Dikenli Bir Sohbet
Bu bölüm 3. sezonun ilk bölümü. Uzun zamandır bir arada olamadığımız için didaktik bir bölüm yerine sohbet ettiğimiz bir bölümü yapmayı uygun gördük.
Bu bölümde bahsi geçen kitap ve makaleler:
Herkese merhaba diken figür bahçesi hal etmiyoruz.
Potketin yeni bölümünden size sesleniyoruz.
Ben doktor Tahsin rola podcast bölümünde benimle beraber
profesör doktor timuçin ural, profesör, doktor, cemaat Başoğlu
ve doktor ibrahim elak var. Eee bugünkü podcast bölümüne ne
konuşacağımızı bilmeden başlıyoruz.
Bu sefer konuğumuz da yok bakalım hani?
Bizi nereye getirirse çağrışımlarımız oraya gideceğiz
diye düşünüyorum. Konuşmaya başlamak isteyen varsa
sözü bırakabilirim. Dabbet etmek istiyoruz.
Zaten siz en başta dediniz hocam benim konuşmaktan bir şeyler
araştırmaktan da çok. Bilmiyoruz deyince sanki her
seferinde çok biliyormuşuz gibi. Ama.
O zaman da öyle değil aslında. Ama bir fikrimiz hani şunu
konuşsak mı diye bir genel kanatimi biz oluyordur değil mi?
Tabii epey de bir ara verdiğimiz için birbirimizi özlemişiz,
sohbet edelim istiyoruz. Nereden başlasak derken kim ne
okudu? Diye başladık.
Ibrahim'in okuduğu kitaplar devam edelim.
Sen anlat şimdi ne okuyorsun? Aynen.
Ben ııı bu Yunan bir adam var. Onu yeni keşfettim aslında ııı
tüm için hoca tanıyor. Cem hoca'da muhtemelen tanıyor.
Denk gelmiş. Muhtemelen böyle kitabın ismi
direkt psikiyatri ama tarihsel ve felsefi köklerinden modern
yüzüne doğru diyebileceğimiz böyle bayağı kapsamlı kitap
yazmış. Gerçekten ben özellikle tarih
kısmına baktım, bu bizim bildiğimiz mesela klasik
anlatıyı sunuyor. Sonra da diyor ki böyle böyle
eleştiriler var. Özellikle tabii şimdi
psikiyatride değil, sadece bütün disiplinlerde ve bilimlerde 19.
Yüzyıl böyle çok dönüştürücü bir yüzyıl yani hani?
20. Yüzyılın.
Temeli de 19. Yüzyılda atılıyor.
Psikiyatrinin de aslında doğuşu tıbba yakınlaşması da 19.
Yüzyılda olduğu için orada böyle çok güzel saptamaları vesaire
var. Tabi şeyde insanın hoşuna
gidiyor mesela. Hayrode diye bir psikiyatrist
var ya onun direkt ego süper ego.
Tarzı bir kavramlaştırması var ve çatışmalar üzerinden
anlatıyor. Yani ben aslında şeyi ııı tahmin
etmek zor değil ııı. 20. Yüzyılda freud'un yaptığı gibi
böyle sıfırdan bir keşifin olmadığını bil bilmek yani
biliyoruz çoğumuz herkes kendi devrinin çocuğudur.
Bir şekilde kendi devrinde ortaya atılan şeyleri derleyip
toplayıp daha sistematize hale getiriyor.
Karyaspers'te öyle veriyorsun da yaz perse eleştirisi o ya yani
Almanlar biraz almancılık yaparak.
Kar yaz persi çok parlattılar ama yaz persi çokta yeni bir şey
söylemedik. Kendi döneminin fenomenolojik.
Çıkarımlarını güzel bir şekilde derledi gibi o açıdan kitabın o
giriş kısmı yani o giriş kısmı dediğim.
Bu arada 200 sayfa falan o tarihçe kısmı benim çok hoşuma
gitti. Bir de şunu güzel yapıyor, yani
mesela daha önce gerçi konuşmuştuk.
Psikiyatrinin babası belki sayılan grizinger işte akıl
hastalıkları beyin hastalıklarıdır.
Saptaması şu an çok çoğu makalededır değil mi?
Çarpıtılmış bir şekilde ne kadar organikçi birisi diye anlatırken
orada detaylıca şey diyor. Greenger burada aslında şey
dedi. Psikiyatrik hastalıkları.
Psikiyatri hastalıkları bağırsak hastalığı değil, beyin
hastalığıdır ya da dalak hastalığı değil.
Çünkü dalak da var işte. Erkek hislerisi için dalak kadın
hislerisi için uterus gibi OO tarz böyle ilgi çekici
açıklamaları da böyle tarih ve felsefi bağlamında açıklaması
çok hoşuma gitti. Iıı onu söylicektim.
Bir de şeyi çok güzel anlatıyor. Binelin eee akıl hastalarının
zincirlerini çözmesini çok güzel anlatıyor.
Diyor ki o dönem aslında final gibi moral terapi yapan son kişi
vardı ama finalin şey olması finalin efsaneye dönüşmesi.
Fransız devrimi ile çok ilişkili bir şey.
Fransız devrimi dünyanın eski rejimini yakıp yeni bir rejim
getirdi politik olarak. Aynı şehirde paris'te finalde
eski psikiyatriyi yıkıp yeni psikiyatriyi getirdi.
O açıdan ikonik bir an atddedilip efsaneleştirildi
diyor. Böyle şimdi kitaptan
hatırladığım şeyler bunlar. Yazarını da söylesem ibrahim
adını söylemeden hiç. Adını ben telaffuz etmezsem, cem
hoca'ya da timuçin hoca güzel telaffuz ediyordu ya kostas
kontrol. Antrenman estetik konstantinos
fontüakius ama kısaca kosta diyebildiniz.
Öyle kısaltılıyor ya onlar? Kostas diye kısaltılıyor da
seslenirken kost'ta diyorsun işte neyse.
Postayı tanıyor türkiye'deki arkadaşların çoğu duygularım
camiası özellikle daha yakından tanıyor.
Şeyde çalışıyor selanik'teki ki? Iıı üniversitenin adı neydi
neydi aristoteles? Galiba öyle bir şey hocam.
Böyle çalışıyor. Ve çok da geldi gitti, beraber
de çalıştık. Hatta biz şimdi birlikte 2
makalemiz var. Onunla bir tanesi komitir, bir
araştırma. Psikotik hastalarda grafiksin
test gibi bir şey. Yaptık.
Yunanistan, Türkiye ortak. Yürüttüğümüz bir şeydi. 2.008
filan 2.000 2.000 sekizden önce yaptık da yayınlanışı 2.000
sekizdir herhalde. Bir tane de gene ondan bir sene
kadar önce. Neydi o da yani bipolar
bozuklukla ilgili bir. Şey yazdık galiba derleme mi?
Yazdık beraber. Mantıkası şimdi tam metni
göndeririz. Bende de vardır da şimdi
mahallesin. Açıklamak.
Onları yapmıştık. O zaman çok önemli mühim şeyler
değildi ama sonuçta şey güzeldi. Hani bıkırköy ve.
Selanik birlikte ortaklaşa bir şelale yapmıştık.
Sonra da birçok ortamda bir araya geldik.
Bir paris'te ki bir isem p sırasında agopa kıskan'a
aristoteles modelyası verdiler. Onlar yunanlılar ve Yunan
Büyükelçiliğine paris'teki gittik.
Türkiye'deki işte olacağı yıldız 150 yıl Tuncay şekil özerdem
sima. Simavi vahip fissun Akdeniz ben
filan simlan de vardı. Bir bir büyük grup.
Kıskan ve karina kıskan'da vardı, o madalya aldı filanla
orada bir kokteylimsi bir ortamda hep birlikteydik filan
çok hoştu. Yani yunanlar bir ermeniye
madalya verdiler. Ermeni asıl amerikalıya ve
Türkler oradaydılar. Olay fransa'da geçiyordu.
Hangisi o çin. Hangi senedir?
2.000. 9 10 frame işte o zamanlar serisinde.
O zamanlar. 3 deniz'in etrafındakilerin bir araya
gelmesinin ııı daha kolay olduğu bir zaman. 2.000 altıda
istimaliyle hep birlikte değil mi?
Anlattıktan sonra. Yıktıktan sonra. 3 denizin
buluşması daha kolay ve güzel oluyordu.
O zaman. Evet daha zor gibiyim.
Bir de daha iyi bir dünya. Umudu hedefi filan hep vardı ya?
Dimi 2.000 altıda. Bunları çok severek okuyoruz
dimi yani şimdi ben. O kadar veriyoruz, makalesi var
veya sevdiğimiz başka yöntem anlatan yazarlar var.
Söz ettiğimiz ama bunu görür görmez ibrahim'e dedim.
Hemen yolla okuyalım. Nedense geri dönüp tekrar ne
olmuş diye bakmaya bu aralar daha çok hevesli gibi
hissediyorum kendimi. Gerdinger'den söz edince filan
mesela bu. Bu dünyada da böyle bir
akılmacı. Yani gittikçe.
Yani senin de yapmayı ya da bizim de yapmayı sevdiğimiz şeyi
başka insanlar da. Çünkü kosya'da sonuç olarak niye
oturdu? Bu kitabı yazdık ki de
düşünüyorum ben de. Nato üzerinden mi diyorsunuz
hocam? Evet, evet, tamam, belki başka
branşlarda da öyledir de onları bilmiyorum tabi psikiyatri çünkü
söylüyorum. Yani ilginç geldi.
Şimdi onun böyle bir kitabı yazıyor olması.
Değil. Mi evet yani berious'tan zaten
beklediğimiz şeyler o alanda zaten herhalde.
Dünyada eee benzeri çok az olan kişilerden biri.
De yani normal Serdar üstü yazabilirdi mesela yazmıştır da
zaten bu bizi şaşırtmaz. Çünkü zaten hep öyle bakan ve
orada duran birisi o ve ya da öyle yapmaya çalışan diyelim.
Ama mesela nasır gemide bizi çok şaşırtmıyordu çünkü nasır gemide
sonuçta bir şey iran asıllı Amerikalı ve zaten başından
itibaren daha böyle. Doğu gözüyle bakabilmeyi
beceriyor ve daha felsefik bir yerden yaklaşmayı hedefliyor.
Inti yani yaptığı çalışmalara da öyle psikiyatriye bakışı da
öyle. Zannediyorum, ana akımın dışında
durabilecek kadar. Yaşlanınca da mı oluyor mesela?
Nasır gamy'e sormuştum, nasıl bu kadar eleştiriler olmayı
başarabiliyorsun diye. Çünkü artık fon aramıyorum
demişti. Fon aramıyor olmanı yani 10'a
çıkart indirgi olmak belki çok haksızlık etmek olur da.
Tabi bence de yani ayrıca o kadar yaşlı da değil zaten.
Hani. 90 yaşında da bu adam. Değil, kendiler burada iyi bir
örnek belki. Yani iken etkenler kendiler yani
yıllar şey genetik çalışıp. Sonra yavaş yavaş ııı böyle bir
kendi otobiyografisi gibi yazdığı felsefi psikiyatri
makalesi de var. Ben işte genç bir uzmanken
şizofreni genetiğini araştırmak isterken bu noktaya nasıl geldin
gibi baktığımızda cemaat Başoğlu da biraz öyle belki.
Yani burada başta baştan alanın dışında kalmak değil de alanın
içinde yapılan yapılması gerekeni yapıp ya bir dakika.
Biz bunları böyle yapıyoruz ama. Ihmal ettiğimiz şöyle bir şeyler
de var deyip daha eleştirel yaklaşmaya mı başlıyorlar?
Çünkü kendilerin bir depresyon makalesi var.
Eee, bunu yaz dep aslında depresyon, nörobiyolojisi gibi,
daha doğrusu nörebolojisi değil, çok özür dilerim.
Depresyona ne yol açar? Gibi bir soruyla muhtemelen yola
çıkıyor. Bilmiyorum bir 2.006 galiba
bulursam hocam ama sonucu söylersem belki tanıdık gelir
şey hep işte kırılan, incinen insanlar.
Yani aşağılanan bir sebeple aşağılanan insanlar depresyona
daha yaptıkın. Şimdi ya depresyon
geliştirebiliyorlar, daha fazla geliştirebiliyorlar diyor.
Şimdi bunu kenet kendiler söylüyor.
Burada aslında söylemek istediği şey şu değil mi?
Depresyon etiyolojisinde yaşam olayları mı dışta tutamayacağız?
Ama burada böyle çocukluk travması falan da değil.
Yani o an 35, 40 yaşına gelmiş olan birisi patronu tarafından
aşağılanıyor ve depresyon geliştiriyor.
Gibi çünkü çocukluk travması hâlâ bir nörobiyolojik açısından
açıdan şöyle yorumlanabilir değil mi?
Yani çocukluktan itibaren maruz kaldığı süreyen travmalardan
ötürü beyni gelişmişti beyni buna göre modifiye olmuştur ve
bu beyin ufak bir sarsıntıyla depresyon geliştirebilir.
Tamam bu hala nuri özik indirgeme açık bir yaklaşım.
Ama onun üstüne bir sürü kaspi çalışması başka çalışma, hani
serotoni, transporatör gen ya da monoxta yeni bir tür geni
vesaire ev monomioks. Ini misyonu ile ilgili genlerin
ve bunların. Heterojentesinin de aslında
çocukluk travmalarıyla bağlantıları filan çok konuşuldu
edildi. Yani sadece şey değil de o değil
de işin genetik tarafı da ama senin söylediğin galiba bundan
bağımsız bir. Şey, şunu söylüyor, şunu
söylüyor, hocam aslında sizin söylediğinizle bağlantılı direk
sözü ben almış oldum ama. Belli açıklama düzeyleri var.
Psikiyatri de en basic en temel açıklama her zaman en iyisidir
gibi bir şey yok diyor. Mesela patronu tarafından
aşağılanıp depresyona giren hastanın eğer bir etiyoloji
araştıracaksak bu aşağılanma meselesi, depresyonu açıklamak
açısından daha makul bir açıklamak.
Sağduyu'ya yakın desek yani evet, sadece sağduyuyla
ulaşılabilecek bir vargı desek o yani bununla alakasını kurmak.
Başka bir makalesini de böyle 8 ilke anlatıyor.
Onlardan birinde de bunu söylüyor.
Diyor ki, depresif psikiyatrideki rahatsızlıklarda
farklı farklı açıklama düzeyleri vardır ve her bir rahatsızlık
için bu açıklama düzeyi iyidir ya da makul olandır 10'a çıkart
erişilmesi gerekiyor gibi bir şey yok.
Işte travma sonra stres bozukluğu en bariz olandır.
Travma soran stres bozukluğunda ki açıklayıcı faktör en iyi
olarak aslında yaşanan travmanın kendisidir.
Neden sonuç ilişkisini en doğrudan kurabileceğimizi?
Diyorsunuz şey odur, aynen öyle ya.
Da söylüyor biliyorsunuz. Evet ama başka bir rahatsızlık
içinse genetik açıklama en uygun açıklamadır.
Başka birisi için genin bir üstü, belki nörmitter açıklaması
için. Açıklaması deniyor gibi.
Peki pardon burada kompleks özellikler herhalde?
Ortada bir yerde mi yer alıyor bu bu sıralama ben
hatırlayamadım da. Mesela depresyon değil de.
Şizofreni gibi otizm gibi. Kompleks özelliklenen şeyler.
Onlara bakışı nasıl yani bir birçok alandan bir şeyler alıp.
Kendi yaptığı gibi herkes bir araya getirsin demek.
Onu bilemedim ama sizin derslerinizden öğrendiğim şey,
yani karşıdaki otizmli bireyin. Mesela ızdırabı, içe kapanma ve
içe kapanma, o yalnızlıktan hoşnut olmak değil de dışarıda
aşağılanma sebebiyle olan bir içe kapanmaysa.
Burada otizmin genetiği çok az söz söyler.
Bize uğradığı zorbalık daha çok konuşulmalı mesela.
Evet, yani kompleks özellikler için pek çok.
Alandan bir şeyler almak zorundayız ama senin
söylediğinden anladığım. Yani bir uçta mesela post
travmatik, stres gibi doğrudan neden sonuç ilişkisini
yaşantıyla kurabileceğimiz bir uçta da diyelim ki huntington
hastalığındaki gibi genetikle bağlantısını çok daha doğrudan
kurabileceğimiz kesinlikle öyle şeyler var.
Bir de tabi onun bir çok meşhur bir 2.005 makalesiydi galiba.
Iıı çok severek okuduğumuz eee psikiyatri felsefe ilişkisinde
ve açıklama. Düzeylerini gene anlatırken?
Verdiği örnekler vardı mesela. Eee, bilgisayarınızın herhangi
bir programı çalışmadığı zaman harddiski açıp kasaya açıp
bakmanız çok yersizdir gibi. Bu 8 ilke bu makale zaten hocam
evet yani o. Zaman aynı makaleden söz ediyor
olabiliriz. 2.500 filozof. For tiyatrocu.
Tamam makale. Bu sizin ara kompleks şeyler
için beryoz'u söylediği laf hani epistemore jo ofsaytiyatri'de
söylediği şey bizim esas yapmamız gereken şey herhangi
bir psikiyatri rahatsızlık için yaşantı, genetik ve kişisel
özellikler diyelim. Bunların hangi oranda
birbirleriyle ilişkilendiğini saptamak yoksa hangisi
baskındır? Iıı.
Çok bilinecek bir şey değil. Tam olarak bu aradaki ilişkiyi
saptamak esas mesele. Burada küçük bir müzik molası
verelim. Bugünkü müzik parçası olarak
megan mofurttan acquire mono dinleyeceğiz.
Daha sonrasında tekrar birlikteyiz.
Müzik arasından sonra tekrar biriktiği sözü cem hoca'yı
bırakayım. Evet, kendilerten başka ve
onunla yazanlardan başka. Hepsine birden bakan insanlar
var mı? Öyle bir şey yapabilmek için.
Çok bağımsız çalışıyor olmak gerekmiyor mu?
Ara açısından antalya'sı gibi bir yerden büyük ihtimalle daha
doğrusu. Nasıl anlatsam ya da böyle
bağımsız bağımsız işler yaptığınıza aykırı işler
yaptığınızda genelde paranız kesilir yani.
Tamam, onu demek istiyorum yani? Herhangi bir alanda uzmanlaşma
olmadığı sürece günümüzde. Iıı demin konuştuğumuz konu fon
bulmanız veya eee kalıcı bir pozisyon bulmanız onu devam
ettirmeniz filan. Pek kolay değil.
Kahve düşünelim kastı mesela. Ne dersin timuçin mesela onunki?
Çok derin ve iyi bir genetik bilgisi var.
Genç evre etkileşimini çok iyi biliyor.
Doğru. Ama dışarıdan bir bakış veya onu
yazdığı herhangi bir şey. Ben mi okumadım acaba?
Sadece çalışmaları var, böyle şeyleri yok.
Evet, yani ben de okumadım. Bilmiyorum dimi kendinizi
kendiler gibi yani değil büyük bir haksızlık yapmak istemiyorum
ama kendileri de bilmiyorum bakan.
Bir derleme toplama anlamında bir şey yok zaten onu
konuşuyorduk ya. Yani bir şey oluyor ve bu
insanlar. Asıl uğraştıkları alanı bırakıp
ya da bırakıp demeyelim, bir adım geri çekilip.
Bir adım geri. Daha geniş bir açıdan
perspektiften bakmayı deniyor. Aslında bu benim ısıtan
arkadaşlarla çalışırken vaktiyle klinikte söylediğim bir şeydi
yani tamam bakın anlamaya çalışın, kategorize ediyor şu bu
ama sonrada bir adım geriye çekildim ve bir daha bakın.
Yani başka bir açıdan bakın ve ne görüyorsunuz?
Işte tam bunu yapmaya zannediyorum.
Psikiyatri için 19. Yüzyılın sonları 20.
Yüzyılın başları hiç olanak tanımayacak bir ortam.
Eee, çünkü aydınlanmaktan en çok hoşlanılan zamanlar ve en çok
bulacağız ümidiyle çalışılan zamanlar ya şimdi türkiye'ye de
bakınca türkiye'de de herhalde 1.900 kaşlardan itibaren
dersiniz. Bunlar ben mesela altmışlardan
itibaren filan demeyi tercih ediyorum.
Böyle niye ümit ümit'le ve bir modern bakış açısını
benimseyerek. Bir şeyler bulunacak,
keşfedilecek ümidiyle çalışmaya. Yani mutlak bilime öykünmeye şu
şöyle bir örnekten çıkarak konuşuyorum sözü unutmak, şimdi
hani yazın roman okudum bir tek hiçbir şey okumadım psikiyatri
dedim ya. Şöyle gürbüz benim en sevdiğim.
Yazarlardan biri gerçekten herkesin okumasını önerdiğim
kıyamet emeklisi diye 12 ciltlik romanı var.
Oradaki bir şeyi ifadesi çok çarptı.
Beni 1.900 altmışların başını anlatıyor. 1.900 altmışlarda 10
19. Yüzyılın bütün yenilikleri 19.
Yüzyıl türkiye'ye yeni geliyordu.
Filan gibi bir şey diyor. Bizim 19.
Yüzyıl sonları, 20. Yüzyıl başlarıyla.
Altmışların başından itibaren türkiye'deki.
Mutlak bilime öykünen psikiyatri çalışmaları da.
Sanki birbirine benzermiş gibime geliyor bilmiyorum.
Tabii tarihçi değilim. Yani şimdi kimileri belki çok
başka zamanlara da denk getirebilir.
Bunu ya bu çok saçma bir şey de olabilir ama işte sohbet
ediyoruz. Yani tabi şunun altını çizmek
gerekir. Herhalde çok doğru şey düşüncen
tespitin. Zamanlama açısından söylüyorum.
Bir kere hani şeyler psikiyatrisindeki tedaviler.
En eskisi bizimle yaşıt hani tabi senle de yaşıt.
Evet ve şey inip piramiint pardon imramın evet yani
klorpromezin ve emipremin monominoksazin i vitorleri de
var ama tuber kiloz üzerinden tesadüfi bir her şeyle buluşla
şimdi bir kere. Ilk kez orada tedaviden.
Başa gitmek ve tıpkı rezervpinin aslında.
Aslında antist hipertansifken. In depolarını boşalttığı için
aslında depresif bir şey de oluşturduğuyla ilgili bir ve
antepli kışın ve antipsikotik oluşunun fark edilmesi gibi
sondan başa tümden gelerek biraz karar verilen durumlar bir bunun
etkisi olsa gerek. 2 tabii şeyin çok bir takım.
Bilimsel araştırma yöntemlerinin gelişmiş olmasının işte.
Eskiden pnovense filografi denilen işte havayı çekip
ısınmış ve. Çok derin bir ıstırap vererek.
Yüzde yani anti bakteriyel hale gelmiş kovayı hastanın omurilik
boşluğuna verip beynini havayla doldurmak gibi bugün ancak
işkence olarak kullanılabilecek ama o zaman hiç başka çare
olmadığından yapılabilecek şey. Hani araştırma yöntemi olduğu
için yapılan şeylerden işte filmler, tomografiler derken
mr'lar, petler vesaire diye başka bir yere gidişi.
Nöropsikolojik anlamda işin roshha'la TA t'yle değil, başka
nörok testlerin gelişmesiyle ilerlemesi giderek nöro
fizyolojik araştırmalar filan, yani onların hepsi birleştiği
zaman ister istemez. Bu dediklerin gerçekleşti fakat
sorun şu, sanıyorum bunlar gerçekleştiğinde de.
Her şeyi bunlarla açıklayabilme heves ve merakı.
Her şeyi bununla bağlantılandırmaya kadar gitti.
Tıpkı hani trandasoru. Stresocukluğunun travmayla
olduğunu birebir görünce hepsinin travmayla ilişkisinin
olduğunu araştırmaya çalışmamıza benziyor aslında.
Öğrenci çiftçi hani başka bir yerden analoji kurarsak onu
söyleyebiliriz ama sonra yani elinde çekiç olan arşiv çivi
olarak görür misali yapılan iş buydu sanki.
Ama bir şey oldu ya da bir şeyler oldu ki diyorum.
Tabii fonların kesilmesi bu insanların yaşlığını bir daha.
Ne denir? Sağduyulu bir konuma gelmiş
olmaları yaşanmalarının yarattığı bilgelik şu, bu filan
da. Bir faktördür, ama başka bir şey
daha mı var acaba diye soruyorum ben daha çok yani ne oldu da sen
de ben de böyle bakıyoruz ama biz hani.
Bana sorarsan ilk aklıma geleni söyleyeyim mi?
Bölüyorum. Lütfen gör zaten.
Alan bana göre yaşandı. Evet tabii.
Yani tiyatro yaşlandı demek çok zor çünkü çok genç ama çok genç
psikiyatri yaş aldı. Bana sorarsan olgunlaşma
olgunlaştığı dışarıdan bakabilen.
Bilimci diyelim ya da öğretmen ya da klinikçi hepsi birden.
Sayısı daha fazla gibi sanki? Çünkü o hevesin.
Ne kadar? Iıı bir taraftan insanın gözünü
kör edebileceğini kör etmek olumsuz anlamda değil, tutkuya
tutkuyla insanı esir alabileceğini biliyorum.
Yani aslında artık utanmadan söyleyebilirim.
Yani 40 yaşlara doğru benim. Şaka yolu söylediğim şey
şizofreninin sebebini bulacağım. Yani şimdi ancak güleriz.
Buna gülebildiğim için zaten söylüyorum da yani.
Yani yaş almakla çok ilgisi var. Alanda da artık bunu söyleyen
kimse kalmadı ki aklı başında. Ama işte hani bulamayacağım için
sonuçta böyle bir yere yöneldim demiyorsun.
Yani böyle bir hedefimiz yani bulacağım diye yola.
Değil belki ama hani bunu bir hedef olarak önüne koyman böyle
bir ideal. Aslında seni sen yapan ve o
alana götüren şey aynı zamanda buraya göre tabi.
Evet. Alanı da diyorum ben yani.
Bu tabi şey de. Buyurun capiye özür dilerim,
ibrahim konuştuk kaspi. Şeyde sanıyorum avşa'nun kaspi
king kings collecte olabilir yani londra'da sanıyorum.
O bildiğim kadarıyla hala mesela genetik çalışıyor ve genetik
çalışmaya devam ediyor. Longe üstünden genetik
çalışmaları sürdürüyor. Mesela o da acaba bir gün.
Yeter artık deyip yahut yeter artık demeden.
Böyle bakacak mı, kısmını bilmiyoruz.
Niye? Bende yani şimdi böyle
söyleyince hani mutlaka dışarıdan bakıp bir öz eleştiri
yapmak da. Şartmış gibi filan oldu.
Bazıları değil tabi yani bazıları da.
Kendi alanında çok kıymetli katkılar yapmaya devam
edecekler. Gaspi genetik için yaptığı
çalışmalarla yetinip emekli olsa da çok kıymetli olmayacak mı?
Yaptığı çok kıymetli olmayacak. Bu yaştan ben kestim seni sen.
Bu yaştan sonra deyince ne demek istediğini açık var.
Yani bu bu yaş yani bu bu aşamadan sonra alın.
Bu konuştuklarımızın doksanların başındaki atılımla da biraz
ilişkisi olabilir. Yani böyle beynin 10 yılı gibi
ilan edilen ya da beyin de katı değil mi?
Orada çok hevesli bir şekilde. Artık her şey çözülecek.
Söylemleri vardı ama daha önce de konuşmuştuk.
Hani nense andrealsan bir makalesinde bu tarz nöro
biyolojik saptamalar arttıkça paradoksal biçimde.
Iıı felsefenin büyük soruları daha fazla konuşuldu, daha fazla
eleştirel bir ııı ton almaya başladık.
Psikiyatri de hakikaten baktığımızda özellikle 2.000,
ondan sonra psikiyatri de eleştirel psikiyatri, eleştirel
nöropsik. Işte.
Felsefi, psikiyatri gibi şeyler böyle her yerde yayılmaya
başladı. Bunu acaba şu döneme de
benzetebilir miyiz diye düşünmüyor değilim.
Yani cem hoca'nın az önce söylediği hakikaten 19.
Yüzyılın sonundaki o iyimser hava sonunda psikiyatrinin
kendisini eleştirel bakan psikanaliz gibi varoluşçu,
psikoterapi, varoluş, psikoloji, psikiyatri gibi akımların
doğmasına da yol açtı aynı zamanda.
Iıı bunlar. Felsefe ile çok iç içe eee
akımlardı. Baktığımızda onlar da ana akım
psikiyatriye karşı duruşlardı. Yani o dönemin bir tekrarı gibi
de olabilir mi acaba? Ki jenner, saykopatoloji gibi
nispeten eleştirel bir Metin. 1.910 birde mi ilki yayınlandı
ben? Hatta olmasın o yirmiler mi?
Onlar ama hocam 11 falan galiba 10. 14 ya da 13 olabilir belki?
Bu şeyin hocam sizin de çok sevdiğiniz bir sayı var ya
hocam. L.
OLF. Lilerle ilgili evet.
Amerika yani 2.010 birde yayınlandı çünkü.
Üçüncü ya da. 1.910 birin. 100. Yıl hocam yine benzer dönemde
belki 10 dörttür'de işte van santriops, kar yaz pers,
sagyopatoloji tabii. O zaman.
Yani. O zamanki atmosferle şimdiki
atmosferi benzetiyorlar birbirlerine mesela.
Onu tam anlayamadım ya? O zamanki atmosferde de şimdi ne
var orada beraber. Yine eleştiri ana akım yani
açıklamaden anlamaya gidiş evet evet yani biz anladım tamam
beyinden psikiyatri rahatsızlıkları anlayacağız.
Kısmından 100 yıl önce bloelara ve yaz perse geçildi.
Ya da bunlar seslerini yükselttiler.
Iıı şimdi de belki doksanındaki iyimser havadan sonra beyinden
psikiyatriye rahatsızlıkları açıklamadan yok, bu iş
olmayacak. Dolayısıyla eleştirel çalışmalar
ve makaleler yayınlanıyor belki de.
Bir de aklıma ne geliyor biliyor musun?
Önemli bilimcileri ve işte kuramcıları.
Sadece kendi görüşlerini kendileri oluşturmuş veya
bulgularını sunmuş gibi düşünüyoruz ama reaksiyonel bir
tarafları olduğunu ve akılda kalan bakış açılarının diğer
bakış açılarına yönelik eleştirileri olduğunu da
unutmayalım. Mesela cresinger.
Böylelerin anlamaktan başlayan şizofreni anlatısına itiraz
ediyordu ama. Anlamanın hiç önemli olduğunu
düşünmediğinden veya psikopatolojiyle hiç
ilgilenmediğinden değil. B llere bir reaksiyon olarak
öğrencisine bir reaksiyon olarak bu kadarı fazla demek
niyetindeydi ama broylerden önce kendisi de psikopatolojiyle
ilgilenmişti. Nitekim tahsisini
hatırlayacaktır. Burgsi'nin hemen önündeki
caddenin adı bile hem prising krizin ger caddesi.
Hocam hatta bu okuduğum kitapta geçiyor.
Greenger, kendi dönemindeki psikiyatristlere göre daha
psikososyal bakan birisi. Yani.
Reaksiyonel olanı unutmayalım yani?
Burada da dultain bir bir lafı var hocam bununla ilgili böyle.
Her radikal karşı çıkış içinde bir miktar abartı barındırır
diye. Bu bu aslında böyle bir şey.
Hani daha biz o abartıyı olduğu gibi alıp hani böyle bir şey
nasıl demiş diyoruz ama aslında buradaki karşı çıkış vecesini
kaçırmamak lazım. Yani hani bir reaksiyonlar
yönünü kaçırmamak lazım belki de.
Onun ölçüsünü iyi tutturanlar var.
Bir de tutturmayıp çok aşırısı olanlar var.
Mesela freud'un ayrılıkları freud'den ayrılanların.
Çoğu dağ tutkulu biçimde 10'a çıkart bağlanıp ayrılanlar ne
bileyim, serençi veya diğer pek çok kişi.
Yong. Bloglerin ayrılışı ise şimdi
gene bloler övgüsüne başlayacak gibi oldu.
Dinleyiciler freewx ve blogları bayağı.
Çok anlatıyor gibi oluyor da böyleler çok uzun süre
psikanaliz okuduktan ve okuttuktan sonra freud'la
ilişkisi çok medeni bir şekilde azaltarak kesiyor.
Yavaş yavaş. Kesiyor yani.
O yüzden de analiz camiasını da adı hiç geçmiyor hiç.
Geçmiyor, halbuki çok kıymetli mi?
Biz kapatolojik. Hocası yani bu.
Bu da önemli bir şeymiş adam şimdi fark ettim.
Niye geçmiyor hakikaten? Işte azaltarak kesmiş ya
azaltarak düşün. Düşmanlar ve dostlar mı var
hocam? Evet.
Franzen. Reaksiyon yaratmamış.
Yazık adler de öyle ki ortadan kaybolmuştur ya değil mi?
Özellikle konuşulmuyor. O niye öyle?
Ben onun açıklamasını yapamam. Valla ben de bilmiyorum, onu bir
bir konuk davet ettiğimizde varsa adlarla ilgili çalışan
10'a çıkart soralım isterim. Hakikaten bu adler'e ne olmuş
diye? Çünkü.
Hani her şeyin başında sanki freud dün adlı vardı, ileri
başlardı hikaye. Bize 33 Hakan atan'a sorsaydık
belki. Sorsaydık evet neyse başka bir
analist davetiyirdin. Çoğunun soruyoruz.
Ne olmuş adler'e diye yani ne olduğunu tarihte söyler.
CPT de söyler de ben analistlerin yorumlarını merak
ediyorum. Ha bu arada çok özür dilerek bir
şey söyleyeceğim. Tamam, hiç konumuzla alakasız
ama. Sık sık şey diyoruz ya, işte
freud'un bir lafı var filan gibi şeyler söylüyoruz.
Yeni nesil şimdilerde bunu çok kullanıyor.
Herkes kullanıyor ama yeni nesil derken sadece gençler değil,
gençler, yaşlılar. Günümüzde mi diyorsun herkes?
Televizyondaki insanlar. Evet, herkes yani spikerler
şunlar mı? Herkes bu laf tırnak içinde
sözünü kullanıyor. Halbuki laf kötü bir şey.
Yani biz öyle yetiştik. Hani freud'un bir sözü var.
Derdik eskiden. Hatta lafın sanıyorum üçe
batarsak sözlüye bakarsak kurumu sözlüğüne kötü söz.
Diye geçer lafın karşılığı ama herkes laf diye kullanıyor.
Benim de çok dikkatimi çekiyor. Dayanamayıp buraya girmek
istedim bunu madem sohbet ediyoruz.
Ne yazıyor? Tahsin hemen çıkar senden.
Atatürkün bir lafı var diyor. Mesela tütün lafı yok.
Atatürkün sözü var denilir. Yani lafı da olmuştur.
Belki de tarihe geçmiş bir lafı olduğunu sanmıyorum sözleri var.
Tarihe geçmiş. Freud'un da lafları da vardır
kuşkusuz ama asıl sözleri var gibi böyle.
Ne yazıyor tam olarak? Laf karşılığında ne?
Diyor, anlamsız boş söz. Işte.
Evet laf 10'a çıkart veri gene. Yani Lakers gibi.
Mesela lafa beri. Gibi.
Neyse, bu da tabi yaşlandığımızı.
Geçen gün bakın size şeyi göstereyim, bu arada Kazım.
Yazıcı şeyi oldu biraz. Hocam Kazım yazılım vericimli
Kazım yazıcının kulakları çınlasın, onun dil konusunda
hassasiyeti bence kıymetlidir. Bende ondan çok cerendim.
Şu bizim otizm ve nöro girişim araştırmanın, derneğimizin yeni.
Şu an görüyorsunuz değil mi? Bardağımızı otizm okulu orada.
Öğrenciler dediler ki buradaki podcastteki dil lisan
konusundaki hassasiyetten çok şey öğreniyoruz.
Ne güzel onun için şimdi timuçin araya gelip lafla sözün ayrımını
söyleyince. Tabi.
Bunu hatırlatayım ve bu bunu da size bildireyim istedim.
Ben de o isabetle Kazım hoca gibi büyük bir referansı örnek
verdim hocam bile yani evet ben. De radyocu yanımla dayanmayıp.
Böyle yaptım, yapa geliyorum. Yapa geliyorum da güzeldir, onu
da çok severim. KASIM bu arada burada sözü geçen
makaleler. Zannediyorum açık erişimdedir.
Yani kendilerini insanın makalesini ben yollarım kastım
şuraya koymak. Hiç kötü bir şey olmaz bence
diyeyim. Hırslanın canım.
Bu arada az önce Tahsin fark ettiyseniz bana bu Yunan adamın
ismini telaffuz ettirdi. Kendisi zamanında telaffuz
yüzünden bir zorbalandı. Ya birileri tarafında.
Belli. Hayır.
Adam adamdan sürekli üçüncü teke şansı olarak bahsettin ya aydın.
Şey Almanca Almanca telaffuzu yüzünden tahsine laf edilmişti.
Ya eksisi kan verildi yunanca sınıf timuçin e sorun nasıl?
Dedi işte bana telaffuz ettirdi ki hocam beni de işte ibrahim
bey yunanca telaffuzunuz berbatmış, kulağa bitirdim,
alıyor falan gibi. Hocam nasıl telaffuz edeceğiz?
Ya kontrol söylediinos funtulakiz ama kısaca o kostas
diye tanıştırıyor kendisini. Dolayısıyla bizden hep kostas
derdik ama seslenirken hani Nikos diye kısaltılsa da.
Nico denir burada da kostas diye kısaltılsa da konstantinos kosta
deniyor. Aslında 4 farklı şekilde çift.
Ekostna seslenirken kosta diyeceğiz.
Bahsederken kostasın bu makalesi diyebiliriz.
Biz sakıncası yok ya da bu kitabı diyebiliriz.
Böyle kendisini bu kadar andığımızı duysa bilse çok
sevinirim de belki podcast'te şey yapmak linkini 10'a çıkart
göndermek iyi fikir. Olur, yükler çevirttirir belki.
Eee sevdiğimizdir, arkadaşımızdır.
Iyi bir insandır. Hocam bu arada şeyi biliyor
musunuz? Kısa bile iyi e söyleyeyim,
araya gireyim bu. Böylelerle birds vanger'in
mektuplaşmalarını 20 30 yıl süren. 20 30 yıl mı sürmüş?
Evet, evet, bu hangi biz vangar baba olan?
Değildir, asıl mı insani? Biraz daha anlat.
Ben de yeni okumaya başladım mı? Hocam bunu bunu bir.
Kitap anne mi getirdiler? Tahsin ne oldu?
Bu kitap değil hocam herhalde şey ben bir sanırım bir dakika.
Yazarın adını söyleyeyim. Hemen bakıcam bir dakika.
Bu birinin doktora teze. He.
Suzan ne apple three diye bir kadının sanırım doktora tezi
tübünyan Üniversitesi etik bölümünde yapılmış bir doktora.
Blayelerle biz falan geri arasındaki mektuplaşmaları
anlatıyor. 1.900 yediden 1.930 dokuza kadar süren bir şeyden
bahsediyor, ilişkiden bahsediyor.
Daha doğrusu işte bu sonrasıyla beraber hani mektuplardan sonra
da devam eden şeylerle beraber burada şey falan genel o
özetliyor işte önce tezin bir kısmında işte blueların hayatını
anlatıyor. Daha sonra insan gelin hayatını
anlatıyor. Daha sonra aralarında 2
mektuplaşmalardan bahsediyor. Belki bir bölümde şey yaparım,
anlatırım, daha detaylı şekilde bir şey yaptıktan sonra detaylı
okuduktan sonra benim dikkatimi çeken şey oldu hocam hani
sürekli olarak. Insanger hani nasıl desem
saygıdeğer profesörü diye şey yapıyor, mektup gönderiyor.
Şeyde. Böylelere.
Böylelere böylelerde hani saygı den bir meslektaşım diye hep
cevap veriyor. Böyle aralarında çok saygılı bir
ilişki var. Bu arada büyük ihtimalle şey de
ailece de görüşen bir şeyleri var.
Eee işte eşinin selamlarına filan iletiyor.
Öyle eee şeyler var. Mektuplarda detaylar var.
Eee birkaç tane de böyle şey vakasını göndermiş sanırım bina
vanger, daha doğrusu vakaların yorumu gibi şeyler göndermiş
kendi şeylerini. Hatta şeyde blayilerde böyle şey
övgüyle bahsediyor diyor ki işte bu vakayı sizden iyi tartışan
birinin olabileceğini düşünmüyorum gibi şeylerden
bahsediyor. Böyle işte hep aklıma şu
geliyor, hangi böller o çok önemli ya?
Yani 1.900 sekizde heyecanla işte şizofreni de şizofreni
diyelim. Doğru değil.
DM by'ler mi? 10 birde bunu kitaplaştıran.
Yoksa 30 dokuza doğru bunları yazmakta olan 1.900 yirmide
bilim dünyasının otizmi diye bir şey eser ortaya çıkaran broler
mi? Hepsi farklı tıpkı şey gibi.
Yani 1.900 doksandaki timuçin oralma 2.020 beşteki oral mı
gibi bir vangel böylelerin çok benzeşen tarafları da var.
Şu anda ayrıntısına. Girmeyelim.
Ayrı bulabileceğin tarafları da var ama dönemlerine göre de çok
değişiyor tabii. Vaka mı konuşmuşlar tarz?
Aralarında vaka konuşmaları doluyor.
Şey falan davetleri de var. Bu arada psiko psikanalistler
neyin işte toplantılarını davet etmiş filan.
Hani öyle şeyler de var, yazışmalarda var onun dışında
ama günlük hayatla ilgili falan şeyleri de var.
Sohbetleri filan da var böyle. Doğru hatırlıyorum değil mi?
Benzvanger yana da. Lonner loylar isviçre'de.
Evet, evet, aralarında ölümü mektupları geldi.
Bu timuçin hoca şey demişti ya bu tarz işte tarihe vesaire ilgi
meselesi ni sormuştunuz. Sorunun bir yerinde benim en
azından böyle size göre nispeten kısa psikiyatri pratiğimde 2 şey
benim için belirleyici oldu. Hocam bu konuda kişisel deneyim
belki söylesem iyi olur. Birincisi daha böyle
asistanlığımın başları sayılır. Cam hoca'nın eğitiminde daha
şimdi tabii artık cem hoca'da çok konuşunca bizim için zaten
böyle mertebesine dönüştü. Ama orada hangi şizofrenden
bahsediyoruz? Yani krepelin şizofrenisiyle
bizim şizofreni bizim şu an şizofren dediğimiz durum
arasındaki benzerlikler farklılıkları şey yapmıştı.
Bir de beruyosun ya makalesini okudum ya kitabında psikiyatrist
psikiyatri tarihini bil. Gibi bir şeyi var.
Çünkü bu öyle entelektüel bir uğraş değil bu.
Çalışmalarda. Da kullanılabilir yöntem bilimin
gereği yani aynı şizofreniden söz ediyoruz.
Tanımlarda her şey tanımla başlamalı ya.
Aynen öyle, yani araştırma nesnesinin tespiti için sağlam
bir şekilde psikiyatri, belki diğer tıp branşlarından farklı
olarak tarihini bilmekle psikiyatrist ya da bilmekle
yükümlüdür gibi bir durum. Aynı zamanda tabi o.
Evrimini bildiği olmak, bir düşünce akışını bir yöntemi yani
yöntem bilim açısından hakikaten çok önemli.
Bugüne. Katkısını anlayabilmenin
yollarından bir tanesi de bu. Yani ben o yüzden işte vaktiyle
girdiğim sınavlarda da doçentik sınavlarından mutlaka.
Psikiyatri tarihi inan bir soruyu sordum, şeyi anlamak için
sordum. Hani psikiyatri tarihi
ezberlemek bilmek falan gibi bir şey değil.
Sadece onun. Oradaki yerini ve bugüne olan
katkısını nasıl yorumlayıp değerlendirdiğinin, kişinin
görmek ve anlamak için mesela tarakseyin çalışmasını sorarken,
şizofreni de. Bunun ne anlama geldiğini ve
bunu bugünkü aklımızla bilgimizle yorumladığımızda
nasıl yorumladığımız kolay bileceğimizi sormak aslında o
yöntemi eleştiriyi o günkü bakışıyla.
Yapan kişinin bunu ne kadar doğru yaptığını mı, bugün ne
kadar tuhaf kaldığını, ne kadar anladığını bilmek aslında.
Buna ne kadar hakim olduğunu da çalıştığı bilim dalını ne kadar
hakim olduğunu da gösteren bir şey yoksa diğer jüriye verir
bana ya bunu da mı bilsin mi? Artık filan dediğinde ya onu
bilmiyorum derse terak seni nedir?
Diye sorduğumda bilmiyorum derse ben oturup tarak senin ne
olduğunu ve o çalışmayı anlatırım sana.
Ama sen bana bunun ne anlama geldiğini ve yöntem benim
açısından ne demek olduğunu anlatacaksın.
Işte ama tarak seni anlatırım demen lazım ki onu dedim.
Zaten tam onu götürdüm. Anlatabilirim?
Hocalarımız şöyle sorardı ama değil mi?
Tarak seni biliyor musun? Bilmiyor olmak da kusur
olabilirdi. Tabi aktif o.
Benim ama söylerken soruyu söylediğim şey şuydu, ben sen
bunu biliyor musun ve hiç duydun mu?
Cevap, hayırsa. Tamam, ben zaten bunu bilip
bilmediğini önemsemiyorum. Hani duyduysam ne olduğunu
söyle. Hepimiz duyalım ve sonra sana
asıl soruyu soracağım. Eğer duymadıysam ben söyleyeyim
sana ne olduğunu. Ama sen şimdi bana bunu ne
anlama geldiğini yine sen söyle. Güzel kitaplar açık sınav.
Gibi yani tam olarak o değilse de.
Yani ne anlama geldiğini anlamak.
Yöntem sorusu soruyorsun işte çok iyi.
Değil, evet, evet. Yani hani psikiyatri tarihini
bilmek gerekir. Sözü ibrahim'in biraz benim
böyle anladığım bir şey. Öyle tam böyle.
Hani medunna'nın böylelerin kim olduğunu bilmek değil de onun
bakış açısında düşünce biçimini anlamak ve bugünün bakışıyla onu
eleştirebilmek. Ya da onu anlamaya çalışmak?
Belki. Yoksa fon yürek de çok doğru bir
şey yapmıştı. Aslında spiroketleri ateşle
öldürebileceğini fark ettiğin sıtmayı bulaştırmakla ama tabi
korkunç bir şey. Öte yandan bakarsanız.
Biraz fikir tarihi gibi bir şey yani aslında.
Neye o zaman ne deniyor ve belki o fikirle nasıl muamele
ediliyordu? Yani çalışmalar bakımından ııı
yani. Yani aslında yapılan yanlış bile
olsa o tarihte. Yapmaya çalıştığı şey ve yapma
biçimi yöntem olarak doğru. Bağlamıştı gayet doğru.
Evet yani şey gibi lootomi de sonuç olarak bir facia cinayet
işkence neyse ama sonuç olarak varmaya çalıştıkları yer doğru.
Sadece yol yanlış öyle değil. Lobiteminin yaptığını klzopinle
biz kimyasal yolla yapınca doğru bir şey yapmış olduk.
Ama geriye dönüşsüz bir şey yapıyor olmak çok büyük bir
hataydı ve etik ihlal de aslında.
Ya anlayabilmek için onun orada ne yapıldığını bilmemiz ve niye
yapmaya çalıştıklarının da anlamamız gerekiyor.
Mavi hipoglisemi ile yapılanın EKT ile yapılması belki bir
yerdir. Gibi, evet.
Ya bugün başka yöntemlerle yapılmaya çalışılmasıydı.
O yüzden de yani bütün bu bilim insanlarının ya da bilimle çok
haşır neşir olmuş ve. Daha da.
Teknik anlamda ilişkilenmiş insanların bir adım geriye
çekilip şimdi ne yapıyoruza bakıyor olmaları çok kıymetli
oluyor. O yüzden hani kos'a belki çok
şey bir örnek değil yani o uğraştığı alan zaten buna benzer
alanlarda ama ne bilim işte candırdığını yaptığına vay
canına diyoruz. Yarın bir dün kaspide ki kaspi
aşağı yukarı benle yaşıttır. 10 sene sıfır belçiyle derse ki ya
evet bunlar var da başka ne var? Onu söyleyeceklerini duymak çok
enteresan olabilir. Aaa aslında bak hakkını
yemeyelim şimdi ondan söz etmemek olmaz cılman nasılsın?
Bir örnektir. Ben mesela evet yani.
Cimvanoz şimdi. Hep gen çevre etkileşimi
çalışırken herkes onu gen çalışıyor diye biliyor.
Sadece gen çalışmıyor tabi ki. Ayrıca şizofreni olan eleştirel
bakışı benim tam olarak kendi kafamdakiyle çok uygun.
Yani çok uyumlu ııı ama zamanındaki hevesiyle şimdi
yaptığını kıyaslayınca o da bir adım.
Bir geriye doğru gidip bakanlardan diyebiliriz.
Çünkü yaşantıyla ilişkisi ve şimdi yapmaya çalıştığı şey.
Böyle bir yaratıcılığı eee. Pekiştirmeye yönelik bir takım
aktivitelerde bulunması veya hasta sağlıklı ayrımının çok
keskin olmadığı görüşü zaten açıkta oradan yola çıkarak bir
takım sosyal etkinliklerde bulunmayı kendini verebilecek
durumda olması filan. Kıymetli bana sorarsanız.
Evet, doğru. Ve çok eleştiri.
Aldı o bakışıyla ve böyle yapmaya çalıştığı için daha
radikal bakan radikal. Bilimsel demek hoş olmayacak
ama. Mutlak mutlak bilim bakış artı.
Değil. Bu haftaki sohbetimizin sonuna
geldik. Sohbetin sonuna gelince ben yine
bir hesap veresim hakkında bahsetmek istiyorum.
Bugünkü ressam olarak Henry adman croston bahsedeceğim.
Resim olarak da perice santammar kilisesi'nin çan kulesi isimli
eserinden bahsedeceğim. Kısaca hera adman krros'tan
bahsedeyim, kendisi de doğayı da fransa'da doğuyor.
Gençlik yıllarına lild'de geçiriyor.
Güzel sanatlar okuluna gidiyor. En başta real ismin etkisiyle
resimler yapsa da daha sonrasında clodmeyle
karşılaşıyor ve izlenimciliğe merak duymaya başlıyor.
Eee onun belki de yani sanat dünyasına ya da sanat hayatını
değiştiren en önemli şey palsin yakla beraber çalışması oluyor.
Daha sonrasında paulin yakla beraber çalıştıktan sonraki
paulsin ya daha önceki bölümlerden birinde
kullanmıştık. Hatırlarsanız nokta şeklinde
boyalarla resim yapmaya başlıyor ve bu resimde o eserlerden biri.
Bu eseri ilginç kılan benim için şeylerden biri bu eser
türkiye'de o açıdan ilginç. Bulduğum eserlerden biri kendisi
ya da bu resmin kendisine izmir'de, urla'da arka sanat
galerisinde gidip görebilirsiniz ve o sanat galerisine herkese
tavsiye ederim. Çok geniş bir şeyi var.
Resim koleksiyonum var ve çok güzel eserler var.
Eee o açıdan öneririm diye söyleyebilirim.
Bu haftalık bizden bu kadar haftaya tekrar görüşmek ya da 2
hafta sonra tekrar görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean