularsa geç kalabiliyor.
Belirtiler değişebiliyor. Çok daha kötü konumlara
düşebiliyor filan. Ama.
Yine de hastanın otoriteyi böyle de olsa sorgulaması, her şeyi
peşinen kabullenmesinden daha hayırlı bir iş.
Evet bir ayarı bulunabilir herhalde.
Evet, evet, yani kastettiğim asla hiç sorgulamadan her şey
yapılmalı olmamalı ya biraz şunu da vurgu yapmak istemiştim.
Yani hiyerarşiyi esasında. Tamamen tukaka görmemek için tıp
tıp fakültesinde ve ihtisas'ta. Çünkü riski edeceğin şey yani
onun yaptığını yapmayarak sorgulayarak riski edeceğin şey
sağlıkla ilgili bir şey olabilir.
Bir tek psikiyatri da düşünmeyelim.
Bu cerrahilerde hep daha fazla hissediliyor.
Çünkü orada hata yaptığın zaman düzeltilmesi çok daha güç
sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Buyurun bunun gibi bir şey demek
istedim. Ben de benzer bir şey
söyleyebilirim. Belki hani hocalardan gelecek
teorik bilgiye karşı hep eleştiri eşiyim veya sorgulama
eşiyim. Daha düşük gibi, yani onu
alırken hep bir süzgeçten geçiriyorum ama örneğin servis
vizitinde veya bu genel vizitlerde, büyük vizitlerde
veya heyete hoca hasta görürken o pratiği esnasında yani çok
daha az sorgulayıcı olduğumu. Hissediyorum yani sanki orada
böyle bilinç dışı bir öğrenme gerçekleşiyor ve akışta
ilerliyorum. Şimdi bunu neden dedi?
Gibi bir sorgulamaya girmektense.
Iıı sadece öğrenme modunun açık olduğu ve çok daha az
sorguladığım bir yer gibi geliyor.
Çünkü bazı bilgilerin teoriye dökülemeyecek gibi bir yönü var.
Yani bisiklet sürmek örneği. Bunun için hep iyi bir örnek ya
yani bisiklet sürmenin teorinin peki bir kıymeti yok.
Bisiklet süren birisini taklit ederek.
O nasıl yapıyor, nasıl duruyor ııı gözleyerek öğreniyoruz.
Biraz ve tekrarlarla burada. Hatta bisiklet sürmeyi
bileşenlerini ayırıp nasıl oturacağız?
Nasip çevireceğiz, nasıl postürümüz nasıl olacak kısmına
odaklandığımızda tam tersine esnekliğimiz bozulacak.
Bisiklet sürmemiz daha zor olacak.
Yani cem hoca'nın söylediği şey tıp gibi pratik disiplinler de
beceri de öğretiliyor ve beceriler doğası gereği bazı
beceriler. Doğrudan teorik bilgiye
dökülemeyen şeyler. EO zaman aslında demin sorduğum
sorunun cevabını böylece almış oluyorum.
Ben batuhan'dan yani hani bilgi çok kolay ulaşılabilir bir şey
olduğuna göre daha kıymetli olan şey nedir sorusunun cevabı biraz
becerinin aktarılması ve öğrenilmesi galiba.
Böyle anlıyorum. Ama demin bir şey söyledin.
Akışta olduğum zaman bu da çok kullanılan bir terim ya yeni
akışta olmamak bu sorgulanan bir şey mi?
Yani şu anda akışta mıyım değil miyim, ne zaman olacağım falan
meselesi nasıl yaşanıyor? Sizin kuşakta.
Ya sanırım geçip gittikten sonra ha ben akıştaymışım gibi.
Farklı dalgalardan falan. O andayken çok fark edemiyoruz
sanki. Ben z kuşağından acayip
umutluyum. Bu arada onu söyleyeyim.
Bir de böyle bir şey var değil mi hocam?
Evet yani yani aşırı umut ve şey yani zaman hiç böyle
düşünmüyordum. Yani ilkte ve konuşulduğu zaman
ya işte enteresan tuhaf bir şey filan gibi geliyordu ama sonra
zaman içinde. Tanıdıkça gördüm ki ve aynı
kodlarla konuşmuyoruz. Aynı kodlarla düşünmüyoruz.
Bambaşka yerlerden bakıyorlar ama.
O bakışın getirdiği. Inanılmaz bir devinim ve ileriye
doğru hızla gidiş var. Yani kendimi çok kolay emanet
edebileceğim bir sürecin. Şoförleri olduğunu düşünüyorum
açıkçası. Iyi etmen de ben söyleyeyim mi
hocam? Bu nesil direkt ekonomik krizin
içine doğdu böyle diye düşünüyorlar.
O yüzden hani yaratıcılık konusunda bence diğer önceki
nesillerden biraz daha şeyler iyiler bu konuda yani ekonomi
olmadığı için bazı şeyleri kendileri ekstra halletmek
zorunda kalıyorlar. Daha yaratıcı olabiliyorlar diye
düşünüyorum. Evet, eks ve y'ye göre bizim
yaşadığımız ekonomik sıkıntıları bilme konusuları aylar ama daha
bilgili ve daha kolay olduğuna ulaşıyorlar gibi görünüyor.
Sanki bilmiyorum. Hem batuhan'a bir soru sorayım
ııı, orada durduğun yerde böyle bütün samimiyet ve içtenliğin
hatta cesaretinle. Yani biz bizde gördüğün sıkıntı
hata nedir hocam dibinde? Yani şunu yapamıyorsunuz ya da
şu olsa daha iyi olur gibi belki de ya da önceki nesli eleştirin
diyeyim. Yani kabaca genel olarak podcast
ile ilgili bir soru değildi ama bu yani yo yo.
Bilirsin ne olduğunu? Aynen o değil mi?
Evet. Hatta doğrudan başla.
Peki? Ya podcastle ilgili gerçi
sonradan düzeltildi. Eee ilk baştaki o ııı küçük
kaktüs biraz özensiz gibiydi. Sanki o hani sembolü olan çizim
onu düzelttiğiniz için teşekkürler öncelikle.
Bir de bazen belki hani? Konular ilerlerken.
Çok sistematik değil de dağılmaya müsait olabiliyor.
Konuşmalar ben bu tarzı daha çok seviyorum ama eleştiri olarak
çevremden daha sık duydum bunu. Yani daha sistematik ve peş peşe
takip eden şekilde olsa daha çok keyif alacağına ve daha çok
öğreneceğini düşünüyor insanlar sanki.
Bir eleştiride bu olabilir. Sanırım bu ikisini
söyleyebilirim. Eee ya sizin hani.
Y vex nesne gelince nasıl bir eleştiri yapabileceğimi çok.
Düşünemiyorum şu an. Belki hani biraz daha.
Temkinlilik mi? Bizim nesle göre sizde öne çıkan
belki hani bu eleştiri konusu olabilir.
Gelişimin önüne ket vuran bir şey bu.
Hani bir z kuşağı olarak sanki daha.
Özgür girişken ve cesur olabiliyoruz gibi hissediyorum.
Ben bilmiyorum siz ne düşünürsünüz?
Eee katılırız. Kesinlikle.
O yüzden emanet edebilirim kendimi diye düşünüyorum zaten.
Peki size ama kötü bir buymuş yani?
Pek hani gözü kara ve. Şey değil, dikkatsizce olduğunu
düşünmüyorum. O yüzden.
Değil reçetar değil, sadece cesur.
Evet bu yüzden önemli. Size kötü bir dünya bırakmadı
mı? Peki Batuhan o konuda ne
düşünüyorsun? Evet, politik olarak, ekonomik
olarak. Çok kötü gelmiyor belki de
Tahsin abinin dediği gibi içine doğduğumuz için normalimiz bu
gibi Türkiye özelinde hani daha kötüye gidiş hissediyoruz bence
ama yine de ben hani kendi arkadaşlarımda da belirgin bir
umutsuzluk görmüyorum. Yani işte bu belki 15 10 sene
önce daha fazla gibiydi. O zamanlar hatırlıyorum ben hani
tıp fakültesindeyken. Türkiye'nin geleceğiyle ilgili
de daha çok endişem olduğunu hatırlıyorum.
Hatta bu çok fazla sayıda doktorun almanya'ya gitme
fikirlerinin eee böyle filizlendiği dönemler belki o
zamanlar ama sanki işler daha kötüye gittikçe.
Böyle suyun soğukluğuna alışmış gibi olduk.
Belki eee daha kabullenmiş gibi olduk ve o umutsuzluk da veya
çaresizlik hissi de giderek azaldı.
Ben de sanırım. Ama yani Türkiye Cumhuriyeti
kurulduğundan beri daha kötüye gitmiyor diye düşünen bir nesil
ve kuşak yok. Bence evet.
Öyle Batuhan bir de almanya'ya gitmekten ne derler?
Hani böyle ramak kaldı? Gitmesinden sonradan vazgeçti
belki. Dinleyen genç asistanlar için o
konuda söyleyeceğin bir şey var mı?
Yani o sürece ben yakından şahidim tabii ama sen ne dersin?
Almanya'ya gitmeyip burada tusa hazırlandın.
Evet, benim ya benim için çok böyle kararsızlıkla dolu zor bir
süreç olmuştu. Hani almanya'ya da doktorluk
lehine ve aleyhine çok fazla böyle argüman sıralanabilir
belki. Tahsin abim de fikirlerini merak
ediyorum. Ben bu konuda ama.
Eee benim için ama temelde 2 tane faktör vardı.
Beni almanya'ya gitmekten alıkoyan bir tanesi.
Sosyal bir tanesi mesleki olmak üzere.
Hani sosyal gerekçe böyle işte 25 30 yaşında bekar türk bir
erkek. Almanya'da çok fazla ön yargıyla
karşılaşma tehlikesine sahip. Eee ve bu da sosyal hayatı ciddi
anlamda kısıtlıyor. Yalnızlık çok büyük bir problem
oluyor. Ben sanki böyle almanya'ya giden
doktorlarda çift olarak gidenler daha mutlu ve daha kalıcı
olabiliyorlar gibi bir şey gözlemliyorum.
Bir de tabi hani çocuklarının geleceği için endişelenip
çocuklarını orada büyütme niyetiyle gidenler belki biraz
daha avantajlı oluyorlar. Diğeri de mesleki anlamda da şu
kaygım vardı, benim almancayı öğrenmeye 22 yaşında başladım.
Ben hani ingilizce için belki bunu söylemem ama 22 yaşında
öğrenmeye başladığım bir dilde hiçbir noktada bana dil
seviyesine gelemeyecektim ve psikiyatri pratiğini yaparken de
dili çok iyi kullanmak gerektiğini düşünüyorum ben.
Temelde bu 2 çekincem vardı ve beni vazgeçiren sebepler bunlar
olmuştu. O kararsızlık sürecinde hep şeyi
düşünüyordum. Ben hangi kararı verirsem
vereyim. Diğer kararda gözüm kalacak
kesinlikle gibi geliyordu. Öyle olmadı ama yani ben hani
türkiye'de kaldığımı asistanlığı bu da yaptığımda çok memnun
oldum sonrasında. Hani memnunum diyebilirim
kararımdan. Ne güzel bu bunu duymak, bir de
bunda ııı iyi bir kurumda eğitim alıyor olmanın etkisi de var
mıdır? Vardır bence.
Yani hani isteğin hep üniversite hastanesine gireyim şeklinde
olmuştu benim. Girdikten sonra da beklentilerim
karşılığı da açıkçası benim ne güzel.
Im de tabi z kuşağı daha çok dünya vatandaşı bu arada yani
bizim zamanımızda almanya'ya göç etmek bir.
Olaydı herhâlde Amerika, Almanya değil de peko yıllardan Amerika
daha çok vardı. Ve hiç kimse kalmak için
gitmezdi. Mutlaka bir şeyler öğrenip
buraya geri gelmek için giderdi. Çok hepsine kaldı.
Burada ilk. Yıllarda hep dönmeye
hazırlanıyorlardı. Bizden önceki kuşak gitti ve
geldi. Bizdeki kuşak geri dönmek için
gitti ama neredeyse evet hemen hepsi.
Evet. Ama dediğim gibi bu kadar kolay
geçiş yapıp uyum sağlayabilecek olan kuşak sizin kuşağınız öyle
olduğunu da gördük zaten. Tahsin otoriter meselesinden
bahsederken hocam acaba türkiye'deki yerleşik hiyerarşik
yapıya bu denli yani bir belli ölçüde laik olmasının da bu yönü
olabilir mi diye düşündüm. Yani başka seçenekleri var,
başka bilgi kaynakları var. Batuhan'da dediği gibi.
Yani Tahsin özelinde mi? Söylüyorsunuz yani türkiye'deki
mesela z kuşağı otoriteye daha az boyuna yiyor.
Mesela tıp fakültesi öğrencisi için söylüyoruz.
Çünkü her halükarda başka bir ülkeye gidip uyum
sağlayabileceğini. Düşünebiliyor bir seçenek olarak
o var burada işleri tabiri caizse batırsa bile oraya
gidebilir. Evet, evet.
Yani kaldığı yerden devam edebilme şansı dünyanın herhangi
bir yeri için var. Meselesi benim de söyleyeyim,
oyuntu bu önemli bir detay. Batuhanın podcast'te eleştirisi
belki aslında sizin bir şeyler söyleyeceğiniz bir durum.
Yani meselenin bir öğretme ya da ders şeklinde değil de yol bizi
nereye götürürse gibi. Evet, evet.
Ama OO. Ihtiyacı söylüyor Batuhan önemli
olan kısmı o yoksa bize evet biz öyle yola çıktık. 10'a çıkart
bakarsanız ve eminim bu tarafının da çok hoşa giden,
beğenilen bir tarafı da vardır. Birçok insan da bunu Batuhan da
öyle söyledi zaten. Iyi geliyor.
Belki bu kendi aramızdaki sohbet ve hatta meslekten olmayan
insanların da yani geçen sefer söylemiştim sanırım.
Hiç alakasız bir konuyla hiç alakasız birisi yemek pişirirken
bizi dinleyip. Ne duyuyor ve ne hissediyor
bilmiyorum ama bir bunu sevdiğini söylüyor.
Ama belki bir ihtiyaçsa daha sistematik bir şeyin biliniyor,
konuşuluyor olması. Belki o da bir ders ihtiyacının
tırnak içinde hâlâ sürdüğünün ya da akademinin sandığımız kadar
iyi olmadığının aslında sandığımız kadar demeyeyim iyi
olmadığını biliyoruz da. Bir çok açıdan.
Ulaşımın zor oluşunun vesaire gibi şeyleri hesaba katmak
gerekiyor. Yani belki bizde zaman zaman
daha sistem açık oluyoruz nitekim.
Ama çok didaktik olmayalım diye uğraşıyoruz.
Dörtte yandan bilmiyorum, ben uğraşıyorum, sen uğraşıyorum
sunacak. Ya hem öyle evet, didaktik olmak
önemli bir bileşeni. Bu yaptığımız işin ama ders
konusunu söyleyecektim bende yani sistematik olması için
yapılması gereken derslere hazırlandığımız gibi hazırlanmak
ve neredeyse kim neyi anlatacak filan diye görev dağılımı yapmak
olacak. Eğer öyle olsa bunu şimdi 2
haftada bir daha önceyle haftada bir hiç yapamazdık gibime
geliyor. Bir de o zaman belki meslekten
olmayanların dinleme şansı da kalmazdı.
Çünkü bu. Ya da onlara da hitap etsin diye
çok daha uzun bir hazırlık gerekirdi.
Iyice seyrek dışı daha fazla. Ama yine de dikkate alalım mı?
Eleştiriyi bence kulağımızın ilkelerinde dursun.
Zaman zaman yaptıklarımızı öyle yapalım.
Iyi fikir evet. Tamam.
Uzatmam var mı? Bir son sözün misafir olarak.
Ondan sonra yeriz davet ettiğiniz için çok teşekkür
ediyorum. Biz teşekkür ederiz, iyi ki
geldin. Bu haftalık bölümümüzün sonuna
geldik. Bu hafta bölümün sonuna gelince
yine bir ressam ve resim hakkında bahsetmek istiyorum.
Bugünkü ressam olarak e dörtman'i resim olarak da
Meksika caizcilere birinci maksimum yanın idamına tercih
ettik eduat mana hakkında bilgi verecek olursam kendisi Fransız
bir ressam 19. Yüzyılda 1.830 ikide doğuyor.
Gerçekçilikten izlenimciliği geçiş de önemli bir rol oynadığı
düşünülen ressamlardan biri kendisi özellikle gençlik
yıllarında. Varlıklı bir ailenin oğlu olması
sebebiyle birçok. Alana yönlendirilebileceği
düşünüyor. Özellikle hukuk alanında eee bir
şeyler yapması isteniyor ailesi tarafından ancak kendisi ressam
olmayı tercih ediyor. E bi ara dio dejenere gidiyor
ııı orada ııı kalıyor. Daha sonrasında Almanya, italya
ve hollanda'yı da ziyaret ediyor ve bu dönemde eee birçok ııı
eseri inceleme fırsatı buluyor. Francisco goya'nın Fransız
halis'in bir sürü eserine inceliyor ve bu 3 resmen birkaç
ressamdan daha doğrusu çok etkileniyor.
Daha sonrasında kendi atölyesine açıp kendi resimlerini yapmaya
başlıyor. Bahsedeceğimiz resim olan kayser
maksim diyen idame isimli eser 1.868 69 yıllar arasında e
dörtmane tarafından resmediliyor.
Eee bu resim aslında şöyle bir ııı şeye sahip resim de
mahkumlar. Mahkum o ateş açılıyor, mahkum
burada kazer, maksim bilen ilginç olan şey kazanmaxim
bilyen aslında. Çünkü meksika'nın kayzer
maksimil yanında bir imparator var ve bu imparatoru aslında
Avusturya kraliyet ailesi olan halk haphasburg hanedanına bağlı
biri. Eee o zamanlar eee Avrupa
devletlerinin desteğiyle absürtanidarından biri gidip
meksika'da kendi imparatorluğunu ilan ediyor.
Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere birçok devlet
bunu reddediyor ve karşı çıkıyor.
Zaten 23 yıl kadar iktidarda kalabiliyor.
Daha sonra gerçekten bu resimdeki gibi kurşuna dizilerek
idam ediliyor. Burada mahkeme ilk ateşin
açıldığı an tasvir ediliyor. Ya burada maksimumilyana sonra
isimli Meksika şapkasıyla görebiliyoruz.
Eee daha sonrasında. Ya burada ayrıca eee migren
miranon ııı Thomas meyy adlı önemli ııı meksika'la direniş
kahramanları da oldu söyleniyor. Bu resimle ilgili söylenebilecek
şeylerden biri bu resmin aslında birden fazla kopyası var.
Benim şu an burada sunduğum ve ınstagram'da ve aynı zamanda
blueski paylaşacağım. Kopyası monnedm kuntz talya'da
sergileniyor. Bunun dışında birkaç kopyasından
daha bahsedeyim. Bunlardan biri boşluğun güzel
sanatlar müzesinde. Bunun dışında kopenhag'da
kars'ack müzesinde de bir tane kopyası var.
Ve londra'da national gallery'de de bir tane kopyası var.
Bence Londra nation galiba deki kopyası biraz ilginç görünüyor.
O açıdan hani internetten bakmak isterseniz bakabilirsiniz.
Bizim bu hafta anlatacaklarımız bu kadar tekrar görüşmek üzere
kendinize iyi bakın.
Podbean