Yurtdışında Psikiyatrist Olarak Çalışmak: Almanya
Bu bölümde Almanya'da psikiyatrist olarak çalışmanın ayrıntılarını konuğumuz Dr. Ömer Faruk Öztürk ile beraber konuştuk.
Herkesi merhaba diken şu bir bahçesi vaat etmiyoruz. Podcastinin yeni bölümünden sesleniyoruz. Ben doktor tasin rolas bu potkes bölümünde benimle beraber profesör doktor timuçin ural ve doktor ibrahim aylak var. Konuk olarak da doktor Ömer Faruk Öztürk, bizle beraber cem hoca işleri sebebiyle bu bölüme katılamıyor. Bu bölümde aslında almanya'da psikiyatrist olarak çalışmak nasıl bir şey hakkında konuşalım dedik. Ben de almanya'da çalışıyorum ama ben ııı burada eee ev sahibi olarak ııı benim yerime bir misafir konusunda daha iyi olur diye düşünerek ömer'e davet ettim.
Sağa sola da kırmadı. Bizi kabul etti geldi. Eee ben ömer'den bahsedeyim. Kısaca bizim ömer'le tanışıklığımız şöyle oluyor, önce ondan bahsediyim. Ben asistandımın sonlarına doğru. Max planck enstitüsünün. Nasıl desem klinik ve araştırma programı vardı. Birlikte yürütülen 10'a çıkart başvurmak istemiştim. Ömer orada çalışıyordu. Ben de ömer'e nasıl bir yer olduğunu sormak için şey yapmıştım. Sormuştum konuşmuştum. Kendisiyle yaklaşıp bir yarım saat 45 dakika kadar sonrasında almanya'ya taşındım, başka bir yerde iş buldum, başka bir yerde çalışmaya başladım.
Sonra podcasti çekmeye başladık. Podcastten sonra ömer bana mesaj attı. Dedi ki, ben sizin podcasti dinliyorum. Hani hem de size yakınım dedi. 100 yüze de tanışalım filan dedi. Bu şekilde tanışmış olduk ve 100 yüze de görüşmüş olduk. Ben kendisinin cv'sinden de bahsedeyim. 2.010 yılında inönü fakültesinden mezun olmuş ömer, daha sonrasında 14 yıl kadar herhalde zorunlu hizmet ve devlet hizmeti. Eee yapmış 2.014 yılında ııı. Eee, sanırım bu nörasmus denilen bir tane program var ııı. Yani Fransa, Almanya ve diğer ülkelerin de ortak olduğu bir neuroscience programı master programı.
10'a çıkart dahil olmuş ömer ve 2.014 ile 15 yılları arasında bir yıl kadar şeritede, sonra 2.015 ile 2.016 yılları arasında da bordo üniversitesi'nde fransa'da master programını tamamlamış ve bitirdikten sonra da yanlış görmüyorsam.
Eee şeye başlıyor, max planck'taki işine başlıyor. Max plank'ta eee çalışmaya başlıyor. Orada hem klinik araştırmalara katılıyor hem de onun dışında bir yandan asistanlarını yapmaya başlıyor.
Ömer yakın zamanda hem doktor unvanı aldı. Almanya'da o farklı hani onu da belki programın içinde söyleyebiliriz. Doktor unvanı almak için ekstradan bir doktora tezi yazmanız gerekiyor. Hem de onun dışında yakın zamanda yaklaşık 14 ay kadar önce de 4 ya da 5 ay kadar önce de uzman oldu. Psikiyatri uzmanı aynı zamanda şu anda.
Hepnne'da hash sene eyaletine bağlı bir şehir olan hep naim'de fitos klinikte oberatse olarak çalışıyor. Yani türkçeye çevirsek de sinyal fizyişin gibi bir şey oluyor. Yani konstant doktor gibi bir şey oluyor aslında. Çeviri olmadı ama. Olduğu kadar aslında artık diyelim beni Türkçe, ingilizce, Almanca birbirine artık karıştığı için. Böyle ömerin CVC bu şekilde hoş geldin. Ömer tekrar senin kendi kariyerinle ilgili söylemek istediğim benim atladığım bir şey var mı? Ben bir şey daha söyleyeyim. Ömer'i pub nette ararsanız birçok güzel makalesini bulabilirsiniz.
Hani ilgilenenlere söyleyeyim, kendisi max plankta ve lodi maksimil yanında çalışırken. Kusurlarisin ekibindeydi. Hani şizofreni çalışanlar bilirler. Büyük ihtimalle eee ve hani makine öğrenmesiyle ilgili eee güzel çalışmaları ve makaleleri var bakabilirsiniz diye de önereyim. Sözü ömer'e vereyim. Ömer hoş geldin tekrardan. Hoş bulduk dersin, teşekkür ederim. Unutuğun ya da söylemediğin bir şey var. Bir de bizim kardeşlerimiz birbirine tanıyorlar. Kardeşlerimiz üzerinden de. Işte benim abim almanya'da ben almanya'ya gidiyorum, gitmek istiyorum.
Zamanımda da bir şey olmuştu. Böyle de bir bağlantı olmuştu. 2 ka ikimizin de kardeşi aynen üniversitede aynı bölümde. Okurken öyle bir tanıştık doldu. Evet, evet, ben oynadım. Yani kariyerle ilgili zaten her şey detaylı olarak söyledin. Teşekkürler. Almanya'da psikiyatrist olarak çalışmakla ilgili sormak istediğiniz sorulara cevap vermek. Isterim benim tam işte oradan başlayalım ömer gerçekten. Tebrikler bey emek harcamışsın. Umarım hak ettiğini almışsın ama daha fazlasını da layık olduğun anlaşılıyor.
Anlatılanlardan ne diyorsun? Almanya'da psikiyatristi olmak konusunda oradan başlayalım. Almanya'da piyasası olmanın birçok tarafı var. Benim son zamanlarda çalıştığım ambulan spor klinikte de gördüğüm. Yani geçen hafta da. Tema olan dünyadaki mobilite göçmenlik meselesinden dolayı almanya'da psikiyatrist olarak çalışmak, yabancı ekimlerin çalışması çok büyük bir öneme sahip. Almanya'nın Türkiye, Almanya ilişkisinin geçmişinden dolayı da ayrıca öneme sahip. Türkçe bilen, türkiye'den gelen bir doktorun almanya'da psikiyatrist olarak çalışması çünkü ihtiyaç çok fazla.
Yani her gün sabah toplantılarında. Servise yatılı hasta olarak alınanlardan en az bir tanesi göçmen kökenli oluyor. Sadece türkçeden gelen değil, dünyanın her yerinden gelen ve farklı dilleri konuşan psikiyatristlerin almanya'da ya da dünyanın her yerinde çalışması. Arz talep meselesinden dolayı çok önemli. Ben ııı şey söyliyim ömer peki hani eee ben ya benim için en önemli olan şey. Hani bir doktorun göç sürecinde düşünmesi gereken ilk basamaklardan biri. Bence gittiği ülkenin sağlık sisteminin nasıl olduğuyla ilgili soru bence.
Eee Almanya eee hem özel sağlık sistemini hem de eee genel kamu sağlık sistemini kullanan bir eee ülke şöyle bir oran var, 10 kişiden dokuzu kamu sağlık sistemini kullanıyor ve 10 kişiden biri de özel sağlık sistemini kullanıyor. Ikisinin farkları bakımından aslında çok büyük farklar da yok. Şöyle yok, kamusal sistemine dahil olduğunuz zaman neredeyse bütün tedaviler bütün tanı metotları, yaşınızı uygun şekilde ve hastalığınıza uygun şekilde karşılanıyor aslında. Ama hani özel sağlık sigortası yaptırmanızın yaptırmak istiyorsanız, sağlık şirketlerinin genelde size ekstra sunduğu şey şef doktorla birebir görüşme ya da işte tek kişilik odada kalma gibi seçenekler oluyor.
Öyle bir farklılık oluyor. Ben hem doktor olarak hem hasta olarak her ikisini de tecrübe eden biri olarak. Saat yani kamu sağlık sisteminin oldukça rahat olduğunu, hasta için iyi olduğunu düşünüyorum. Açıkçası Türkiye ile kıyasladığım zaman sen ne düşünüyorsun onu merak ediyorum. Haklısın almanya'da zorunlu kamu sigortası zaten olmadan almanya'da yaşayamıyorsunuz. O temel bir şart. Özel sigortası olan kişiler de kamu hizmeti veren hastanelerde sağlık hizmeti alabiliyor. Söylediğim gibi sadece sigortalarının o bilançoların özelliklerine göre ekstra istekleri olabiliyor.
Aldıkları hizmetten. Ama tersin mümkün değil, yani zorunlu kamu sigortası olan bir kişinin gidip özel bir hastanede tedavi olması mümkün değil. Sadece özel hizmet veren bir özel klinikte tedavi olması mümkün değil. Öyle bir dezavantajı var. Yani kamu hizmeti herkese açıkken hem özel sigorta olanlara hem zorunlu sigortası olanlara ve dediğin gibi şartları da zaten orada ayrım olmuyor. Sadece pratikte bazen şey olabiliyor. Özel sigortası olan kişiler biraz daha odakinliğe göre kliniğin yöneticisi, bölüm başkanlarının özel sigorta ya da işte kamu sigortasına bakışına göre bazı bölüm başkanları mesela hiçbir.
Özel sigorta ayrımı yapmadan tüm tedavilerini sunuyor. Bazılarının bazı kamu hastanelerinde, üniversite hastanelerinde özel sigortalılar için servisleri var. Sadece işte Bölüm Başkanı tarafından yönetilen tedavilerin bölüm başkan tarafından yapıldı. Böyle bir fark var pratikti ama benim de özel sigortam yok işte kesintisiz olarak. 2.010 altıdan beri almanya'da yaşıyorum. Herhangi bir dezavantajı ne hissetmedim? Tanıtım almak istediğim zaman. Son zamanlarda ama hani bu senin bahsettiğin özel ııı servislerin sayısı da gittikçe artıyor gibi.
Çünkü ııı hastanelerin sağlık sigortalarının aldığı para ve pay miktarı büyük ihtimalle şeyle değişiyor. Hani özel servislerde biraz daha değişik oluyor o yüzden örneğin. Yeni hastanelerde yeni açılan hastanelerde özel ya da pirva çitasyon diyorlar. Hani onların açıp olmasına özen gösteriyorlar. E bizim hastanede yok. Örneğin eee bizim hastane hani eee Almanya genelinde büyük sayılabilecek büyük ölçekteki bir hastanelerden biriydi. Yeni bir bina yapılıyor. Yeni binanın en üst katına herhalde özel bir servisle açacaklar diye biliyorum.
Öyle bir şey var. Almanya'da yeni bir trend var, onu söyleyeceğim. Şimdi. Ben mi devam edeyim mi yoksa siz soru soracak mıydınız ibrahim? Ibrahim soracak kadar. Ben geçen programda da sormuştum. Bu arada Ömer Faruk diyebilirim herhalde sana neredesin? Tabii hani burada türkiye'de olunca ister istemez hani üniversiteden benim temas ettiklerim daha alt dönemlerde. Hani gelip şeyi sordukları oluyor. Yurt dışı Türkiye karşılaştırmasını sordukları oluyor. Bizim dinleyicilerimizden de hakikaten tıp öğrencileri ve psikiyatri asistanları çok.
Şöyle sorayım. Almanya'da değil de türkiye'de olsaydın hayatında ne değişirdi? Psikiyatri açısından diğer konular değil de yoksa politik ya da sosyal pek çok şey söyleyebilir. Ama ibrahim belki bu soruna geçen hafta sorduğunuz soruya biraz devam niteliğinde cevap vereyim. Aynı soruyu yine sordum, türkiye'de olsaydınız ne olur? Kariyeriniz sahibiyim ya da yani büyük ihtimalle. Psikiyatristlik yapan istanbul'da çok yakın fakülteden de dönem arkadaşım var. Onuna benzer ya da senin yaptığın gibi işte zorunlu hizmete gidip sonra yaşamak istediğim şeylere dönüp istanbul'da.
Orada yaşıyordum. Pratisyen için olarak kadar aile içme olarak çalıştığımda dönüp oralarda geçici bir süre belki. Özel hastanelerde çalışıp. Sonra da büyük ihtimalle bir muayenehane açıp orada psikiyatrist olarak çalışırdım gibi görünüyor. Benzer süreçlerden geçen benzer ilgilere olan arkadaşlarıma baktığım zaman ama benim özenimde şöyle bir şey var, ben yurt dışına psikiyatrist olarak çalışmak için gitmedim. Kızım yani zaten nöroseniz de başlayan bir. Bir süreçten bahsediyoruz. Onun biraz daha böyle.
Benim fakültede kendi hiç tuşa girmedim seni. Yani Türkiye Turan açısından mezun olup değil, hiç tuz sınavında oturmamış. Çok doktor yoktur. Büyük ihtimalle bir sefer de olsa dener isen hani işte bir gireyim bakayım bu sınav nasılmış falan benim kafam çok netti o zaman yani. Turşusu demeyeceğimi ve türkiye'de iç saat yapmayacağımla ilgili çok netti. Kafam bu paten bu arada yeni nesilde çok aslında. Iıı yani hani direkt birinci sınıfta hani ikinci sınıftan ben yurt dışında çalışacağım diyenler var.
Hakikaten yeni. Nesil tabi gelecek kadar yaşlandık mı bilmiyorum ama haklısın. Yani 3 ihtimalle şu anda tıp fakültesinde başlarken de zaten böyle bir gelecekle ilgili plan olan bir sürü genç arkadaş vardır. Ben de o zaman. 2 gün 3 ile 2.010 arası maddede okurken.
Ta ilk fizyoloji zamanından itibaren temel birimlerde çalışmak ve akademisyen olmakla ilgili. Planlarım vardı. 2.010 dörde kadar çıkamadı. Yurt dışına öyle söyleyeyim. Avrupa'da da birçok yüksek lisans formuna başvurdum aslında amacım kanada'ya gidip orada doktora yaptı. Sizin de bazı zamanlarda konusu geçti ve tartıştığımız konularla ilgileniyordum. O zaman George north of var kanalda. Yani nöro felsefeyle genel bilinçle ilgili çalışan onun peşinden kanada'ya gitmek istiyorum. Aslında o da dedi ki, yani burada doktora yapmak için görüştüm.
Ben fakülteyle sadece tıp fakültesi mezunu olmak maalesef yetmiyor. Sana demeli doktora programı verip pozisyonu verebilmek için ama avrupa'da bir yüksek lisans yaparsan senin için burada bir maaşlı bir doktora pozisyonu açmanız uygun olabilir diye. Ben yola çıktım aslında o yüzden. Psikiyatrist sonradan oldum öyle diyeyim. Kızıl. Sonradan da araştırmacı olmaktan vazgeçtim. O da zaman içerisinde değişti. Bu çerçeveden baktığımda türkiye'de büyük ihtimalle son 15 yıldaki gidişatı düşündüğüm zaman büyük ihtimalle ben de.
Istanbul'a döner, istanbul'da öz. Sektörde hizmet verirdim gibi düşün. Peki yani bu tamamen bambaşka bir şeyden bahsediyorsun ama sen bir araştırmacısın öyle başlamışsın ama burada yapacağın şey zorunlu olarak bir şey hasta bakan. Üstelikte sadece özel koşullarda hasta bakan bir hekim olma koşulu. Nasıl geliyor sana? Yani araştırma ve hasta bakımı 2 ayrı şey şimdi gerçi. Isınıyorum bir ayaktan tedavi polikliniğindesin ve oranın sorumlusu gibi çalışıyorsun. Değil mi? Dolayısıyla sanki 2 ayrı şey gibi de bir yandan araştırmacılık.
Yani kesinlikle türkiye'de araştırma yapmaya devam etmek, o zaman da zaten türkçeden çıkmak istememin sebebi o zaman. Lar neuroscience pratikte çok yaygın değildi. Çok güzel hocaların doktora programları vardı ankara'da. Onun dışında istanbul'da bir yüksek lisans programı vardı. Hatta 10'a çıkart ben başladım ama aile içinde. Yapar yeriz orası. Acaba. Orada da sinebil'in yüksek sansı vardı. Nerede, islam Üniversitesi. Istanbul üniversitesi'nin. Sağlık Bilimleri enstitüsüne bağlı. Filistin 10 atında profesör filiz onat'ın.
Hatta yönetiminde olduğu o zaman başladım ama aile hekimlerinde de çalıştığım için yüksek lisans derslerine falan gidemiyordum. Öyle arada kaldı ama timuçin hocamızın sorduğu gibi araştırmacı olmakla komisyon olmak arasında büyük fark var ama ben hem yüksek lisansını yaptığım zaman almanya'da ve fransa'da bordo'da sonra da pht'i mi yaptığım zaman araştırmanın da idealize ettiğim. Kadar. Hür olmadığını fark ettim ve? Yani bu süreçte işte farelerden laboratuvara, işte ücret kültüründen klinik araştırmalara kadar farklı tecrübelerim oldu ama hasta bakmayı da hasta tedavi etmeyi de özlediğime 23 defa fark ettim.
O yüzden şu anda. Çok tedavi kısmındayım ve eğitim kısmındayım. Asistan eğitim kısmındayım. Bir olmadığını derken kastettiğim başka bir şey daha var ama galiba değil mi? Sadece asistanı. Yani benim idealize ettiğim gibi işte gideceğiz. Neyin araştırması yapacağız ve psikiyatrik hastalıklara ya da işte nörolojik piyatı hastalıklara çok hızlı o bahsediyorsunuz ya işte sinanfeli'nin. 10 yılı işte benim daha böyle çok heyecanlı olduğum ayaklarımı yerden kesen işte belki de abartılı olarak okuduğum, fikreden baktığımda yayınları.
Içine girdiğim enstitülerde alanlarında sinebilim, alanlarında baya önde olan enstitülerdi. Hani orada bir şey gördüm. Hani benim idealize ettiğim? Tibi kliniğe ya da insana yakın değil. Araştırma. Yani maks blankta mesela olmayan nedir insana yakınlık açısından? Yani max planck ya da işte buttik maksimilen Üniversitesi yakın zamanda da geçen hafta tekrar gördüm. Almanya'nın en iyi tıp fakülteler arasında en dünyanın da sayılı sıralamasında olan bir yermiş ya da işte hep konuşulur işte herkes de onun üzerinden.
Reklam yapar işte kreperinin çalıştığı ya da yönettiği klinik ya da işte alzheimerın çalıştığı alzheimerın ilk işte patoloji örneklerinin falan müzede olan olduğu bir yer. Haddi tahsinin de. Yani yapılan çalışmaların insana değmesinin uzun süre almasından bahsediyor. Hani enstitülerin ya da yapılan araştırmaların kalitesinden ziyade? Benim kişisel olarak daha. Hızlı. Insana değmek insana yardım etmekle ilgili bir hassasiyetimin olduğunu fark ettim ve araştırmanın daha uzun vadeli. Yansımalarının olduğunu.
Hani olabilecek yansımalarını da siz bizden çok daha akademisiniz. Hani bir insanın ömrüne belki sığmayacak bir süreç olduğunu ve daha insana yakın olmanın bana daha hitap ettiğini düşünüyorsun? O yüzden aileyle çocuklar dolduktan sonra hem araştırma hem iyi bir knisyen olmak, hem iyi eş, anne baba olmak, bunların hepsi birlikte yürümeyeceği için tercih yapmak. Durumunda. Olur, ekin kliniisyenmiş ama zaten. Öyle anlaşılıyor. Şehir var mı? 42. Sen böldüm. O bu kararının bu kararında belki almanya'nın o yapısının da etkisi yok mu yani?
Hani benim en çok dikkatimi çeken şey hani ben 2 buçuk yıldır falan burada çalışıyorum. Hani klinikçiysem klinikçisin araştırmacıysan, araştırmacısın hani ııı çok katılar bu konuda gibi geliyor bana bazen ve hani o yani ben bir kere örneğin şeye yani şefimizde eş şeye sahip neredeyse oberarsınız da şey yapmıştım konuşmuştum. Hani ben araştırma yapmak istiyorum diye bana şey demişti ama siz demişti klinikte çalışıyorsunuz demişti bana annem orada. Bitmemiş şey olmuştum hani? Bozulmuştum baya ama hani haklı yani sonuç itibariyle kırıkta çalışıyorum.
Gerçekten hasta bakımıyla ilgileniyorum. Primer olarak bir de eee şeyi de söyleyeceğim. Ek olarak ömer hani sen de şeyi hissediyor musun? Bana bazen öyle geliyor da. Yani bazen bazı hastaneler ya da bazı araştırma endüstrileri o kadar çok araştırmaya fon ve bütçe ayırıyorlar ya da insan gücü ayırıyorlar ki bazen klinik ya da hasta bakımı sanki böyle hani. Aksesuar bir şeymiş gibi kalıyor. Hani ikinci planda hani gibi hissediyorum ben bazen sen ne düşünüyorsun 10'a çıkart sorayım sana. Haklısın yani almanya'da cips ticaretçi uzmanlık eğitiminin içeriğiyle konuşmak, içeriğiyle ilgili konuşma fırsatımız olursa bunu da vurgularız dediğin gibi yolaklar zaten.
Yoğun araştırma yapacak kişilerin gidişatları fakültedeyken zaten belli oluyor ve dediğin gibi hem hiyerarşik yapıdan hem Almanya demokrasik sisteminden dolayı. Yani bir şey var mesela bizde türkçesini çevirdiğimiz zaman mesela. Uzmanlık tezinizi yaparken sizin bir sorununuz oluyor. Yani bir danışmanınız oluyor ya da bir süpervizyonu yapan bir iş oluyor. Almanya'da onda bir terim var, terim, doktor fata yani doktora babası türkçeye çevirdiğimizde bununla çok geleneksel bir geçmişi var. Yani tıp fakültesinde öğrenci iken bir profesöre ulaşıp işte ben sizin yanınızda araştırma yapmak istiyorum deyip o doktor babanızla öğrenciyken bir ilişkiye başlayıp.
Eğer yolunda giderse bu doktor baba oğul ilişkisi ya da işte kız ilişkisi çok uzun bir süre. Destekleniyorsunuz ve o araştırma yollarına girip. Künisyen. Lik çok yapmadan da. Ya da az yaparak uzman olabiliyorsunuz. Psikiyatrist olabiliyorsunuz. Nörolog olabiliyorsunuz, cerrah olabiliyorsunuz ama odağınız daha çok işte fonlara almak, yayın yapmak ve. Araştırmalar için. Hasta. Record mekan hastaları çalışmalarınıza katmak yoğunluğu oluyor. Orada da gerçekten tahsinin de gözlemlediği gibi çok büyük bir şey var.
Standart problem var yani.
Psikiyatri uzmanının tanımı almanya'da. Psikiyatri ve psikoterapi için uzman doktoru olarak çevrildiğimizde geçiyor ama 10 tane psikiyatri ve psikoterapi uzman doktorunun. Aldıkları uzmanlık eğitimlerini yan yana koyduğunuzda kağıt üzerinde her şey standardize edilmiş olsa da pratikte çok farklı olabiliyor. Yani benle aynı üniversitenin aynı eğitiminden geçmiş. Bir arkadaşım hiç acil psikiyatri servisinde çalışmadan ben de aynı uzmanı alıp uzmanlığı alıp şu anda aynı çok böyle ünlü olan enstitülerin çok yüksek pozisyonlarında.
Çalışabiliyorlar ya da işte ben hiç bağımlılık servisinde çalışmadan. Bağımlılıkla ilgili yetkin bir psikiyatrist olabiliyorum. Kağıt üzerimde bunlar da bence şeyle ilgili tahsinin de de araştırma ve klinik hizmetin. Aynı çatı altında olmakla beraber. O çatının altında birbirinden çok ayrı. Gitmesiyle ilgili bunlar da. Geleceği baştan çiziliyor gibi neredeyse değil mi adeta? Peki sen yani psikiyatri eğitimlerini kıyaslarsan şimdi OO da tabii gündeme geldi, ister istemez Türkiye ile türkiye'deki ne kadar hakimsin bilmiyorum.
Ne diyorsun? Yani yakın arkadaşlarımdan bir şey yaptım, uzmanı olanlardan biliyorum. Farkları belki söyleyebilirim mesela. Almanya'da bir yıl nöroloji rotasyonu yapmak zorundasınız. Çocuk ergen psikiyatristi rotasyonu zorunlu değil türkiye'de benceğim kadarıyla zorunlu. Onun dışında. Psikoterapi yapmak zorundasınız. Kağıt üzerinde olsa bile bazen yani ambulans üzerinden poliklin üzerinden psikoterapi hastası görmek zorundasınız. Bir de 2.020 den sonra bu yönetmelik değişti. Tahsinler de biraz konuştuk.
Istenenler ya da içerik biraz daha zorlaştı. Mesela uzman psikiyatrist olabilmek için grup terapisi yapmış olmamız gerekiyor. 120 saat yani buna benzer. Farklı farklı kalenler var. Türkiye'deki uzmanlık karnesinin ya da aşağılık karnesinin içinde olmayan ama türkiye'de olan mesela düzenli rotasyonlar ya da tuz sisteminden ya da fransa'daki merkezi sisteminden dolayı bir kadro yok. Hani işte bir kadroya girip 4 yıl orada kalıp. Orada uzmanlığın uzmanlık eğitimi gereken her şey mümkün mertebe donanımlı bir hale gelip.
Çıkmayabiliyorsunuz ya da işte siz bakıyor. Köyden çok dem vuruyorsunuz işte bakırköy'e giren çıkan belirli servisleri geçmiştir işte belirli yerlerinden bir sürü belirli hocalarla çalışmış yani. Zaten. Öyle bir standart rozet. Almanya'da Tahsin de bunu çok iyi ef deneyim diyordur. Tıp eğitimi yani lisans öncesi tıp eğitimi çok standardı olmakla beraber ve çok kaliteli olmakla beraber uzman doktor olduktan sonra yani pratisyen olduktan sonra.
Siz iş gücü olarak sağlık hizmeti içerisinde iş gücü olarak görünüyorsunuz ve hani uzman adayı eğitim alan bir kişi olma özelliğini biraz geri planda kalıyor? Yani sağlık hizmetinin devam etmesini sürdüren. Işgücü oluyorsunuz, türkiye'de de öldü değil mi? Türkiye'dekinden biraz daha uzun şeyi be belli ediyorlar. Yani türkiye'de yine bir asistana ya da uzmanlık öğrencisine bir şey var. Yine hani böyle bir sevgi yani işte bir şey öğretelim. Hani bu çocuk bir şey öğrensem bu ileride uzman olacak falan.
Gibi bir şey görüntüyü kurtarıyorlar aslında türkiye'de de asistanları bir haydi ciddi bir iş gücü olarak kullanmıyorlar mı? Sadece skeci de değil bütün alanlarda. Tabi tabi karnesi de öyle yani. Yapmamız gereken terapiler asistanlıkta şey baya. Yüklü aslında ama türkiye'de kaç klinik bunları yerine getiriyor demi? Biliyor işte BDT den psikiyatri psikoterapiden teorik eğitimleri alacak işte ondan sonra. Zannedersem tam detayına şu an hatırlayamam ama işte terapistle beraber hasta izleyecek. Kendisi şu kadar sayıda süper vizyon olarak hasta takip edecek falan asistan karnelerimizde bunlar vardı işte.
Herhalde, türkiye'de 2 ya da 3 üniversite bunu akıyla ya uyguluyordur ya uygulayamıyordur bilmiyorum.
Belki bu işte önemli bir nokta, yani ben. Köprünün diğer tarafındayken çok idealize ettiğim Avrupa psikiyatrisi işte Almanya ya da Almanca konuşulan bölgenin psikiyatristiyle ilgili çok da önemli olduğunu düşünüyorum. Yani bunu uygulamanın çünkü. Benim 17 18 20 yaşlarda düşündüğüm bir idealize ettiğim şeyleri şu anda başka genç arkadaşlar da idealize ediyor olabilir. Bu benzerlikleri vurgulamak önemli. Yani işte o asistanlık karnesi burda da var. Benim şu anda önüme de açtım. Yani her şey aslında tabip odalarının.
Ve eyaletlere bağlı birkaç küçük farklılık olmakla beraber çok net bir şekilde ve çok katı bir şekilde. Belirlediği şeyler var. Hani standartlar? Var. Ama. Onun adını çizmek istiyorum. Yani o akademiyle ilgili de benzer bir hissim oluştuğunu 12 yılında hani o standardınıza edilen hani bilimin temel düşünme şekli, soru sorma şekli ya da araştırma yapma haliyle pratikteki hal ve işte bir ideal ilgi, bir psikiyatrist psikoterapist olmak için gerekli olanlarla süreç içerisinde. Işte uzman olan arkadaşlarım, eş kıdemliler öncekiler daha sonra gelenlere baktığım zaman hani bir homojenlik yok.
Hani her psikiyatrist. Aynı şeyleri yapmış ve aynı eğitimleri almış ya da aynı. Klinik becerilere sahip diyemem. Belki bunu türkiye'de de diyemeyiz. Belki ben ingiltere'de de diyemeyiz. Belki bunu amerika'da da diyemeyiz. Tabi. Ama önemli olduğunu düşünüyorum çünkü hem gelenler bu göçmenlik sürecinin içerisinde olanlar uyum sürecinin içerisinde olanlar hem de gelmek isteyenler bu gerçeği bildiklerinde biraz daha rahatlayabilirler yoksa? Hani sence bir ideal varmış da biz onun peşinde koşuyormuşuz da varamıyormuşuz gibi bir his olabilir.
O da yorar insanları yani. Doğru yani ya ya gözünde büyütecek. Ya da hayal kırıklığı yaşayacak ve bu böyle gidecek. Evet, aynen. Bir şey sorabilir miyim? Tahsin sana sen sormadan.
Orada iktisat yapmış olmakla iktisat yapmış olarak orada olmak arasında nasıl bir şey görüyorsun, fark ya da benzerlik. Yani şimdiden ekstra ihtisas yapıyorum. Şu an burada ben ya uzman oldum. Türkiye'de hacettepe'de bitirdim. Uzmanlığımı daha sonra buraya taşındığım. Taşındıktan sonra ııı işte denklikte filan derken en son ııı tablo odasına işte türkiye'den aldığım asistan karnesi eğitimleri falan hepsini sundum. Onlar bana dediler ki örneğin ömer'in o bahsettiği şey nöroloji eksik yapmışsın dediler.
O yüzden bir yıl nörolojide çalışmak zorundasın dediler bana. Şimdi hani o şeyimi bekliyorum, rotasyonumu bekliyorum. Onu yaptıktan sonra işte uzmanlık sınavı vesaire tekrar uzman olacağım burada. Anladım ama o şey basitçe denkliği almak benim sorduğum daha çok içerik. 10'a çıkart şey yapacağım, 10'a çıkart geleceğim ya beni dikkatimi çeken şu oluyor.
Ya ben ııı belki hacettepe'ye özgüdür. Bu hani hacettepe'de bizi zorla eğitiyorlardı. Gerçekten hani sürekli bir şey öğretiyorlardı ama burada bir şey öğrenmek istiyorsanız öğreniyorsunuz öyle bir fark var gerçekten. Insanlar size hani bir şey öğretmek zorunda değil burada ve hani siz öğrenmek zorundasınız. Burada bir şeyleri siz çünkü hani klinikte hastayla baş başa kalan sizsiniz. Sizin bir şeyler yapmanız gerekiyor ya da nöbette tek başınıza kalıyorsunuz. Tek başınıza kaldığınızda sizin klinik becerileriniz artık geçerli oluyor.
Başka hiçbir şey geçerli olmuyor. O yüzden hani sizin öğrenmeniz gerekiyor gibi bir durum oluyor açıkçası. Eğitim bakımından şöyle. Eee bence eee bu biraz şeye bağlı ııı çalıştığınız niye çok bağlı diye düşünüyorum. Ömer o konuda haklı. Bunun bir standardı yok, iyi bir klinikte çalışıyorsanız iyi bir hastanede çalışıyorsanız. Çok donanımlı bir hekim olarak donanımlı psikiyatrist olarak çıkabilirsiniz. Gerçekten klinik anlamda ama. Daha. Nasıl desem? Göz önünde olmayan eğitimcisinin daha az olduğu kliniklerden mezun olduğunuz zaman.
Daha tecrübeli ve daha az bilgiyle de eee mezun olup psikiyatrist olarak hayatınızda devam edebilirsiniz. Hani bunun bir standardı yok? Açıkçası bana soracak olursanız temel farklardan biri.
Ama. Eee benim tecrübem en azından hani eee ben Hacettepe mezunuyum. Burada da hani iyi bir psikiyatri hastanesinde çalışıyorum. Eee temel fark olarak size söyleyebileceğim şey yani hani gerçekten hacettepe'de bizi zorla eğitiyorlardı? Hani burada bir şeyler öğrenmek için ekstra çaba sarf etmek zorunda kalıyorum açıkçası. Ama şeyden memnunum. Bu arada ikinci asistanlığından memnunum. Daha sorumlulukla daha çok şey öğrenebilirim. O yüzden daha memnunum yani. Açıkçası. Ikinci ve üçüncü asistanlık güzel oluyor Tahsin ibrahim tecrübelidir.
Aynen evet, yalnız şeyin sorusu, timuşin hoca'nın sorusundan yine devam edelim mi yani gitmeden önce. Onu da yapmak için en türkiye'de hastalık eğitimi yapmadın. Sadece meslektaşlardan biliyorum orada şahsen bir eğitim süreçlerini. Ama. Ciddi bir kültürel fark var gibi geliyor. Bana da biraz da düşündüm aslında tahsinlerin davet ettikten sonra. Bu fark nereden kaynaklanıyor diye biraz bireysellikle ilgili bir şey gibi geliyor bana. Almanya'daki bireysellik kültürüyle türkiye'de ki toplumsallık kültürüyle bağdaştırdım biraz.
Yani türkiye'de tıp fakültesindeyken bile. Işte bir staja gittiğimizde abiler ablalar vardır, işte intern olduğunuzda o uzmanlar vardır, onları da abiler ablalardır ve de hocalar vardır işte bir şey var. Sürekli hani o kültürün. Sonradan gelen nesille ilişkisi. Yani görüme kollama anlamında mı patronaj anlamında mı? Bence koruma, kollama anlamında ve. Sonradan gelen neslin önden giden nesile olan saygısı ve ilgisiyle değil yeni bir şey. Yani çok basit şeyler var işte kültürel bağlamda. Almanya'da bilirse aslında hani burada.
Ya yani mesela işte timuçin hocam diyorum, ben işte timuçin bey demiyorum ya da oral bey demiyorum. Türkçe konuştuğum zaman ama burada işte. Her olası denir mesela. Yani o muhabbet belirli bir şeye gelene kadar. Kişiyi şey edersiniz, siz dersiniz sürekli. Ama bugün mesafe oluşturan birisiniz. Türkiye'deki türkçedeki bir saygı imrenmeden olan bir hocam. Siz bunu biraz farklı olduğunu düşünüyorum ve Tahsin bir şey çok önemli. Türk fakültesinden mezun olup da probasyon denilen şeyi alınca yani tıp hizmeti verme yetkisine alınca o bireyselliğin de vurgusuyla.
Zaten gerekli olan şeyi sen biliyorsun işte böyle bir karne var tabi odasının açıkladı. O listeye alacaksın ve yapman gerekenleri sayıda yapacaksın. Hani peşinde koşacaksın. OO kalem kalem yapılması gereken şeylerin ama ben de çok. Imrendiğim saygı duyduğum. Esinlendim hocalarla zamanı düşündüm de öğrenciyken söyle hocayı anlayayım burda söyle. Onlardan seçmende muhtemelen etkisi de olmuştur. Herhalde mağazada kendi çapımızdasın, ne bileyim şeyleri yapıyorduk, toplantıları yapıyorduk falan yani.
O kültürel fark bence çok büyük bir etki yapıyor yani. Ben mesela şimdi bulunduğum pozisyon.
Dolayı her gördüğüm asistana her gördüğü vakayla ilgili ya da ilişkili olduğum vakayla ilgili bir içerik varsa bir fırsat varsa bir şey göstermeye, bir tecrübe aktarmaya çalışıyorum ve bu tamamen hani refleks olarak yaptığım bir şey. O kültürden geldiğim için hani birçok benimle aynı pozisyonda olan kişi kendi servislerinde çalışan asistanların. Yanlış tedavilerinden tutun, eksik tedavilerine kadar hiçbir geri bildirim vermeden 6 ay bir yıl yanlarında çalışıp geçip gidebiliyor. Yani orada hiçbir işte eğitim veren, eğitim alan, teması olmadan bir servisten ya da bir bölümden geçip o süreci arkada bırakabiliyorsunuz.
O da içinde bulunduğunuz klinik ve işte eğitime gönül verenlerin orada olup olmaması ile ilgili ya da sağlık hizmetini sadece işleyen bir çark olarak görmek ya da işte bunun. Eğitim süreci olduğunu. Farkında olmak ya da olmamakla ilgili gibi geliyor. Burada tabii süleyda analım süheyla ünal. Psikiyatri derneğinin kurucularından benimle birlikte şile yolcularından pound kurucularından. Çok emeği var bu işlerin içinde. Ve öğrencilerine, asistanlarına ilham olmak gibi çok hoş bir mentor tarafı da var tabii ki.
Şey, kendini çok hani var ve bu yollara başlarken de. Beni tavsiye eden hocalarımdan ben de tekrar anmış ve teşekkür etmiş olayım. Dersler Türkçe yakın zamanda çevrilen bu punkzepin efektif nörobilim kitabını çevirdi. Evet, tuvala gibi bende vardı, daha bakmadım. Çok çok çalışkan bir arkadaşımız kesinlikle. Ben şeyi sorayım. Peki eee. Bir doktorun almanya'ya gelebilmesi için ve geldikten sonra yapması gereken şeyler de var. Aslında ömer abi onu da bir konuşalım çünkü o da önemli bir süreç bence.
Şöyle ki, hani almanya'da denkliye başvurabilmek için minimum b 2 düzeyinde Almanca biliyor olmanız gerekiyor ki psikiyatri için çoğu zaman bu yetersiz kalıyor. Minimum c bir düzeyinde Almanca biliyor olmanız gerekiyor. Psikiyatri için genelde. Eee bu şeyi aldıktan sonra sertifikanızı aldıktan sonra işte belgelerinize ııı istediğiniz eyaletin daha doğrusu şu an istediğiniz eyaleti yollayamıyorsunuz. Hala bildiğim kadarıyla bir eyalet dışında. Ya almanya'da yaşıyor olmak gerekiyor. Ya eşinizin orada çalışıyor olması gerekiyor.
Eee ya da bir iş bulmak gerekiyor. Anca öyle başvurabiliyorsunuz denkliye öyle şartlar var. Eee eyaletin hükümetine gönderiyorsunuz. Aslında bütün belgelerinizi, belgeleri hükümet değerlendiriyor bakıyor. Tamam derse, önce size bir şey sınavı dil sınavı fahiş prim prefınk denilen bir sınavı var. Tıbbi uzmanlık sınavı diye sınavı gibi bir şey diye çevirebiliriz. Herhâlde ya da profesyonelce test gibi bir şey yani aslında orada yapılan şey yani geçen hafta ama Muzaffer hoca'nın bahsettiği hani bu pratik sınav gibi aslında hani bir simülasyon oluyor, orada hastayla nasıl konuşuyorsunuz?
Konuştuktan sonra bunu bir mektuba ya da dökümtasyona nasıl geçiriyorsunuz? Ayrıca yani bunu bir doktora aktarmanız gerekirse bir meslektaşınıza aktarmanız gerekirse onunla nasıl konuşuyorsunuz diye değerlendiriliyor. Bu öyle bir sınav. Eee, bunun dışında ya bu sınavı geçerseniz aslında size geçici bir tıp lisansı veriliyor. Eee genel 2 senelik sunuyor. Eee çalışma izni berüz serlamis diye geçiyor. Bu 2 senelik geçici bir tıp lisansı alıyorsunuz. Aslında bu tıp lisansı sizin. Süresiz olarak orada kalmanızı sağlamıyor.
Ayrıca o tıbbi sansıyla yani o geçici tıbbi lisansıyla berus sellemesi ile sadece. Bir süpervizörün altında çalışabileceğiniz anlamına geliyor. Öyle bir şart var. Eee bu sınavı geçtikten sonra işte bu sertifikayı ayşe'yi aldınız. Geçici tıp lisansını aldınız. Daha sonra denklik tam denklik almak istiyorsunuz. Burada siz 2 seçenek sunuyorlar. Diyorlar ki bize üniversitenin verdiği eğitimin kuru kulumlarını yolla çevresine biz bakalım değerlendirelim ve diyelim kendisi şu eksik ya da bu tamam. 10'a çıkart göre sana onay verelim ya da ikinci seçenek olarak diyorlar ki bir bilgi sınavına gir.
Bu bilgi sınavı aslında. Tıp fakültesi öğrencilerin altıncı sınıfın sonunda sanırım girdiği bir sözlüğü bitirme sınavı gibi cerrahiyi dahiliye ve seçmeli bir dersten girdikleri bir sınav gibi bir şey sözlü sınav gibi bir şey.
Eee yani. Bu şeylerin hepsi yani en çok eleştirdiğim nokta postayla yürüyor. Postayla yürüdüğü için de. Karşınızda bazen muhatapım var, hani duvar mı var anlayamıyorsunuz. Bürokrasiyle çok fazla. Eğer karşılaşıyorsunuz. Benim örneğin. Bu sürecim yaklaşık hani 2 yıl filan sürdü. Hani ben belgeleri yolladıktan sonra filan ben türkiye'deyken başvurma şansı bulmuştum. Çünkü buradaki hastanem ben türkiye'deyken bana bir iş teklifi sunulmuştu. Ben o iş teklifini gösterebilirek şey yapmıştım. Hani denklik başvurusu yapabilmiştim?
Eşimin örneğin şeyi yoktu, herhangi bir iş kabulü falan yoktu. O buraya geldiğinde örneğin bir buçuk yıl kadar işsiz kaldı, hani çalışamadı. Bu süreç nedeniyle denklik sürecine deniliyor. Bu kısımda tıp denkliği yani onu söyleyeceğim size. Daha sonrasında da işte hani uzmanlarınız varsa uzmanlık denkliğiniz filan oluyor. Bildiğim kadarıyla. Hükümet hani yeni bir reform yapmaya çalışıyor, işte bu sınavların hepsinin merkezi hale getirip ingiltere'deki gibi direkt olarak hani parayı yatırıyorsunuz işte sınav merkezi var.
Orada sınava giriyorsunuz ve denkliğinizi o şekilde alıyorsunuz gibi bir sisteme getirmek istiyor. Çünkü açık çok fazla. Eee gibi bir durum var. Hani bu tüm denklik süreci ııı ben sana şeyi sorayım hemen hani. Geldik diyelim ki hani bu süreçleri geçtik. Psikiyatride doktor olarak iş bulmak sence kolay mı? Anayla psikiyatri iş bulmak kolay çünkü tıp mezunları arasında psikiyatriyi isteyenlerin oranı az. Bu açıktan dolayı tıp fakültesi mezunu olan ve. Ben. 40 sene ekim olarak çalışmak. Şimdi sen solla çoğu kişi birçok klinikte iş bulabilir.
Üniversitesi hastanelerinde ve araştırma alanında ün yapmış büyük hastanelerde hiç bulmak zor. Çünkü psikiyatrist olmak isteyenlerde o ünlü hastanelerin psikiyatri önlerine girmeye çalıştığı için. Ve tus gibi herhangi bir sınav da olmadığı için herhangi bir kontenjan falan da olmadığı için buradaki asistanlık eğitimi ne başlama süreci bir iş başvurusu yapmak yani psikiyatri bölümünün bölümü başkanı var. O kişiye işte yazıyorsunuz. Diyordum ki ben psikiyatri eğitimi almak istiyorum. Sizin yanınızda o bir patron gibi başvurduğunuz bir çetin sorumlusu gibi sizle iş görüşmesi yapıyor.
Tabii ki bunların kurum içerisinde farklı personelle ilgilenen bölümünden şeyler de oluyor bu görüşmelerde ama temel olarak Bölüm Başkanı tamam, siz burada sandığınızı yapabilirsiniz derse. O pozisyona girmiş oluyorsunuz ve orada aslandığınızı bitirebiliyorsunuz. Ama prefar hastaneler dediğimiz hastanelerde psikiyatrist olarak ya da psikiyatri asistanı olarak iş bulmak zor bir şey değil. Burada da senin vurguladığın gibi dil becerisi önemli. Ama yine gerçek. Duruma baktığımızdan çin'de bulunduğum klinikte dahil olmak üzere dil becerileri, psikiyatrist, psikiyatrist standardığını yapmaya yeterli olmayan hatta hekim olanak çalışmak için bile yeterli olmayan ama açıktan dolayı çalışabilen insanlar var herhalde zaten böyle 111 buçuk yıllık bu çalışma 2 yıllık süreçte süpervizyon altında çalışıldığı için.
Iıı yani o bir şey gibi oluyor. Yurt dışından gelmiş bir doktorun almanya'daki sağlık sistemine. Uyum süreci gibi oluyor hem de dil becerilerini geliştirme süreci oluyor. Yani aynı değil mi bu? Yani Tahsin gibi çok iyi bir yerden eğitim almış ve uzman olarak gelen bir kişi de aynı süreçte geçiyor. Oyun süreci anlamında işte bambaşka bir yerden belki o kadar kaliteli bir eğitim almamış ama buraya gelmiş birisi de benzer bir süreçten geçiyor. 12 yıl sonra zaten biraz. Nasıl diyeyim? Kuru elma yaş elmadan ayrılıyor gibi bir şey oluyor yani hani belirli o uyum sözü geliştikten sonra kişiler işte hangi becerilerle var, hangi birikimle geldikleri daha.
Görünür hale. Burada bir müzik molası vereceğiz. Bugünkü müzik parçası olarak Harran odadan birdhouse'u dinleyeceğiz. Daha sonrasında tekrar birlikteyiz.
Müzik arasından sonra tekrar birlikteyiz sözü timuçin hocayı bırakayım. Bir soru soracaktım. Aslında tabii ikinize de sorulacak soruyorum uzaktaya da sormuştum. Dil meselesi yaptığınız işi yaparken ne kadar önemli, hayatınızda nasıl hissediyorsunuz kendinizi? Çünkü tatil sana Almanca, ingilizce ve Türkçe biliyorsun bilmiyorum başka dilde biliyor musun ömer sende? Seçebilir. Isveçli bir parça ömer sen de bütün bunları artı belki biraz Fransızca mı biliyorsun? Bunlar ya da. Ingilizce, Fransızca, Almanca ve Türkçe.
Nasıl geliyor size? Yani almanca'ya da ingilizce ya da Fransızca hasta ya da ismet caz'ta bakmaz.
Sistemi başvurmak ister misin? Olur yani benim açımdan en başta çok korkutucu hani ben özellikle hastalarla konuşmayı başladığım zaman çok şey oluyordum, geriliyordum işte çok heyecanlanıyordum filan. Hani hayatımda hiç yaşamadığım bir şeydi bu açıkçası. Yani ilk hastamı muayene ederken falan yaşamadım. Bir gerilim ve korkuydu açıkçası. Hani sanki yanlış bir şey söyleyeceğim, karşıdakine karşıdakine yani. Ne bileyim yanlış bir tavsiyede bulunacağım. Hatalı bir şey söyleyecekmiş. Anlayamayacağım değil de o beni anlayamayacağım gibi yani öyle.
Anlamakla ilgili aslında bir sorunum yoktu. Hani sanki derdimi anlatamayacağım gibi geliyordu bana en baştan itibaren ama zaman içerisinde yani 2 buçuk sene oldu. Benim aşağı yukarı belli bir süre sonra şeye.
Aklınızda bir klinik görüşme formatı oluyor. Yani her ne kadar bunu desteklemesende bir yapılandırılmış görüşme gibi bir şey oluyor artık. Belli bir süresini değil de ve her yerde o öyle. Oluyor, evet, türkçede de öyleydi. Benim için belli bir süre sonra artık hani 10'a çıkart alıştığınız için hem aktarmanız daha kolay olabiliyor açıkçası. Bir de ya benim eee. Psikiyatri ile ilgili pozitif bulduğum yönlerden biri de o büyük ihtimalle hani genel bir hastanede dahiliye cerrahi gibi branşta çalışsaydım belki.
Psikiyatri kadar olumlu etkisi olmayabilir diye düşünüyorum. Hastalarla hani gündelik sohbetler yapıyorsunuz. Yaptığınız sohbetler aslında. Yani konuşmalar sizin kendi dil gelişiminize de katkıda bulunuyor diye düşünüyorum. Hani günlük hayattaki dil becerilerinizi geliştiriyor diye de düşünüyorum. O yüzden hani psikiyatrimin avantajlarından biri olarak düşünüyorum ben her zaman. Ibrahim, geçen hafta Muzaffer hoca'yı sormuştu, hani korkutucu mu diye? Hani başka bir dilde psikiyatri pratiği uygulamak diye bana en.
Başta korkutucu demiştim zaten kendim için, yani 10'a çıkart emek harcamayacağım. O yüzden gitmeyeceğim gibi ama. Bana en başta korkutucu geliyordu ama şu an öyle olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Kendimi daha rahat hissediyorum. Belki o yüzdendir ııı bilmiyorum. Ömer nedir? Ben ibrahim, geçen söylediği şeye bağlantılı olarak bir şey söyleyeyim, sonra yabancı dil de psikiyatrist olarak çalışmak nasıl 10'a çıkart cevap vereyim, ibrahim şey demişti. Yani uyum sürecine harcanacak e mac. Türkiye'de kalıp başka bir şeye verilirse.
Sonuçta ya da süreçte ortaya çıkan şeyler daha verimli olabilir diye ııı kesinlikle haklı. Yani orada en azından ilk 2 yılda 5 yıl arasında çok başka bir şeye emek veriyorsunuz. Hani halihazırda varmış olduğunuz seviyenin. Altına inip. Bir süre emek verip tekrar olduğunuz seviyeye gelip aslında ben zaten 5 yıl önce de bu kadar biliyordum. Ben bu seviyedeyimi gösteririm. Geçen zaman becerilere sahiptim ama dilim dönmüyordu. Menekşe'yi diyorum, Muzaffer hoca da söyledi bana soranlar farklı platformlarda hep şey diyorum önce.
Buraya geleceksiniz işte burada 3 yaşında olacağız. 30 yaşına da gelseniz, 40 yaşına da gelseniz asistan olarak da gelseniz. Uzman olarak da gelseniz sonra 5 yaşında olacaksınız. Sonra 10 yaşında bu olacaksınız. Sonra 15 yaşında olacaksınız bunu da derken.
Satın ya da anlatmak istediğim şey gerçekten dilin içerisinde büyüyor insan. Tabii ben kendini ifade etme becerileri işte bir dili öğrendiğinizde ingilizce için de hepimizin belki yaşadığı şeydir, ilk yurt dışına çıktığınızda işte ingilizce kullanarak herhangi bir yerde seyahat ettiğinizde işte basit bir yerde bir şey alırken bile ben aslında işte belli bir yaşa gelmiş. Belli bir eğitim almış bir adamken şimdi işte şuradan dondurma alırken çocuk gibi. Belim dönüyor değil miydi abi? Zaten bu burada o yabancı dili öğrenirken de çocukların kullandığı kitaplarla başlıyorsun.
Zaten bu böyle oluyor tabi ki. Bunu bu bu çok önemli, yani buna hazır olmak ve bunun farkında olmak. Hem sistemin sizi doktor olarak işe alan sistemin bunun farkında olması lazım ki o süreçte sizi destekleyebilsin. Uyum süreciniz ve hayli hazırda getirdiğiniz becerileri seviyesine hazır ulaşabilir hem de kişinin kendi zorlanmasını biraz daha kolaylaştırmak. Hani bu bir süreç bu sürecin içerisinde dil becerileriyle beraber ben de. Olmuş olduğum yere tekrar büyüyeceğim gibi bir. Yaklaşım bence.
Süreci kolaylaştırabilir gibi geliyor. Dendi almanya'da psikiyatrist yani almanya'da kristal olarak çalışmaya karar verdiğim zaman yüksek lisanslarım bittiğinde.
Önce nöroloji yapayım dedim. Yani nöroloji yılını bitireyim. Psikiyatri kadar. Dil becerilerinin belki çok. Ön planda olmadı ya da gerekli olmadığı bir alanı yapayım. Zaten onu yapmam lazım. O bir yıl nöroloji rotasyonunu yapmam lazım. O süreçte dili becerilerimi geliştireyim. Sonra psikiyatriye gideyim. Hani psikiyatrist olarak ya da yabancı bir dilde. Sonradan öğrendiniz, ben 28 yaşında geldim almanya'ya. Sonradan öğrendiğiniz bir dilde. Psikiyatri yetecek kadar dil becerileri geliştirmek. Ben ben de biraz imtina ettim.
Yani o kadar dil becerilerim gelişebilir mi diye. Ama sonra bu max blank'la rog maksi bilgiler üniversitesi'ndeki o programı dördü. Şey diye düşünmüştüm. Hani yüksek lisans, daha sonra ben klinidim işte siz dediniz diyor. Benim içimde klini senlik var. Ben kliniğe geçirdim dedikten 23 ay sonra nörolojide başladım ben asistanlık yapmaya, sonra o programı gördüm ve dayanamadım da başvurdum programa. Sonra bir şey oldu. Araştırma ve üniversite eğitim süreci oldu. Bu orada da zaten psikiyatriye başlamak zorun durumundaydı.
Şey akreditif almadı. Hani dil ya da idealize ettim. Gerekli dil becerisine sorup sorgulayacak halim kalmadan direkt seyahatin içinde buldum acil serviste. Dedenize düşmeden yüzme öğrenilmiyor tabi o. Yüzden dil becerileri kendi içerisinde türümün zorlanmaları. Bu şekilde herkesin yaşayabileceği yaşanarak şu anda ben de.
Yani tahsinden zaman olarak biraz daha tecrübeli olduğumu düşünürsek Almanya için. Dilim benim için bir engel olmadığını artık hissediyorum. Bunu da yaklaşık 45 seneden beri hissediyorum. Hala arma. Yazı ve dokümantasyon işlemlerinde. Dikkatli olmazsam da günlük hayatın hızıyla işler yaparsam. Bir alman doktorun ya da benim pozisyonumda bir kişinin yapmayacağı. Dikkatsizlik ya da işte hızlı yazmadan dolayı hatalarım oldu. Yani artık. Onlarla ilgili de almanya'da şey problemi var ben onları. Pratikte kullanmak istiyorum ama bu veri güvenliği meselesi almanya'da bir şey gibi.
Elbet evet yani cidden öyleydi de ben dilin düzeltilmesi kısmını işte. Bu hala hazırda olan teknik destekleri kullanmak klinik sistemler içerisinde mümkün değil aslında. Güvenliği çok. Tabu bir mesele bu veri güvenliği çok da titiz davranılan bir alan. Kliniklerde kullanılmaya. Medikal producticti hani tıbbi bir ürün olarak izin almış şeylerin olması lazım. Onlar da daha henüz geliştirilmedi. Geliştirenler de geliştirimler de çok pahalı. Ama yani bunu şunun için söyledim işte. 10 yıldan 12 yıldan sonra bizde kendinizi.
Benim eşim önümde alman ve günlük hayatımda Almanca çok geçiyor. Şey normal ve kabul edilecek bir normalcık yani erişkin yaşta öğrendiğiniz bir yabancı dili ana dilinizdeki dil becerilerinizin seviyesine değerlenirsek kadar öğrenemeyeceksiniz. Yani bu beklenti içine girmeye de gerek yok ama iyi bir psikiyatrist olarak iyi bir psikoterapist olarak çalışmak için de o seviyede dil becerisine ihtiyacınız da. Top 2 yok tabi akıskalı hiç dinlemediniz mi? Anlaşkına konuşurken? Dimi yani. Eee, ben de şey diyecektim.
Ömer'in ııı bir avantajı da evde 2 çocuk artı eşiyle Almanca konuşuyor genelde. O yüzden o da ekstra bir katkı sağlıyor olabilir diye söyleyecektim. Bazen şey zor olabiliyor. Belirli bir zamanı geçtikten sonra işte bu 3 yıl olur. 5 yıl olur. 3 işten kişiye farklı ama evden içeriye kapıdan içeriye girip tamam. Ben artık Türkçe konuşacağım bir. Uzaysal alana giriyorum ve ailem çocuklarım var o yani bazen dedi ya Tahsin ingilizce, Almanca Türkçe hepsi birbirine giriyor diye. Hani orada bir şey gerekiyor.
Bilinçli farkındalık yani ben artık şu anda Türkçe konuşmam. Evet ya da Türkçe konuşmak istiyorum. Çok otomatikleşmiş olabiliyor bazen. Yani biz kendimiz Türkçe başlayıp 4 cümleden sonra çocuk Almanca bir şey söylüyor, Almanca devam ediyoruz işte OO. Diller arası geçişkenlik bazen fark etmeden buluyor. Öyle de bir isyan var. Evde daha çok Türkçe konuşalım diyor. Onu ben annemle yaşıyorum. Tahsin belki dalga geçeceklerini ama bizimkiler zıl zılca ve Kürtçe konuşuyor. Ben ben aynı şeyi sana soru olarak soracaktım, ibrahim sen nasıl yaşıyorsun türkiye'nin içinde bunu diye.
Şimdi ben annemle asla Türkçe konuşamıyorum. Türkçe biliyor, sonra öğrendi. Bazen tıbbi şeyleri şimdi zazacan'ın tıbbi bir terminolojisi olmadığı için o zaman türkçe'ye geçmem gerekiyor. Zazacayı mesela Türkçe konuştuğumda o kadar yapay ve rahatsız hissediyorum ki. Peki? Hastalarla konuşurken yani şimdi muşta çalıştın mecburiz, yaptın bulanıkta. Has hastalarla muşta da hakikaten zaza ve Kürtçe konuşan yani bu kırmancı şeyi. Lehçesiyle konuşan insanlar vardı. Onlarla konuşurken sorun olmuyordu. Yani hani tanıdık olmadıkları için Kürtçe konuşuyordum ama orada da şöyle bir sorun yaşıyordum hocam.
Muhtemelen dillerin hani halkın kendi arasında konuştuğu şey dağarcı dağarcığına işte psikiyatrik şeyler psikiyatrik. Rahatsızlık ya da sıkıntılar girmemiş oluyor. Şöyle takip edildiğini düşünen şizofren hastası da Kürtçe olarak sıkıntı yaşıyorum diye anlatıyor. Gece uyuyamayan hasta da sıkıntıya yaşıyorum diye. Aslında ama onun için Kürtçe konuşması gerekmiyor. Türkçede de aynı şey oluyor ya yani o dili ne kadar? Yani içinde bulunduğun dile derdini ne kadar anlattığına da çok alakalı bir şey öyle değil mi?
Yani yine ömer'in dediği yere gelelim, çok da idealize etmemek lazım. O anlamda belki bunun. Şey kısmı ııı gerçi doğru ama ankara'dan muşa gidince şimdi hacettepe'ye gelen hastalar hatta hastaları bazen düzeltiyoruz. Hasta diyor ki anksiyeten var. Biz diyoruz ki bir dakika anksiyete dediğin ne yaşıyorsun onu anlat bize diye düzelttiğimiz oluyor. Muşta en çok yaşadığın dille ilgili yaşadığın problem hep daha çok detay istemendi ve detaya. Dilin sözlükle harcı mı yetmemesiydi gibi yani onlar tarafından yetmemesi.
Ya da daha ilginç bir şey şimdi geldi aklıma mesela anksiyetin bedensel belirtilerini anlatmaya daha şey yatkın tabi bilmiyorum belki tahsinle şeydi. Onun oradaki Türkler için yaşıyorlar mı bilmiyorum ama. Iıı yani anksiyetenin o daha subjektif ııı yönlerindense hakikaten bedensel çarpıntı, terleme hallerini daha çok anlatmaya meyilli. Oluyorlar. Böyle. Bende söylediği şeyler çok önemli. Hem Tahsin hemen yani Tahsin. Zaten öyle bir politikte çalışıyor. Yani kanka'nın adı kültürler arası ya da trans kültürel politik yani çalıştığı üniversite hastanesi'nin öyle bir şeyi var.
Ne deniyor türkçe'de? Bölümü var. O bölümde zaten bir sürü göçmen kökenli insan biliyor Yasin de yaşamıştır. Bazen hastalara ya da vakalara işte dil becerilerinden dolayı biz çağırılıyoruz işte Türkçe konuşan birisi var, anlamıyoruz ya da anlaşamıyoruz. Yardım eder misiniz diye. Oradaki tecrübeli Hristiyan nerede dahil olmak üzere. Durumu çok farklı değerlendirebiliyorlar işte tansinin oraya gittiği zaman ya da benim oraya gittiğimde hemen 2 dakikanın içerisinde şivesinden. Büyük ihtimalle nereden geldiğini türkçe'nin neresinde doğup büyüdüğünü tüm kültürel.
Kişisel haritasını 2 dakika içerisinde kafamızda şekillendirebilirken almanya'da olmuş büyümüş ve bunların hiçbirine bu kültürel dile gelmeyen ama bizim çok kısa sürede edinebildiğimiz bilgiye sahip olmayan bir kişi, vakayı tamamen başka bir tanrıyla da tedaviyi yönlendirebiliyor. Mesela çok yakın zamanda bir örnek oldu. Bir hasta babam beni çağırıyor diyor. Babası vefat etmiş ar depresyonu var ve babam beni çağırıyor diyor ve alman arkadaşlar bunun akustik harrisasyon olarak yorumlama yapılıyor mesela ama adam şey diyor.
Yani işte benim çökünlüğüm çok ileri derecede ve ben ölmek istiyorum ya da işte bak beni çağırıyor ben mezara gideceğim yani diyor ve bu çok dramatik bir gidişata sebep olabilir yani. Daha düşüncesi ya da işte pasif intihar düşüncesi olan bir vakayı tamamen işte TLC olmayan bir vaka ya da sadece izole hallüsünasyonu olan bir vaka gibi değerlendirilebilir. Bence bu da almanya'nın. Değil dünyada çoğu ilk başta söylediğimiz yere bağlarsak, dünyadaki hareketliliğin işte politik, sosyal tüm bu konularla bağdaşan içeriğin bir gerçeği olarak bizim psikiyatrinin uzmanları olarak daha ibrahim'in dediği kişinin de ağarcığını kültürel ve dilsel dağarcığına temas edebilecek seviyede.
Tanımızı değerlendirmemizi ve tedavimizi ulaştırabilmemiz lazım yani. Işte zaza konuşan teyzem. Dünyada çip siyasetteki birindeki gelişmelerin ee paralelinde ve hızında kendi dil ağacağını değiştirmeyecek. Bizim görevimiz o başka bir hocayı, başka bir hocamızı anlayayım. Pediatriste motorlu insan özleyen şey derdi bize. Siz burada hepsini görüyorsunuz işte anlatıyoruz. Öğreniyorsunuz. Bir sürü bilimsel içerikten bahsediyoruz ama. Mehmet amcanın. Yanına gittiğinizde işte zorlu hizmette Mehmet amcamın derdine derman olabildiğiniz kadar doktorsunuz.
Hani ve bizim bilimsel bir birikimimiz içeriğimiz. Burada konuştuğumuz bu kompleks içerik Mehmet amcayı ilgilendirmiyor. Mehmet amcanın derdi ve biz 10'a çıkart ne kadar derman olabiliriz ile ilgili ben de yurt dışında psikiyatrist olmayı biraz onunla bana taştırıyorum. Yani bazen. Işte kendimin göçmen bir hikayesinin olmasının tedavi edici bir etkisi olabiliyor ya da rahatlatıcı bir etkisi olabiliyor. Doğru da tabi çok önemli bir şey daha var. Dünyada dediğin yere gidiyor ve olması gereken bu. Ama bir yandan da zamanlar daraldı akış hızlandı, insanlar azaldı ve psikiyatrinin dünyaya ve insana bakış tarzı da.
Konfeksiyon hale geldi. Dolayısıyla hakikaten karşısına geçip bir takım check listlerle konuştuğun zaman bir takım şablon soruları sorduğun zaman çok kolaylıkla işitsel varsa ne olabilecek olan şeyin aslında çok daha derin var oluşsal bir anlamı olduğunu görüyorsun. Dolayısıyla bu ne anlama geliyor? Senin için ne ifade ediyor? Ibrahim çok güzel söyledi, daha çok konuşturmaya çalışıyordum ki. Daha çok anlayabileyim. Anlamayı maalesef kaybedip adlandırmaya hapsolduğumuz bir yere geldik ki. Zaten biraz podcast yapıyor olmamız da bununla ilgili başından itibaren bir anlam arayışındayız psikiyatride.
Ben bir soru daha sorayım mı, vaktiniz var mı?
Daha önce ömer faruk'la telefonla konuşmuştuk. Tahsinle de zaten hep konuşuyoruz. Yani buradan türkiye'den merak ettiğim bir diğer hususta akademideki çalışmalar. Yani yine ikinize de soracağım. Türkiye'yi belki biraz aşinasınızdır. Ömer Faruk senin çok bilmiyorum ama türkiye'deki psikiyatristlerin meşgul olduğu konular metodoloji de dahil. Iıı almanya'dan bir farklılık gösteriyor mu? Yani almanya'da şu konular daha çok çalışılıyor ve dert ediliyor akademik anlamda ya da şu metodolojiyle daha çok yapıyorlar gibi bir şeyiniz var mı?
Ön. Ben burada belki şöyle cevap vereyim, yani ben biyolojik psikiyatrinin çok yoğun olduğu biyolojik psikiyatri araştırmalarının işte bölüm başkanlarından ve içinden geçtiğim enstitülerin, hocalarının, kariyerlerinin yatkınlıklarından dolayı.
Bir akademik. Çevrede bulundum. Bir de şu anda daha da moda olmuş hale gelen işte yapay zekanın bu makine öğrenme ve pratiktif psikiyatrinin hocamla beraber. Daha çok bu alanlardaki araştırmalar. Etrafımda ya da geçtiğim yerlerde yoğundu ama bu da biraz. Enstitülerin ya da işte üniversite kliniklerinin şeyiyle ilgili, yani oradaki. Gidişatı belirleyen bir değiştirilir. Araştırmalardaki başarılı akademisyenlerin yönlendirmesiyle ilgili. Çünkü tamamen fonla ilgili şeyler. Yani benim bölüm başkanım biyolojik psikiyatriye ağırlık veriyorsa ve biyolojik psikiyatri araştırmaları için fonlar alabiliyorsa orada biyolojik psikiyatri ilerliyor.
Ama başka bir klinikte daha. Fenomolojik araştırmalar için fon bulan ve bu konuda çok yetkin birisi varsa onun olduğu yerde o da. Konu olabiliyor ya da işte çok detaylı ve çözünürlüğü yüksek olan bir mr almak için birçok ekip çalışıp fon başvurusu yapıp onu alıyorsa orada bir sürü MR çalışması yapılması bir sonraki 10 yılda kaçınılmaz. Yani biraz şeyle ilgili akademisyenlerin.
Kendi alanlarını ne kadar ön plana çıkardıklarıyla ilgili yani? Yani ülke genelinde değil de akademisyenler biraz bu işin gidişatını bekliyorlar. Ben metodolojik olarak farklılıklar olduğunu söyleyeyim. Ben de ek olarak ömer.
Yani şöyle. Türkiye'de çalışmalar retrospektif yapılıyor biliyorsunuz. Biraz. Dosya taranıyor genelde. Eee, almanya'da durum biraz daha farklı çünkü büyük ihtimalle şöyle bir şey var ııı insanların hani. Eee, zamanla ilgili bir kaygısı yok gibi geliyor bana bir o var yani ııı orada zaten ya da o orada olmasa bile fonu alıp başka bir yere de gidebilir. Başka bir kliniğe başka bir üniversiteye de gidebilir. Öyle bir seçenek de var yani çalışmasını orada da devam edebilir gibi bir seçenek söz konusu.
Çünkü o yüzden prospektif çalışmalar daha fazla görüyorum ben açıkçası. E bir metodolojik farklılık olarak bir de yani araştırma dediğiniz şey para yani sonuç itibariyle hani para olmadığı zaman sonuç olarak araştırmayı da kısıtlı yapabiliyorsunuz. Türkiye'de bu öyle yani hani para yok bu para olmadığı için de araştırmalar daha kısıtlı konular, daha kısıtlı ya da bakılacaksa şeyler, prospektif çalışma yapılacaksa da daha önce test edilmiş protezler üzerinden genelde yürüyen çalışmalar oluyor işte.
Ne bileyim işte şizofren de şu moleküle bakalım bu molekü. Bakalım gibi oluyor ama hani hmm şeyde almanya'da biraz daha farklı. Eee yani. Benim eee. En çok şaşırdığım şey örneğin yap ben ııı bizim hastanenin yıllık raporlarını ııı işte bize maille filan yolluyorlar. Eee, geçen işte aralık ayında yollamışlardı. Baktım bizim hastaneye sadece araştırma için neredeyse 25.000.000 € fon almış yani 25.000.000 € ile hani. Çalışıp alabilirsin mesela orta şey bir forvet sonuç alabilirsin ama Tahsin şöyle bir şey de yok mu?
Hani maddi durum kesinlikle çok kıymetli ama. Mesela türkiye'de ııı özellikle akademik araştırma haksızlık etmeyeyim ama doçentlik dosyası doldurmaya indirgenmiş durumda değil mi? Ya şöyle bazı yerlerde evet, bu konuda sana katılıyorum. Hani gördüğüm kadarıyla.
Ya burada şeylerin almanya'nın akademik sistemi ve klinik sistemi biraz farklı olduğu için de belki öyle olabilir. Hani ömer seninle düşünsün bilmiyorum da hani türkiye'deki gibi böyle bir şey yok. Hani doçent işte yok. Yardımcı doçent, doçent, profesör gibi bir sıralama yok da. Klinik bildiğimiz şey gibi hani emir komuta zinciri şeklinde hani asistan uzman uzmanın üstünde eee işte bu oberat sinyal fizyation derinden doktor, onun da en üstünde şef var gibi oluyor tabi ki de hani bunların özellikle akademik ya da üniversite, hastane şeylerinde kliniklerinde mutlaka hani şey olması gerekiyor.
Akademik bir geçmişinin olması da gerekiyor ama hani bazı kritiklere baktığımız zaman hani o hiç akademik geçmişi olmadan da hani böyle üst yönetici pozisyonuna gelebilen in. Bunlar da olabiliyor. Almanya'da öyle bir de farklılık da var açıkçası. Eee öyle bir ııı şey farklı oluyor açıkçası hani. Ideal idareci olup olmama farklı dünyanın her yerinde vardır. Herhâlde de doçentliği bir tarafa bırakalım. Araştırma bir amaç için yapılıyor. Türkiye'de mutlaka bir hedef oluyor. Yani halbuki belki orada kişinin tek amacı araştırma yapmak olabiliyor.
Yani ömer gitmiş işler, çalışmak istemiş ve bütün hayatını istese. Para da bulursa nörosence çalışarak geçirebilir. Başka hiçbir şey yapmadan yani ucunda bir bir elması havucu şişse olmadan da değil mi? Doğru biliyorum. Dolayısıyla araştırmayı koyduğumuz yer ve 10'a çıkart bakışımız farklı olduğu için belki adına araştırma diye de koymak doğru değil hatta. Ya burada ibrahim'in dediği şeyi yani biraz şey gibi işte OT idealize etmek gibi hissediyorum. Yani burada da habitasyon dedikleri şey türkiye'deki doçentliğe denk geliyor, onun da standartları var.
Şimdi şu kadar şu kadar birinci o yazar olduğun makalenin olması gerek. Şu kadar şu kadar infial faktörünün olması lazım tamamında da 14 tane makalenin olması lazım. Ben mesela bu süreçte bunu devam ettirmeden gittim ama içinde bulunduğumu track. Tüm arkadaşlarımız her görüşmemizde hocamızın bize söylediği ya da işte bölüm başkanımızın siz bu programın öğrencilerisiniz ya da siz bu programın içerisindesiniz ve bizim sizden beklediğimiz şey hepinizin doçent olması hepinizin bu kontrolünü doldurması ve o tahsinin dediği yıl sonu raporları da biraz şeyle ilgili hani o 25.000.000 yuvayı alabilmek için sette ideamdaki bu.
Enstitüde. Her yıl işte camasak gibi çok büyük makal dergilerde yayın yapan hocalar var. Yani o fonların hoca'nın 5 milyonun belki de 5 milyonu işte sadece bir tane akademisyen şeyinden dolayı başarısından hırsından dolayı akademik bilgisinden dolayı yani şunu demeye çalışıyorum. Hocamın dediği şey doğru kişisel. Motivasyon, hani araştırmayı yapmak ve onunla uğraşmak süreci değiştiriyor. Zaten oraya giriyorsanız. Ve araştırmayla ilgili içsel bir motivasyonunuz varsa ve işlerde yürüyorsa zaten o sürecin içerisinde çok.
Fazla. Yoğun bir şekilde çalışıyorsunuz ve klinilikten de biraz muaf tutuluyorsunuz. Yani o çok büyük bir fark, yani sizin hocalarınız ve sizin o fona ihtiyacı olan yöneticileriniz sizde potansiyel yürüyorsa ve siz de bunu yayınlarınızla ispatlıyorsanız sizin önünüz sadece araştırma yapmak için ya da araştırmaya odaklanmak için açılıyor. Aynen gücü de belki bu çok olmayabilir. Yani bir kardiyopon işte bir sürü anjoyu yapıp aynı zamanda doçentlik dosyasını hazır etmeye çalışması gibi ya da bir girişimsel radyolu'n bir sürü vaka yapıp aynı zamanda da işte yayın yapmaya çalışması gibi.
Burada hani araştırma yönü ağır olan kişiler biraz klinik görevlerinden geri plana çıkıp. Kendine araştırmaya verebiliyor. Tabii ama sonuçta o araştırma sonucunda kliniğin aldığı payın ya da neyse grantin ödülün hepsine sonuç olarak yansıması para olarak dayansıyor olabilir. Işte çok itibarlı bir yerde çalışıyor olmanın yarattığı bir güç de olabilir. Böyle bir şey olabiliyor. O maalesef bu tarafta pek olan bir şey değil tabi yani.
Akdeniz'in doğusunda diyelim. Çok olan bir şey değil.
Araştırma metotlarıyla ilgili de belki bir şey ekleyebilirim. Yani benim çalıştığım yerde iş bulma yaptığım enstitü. Münih'teki 2 büyük psikiyatrik dinleye bir enstitüsünde translasyonel psikiyatri son 5 10 yılda odaklı. Bu da şu demek, yani psikiyatri ile ilgili araştırmalar gerçekten hücreden. Hastaya kadar çok katmanlı, yani bir sürü ücretli çalışması yapan laboratuvarlar var. Bunların doktor olmayan yöneticileri var, araştırma akademisyenleri var ama hayvan çalışmaları yapan bir sürü grup var.
Aynı enstitünün içerisinde multi disiplinler çalışan kedisler var. Sadece klinik araştırma yapanlar belki bu da bir şey olabilir. Yani multi disiplinerlik. Buradaki akademik çevrenin ve sistemin mümkün kıldığı bir şey. OO onu burada ara ara zikrettiğimiz, takip ettiğimiz yazarlardan da görüyoruz. Yani bir şekilde. Beşeri bilimlerle ilgili bir doktora yapmış olabiliyor. Psikiyatristlerin kendisi de ya da. Dediğiniz gibi nörologlarla bazen zihin felsefecileriyle beraber de ya da mikro patologlarla.
Beraber çalışmaları oluyor. Evet, aslında sormak istediğim biraz da böyledir bir şeydi. Ama herhalde her zaman işin ucu yine paraya çıkıyor. Yani böyle enstitüler kurmak çok masraflıdır. Muhtemelen tabi tabi. Hastane örneği şeyden puan alıyor, destek alıyor eyalet. Hükümetlerinden. Yok eyaleti hükümete yoktu. Sizin alakası ya o sayede büyük şeyini kurtarıyor. Yani hem kliniğini kurtarıyor hem de araştırmanın bir kısmını. Yani almanya'da direkt sağlık Bakanlığından çok yüksek fonlar alan tahsilli hastanesi gibi işte müniş max dang gibi.
Psikiyatrik ya da psikiyatrik sağlık merkezleri var. Yani ulusal düzeyde ki sağlık merkezleri ve bunlar araştırma merkezleri bunların sayısının da arttırdılar. Son 2 yılda tekrar ve bu da direkt. Psikiyatri ile ilgili araştırmaları destekleyen devlet fonu gibi oluyor yani. O zaman. Bitiriyormuş sohbeti. 60. Vallahi çok güzeldi, çok teşekkür ederiz.
Daha da konuşulacaklar vardır belki. Biraz daha uğraşırsak çok çıkacaktır.
Ama yani oldukça ayrıntılı bir şekilde hem ne yaşadığını hem ne yaşanması ve yaşanmaması gerektiğini anlattın. Bize çok da güzel anlattın, çok teşekkür ederiz. Ben teşekkür ederiz. Umarım dinleyenler de almanya'da psikiyatrist olmakla ilgili bir ön izlenemedim olurlar ve. Soruları olursa da zaten bir şekilde ulaşıyor insanlar. Evet, bu yolluluk isteyenler olursa da. Elimden geldiği kadar artmaya çalışıyor. Tahsin pot kestin altına istersen senin de ulaşabilecekleri bir iletişim bilgini eklesin. Olur musun?
Yoksa iş mi almış olursun başına? Yok yok zaten ulaşılıyor yani daha çok. Tabi arayan bulur canım artık. Dünya çok parayan arayan buluyor. Hocam diyor kesinlikle belki türkiye'ye geldiğinde de eğer öyle bir imkanın olursa. Ya da düşünürsen aslında belki türkiye'de kongrelerde belki de bunları konuşmanın. Belki uzmanla buluşma ya da bütün bunları anlatacak bir paneller ortamı yaratmanın da iyi bir şey olacağını buradan tarihe not düşelim de. Birilerinin kulağına giderse bir işe yarar. Çok teşekkür ederim.
Kendi alışık dinleyicilerimiz. Hoşça kalın.
Ömerle bu keyifli sohbetin sonuna geldik. Bu. Sohbetin ardından bir ressam ve resimden bahsedicem resim olarak Berlin sokakları Berlin stres sine seçtim 1.913 yılında. Lodwichoner tarafından estağfurullah tarafından çizilmiş bir resim. Cicnerden daha önce bahsetmiştik. Almanya ekspresyonizminin en güçlü isimlerinden biri. Eee dibüke grubunun yani köprü grubunun da kurucularından 20. Yüzyılın başında özellikle almanya'nın modernleşmesi hızlı şekilde yabancılaşması ile ilgili resimleriyle tanınıyor.
Bu resimde onlardan biri. Burada aslında gördüğümüz şeyi şehrin kalabalık caddesi uzun ince maskemsi suratlı insanlar var. Takım elbiseli erkekler var. Eee keskin çizgiler var ve çarpıcı renkler var. Ama klasik bir şehir manzarasından uzak ııı. Bu da aslında berlin'in özellikle ikinci dünya savaşına, daha doğrusu Birinci Dünya savaşına yakın dönemde ve sonrasında nasıl hızla değiştiğini gösteren resimlerden biri. Bu resmi tercih ettik. Bugün izi dinlediğiniz için teşekkürler. Tekrar görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean