Kongreler, Filmler ve Truman Show
Bu bölümde 22-26 Ekim 2025 tarihleri arasında Ankara'da düzenlenecek Ulusal Psikiyatri Kongresi için özel olarak bölüm oluşturmak istedik. Eski kongrelerden bahsettik. Sohbet bizi film ve sanatlara ve en sonunda Jim Carrey'nin efsane filmi Truman Show'a kadar götürdü.
Herkesin merhaba, diken spil bahçesi ifade etmiyoruz.
Hoot kesiminin yeni bölümüne size sesleniyoruz.
Ben doktor tasin rolas bu podcast bölümünde benimle
beraber profesör doktor timuçin ral, profesör doktor cemur
taşoğlu ve doktor ibrahim aylak var.
Bu podcast bölümünde kongreler hakkında konuşalım dedik.
Gelecek hafta türkiye'de ulusal psikiyatri kongresi var.
Ben katılamıyorum herhalde. Cem hoca'da katılamıyor timuçin
hoca ve ibrahim orada olacak diye biliyorum.
Kongreler hakkında bir konuşma yapalım diye düşündük.
Eski kongreler hatta yeri gelirse dünya kongreleri
hakkında da yorum yapalım diye konuştu.
Böyle ben sözü bırakayım size siz başlayın istiyorsanız.
Öyle biz orada olacağız. Ibrahim'le gelip bizi buverlarsa
bizi dinleyenler çok seviniriz. Geri bildirim olmaktan çok
memnun oluruz dimi ibrahim. Tabi hocam.
Gerçekten mi ibrahim yani tek tek sunum için gideceksin.
Ondan sonra kaçarak uzaklaşacaksın ve geri bildirim
için insanları davet ediyorsun. Ben ben oradayım beni bulsunlar,
ibrahim hocanın kabul ederim. Dedirler hocam ben.
Hemen kaybolurum gerçekten ama. Neden kongrelerden kayboluyorsun
böyle bir şey, yani bu kongreyle ilgili mi?
Yok hocam yani? Ben ilk.
Doğru sordum timuçin. E konu sen verdin pastahanede ne
yapayım? Gol senden.
Belki biraz tabi kişisel bir şey ama ben herhalde tam kaldığım
kongre bütününü dinlediğim ilk yani iktisamın ilk 3 ayında
gittiğim klinik eğitim sempozyumuydu.
Orada benim kongreden beklentim tabii biraz daha.
Işte belki işte OO zamanki iktisasın başındaki mantığımla
yeni çalışmalar, yeni bilgiler vesaire gibiyken.
Bu tabi bir eleştiri. Sanki böyle şöyle bir izlenim
edinmiştim, yani insanlar belli bir dönemlik bir şeyler
okuyorlar ve gelip bunları bize sunuyorlar.
O zaman şeyi düşünmüştüm yani o zaman ben de bir şeyler okuyup
gelip burada sunabilirim ya da ama gelip burada sunarsam
sunduğum kesimin. Benim okuduklarımın benim
okuduklarımı okumuş olabileceğini hesaba kapmak
gerekiyor. Herkesin ulaşabileceği şeyler
bunlar. Ben insanlara niye?
Onların hâlihazırda bildiği ve çoğunlukla entelektüel bir uğraş
olan şeyi gelip burada anlatayım ki dedim.
O gün bugündür kongrede konuşmam varsa gidip yapıp döndüm bu tabi
dışarıdan böyle bir kibir gibi de anlaşılıyor hakikaten.
Ama ben çok öyle görmüyorum, çünkü gerçekten haksızlık
etmemek lazım. Çok güzel konuşmalar, sunumlar
da oluyor ama bütünü düşününce verilen enerjiyi düşününce o
araya. Yani biraz daha nadir
serpiştirilmiş kaliteli içeriklere.
Rağmen gitmemeyi tercih ediyorum.
Son yıllarda şöyle bir kongreeleri.
De ııı onlara da haksızlık etmemek için söylemek lazım.
Yani, hatta onları savunmak için diyim.
Araştırma bulgularının sunulduğu paneller gitgide artmaya
başladı. Yani bu ibrahim'in söylediği
doğru eskiden. Iıı gözden geçirme gibi
konuşmaların yapıldığı paneller olurdu.
Ama şimdi insanlar. Çok daha iyi araştırmalar
yapıyorlar. Çok daha ııı, iyi yöntemlerle
araştırma yapıyorlar. Ve ııı mesela şizofreni.
Kongresinde yani şizofreni birliğinin şizofreni kongresinde
olduğu gibi araştırma bulgularından oluşan konuşmalar
da var. Aslına bakarsanız, klinik
eğitim, sempozyum sempozyumu senin söylediğin ben 10'a çıkart
hâlâ bar sempozyumu deme eğilimindeyim.
O yaşlılık göstergesi biri kes diyorsa eğer o genç demektir
10'a çıkart göre biz bar sempozyum diye çok andık.
Bahar sempozyumlarının amacı da şuydu, bir tür kapanma gibi ritü
gibi bir şey. Yani belli bir yerde herkes
kalıyor ve arada birbirleriyle araştırmalarını konuşmak, temas
kurmak veya birlikte bir şeyler yapmak ya da oturup bir konuyu
beraber çalışmak için fırsat buluyorlardı.
Eminönünden başlatmakta bu fikri.
Kamp ortamı o fikiremin önderden çıkmıştı.
Daha dur şöyle oldu, eminönder bir kongre bu tarz bir toplantı
düzenledi, ilk birinci aksate. Toplantısı hemen.
Doğru. Mu evet bir evet, bir bahar
ayından antalya'da yapılmıştı. Antalya'da yapımın sebebi de
şuydu, o yıllarda oteller o aylarda kapalı oluyordu.
Ve dolayısıyla boş bir alanda e zaten şey de çok mümkün değil.
Denizi ya da başka bir şey de çok mümkün değil idi.
Dolayısıyla oraya gidiliyor işte.
Hani kimsenin olmadığı bir ortamda herkes indirir.
Doğdu ve daha çok kapanılıp çalışılan bir şey, bir çalışma,
bir bir türk çalıştay aslında başından sonra denebilir öyleydi
filan. Dolayısıyla başlatan.
Eminönder'in ve benim de içinde bulunduğumuz birinci Merkez
Yönetim Kurulu, Türkiye psikiyatristler.
Onu anarak aslında doğru ettik. Yok, yok, doğru, doğru düşündün
ve doğru söyledin. Çünkü Eminönü derin yaptığı o
bahar senin pozisyonu o kadar başarılı ve iyiydi ki biz
psikiyatri derneği olarak bunu psikiyatri derneğinin bir
faaliyeti haline getirelim. Meselesini Raşit tükel.
Levent, köye ben nur parel Berke, özen Sezai.
Berber, özgün köknelin başkanlığında hep birlikte o
yönetim kurulunun aldığı bir karar o ama sen haklısın.
Eminönder'in fikri ve başlatıcılığı ile gelişti.
Hıhı. Dolayısıyla öyleydi gerçekten.
Ama şöyle yani bu arada ibrahim'i çok haklı olduğu
noktalar da var. Acaba bütün dünya içinde geçerli
olmaya başladı. Sadece Türkiye için değil, ben
türkiye'de psikiyatrik kongrelerinin.
Son. 50 yılını. Toparlayıp son 50 yılda derken o
günden yani. 1.900. Kaç şimdi 50 yedincisini
yapıyoruz demek ki 7 yıl önce. Elini aldı 50 yedincisi mi
acaba? Bak onu da bilmiyorum, 10'a
çıkart da şuradan bakayım un sağlık silahatraf 61 mi bak o
yaşlanıyoruz. Cem'le bak sayıları bile akıllı
tutamıyorum. Sayıları attım, onlara da
çalışmıyorum. 10 11 yıl önce bunları derleyip toplayıp bir 50
yıllık kongreden neydi? Nerede yapıldı, nasıl bir şeydi?
Filan'a çok parlayıp anlatmamı istemişti o zamanki.
Merkez Yönetim Kurulu verdik, onların açılışında sunmuştum.
Şunu söylemeye çalışıyorum yani. Dünyadaki kongrelerin yapılışı
19. Yüzyılın ikinci yarısı filandır.
Kabaca çünkü zaten insanların ancak hani tıbbın kendini.
Toparlayıp. Bilgi birikimi ve araştırmayı
bir anlatıya dökmesi meselesi o yıllara ait.
Psikiyatrinin kongreleri de sanıyorum 1.008 yüzlerin
sonlarıdır işte. Yani onun vücudun sonları ama o
yıllarda tabi. Işte freud'un kuramı vesaire
gibi yeni yeni kuramlar da ortaya atıldığı için sadece
araştırmalar yok, yeni kuramlar, yeni bakış açıları ve
teorilerini de konuşulduğu bir dönem.
O yüzden de teorik bazı da var. Sadece araştırma konuşulmuyor
elbette. Ama tabii tıbbın diğer
alanlarında işte aspirin etkileri konuşulurken aspirin
teorik bir tarafı yok, konuşulacak.
O yüzden muhtemelen bunu konuşmuyorlar.
Böyle kombine bir yerden 1.009 yüzlerin ortalarına doğru
geldiğinizde iş daha çok tabi. O da sebepsiz değil,
psikoparmakolojiye ilk defa ortaya çıkar ve ilaç kullanımı
da gündeme gelince araştırmalar oraya doğru da yoğunlaşıyor.
E biyolojik psikiyatri araştırmaları da ortaya çıkmaya
başlıyor. Teknolojinin ilerlemesiyle
böylece giderek kongreler daha çok araştırma konuşulan yerler
haline geldi. Bütün dünyada türkiye'de de ve
uzunca bir süre de böyle devam etti ama tabii bu böyle devam
ederken kaçınılmaz olarak ilaç firmalarının ve dolayısıyla.
Endüstrinin desteklediği ve endüstrinin yaptıklarını
konuşulduğu bir yer halinde da geldi.
Maalesef o zaman maalesef değil mecburen bir yandan da hani
maalesef deyince sanki hani bu çok kötü olduğu gibi
anlaşılıyor. Kötü de oldu ama iyi iyi olduğu
tarafları da var sonra da ama az evvelcenin söylediği şey o.
Yani belli alanlarda çalışan insanlar mesela şizofreni
alanındaki araştırmacılar kendi alanlarındaki araştırmaları da
geliştirdikleri kuramları ve felsefi bakış açılarını da
konuşacakları, kendi kongrelerinin ya da daha küçük
ölçekli toplantıları da yapmaya başladı.
Yani don dediğin ama neyden sonra o?
Sonra dediğin neden? Yani 19 ikinci yarısından sonra
ki gelişmeli. Herkesin psikopatoloji kuramını
anlattığı evet kongreler. Evet de oluştu böylece.
Şimdi bizdeki yani bu ibrahim'in söylediği ve çok güzel anlattın,
böyle hayal kırıklığını yani. Hani neyin seni hayal
kırıklığını olaraktığını çok iyi anlattın.
Çünkü genç arkadaşlar için de bence çok önemli bir hani
başlangıç noktası. Bunu düşünmek için bunu bunu da
ihmal etmemek lazım. Az evvel kendi aramızda
konuşurken şeyi örnek demiştim. O kadar çok benim yeni
asistanlık dönemlerinde, yani seksenlerin ortalarında o kadar
çok araştırma konuşulurdu ki mecburen.
Herkes bir araştırma yapmak ve bunu kongrede sunmak ve orada
eleştiri almak veyahut da şöyle de olurdu, orada eleştiri
alırsın ve aldığın eleştirilerle o sunduğunu daha da
geliştirirsin. Bir tür hakeme sunmak gibi şöyle
onu makale haline getirirsin. Gibi şeyler daha ağırlıktaydı.
Ama tabii bu araştırmaları da zaman yetmemeye ya da oturum
yetmemeye başlayınca bu sefer posterlerinde oluşması ve postar
kavramının ortaya çıkması da geldi.
O da çok yararlıydı çünkü posterler daha az sayıda ve
hakikaten daha çok gezilen. Ziyaret edilen etkinliklerdi ve
orada da çok bilgi toplanıp onlar da değerlendirip üstelik
birebir. Poster bu işi tartışmalarla
makaleye dönüşmüyor, yardım ederdi.
Bu bu o kadar çok yaygındı ki 1.980 sekizdi yanılmıyorsam bir
arkadaşımız. Senin işte yaşatına benzer
deneyimi yaşatacak bir bildiri sundu.
Ben de vardım o salonda. Ve o.
Bildiri, daha felsefi bir bakış açısı daha teorik daha kuramsal
bir şeyi anlatıyordu. Konu neydi şimdi hatırlamıyorum.
Yani daha böyle analist terapi gibi bir şey miydi yoksa daha
genel bir bakış mıydı o zaman? Önde oturan hocalarımız ki hepsi
işte üniversitelerin en önde gelen isimleri acettepe Ankara
tıp ve Cerrahpaşa çapa filan. Onlar dediler ki abla nedir
böyle bildirimi olur. Burada sen seminer gibi bir şey
anlatıyorsun dediler ve anlatanın da hakikaten boğazına
dizdiler o şeyi sunumu. Ama bu çok önemli bir
feedbackti. Yani senin mesela hayal
kırıklığına yaşam hayal kırıklığı yaşamamanı sağlayacak.
Bir adımdı ve bir. Doğru yol gösterme çabasıydı
diyelim. Ama sonra bu böyle olmadı ve
giderek her şeyin konuşulduğu bir tür girmek için de
panayırlara dönüştü. Kongreler içinde her şey var
ama. Hiç şüphesiz ki ondan
yararlanmak isteyenler için çok faydalı ve güzel sunumlar ve
araştırmalar ve etkinliklerde var.
Dipsu simen artık türk konuştum. Ben şeyi söyliyim hocam,
ibrahim'in söylediği belki şey açısından doğru ama hani burada
sizin de bahsettiğiniz belki zorunlu sebepler yani daha
doğrusu sizin değindiğiniz o psikopolojinin eklenmesinden
sonra gelişen psikiyatride şöyle bir zorunlu şey de oldu yani
hani. Yani 2 sebep olarak
söyleyeceğim. Bunu birinci sebep büyük
ihtimalle son 15 yılda hani psikiyatride yenilikçi bir ilaç
yok zaten. Hani bu hepinizin malumu.
Eee yani çıkan ilaçların çoğu da zaten önceki ilaçların etkin
mekanizması kopyalanarak yapılan daha çok yan etkiyi nasıl
azaltabiliriz? Üzerine çalışan ilaçlar.
Diğer disiplin disiplinlerle şey yapınca kıyaslayınca örneğin eee
bize en yakın olan nöroloji nörolojiyle filan kıyaslayınca
hani arada yani farmakolojinin endüstrisi bütçeleri arasında
ciddi farklar oluşmaya başladı örneğin.
Yeni çıkan bir mme stajı var. Rolünün aşağı yukarı 15 20.000 €
filan. Yani hani tek eee tedavi
seansına ücreti ya bizim en pahalı ilacımız belki hani 200
300 € filandır yani hani aradaki farkı öyle anlatmak gerekiyor
belki o açıdan. Hem şeyin desteği azalmaya
başlıyor. Sadece hani bu şeyde değil bana
soracak olursanız Türkiye genelinde değil.
Hani uluslararası kongrelerde de hissedilen bir şey bence yani
psikiyatri anlamında. Eee ikinci sebep de eee bu
türkiye'ye özel bir şey para yok.
Para olmadığı için araştırma olmuyor.
Araştırma olmadığı için de doğal olarak.
Kontrol edelim içecekleri. Azalıyor, aynen sunacak bir şey
olmuyor yani ya da sunulacak şeyler zaten.
Uluslararası çaptaki şeylerde kongrelerde ya da daha önceki
yayınlarda filan gösterilmiş yapılmış şeylerin biraz şeyi
oluyor. Aynısı gibi oluyor yani hani
özgün ya da yenilikçi diyebileceğimiz ya da dışarıdan
yurt dışından katılımcı çekebilecek şeyler olmuyor.
Genelde içerik olarak her ne kadar işte sunum dillerini
ingilizce yapsanız da ne bileyim işte.
Onun dışında uluslararası deseniz de adına kongrelerin
çekici olmuyor insanlar için açıkçası o açıdan.
Bu konuda da yani dediğim gibi hani Türkiye özel bir durum
belki. Çünkü ya ben almanya'ya
çalışmaya çalışmaya başladığımdan beri fark ettiğim
en önemli şey o yani hani örneğin geçen sene ben anlam
psikiyatri kongresine ya online olarak katılmıştım. 100 yüze
katılmamıştım. Hani bilimsel programı yani
bütün neredeyse bütün araştırmacılar kendi bulgularını
vesaire bir şeyleri sunarak ilerliyorlar ve cidden dünya
ölçeğinde çalışmalar yapılıyor. Ama örneğin benim çalıştığım
hastanede şöyle bir şey. Araştırma bütçesi arasındaki
farkı göstermek için söyliyim ııı hiçbir şeyiniz yok unvanınız
yok. Herhangi bir şeyiniz yok.
Sadece uzman doktorsunuz. Hastaneye gidiyorsunuz
diyorsunuz ki benim böyle bir pilot çalışma fikrim var
diyorsunuz fikri sunuyorsunuz. Hastanesi 10.000 € veriyor.
O 10.000 € ile istediğiniz kadar şey yapabiliyorsunuz.
Çalışmayı yapabiliyorsunuz. En sonunda sadece yayın
çıkarmanızı istiyor. Sistem hastanenin adı geçecek
şekilde hani aradaki bütçe farkını veriyoruz.
Ettiğim örneğin ben sizin bahsettiğiniz o bahar
sempozyumunda biz kes diyoruz gerçekten keslerden birinde.
Kendi tezimi şey yapmıştım sunmuştum.
Araştırma ödülü için yani orada aldığımız ödül yani çok komik
şeylerdi. Yani 200 300 € filan ediyordu
herhalde o günün kuruyla da çevirince hatta fatih hoca'yla
da fatih hoca bizim daha önce misafirimiz oldu.
O benim jürimde vardı. Eee oradan da tanışıyorduk.
Fatih hocaydı. Böyle bir ayrıntı da var.
Onu da söyliyim size. Tahsin sen tezin için.
Araştırma proje ürünü teşvik ödülünde mi başvurmuştun bitmiş
araştırmayı mı sundun? Yok, ben araştırma daha
yürüyordu, hocam yürüyen. Aradım, araştırmana fon
bulabilmek için araştırma. Ödülle.
Evet, bizdeki ödülleri de o zaman hatırlatalım.
Neler var bizde? Bir araştırma teşvik ödüllerimiz
var. Türkiye psikiyatri derneğinin
kongrelerinden söz ediyoruz. Şu anda sadece tabi ki.
Onun dışında pek çok kongre var ama 10'a çıkart hakim olduğum
için ben onu söyleyebileceğim geri kalanları tamamlayabilirim.
Yani bildiri ve poster öldürecek de buluyor.
Genellikle kongrelerde ya da şeyler de oluyor.
Seyahat bursu gibi yahut işte kongre bursu gibi eğer kabul
edilir ve işte belli kriterleri karşılarsa kişinin ücretsiz
olarak katılabilirdiği konaklayabildiği bir takım
ödüller de sadece türkiye'de değil bütün dünyada var.
Dünyada yüzün üstündedir ve yılda yapılan psikiyatri
kongresi sayısı yani şey anlamında uluslararası tırnın
şeyi ne denir? Tanıma olan yani hani Avrupa şu
bu asya. Dünya filan başlığıyla giden an.
Arap var mesela ha. Ülkelere bakarsan hani ülkeleri
dikkate alsam tabii binlerce olur da genel anlamda
uluslararası diyebileceğimiz yüzün üstündedir.
Tahmin ediyorum türkiye'de de. 10, 15.
Bak yirmiyi buluyordur. Yapılan küçük ölçekli
toplantılar, sempozyumlar, kongreler hep birlikte.
En temeli tabii Türkiye psikiyatri derneğinin.
Yaptı ve klinik eğitim, sempozyum ve ulusal psikiyatri
kongresi ama başka derneklerin yaptığı işte psikopatoloji gibi
anksette. Nöropsiki var.
Nöropsiki gibi türk nöropsiki derneğinin yaptığı kongrelerde
belli vakti kongreler elbette hala eskiden üniversitelere ev
sahipliği yapay ya da eğitim hastaneleri onun için.
Onların adıyla olurdu, 1.900. 90.
Yediye kadar yanılmıyorsam öyle de gitti zaten.
Ondan sonra Türkiye psikiyatri daha ne ev sahipliği yaptı
hepsine? Ulusal psikiyatri mi
soruyorsunuz? Ulusal psikiyatri söylüyor.
Ulusal. Psikiyatri de dernekle iş
birliği yaparak. Veya derneğin tek başına yaptığı
kongreler 2.000 birden sonra başladım.
Şöyle dernekle iş birliği daha erkence yani.
Şöyle. Türkiye psikiyatri derneği genel
başkanının kongre başkanı olduğu böyle ifade edersek daha iyi
olacak. Bu 2 binlerden sonra haklısın.
Eee ama. 97 ya da 96 kongresinden itibaren şeydir.
Diğer kurum, bir kurum ve Türkiye psikiyatristini ortak
düzenlediler. Bunu şunun için anlatıyordum.
Bazı kurumlar bunu hala sürdürüyorlar.
Kendi başlarına bir. Işte bir ana bilim dalının yahut
bir eğitim hastanesi'nin etkinliği biçiminde sürdüğü de
oluyor. Bu arada şeyi de söyledikten
edemeyeceğim. Tabi demin tahsini söyledi.
Bizim asistanlarımızın başında da 1.980 sekize kadar bu ışık
böyleydi. Ulusal kongre, ulusal
psikiyatri, nöroloji, nöroşürücü ve psikolojik kongresiydi.
Yani 4 salon olurdu ve her salonda bir branş ya da.
Bilim dalı çalışmasını ve kongresini yapar.
Aynı zamanda birbirlerini dinleme şansı da olur.
Paralel olur. Çok güzeldi o.
Evet, evet, yani çok mu bilmiyorum.
Ama. Evet değil, çünkü sayı çok
kalpti ve bu kadar insanı bir araya getirebilmek de
imkansızlaştı ve ilgi alanları da çok dağıldı.
Şimdi evet, her branştan insanların katılabildiği daha.
Tanı ya da belli konu ağırlıklı toplantılar yine yapılıyor.
Nöro psikiyatri derneğinin yaptığı güzel toplantılar
kongreler gibi mesela. 10'a çıkart herkes gelebiliyor.
O bütün bu branşlarını ortak katılabiliyorlar örneğin.
Ama daha küçük ölçekli şeyler oluyor tabii.
Bu tabii yani bu kadar dranşın birlikte olması da aslında.
Aynalama kaçından çok önemliydi. Ben sık sık söylerim ya Allah
kimseyi ayna siz bırakmasın diye sen şey diyorsun.
Kibirli bir yerden söylemiyorum bunu ama evet işte aynı tutma
meselesinin azalması insanların kendilerine nerede ne yaparken
bulduklarını ya da gördüklerini görmemelerine sebep oluyor.
O yüzden. Feedback çok önemli.
Şimdi Tahsin kendi çalışmasından bahsetti ama Cengiz arcar
yaptığı projeden bahsetmedi. Cengiz de geçen yazmış ya bizim
podcast'in tanıtımına benden hiç bahsetmiyorsunuz diye.
Ben böyle bu bölümde şunlardan bahsettik diye böyle madde madde
yazıyorum ya. Yani görmedim.
Nerede bahsetmiş? Twitter'da ben böyle bizim
konuştuğumuz konuları madde madde yazıyorum.
Altına şey yazmış. Bir kere de Cengiz ağca diye
bahsetmediniz diye işte tahsinle onların bir çalışmak kendini
vardı ya? Cengizden hemen bahsedelim
Tahsin bahsetmek ister misin? Cengiz de yaptığınız?
Çalışmak benim için ibrahim asistanlığın başında unutmak
istediğim zaman. Yapmak istediğiniz yani
yapılamadı, yarım kaldı. Aynen.
Allah'tan. Bireysel ama unut unutmak
isterdim hocam değil mi? Zor durumda bırakıp köşeye
sıkıştırıp tamam yanalım da hepimizin geçmişte yaptığımız
konuşmalardan, konulardan filan geriye dönüp bakınca utandığım.
Olur yani çünkü hepimiz gelişiyoruz, değişiyoruz o
yüzden. Niye söyledim?
Benim de o olmuyor. Işte diyormuşum.
Ne olmuyor, utanmıyor musun? Hayır rekors, tüberk'e procs
gibi erkenden şişkin hale gelmiştir.
Yani yani hiç yaşına uygun oyunlar oynamadan veya modaya
uymadan doğrudan başladı. Çocuk baştan beri biliyorum
çünkü öyle. Felsefe vesaire onlarla
uğraşınca böyle oluyor tabi. Şaka yaptım, hoşamıyor şey.
O zaman benim eleştirdiğim bir şey daha var.
Onu da söyleyeyim. Ben bütün.
Bütün gördün mü? Bütün sinefobikliğimle şimdi
kongrede bilimsel program içinde sinema karakteri analizi
yapılıyor. Iıı.
Bazen şarkı analizi de yapılıyor.
Bu buna böyle psikanalize daha yakın durduğum zamanlarda da
anlam vermiyordu, veremiyordum. Yani mesela bu olacağına ya 6
yıl analize aldığın bir. Hastayı gelip burada sunsan biz
de dinlesek. Cevap veremeyen ve akıbeti ne
olduğunu bilmediğimiz bir. Film karakterini neden analiz
ediyoruz? Bu asla analiz edilmemeli
anlamına gelmiyor bu arada yani bunun işin kendisi.
Boştur deyip başka bir sebebi var.
Ibrahim şöyle ya, 6 yıl önce aldığın hastayı sunamazsın.
Nasıl dizi yapamazsan ortada sunamazsın yani dinleyiciler şey
bile olsa. Meslekten bile olsa çok uygun
değil. Onun sunulduğu ortamlar ancak
çok kapalı gruplar yani analizle uğraşan işte 10 tane insanın
birer oda olduğu ve sadece orada kalan durumlar çok ender.
Onun dışında bu yapılabilir bir şey değil.
O yüzden mecburen aslında var olmayan insanlar analiz
ediliyor. Eee bizim şenol'a sanat uzun
ilham sonsuz programını yaparken açık radyoda.
Demansı dolayısıyla krallığı konuştuğumuz bir oturuma burcu
halkın davet etmiştik, o da ingiliz edebiyat hocasıdır. 10'a
çıkart şeyi sorduk yani hani kral değerin tanısı o mudur bu
mudur şöyle olabilir mi, böyle olabilir mi?
O da dedi ki valla hocam o bir roman.
Yaşadı mı? Yani öyle birisi.
Yani o insan yaşamıyor diyerek bizim ayağımızı su yerdirmişti
ama tabii şu. Bunun üzerinden modelleme
yaparak eğitim amacı gütüyor. O onun için yapılıyor yoksa.
Öbürüne alternatif bir şey değil ama bir tür zorunluluk diye
bakıyorum ha ama şundan kolay biliyorsun işi gücü bırakıp
sadece 10'a çıkart odaklanıp işin psikiyatri tarafını ihmal
edip. Rahmetli akıskanın deyimiyle bir
tür mental mastürbasyona dönüşü ise bu kötü bir şey.
He onda haklısın. Işin bir diğer boyutu da bence
şu hocam yani psikiyatriyi psikanaliz ya da psikiyatri ve
psikolojiden türeyen şeyler karşılıklı ilişkiye dayalı
uğraştılar. Var olmayan bir tarihsel
kahraman veyahut bir sinema karakterinde böyle bir imkan
yok. Çok yani kişiyi yaşadığı
habitatta gözleyip analiz ediyoruz.
Bu bana çok insani gibi iddia edilmesine rağmen daha insanlık
dışı gibi geliyor. Birinci şahıs, perspektifi
ortada. Olmuyor, böylece ikinci.
Şahıs perspektif özür dilerim çünkü ben evet.
Evet doğru yani böylece biz sadece karar veriyoruz.
Gördüğümüz şeyin ne olduğunu ve sadece yorum yapıyoruz diyoruz.
Bir dane ifadesini labirente izlemekten bir tık daha.
Şey gibi. Evet ama bir modelleme değil mi?
Yani mecburi bir modelleme bu oradan yola çıkarak işte
yönetmen aslında bunu kurgularken ya da yazar.
Şunu mu demişti, bunu mu demişti yahut işte ne bileyim kralweri
yazarken aslında shakespeare hangi?
Çatışmasından yola çıktı. Burada ödül al bir şey mi vardı?
Iyi konuşalım. Ucuzu da bu hocam yani mesela o
kadar. Eldenmez.
Tamam. Istiyorum zaten tabi ya beni
diyoruz ki her. Türlü her türlü anlamsız o her
türlü anlatı için ayrıca tartışılmaya değer bir şey.
Zaten çok da tartışmaya da belki gerek yok.
Yani bilge Karasu hep şöyle derdi, yazarın aslında ne demek
istiyor olabileceğini tahmin etmeye çalışmak 10'a çıkart da
ayıptır. Ne anlıyorsanız o.
Ama bazen şöyle şeyler yok mu ibrahim yani yazarın ne demek
istiyor olduğunu düşünmemizden de bağımsız.
Pek çok kişiye yani aslına bakarsan sağduyuya hitap
edebilecek biçimde bildiğimiz psikiyatrik kavramlara çok uygun
olan örnekler devşirebileceğimiz karakterler varsa tamam yoksa
her önümüze gelen sanat yapıtını ele alıp da buradan psikiyatri
öğretmeye çalışıyor olmak konusunda tamamen hemfikirim
seninle yani ben böyle hissettim.
Dediğin zaman onunla kurduğun kendi ilişkini anlatmış
oluyorsun ama o kişinin seninle bir ilişkisi yok.
O yüzden bir karşılıklılık yok. Yani o insan yaşıyor olsaydı da
onu sorsaydık da zaten olmazdı. Hani sen bunu yapmakla ne
yapmaya çalıştın falan diye geçenlerde.
Pelin'e ismail o da bir şey mi? Filminin prömiyerine davet etme
nezaketi gösterdi. Sağ olsun sonrasında da şansım
oldu. Yani o yönetmen ve oyuncuların
birlikte olduğu ve birlikte konuşulan sorular sorulan bir
ortama. Enteresan sorularda vardı ama
mesela şöyle bir soru da gelebildi, bunu bunu bunu
yapmaktan ne anlatmak istediniz ya da ne yapmak istediniz?
Bir şey demedim ama kalkıp söyleyesin geldiği içimden zaten
anlatmak istediğini anlattığı için filmi yapmışsa evet ne
anladıysan o yani onu 10'a çıkart sorunca yani buradaki
karakter sizin bilmem neyinizden mi yola çıktı ya da filan gibi
bir şeyi hani shakespeare'e soramayız ama işte penes var ya
bu soramayız bence yani sormamalıyız.
Bence bu çok iyi bir nokta hocam yani böyle önümüzdeki vakanın
diyelim böyle satır aralarını aslında tırnak içinde aslında ne
anlatmak istediğinin peşinde olmak bu.
Bana artık böyle çok şey bir uğraş gibi geliyor.
Yani gayret geçme diyorsun, ayıp mı diyorsun?
Ayıp gitmeden. Ya ve şey, nasıl desem?
Amacından saptıran bir şey. Bir kere bir film izlediğim
zaman ben de film konusunda çok ahkam kesecek birisiyim ya bir
kere film. Izledim zaten.
Tabi kesiyorum. Oğlum sosyal şeyi söyleyerek
ahkam kesiyorsun, doğru sinef olarak.
Öyle bir hastalığım var. Hocamdayım de kime gittiysem?
Düzeltemedim gibi kabul ediyoruz, sen desin?
Evet, bence damgalamayalım yani? Sineforb diyerek onunla böyle.
Çalışıyorum, sizin kesinof arkadaşlarınız var mı?
Anlamaya çalışalım ne oluyor? Ne de disket yiyeceğim unuttum
bu arada. Ahkam kesiyor gibi oldum ama
dedim ve. Yani mesela yani bütün sanat
yapıtları için bu böyle. Ama sinema için izlediğimde
bende ne uyandırdığına esasen bakıyorum ya da bakmıyorum bile
zaten. Hani izleyince o bende bir
şeyler uyandırıyor. Yani bir sanat yapıtının zaten
niteliği o orada böyle şeyin peşine düşmek aslında bana ne
anlatmak istediğin peşine düşmek.
Meselenin doğasını bozuyor gibi geliyor bana.
Evet, de işte kendi kendilerine kazanıyorlar ya insanlar.
Şu geçen gün nerede gördüm? Instagramda bile görmüş
olabilirim şey vardı, sıkılmak iyidir diye.
Çünkü sıkıldığınız zaman bir kendi kendinize kalıp
düşünüyorsunuz ve olup biteni anlamaya çalışmak için bir zaman
geçiriyorsunuz demektir. Pardon tabi ya şeyde gördüm.
Twitter'da çok güzel bir şey paylaştı berker.
Bir araştırma berker duman evet bir araştırma paylaştı ve onun
üzerine de çok güzel yorum yapmış.
Böyle izlemeyenlere berker dumanı izlemelerini önerim.
Twitter'da çok güzel. Ağırlıklı olarak biyolojik ama
her konuda psikiyatrinin her alanından.
Veriler paylaşıyor ve çok da güzel.
Kendi görüşleriyle paylaşıyor. Tam böyle bir araştırmadan
bahsediyordu işte sıkılmakla ilgili daha detaylı
söylemeyeyim. Merak edip bakarsınız güzel de
olur böylece yani insanlar kendi kendilerine kalıp kısacası
düşünmektense her şeyi böyle bir süzülmüş, hazırlanmış lokum
olarak sunulmasına alıştılar galiba bu dünya düzeninde.
Biraz bunun da sonucu belki. Tek sebebi o değildir de.
Bu da bir sebep. Burada küçük bir müzik molası
verelim. Bugünkü müzik parçası olarak
Martin kremden ebet royi dinleyeceğiz.
Daha sonrasında tekrar birlikteyiz.
Müzik arasından sonra tekrar birlikteyiz.
Ben sözü cem hocaya bırakayım. Sesin gel.
Peki yani ibrahim, ben şunu sorsam.
Sadece insanın okuduğunda veya seyrettiğinde kendi alınmadığı
üzerinden onunla bir bağlantı kurmadan bir karşılıklılık
olmadan. Onu analiz için kullanması
aklına yatmıyor. Teknik olarak da etik olarak da
anladığım kadarıyla tamam ama klasikler için şöyle bir tanım
yok mudur? Iıı her okuduğunda her yaşında
başka bir şey anlayabilirsin. Eee ama işte her anladığında
sana başka bir şey söyler. Bir de üstelik farklı yaşlarda
okunduğunda birden çok kişiye hitaben şey aslında birbirine
benzerdir. Yani sen iyi bir dostoyevski
okursun mesela. Bir dostoyevski'yi ııı işte 15
yaşında okuduğunda başka 15 yaşında okumuş kişilerle benzer
bir şeyler düşünüyor ve yaşıyor olma ihtimalin daha yüksek değil
midir? Eğer iyi yazılmış bir metinden
bir klasik olabilecek metinden söz ediyorsak 40 yaşında da
benzer değil midir? Ve o yüzden de bu.
Bir vaka örneği olarak ele alınmaya uygun sayılamaz mı?
Bu. Hayır, ne istiyorsun?
Yo bu bu gayet güzel bir şey. Yani argüman ve orada.
Aslında burcu alkanın timuçin hoca'ya söylediği şey timuçin
hocalara söylediği kral deer diye birisi yok aslında.
Dolayısıyla orada sizinkiyle bağlarsak.
Timuçin hoca ve Şenol ayla konuştuklarında.
Kan dediğiniz gibi kendilerinden mi şeyler katıyorlardı?
O zaman söylediğim tamamen. Yanlışlanmış olabilir, haklı
olabilirsin. Şurada bakımdan herkesin kral
yeri başkadır gibi bir şey. Eğitimi evet mi?
Demiş oluyoruz. Yani ben şeye karşıyım.
Şu karakterin analizi yok, orada analiz diye sunduğun şeylerin
bir kısmı senle alakalı ama orada hiç girmeye gerek yok
yani. Evet, şu anda şey hissediyorum.
Bu ııı beni aşan bir iddia oldu gerçekten.
Yok, sen sen şöyle naif bir yerden diyorsun ki öyle bir
karakter var. Biz bu karakteri de hangi yaşta
nasıl algılıyorsak 10'a çıkart göre bakalım ve bu bir vaka
sunumu olarak da niye kabul ediyor?
Şöyle şöyle demiş oluyorum, o kadar iyi tarif edilmiş ki pek
çok kişiyle benzer bir şey ifade ediyor ama tabi ama pek çok
kişiye benzer bir şey ifade ediyor olması.
Yıllar boyunca 10'a çıkart atfedile gelmiş olan şeylerden
de oluşuyor olduğu için. Evet, gerçekten herkesin
krallığı aslında farklı olabilir de biz kral yer böyledir
diyenler üzerinden belki konuşuyoruz.
Bir onu konuşuyoruz, bir de şunu da konuşuyoruz, bence bu aslında
psikiyatri de konuşuyoruz anlamına geliyor.
Kral diyar'ın yakın dönem hafıza kaybını konuştuğumuzda
konfobinasyonlarını konuştuğumuzda deması Yalçın
paranoid düşüncelerini konuştuğumuzda aslında.
Demasta olup biteni konuşmuş oluyoruz da krallıerin aslında
kızlarıyla ilişkisi, kızlarının onunla edipal ilişkisi, bunun
shakespeare'in kendi hayatındaki işte ödipal yaşantısı filan
diye. Detaylandırdığımızda.
Işler çığırından çıkıyor diye anlıyorum.
Ben tam da olmaması gereken şey burası ama ne bileyim işte
uyduruyorum. Paul clein'in sklero dermasını
konuştuğumuz zaman ressam ve bunun resmi olan etkisini
konuştuğumuz zaman çok somut bir şeyi konuşuyorlarma göze ya da
başka duyulara ne yapar? Bu bir ressamın tabloya neyin
nasıl yansıtmasıyla sonuçlanır ya.
Ne bileyim rambramdın eğer nükleer katarak tıvardıysa
çizdiği portrelerin arka planlarını siyah yapıyor
olmasını bununla açıklayabilir miyiz?
Konuşmak kadar. Aslında bire bir şeyden
konuştuğumuzda hâlâ konuşabiliriz gibi geliyor bana
da ama. Işte.
Birisi pol kremi yaptıklarına bakıp bunlar şizofrenik sanat
örnekleri dediğinde ki demiş. Bu sadece onu söyleyenin kendi.
Hezeyanları ya bunu 10'a çıkart atfetmesi ya da şizofreni adını
kötüye kullanarak onu kötülemeye çalışması falan da buna geliyor.
Bu 1.000 yana tanı almadı, tedavi görmedi.
Herhangi bir hekim bağlantısı yoksa polie'nin yaptıklarına
bakarak da şizofrenisinin olduğunu söyleyemeyiz öte
yandan. Bilmem.
Anladım, evet derdim ben. Aradaki değil mi?
Anladık. Yani senin sorduğunu kurdan
anlıyorum ben böyle. Anlatıyorum, niye oldu iyi oldu
evet demek. Doğru ama ibrahim'de haklı,
çünkü orada kalmıyor iş. Başka bir yere evet diyor.
Evet. Bir de yazar ve yönetmeni mesela
devreden çıkarırsak ben izlediğim bir filmi analiz
ettiğimde. Aslında orada filmle bir ilişki
ve ibrahim olarak ilişki kuruyorum.
Buradaki analizin içinde ben de varım yani.
Az önce biraz bunu da demek istedim.
Yani izleyen kişi olarak ben de varım.
Hani bu tabii gerçekten bir danışan ya da hasta aldığınızda
analiz ettiğinizde kendinizi ne kadar dışarı tutarsınız o ayrı
bir tartışma ama. Karakter analizinin kim
tarafından yapıldığının. Çok daha önemli olduğu bir nokta
olduğunu düşünüyorum yani. Evet, yani bunu işte ne kadar
bir onu ben bilemeyeceğim tabi bir psikanalitik.
Değerlendirme yaptığında o kişi ne kadar amacına uygun ve nötral
yapabiliyor? Duru hiç bilmiyor.
Eğer bu kralleri'n konforsyonunu anlatmak kadar net yapabiliyorsa
amenna öpüp başımıza koyalım ama dediğin gibi işin içinde kendisi
de var ve başka bir şeye bir yere gidiyorsa o zaman nasıl
genelleyelim? Ya o zaman şunu da eklemek
gerekmez mi yani? Analitik yorumdan söz ediyorsak,
karşılıklığın çok dikkate alınmadığı neredeyse mutlak
bilime öykünen bir analitik yaklaşımdan söz ediyorsak,
uygulama da klinik uygulamada gene orada da ibrahim'in
söylediği benzer bir sorundan veya yöntem zorluğundan muzdarip
olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.
Karşılıklılık eksikliği olduğu zaman saat üçüncü şahıs şahıs
perspektifiyle bir. Herkesin de üzerinde hemen hemen
uzlaşması beklenen bir analiz yapıyor olduğumuzu iddia
ediyoruz. Belki bu.
Belki. Sadece DSM den sque ediliriz
diyeceksin. Onu bile yapamayız.
Aslında yani bir uzlaşıya gitmek zorundayız elbet ama.
Mutlak bilime öykünen bir psikanaliz içinde bul
söylenebilir. Bu eleştiri bal gibi diye
söylenmeyiz diyorum bu. Burada cem hoca'nın daha önce
hangi konuşmamızda olduğunu hatırlamıyorum ama söylediği
şöyle bir şey vardı, yani evet, DSM kategorik tanılar.
Kültürler ya da. Pratik kültürler olarak ve
kategori yine ayırıyor. Psikanaliz nispeten boyutsal bir
yaklaşım içinde ama o boyutlar üzerinde kategoriler üretiyor.
Ve bir. Sanat yapıtını izlediğimiz zaman
işte aslında o boyutlar üzerindeki kategoriler mesela
eski deyimiyle anankastik kişilik ya da obsesif kompulsif
kişilik. Böyle davranır diye zihnimizde
bir tip ya da bir şablon var. Karakteri görüyoruz.
Böyle davranıyor işte. Obsesif kompsif kişilik nedir?
Annesiyle amopsif kompsif kişilik peki annesiyle babasıyla
ilişkisi nasıl? Bak filmde gördüğünüz gibi şöyle
böyle yani sanki var olan elde var olan tiplere.
Şey yapmak böyle dışarıdan üçüncü şahıslarla gözleyip elde
var olan tipleriyle kategorilere uydurmak gibi bir durum oluyor.
Işte, ama bak onu onu yok. Filmler üzerinden yaparsan bir
sakınca yok yine de. Çünkü bir eğitim amacı taşıyor
ama bunu kişilere yapmaya çalışırsan o zaman gerçekten
terzilik gerektiren birine zorla konfeksiyon elbise giydirmek
gibi oluyor. Bu daha önce de konuştuğumuz ve
getirdiğimizi eleştiriydi ama sadece film üzerinden ve sadece
spesifik bir şeyi anlatmak içinse.
Kabul edilebilir bir şey olmaz mı sence de yani bir eğitim
amaçlıyor. Çünkü şudur demeye çalışıyor.
Tam böyle düşünüyorum hocam. Evet, bir eğitim amacı olarak bu
tarz materyallerin kullanılması lazım hatta.
Troumun show'daki ilk evre hakikaten prepiskoz mu diyelim?
Prodrom şizofreni mi diyelim o evreyim mükemmel bir şekilde
anlatıyor ve ben hatta bazı hastalarıma öneriyorum.
Yani bak benziyor muydu yaşantıların?
Diye onun tartışmasında ilk aklıma meropontinin geldiğini
çok iyi hatırlıyorum ben dimi. Aynen öyle hocam yani.
Niye geldi pardon? Çünkü algının fenomenolojisiyle
ilgili çok fazla şey çağrıştırıyordu.
Oradaki anlatım o kadar güçlü ki hocam yani şizofreni
literatüründe artık troumun simptıms diye bir kavram var.
Yani tromon simptıms diye yazdığımızda bu.
Şizofreni hastalarının o şaşkınlığı perpleksi tip hali.
Ondan sonra hani o ağa eksperans denen işte bir anda o aydınlanma
hali bunları anlatmak açısından. Kendi gerçekliğiyle asıl
gerçekliğin farkını ilk kez yaşaması yani.
Aynen öyle çok güçlü anlatımlar. Ama konumuz kongre kongrede.
Mesela ben ne diyelim? Arzu meselesini tekrardan
duymaya ihtiyacım var mı? Yani kongreler.
Benzer kavramların tekrar tekrar bir eğitim materyali yapılıp
anlatıldığı yerler mi? Bir bakıma evet yani kongrenin
tek amacı eğitim vermek değil ama eğitim de vermek olduğu için
yani senin olmayabilir ama mesela.
Yeni başlayan 3 aylık bir asistanın aslında ufuk açıcı
bulacağı bir şey de olabilir. Bu öyle değil mi?
Yani burada belki dikkat edilmesi gereken şey daha çok
onların dengesi. Evet.
Değil mi? Yani sadece ne bileyim belli.
Alandaki araştırmaların sunulduğu bir şeyin de.
Ne kadar tatmin edici ya da yeterli olup olmadığı yine
konuşulabilir mesela. Aynı ölçüde eleştiği.
Evet tamam tabii. Dolayısıyla hakim hale gelmesi
ve yönlendiriyor olması, kongrenin tamamına ya da aslına
o eleştiri konusu olabilir, haklısın.
Sadece o değil yani sadece eğitim vermiyor ama eğitim de
veriyor ya bir yandan. Bazı kongreler de var, onu da
eklemek lazım. Yani gerçi mesela Türkiye
psikiyatri derneğinin ulusal psikiyatri kongresi de.
Bunlardan biri sayılabilir. Sadece eğitim vermek değil esas.
Amaç aynı zamanda araştırma googleını paylaşmak yani.
Ampirik araştırmaya daha yakın olan ve ampirik araştırma
yapmayı sürdüren ve iyi yöntemlerle yapan kişiler.
En son ne çıkmış diye ııı işitmekten veya dinlemekten veya
posterde görmekten de epey bir şey kazanabiliyorlar.
Eee yani onu da ihmal etmemek lazım.
Milletin mezuniyet sorusu eğitim, fas'sı da var işin yani
herkes her şeyi her dakika okuyamadığı için.
Doğru ama bir de. Laleyip toplamalara.
Da genel kongreler için 10'a çıkart çok o çok kıymetli,
gerçekten oradan çok şey öğrenebiliyoruz.
Yani ben mesela ne dinlesem iyi olur.
Bağımlılıkla ilgili şeyleri berna'ya takılıyorum ya hep bir
bağımlılık dersi anlatsam da dinlesem diye.
O da gülüyor. Bana iyi oluyor o.
Ama, onun dışında bir de şunu da eklemek gerekiyor.
Özel konularda yapılan kongreler var.
Timuçin çok iyi biliyor. Mesela bir paralar bozukluk için
yapılan. Şizofreni uluslararası araştırma
derneğinin. Serzen hemen hemen tamamen
araştırmaya dayalık yinede speakerlar hariç.
Toplantıları hep yeni araştırmalar için de ilham
kaynağı oluyor. Dünya biyolojik psikiyatri
konusu mesela evet kan biyolojik psikiyatrik kongresi.
Hiç katılmadım ama. Onlar gerçekten her şeyiyle
biyolojik ve sadece araştırmadım.
Konuşulduğu yerler. Halinde.
Ama tabii onun içinde belli bir donanım gerekir ve alanda
çalışanların daha çok faydalanabileceği kongreler,
yani genel popülasyona değil de daha sınırlı sayıda bir
popülasyona hitap ediyor. Şunun gibi yani sözde diyelim ki
ben gittiğimde benim alacaklarım da sen gittiğinde senin
ocakların arasında da. Dağlar kadar fark var.
Yani özellikle yüksek yönüne evet daha hakim olan birisinin
kendisiyle ilgili katkı anlamında dalabileceği çok daha
fazla şey var. Ve belki benim izleyeceklerim ya
da ilgileneceklerim senin zaten bildiğin ve muhtemelen çok ilgi
duymadığın şeyler de olabilir örneğin.
Bilmediğim şeyler olabilir diyelim, şimdi çin çok alçak
gönüllülük konuşuyorsun. Hayır, hayır, yani mesela değil,
evet, ama öyle de bir yandan tabi canım niye olmasın?
Kendi konuşmadık. Tarihte konuşacak gibiydik ama.
Yani tarih tarihte tatlıydı, neyi konuşalım istiyorsun?
Yani şöyle bize uygun bir şey konuştuk.
Tabii tabii yok ııı yani hiç ilk başta hani eee nasıldı, nerede
kim, ne yapmıştı falan diye başladık ya.
O sonra başka bir yere evrildi. Eee oradan da gene devam etsek
fena olmayabilir daha sonra. Olur, bir hani geçmiş
kongrelerdeki açılışlar, temalar vesaire önemli ama eskiden çok
da kongrelerin temaları olmazdı. Sonradan temalar olmaya başladı
ama gene de kongreyi düzenleyen kişinin ya da kişilerin.
Ya da yerin ekolün neyse bir. Yönlendiriciliği olurdu mesela
1.971 kongresi. Yani yedinci milli nöropsik
kongresini Hacettepe düzenlemiş. Ve doğan karam.
Kongre başkanlığını yapmış o yıllarda dediğim gibi bütün
branşlar bir arada olduğu için mesela doğan kara'nın o yıllarda
tabi Sağlık Bakanı falan da gelebiliyor ya da Sağlık
Bakanlığı müsteşarı da katılabiliyor o konuyla.
Çünkü onlar içinde bir yönlendirici ya da fıkı açıcı ya
da bilgi paylaşımı içeren yerler oluyor.
Ne ölçurcu kadrolarının artırılmasını istemiş.
Mesela doğan hoca'nın psikiyatrist olarak.
O kongre açılışında ve demiş ki. Mezuniyet öncesi ve sonrası
eğitimi konusu çok önemli. Birçok hata eksik kusurlarımız
olmuştur. Bunların önemli bir kısmı da
devamlı bir sekreteryanın olmamasındandır.
Aslında size grar bilgi işlem kartı veriyoruz.
Bunları doldurursanız bir meslek kütüğü oluşturalım ve ilk
kongreden beri aslında bir federasyon ihtiyacı içindeyiz.
Bir federasyon kuralım. Ve sabit bir amblemimiz olsun.
Yani biz 1.990 beşte kurduk o derneği cem sendik kuruculardan
birisin. Dani kurana kadar yani ondan
yıllar önce 20 küsur yıl önce 25 yıl önce doğan önce söylemiş
işte bir amblemimiz olsun, kombilerimiz olsun.
Evet, ben onu bilmiyordum. Rasim adam mesela bence komik
veya çalış konuşması yap diyor ki o büyük göbeğiyle türkiye'nin
en iyi Almanca Bülent profesör Raşit tahsin'i rahmetle anırım.
Raşid Tahsin gülhaneazkin tıp akademisi hocasıydı.
Almanya'da kültür görmüş krepelinin yanında çalışmıştı.
Görüyorsunuz kollar halinde mazhar osman'dan ihsan Şükrü
aksellere Raşit tahsinden Fahrettin kerim gökaya, gene
Nazım şakir'den doğrudan doğruya.
Ritim polvan'a Şükrü hocaya ve nihayet rast modası varmak
suretiyle rasimoda saldan doğan karane ve diğer gençlere.
Bizim büyük kaynağımız doğrudan doğruya bu 3 büyük hocadan ve
doğrudan doğruya bir ekolden ama artık siz yeni yeni ekoller
suretiyle demek ki hepiniz arkadaşlar kardeşsiniz, hepiniz
akrabasınız, hepiniz aynı ailenin aynı seceremin
yaprakları dalları köklerisiniz demiş.
Ne güzel günümüz. Pçiliğine o zamandan beri işaret
etmiş hocam. 33 kişi 3. O açısından.
Şeyi. Rashit Tahsin tahsisini anıyor
ama sarı Osman ihsan şükra aksel yani o şehri.
Psikiyatride Fahrettin kerim, Gökay, Nazım Şakir, Necmettin
polvan. Sa Necmettin polwan psikiyatrist
değil mi? Evet.
Ama bu yıllarda nöropsikisem. Nöropsikisi.
Evet, dolayısıyla onları anıyor. Hep söylüyor zaten.
Evet yani rashit Tahsin masraf ihsan Şükrü aksel veya Fahrettin
kerim diyor. Kaynâzım chavker Necati böylece
yani aslında. Bu.
Hani bir federasyon kuralın bir araya gelelim meselesi şunu da
gösteriyor aslında. Kongreler aynı zamanda camianın
bir araya gelme, örgütlenme çabalarının da olduğu yerler
aslında 1.970 dörtte tekrar doğan karam kongre başkanı olmuş
Recep tepe Üniversitesi demek ki tekrar düzenlemiş.
Ondan 3 yıl sonra zaten işte sırayla oluyor mecburen.
Doğan karanov, kongrede 135 serbest bildiri.
Sunulduğunu. Yani 135 serbest bildiri
gönderildiğini, kongreye bunların 90 yedisinin kongrede
sunulup kalan 38 tanesinin zaman yetersizliğinden sunulamadığını
söylüyor ve böylece aslında şey de ortaya çıkmış oluyor ve
bildirilerin değerlendirilmesi kimin sürmemeye uygun olup
olmayacağı gibi bir ön hakemlik meselesinin de yavaş yavaş
ortaya çıktığını bir şekilde görüyoruz.
Yani aslında ilginç. Bir şey daha var, kongreler
biçim. Bunların yanı sıra bir de
sosyalleşme alanları ya yani meslektaşlarım bir araya
geldiği, birbirlerini gördüğü iş birliği için adım attığı
şimdilerde networkin dedikleri şeyi, insanların eskiden
yaptıkları iletişimin maille ya da telefonla çok da kolay
olmadığı zamanlarda aslında bir 100 yüze.
Görüş alışverişi yapma imkanda bulunduğu yerler dolayısıyla
onun için de ister istemez onu onun gerektirdiği bir takım
sosyal faaliyetler de oluyor olageldi.
Hâlâ da oluyor ve bir ara onun çok.
Uç noktaları vardı, sevimsizleştiği zamanlar da oldu
ama neyse o toparlandı. Artık çoğunlukla öyle değil ama
bu yani 1.900 yetmişlerin ortalarında bile yenmişti.
Doğan hoca'nın kongre başkanlığını yaptığı o 74
kongresinde. Bile bu söz konusu olmuş.
Ve diyor ki. Nasıl söylenmiş?
Şöyle demiş hoca konuşması sırasında bilimsel
toplantılarımızın bir parçası olarak kabul ettiğimiz sosyal
uğraşılarımızı kısıtlamadık. Sosyal uğraşıları eğlence
açısından görme alışkanlığımızı düşünerek bu açıklamayı yapmak
isterim. Aslında sosyal toplantılar ve
uğraşırlar memleketin ayrı köşelerinden gelmiş
meslektaşlarımızın özel tartışma olanağı bulabildikleri
forumlardır. Sonra da geçmişe atıfta
bulunuyor. Yine bu federasyonlar filan
bahsediyor ve her kısımdan da diyor ki kongre üyeleri silahlı
kuvvetlere bağış yapıyorlar. Yani kongre Yürütme Kurulu her
üye kaydında hava kuvvetlerini güçlendirme vakfına 10 liralık
pul bağışlıyor. Sandos ilaç sanayi o zaman
sandos vardı. Ilaç sanayi iştiraki ile işte 19
Eylül bak şimdi beraberciyi yiyeceğimiz yemekte tertiplenen
piyango'nun gelirinde. Silahlı kuvvetlerimize
bağışlayacak. Ilginç değil mi yani?
Yani bir yandan bir kongre yapıyorlar oradan bir.
Belli ki bir para da geliyor ama o para tabii nereye aktarılacak?
Böyle bir düzenleme yapmışlar ve onu o zaman işte silahlı
kuvvetler ya da anın vakfı çok önemli.
Kıymetli göründüğü için 10'a çıkart bağışlamışlar filan.
Ve yani. Fazla fazla cıvıtmayın da diyor
sanki. Fazla cıvıtmayın diyor.
Bir yandan aşırı bir süblimasyon çabası gibi de görünüyor.
Hani. Bilmiyorum ki kendilerine nasıl
hissediyorlardı da böyle şeyler yaptılar?
Majör, majör, psikozlar için. Macar psikozlar mı diyelim?
Iıı, evet yani majör ve şizofreni.
E onu kastediyorum. Evet, en çok son zamanlarda
tabii fenomenolojiyi de çok yakından ilgilendiren
fenomenoloji toplantılarında da çok sık gündeme gelen birinci
şahıs perspektifi ya da deneyimden uzman kişilerin
görüşleri ve onlarla olan etkileşim de gitgide daha çok
yer bulmaya başladı. Yani farkındalığı arttırmaya
yönelik olduğu kadar sigmayı azaltmaya yönelik olduğu kadar.
Bizim biz ııı profesyonellerin yaşantıyı anlamalarında
hakikaten faydalı olabilecek. Birinci şahıs perspektifleri
epeyce yer bulmaya başladı. Özellikle eleştirel
psikiyatriyle ilgilenen uzmanlarda o görüşlere öncelik
tanımak gerektiğini veya önem vermek gerektiğini sık sık
vurguluyorlar. Biz bu konuda ortak görüşte
olmak zorunda değiliz ama ne düşünürsünüz?
Ibrahim ve tahsisine soruyorum, birinci şahıs perspektifinin.
Eee ve deneyimden uzmanların. Yer alması konusunda.
Yani hocam okuduğum yanlış hatırlamıyorsam yer lolistı ya
da pardon astı. Bunun çok faydalı bir şey
olduğunu ancak. Meselenin.
Yani nasıl desem hani deneyimin belirleyiciliği ve önceliği söz
konusu olduğunda? Ortak dili, konuşmayı
zorlaştırma ihtimali olduğunu söylüyor.
Yani şöyle. Yani mesela bir şizofren hastası
gelip bir deneyiminden bahsetti bu deneyim vardır dedi.
Orada o deneyimin varlığının tek ispatı, hani varlığı kendinden
menkul olarak hasta. Hastalar bu deneyimi aktarması.
Dolayısıyla bu kendi aramızda hem orta dili oluşturmayı hem de
nasıl desem. Yani bu tarz deneyimlerin yani o
hastalıklardaki deneyimlerin süreyen sabit yapılarını tespit
etmemizi zorlaştırır işi biraz sulandırır belki de.
Diyebilirim. Iıı çünkü başka bir şeyimiz yok.
Başka yanlışlayabilecek bir. Yöntemimiz yok, hasta yaşamışsa
yaşamıştır deyip şizofrenide bu da oluyor.
Demek. Bilimsel uğraşa dayanan
psikiyatri ile çok uyumlu değil. Tamam, ben parnas ve saz sazın
saz mı okuyacaz saz yani Tomas sazla karışmasın loş sazdan söz
saz evet onların eleştirisine katılıyorum.
Şu sebeple aslında sizin yazdığınız yazıyla ilgili
eleştirim de oydu. Baştan şizofreniyi bir tanı
olarak kabul edip onun fenomenisiyle ilgilidi ya ilk
yazı. O yüzden kitapta yazdık onu her
yerde. Gitsin de düzelttin şimdi
parantez açalım onu sonra söyleyeceğiz şöyle.
Mesela şizofreni de özellikle daha önce şizofreni tanısı
konmuş olan birileri. Bu tanıdan gerçekten mesela
multipl skleroz gibi bir tanıymış gibi söz ederek ve tanı
tanının geçerliliği veya doğruluğu herkes tarafından
güvenilirliği herkes tarafından kabul edilmişçesine kendi
tecrübelerini anlatıyorlar. Ama yakın zamanda benim okuduğum
pek çok bildiri oldu. Katıldığım çok toplantı oldu.
Bu kapanma zamanı online toplantılar mümkün olduğunda
fenomenoloji topluluğunun yaptığı sempozyumlar açıktı.
Orada anlatılan tecrübelere baktığınızda kendi uzman
gözünüzle. Onlar şizofreni ait değil
esasında dizosyalsyondan söz ediyor gibi daha çok.
Ama bunlar şizofreniye özgü deneyimlenmiş birinci şahıs
deneyimleriymiş gibi anlatıldığında bir yanılgı
oluşturma ihtimali ortaya çıkıyor.
Hemen şeyleri açıdan kanalıyorum.
Birinci şahıs deneyiminin baskınlığı 100 yıl önce
konuşulsaydı, tepki farklı olurdu ama şimdi böyle bir
postmodern dönemin getirdiği hani ben hissettiysem böyledir.
Ben yaşadıysam böyledir gibi büyük ideolojilerin belki
bittiği hangisi iyidir, hangisi kötüdür tartışmıyorum.
Ama çok doğru değil mi? Bu bir dönemde ekstra tehlikeli
gibi geliyor. Doğru.
Diye düşünüyorum. Bir de tabii daha.
Senin sen ne diyorsun? Bak ben lafınızı buldum da bir
de hani öznel deneyimlerin ya da yaşantıların genele.
Daha doğrusu hani bunların toplanıp genele ne kadar
vurulabileceği ya da geneleene kadar yayılabileceği konusu
biraz tartışmalı. Bence benim açımdan yani.
Eee sizin anlattıklarınız gibi yani aslında niye evet bir
şeyler yaşamış olabilir bir hasta ama.
Eee bu örneğin tüm şizofrenin hastaları için geçerli ya da iş
tüm şizofren hastaların yaşadığı bir durum mu?
Benim için ne kadar klinik anlamda faydalı olacak?
Ondan bazen emin olamadığım şeyler oluyor.
Şeyin sana bu seferin balıtının şeyleri var.
Her sayısında bir kere şeyden bir öznel deneyim şeyinden
bahsettim. Şöyle oldu.
Ya onları okuyunca böyle şey yani eee hastaların deneyimleri
genelde şey içeriyor acı ve. Eee ızdırap içi.
Ram dram çok fazla. Değil mi?
Evet. Dram bu da butik bir tutum gibi
esasında bakarsan yani. Daha fazla ııı şapanda takdir
görebilecek bir tutumu benimsemek gibi ama şizofreni
gibi veya bir polar bozukluk gibi veya otizmspek gibi.
Aslında heterojen olduğunu kabul ettiğimiz pratik türler olduğunu
kabul ettiğimiz rahatsızlıklarda herkesin şizofrenisi başkadır
diye düşünüyor olmamızı engellememeli.
Halbuki böyle yapıldığı zaman bu kişilerin birinci hast deneyimle
şizofreni özgüymüş gibi anlaşılabiliyor.
Ali'nin sax diye bir kadın mesela.
Bir aralar şizofreni de bilişsel işlevlerde bozulma
olmayabileceği ve bazı şizofreni alt türlerinin böyle olabileceği
yolunda. Canan galiba Kenan ve merkel'ın
filan iddiaları vardı. Öyle gruplarda çalışıyorlardı.
Şöyle bir yazı çıktı ve konuşma oldu.
Hem şizofreni hastası hem profesör filan diye.
Bu bana çok sakıncalı geliyor çünkü burada çok şaşılacak olan
bir şey olduğunu vurgulamak aslında şizofrenisi olan
birisinin gene kural olarak hiçbir şey olamayacağını
söylemek gibi de. Onun altını çizmek gibi de
geliyor. Eee.
O yüzden ben bunların. Hastalığa tırnak içinde
hastalığa özgüymüş gibi anlatılıyor olmasını sakıncalı
buluyorum. Bir ama şu tarafı yok mu yine
de? Yine şeytanın avukatlığını
yapacağım işte hani var sanır gibi sanrı gibi.
Ya da adı. Konulmuş o belirti her neyse onu
aslında o kişinin nasıl yaşadığını ya da nasıl
dillendirdiğini görüyor olmanın bunların hepsini aynı kefeye
koymaya çalışan insanlar için bu eğitici tarafı yok mu?
Şöyle, hani bu hakkı az evvel söylediğin damgalama hariç o
ayrı. Konu haklısın ama o kişinin tek
başına bunu anlatmasından bir şey öğrenmektense.
Yorumlamaktan bak onu beraber o kişiyle beraber yorumluyor
olması tıpkı vizitte bizim birilerinin yaşantısını anlamaya
çalışmamız. Gibi işe yarayacak çok doğru
gene ikinci perspektifine geliyoruz.
Çünkü tek başına anlattıklarından çok benim onun
anlattıkların anlattıkları karşısında nasıl bir tavır
aldığım ya da bunu nasıl değerlendirdiğim çöp.
Kuykuydu bunun benim yanlışlarımı da düzeltmesi buna
dahil tabi ki. Çok çok doğru yoksa johnnation.
Psikozuna nasıl yaşadığını görmekte bir fikir veriyor ama
johnnich'in derdini doktoruna ne kadar anlatıyor ya da
anlatamadığını görmek daha çok bilgi veriyor.
Zaten hep söylüyorum, johnny en iyi örneklerden biri şizofreni
diye damgalanıp bir de hollywood'un malzemesi olduktan
sonra neredeyse şizofreni prototipi oldu.
Bir dönem oldu. Halbuki şizofreni olmayabilir.
O rahatsızlık bir şey var. Orada ayrım konu.
Evet o da ayrı konu. Ben ya belki şöyle bir şey
olabilirse daha iyi olabilir. Örneğin bahsettiğim sesi ofrenya
balıkında ki şeyler. Örneğin sizin dediğiniz gibi.
Yani hani bir yorumla beraber aktarılırsa belki daha iyi
olabilir. Örneğin şeyler falan bu new
inglton şeyler oluyor, vakalar oluyor ama seviyorum yani
okumayı çok seviyorum ya benim şeyim değil yani alanımda değil
sonuç itibariyle ama örneğini atıyorum işte.
Ne bileyim hem atolojik bir şey oluyor.
Netolojik bir şey oluyor ama okumayı seviyorum.
Şimdi okumayı sevmemin sebebi şu, orada vaka anlatılırken
arada doktorların gerçek doktorların yorumlarına
yazıyorlar. Hani bu olabilir şu olabilir.
Bundan dolayı böyle olabilir gibi.
Ve benim için şey oluyor yani hani o şeyden hani ilgi alanım
olmamasına rağmen öğreniyorum. Yani bir şeyler ve çok seviyorum
yani açıkçası. Ilgi alanın aslına bakarsan yani
kendi alanımız dışındaki pek çok şeye merak salmış durumda değil
miyiz? Zaten mesleki belki değil, spesi
olduğun alan değil ama tabi ki canım.
Anımdan dolayı gerçi gene diyor ki hanımdan dolayı zaten.
Immünoloji ve romatoloji dimi ibrahim'e yaptığım haksızlığı
bir dakika düzelteyim. Tamam, ben ben, ben bir şey
söyleyeyim mi hocam? Şimdi ben şizofrenin kitabı
yazdım ya normalde oraya takdim yapmayacaktım.
Buyurun hocam. Yok, onu anlatacağım sen?
Söyle siz söyleyin. Yani yok sen söyle.
Takdim yazmıycaktım kitabı göndericem.
Ler için ibrahim aylar hangi yayın evinden ne çıkarmayı
söyleyelim mi lütfen? Akademim yayınlarından biri
şizofreni fenomenlerisi kitabı yazdım aslında yazmadım.
Bunlar benim eski notlarım. Onları böyle biraz zaten bir bir
buçuk ayda toplayıp gönderdim. Evet yani yazmak ama uzun
zamanda yazmak anlamında yani kitap evi için yazmadım.
Bir de mütevazı olmayın gerçek. Sanerler diyor, her türlü
biliyor musun? Buradaki hikaye hocam şöyle
kitapla ilgili ben kitabı bitirdim gönderecem sonra bir
anda böyle bir şey oldum, aydınlandım diyeyim.
Dedim ki şimdi bu kitap çıkarsa cem hoca bana diyecek ki sanki
tek ve bir şizofreni varmış da sen de onların deneyimlerini
anlatmışsın burada. Geldi o gazla normalde giriş ya
da takdim yazmak bence çok zor bir şeydir.
Çünkü bütün kitabı katletmesi lazım.
Galiba bir ya da 2 gecede cem hoca'ya cevap olarak olması için
hani cem hoca gördüğünde ha tamam önden bunu şey yapmış bir
ve tek şizofreni olmadığını. Aslında birçok belki evrimsel
bir mekanizmanın şeyi belki nöro gelişimsel bir durumun tezahürü
ne? Şu an şizofreni dediğimizi ama
bu belirtileri nasıl bir araya getirirsek getirelim yine de
bundan ızdırap duyan kişilerin olduğunu anlatan bir giriş
yazdım. Öyle gönderdim.
Kitabı. Gerek müdür.
Yine de girer. Evet, adamın aklına yani gelmiş
OO kitap şöyle. Tabii takdimin de şizofreniler
ııı ifadesini kullanması benim için yeterliydi.
Eee ondan sonrasına da baktım bu aralar çok iyi okuyamıyordum ama
sana da söyleyeyim, baya ilerliyorum.
Şimdi hızla okuyorum o kitap zannediyorum.
Son zamanlarda aslında Hakan atalar da twitter'a yazdı.
Son zamanlarda okuduğum en iyi kitap gerçekten şizofreniyle
ilgili ve de otuzlu yaşlarında birinin bunu yazmış olması o
kadar ümit verici ve iç açıcı bir şey ki.
Öncesini de anlatayım. Hikayesini ibrahim'in bernalıyla
beraber yazdığı vakalardan oluşan ama şizofreni de
fenomenolojik yaklaşımı da özetleyen çok güzel bir makalesi
vardı. Benim 10'a çıkart eleştirim
şuydu, o fenomenolojik yaklaşım, bir antiden tek ve bir antiden
söz ediyormuş gibi hepsine genellenebilir mi?
Baştan onu kabul ederek yazmışsınız gibi oluyor.
Iıı onu toparlayabilecek ve böyle olmayabileceğini de
anlatabilecek bir şeyler eklemelisiniz diye sağ olsunlar
ikisi de çok şey yaptı. Önemsedi ve baya ciddi
değişiklikler yaptılar. Istediğim her şey olmuştu.
Bu arada o açıklama ayrı. Bir cevap biriydi benim için.
O açıklama ayrı bir cevap makalesi olarak gayet
yayınlanabilirdi. Yani hani?
Çünkü oradaki yanlış hatırlamıyorsam 2 başlık benim
için bir dakika ben bunlardan haberim yok benim yani güya
yazdığım bir şey ama ve işin daha şeyi hoca o zamana kadar
pek fenomenoloji okumamıştı. Fenomenlerin güzelliği bu bence
hani yıllardır aslında hissettiğin bir şey dikkatli bir
şekilde deneyime kulak verdiğinizde zaten aslında böyle
en felsefi fenomeni zaten yapmış oluyorsunuz gibi oluyor.
Çünkü cem hoca'nın fenomenoloji okumamış olmasına rağmen
fenomenolojik psikopatoloji literatüründeki oldukça saygım
tartışmalara orada böyle madde madde yer vermesi tamamen kendi
öznel deneyiminden damıtılmış şeylerdi.
Zaten buna ya tıkım ve bunu gören birisi.
Yapıyormuş. Ya sadece ismine fenomencü
demiyor. Dedi.
Ama sonra okuduk değil mi? Verdiğiniz bütün şeyleri?
Sonra da okuduk. Bütün ödevlerimizi yaptı, o iş
zaten hayır. Bütün iş zaten tahsinin
marloponti okuyalım demesiyle başlamadı mı?
Algının fenomenolojisiyle başlayalım dedik.
Buralara ordan geldik hazır kongrelerden söz etmişken onu da
söyleyelim. Belki daha önce söyledik mi?
Eee bizim şizofreni olmak nasıl bir şeydir den bir önce
yaptığımız. Eee panele mi timuçin gelmişti.
Evet. Onu söylemiştik ama yeri
gelmişken bir daha söyleyebilirim.
Sistemdir. Kongrelerin dedik tam öyle.
Evet, ben tivache'nin 10'a çıkart katılacağını hiç ümit
etmemiştim. Düşünmemiştim gelmez herhalde
dedim. Bizi görmek istiyor, çıkışta
görüşürüz dedim. O da yo ben sizi dinlemeye
gireceğim dedi. Bunu zannediyorum ikinci
anlatışımız ama olsun çok seviyorum.
Yani nasıl bir araya geldik bir araya?
Kadar. Gelmiştik.
Ama gerçekten bu buradan şu mesaj çıkıyor, kaç yaşında
olursanız olur mu? Kaç yıllık hekim olmuşsunuz
olun, öğreneceğiniz şeyler var. Birincisi, ikincisi bunu her
zaman. Daha büyük hocalardan ya da
yalnızca kendi akranlarınızdan öğrenerek yapmazsınız.
Daha genç meslektaşlarınızdan da öğrenerek yapabilirsiniz.
Üçüncüsü. Cübbeniz önlüğünüzü ceketinize
neyse dışarıda bırakarak oraya girdiğinizde öğrenci olarak.
Başka bir varoluşu yeniden başlatmış oluyorsunuz ve.
O kaçınılmaz olarak. Bir şeyleri oluşturuyor zaten
buraya kadar geldik işte. Ben.
Öğrencinizim yani aslında. Estağfurullah hocam, ben bu
arada sizin geldiğiniz şunu da çok heyecanlanmıştım hocam.
Belli olmuyordu çok. Ilkinde demi.
Timuçin hoca mı oldu? Timuçin hoca.
Benim de ilkine katıldı. Dinlemeye tabi.
Yani ilk psikiyatriye girdiğimde bir konuşmasını istanbuldayken
dinlemiştim tabi. Yaratıcılık.
Tabii yaratıcılık bir ilaç firmasının şeyiydi.
Hocam nerede bir? Bağcıları da gelip konuşmuştum
ama galiba sen o zaman biten yok muydun?
Yoktun yani? Siz sonra hacettepe'de sizinle
teknoloji yarabile konu çıkmıştım abi.
Sen perşembe toplantılarından birine mi katılmıştın?
Şöyle oldu, hayır, şöyle oldu. Türk psikiyatri dergisinin.
Bir yıl dönümüydü ve onun için bir.
Oturum planlamıştı. Türk psikiyatri dergisi.
Oraya gitmişken de bennavut'u rica etmişti.
Acettepe'de de konuşuyor musun diye ben de hani acettepe'de
benimsel bir şey anlatmayayım da merak ettiklerim başlıklı bir
şey anlatayım. Böyle ben nereden nereye nasıl
geldiğimi anlatayım ve bunun üstüne konuşalım demiştim.
Daha çok özel deneyimler ve. Düşünceler üzerine bir
konuşmaydı o. Eee, bugünkü bölümün sonuna
geldik ııı. Bu bölüm ııı bayağı uzun oldu
ama güzel bir bölüm oldu diye düşünüyorum.
Şimdi bir ressam ve resim hakkında bilgi vermek istiyorum.
Bugünkü ressam olarak Louis ancoton'dan bahsedeceğim.
Resim olarak da su kenarındaki kızdan bahsedeceğim.
Öncelikle ressam hakkında bilgi vereyim.
Ressam 1.000 9.800 pardon 61 yılı da.
Fransa'da doğuyor. Kendisi 1.800 seksenlerin
sonunda airde turist lotreck, emir Bernard ve vinsan van gogh
gibi ressamlarla arkadaşlıklar kuruyor ve bu sayede resim
sanatında bazı değişiklikler yaşıyor.
Kendisi kulasinin kulasyonizm denilen bir tekniği
geliştiriyor. Bu teknik kanunatlarla çevrili
düz renk alanlarından oluşan bir teknik.
Ve aynı zamanda emir bernad'la beraber de sentezce üslubun
öncüllerinden sayılıyor. 1.800 doksanlardan sonra da ressam
ancoten rönesans ustalarına yönelmeye başlıyor ve modern
resimden biraz uzaklaşmaya başlıyor.
Son yıllarında da 20. Yüzyılın başlarında da daha çok
akademik ve tarihsel resimlerle uğraşıyor. 1.932 yılında da
Paris yakınlarında flon bilenkort'ta hayatını
kaybediyor. Kendisinin sanatıyla ilgili
söyleyebileceğimiz şeyler erken döneminde canlı renkler,
belirgin kontörler ve kent yaşamı sahneleri ön planda.
Daha sonrasında klasik kompozisyonlar, figüratif
temalar benimsiyor ancoten'ın çalışmaları, post empresyonizmle
model sanat arasında geçişi sağlayan resimler resimler
bütününden oluşuyor diye söylenebilir.
Bizi dinlediğiniz için teşekkürler. 2 hafta sonra
tekrar görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean