Z Kuşağı
Bu bölümde iki "baby boomer" ve iki "Y kuşağı" olarak Z kuşağı misafirimiz Dr. Batuhan Ermisket ile Z kuşağı hakkında konuştuk.
Herkese merhaba diken spil bahçesi vaat etmiyoruz. Bu podcastinin yeni bölümüne hoş geldiniz. Ben doktor taysinin rullas bu podcast bölümünde benimle beraber profesör, doktor, cemaat Başoğlu, profesör doktor timuçin ural, doktor ibrahim aylap ve konuk olarak da doktor Batuhan er misket bizle beraber bizlerle beraber. Ben eee konuya başlamadan önce ibrahim'in sözü bırakayım. Ibrahim batuhan'u tanısın daha sonrasında konuşmaya devam edelim. Batuhan ermusket Ankara Atatürk Anadolu Lisesi mezunu hacettepe'den 2.020 birde mezunu oldu.
Şu an gazi de psikiyatri asistanı gazi üniversitesi'nde ikinci yılında bizim batuhanla tanışmamız aslında şöyle oldu, ben hacettepe'de poliklinik yapıyordum. Batuhan'la naz diye bir arkadaş. Bunlar intern olarak geldiler yanıma onlarla beraber. Hasta gördük yanlış hatırlamıyorsam sonrasında biraz konuştuk baktım ikisi de çok akıllı insanlar. OO günden sonra pek bağlantıyı kesmedim. Naz şu an ingiltere'de batuhan'da gazi de. Iıı yani benim ııı öğrenciliğinden bildiğim ııı asistanlığını da takip ettiğim bence başarılı, meraklı bir genç.
Bugün tabii z kuşağının temsilcisi olarak çağırdık ama. Böyle. Iıı tabii ba bak Batuhan bir uçta jahrein de z kuşağı sayılır mı? Batuhan y'ye dahil oluyorsun y mi dahil çünkü yani o kuşaktan böyle çok feci insanlar da var. Sen çok iyi bir örneksin ama. Tanımları bir tekrarlayabilir misiniz? Baktım hocam tanımlayım mı? Tabi her zamanki gibi bak hemen makale bile yollar tarzı. Makale diyorlar ama bunu şeyden önce öğlen iş arasında şey yaptım baktım. Şimdi kuşakları şöyle ayırıyorlarmış, ayırırken eee ikinci dünya savaşının referans alıyorlar.
Sanırım ikinci dünya savaşından bugüne kadar olan kuşaklara adlandırıyorlar. Bunu yaparken de 1.940 altıdan 1.960 dörde kadar olan kısma baby bomer diyorlar. Baby bummer denmesinin sebebi. Burada hani savaşı atıf yapılıyor aslında savaş dönemi bebek patlaması yaşandığı için 10'a çıkart bebi bu muradı veriliyor. Daha sonra doğru. Aslında değil mi? Daha çok. Evet, savaş bitti he savaş bitti. Savaştan sonra hani bir bebek patlaması fazlalığı oluyor. Ondan dolayı bumod dönemi deniliyor bu dönemi. Bunun dışında bir x kuşağı var.
Bu 1.960 beşle 1.980 arasındaki dönemi kapsıyor. Geçiş kusa kuşağı olarak kabul ediliyormuş. Bunun dışında 1.980 birle 96 arasına y kuşağı deniliyor, 97 ile 2.012 arasına da z kuşağı deniliyor. Eee 2.010 üçten itibaren gelenlere de artık alfa kuşağı deniliyormuş. Öyle ııı şey yapılıyor. Bu kuşak adlandırmaları yapılır. Sen de hani bu kuşakların kendi özellikleri olduğu varsayılarak aslında bu kuşaklar. Adlandırılıyor yani örneğin bunların teknolojiyle haşır neşir olması, vesaire gibi şeyler önemli etmenler aslında burada.
Babe boomur kuşağı teknolojiye sonradan hani uyum sağlamaya çalışan nesil ama uyum sağlamaktır. Sorun yaşayan nesil olarak kabul ediliyor. Yani benim internetten takip edebildiğim kadarıyla hani sanki böyle bir hakaret kelimesi olarak da. Kullanıyorum tabii hakaret olarak kullanılıyor. Eğer okey bomer var ya. Tamam anladık deyip cevap vermeye ve açıklamaya tenezzül etmemek okey bomer ama bütün kategoriler gibi tabii çoğunlukla demek gerekiyor. Bir de örtüşmeleri dikkate almak gerekiyor. Burada timuçin ile kendimi koruyarak konuşmak.
Insansız tabi bize okey bulmuş filan demiyor allah'tan. Yüzümüze demiyorlar bir de. Bilmiyoruz diyorlarsa. Bundan sonra şey olursa hocam ihtilafa düşersek deriz. Tamam peki. Sizin şeyinde x kuşağı hocam şey hem analog hem dijital dünyayı beraber tanımaya başlayan nesil olarak kabul ediliyor. Bu dönem hani biraz daha hani böyle bireyselliğin arttığı işte bu 68 kuşağın vesaire. Şey izlerinin görülmeye başlandığı dönem olarak kabul ediliyor. Çiçek, çocuklar hippiler falan. Y kuşağı dediğimiz kuşak ibosen de dahil misin buraya?
Kardan ben. Ben dahilim de sen dahil misin? Ben bu umarım Tahsin. Ya pardon bu çiçek çocuklar 68 kuşağa devrimi çok sevmiştik diyenler filan. Aslında bumurlar çünkü. Onlar 59. Liradan çünkü. Evet onlar 50 doğanla filan. Tabii. Ama yani ilk kuşağı aslında şununla daha çok örtüşmüyor mu? Böldüm seni ama. Hani yeni dünya düzeni rusya'nın dağılması, milliyetçi hakkınların artması. Peresco vesaire bunlar da tanık olan evet. Öyle bireysel değil öne çıktı şey ingiltere'deki demir leydi amerika'daki yani neoliberal düzeni yeni başlanması dimi 68 kuşağının başarısızlığı.
Neoliberalizmin yükselişi gibi. Eee evet ve sosyalizmin çöküşün tabii bireyciliğin artması. Sonrasında y kuşağı bu 1.981 96 arası dönemi kapsayan kuşak olarak kabul ediliyor. Burası aslında hani internetin cep telefonunun kullanılmaya başlandığı ve onlarla beraber hani büyümeye başlanılan yıllar olarak da kabul ediliyor. Hani teknolojiye adapte olan bir nesil olarak biliniyor ya bu nesil daha çok şey gibi kabul ediliyor. Hani bölüm? Çoğu işini böyle internetten yapmayı seven ne bileyim işte 10 line alışveriş olsun işte yapacağı tüm işlemleri işte 10 line bankacılık üzerinden filan önerdikleri halletmeyi seven daha çok teknolojiyle yaşamayı seven nesil olarak kabul ediliyor.
Z kuşağı da tamamen artık şey olan ııı teknolojinin içine dolmuş olan nesil olarak kabul ediliyor. Ve hani eee işte akıllı telefonlar, tabletler, youtube ııı, tiktok gibi birçok şeyin sanki çocuğun hayatının bir parçasıymış gibi olduğu şeye evriliyor artık. Bunun dışında bir de alfa kuşağı var. Dediğim gibi alfa kuşağı biraz daha hani yakın. Hani 2.013 ve sonrasını kapsıyor. Yani buradaki kuşak biraz daha teknolojinin daha ileri versiyonlarına denk gelmiş şey olarak kuşak olarak kabul ediliyor. Yapay zeka filan direk şey yapabilen bireyleri olarak kabul ediliyor ve alfa kuşağı genelde hani ye kuşağının çocukları oluyor ve hani biraz daha hani bireyselleş nasıl desem?
Eee birey eee şeklinde hani eee toplumdan çok bireyin önemli olduğu şeklinde bir büyüme ııı modeliyle eee devam ediyorlar diye söyleyebiliriz. Yani bunlar kuşaklar.
Aslında hani bu kuşaklar bizim belki de son. Bence 34 yıldır daha çok hani duymaya başladığımızda adına duyduğumuz şeyler oldu ve bazı özellikleri tanımlarken ya da bazı ne bileyim siyasi tercihleri vesaire tanımlarken de en çok duyduğumuz şeylerden biri oldu. Yani bu. Önceden seçim zamanı filan şey derdik yani hani eee işte ilk defa oy kullanacak insanlar neye oy veriyor diye konuşurduk. Şimdi z kuşağı kime oy veriyor diye ııı konuşuyoruz. Hani hayatımızın dilimizin bir parçası olduğu gibi geliyor bana.
Bu biraz şeyden mi Tahsin yani z kuşağının bu saydığın diğer 3 kuşaktan böyle belirgin bir şekilde. Farklı olmasından mı? Aslında buradan tutup mesela batuhanada dönebiliriz ama yani niye hakkaten mesela z kuşağı yokken ben az önce sordum, ben y kuşağı sayılıyorum. Şeyi, yani bizden önceki kuşağın ilk kuşağı olduğunu, bizim kuşağını y kuşağı olduğunu ben bilmiyordum. Ben de bilmiyordum şahsen. Yani bilmiyordu çünkü evet, yani z kuşağı çıktıktan sonra bu ayrıklık fark edildi. Onu yaratan şey ne acaba?
Soralım. Z kuşağına sor. Veya acaba bu hani retrospektif bir sınıflandırma mı yani? Hani beyb bumerlar kendi dönemlerinde kendilerine öyle diyorlar mıydı bilmiyorum. Acaba yeni çıkmış bir sınıflama mı bu? Yani baby bir umur z'nin çıkışıyla çıkan bir kavram değil, kullanımı artmış olabilir ama söylenen bir şeydi tabii. Ben öyle. Biliyorsam, savaş sonrasındaki doğan oranındaki artışı. Eee ifade etmek için zaten bomer ııı ifadesi kullanılmıştı. Belki ilk kullanılması bu tür kuşak ayrımlarını yapmak için dahi olmayabilir.
Bunu bilmeden tahmin yürüterek söylüyorum. Yok, sosyoloji kitaplarında geçiyor hocam hakikaten o dönemin. Zaten bütün savaşlardan sonra bebek çocuk sayısında artış olur. Dünya tarihi boyunca böyle olmuştur. Ama mesela hani Türkiye hiç topraklarında savaş görmediği ikinci dünya savaşını düşünürseniz o zorluk çekilen kıtlık çekilen bir dönem. O dönem yine de türkiye'de de artmış mıdır? Mesela çok emin değilim yani ama hani kuşak olarak bizde bulmuş sayılıyoruz. Bu nedenle yani sayılıyoruz diye öyleyiz yıl olarak ama.
Hani o her şeyin çok arttığı, doğumun çok arttığı işte savaş sonrası koşullarına hakim olduğu dünya açısından bakınca bilmiyorum. Yani almanya'yla, amerika'yla ya da ne bileyim fransa'yla herhâlde kıyas kabul etmeyiz.
Yani bu böyle kuşakları kateden benim bildiğim 2 sosyolog var. Biri Richard senle diğeri balman ı, ikisi de uzun yaşamış insanlar. Hele Richard sennet böyle şeydir işte bower dediğimiz grupla da saha çalışması da yapmayı seven birisi gidip görüşmeler yapan birisi. Sonrasında onun işe başlayan çocuğuyla da görüşme yapıyor. Sonra onun çocuğuyla da böyle 3 kuşağa katettiğini biliyorum. Anlatırken bummer XYZ şeklinde yapmıyor, ikinci Dünya Savaşı sonrasındaki işte biraz daha demokratik liberal ortam.
Sonra işte mergher amerika'daki ismini getiremedim ama o da hani neoliberaliz'a. Denk geliyor herhalde. Carter değil de ondan sonra. Evet. Reagan, yani biraz öyle şey yapıyor. Sovyetlerin yıkılışına ııı yani bu dönemleri biraz böyle ayırıyor ama sanki z kuşağı geldikten sonra bu tarifler direkt ilk SYZ ve daha netleşti gibi. Yani ve eks'nın de ayrımı çok önemli değil aslında z'nin diğerlerinden farkı çok ciddi vurgulanmıyor mu? Evet. Yani bugünlerde öyle oluyor. Ya ben örneğin isteği ayıramam şahsen.
Sen ayırabiliyor musun? Yok Tahsin yani. Yani. Bazı hiçbir farkı yok. Şahsi deneyimini soruyorduk değil mi pardon? Batuhan. Ya aslında hani bu? Farklarla ilgili sanırım benim ilk aklıma gelen şeylerden biri de bu politikaya yaklaşımımız olabilir. X ve y nesline kıyasla. Bir diğeri de belki hani eee sekülerleşmeyle gelen bir eee fark olabilir. Aklımda öncelikle bu 2 düşünce oluştu.
Sanırım bizim hayatımızda böyle dinin etkisi önceki kuşaklara göre biraz daha az gibi görünüyor. Sanki biraz daha kayıtsız gibiyiz dine. Veya böyle spiritüel uğraşların biraz daha belki arttığını söyleyebilirim. Kendi arkadaşlarımda da göz. Arttığını mı söylersin? Evet, evet, yani önceki? Kıyas ya mesela meditasyon gibi uygulamaları ararım senin yani doğrudan spiritüellizme dahil edilemez belki ama hani sonuçta budizm gibi geleneklerden kökeni alan bir şey ve 10'a çıkart olan ilginin artışını belki böyle yorumlamak mümkün.
Olabilir yani tek tanrılı dinleri. Uzaklık. Evet, evet, doğru. Aslında bunu söylemek istemiştim. Yani bunlar tabii uygulamalar üzerinden aplig aplikasyonlar üzerinden yapılan şeyler anlamında diyorsun dimi biraz. Evet, özellikle bu isim verebiliyor muyuz bilmiyorum. Çok fazla popüler uygulama da var. Ben de arada sırada kullanıyorum. O işlere Tahsin bakıyor öyle mi? Tahsin reklam oluyor mu? Isim verebilirsin sorun. Değilim. Kayıt var bir de hmm SM harris'in kendi eee yaptığı bir uygulama var. Hatta o aynı isimde bir kitabı da vardı belki up diye.
Ben hani en sık bu ikisini gördüm. Yuh Batuhan sen de mi kullanıyorsun bunları? Benim bir dakika kafamı karıştıran şöyle bir şey var, biraz hastalarımdan da deneyimin şimdi batuhanın dediği şöyle bir şey var, hakikaten. Iıı kalıpların daha az olması hali yani böyle kesin doğruların ya da işte dinin ideolojilere, adanmışlığın, bağlanmışlığın daha az olduğu bir durumu fark ediyorum. Ama öte yandan dünyanın genelinde yükselen sağ popülist temayülü düşününce ve onların bir kısmı da hakikaten z kuşağı tarafından destekleniyor.
Ama onlar da böyle çok. Ak ve kara gibi hareket etmiyorlar mı yani hani türkiye'den örnek vermeyeyim. Trump'tan örnek vereyim. Yani mesela z kuşağın bir sempatisi var, bu şeyi anlamıyorum çok. Hani hem böyle diğer keskin sınırların gevşemesi, hali din, ideoloji hem de mesela Trump gibi işte ned işte dünyayı tamamen siyah ve beyaz gibi görme. Halinin desteklenmesi.
Iyi ki yani bence belki şeyin etkisi olabilir. Eee haber kaynaklarının etkili etkisi olabilir. Bu yani beslendikleri haber kaynaklarının etkisi olabilir. Belki hani onlar daha çok şeyi kullanıyor yani twitterı kullanıyor, ne bileyim başka şeyleri kullanıyor, sosyal medya platformlarını kullanıyor. Haber almak için yani bizim gibi klasik şey yapmıyorlar. Hani bir gazeteye de haber sitesinden şey yapmayı çok tercih etmiyor. Belki anne onun etkisi olabilir çünkü popülizm artıran şeyler genelde hani bu tip şeyler?
Hani sosyal medya platformları ve orada yapılan eee paylaşımlar oluyor. Hani benim dikkatimi çeken şey o yani en azından örneğin aaa, Almanya özelinde benim. Bildiğim kadarıyla.
Son seçimlerde. Yani Sol Parti neredeyse yok gibi bir şeydi. Yani önceki seçimlerde Sol Parti bir anda şeye döndü. Bütün seçim kampanyası yatırımına tiktok'a yaptı. Tiktok üzerinden bütün seçim kampanyasını yaptı ve neredeyse hani üçüncü büyük parti konumuna ulaştı. Hani parlamentoda ve hani çok büyük destek aldı şeyden gençlerden özellikle. Ve hani arada bana şey geliyor hani ınstagram'da filan videoları denk geliyor. Direkt şey yani hani ııı nasıl desem hani böyle 1.900 ellilerde altmışlarda dolmuş bir almanın izlemesi için yayınlanmış videolar gibi değil de hani böyle kısa videolar net videolar hani direkt mesajı veren ve biten videolar 10 saniye hemen siz formu anlatan veya hani o şeyi gösteren videolar oluyor genelde hani bu daha çok hani böyle.
Şu kaydırma şeyi var ya harekete? Doğru kaydırımı onu seven nesil için yaratılmış şeyler aslında. Yani hani benim gözlemlediğim öyle bir şey var yani. Bunun bir adı da var dimi? Roling. Yok değil bi bi kısaltma adı var. Şimdi söyleyemeyeceğim hemen ama. Öyle.
Nan gibi filan öyle değişik. Şeyi yani bizim kuşak için teknolojinin, daha doğrusu teknoloji ve iletişimin göçmeniyiz biz. Ama sonraki kuşaklar, özellikle de z kuşağı yerlisi. Içine doldular ve başka bir dünyayı bilmiyorlar. Dolayısıyla. Bunun yani hani telefonun ya da televizyonun ya da başka bir iletişim ve teknolojinin olmadığı bir şeyin ne demek olduğu hakkında bir fikirleri yok. Dolayısıyla bu çok net ve keskin bir ayrım yaratıyor. Ikincisi bizim kuşağın görünmek ve görülebilir olmayı istemek gibi bir derdi.
Hiç yoktu hiç olmadı. Şimdiki eee kuşağın görülmek ve görmekle ilgili bir meselesi var. Bilgi meselesi de şöyle, bizim zamanımızda bilenler ve bilmeyenler çok net olarak ayrılırdı ikiye. Şimdi herkesin her şeyi bildiği ama derinlemesine bilip bilmediğini kimsenin bilmediği bir yeni dönem yaşıyoruz. Işığı için anlatılırdı. Bir konuda uzman olan o konuyu derinlemesine bilir ama her konuyu bilmez ama gazeteciler her konuyu gayet düzeysel bir şekilde bilir ve her konudan haberdardır. Bizim zamanımızın gazeteci tanımı oydu.
10'a çıkart benzer bir şehitten bahsediyorum yani o kadar biliyorlar demiyorum. Tabii ki ne haddime onu iddia edemem ama görünen o ki her konuda bilgileri var ama ne kadar bildiklerini hiçbir zaman bilme şansımız yok. Bu 2 şey. Çok dikkatimi çekiyor çok. Bana ilginç geliyor mesela. Hocam bu söylediğiniz şey tamul bora ya bir kitapla ya da konuşmasında şöyle bir şeyle de. Giriş yapıyor. Kimin olduğunu hakikaten hatırlamıyorum. Aklına birkaç isim var ama yine de isim söylemeyim. Yani bir babanın oğluna öğüdü.
Yani normalde bilgiyle ilişkimiz bir bilgi de derinleşmek olmalı ama işte Osmanlı yıkılıyor. Cumhuriyet genç bir Cumhuriyet dolayısıyla her şeyden az az bilmem. Şu etapta gerekli gibi bir durum. Yani aslında daha önceleri bilgiyle kurulan ilişkide bu durum yadırganan yanlış görülen bir şey. Her şeyden bilmek, her şeyden yüzeysel bilmek. Hatta malumatfuruş diye bir futbolmaduş bile vardı yani. Ya ııı. Arada sorabilirmadım da sekülerlik için Batuhan yaygın diyebilir miyiz bütün s kuşağı için? Yani sanki o keskinlik.
Keskin seçimler her yerde olduğu gibi dini seçimlerde de yani dine yaklaşımda da öyle yani. Dedim, sekülerliğin arttığı gibi sanki daha. Katı bir dindarlığın da arttığı kesimler de yok mu ki acaba? Evet, yani hani ılımlıların sayısı gittikçe azalıyor gibi sanki? Evet, kesinlikle hani ııı ama benim çevremde özellikle hani belki bu mezun olduğum liseden işte üniversiteden kaynaklı daha çok böyle. Hani sekülerleşmiş kesimi şahit oluyordum ben.
Evet. Yani bu çok ön yargım olacak bilmiyorum ama mesela şöyle bir durum da var ııı özellikle sosyal medyada gördüğüm yani sekülerlik tek başına değil ama mesela ateizmin kendisi de böyle radikal bir din savunusu gibi. Oluyor mu Batuhan? Evet, evet oluyor kesinlikle bence. Şu diamond tema demi, yani hani iş ışidli olmakla ateist olmak arasında bir yerde yani hani herhangi bir yere kayabilir gibi yani. Üslup çok kötü. Tartışılır. Yani işte işte dindarlar şöyle, cahil dindarlar, hatta bazı bazen cahilliğin ötesinde zeka geriliğine şey yapıyor.
Bu ben ulusal kongrede z kuşağıyla klinik temas. Diye bir oturuma katıldım. Işte denizhan.
Ramakan'ın yönettiği can özen bilge, kılıç deniz sılavcı diye bakırköy'den genç açısından arkadaşların konuştuğu orada mesela ilginç gelen bir takım şeyler var bana belki onları da buna ekleyerek ben artık susayım. Bir tanesi şuydu. Her şeyi çok hızlı yapıyorlar bir defa. Her şey çok hızlı ve her şey o kadar hızlı ki hızlı olmayan şeyleri de ancak hızlandırarak bravo edebiliyorlar. Aslında hepimiz zaman zaman. Birtakım videoları çarpı 2 hızla dinliyoruzdur kuşkusuz ama onlar için bu bir. Şey ne denir deefrasyon efendim.
Kural gibi bir şey diyorsun? Evet. Evet gibi neredeyse bir bu ikincisi çok fazla. Alkolle sigarayla işleri yok. Bir dopamin meselesi sürekli var uyarana maruz kalarak kafeinle, enerji içecekleriyle bir şeylerle ama bunu mesela başka yollardan elde etme ihtimalleri sanki daha az gibi görünüyor. Ama özellikle belirgin olan hani onları onlar hakkında bir şey daha çeker. Bilgim yok ama. Özellikle alkol meselesinin son derece de az olduğundan bahsettiler. Bir takım yayınlarla filan ben hatta soru olarak şeyi sordum.
Yani alkolün az olması bu kuşakta yine hızla ilgili olabilir mi acaba diye. Çünkü her şeyin çok hızlı olduğu bir dünyada oturup yavaş yavaş hiç geçmenin yavaş yavaş sohbet etmenin de çok hızlanmış olması lazım. O zaman alkolde çok bize göre değil diye düşünüyor olabilirler belki de. Bir de bu görülmek sürekli kendilerini başka türlü photoshoplayarak şunla bunla sunmak ve ölü olmayanı çok kabul etmemek gibi bir şey var. Bir de yine ben yanılıyorsam düzeltsin bir real diye bir uygulama da var öte yandan.
Böyle çok kısa süreliğine kendilerine en gerçek haliyle gösterip.
Onu da yapmak istiyorlar. Belki öbürüne bir antitez olarak filan. Benim gözlemlerim böyle. Belki hani bu hızla ilgili ııı şeyi söyleyebilirim. Sanırım böyle hayatın her alanında eee kendini var etme veya gösterme zorunluluğu hissediyoruz gibi. Yani işte akademik alanda da başarılı olmalı. Birisi aynı zamanda spor yapmalı, romantik ilişkilerinde de başarılı olmalı. Ve bunların hepsini bir şekilde eee afişe etmeli. Eee reklam eee etmeli ve kendini parlatmalı bu şekilde gibi. Dolayısıyla hani bu işte podcastleri veya işte youtube'da ki videoları 2 çarpı hızında dinlemek çok sıradan bir şey aslında.
Yani onu yaptığımızda bile bir bilgi edinmek için bir aktivite yaptığımızda bile bunu işte çok mümkün olduğunca hızlı. Eee, hemen onu hallettikten sonra da hayatın diğer alanlarına eee geçmeye yönelik bir çabamız var gibi. Bence hani uyandırdığı izlenimler böyle oldu genel olarak. Belki anlamla ilgisini pardon? Ben şey diyecektim. Bu çarpı 2 kez dayız dinlemek ya da izlemek konusunda. Ya bizim dönemimizde de vardı. Bu arada örneğin biz şey yapardık. Bölüm derslerim bazen hani o ses kayıtlarına falan alırdık onları daha sonra dinleyip not falan alırdık.
Yani bunu yaparken de hani bazı hocaların cidden hani çarpı 2 hızla dinlemesi gerekiyormuş gibi hissederdim yani çünkü çok yavaş akıyordu. Yani ama. Bizim podcastte de böyle şeyler gelmişti. Bir kaç kere eleştiriler gelmişti hani. Çok duraksıyorsunuz ya da aralarda çok boşluklar var diye. Yani bir insan konuşurken normalde de es veriyor. Yani hani düşünüyor çünkü o arada ben o yüzden hani. Şeyi mantıksız bulmuyorum. Yani hani bir şey dinlerken de arada bir es olsa hani ben ben o dinlediklerimi bir özümsesem ne olduğunu anlasam bana daha mantıklı geliyor açıkçası.
Ama servis edilen videolarda o araları keserek çıkararak her türlü haber programı, youtube videosu, vesaire gibi şeyler yapıldığı için. Alışık olunan şey öte yandan haksız değiller yani yani. Burada bir performans sergiliyorsan o performansın gerçeğe uygun olması beklenen şey değil. Dinleyenin kulağına hitap etmesi? Gibi bir durum var yani hani Tahsin söylediği çok doğru. Hani bu podcastteki sohbet doğallığının gereği eslerle gidiyor. Ama ııı neticede bunun da bir performans olarak görüldüğünü düşünürsek ııı ideale yakın olmasını bekliyorlar.
Herhâlde dimi yeter yeterince hızda dinleyiciyi sıkmayacak şekilde. Şimdi ben tabii bir de şeyi merak ediyorum. James'in demin sen bir soru soruyordun da soru yarım kaldı, o aklında mı hala sormak istiyorum işe. Anlamla ilgili olarak ııı hissedilen arayış, daha önceki kuşaklardan farklı mı? Diye aklıma geldi. Yani yapılanın o kişilere ifade ettiği z kuşağındaki kişileri ifade ettiği. Şeyin. Iıı. Anlamın. Ve beklentinin ne olduğunu duymak istedim. Zor sordu. Valla baya zordu. Kötü de bir soru oldu tabii bu kadar.
Müten bir şeylikten söz ettin. Güzel de onu batonunun üstüne yıkmak. Yani batuhan'a şu an hayatın anlamını anlatmasını bekliyoruz Batuhan. Şöyle şöyle söyleyeyim, herkese birden sonra yine bakarsanız, daha önceki kuşakların anlamdan anladıkları şeyle zeynin şimdi anladığı şey birbirine benziyor mudur ki acaba? Yani bizler düşünelim diye hı? Önce biz ne anlıyorduk biz söyle bakalım. Ondan sonra değer değer seçimleri vardı mesela işte ne olabilir anlamda olabilecek şey. Inanç belki bizim çevremizde şu anda batuhanın çevresinde olduğuna göre daha yaygın bir şeydi.
Anlamlı bir şeydi, dini inanç. Onun dışında. Olmak değil ama. Nasıl dindar olmak değil? Dindar olmak değil ama inanç derken? Bir kabul, dünyaya da inanmak, insana da inanmak, eşitliğe de inanmak filan gibi bir inanıştan, inançtan bahsediyorum. Yoksa sonra gelen kuşakları bir kısmı bizim kuşaktan daha dindar. Ülkü gibi mi hocam sizin söylediğiniz? Evet. O ülkülerin şimdi sanki daha az hissedildiğini daha. Olumlu anlamda söylemiyorum ama. Eee, dünya böyledir gibi bir kabulle hareketli diye söyleyeyim, bir olumlu bir şey söylemiyorum da stori bir bakış olduğunu belki söylemek.
It izotiz gibi bir şey sanki. Onun dışında ne vardı? Yaptığım işin göstermek ve yükselmek akademiden söz ediyorum. Tabii ki genellerine girecek bir şey değil ama. Tıp eğitiminden akademiden ihtisasdan filan. Göstermek üzere olduğu kadar öğrenmek üzere de hani daha derinlemesine çalışmak dedin. Yemek ve öğrenmek çok önemliydi. Evet en güzel evet ifadesi bu kısaca. Ve o çok önemliydi ve onunla bir şeyleri değiştirebileceğimize olan inancımız da. Gene inanç, evet. Evet. Tabii bu tepk güzelleme gibi oldu aslında yani buydu.
Bizim amacımız zaten z kuşağından birini çağırıp böyle evire çevire şey yapmak. Dövmek, dövmeyelim, başka bir şey var orada. Z kuşaklarına vekaleten. Ama şanlı öte yandan z kuşağının aslında. Tırnak içinde çok iyi olduğunu da düşünüyorum. Yani inanılmaz bilgiye sahipler ama o bilgiyi kullanabilme becerileri yani z kuşağından biriyle konuştuğum zaman ben onun duygu durumunu, ifadesini çok anlamıyorum bazen ama öyle şeyler söyleyip öyle şeyler sorup öyle şekilde davranıyorlar ki hayranlık duymamak.
Elimde olmuyor bazen bir yandan da. Dolayısıyla ikisi bir arada kendi ölçülerimizle ya da kendi değerlerimizle bakmadığımız zaman hayat daha kolay oluyor. Şimdi tekrar toparlayayım, ben isterseniz. Şeyi şimdi cem hoca'nın sorduğu soru, yani batuhan'a bir z kuşağı. Hayatın nasıl anlamlandırıyo ve belki bizim kuşakla ya da işte önceki kuşakları düşünüp belli bir ülkenin olduğunu söyledi. Göstermenin daha az asıl bilgiyi öğrenmenin daha. Bizim için önemli olduğunu söyledi. Tabii bunu böyle bir karşıtlık oluşturarak bir övme noktasından baktığını da söylemiyorum ya oradan bakmak.
Istemiyorum. Bir de şunu ekleyeyim ki, Batuhan daha rahat, belki o zaman daha serbestçe şey yapabilir. Öyle z kuşağını da bumur denen kuşağı da zaten bummer türkiye'den kaynaklanmış bir şey değil. Şimdi türkiye'yi ve kendi çevremizi konuşurken de. Gene bütün topluma genellenebilecek bir şeylerden söz edemeyebiliriz. Belki z kuşağı hangi çevrenin z kuşağı en çok mesela belki eğitimden, akademiden kendi çevreden söz edebilirsin ama tabi şartta değil, sadece onunla sınırlı kalmak. Ilk aklıma geleni söyleyeyim mi biraz açmak için mesela ulaşabildiğimiz makale.
Sayısı ve ulaşma hızımız çok farklı. Şimdi.
O mesela okumayı, anlamayı, tartışmayı nasıl etkiler ki acaba? Ya bizim için gerçekten hani bu pubmed'de araştırma yaparken böyle yıllara göre hangi konuda ne kadar makale yayınlandığını gösteren bir grafik çiziliyor. Neredeyse her konuda işte 2.000 yılında itibaren böyle absürt bir yükseliş oluyor. Dolayısıyla bir konuda araştırma yaparken çok fazla sayıda materyele ulaşıyoruz biz. Ama o bilginin değerini biraz bizim gözümüzde azaltıyor mu acaba diye düşünüyorum. Ben ve böyle istediğimiz o. Bilgiye tam isabetli olarak ulaşmamızı da zorlaştırıyor sanırım.
Çünkü çok fazla kaynak arasında da kaybolduğumu biliyorum ben. Yani araştırma yapmak. Kolay bir şey değil benim için o anlamda bu burada belki hani önceki nesillere kıyasla en büyük farklardan biri de ve bu yapay zekalar oldu diyebilirim yani hani. Çok çabuk bir şekilde onlara başvurduğumuzu düşünüyorum. Ben özelliklerini bu araştırma sürecinde tıkandığımda ben tam olarak şu nitelikte bir bilgi istiyorum, 10'a çıkart göre bir araştırma yapar mısın diye bir komutu bence çok iyi yerine getiriyorlar.
Hani son zamanlarda bana çok yardımcı olan araçlar oldu. Belki hani öncekini nesillere kıyasla en büyük farklardan biri olarak bunu söyleyebilirim ben. Mümkündü o yani bu kadar rafine bir şekilde değildi belki ama zaten yapa geldiğimiz şey google'dan önce bilmezseniz 6 tabista diye bir şey vardı filan. Onlar zamanında da böyle şeyler yapılabiliyordu taramalar ama biz tabi kendimiz yine ayırt etmek zorundaydık sizin şansınız. Istediğiniz nokta atışı bilgiye ulaşabilme şansı herhâlde. Ama bir farklı daha var, orada karşılıklılık var.
Hı yani yapay zekalarla olan ilişkide ııı bizim ilişkimiz de tek taraflı bir şey vardı. Şimdi ben yapay zekaya kendimi ne kadar çok tanıtırsam. O bana o kadar daha isabetli sonuçlar veriyor değil. Mi? Bir karşılıklılık işi çok değiştiriyordur. Ya da kişiselleşme. Hmm bireyselleşme yani yani? Bireyselleşme değil de kişiselleştirme, yani seni daha iyi tanıması gibi senin özelliklerini bilme ihtiyacı gibi filan. Google'ın böyle bir ihtiyacı yoktu. En fazla neyin nasıl sorduğunla ilgileniyordu ama şimdi tam olarak ne istediğini soruyor ve sen hatta verdiği cevabın sonunda şunu şunu da daha açayım mı ya da bunu böyle yapayım mı filan diye de değil mi?
Devam et. Buradaki küçük bir müzik molası verelim. Bugünkü müzik parçası olarak mozartın bi öğlen sonra tasarımın alegro kısmında dinleyeceğiz. Daha sonrasında tekrar birlikteyiz.
Müzik arasından sonra tekrar birlikteyiz. Söz ettiğim üçün hocaya bırakıyorum. Peki yani demin benim soracağım şey de şuydu, klinik açıdan bir şey değişiyor mu çünkü. Hani kategorik olarak bir takım tanılar da acaba şekil mi değiştiriyor? Sonuçta sağ olsun. Türkiye'de Sağlık Bakanlığı sayesinde 10 dakikada hasta gördünüz. Çünkü son derece hızlı her şey bu da z kuşağının. Çok sıkılmamasına yardım ediyordur da. Hani 20 dakika 40 dakika olsa eyvah ne konuşurduk ne sorardık diyebileceğiniz bir durum oluyor mu gerçekten bu 12 biz uzun uzun sorardık.
Bilgi almaya çalışırdık. Sizin bir takım sosyal medya hesaplarına hastaların biliyor olmanız eğer varsa bir öykü anlayışını çok hızlandırıyor mudur? Bunu da merak ediyorum. Üçüncüsü az evvel ben koptum, tekrar bağlandım mesela. Gittiğim bir kongrede online olamama anksiyetesi diye bir ankseteden ve online olamama anonsesi için açılan polikliniklerden söz etmişti. Amerika'da bir konuşmacı. Değişen bir şey de mi var, bakışta mı var? Birtakım yeni adlandırılan hastalık tabloları da vardı. Geçen 2 yıl önce gittiğim kongrede ama onların işte fononfor filan gibiymişler.
Ama ben onların zaten. Eski şeylerin hani eşeği boyayıp satmak gibi bir şey olduğunu düşünüyorum öte yanda. Boyadığın eşeği gösterme imkanları çok arttığı için. Mesela tear of misin ad işte fomoo eskiden de tarif ediliyordu. Ama fo adını biri koyduktan sonra herkes fomu demeye başlayana kadar çok daha uzun vakit geçiyordu. Büyük ihtimalle. Evet. Işte yani bu bu gibi şeyler acaba klinikte ne değişiyor dersin Batuhan? Aslında hani üniversite kliniğinde olduğumuz için biz belki o 10 dakikada hasta bakma olayını çok deneyimlemedik henüz.
Mecburi hizmet ekip de tabii ki işler değişir ama yine biz klinikte epoli klinikteyken en azından yarım saat ayırabiliyoruz hastalara. O açıdan pratiğimizin değiştiğini çok söyleyemeyeceğim. Serviste de aynı şekildeydi. Bu arada yani serviste de. Çok fazla sayıda hasta takip etmiyorduk. Ideal sayıdaydı bence yani 34 gibi böyle olunca eee hastalara çok vakit ayırabiliyorduk. Yani her gün hepsiyle birer saat bile görüşebiliyorduk. Dolayısıyla hani o açılardan. Önceki nesil psikiyatristlere göre çok eksik kaldığımı hissetmedim.
Ben bir de hani psikiyatri de böyle çok belirgin teknolojik gelişmeler olmuyor. Yeni eee kan belirtecileri bulunmuyor. Dolayısıyla o görüşmenin önemi hep ön planda. Hocalarımız da bize sık sık bunu hatırlatıyor.
Bana sorarsanız hani pek bir değişiklik fark etmedim, hissetmedim ben o anlamlarda. Yani dinlerken sıkılmıyorsan zaten bir soruyu unuttum, ben hiç buradan onu anlıyorum ben. Takılmak bir yana aktif olarak sormanın ve neyi soracağına karar vermenin önemli olduğunu görebiliyorlar. Ne güzel ki. Evet engin beyin sözü aklıma geldi. Sosyal ortamda birini dinlerken sıkılıyorsanız sizden psikiyatrist olmaz demişti bir keresinde. Merak etmek ilgi duymak filan. Dinleyebilmek daha çok hani? Entik dinleme becerisine sahip olabilmek.
Bilgiyle ilişki konusunda ııı isim vermeden ııı böyle şeydeyken kendi hocalarımda ya hocalarımdan gördüğüm şöyle bir şey vardı, bu tabii z kuşağına uyarlanabilir mi? Biraz ucundan uyarlanabilir. Şöyle çok kıdemli bir hocanın. Bilgi yapısı şöyle geliyordu, bana çok sağlam bir iskeleti var ve bu iskeletle. Yeni gelen bütün bilgileri direkt o iskelete göre yorumluyor şekil veriyor, bünyesine katıyor ya da almıyor, katmıyor gibi. Mesela.
Şu direkt örnekte verebilirim işte terapi ekolleri konusunda. MD r'yi hemen değerlendiriyor. Kendi iskeletine göre yok bu psikiyatri de. Kabaca söylüyorum, uygun değil deyip kabul etmiyor. Ne bileyim kabul kararlılık terapisini diyelim. Hani ek bunların birbirinden üstünlüğünde ilgili bir şey söylemiyorum ama bu uygun diyor. Psikiyatrik rahatsızlıklara ve kabul ediyor. Belli bir şeylik getiriyor. Bu özgürlük getiriyor ama bir yavaşlık hali bu. O her şeyin kendi elinde olduğu çerçeve ya da iskelete göre değerlendirilip.
Işlenmesi. Ama daha genç bir uzman. Böyle bir iskelete çerçeveye sahip değil ama psikiyatrist olmasına rağmen bir hafta sonra bize güzel bir antropoloji makalesi yaz getir desem getiriyor. Yazıp getiriyor ya antropolojik bil hiç bilmemesine rağmen mesela diyelim. Yani sanki ikincisinde bilgiye nereden ulaşacağı ya da o bilgiyi nasıl? Evet, bilgiye nasıl ulaşacağıyla ilgili ekstra bir yeti var ama fazladan bir esneklik var. Iıı ne dersin? Batuhan, bu fazladan esneklik zararlı bir bir noktadan da bakmıyorum.
Hani faydalı da olabilir ama.
Işte of hani fazlalığın esneklik dediğin şey abi belki bir konu üzerine yavaş ve derince düşünmemizi engelleyen bir şey oluyor bizim için böyle. Yani ben kendimde daha çok fark ediyorum. Onu bir konu üzerine araştırma yaparken çok fazla sayıda kaynaktan sanki yüzeysel okumalar yaparak bir şeyleri bir araya getirmeye çalışıyorum. Eee bilgi yükü fazlaca oluyor o araştırmanın ama çok da yeni bir şey söylüyormuş gibi gelmiyor bana mesela. Ortaya koyduğumuz şey. Eski nesillere kıyasla belki böyle bir fark var.
Ben şey dicem ya bu ııı şeyden eee temizlenince bahsetti de hani psikiyatristlerin kuşak farklarından bahsetti ya belki orada şeyin katkısı da olabilir. Hani aldığımız tıp eğitimlerinin katkısı da olabilir diye aklından geçti. Benim ya şu açıdan yani hani. Hani o baby boomer dediğimiz nesli düşünecek olursak hani bize doğru gelecek olursak hani OO nesil biraz daha hani böyle nasıl desem? Daha az kişiyle eğitim alan hani biraz daha. Hocaları biraz daha şey olan böyle tanrı hekim gibi olan diyeyim.
Hani öyle anlatayım biraz. Yani şey. Kötüsüyle. Değil, hayvanların kavramı var ya büyük hoca aynen büyük bir profesör şeyi, profesörde, profesör. Yanisin buna şey eklemesi de yapabiliriz ama yani. Ağrının köyüne gittin hiçbir şey yok. Şöyle bir hasta geldi, ne yaparsın mesela? Yeni yeni nesle böyle bir örnek verilemez. Doğru değil, köy köye gitmiyoruz. Artık her yerde tomografi var falan filan şey de. Zaten anında cep telefonundan her şeyi buldum. Var yapar yani. Hiç gerek yok. Eee ya bir de şey değişti sanırım ekolü yani yaklaşım değişti sanki biraz daha yani.
Bence hani ya bizim hocalarımız biraz daha şey hani bölüm abi patenalistik şeyleri oluyordu, tutumları oluyordu hastaya karşı ama ya benim örneğin daha rahatım yani bu konuda hani örneğin hani hastanın muhakeme becerisi yerindeyse hani tedavi almak istemiyorsa kimse zorla tedavi veremeyeceğimi göre iyi diyorum. Hani geçmiş olsun diyorum. Bir şey olursa tekrar başvurursunuz diyorum. Hani bir şey demiyorum. Yani hemen hani hasta. Örneğin tedaviyi reddettiği zaman ya da kabul etmediği zaman. Eee belki hani bizden önce ki nesiller biraz da hani şey olabilir.
O konuda hani biraz daha patenlestik bir tutum takınıp hani biraz daha Babacan bir tavırla eee yaklaşabilir ama ben genelde tercih etmiyorum açıkçası. Yani belki bu benim karakterimdir, o da olabilir ama öyle bir şey de var. Yani hani zaman geçtikçe biraz daha böyle. O dediğim şeye doğru gidiyor yani hani o yani tıp fakültesinde edindiğimiz bazı karakterler de bizden önce ki nesilden edindiğimiz bazı karakterler de bizi etkiliyor diye düşünüyorum ben. Babacan değil de otoriter demek daha doğru. Yani çok kullanılı bir yandan yüklemek gibi olmasın ama senin gözlerin bana göre tamamen doğru.
Yani hem senle ilgilidir. Belki senin esnek olmanla da ilgilidir ama hem de kuşakla da bir ilgisi olsa gerek onu. Bir de, yani benim fark ettiğim şeylerden biri de.
Ya bizden sonraki yani tıp fakültesinde okuyan arkadaşlar. Yani bir sene 2 sene sonra edemiyorum. Yani 45 sene sonra okuyan insanlar biraz daha sorgulamaya meyilli oluyor. Yani hani yaptığınız işleri ya da başka şeyleri sürekli olarak sorguluyorlar. Neden hani filan gibi ya bizde şey gibiydi yani hani ben örneğini Almanya daha önce staja geldiğimde çok şey yapmıştım. Hani şaşırmıştım. Cerrahide staj yapmıştım ben örneğin cerrahide staj yaparken hani türkiye'de cerrahi şey gibi bir şey. Yani hani askeriyeden farksız bir yer.
Yani hani hocaya soru sormak değil, hani asistana soru sorarken bile zorlanıyorsun yani sonuç itibariyle böyle sürekli olarak hani burca geliyor işte anlamadığım bir şey var mı? Hani şunu anladın mı buna ya çok şey yapmıştı ben hani şaşırtmıştı beni rahatsız etmişti açıkçası. Aynı bu ne kadar ezgi ezik bir hoca. Yok ezik bilmem değil de yani hani beni şey yapıyor yani hani benim nasıl desem? Işten bir rahatsız ediyor. Yani hani beni niye bilmiyorum? Hani sanki şeyi bozulacakmış gibi aramızdaki hiyerarşi bozulacakmış gibi hissediyorum.
Belki de öyle bir şeyim oluyor. Ya buradaki insanlar örneğin daha rahat yani o konuda ama yine şey var yani hani eee daha yani işte bazen şeyler geliyor bana tıp fakültesinde okuyan öğrenciler filan geliyor yanıma ya sürekli sorguluyorlar. Yani sürekli bir şey soruyorlar ve hani sürekli bilginin kaynağını öğrenmek istiyorlar ve hani bir şeyleri tekrar tekrar gözden geçiriyorlar. Bazen hani bunaltıcı derecede sorgulayıcı olabiliyorlar. Yani o açıdan ilginç geliyor bana. O bahsettiğimiz o otorite kavramına yani en uzak nesil.
Şu anki nesil olabilir diye düşünüyorum. Işte o yüzden de çoğu daha kaliteli olduklarını düşünüyorum. Ilginç bir şekilde, yani belki aralarında olmayanlar da vardır. Tabi ki her yerde vardır da genel olarak bakınca çünkü mesela ben uzun bir aradan sonra ilk defa ulusal psikiyatri komisine katıldım. Yani bir işte 1.400 kayıt vardı aşağı yukarı ve görünen o ki çoğunluğu YVZ kuşağı. Katılımcılarından oluşuyordu, bütün salonlar doluydu. Neredeyse tıklım tıklım doluydu. Dışarıdan sandalye getirecek kadar ve hepsi son derece ilgili izliyorlardı.
Tabii oturup eskiden kağıt kalemle not alan tipler olurdu. Şimdi belki fotoğraf çekiyorlar yahut kaydediyorlar bilmiyorum daha teknolojik oluyor olabilirler ama ilgiyle izlediklerini. Gördüm şunu soracağım, yani o kadar da hız hani hız ve ses çok konuşuluyor ama mesela oturup oradaki bir buçuk saati sakin sakin sonuna kadar dinliyorlar. Üstelik çarpı 2 yapma şansları da yoktu. Tahsin'in sorduğu soru, böyle biraz otoriteye karşı daha az boyu değici olmakla ilgili düşünüyorum. Batuhan ne diyorsun?
Yani şöyle sorayım, daha doğrusu şimdi. Anlatırlar ya işte postmodernlerinin kurumlar zayıfladı. Statüler, etiketler, eski anlamlarını çok şey yapmıyorlar. Artık işte sosyal medyanın etkisiyle. Eğitim düzeyi daha düşük olan birisi profesöre bu konuda da hiçbir şey bilmiyorsun diye yazabiliyor. Falan hani iyi ki yazabiliyor. Bu arada hani bundan rahatsız değilim.
Ya ama mesela tıp fakültesi de Tahsin de söylediği gibi sorsinin söylediği o sürekli sorgulama halini ben şöyle yorumluyorum, hani daha derin öğrenmek elbette var ama belki önceki nesillere göre bilgi olduğu gibi kabul etmeme hali var. Böyle konuşuyorsun ama ne belli böyle olduğu gibi bir sorgulama bu otoriteyi. Işte belki aynı jargon'la söylersem takmama meselesine ne diyorsun? Sebebi hakkında bir fikrim yok açıkçası. Ama aynı trendi bende görüyorum gerçekten. Yani bir de bilgiye ulaşmanın çok daha fazla çeşitli yolları var gibi sanki artık hani sadece hocanın söylediğiyle yetinmek zorunda değil veya sadece kitaplardan okuduklarıyla yetinmek zorunda değil de.
Çok kolaylıkla işte aynı konuda konuşan ııı Amerikalı bir profesöre de ulaşabiliyor. Eee, dolayısıyla hani. Ve orada hani oradaki bilginin daha güncel olduğu daha doğru olduğu yönünde bir inanç da var. Dolayısıyla böyle bir kıyas yapıp tabi ki onu tercih ediyorum ben diyebiliyor sanırım insanlar veya işte hani kendi hocasının bilgisini biraz küçümsüyor mu diyeyim bilmiyorum. Bununla alakalı olabilir belki. Ama kesinlikle ııı söylediğin şekilde bir trend var abi ya. Yapıyorlar bence yani? Otoritenin bu kadar çok sorguluyor olması çok çok iyi yararlı bir şey.
Gelişme için kesinlikle. Bir şarkı koyabilir miyim buraya şöyle ki, tıp fakültesinde bana göre hala. Ustadan öğrenme diye bir şey var ııı bir de eee bir de şu temin içinde de hemen bu bir sürü şey çağrıştırdı galiba. Öyle anlıyorum. Bir de oradaki hiyerarşide gerekçelendirebileceğimiz bir şey de vardı. Sosyal bilimlerde olduğuna göre, çünkü hata yaparsan çok daha büyük zarar verirsin. Eee ve o zaman da işte o yetkiyi atfetmek veya onu hissetmek lazım. Ben yer şeyde. Tamamen yani. Hiyerarşi. Ya bunu sorgularken otorite vesaireyi acaba tam da senin işaret ettiğin yerden acaba daha kıymetli olan ne oldu?
Hani evet çok kolaylık kolay şeyleri bulabiliyorlar, doğru daha iyisini, şunu bunu o zaman daha çok bilen ya da.
Hani söylediği şeye kolay ulaşılabilen birisi varken karşında daha kıymetli olan ne ki artık. Bir tane kendimize yine çuvaldız, özür dilerim, çok ııı atladım lafa şimdi ama bu iğne çuvaldız gibi bir şey olacak. O hiyerarşinin daha çok hissedildiği dönemde. Bizim eee her zaman ulaşabilme imkanımız daha fazlaydı. Yani hocalarımız her zaman için hazırdı. Kapılarını çaldığımız anda akşama kadar hep ulaşabilirdik. Hocalar ulaşılabilirdi. Evet, tabii biz asistan olarak ulaşırdık. Öğrenci olarak soru sorabilirdik.
Şimdi bize ulaşma imkânları. Çok anlaşılabilir nedenlerde de olabilir. Iıı daha az gibi sanki? Imkanımı az isteğim az. Asistanların imkanları da daha az ve ikisi işte tavuk, yumurta gibi sanki. Hocam, sizin söylediğiniz şey yani tıp gibi pratik bir disiplin ııı belli düzeyde ve bazı alışkanlıkları elde ederken sorgulanmamayı da gerektiriyor aslında yani. En azından bir süreliğine? Evet ya ilk etapta dimi, evet bir şey birçok edindiğimiz beceri'yi çok ezbere ve neden yaptığımızı bilmeden yaparız.
O açıdan dediğiniz gibi şöyle öyle bir şerh düşmek iyi olabilir, yani otoriteye karşı çıkmak, otoriteyi sorgulamak ya da inanmamak diyelim. Bu açıdan zararlı olabilir gibi diyebilir miyiz? Tıpkı. Evet sorgulamak iyidir ama her zaman. Sadece sorgulayarak da tıp gibi böyle bir sağlıkla ilgili bir alanda da. Iyi bir eğitim alınmayabilir. Yani neyi? Sultan günahlar kötü oluyor o mesela. Yani mesela.
Tutanın yaptığını yapmak yerine iyi biliyor mu diye. Eee sorgulamak. Yani o becerin edilmesiyle ilgili şeyi biraz ketlemez mi hocam? Timuçin öz yani ustanın söylediğini ilk etapta beceriler biraz öyledir diye düşünüyorum. Hani ilk etapta çok sorgulamazsın, taklit edersin hatta copy hatta taklitin ötesinde kopyalarsın sonrasında öğrenirsin ha biz bunu bundan dolayı yapıyoruz gibi. Yani benim şefim, ben asistanken bana şey derdi. Beni önce taklit et soru örnek al derdi. Yani bu bu iyi bir şey ama bilimsel.
Iddianın olduğu bir yerde sorgulamamak facia tabii yani bence her şey sorgulanmalı. Sonuna kadar sorgulanmalı ama sizin burada kastettiğiniz şey deneyimin aktarılmasında sorgulamayla zaman kaybetmemek mi? Onu anlamıyorum tam. Ondan ibaret aslında. Amacına ters biraz yani hocam yani oradaki sorgulama çok bir şey katmayacak belki ya da bir deneyim. Tabii burada cem hoca o yüzden. Herhâlde, yani ııı, otoriteyi sorgulamak hayırlı bir iş ama tıp gibi pratik disiplinlerde kopyalamayla öğrenilen yönlerinin olduğu durumlarda.
Yani zaman kaybetmekle çok ilişkisi var. Doğrudan kopyalayıp ilerlemek iyi olabilir yani. E hastaya kim ilişkisinde de 10'a çıkart bakarsınız. Öyle oluyor. Yani bazen söylediğiniz şey tırnak içinde hastanın hayrına olacak bir şeyi kestirmeden şunu şöyle yap diye söylediğiniz durumda o bunu kabul etmeyip sorgularsa geç kalabiliyor. Belirtiler değişebiliyor. Çok daha kötü konumlara düşebiliyor filan. Ama. Yine de hastanın otoriteyi böyle de olsa sorgulaması, her şeyi peşinen kabullenmesinden daha hayırlı bir iş.
Evet bir ayarı bulunabilir herhalde. Evet, evet, yani kastettiğim asla hiç sorgulamadan her şey yapılmalı olmamalı ya biraz şunu da vurgu yapmak istemiştim. Yani hiyerarşiyi esasında. Tamamen tukaka görmemek için tıp tıp fakültesinde ve ihtisas'ta. Çünkü riski edeceğin şey yani onun yaptığını yapmayarak sorgulayarak riski edeceğin şey sağlıkla ilgili bir şey olabilir. Bir tek psikiyatri da düşünmeyelim. Bu cerrahilerde hep daha fazla hissediliyor. Çünkü orada hata yaptığın zaman düzeltilmesi çok daha güç sonuçlar ortaya çıkabiliyor.
Buyurun bunun gibi bir şey demek istedim. Ben de benzer bir şey söyleyebilirim. Belki hani hocalardan gelecek teorik bilgiye karşı hep eleştiri eşiyim veya sorgulama eşiyim. Daha düşük gibi, yani onu alırken hep bir süzgeçten geçiriyorum ama örneğin servis vizitinde veya bu genel vizitlerde, büyük vizitlerde veya heyete hoca hasta görürken o pratiği esnasında yani çok daha az sorgulayıcı olduğumu. Hissediyorum yani sanki orada böyle bilinç dışı bir öğrenme gerçekleşiyor ve akışta ilerliyorum. Şimdi bunu neden dedi?
Gibi bir sorgulamaya girmektense. Iıı sadece öğrenme modunun açık olduğu ve çok daha az sorguladığım bir yer gibi geliyor. Çünkü bazı bilgilerin teoriye dökülemeyecek gibi bir yönü var. Yani bisiklet sürmek örneği. Bunun için hep iyi bir örnek ya yani bisiklet sürmenin teorinin peki bir kıymeti yok. Bisiklet süren birisini taklit ederek. O nasıl yapıyor, nasıl duruyor ııı gözleyerek öğreniyoruz. Biraz ve tekrarlarla burada. Hatta bisiklet sürmeyi bileşenlerini ayırıp nasıl oturacağız? Nasip çevireceğiz, nasıl postürümüz nasıl olacak kısmına odaklandığımızda tam tersine esnekliğimiz bozulacak.
Bisiklet sürmemiz daha zor olacak. Yani cem hoca'nın söylediği şey tıp gibi pratik disiplinler de beceri de öğretiliyor ve beceriler doğası gereği bazı beceriler. Doğrudan teorik bilgiye dökülemeyen şeyler. EO zaman aslında demin sorduğum sorunun cevabını böylece almış oluyorum. Ben batuhan'dan yani hani bilgi çok kolay ulaşılabilir bir şey olduğuna göre daha kıymetli olan şey nedir sorusunun cevabı biraz becerinin aktarılması ve öğrenilmesi galiba.
Böyle anlıyorum. Ama demin bir şey söyledin. Akışta olduğum zaman bu da çok kullanılan bir terim ya yeni akışta olmamak bu sorgulanan bir şey mi? Yani şu anda akışta mıyım değil miyim, ne zaman olacağım falan meselesi nasıl yaşanıyor? Sizin kuşakta. Ya sanırım geçip gittikten sonra ha ben akıştaymışım gibi. Farklı dalgalardan falan. O andayken çok fark edemiyoruz sanki. Ben z kuşağından acayip umutluyum. Bu arada onu söyleyeyim. Bir de böyle bir şey var değil mi hocam?
Evet yani yani aşırı umut ve şey yani zaman hiç böyle düşünmüyordum. Yani ilkte ve konuşulduğu zaman ya işte enteresan tuhaf bir şey filan gibi geliyordu ama sonra zaman içinde. Tanıdıkça gördüm ki ve aynı kodlarla konuşmuyoruz. Aynı kodlarla düşünmüyoruz. Bambaşka yerlerden bakıyorlar ama. O bakışın getirdiği. Inanılmaz bir devinim ve ileriye doğru hızla gidiş var. Yani kendimi çok kolay emanet edebileceğim bir sürecin. Şoförleri olduğunu düşünüyorum açıkçası. Iyi etmen de ben söyleyeyim mi hocam?
Bu nesil direkt ekonomik krizin içine doğdu böyle diye düşünüyorlar. O yüzden hani yaratıcılık konusunda bence diğer önceki nesillerden biraz daha şeyler iyiler bu konuda yani ekonomi olmadığı için bazı şeyleri kendileri ekstra halletmek zorunda kalıyorlar. Daha yaratıcı olabiliyorlar diye düşünüyorum. Evet, eks ve y'ye göre bizim yaşadığımız ekonomik sıkıntıları bilme konusuları aylar ama daha bilgili ve daha kolay olduğuna ulaşıyorlar gibi görünüyor. Sanki bilmiyorum. Hem batuhan'a bir soru sorayım ııı, orada durduğun yerde böyle bütün samimiyet ve içtenliğin hatta cesaretinle.
Yani biz bizde gördüğün sıkıntı hata nedir hocam dibinde? Yani şunu yapamıyorsunuz ya da şu olsa daha iyi olur gibi belki de ya da önceki nesli eleştirin diyeyim. Yani kabaca genel olarak podcast ile ilgili bir soru değildi ama bu yani yo yo. Bilirsin ne olduğunu? Aynen o değil mi? Evet. Hatta doğrudan başla. Peki? Ya podcastle ilgili gerçi sonradan düzeltildi. Eee ilk baştaki o ııı küçük kaktüs biraz özensiz gibiydi. Sanki o hani sembolü olan çizim onu düzelttiğiniz için teşekkürler öncelikle. Bir de bazen belki hani?
Konular ilerlerken. Çok sistematik değil de dağılmaya müsait olabiliyor. Konuşmalar ben bu tarzı daha çok seviyorum ama eleştiri olarak çevremden daha sık duydum bunu. Yani daha sistematik ve peş peşe takip eden şekilde olsa daha çok keyif alacağına ve daha çok öğreneceğini düşünüyor insanlar sanki. Bir eleştiride bu olabilir. Sanırım bu ikisini söyleyebilirim. Eee ya sizin hani. Y vex nesne gelince nasıl bir eleştiri yapabileceğimi çok. Düşünemiyorum şu an. Belki hani biraz daha. Temkinlilik mi?
Bizim nesle göre sizde öne çıkan belki hani bu eleştiri konusu olabilir. Gelişimin önüne ket vuran bir şey bu. Hani bir z kuşağı olarak sanki daha. Özgür girişken ve cesur olabiliyoruz gibi hissediyorum. Ben bilmiyorum siz ne düşünürsünüz? Eee katılırız. Kesinlikle. O yüzden emanet edebilirim kendimi diye düşünüyorum zaten. Peki size ama kötü bir buymuş yani? Pek hani gözü kara ve. Şey değil, dikkatsizce olduğunu düşünmüyorum. O yüzden. Değil reçetar değil, sadece cesur. Evet bu yüzden önemli. Size kötü bir dünya bırakmadı mı?
Peki Batuhan o konuda ne düşünüyorsun? Evet, politik olarak, ekonomik olarak. Çok kötü gelmiyor belki de Tahsin abinin dediği gibi içine doğduğumuz için normalimiz bu gibi Türkiye özelinde hani daha kötüye gidiş hissediyoruz bence ama yine de ben hani kendi arkadaşlarımda da belirgin bir umutsuzluk görmüyorum. Yani işte bu belki 15 10 sene önce daha fazla gibiydi. O zamanlar hatırlıyorum ben hani tıp fakültesindeyken. Türkiye'nin geleceğiyle ilgili de daha çok endişem olduğunu hatırlıyorum. Hatta bu çok fazla sayıda doktorun almanya'ya gitme fikirlerinin eee böyle filizlendiği dönemler belki o zamanlar ama sanki işler daha kötüye gittikçe.
Böyle suyun soğukluğuna alışmış gibi olduk. Belki eee daha kabullenmiş gibi olduk ve o umutsuzluk da veya çaresizlik hissi de giderek azaldı. Ben de sanırım. Ama yani Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri daha kötüye gitmiyor diye düşünen bir nesil ve kuşak yok. Bence evet. Öyle Batuhan bir de almanya'ya gitmekten ne derler? Hani böyle ramak kaldı? Gitmesinden sonradan vazgeçti belki. Dinleyen genç asistanlar için o konuda söyleyeceğin bir şey var mı? Yani o sürece ben yakından şahidim tabii ama sen ne dersin?
Almanya'ya gitmeyip burada tusa hazırlandın. Evet, benim ya benim için çok böyle kararsızlıkla dolu zor bir süreç olmuştu. Hani almanya'ya da doktorluk lehine ve aleyhine çok fazla böyle argüman sıralanabilir belki. Tahsin abim de fikirlerini merak ediyorum. Ben bu konuda ama. Eee benim için ama temelde 2 tane faktör vardı. Beni almanya'ya gitmekten alıkoyan bir tanesi. Sosyal bir tanesi mesleki olmak üzere. Hani sosyal gerekçe böyle işte 25 30 yaşında bekar türk bir erkek. Almanya'da çok fazla ön yargıyla karşılaşma tehlikesine sahip.
Eee ve bu da sosyal hayatı ciddi anlamda kısıtlıyor. Yalnızlık çok büyük bir problem oluyor. Ben sanki böyle almanya'ya giden doktorlarda çift olarak gidenler daha mutlu ve daha kalıcı olabiliyorlar gibi bir şey gözlemliyorum. Bir de tabi hani çocuklarının geleceği için endişelenip çocuklarını orada büyütme niyetiyle gidenler belki biraz daha avantajlı oluyorlar. Diğeri de mesleki anlamda da şu kaygım vardı, benim almancayı öğrenmeye 22 yaşında başladım. Ben hani ingilizce için belki bunu söylemem ama 22 yaşında öğrenmeye başladığım bir dilde hiçbir noktada bana dil seviyesine gelemeyecektim ve psikiyatri pratiğini yaparken de dili çok iyi kullanmak gerektiğini düşünüyorum ben.
Temelde bu 2 çekincem vardı ve beni vazgeçiren sebepler bunlar olmuştu. O kararsızlık sürecinde hep şeyi düşünüyordum. Ben hangi kararı verirsem vereyim. Diğer kararda gözüm kalacak kesinlikle gibi geliyordu. Öyle olmadı ama yani ben hani türkiye'de kaldığımı asistanlığı bu da yaptığımda çok memnun oldum sonrasında. Hani memnunum diyebilirim kararımdan. Ne güzel bu bunu duymak, bir de bunda ııı iyi bir kurumda eğitim alıyor olmanın etkisi de var mıdır? Vardır bence. Yani hani isteğin hep üniversite hastanesine gireyim şeklinde olmuştu benim.
Girdikten sonra da beklentilerim karşılığı da açıkçası benim ne güzel. Im de tabi z kuşağı daha çok dünya vatandaşı bu arada yani bizim zamanımızda almanya'ya göç etmek bir. Olaydı herhâlde Amerika, Almanya değil de peko yıllardan Amerika daha çok vardı. Ve hiç kimse kalmak için gitmezdi. Mutlaka bir şeyler öğrenip buraya geri gelmek için giderdi. Çok hepsine kaldı. Burada ilk. Yıllarda hep dönmeye hazırlanıyorlardı. Bizden önceki kuşak gitti ve geldi. Bizdeki kuşak geri dönmek için gitti ama neredeyse evet hemen hepsi.
Evet. Ama dediğim gibi bu kadar kolay geçiş yapıp uyum sağlayabilecek olan kuşak sizin kuşağınız öyle olduğunu da gördük zaten. Tahsin otoriter meselesinden bahsederken hocam acaba türkiye'deki yerleşik hiyerarşik yapıya bu denli yani bir belli ölçüde laik olmasının da bu yönü olabilir mi diye düşündüm. Yani başka seçenekleri var, başka bilgi kaynakları var. Batuhan'da dediği gibi. Yani Tahsin özelinde mi? Söylüyorsunuz yani türkiye'deki mesela z kuşağı otoriteye daha az boyuna yiyor. Mesela tıp fakültesi öğrencisi için söylüyoruz.
Çünkü her halükarda başka bir ülkeye gidip uyum sağlayabileceğini. Düşünebiliyor bir seçenek olarak o var burada işleri tabiri caizse batırsa bile oraya gidebilir. Evet, evet. Yani kaldığı yerden devam edebilme şansı dünyanın herhangi bir yeri için var. Meselesi benim de söyleyeyim, oyuntu bu önemli bir detay. Batuhanın podcast'te eleştirisi belki aslında sizin bir şeyler söyleyeceğiniz bir durum. Yani meselenin bir öğretme ya da ders şeklinde değil de yol bizi nereye götürürse gibi. Evet, evet.
Ama OO. Ihtiyacı söylüyor Batuhan önemli olan kısmı o yoksa bize evet biz öyle yola çıktık. 10'a çıkart bakarsanız ve eminim bu tarafının da çok hoşa giden, beğenilen bir tarafı da vardır. Birçok insan da bunu Batuhan da öyle söyledi zaten. Iyi geliyor. Belki bu kendi aramızdaki sohbet ve hatta meslekten olmayan insanların da yani geçen sefer söylemiştim sanırım. Hiç alakasız bir konuyla hiç alakasız birisi yemek pişirirken bizi dinleyip. Ne duyuyor ve ne hissediyor bilmiyorum ama bir bunu sevdiğini söylüyor.
Ama belki bir ihtiyaçsa daha sistematik bir şeyin biliniyor, konuşuluyor olması. Belki o da bir ders ihtiyacının tırnak içinde hâlâ sürdüğünün ya da akademinin sandığımız kadar iyi olmadığının aslında sandığımız kadar demeyeyim iyi olmadığını biliyoruz da. Bir çok açıdan.
Ulaşımın zor oluşunun vesaire gibi şeyleri hesaba katmak gerekiyor. Yani belki bizde zaman zaman daha sistem açık oluyoruz nitekim.
Ama çok didaktik olmayalım diye uğraşıyoruz. Dörtte yandan bilmiyorum, ben uğraşıyorum, sen uğraşıyorum sunacak. Ya hem öyle evet, didaktik olmak önemli bir bileşeni. Bu yaptığımız işin ama ders konusunu söyleyecektim bende yani sistematik olması için yapılması gereken derslere hazırlandığımız gibi hazırlanmak ve neredeyse kim neyi anlatacak filan diye görev dağılımı yapmak olacak. Eğer öyle olsa bunu şimdi 2 haftada bir daha önceyle haftada bir hiç yapamazdık gibime geliyor. Bir de o zaman belki meslekten olmayanların dinleme şansı da kalmazdı.
Çünkü bu. Ya da onlara da hitap etsin diye çok daha uzun bir hazırlık gerekirdi. Iyice seyrek dışı daha fazla. Ama yine de dikkate alalım mı? Eleştiriyi bence kulağımızın ilkelerinde dursun. Zaman zaman yaptıklarımızı öyle yapalım. Iyi fikir evet. Tamam. Uzatmam var mı? Bir son sözün misafir olarak. Ondan sonra yeriz davet ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Biz teşekkür ederiz, iyi ki geldin. Bu haftalık bölümümüzün sonuna geldik. Bu hafta bölümün sonuna gelince yine bir ressam ve resim hakkında bahsetmek istiyorum.
Bugünkü ressam olarak e dörtman'i resim olarak da Meksika caizcilere birinci maksimum yanın idamına tercih ettik eduat mana hakkında bilgi verecek olursam kendisi Fransız bir ressam 19. Yüzyılda 1.830 ikide doğuyor. Gerçekçilikten izlenimciliği geçiş de önemli bir rol oynadığı düşünülen ressamlardan biri kendisi özellikle gençlik yıllarında. Varlıklı bir ailenin oğlu olması sebebiyle birçok. Alana yönlendirilebileceği düşünüyor. Özellikle hukuk alanında eee bir şeyler yapması isteniyor ailesi tarafından ancak kendisi ressam olmayı tercih ediyor.
E bi ara dio dejenere gidiyor ııı orada ııı kalıyor. Daha sonrasında Almanya, italya ve hollanda'yı da ziyaret ediyor ve bu dönemde eee birçok ııı eseri inceleme fırsatı buluyor. Francisco goya'nın Fransız halis'in bir sürü eserine inceliyor ve bu 3 resmen birkaç ressamdan daha doğrusu çok etkileniyor. Daha sonrasında kendi atölyesine açıp kendi resimlerini yapmaya başlıyor. Bahsedeceğimiz resim olan kayser maksim diyen idame isimli eser 1.868 69 yıllar arasında e dörtmane tarafından resmediliyor.
Eee bu resim aslında şöyle bir ııı şeye sahip resim de mahkumlar. Mahkum o ateş açılıyor, mahkum burada kazer, maksim bilen ilginç olan şey kazanmaxim bilyen aslında. Çünkü meksika'nın kayzer maksimil yanında bir imparator var ve bu imparatoru aslında Avusturya kraliyet ailesi olan halk haphasburg hanedanına bağlı biri. Eee o zamanlar eee Avrupa devletlerinin desteğiyle absürtanidarından biri gidip meksika'da kendi imparatorluğunu ilan ediyor. Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere birçok devlet bunu reddediyor ve karşı çıkıyor.
Zaten 23 yıl kadar iktidarda kalabiliyor. Daha sonra gerçekten bu resimdeki gibi kurşuna dizilerek idam ediliyor. Burada mahkeme ilk ateşin açıldığı an tasvir ediliyor. Ya burada maksimumilyana sonra isimli Meksika şapkasıyla görebiliyoruz. Eee daha sonrasında. Ya burada ayrıca eee migren miranon ııı Thomas meyy adlı önemli ııı meksika'la direniş kahramanları da oldu söyleniyor. Bu resimle ilgili söylenebilecek şeylerden biri bu resmin aslında birden fazla kopyası var. Benim şu an burada sunduğum ve ınstagram'da ve aynı zamanda blueski paylaşacağım.
Kopyası monnedm kuntz talya'da sergileniyor. Bunun dışında birkaç kopyasından daha bahsedeyim. Bunlardan biri boşluğun güzel sanatlar müzesinde. Bunun dışında kopenhag'da kars'ack müzesinde de bir tane kopyası var. Ve londra'da national gallery'de de bir tane kopyası var. Bence Londra nation galiba deki kopyası biraz ilginç görünüyor. O açıdan hani internetten bakmak isterseniz bakabilirsiniz. Bizim bu hafta anlatacaklarımız bu kadar tekrar görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean