Kongreler, Filmler ve Truman Show
Bu bölümde 22-26 Ekim 2025 tarihleri arasında Ankara'da düzenlenecek Ulusal Psikiyatri Kongresi için özel olarak bölüm oluşturmak istedik. Eski kongrelerden bahsettik. Sohbet bizi film ve sanatlara ve en sonunda Jim Carrey'nin efsane filmi Truman Show'a kadar götürdü.
Herkesin merhaba, diken spil bahçesi ifade etmiyoruz. Hoot kesiminin yeni bölümüne size sesleniyoruz. Ben doktor tasin rolas bu podcast bölümünde benimle beraber profesör doktor timuçin ral, profesör doktor cemur taşoğlu ve doktor ibrahim aylak var. Bu podcast bölümünde kongreler hakkında konuşalım dedik. Gelecek hafta türkiye'de ulusal psikiyatri kongresi var. Ben katılamıyorum herhalde. Cem hoca'da katılamıyor timuçin hoca ve ibrahim orada olacak diye biliyorum. Kongreler hakkında bir konuşma yapalım diye düşündük.
Eski kongreler hatta yeri gelirse dünya kongreleri hakkında da yorum yapalım diye konuştu. Böyle ben sözü bırakayım size siz başlayın istiyorsanız. Öyle biz orada olacağız. Ibrahim'le gelip bizi buverlarsa bizi dinleyenler çok seviniriz. Geri bildirim olmaktan çok memnun oluruz dimi ibrahim. Tabi hocam. Gerçekten mi ibrahim yani tek tek sunum için gideceksin. Ondan sonra kaçarak uzaklaşacaksın ve geri bildirim için insanları davet ediyorsun. Ben ben oradayım beni bulsunlar, ibrahim hocanın kabul ederim.
Dedirler hocam ben. Hemen kaybolurum gerçekten ama. Neden kongrelerden kayboluyorsun böyle bir şey, yani bu kongreyle ilgili mi?
Yok hocam yani? Ben ilk. Doğru sordum timuçin. E konu sen verdin pastahanede ne yapayım? Gol senden. Belki biraz tabi kişisel bir şey ama ben herhalde tam kaldığım kongre bütününü dinlediğim ilk yani iktisamın ilk 3 ayında gittiğim klinik eğitim sempozyumuydu.
Orada benim kongreden beklentim tabii biraz daha. Işte belki işte OO zamanki iktisasın başındaki mantığımla yeni çalışmalar, yeni bilgiler vesaire gibiyken. Bu tabi bir eleştiri. Sanki böyle şöyle bir izlenim edinmiştim, yani insanlar belli bir dönemlik bir şeyler okuyorlar ve gelip bunları bize sunuyorlar.
O zaman şeyi düşünmüştüm yani o zaman ben de bir şeyler okuyup gelip burada sunabilirim ya da ama gelip burada sunarsam sunduğum kesimin. Benim okuduklarımın benim okuduklarımı okumuş olabileceğini hesaba kapmak gerekiyor. Herkesin ulaşabileceği şeyler bunlar. Ben insanlara niye? Onların hâlihazırda bildiği ve çoğunlukla entelektüel bir uğraş olan şeyi gelip burada anlatayım ki dedim. O gün bugündür kongrede konuşmam varsa gidip yapıp döndüm bu tabi dışarıdan böyle bir kibir gibi de anlaşılıyor hakikaten.
Ama ben çok öyle görmüyorum, çünkü gerçekten haksızlık etmemek lazım. Çok güzel konuşmalar, sunumlar da oluyor ama bütünü düşününce verilen enerjiyi düşününce o araya. Yani biraz daha nadir serpiştirilmiş kaliteli içeriklere. Rağmen gitmemeyi tercih ediyorum.
Son yıllarda şöyle bir kongreeleri. De ııı onlara da haksızlık etmemek için söylemek lazım. Yani, hatta onları savunmak için diyim. Araştırma bulgularının sunulduğu paneller gitgide artmaya başladı. Yani bu ibrahim'in söylediği doğru eskiden. Iıı gözden geçirme gibi konuşmaların yapıldığı paneller olurdu. Ama şimdi insanlar. Çok daha iyi araştırmalar yapıyorlar. Çok daha ııı, iyi yöntemlerle araştırma yapıyorlar. Ve ııı mesela şizofreni. Kongresinde yani şizofreni birliğinin şizofreni kongresinde olduğu gibi araştırma bulgularından oluşan konuşmalar da var.
Aslına bakarsanız, klinik eğitim, sempozyum sempozyumu senin söylediğin ben 10'a çıkart hâlâ bar sempozyumu deme eğilimindeyim. O yaşlılık göstergesi biri kes diyorsa eğer o genç demektir 10'a çıkart göre biz bar sempozyum diye çok andık. Bahar sempozyumlarının amacı da şuydu, bir tür kapanma gibi ritü gibi bir şey. Yani belli bir yerde herkes kalıyor ve arada birbirleriyle araştırmalarını konuşmak, temas kurmak veya birlikte bir şeyler yapmak ya da oturup bir konuyu beraber çalışmak için fırsat buluyorlardı.
Eminönünden başlatmakta bu fikri. Kamp ortamı o fikiremin önderden çıkmıştı. Daha dur şöyle oldu, eminönder bir kongre bu tarz bir toplantı düzenledi, ilk birinci aksate. Toplantısı hemen. Doğru. Mu evet bir evet, bir bahar ayından antalya'da yapılmıştı. Antalya'da yapımın sebebi de şuydu, o yıllarda oteller o aylarda kapalı oluyordu. Ve dolayısıyla boş bir alanda e zaten şey de çok mümkün değil. Denizi ya da başka bir şey de çok mümkün değil idi. Dolayısıyla oraya gidiliyor işte. Hani kimsenin olmadığı bir ortamda herkes indirir.
Doğdu ve daha çok kapanılıp çalışılan bir şey, bir çalışma, bir bir türk çalıştay aslında başından sonra denebilir öyleydi filan. Dolayısıyla başlatan. Eminönder'in ve benim de içinde bulunduğumuz birinci Merkez Yönetim Kurulu, Türkiye psikiyatristler. Onu anarak aslında doğru ettik. Yok, yok, doğru, doğru düşündün ve doğru söyledin. Çünkü Eminönü derin yaptığı o bahar senin pozisyonu o kadar başarılı ve iyiydi ki biz psikiyatri derneği olarak bunu psikiyatri derneğinin bir faaliyeti haline getirelim.
Meselesini Raşit tükel. Levent, köye ben nur parel Berke, özen Sezai. Berber, özgün köknelin başkanlığında hep birlikte o yönetim kurulunun aldığı bir karar o ama sen haklısın. Eminönder'in fikri ve başlatıcılığı ile gelişti. Hıhı. Dolayısıyla öyleydi gerçekten. Ama şöyle yani bu arada ibrahim'i çok haklı olduğu noktalar da var. Acaba bütün dünya içinde geçerli olmaya başladı. Sadece Türkiye için değil, ben türkiye'de psikiyatrik kongrelerinin. Son. 50 yılını. Toparlayıp son 50 yılda derken o günden yani.
1.900. Kaç şimdi 50 yedincisini yapıyoruz demek ki 7 yıl önce. Elini aldı 50 yedincisi mi acaba? Bak onu da bilmiyorum, 10'a çıkart da şuradan bakayım un sağlık silahatraf 61 mi bak o yaşlanıyoruz. Cem'le bak sayıları bile akıllı tutamıyorum. Sayıları attım, onlara da çalışmıyorum. 10 11 yıl önce bunları derleyip toplayıp bir 50 yıllık kongreden neydi? Nerede yapıldı, nasıl bir şeydi? Filan'a çok parlayıp anlatmamı istemişti o zamanki. Merkez Yönetim Kurulu verdik, onların açılışında sunmuştum. Şunu söylemeye çalışıyorum yani.
Dünyadaki kongrelerin yapılışı 19. Yüzyılın ikinci yarısı filandır. Kabaca çünkü zaten insanların ancak hani tıbbın kendini. Toparlayıp. Bilgi birikimi ve araştırmayı bir anlatıya dökmesi meselesi o yıllara ait. Psikiyatrinin kongreleri de sanıyorum 1.008 yüzlerin sonlarıdır işte. Yani onun vücudun sonları ama o yıllarda tabi. Işte freud'un kuramı vesaire gibi yeni yeni kuramlar da ortaya atıldığı için sadece araştırmalar yok, yeni kuramlar, yeni bakış açıları ve teorilerini de konuşulduğu bir dönem.
O yüzden de teorik bazı da var. Sadece araştırma konuşulmuyor elbette. Ama tabii tıbbın diğer alanlarında işte aspirin etkileri konuşulurken aspirin teorik bir tarafı yok, konuşulacak. O yüzden muhtemelen bunu konuşmuyorlar. Böyle kombine bir yerden 1.009 yüzlerin ortalarına doğru geldiğinizde iş daha çok tabi. O da sebepsiz değil, psikoparmakolojiye ilk defa ortaya çıkar ve ilaç kullanımı da gündeme gelince araştırmalar oraya doğru da yoğunlaşıyor. E biyolojik psikiyatri araştırmaları da ortaya çıkmaya başlıyor.
Teknolojinin ilerlemesiyle böylece giderek kongreler daha çok araştırma konuşulan yerler haline geldi. Bütün dünyada türkiye'de de ve uzunca bir süre de böyle devam etti ama tabii bu böyle devam ederken kaçınılmaz olarak ilaç firmalarının ve dolayısıyla. Endüstrinin desteklediği ve endüstrinin yaptıklarını konuşulduğu bir yer halinde da geldi. Maalesef o zaman maalesef değil mecburen bir yandan da hani maalesef deyince sanki hani bu çok kötü olduğu gibi anlaşılıyor. Kötü de oldu ama iyi iyi olduğu tarafları da var sonra da ama az evvelcenin söylediği şey o.
Yani belli alanlarda çalışan insanlar mesela şizofreni alanındaki araştırmacılar kendi alanlarındaki araştırmaları da geliştirdikleri kuramları ve felsefi bakış açılarını da konuşacakları, kendi kongrelerinin ya da daha küçük ölçekli toplantıları da yapmaya başladı. Yani don dediğin ama neyden sonra o? Sonra dediğin neden? Yani 19 ikinci yarısından sonra ki gelişmeli. Herkesin psikopatoloji kuramını anlattığı evet kongreler. Evet de oluştu böylece. Şimdi bizdeki yani bu ibrahim'in söylediği ve çok güzel anlattın, böyle hayal kırıklığını yani.
Hani neyin seni hayal kırıklığını olaraktığını çok iyi anlattın. Çünkü genç arkadaşlar için de bence çok önemli bir hani başlangıç noktası. Bunu düşünmek için bunu bunu da ihmal etmemek lazım. Az evvel kendi aramızda konuşurken şeyi örnek demiştim. O kadar çok benim yeni asistanlık dönemlerinde, yani seksenlerin ortalarında o kadar çok araştırma konuşulurdu ki mecburen. Herkes bir araştırma yapmak ve bunu kongrede sunmak ve orada eleştiri almak veyahut da şöyle de olurdu, orada eleştiri alırsın ve aldığın eleştirilerle o sunduğunu daha da geliştirirsin.
Bir tür hakeme sunmak gibi şöyle onu makale haline getirirsin. Gibi şeyler daha ağırlıktaydı. Ama tabii bu araştırmaları da zaman yetmemeye ya da oturum yetmemeye başlayınca bu sefer posterlerinde oluşması ve postar kavramının ortaya çıkması da geldi. O da çok yararlıydı çünkü posterler daha az sayıda ve hakikaten daha çok gezilen. Ziyaret edilen etkinliklerdi ve orada da çok bilgi toplanıp onlar da değerlendirip üstelik birebir. Poster bu işi tartışmalarla makaleye dönüşmüyor, yardım ederdi.
Bu bu o kadar çok yaygındı ki 1.980 sekizdi yanılmıyorsam bir arkadaşımız. Senin işte yaşatına benzer deneyimi yaşatacak bir bildiri sundu. Ben de vardım o salonda. Ve o. Bildiri, daha felsefi bir bakış açısı daha teorik daha kuramsal bir şeyi anlatıyordu. Konu neydi şimdi hatırlamıyorum. Yani daha böyle analist terapi gibi bir şey miydi yoksa daha genel bir bakış mıydı o zaman? Önde oturan hocalarımız ki hepsi işte üniversitelerin en önde gelen isimleri acettepe Ankara tıp ve Cerrahpaşa çapa filan.
Onlar dediler ki abla nedir böyle bildirimi olur. Burada sen seminer gibi bir şey anlatıyorsun dediler ve anlatanın da hakikaten boğazına dizdiler o şeyi sunumu. Ama bu çok önemli bir feedbackti. Yani senin mesela hayal kırıklığına yaşam hayal kırıklığı yaşamamanı sağlayacak. Bir adımdı ve bir. Doğru yol gösterme çabasıydı diyelim. Ama sonra bu böyle olmadı ve giderek her şeyin konuşulduğu bir tür girmek için de panayırlara dönüştü. Kongreler içinde her şey var ama. Hiç şüphesiz ki ondan yararlanmak isteyenler için çok faydalı ve güzel sunumlar ve araştırmalar ve etkinliklerde var.
Dipsu simen artık türk konuştum. Ben şeyi söyliyim hocam, ibrahim'in söylediği belki şey açısından doğru ama hani burada sizin de bahsettiğiniz belki zorunlu sebepler yani daha doğrusu sizin değindiğiniz o psikopolojinin eklenmesinden sonra gelişen psikiyatride şöyle bir zorunlu şey de oldu yani hani. Yani 2 sebep olarak söyleyeceğim. Bunu birinci sebep büyük ihtimalle son 15 yılda hani psikiyatride yenilikçi bir ilaç yok zaten. Hani bu hepinizin malumu. Eee yani çıkan ilaçların çoğu da zaten önceki ilaçların etkin mekanizması kopyalanarak yapılan daha çok yan etkiyi nasıl azaltabiliriz?
Üzerine çalışan ilaçlar.
Diğer disiplin disiplinlerle şey yapınca kıyaslayınca örneğin eee bize en yakın olan nöroloji nörolojiyle filan kıyaslayınca hani arada yani farmakolojinin endüstrisi bütçeleri arasında ciddi farklar oluşmaya başladı örneğin. Yeni çıkan bir mme stajı var. Rolünün aşağı yukarı 15 20.000 € filan. Yani hani tek eee tedavi seansına ücreti ya bizim en pahalı ilacımız belki hani 200 300 € filandır yani hani aradaki farkı öyle anlatmak gerekiyor belki o açıdan. Hem şeyin desteği azalmaya başlıyor. Sadece hani bu şeyde değil bana soracak olursanız Türkiye genelinde değil.
Hani uluslararası kongrelerde de hissedilen bir şey bence yani psikiyatri anlamında. Eee ikinci sebep de eee bu türkiye'ye özel bir şey para yok. Para olmadığı için araştırma olmuyor. Araştırma olmadığı için de doğal olarak. Kontrol edelim içecekleri. Azalıyor, aynen sunacak bir şey olmuyor yani ya da sunulacak şeyler zaten. Uluslararası çaptaki şeylerde kongrelerde ya da daha önceki yayınlarda filan gösterilmiş yapılmış şeylerin biraz şeyi oluyor. Aynısı gibi oluyor yani hani özgün ya da yenilikçi diyebileceğimiz ya da dışarıdan yurt dışından katılımcı çekebilecek şeyler olmuyor.
Genelde içerik olarak her ne kadar işte sunum dillerini ingilizce yapsanız da ne bileyim işte. Onun dışında uluslararası deseniz de adına kongrelerin çekici olmuyor insanlar için açıkçası o açıdan.
Bu konuda da yani dediğim gibi hani Türkiye özel bir durum belki. Çünkü ya ben almanya'ya çalışmaya çalışmaya başladığımdan beri fark ettiğim en önemli şey o yani hani örneğin geçen sene ben anlam psikiyatri kongresine ya online olarak katılmıştım. 100 yüze katılmamıştım. Hani bilimsel programı yani bütün neredeyse bütün araştırmacılar kendi bulgularını vesaire bir şeyleri sunarak ilerliyorlar ve cidden dünya ölçeğinde çalışmalar yapılıyor. Ama örneğin benim çalıştığım hastanede şöyle bir şey. Araştırma bütçesi arasındaki farkı göstermek için söyliyim ııı hiçbir şeyiniz yok unvanınız yok.
Herhangi bir şeyiniz yok. Sadece uzman doktorsunuz. Hastaneye gidiyorsunuz diyorsunuz ki benim böyle bir pilot çalışma fikrim var diyorsunuz fikri sunuyorsunuz. Hastanesi 10.000 € veriyor. O 10.000 € ile istediğiniz kadar şey yapabiliyorsunuz. Çalışmayı yapabiliyorsunuz. En sonunda sadece yayın çıkarmanızı istiyor. Sistem hastanenin adı geçecek şekilde hani aradaki bütçe farkını veriyoruz. Ettiğim örneğin ben sizin bahsettiğiniz o bahar sempozyumunda biz kes diyoruz gerçekten keslerden birinde. Kendi tezimi şey yapmıştım sunmuştum.
Araştırma ödülü için yani orada aldığımız ödül yani çok komik şeylerdi. Yani 200 300 € filan ediyordu herhalde o günün kuruyla da çevirince hatta fatih hoca'yla da fatih hoca bizim daha önce misafirimiz oldu. O benim jürimde vardı. Eee oradan da tanışıyorduk. Fatih hocaydı. Böyle bir ayrıntı da var. Onu da söyliyim size. Tahsin sen tezin için. Araştırma proje ürünü teşvik ödülünde mi başvurmuştun bitmiş araştırmayı mı sundun? Yok, ben araştırma daha yürüyordu, hocam yürüyen. Aradım, araştırmana fon bulabilmek için araştırma.
Ödülle. Evet, bizdeki ödülleri de o zaman hatırlatalım. Neler var bizde? Bir araştırma teşvik ödüllerimiz var. Türkiye psikiyatri derneğinin kongrelerinden söz ediyoruz. Şu anda sadece tabi ki. Onun dışında pek çok kongre var ama 10'a çıkart hakim olduğum için ben onu söyleyebileceğim geri kalanları tamamlayabilirim. Yani bildiri ve poster öldürecek de buluyor. Genellikle kongrelerde ya da şeyler de oluyor. Seyahat bursu gibi yahut işte kongre bursu gibi eğer kabul edilir ve işte belli kriterleri karşılarsa kişinin ücretsiz olarak katılabilirdiği konaklayabildiği bir takım ödüller de sadece türkiye'de değil bütün dünyada var.
Dünyada yüzün üstündedir ve yılda yapılan psikiyatri kongresi sayısı yani şey anlamında uluslararası tırnın şeyi ne denir? Tanıma olan yani hani Avrupa şu bu asya. Dünya filan başlığıyla giden an. Arap var mesela ha. Ülkelere bakarsan hani ülkeleri dikkate alsam tabii binlerce olur da genel anlamda uluslararası diyebileceğimiz yüzün üstündedir. Tahmin ediyorum türkiye'de de. 10, 15. Bak yirmiyi buluyordur. Yapılan küçük ölçekli toplantılar, sempozyumlar, kongreler hep birlikte. En temeli tabii Türkiye psikiyatri derneğinin.
Yaptı ve klinik eğitim, sempozyum ve ulusal psikiyatri kongresi ama başka derneklerin yaptığı işte psikopatoloji gibi anksette. Nöropsiki var. Nöropsiki gibi türk nöropsiki derneğinin yaptığı kongrelerde belli vakti kongreler elbette hala eskiden üniversitelere ev sahipliği yapay ya da eğitim hastaneleri onun için. Onların adıyla olurdu, 1.900. 90. Yediye kadar yanılmıyorsam öyle de gitti zaten. Ondan sonra Türkiye psikiyatri daha ne ev sahipliği yaptı hepsine? Ulusal psikiyatri mi soruyorsunuz?
Ulusal psikiyatri söylüyor. Ulusal. Psikiyatri de dernekle iş birliği yaparak. Veya derneğin tek başına yaptığı kongreler 2.000 birden sonra başladım. Şöyle dernekle iş birliği daha erkence yani. Şöyle. Türkiye psikiyatri derneği genel başkanının kongre başkanı olduğu böyle ifade edersek daha iyi olacak. Bu 2 binlerden sonra haklısın. Eee ama. 97 ya da 96 kongresinden itibaren şeydir.
Diğer kurum, bir kurum ve Türkiye psikiyatristini ortak düzenlediler. Bunu şunun için anlatıyordum. Bazı kurumlar bunu hala sürdürüyorlar. Kendi başlarına bir. Işte bir ana bilim dalının yahut bir eğitim hastanesi'nin etkinliği biçiminde sürdüğü de oluyor. Bu arada şeyi de söyledikten edemeyeceğim. Tabi demin tahsini söyledi. Bizim asistanlarımızın başında da 1.980 sekize kadar bu ışık böyleydi. Ulusal kongre, ulusal psikiyatri, nöroloji, nöroşürücü ve psikolojik kongresiydi. Yani 4 salon olurdu ve her salonda bir branş ya da.
Bilim dalı çalışmasını ve kongresini yapar. Aynı zamanda birbirlerini dinleme şansı da olur. Paralel olur. Çok güzeldi o. Evet, evet, yani çok mu bilmiyorum. Ama. Evet değil, çünkü sayı çok kalpti ve bu kadar insanı bir araya getirebilmek de imkansızlaştı ve ilgi alanları da çok dağıldı. Şimdi evet, her branştan insanların katılabildiği daha. Tanı ya da belli konu ağırlıklı toplantılar yine yapılıyor. Nöro psikiyatri derneğinin yaptığı güzel toplantılar kongreler gibi mesela. 10'a çıkart herkes gelebiliyor.
O bütün bu branşlarını ortak katılabiliyorlar örneğin. Ama daha küçük ölçekli şeyler oluyor tabii.
Bu tabii yani bu kadar dranşın birlikte olması da aslında. Aynalama kaçından çok önemliydi. Ben sık sık söylerim ya Allah kimseyi ayna siz bırakmasın diye sen şey diyorsun. Kibirli bir yerden söylemiyorum bunu ama evet işte aynı tutma meselesinin azalması insanların kendilerine nerede ne yaparken bulduklarını ya da gördüklerini görmemelerine sebep oluyor. O yüzden. Feedback çok önemli. Şimdi Tahsin kendi çalışmasından bahsetti ama Cengiz arcar yaptığı projeden bahsetmedi. Cengiz de geçen yazmış ya bizim podcast'in tanıtımına benden hiç bahsetmiyorsunuz diye.
Ben böyle bu bölümde şunlardan bahsettik diye böyle madde madde yazıyorum ya. Yani görmedim. Nerede bahsetmiş? Twitter'da ben böyle bizim konuştuğumuz konuları madde madde yazıyorum. Altına şey yazmış. Bir kere de Cengiz ağca diye bahsetmediniz diye işte tahsinle onların bir çalışmak kendini vardı ya? Cengizden hemen bahsedelim Tahsin bahsetmek ister misin? Cengiz de yaptığınız? Çalışmak benim için ibrahim asistanlığın başında unutmak istediğim zaman. Yapmak istediğiniz yani yapılamadı, yarım kaldı.
Aynen. Allah'tan. Bireysel ama unut unutmak isterdim hocam değil mi? Zor durumda bırakıp köşeye sıkıştırıp tamam yanalım da hepimizin geçmişte yaptığımız konuşmalardan, konulardan filan geriye dönüp bakınca utandığım. Olur yani çünkü hepimiz gelişiyoruz, değişiyoruz o yüzden. Niye söyledim? Benim de o olmuyor. Işte diyormuşum. Ne olmuyor, utanmıyor musun? Hayır rekors, tüberk'e procs gibi erkenden şişkin hale gelmiştir.
Yani yani hiç yaşına uygun oyunlar oynamadan veya modaya uymadan doğrudan başladı. Çocuk baştan beri biliyorum çünkü öyle. Felsefe vesaire onlarla uğraşınca böyle oluyor tabi. Şaka yaptım, hoşamıyor şey. O zaman benim eleştirdiğim bir şey daha var. Onu da söyleyeyim. Ben bütün. Bütün gördün mü? Bütün sinefobikliğimle şimdi kongrede bilimsel program içinde sinema karakteri analizi yapılıyor. Iıı. Bazen şarkı analizi de yapılıyor. Bu buna böyle psikanalize daha yakın durduğum zamanlarda da anlam vermiyordu, veremiyordum.
Yani mesela bu olacağına ya 6 yıl analize aldığın bir. Hastayı gelip burada sunsan biz de dinlesek. Cevap veremeyen ve akıbeti ne olduğunu bilmediğimiz bir. Film karakterini neden analiz ediyoruz? Bu asla analiz edilmemeli anlamına gelmiyor bu arada yani bunun işin kendisi. Boştur deyip başka bir sebebi var. Ibrahim şöyle ya, 6 yıl önce aldığın hastayı sunamazsın.
Nasıl dizi yapamazsan ortada sunamazsın yani dinleyiciler şey bile olsa. Meslekten bile olsa çok uygun değil. Onun sunulduğu ortamlar ancak çok kapalı gruplar yani analizle uğraşan işte 10 tane insanın birer oda olduğu ve sadece orada kalan durumlar çok ender. Onun dışında bu yapılabilir bir şey değil. O yüzden mecburen aslında var olmayan insanlar analiz ediliyor. Eee bizim şenol'a sanat uzun ilham sonsuz programını yaparken açık radyoda. Demansı dolayısıyla krallığı konuştuğumuz bir oturuma burcu halkın davet etmiştik, o da ingiliz edebiyat hocasıdır.
10'a çıkart şeyi sorduk yani hani kral değerin tanısı o mudur bu mudur şöyle olabilir mi, böyle olabilir mi? O da dedi ki valla hocam o bir roman. Yaşadı mı? Yani öyle birisi. Yani o insan yaşamıyor diyerek bizim ayağımızı su yerdirmişti ama tabii şu. Bunun üzerinden modelleme yaparak eğitim amacı gütüyor. O onun için yapılıyor yoksa. Öbürüne alternatif bir şey değil ama bir tür zorunluluk diye bakıyorum ha ama şundan kolay biliyorsun işi gücü bırakıp sadece 10'a çıkart odaklanıp işin psikiyatri tarafını ihmal edip.
Rahmetli akıskanın deyimiyle bir tür mental mastürbasyona dönüşü ise bu kötü bir şey. He onda haklısın. Işin bir diğer boyutu da bence şu hocam yani psikiyatriyi psikanaliz ya da psikiyatri ve psikolojiden türeyen şeyler karşılıklı ilişkiye dayalı uğraştılar. Var olmayan bir tarihsel kahraman veyahut bir sinema karakterinde böyle bir imkan yok. Çok yani kişiyi yaşadığı habitatta gözleyip analiz ediyoruz. Bu bana çok insani gibi iddia edilmesine rağmen daha insanlık dışı gibi geliyor. Birinci şahıs, perspektifi ortada.
Olmuyor, böylece ikinci. Şahıs perspektif özür dilerim çünkü ben evet. Evet doğru yani böylece biz sadece karar veriyoruz. Gördüğümüz şeyin ne olduğunu ve sadece yorum yapıyoruz diyoruz. Bir dane ifadesini labirente izlemekten bir tık daha. Şey gibi. Evet ama bir modelleme değil mi? Yani mecburi bir modelleme bu oradan yola çıkarak işte yönetmen aslında bunu kurgularken ya da yazar. Şunu mu demişti, bunu mu demişti yahut işte ne bileyim kralweri yazarken aslında shakespeare hangi? Çatışmasından yola çıktı.
Burada ödül al bir şey mi vardı? Iyi konuşalım. Ucuzu da bu hocam yani mesela o kadar. Eldenmez. Tamam. Istiyorum zaten tabi ya beni diyoruz ki her. Türlü her türlü anlamsız o her türlü anlatı için ayrıca tartışılmaya değer bir şey. Zaten çok da tartışmaya da belki gerek yok. Yani bilge Karasu hep şöyle derdi, yazarın aslında ne demek istiyor olabileceğini tahmin etmeye çalışmak 10'a çıkart da ayıptır. Ne anlıyorsanız o. Ama bazen şöyle şeyler yok mu ibrahim yani yazarın ne demek istiyor olduğunu düşünmemizden de bağımsız.
Pek çok kişiye yani aslına bakarsan sağduyuya hitap edebilecek biçimde bildiğimiz psikiyatrik kavramlara çok uygun olan örnekler devşirebileceğimiz karakterler varsa tamam yoksa her önümüze gelen sanat yapıtını ele alıp da buradan psikiyatri öğretmeye çalışıyor olmak konusunda tamamen hemfikirim seninle yani ben böyle hissettim. Dediğin zaman onunla kurduğun kendi ilişkini anlatmış oluyorsun ama o kişinin seninle bir ilişkisi yok. O yüzden bir karşılıklılık yok. Yani o insan yaşıyor olsaydı da onu sorsaydık da zaten olmazdı.
Hani sen bunu yapmakla ne yapmaya çalıştın falan diye geçenlerde. Pelin'e ismail o da bir şey mi? Filminin prömiyerine davet etme nezaketi gösterdi. Sağ olsun sonrasında da şansım oldu. Yani o yönetmen ve oyuncuların birlikte olduğu ve birlikte konuşulan sorular sorulan bir ortama. Enteresan sorularda vardı ama mesela şöyle bir soru da gelebildi, bunu bunu bunu yapmaktan ne anlatmak istediniz ya da ne yapmak istediniz? Bir şey demedim ama kalkıp söyleyesin geldiği içimden zaten anlatmak istediğini anlattığı için filmi yapmışsa evet ne anladıysan o yani onu 10'a çıkart sorunca yani buradaki karakter sizin bilmem neyinizden mi yola çıktı ya da filan gibi bir şeyi hani shakespeare'e soramayız ama işte penes var ya bu soramayız bence yani sormamalıyız.
Bence bu çok iyi bir nokta hocam yani böyle önümüzdeki vakanın diyelim böyle satır aralarını aslında tırnak içinde aslında ne anlatmak istediğinin peşinde olmak bu. Bana artık böyle çok şey bir uğraş gibi geliyor. Yani gayret geçme diyorsun, ayıp mı diyorsun? Ayıp gitmeden. Ya ve şey, nasıl desem? Amacından saptıran bir şey. Bir kere bir film izlediğim zaman ben de film konusunda çok ahkam kesecek birisiyim ya bir kere film. Izledim zaten. Tabi kesiyorum. Oğlum sosyal şeyi söyleyerek ahkam kesiyorsun, doğru sinef olarak.
Öyle bir hastalığım var. Hocamdayım de kime gittiysem? Düzeltemedim gibi kabul ediyoruz, sen desin? Evet, bence damgalamayalım yani? Sineforb diyerek onunla böyle. Çalışıyorum, sizin kesinof arkadaşlarınız var mı? Anlamaya çalışalım ne oluyor? Ne de disket yiyeceğim unuttum bu arada. Ahkam kesiyor gibi oldum ama dedim ve. Yani mesela yani bütün sanat yapıtları için bu böyle. Ama sinema için izlediğimde bende ne uyandırdığına esasen bakıyorum ya da bakmıyorum bile zaten. Hani izleyince o bende bir şeyler uyandırıyor.
Yani bir sanat yapıtının zaten niteliği o orada böyle şeyin peşine düşmek aslında bana ne anlatmak istediğin peşine düşmek. Meselenin doğasını bozuyor gibi geliyor bana. Evet, de işte kendi kendilerine kazanıyorlar ya insanlar.
Şu geçen gün nerede gördüm? Instagramda bile görmüş olabilirim şey vardı, sıkılmak iyidir diye. Çünkü sıkıldığınız zaman bir kendi kendinize kalıp düşünüyorsunuz ve olup biteni anlamaya çalışmak için bir zaman geçiriyorsunuz demektir. Pardon tabi ya şeyde gördüm. Twitter'da çok güzel bir şey paylaştı berker.
Bir araştırma berker duman evet bir araştırma paylaştı ve onun üzerine de çok güzel yorum yapmış. Böyle izlemeyenlere berker dumanı izlemelerini önerim. Twitter'da çok güzel. Ağırlıklı olarak biyolojik ama her konuda psikiyatrinin her alanından. Veriler paylaşıyor ve çok da güzel. Kendi görüşleriyle paylaşıyor. Tam böyle bir araştırmadan bahsediyordu işte sıkılmakla ilgili daha detaylı söylemeyeyim. Merak edip bakarsınız güzel de olur böylece yani insanlar kendi kendilerine kalıp kısacası düşünmektense her şeyi böyle bir süzülmüş, hazırlanmış lokum olarak sunulmasına alıştılar galiba bu dünya düzeninde.
Biraz bunun da sonucu belki. Tek sebebi o değildir de. Bu da bir sebep. Burada küçük bir müzik molası verelim. Bugünkü müzik parçası olarak Martin kremden ebet royi dinleyeceğiz. Daha sonrasında tekrar birlikteyiz.
Müzik arasından sonra tekrar birlikteyiz. Ben sözü cem hocaya bırakayım. Sesin gel.
Peki yani ibrahim, ben şunu sorsam.
Sadece insanın okuduğunda veya seyrettiğinde kendi alınmadığı üzerinden onunla bir bağlantı kurmadan bir karşılıklılık olmadan. Onu analiz için kullanması aklına yatmıyor. Teknik olarak da etik olarak da anladığım kadarıyla tamam ama klasikler için şöyle bir tanım yok mudur? Iıı her okuduğunda her yaşında başka bir şey anlayabilirsin. Eee ama işte her anladığında sana başka bir şey söyler. Bir de üstelik farklı yaşlarda okunduğunda birden çok kişiye hitaben şey aslında birbirine benzerdir. Yani sen iyi bir dostoyevski okursun mesela.
Bir dostoyevski'yi ııı işte 15 yaşında okuduğunda başka 15 yaşında okumuş kişilerle benzer bir şeyler düşünüyor ve yaşıyor olma ihtimalin daha yüksek değil midir? Eğer iyi yazılmış bir metinden bir klasik olabilecek metinden söz ediyorsak 40 yaşında da benzer değil midir? Ve o yüzden de bu. Bir vaka örneği olarak ele alınmaya uygun sayılamaz mı?
Bu. Hayır, ne istiyorsun? Yo bu bu gayet güzel bir şey. Yani argüman ve orada.
Aslında burcu alkanın timuçin hoca'ya söylediği şey timuçin hocalara söylediği kral deer diye birisi yok aslında. Dolayısıyla orada sizinkiyle bağlarsak. Timuçin hoca ve Şenol ayla konuştuklarında. Kan dediğiniz gibi kendilerinden mi şeyler katıyorlardı?
O zaman söylediğim tamamen. Yanlışlanmış olabilir, haklı olabilirsin. Şurada bakımdan herkesin kral yeri başkadır gibi bir şey. Eğitimi evet mi? Demiş oluyoruz. Yani ben şeye karşıyım. Şu karakterin analizi yok, orada analiz diye sunduğun şeylerin bir kısmı senle alakalı ama orada hiç girmeye gerek yok yani. Evet, şu anda şey hissediyorum. Bu ııı beni aşan bir iddia oldu gerçekten. Yok, sen sen şöyle naif bir yerden diyorsun ki öyle bir karakter var. Biz bu karakteri de hangi yaşta nasıl algılıyorsak 10'a çıkart göre bakalım ve bu bir vaka sunumu olarak da niye kabul ediyor?
Şöyle şöyle demiş oluyorum, o kadar iyi tarif edilmiş ki pek çok kişiyle benzer bir şey ifade ediyor ama tabi ama pek çok kişiye benzer bir şey ifade ediyor olması. Yıllar boyunca 10'a çıkart atfedile gelmiş olan şeylerden de oluşuyor olduğu için. Evet, gerçekten herkesin krallığı aslında farklı olabilir de biz kral yer böyledir diyenler üzerinden belki konuşuyoruz. Bir onu konuşuyoruz, bir de şunu da konuşuyoruz, bence bu aslında psikiyatri de konuşuyoruz anlamına geliyor. Kral diyar'ın yakın dönem hafıza kaybını konuştuğumuzda konfobinasyonlarını konuştuğumuzda deması Yalçın paranoid düşüncelerini konuştuğumuzda aslında.
Demasta olup biteni konuşmuş oluyoruz da krallıerin aslında kızlarıyla ilişkisi, kızlarının onunla edipal ilişkisi, bunun shakespeare'in kendi hayatındaki işte ödipal yaşantısı filan diye. Detaylandırdığımızda. Işler çığırından çıkıyor diye anlıyorum. Ben tam da olmaması gereken şey burası ama ne bileyim işte uyduruyorum. Paul clein'in sklero dermasını konuştuğumuz zaman ressam ve bunun resmi olan etkisini konuştuğumuz zaman çok somut bir şeyi konuşuyorlarma göze ya da başka duyulara ne yapar? Bu bir ressamın tabloya neyin nasıl yansıtmasıyla sonuçlanır ya.
Ne bileyim rambramdın eğer nükleer katarak tıvardıysa çizdiği portrelerin arka planlarını siyah yapıyor olmasını bununla açıklayabilir miyiz? Konuşmak kadar. Aslında bire bir şeyden konuştuğumuzda hâlâ konuşabiliriz gibi geliyor bana da ama. Işte. Birisi pol kremi yaptıklarına bakıp bunlar şizofrenik sanat örnekleri dediğinde ki demiş. Bu sadece onu söyleyenin kendi. Hezeyanları ya bunu 10'a çıkart atfetmesi ya da şizofreni adını kötüye kullanarak onu kötülemeye çalışması falan da buna geliyor. Bu 1.000 yana tanı almadı, tedavi görmedi.
Herhangi bir hekim bağlantısı yoksa polie'nin yaptıklarına bakarak da şizofrenisinin olduğunu söyleyemeyiz öte yandan. Bilmem. Anladım, evet derdim ben. Aradaki değil mi? Anladık. Yani senin sorduğunu kurdan anlıyorum ben böyle. Anlatıyorum, niye oldu iyi oldu evet demek. Doğru ama ibrahim'de haklı, çünkü orada kalmıyor iş. Başka bir yere evet diyor.
Evet. Bir de yazar ve yönetmeni mesela devreden çıkarırsak ben izlediğim bir filmi analiz ettiğimde. Aslında orada filmle bir ilişki ve ibrahim olarak ilişki kuruyorum. Buradaki analizin içinde ben de varım yani. Az önce biraz bunu da demek istedim. Yani izleyen kişi olarak ben de varım. Hani bu tabii gerçekten bir danışan ya da hasta aldığınızda analiz ettiğinizde kendinizi ne kadar dışarı tutarsınız o ayrı bir tartışma ama. Karakter analizinin kim tarafından yapıldığının. Çok daha önemli olduğu bir nokta olduğunu düşünüyorum yani.
Evet, yani bunu işte ne kadar bir onu ben bilemeyeceğim tabi bir psikanalitik. Değerlendirme yaptığında o kişi ne kadar amacına uygun ve nötral yapabiliyor? Duru hiç bilmiyor. Eğer bu kralleri'n konforsyonunu anlatmak kadar net yapabiliyorsa amenna öpüp başımıza koyalım ama dediğin gibi işin içinde kendisi de var ve başka bir şeye bir yere gidiyorsa o zaman nasıl genelleyelim? Ya o zaman şunu da eklemek gerekmez mi yani? Analitik yorumdan söz ediyorsak, karşılıklığın çok dikkate alınmadığı neredeyse mutlak bilime öykünen bir analitik yaklaşımdan söz ediyorsak, uygulama da klinik uygulamada gene orada da ibrahim'in söylediği benzer bir sorundan veya yöntem zorluğundan muzdarip olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.
Karşılıklılık eksikliği olduğu zaman saat üçüncü şahıs şahıs perspektifiyle bir. Herkesin de üzerinde hemen hemen uzlaşması beklenen bir analiz yapıyor olduğumuzu iddia ediyoruz. Belki bu. Belki. Sadece DSM den sque ediliriz diyeceksin. Onu bile yapamayız. Aslında yani bir uzlaşıya gitmek zorundayız elbet ama. Mutlak bilime öykünen bir psikanaliz içinde bul söylenebilir. Bu eleştiri bal gibi diye söylenmeyiz diyorum bu. Burada cem hoca'nın daha önce hangi konuşmamızda olduğunu hatırlamıyorum ama söylediği şöyle bir şey vardı, yani evet, DSM kategorik tanılar.
Kültürler ya da. Pratik kültürler olarak ve kategori yine ayırıyor. Psikanaliz nispeten boyutsal bir yaklaşım içinde ama o boyutlar üzerinde kategoriler üretiyor. Ve bir. Sanat yapıtını izlediğimiz zaman işte aslında o boyutlar üzerindeki kategoriler mesela eski deyimiyle anankastik kişilik ya da obsesif kompulsif kişilik. Böyle davranır diye zihnimizde bir tip ya da bir şablon var. Karakteri görüyoruz. Böyle davranıyor işte. Obsesif kompsif kişilik nedir? Annesiyle amopsif kompsif kişilik peki annesiyle babasıyla ilişkisi nasıl?
Bak filmde gördüğünüz gibi şöyle böyle yani sanki var olan elde var olan tiplere. Şey yapmak böyle dışarıdan üçüncü şahıslarla gözleyip elde var olan tipleriyle kategorilere uydurmak gibi bir durum oluyor. Işte, ama bak onu onu yok. Filmler üzerinden yaparsan bir sakınca yok yine de. Çünkü bir eğitim amacı taşıyor ama bunu kişilere yapmaya çalışırsan o zaman gerçekten terzilik gerektiren birine zorla konfeksiyon elbise giydirmek gibi oluyor. Bu daha önce de konuştuğumuz ve getirdiğimizi eleştiriydi ama sadece film üzerinden ve sadece spesifik bir şeyi anlatmak içinse.
Kabul edilebilir bir şey olmaz mı sence de yani bir eğitim amaçlıyor. Çünkü şudur demeye çalışıyor. Tam böyle düşünüyorum hocam. Evet, bir eğitim amacı olarak bu tarz materyallerin kullanılması lazım hatta.
Troumun show'daki ilk evre hakikaten prepiskoz mu diyelim? Prodrom şizofreni mi diyelim o evreyim mükemmel bir şekilde anlatıyor ve ben hatta bazı hastalarıma öneriyorum. Yani bak benziyor muydu yaşantıların? Diye onun tartışmasında ilk aklıma meropontinin geldiğini çok iyi hatırlıyorum ben dimi. Aynen öyle hocam yani. Niye geldi pardon? Çünkü algının fenomenolojisiyle ilgili çok fazla şey çağrıştırıyordu. Oradaki anlatım o kadar güçlü ki hocam yani şizofreni literatüründe artık troumun simptıms diye bir kavram var.
Yani tromon simptıms diye yazdığımızda bu.
Şizofreni hastalarının o şaşkınlığı perpleksi tip hali.
Ondan sonra hani o ağa eksperans denen işte bir anda o aydınlanma hali bunları anlatmak açısından. Kendi gerçekliğiyle asıl gerçekliğin farkını ilk kez yaşaması yani. Aynen öyle çok güçlü anlatımlar. Ama konumuz kongre kongrede. Mesela ben ne diyelim? Arzu meselesini tekrardan duymaya ihtiyacım var mı? Yani kongreler. Benzer kavramların tekrar tekrar bir eğitim materyali yapılıp anlatıldığı yerler mi? Bir bakıma evet yani kongrenin tek amacı eğitim vermek değil ama eğitim de vermek olduğu için yani senin olmayabilir ama mesela.
Yeni başlayan 3 aylık bir asistanın aslında ufuk açıcı bulacağı bir şey de olabilir. Bu öyle değil mi? Yani burada belki dikkat edilmesi gereken şey daha çok onların dengesi. Evet. Değil mi? Yani sadece ne bileyim belli. Alandaki araştırmaların sunulduğu bir şeyin de. Ne kadar tatmin edici ya da yeterli olup olmadığı yine konuşulabilir mesela. Aynı ölçüde eleştiği. Evet tamam tabii. Dolayısıyla hakim hale gelmesi ve yönlendiriyor olması, kongrenin tamamına ya da aslına o eleştiri konusu olabilir, haklısın.
Sadece o değil yani sadece eğitim vermiyor ama eğitim de veriyor ya bir yandan. Bazı kongreler de var, onu da eklemek lazım. Yani gerçi mesela Türkiye psikiyatri derneğinin ulusal psikiyatri kongresi de. Bunlardan biri sayılabilir. Sadece eğitim vermek değil esas. Amaç aynı zamanda araştırma googleını paylaşmak yani. Ampirik araştırmaya daha yakın olan ve ampirik araştırma yapmayı sürdüren ve iyi yöntemlerle yapan kişiler. En son ne çıkmış diye ııı işitmekten veya dinlemekten veya posterde görmekten de epey bir şey kazanabiliyorlar.
Eee yani onu da ihmal etmemek lazım. Milletin mezuniyet sorusu eğitim, fas'sı da var işin yani herkes her şeyi her dakika okuyamadığı için. Doğru ama bir de. Laleyip toplamalara. Da genel kongreler için 10'a çıkart çok o çok kıymetli, gerçekten oradan çok şey öğrenebiliyoruz. Yani ben mesela ne dinlesem iyi olur. Bağımlılıkla ilgili şeyleri berna'ya takılıyorum ya hep bir bağımlılık dersi anlatsam da dinlesem diye. O da gülüyor. Bana iyi oluyor o. Ama, onun dışında bir de şunu da eklemek gerekiyor.
Özel konularda yapılan kongreler var. Timuçin çok iyi biliyor. Mesela bir paralar bozukluk için yapılan. Şizofreni uluslararası araştırma derneğinin. Serzen hemen hemen tamamen araştırmaya dayalık yinede speakerlar hariç. Toplantıları hep yeni araştırmalar için de ilham kaynağı oluyor. Dünya biyolojik psikiyatri konusu mesela evet kan biyolojik psikiyatrik kongresi. Hiç katılmadım ama. Onlar gerçekten her şeyiyle biyolojik ve sadece araştırmadım. Konuşulduğu yerler. Halinde.
Ama tabii onun içinde belli bir donanım gerekir ve alanda çalışanların daha çok faydalanabileceği kongreler, yani genel popülasyona değil de daha sınırlı sayıda bir popülasyona hitap ediyor. Şunun gibi yani sözde diyelim ki ben gittiğimde benim alacaklarım da sen gittiğinde senin ocakların arasında da. Dağlar kadar fark var. Yani özellikle yüksek yönüne evet daha hakim olan birisinin kendisiyle ilgili katkı anlamında dalabileceği çok daha fazla şey var. Ve belki benim izleyeceklerim ya da ilgileneceklerim senin zaten bildiğin ve muhtemelen çok ilgi duymadığın şeyler de olabilir örneğin.
Bilmediğim şeyler olabilir diyelim, şimdi çin çok alçak gönüllülük konuşuyorsun. Hayır, hayır, yani mesela değil, evet, ama öyle de bir yandan tabi canım niye olmasın?
Kendi konuşmadık. Tarihte konuşacak gibiydik ama. Yani tarih tarihte tatlıydı, neyi konuşalım istiyorsun? Yani şöyle bize uygun bir şey konuştuk. Tabii tabii yok ııı yani hiç ilk başta hani eee nasıldı, nerede kim, ne yapmıştı falan diye başladık ya. O sonra başka bir yere evrildi. Eee oradan da gene devam etsek fena olmayabilir daha sonra. Olur, bir hani geçmiş kongrelerdeki açılışlar, temalar vesaire önemli ama eskiden çok da kongrelerin temaları olmazdı. Sonradan temalar olmaya başladı ama gene de kongreyi düzenleyen kişinin ya da kişilerin.
Ya da yerin ekolün neyse bir. Yönlendiriciliği olurdu mesela 1.971 kongresi. Yani yedinci milli nöropsik kongresini Hacettepe düzenlemiş. Ve doğan karam.
Kongre başkanlığını yapmış o yıllarda dediğim gibi bütün branşlar bir arada olduğu için mesela doğan kara'nın o yıllarda tabi Sağlık Bakanı falan da gelebiliyor ya da Sağlık Bakanlığı müsteşarı da katılabiliyor o konuyla. Çünkü onlar içinde bir yönlendirici ya da fıkı açıcı ya da bilgi paylaşımı içeren yerler oluyor. Ne ölçurcu kadrolarının artırılmasını istemiş. Mesela doğan hoca'nın psikiyatrist olarak. O kongre açılışında ve demiş ki. Mezuniyet öncesi ve sonrası eğitimi konusu çok önemli. Birçok hata eksik kusurlarımız olmuştur.
Bunların önemli bir kısmı da devamlı bir sekreteryanın olmamasındandır. Aslında size grar bilgi işlem kartı veriyoruz. Bunları doldurursanız bir meslek kütüğü oluşturalım ve ilk kongreden beri aslında bir federasyon ihtiyacı içindeyiz. Bir federasyon kuralım. Ve sabit bir amblemimiz olsun. Yani biz 1.990 beşte kurduk o derneği cem sendik kuruculardan birisin. Dani kurana kadar yani ondan yıllar önce 20 küsur yıl önce 25 yıl önce doğan önce söylemiş işte bir amblemimiz olsun, kombilerimiz olsun. Evet, ben onu bilmiyordum.
Rasim adam mesela bence komik veya çalış konuşması yap diyor ki o büyük göbeğiyle türkiye'nin en iyi Almanca Bülent profesör Raşit tahsin'i rahmetle anırım. Raşid Tahsin gülhaneazkin tıp akademisi hocasıydı. Almanya'da kültür görmüş krepelinin yanında çalışmıştı. Görüyorsunuz kollar halinde mazhar osman'dan ihsan Şükrü aksellere Raşit tahsinden Fahrettin kerim gökaya, gene Nazım şakir'den doğrudan doğruya. Ritim polvan'a Şükrü hocaya ve nihayet rast modası varmak suretiyle rasimoda saldan doğan karane ve diğer gençlere.
Bizim büyük kaynağımız doğrudan doğruya bu 3 büyük hocadan ve doğrudan doğruya bir ekolden ama artık siz yeni yeni ekoller suretiyle demek ki hepiniz arkadaşlar kardeşsiniz, hepiniz akrabasınız, hepiniz aynı ailenin aynı seceremin yaprakları dalları köklerisiniz demiş. Ne güzel günümüz. Pçiliğine o zamandan beri işaret etmiş hocam. 33 kişi 3. O açısından. Şeyi. Rashit Tahsin tahsisini anıyor ama sarı Osman ihsan şükra aksel yani o şehri. Psikiyatride Fahrettin kerim, Gökay, Nazım Şakir, Necmettin polvan.
Sa Necmettin polwan psikiyatrist değil mi? Evet. Ama bu yıllarda nöropsikisem. Nöropsikisi. Evet, dolayısıyla onları anıyor. Hep söylüyor zaten. Evet yani rashit Tahsin masraf ihsan Şükrü aksel veya Fahrettin kerim diyor. Kaynâzım chavker Necati böylece yani aslında. Bu. Hani bir federasyon kuralın bir araya gelelim meselesi şunu da gösteriyor aslında. Kongreler aynı zamanda camianın bir araya gelme, örgütlenme çabalarının da olduğu yerler aslında 1.970 dörtte tekrar doğan karam kongre başkanı olmuş Recep tepe Üniversitesi demek ki tekrar düzenlemiş.
Ondan 3 yıl sonra zaten işte sırayla oluyor mecburen.
Doğan karanov, kongrede 135 serbest bildiri. Sunulduğunu. Yani 135 serbest bildiri gönderildiğini, kongreye bunların 90 yedisinin kongrede sunulup kalan 38 tanesinin zaman yetersizliğinden sunulamadığını söylüyor ve böylece aslında şey de ortaya çıkmış oluyor ve bildirilerin değerlendirilmesi kimin sürmemeye uygun olup olmayacağı gibi bir ön hakemlik meselesinin de yavaş yavaş ortaya çıktığını bir şekilde görüyoruz. Yani aslında ilginç. Bir şey daha var, kongreler biçim. Bunların yanı sıra bir de sosyalleşme alanları ya yani meslektaşlarım bir araya geldiği, birbirlerini gördüğü iş birliği için adım attığı şimdilerde networkin dedikleri şeyi, insanların eskiden yaptıkları iletişimin maille ya da telefonla çok da kolay olmadığı zamanlarda aslında bir 100 yüze.
Görüş alışverişi yapma imkanda bulunduğu yerler dolayısıyla onun için de ister istemez onu onun gerektirdiği bir takım sosyal faaliyetler de oluyor olageldi. Hâlâ da oluyor ve bir ara onun çok. Uç noktaları vardı, sevimsizleştiği zamanlar da oldu ama neyse o toparlandı. Artık çoğunlukla öyle değil ama bu yani 1.900 yetmişlerin ortalarında bile yenmişti. Doğan hoca'nın kongre başkanlığını yaptığı o 74 kongresinde. Bile bu söz konusu olmuş. Ve diyor ki. Nasıl söylenmiş? Şöyle demiş hoca konuşması sırasında bilimsel toplantılarımızın bir parçası olarak kabul ettiğimiz sosyal uğraşılarımızı kısıtlamadık.
Sosyal uğraşıları eğlence açısından görme alışkanlığımızı düşünerek bu açıklamayı yapmak isterim. Aslında sosyal toplantılar ve uğraşırlar memleketin ayrı köşelerinden gelmiş meslektaşlarımızın özel tartışma olanağı bulabildikleri forumlardır. Sonra da geçmişe atıfta bulunuyor. Yine bu federasyonlar filan bahsediyor ve her kısımdan da diyor ki kongre üyeleri silahlı kuvvetlere bağış yapıyorlar. Yani kongre Yürütme Kurulu her üye kaydında hava kuvvetlerini güçlendirme vakfına 10 liralık pul bağışlıyor.
Sandos ilaç sanayi o zaman sandos vardı. Ilaç sanayi iştiraki ile işte 19 Eylül bak şimdi beraberciyi yiyeceğimiz yemekte tertiplenen piyango'nun gelirinde. Silahlı kuvvetlerimize bağışlayacak. Ilginç değil mi yani? Yani bir yandan bir kongre yapıyorlar oradan bir. Belli ki bir para da geliyor ama o para tabii nereye aktarılacak? Böyle bir düzenleme yapmışlar ve onu o zaman işte silahlı kuvvetler ya da anın vakfı çok önemli. Kıymetli göründüğü için 10'a çıkart bağışlamışlar filan. Ve yani. Fazla fazla cıvıtmayın da diyor sanki.
Fazla cıvıtmayın diyor. Bir yandan aşırı bir süblimasyon çabası gibi de görünüyor. Hani. Bilmiyorum ki kendilerine nasıl hissediyorlardı da böyle şeyler yaptılar?
Majör, majör, psikozlar için. Macar psikozlar mı diyelim? Iıı, evet yani majör ve şizofreni. E onu kastediyorum. Evet, en çok son zamanlarda tabii fenomenolojiyi de çok yakından ilgilendiren fenomenoloji toplantılarında da çok sık gündeme gelen birinci şahıs perspektifi ya da deneyimden uzman kişilerin görüşleri ve onlarla olan etkileşim de gitgide daha çok yer bulmaya başladı. Yani farkındalığı arttırmaya yönelik olduğu kadar sigmayı azaltmaya yönelik olduğu kadar. Bizim biz ııı profesyonellerin yaşantıyı anlamalarında hakikaten faydalı olabilecek.
Birinci şahıs perspektifleri epeyce yer bulmaya başladı. Özellikle eleştirel psikiyatriyle ilgilenen uzmanlarda o görüşlere öncelik tanımak gerektiğini veya önem vermek gerektiğini sık sık vurguluyorlar. Biz bu konuda ortak görüşte olmak zorunda değiliz ama ne düşünürsünüz?
Ibrahim ve tahsisine soruyorum, birinci şahıs perspektifinin. Eee ve deneyimden uzmanların. Yer alması konusunda. Yani hocam okuduğum yanlış hatırlamıyorsam yer lolistı ya da pardon astı. Bunun çok faydalı bir şey olduğunu ancak. Meselenin. Yani nasıl desem hani deneyimin belirleyiciliği ve önceliği söz konusu olduğunda? Ortak dili, konuşmayı zorlaştırma ihtimali olduğunu söylüyor. Yani şöyle. Yani mesela bir şizofren hastası gelip bir deneyiminden bahsetti bu deneyim vardır dedi.
Orada o deneyimin varlığının tek ispatı, hani varlığı kendinden menkul olarak hasta. Hastalar bu deneyimi aktarması. Dolayısıyla bu kendi aramızda hem orta dili oluşturmayı hem de nasıl desem. Yani bu tarz deneyimlerin yani o hastalıklardaki deneyimlerin süreyen sabit yapılarını tespit etmemizi zorlaştırır işi biraz sulandırır belki de. Diyebilirim. Iıı çünkü başka bir şeyimiz yok. Başka yanlışlayabilecek bir. Yöntemimiz yok, hasta yaşamışsa yaşamıştır deyip şizofrenide bu da oluyor.
Demek. Bilimsel uğraşa dayanan psikiyatri ile çok uyumlu değil. Tamam, ben parnas ve saz sazın saz mı okuyacaz saz yani Tomas sazla karışmasın loş sazdan söz saz evet onların eleştirisine katılıyorum. Şu sebeple aslında sizin yazdığınız yazıyla ilgili eleştirim de oydu. Baştan şizofreniyi bir tanı olarak kabul edip onun fenomenisiyle ilgilidi ya ilk yazı. O yüzden kitapta yazdık onu her yerde. Gitsin de düzelttin şimdi parantez açalım onu sonra söyleyeceğiz şöyle. Mesela şizofreni de özellikle daha önce şizofreni tanısı konmuş olan birileri.
Bu tanıdan gerçekten mesela multipl skleroz gibi bir tanıymış gibi söz ederek ve tanı tanının geçerliliği veya doğruluğu herkes tarafından güvenilirliği herkes tarafından kabul edilmişçesine kendi tecrübelerini anlatıyorlar. Ama yakın zamanda benim okuduğum pek çok bildiri oldu. Katıldığım çok toplantı oldu. Bu kapanma zamanı online toplantılar mümkün olduğunda fenomenoloji topluluğunun yaptığı sempozyumlar açıktı. Orada anlatılan tecrübelere baktığınızda kendi uzman gözünüzle. Onlar şizofreni ait değil esasında dizosyalsyondan söz ediyor gibi daha çok.
Ama bunlar şizofreniye özgü deneyimlenmiş birinci şahıs deneyimleriymiş gibi anlatıldığında bir yanılgı oluşturma ihtimali ortaya çıkıyor. Hemen şeyleri açıdan kanalıyorum. Birinci şahıs deneyiminin baskınlığı 100 yıl önce konuşulsaydı, tepki farklı olurdu ama şimdi böyle bir postmodern dönemin getirdiği hani ben hissettiysem böyledir. Ben yaşadıysam böyledir gibi büyük ideolojilerin belki bittiği hangisi iyidir, hangisi kötüdür tartışmıyorum. Ama çok doğru değil mi? Bu bir dönemde ekstra tehlikeli gibi geliyor.
Doğru. Diye düşünüyorum. Bir de tabii daha. Senin sen ne diyorsun? Bak ben lafınızı buldum da bir de hani öznel deneyimlerin ya da yaşantıların genele. Daha doğrusu hani bunların toplanıp genele ne kadar vurulabileceği ya da geneleene kadar yayılabileceği konusu biraz tartışmalı. Bence benim açımdan yani. Eee sizin anlattıklarınız gibi yani aslında niye evet bir şeyler yaşamış olabilir bir hasta ama. Eee bu örneğin tüm şizofrenin hastaları için geçerli ya da iş tüm şizofren hastaların yaşadığı bir durum mu?
Benim için ne kadar klinik anlamda faydalı olacak? Ondan bazen emin olamadığım şeyler oluyor. Şeyin sana bu seferin balıtının şeyleri var.
Her sayısında bir kere şeyden bir öznel deneyim şeyinden bahsettim. Şöyle oldu. Ya onları okuyunca böyle şey yani eee hastaların deneyimleri genelde şey içeriyor acı ve. Eee ızdırap içi. Ram dram çok fazla. Değil mi? Evet. Dram bu da butik bir tutum gibi esasında bakarsan yani. Daha fazla ııı şapanda takdir görebilecek bir tutumu benimsemek gibi ama şizofreni gibi veya bir polar bozukluk gibi veya otizmspek gibi. Aslında heterojen olduğunu kabul ettiğimiz pratik türler olduğunu kabul ettiğimiz rahatsızlıklarda herkesin şizofrenisi başkadır diye düşünüyor olmamızı engellememeli.
Halbuki böyle yapıldığı zaman bu kişilerin birinci hast deneyimle şizofreni özgüymüş gibi anlaşılabiliyor. Ali'nin sax diye bir kadın mesela. Bir aralar şizofreni de bilişsel işlevlerde bozulma olmayabileceği ve bazı şizofreni alt türlerinin böyle olabileceği yolunda. Canan galiba Kenan ve merkel'ın filan iddiaları vardı. Öyle gruplarda çalışıyorlardı. Şöyle bir yazı çıktı ve konuşma oldu. Hem şizofreni hastası hem profesör filan diye. Bu bana çok sakıncalı geliyor çünkü burada çok şaşılacak olan bir şey olduğunu vurgulamak aslında şizofrenisi olan birisinin gene kural olarak hiçbir şey olamayacağını söylemek gibi de.
Onun altını çizmek gibi de geliyor. Eee. O yüzden ben bunların. Hastalığa tırnak içinde hastalığa özgüymüş gibi anlatılıyor olmasını sakıncalı buluyorum. Bir ama şu tarafı yok mu yine de? Yine şeytanın avukatlığını yapacağım işte hani var sanır gibi sanrı gibi. Ya da adı. Konulmuş o belirti her neyse onu aslında o kişinin nasıl yaşadığını ya da nasıl dillendirdiğini görüyor olmanın bunların hepsini aynı kefeye koymaya çalışan insanlar için bu eğitici tarafı yok mu? Şöyle, hani bu hakkı az evvel söylediğin damgalama hariç o ayrı.
Konu haklısın ama o kişinin tek başına bunu anlatmasından bir şey öğrenmektense. Yorumlamaktan bak onu beraber o kişiyle beraber yorumluyor olması tıpkı vizitte bizim birilerinin yaşantısını anlamaya çalışmamız. Gibi işe yarayacak çok doğru gene ikinci perspektifine geliyoruz. Çünkü tek başına anlattıklarından çok benim onun anlattıkların anlattıkları karşısında nasıl bir tavır aldığım ya da bunu nasıl değerlendirdiğim çöp. Kuykuydu bunun benim yanlışlarımı da düzeltmesi buna dahil tabi ki. Çok çok doğru yoksa johnnation.
Psikozuna nasıl yaşadığını görmekte bir fikir veriyor ama johnnich'in derdini doktoruna ne kadar anlatıyor ya da anlatamadığını görmek daha çok bilgi veriyor. Zaten hep söylüyorum, johnny en iyi örneklerden biri şizofreni diye damgalanıp bir de hollywood'un malzemesi olduktan sonra neredeyse şizofreni prototipi oldu. Bir dönem oldu. Halbuki şizofreni olmayabilir. O rahatsızlık bir şey var. Orada ayrım konu. Evet o da ayrı konu. Ben ya belki şöyle bir şey olabilirse daha iyi olabilir. Örneğin bahsettiğim sesi ofrenya balıkında ki şeyler.
Örneğin sizin dediğiniz gibi. Yani hani bir yorumla beraber aktarılırsa belki daha iyi olabilir. Örneğin şeyler falan bu new inglton şeyler oluyor, vakalar oluyor ama seviyorum yani okumayı çok seviyorum ya benim şeyim değil yani alanımda değil sonuç itibariyle ama örneğini atıyorum işte. Ne bileyim hem atolojik bir şey oluyor. Netolojik bir şey oluyor ama okumayı seviyorum. Şimdi okumayı sevmemin sebebi şu, orada vaka anlatılırken arada doktorların gerçek doktorların yorumlarına yazıyorlar. Hani bu olabilir şu olabilir.
Bundan dolayı böyle olabilir gibi. Ve benim için şey oluyor yani hani o şeyden hani ilgi alanım olmamasına rağmen öğreniyorum. Yani bir şeyler ve çok seviyorum yani açıkçası. Ilgi alanın aslına bakarsan yani kendi alanımız dışındaki pek çok şeye merak salmış durumda değil miyiz? Zaten mesleki belki değil, spesi olduğun alan değil ama tabi ki canım. Anımdan dolayı gerçi gene diyor ki hanımdan dolayı zaten. Immünoloji ve romatoloji dimi ibrahim'e yaptığım haksızlığı bir dakika düzelteyim. Tamam, ben ben, ben bir şey söyleyeyim mi hocam?
Şimdi ben şizofrenin kitabı yazdım ya normalde oraya takdim yapmayacaktım. Buyurun hocam. Yok, onu anlatacağım sen? Söyle siz söyleyin. Yani yok sen söyle. Takdim yazmıycaktım kitabı göndericem. Ler için ibrahim aylar hangi yayın evinden ne çıkarmayı söyleyelim mi lütfen? Akademim yayınlarından biri şizofreni fenomenlerisi kitabı yazdım aslında yazmadım. Bunlar benim eski notlarım. Onları böyle biraz zaten bir bir buçuk ayda toplayıp gönderdim. Evet yani yazmak ama uzun zamanda yazmak anlamında yani kitap evi için yazmadım.
Bir de mütevazı olmayın gerçek. Sanerler diyor, her türlü biliyor musun? Buradaki hikaye hocam şöyle kitapla ilgili ben kitabı bitirdim gönderecem sonra bir anda böyle bir şey oldum, aydınlandım diyeyim. Dedim ki şimdi bu kitap çıkarsa cem hoca bana diyecek ki sanki tek ve bir şizofreni varmış da sen de onların deneyimlerini anlatmışsın burada. Geldi o gazla normalde giriş ya da takdim yazmak bence çok zor bir şeydir. Çünkü bütün kitabı katletmesi lazım. Galiba bir ya da 2 gecede cem hoca'ya cevap olarak olması için hani cem hoca gördüğünde ha tamam önden bunu şey yapmış bir ve tek şizofreni olmadığını.
Aslında birçok belki evrimsel bir mekanizmanın şeyi belki nöro gelişimsel bir durumun tezahürü ne? Şu an şizofreni dediğimizi ama bu belirtileri nasıl bir araya getirirsek getirelim yine de bundan ızdırap duyan kişilerin olduğunu anlatan bir giriş yazdım. Öyle gönderdim. Kitabı. Gerek müdür. Yine de girer. Evet, adamın aklına yani gelmiş OO kitap şöyle. Tabii takdimin de şizofreniler ııı ifadesini kullanması benim için yeterliydi. Eee ondan sonrasına da baktım bu aralar çok iyi okuyamıyordum ama sana da söyleyeyim, baya ilerliyorum.
Şimdi hızla okuyorum o kitap zannediyorum. Son zamanlarda aslında Hakan atalar da twitter'a yazdı. Son zamanlarda okuduğum en iyi kitap gerçekten şizofreniyle ilgili ve de otuzlu yaşlarında birinin bunu yazmış olması o kadar ümit verici ve iç açıcı bir şey ki. Öncesini de anlatayım. Hikayesini ibrahim'in bernalıyla beraber yazdığı vakalardan oluşan ama şizofreni de fenomenolojik yaklaşımı da özetleyen çok güzel bir makalesi vardı. Benim 10'a çıkart eleştirim şuydu, o fenomenolojik yaklaşım, bir antiden tek ve bir antiden söz ediyormuş gibi hepsine genellenebilir mi?
Baştan onu kabul ederek yazmışsınız gibi oluyor. Iıı onu toparlayabilecek ve böyle olmayabileceğini de anlatabilecek bir şeyler eklemelisiniz diye sağ olsunlar ikisi de çok şey yaptı. Önemsedi ve baya ciddi değişiklikler yaptılar. Istediğim her şey olmuştu. Bu arada o açıklama ayrı. Bir cevap biriydi benim için. O açıklama ayrı bir cevap makalesi olarak gayet yayınlanabilirdi. Yani hani? Çünkü oradaki yanlış hatırlamıyorsam 2 başlık benim için bir dakika ben bunlardan haberim yok benim yani güya yazdığım bir şey ama ve işin daha şeyi hoca o zamana kadar pek fenomenoloji okumamıştı.
Fenomenlerin güzelliği bu bence hani yıllardır aslında hissettiğin bir şey dikkatli bir şekilde deneyime kulak verdiğinizde zaten aslında böyle en felsefi fenomeni zaten yapmış oluyorsunuz gibi oluyor. Çünkü cem hoca'nın fenomenoloji okumamış olmasına rağmen fenomenolojik psikopatoloji literatüründeki oldukça saygım tartışmalara orada böyle madde madde yer vermesi tamamen kendi öznel deneyiminden damıtılmış şeylerdi. Zaten buna ya tıkım ve bunu gören birisi. Yapıyormuş. Ya sadece ismine fenomencü demiyor.
Dedi. Ama sonra okuduk değil mi? Verdiğiniz bütün şeyleri? Sonra da okuduk. Bütün ödevlerimizi yaptı, o iş zaten hayır. Bütün iş zaten tahsinin marloponti okuyalım demesiyle başlamadı mı? Algının fenomenolojisiyle başlayalım dedik. Buralara ordan geldik hazır kongrelerden söz etmişken onu da söyleyelim. Belki daha önce söyledik mi? Eee bizim şizofreni olmak nasıl bir şeydir den bir önce yaptığımız. Eee panele mi timuçin gelmişti. Evet. Onu söylemiştik ama yeri gelmişken bir daha söyleyebilirim. Sistemdir.
Kongrelerin dedik tam öyle. Evet, ben tivache'nin 10'a çıkart katılacağını hiç ümit etmemiştim. Düşünmemiştim gelmez herhalde dedim. Bizi görmek istiyor, çıkışta görüşürüz dedim. O da yo ben sizi dinlemeye gireceğim dedi. Bunu zannediyorum ikinci anlatışımız ama olsun çok seviyorum. Yani nasıl bir araya geldik bir araya? Kadar. Gelmiştik. Ama gerçekten bu buradan şu mesaj çıkıyor, kaç yaşında olursanız olur mu? Kaç yıllık hekim olmuşsunuz olun, öğreneceğiniz şeyler var. Birincisi, ikincisi bunu her zaman.
Daha büyük hocalardan ya da yalnızca kendi akranlarınızdan öğrenerek yapmazsınız. Daha genç meslektaşlarınızdan da öğrenerek yapabilirsiniz. Üçüncüsü. Cübbeniz önlüğünüzü ceketinize neyse dışarıda bırakarak oraya girdiğinizde öğrenci olarak. Başka bir varoluşu yeniden başlatmış oluyorsunuz ve. O kaçınılmaz olarak. Bir şeyleri oluşturuyor zaten buraya kadar geldik işte. Ben. Öğrencinizim yani aslında. Estağfurullah hocam, ben bu arada sizin geldiğiniz şunu da çok heyecanlanmıştım hocam. Belli olmuyordu çok.
Ilkinde demi. Timuçin hoca mı oldu? Timuçin hoca. Benim de ilkine katıldı. Dinlemeye tabi. Yani ilk psikiyatriye girdiğimde bir konuşmasını istanbuldayken dinlemiştim tabi. Yaratıcılık. Tabii yaratıcılık bir ilaç firmasının şeyiydi. Hocam nerede bir? Bağcıları da gelip konuşmuştum ama galiba sen o zaman biten yok muydun? Yoktun yani? Siz sonra hacettepe'de sizinle teknoloji yarabile konu çıkmıştım abi. Sen perşembe toplantılarından birine mi katılmıştın?
Şöyle oldu, hayır, şöyle oldu. Türk psikiyatri dergisinin. Bir yıl dönümüydü ve onun için bir. Oturum planlamıştı. Türk psikiyatri dergisi. Oraya gitmişken de bennavut'u rica etmişti. Acettepe'de de konuşuyor musun diye ben de hani acettepe'de benimsel bir şey anlatmayayım da merak ettiklerim başlıklı bir şey anlatayım. Böyle ben nereden nereye nasıl geldiğimi anlatayım ve bunun üstüne konuşalım demiştim. Daha çok özel deneyimler ve. Düşünceler üzerine bir konuşmaydı o. Eee, bugünkü bölümün sonuna geldik ııı.
Bu bölüm ııı bayağı uzun oldu ama güzel bir bölüm oldu diye düşünüyorum. Şimdi bir ressam ve resim hakkında bilgi vermek istiyorum. Bugünkü ressam olarak Louis ancoton'dan bahsedeceğim. Resim olarak da su kenarındaki kızdan bahsedeceğim. Öncelikle ressam hakkında bilgi vereyim. Ressam 1.000 9.800 pardon 61 yılı da. Fransa'da doğuyor. Kendisi 1.800 seksenlerin sonunda airde turist lotreck, emir Bernard ve vinsan van gogh gibi ressamlarla arkadaşlıklar kuruyor ve bu sayede resim sanatında bazı değişiklikler yaşıyor.
Kendisi kulasinin kulasyonizm denilen bir tekniği geliştiriyor. Bu teknik kanunatlarla çevrili düz renk alanlarından oluşan bir teknik. Ve aynı zamanda emir bernad'la beraber de sentezce üslubun öncüllerinden sayılıyor. 1.800 doksanlardan sonra da ressam ancoten rönesans ustalarına yönelmeye başlıyor ve modern resimden biraz uzaklaşmaya başlıyor. Son yıllarında da 20. Yüzyılın başlarında da daha çok akademik ve tarihsel resimlerle uğraşıyor. 1.932 yılında da Paris yakınlarında flon bilenkort'ta hayatını kaybediyor.
Kendisinin sanatıyla ilgili söyleyebileceğimiz şeyler erken döneminde canlı renkler, belirgin kontörler ve kent yaşamı sahneleri ön planda. Daha sonrasında klasik kompozisyonlar, figüratif temalar benimsiyor ancoten'ın çalışmaları, post empresyonizmle model sanat arasında geçişi sağlayan resimler resimler bütününden oluşuyor diye söylenebilir. Bizi dinlediğiniz için teşekkürler. 2 hafta sonra tekrar görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean