Yurtdışında Psikiyatrist Olarak Çalışmak: Almanya
Bu bölümde Almanya'da psikiyatrist olarak çalışmanın ayrıntılarını konuğumuz Dr. Ömer Faruk Öztürk ile beraber konuştuk.
Herkesi merhaba diken şu bir bahçesi vaat etmiyoruz.
Podcastinin yeni bölümünden sesleniyoruz.
Ben doktor tasin rolas bu potkes bölümünde benimle beraber
profesör doktor timuçin ural ve doktor ibrahim aylak var.
Konuk olarak da doktor Ömer Faruk Öztürk, bizle beraber cem
hoca işleri sebebiyle bu bölüme katılamıyor.
Bu bölümde aslında almanya'da psikiyatrist olarak çalışmak
nasıl bir şey hakkında konuşalım dedik.
Ben de almanya'da çalışıyorum ama ben ııı burada eee ev sahibi
olarak ııı benim yerime bir misafir konusunda daha iyi olur
diye düşünerek ömer'e davet ettim.
Sağa sola da kırmadı. Bizi kabul etti geldi.
Eee ben ömer'den bahsedeyim. Kısaca bizim ömer'le
tanışıklığımız şöyle oluyor, önce ondan bahsediyim.
Ben asistandımın sonlarına doğru.
Max planck enstitüsünün. Nasıl desem klinik ve araştırma
programı vardı. Birlikte yürütülen 10'a çıkart
başvurmak istemiştim. Ömer orada çalışıyordu.
Ben de ömer'e nasıl bir yer olduğunu sormak için şey
yapmıştım. Sormuştum konuşmuştum.
Kendisiyle yaklaşıp bir yarım saat 45 dakika kadar sonrasında
almanya'ya taşındım, başka bir yerde iş buldum, başka bir yerde
çalışmaya başladım. Sonra podcasti çekmeye başladık.
Podcastten sonra ömer bana mesaj attı.
Dedi ki, ben sizin podcasti dinliyorum.
Hani hem de size yakınım dedi. 100 yüze de tanışalım filan
dedi. Bu şekilde tanışmış olduk ve 100
yüze de görüşmüş olduk. Ben kendisinin cv'sinden de
bahsedeyim. 2.010 yılında inönü fakültesinden mezun olmuş ömer,
daha sonrasında 14 yıl kadar herhalde zorunlu hizmet ve
devlet hizmeti. Eee yapmış 2.014 yılında ııı.
Eee, sanırım bu nörasmus denilen bir tane program var ııı.
Yani Fransa, Almanya ve diğer ülkelerin de ortak olduğu bir
neuroscience programı master programı. 10'a çıkart dahil
olmuş ömer ve 2.014 ile 15 yılları arasında bir yıl kadar
şeritede, sonra 2.015 ile 2.016 yılları arasında da bordo
üniversitesi'nde fransa'da master programını tamamlamış ve
bitirdikten sonra da yanlış görmüyorsam.
Eee şeye başlıyor, max planck'taki işine başlıyor.
Max plank'ta eee çalışmaya başlıyor.
Orada hem klinik araştırmalara katılıyor hem de onun dışında
bir yandan asistanlarını yapmaya başlıyor.
Ömer yakın zamanda hem doktor unvanı aldı.
Almanya'da o farklı hani onu da belki programın içinde
söyleyebiliriz. Doktor unvanı almak için
ekstradan bir doktora tezi yazmanız gerekiyor.
Hem de onun dışında yakın zamanda yaklaşık 14 ay kadar
önce de 4 ya da 5 ay kadar önce de uzman oldu.
Psikiyatri uzmanı aynı zamanda şu anda.
Hepnne'da hash sene eyaletine bağlı bir şehir olan hep naim'de
fitos klinikte oberatse olarak çalışıyor.
Yani türkçeye çevirsek de sinyal fizyişin gibi bir şey oluyor.
Yani konstant doktor gibi bir şey oluyor aslında.
Çeviri olmadı ama. Olduğu kadar aslında artık
diyelim beni Türkçe, ingilizce, Almanca birbirine artık
karıştığı için. Böyle ömerin CVC bu şekilde hoş
geldin. Ömer tekrar senin kendi
kariyerinle ilgili söylemek istediğim benim atladığım bir
şey var mı? Ben bir şey daha söyleyeyim.
Ömer'i pub nette ararsanız birçok güzel makalesini
bulabilirsiniz. Hani ilgilenenlere söyleyeyim,
kendisi max plankta ve lodi maksimil yanında çalışırken.
Kusurlarisin ekibindeydi. Hani şizofreni çalışanlar
bilirler. Büyük ihtimalle eee ve hani
makine öğrenmesiyle ilgili eee güzel çalışmaları ve makaleleri
var bakabilirsiniz diye de önereyim.
Sözü ömer'e vereyim. Ömer hoş geldin tekrardan.
Hoş bulduk dersin, teşekkür ederim.
Unutuğun ya da söylemediğin bir şey var.
Bir de bizim kardeşlerimiz birbirine tanıyorlar.
Kardeşlerimiz üzerinden de. Işte benim abim almanya'da ben
almanya'ya gidiyorum, gitmek istiyorum.
Zamanımda da bir şey olmuştu. Böyle de bir bağlantı olmuştu. 2
ka ikimizin de kardeşi aynen üniversitede aynı bölümde.
Okurken öyle bir tanıştık doldu. Evet, evet, ben oynadım.
Yani kariyerle ilgili zaten her şey detaylı olarak söyledin.
Teşekkürler. Almanya'da psikiyatrist olarak
çalışmakla ilgili sormak istediğiniz sorulara cevap
vermek. Isterim benim tam işte oradan
başlayalım ömer gerçekten. Tebrikler bey emek harcamışsın.
Umarım hak ettiğini almışsın ama daha fazlasını da layık olduğun
anlaşılıyor. Anlatılanlardan ne diyorsun?
Almanya'da psikiyatristi olmak konusunda oradan başlayalım.
Almanya'da piyasası olmanın birçok tarafı var.
Benim son zamanlarda çalıştığım ambulan spor klinikte de
gördüğüm. Yani geçen hafta da.
Tema olan dünyadaki mobilite göçmenlik meselesinden dolayı
almanya'da psikiyatrist olarak çalışmak, yabancı ekimlerin
çalışması çok büyük bir öneme sahip.
Almanya'nın Türkiye, Almanya ilişkisinin geçmişinden dolayı
da ayrıca öneme sahip. Türkçe bilen, türkiye'den gelen
bir doktorun almanya'da psikiyatrist olarak çalışması
çünkü ihtiyaç çok fazla. Yani her gün sabah
toplantılarında. Servise yatılı hasta olarak
alınanlardan en az bir tanesi göçmen kökenli oluyor.
Sadece türkçeden gelen değil, dünyanın her yerinden gelen ve
farklı dilleri konuşan psikiyatristlerin almanya'da ya
da dünyanın her yerinde çalışması.
Arz talep meselesinden dolayı çok önemli.
Ben ııı şey söyliyim ömer peki hani eee ben ya benim için en
önemli olan şey. Hani bir doktorun göç sürecinde
düşünmesi gereken ilk basamaklardan biri.
Bence gittiği ülkenin sağlık sisteminin nasıl olduğuyla
ilgili soru bence. Eee Almanya eee hem özel sağlık
sistemini hem de eee genel kamu sağlık sistemini kullanan bir
eee ülke şöyle bir oran var, 10 kişiden dokuzu kamu sağlık
sistemini kullanıyor ve 10 kişiden biri de özel sağlık
sistemini kullanıyor. Ikisinin farkları bakımından
aslında çok büyük farklar da yok.
Şöyle yok, kamusal sistemine dahil olduğunuz zaman neredeyse
bütün tedaviler bütün tanı metotları, yaşınızı uygun
şekilde ve hastalığınıza uygun şekilde karşılanıyor aslında.
Ama hani özel sağlık sigortası yaptırmanızın yaptırmak
istiyorsanız, sağlık şirketlerinin genelde size
ekstra sunduğu şey şef doktorla birebir görüşme ya da işte tek
kişilik odada kalma gibi seçenekler oluyor.
Öyle bir farklılık oluyor. Ben hem doktor olarak hem hasta
olarak her ikisini de tecrübe eden biri olarak.
Saat yani kamu sağlık sisteminin oldukça rahat olduğunu, hasta
için iyi olduğunu düşünüyorum. Açıkçası Türkiye ile
kıyasladığım zaman sen ne düşünüyorsun onu merak ediyorum.
Haklısın almanya'da zorunlu kamu sigortası zaten olmadan
almanya'da yaşayamıyorsunuz. O temel bir şart.
Özel sigortası olan kişiler de kamu hizmeti veren hastanelerde
sağlık hizmeti alabiliyor. Söylediğim gibi sadece
sigortalarının o bilançoların özelliklerine göre ekstra
istekleri olabiliyor. Aldıkları hizmetten.
Ama tersin mümkün değil, yani zorunlu kamu sigortası olan bir
kişinin gidip özel bir hastanede tedavi olması mümkün değil.
Sadece özel hizmet veren bir özel klinikte tedavi olması
mümkün değil. Öyle bir dezavantajı var.
Yani kamu hizmeti herkese açıkken hem özel sigorta
olanlara hem zorunlu sigortası olanlara ve dediğin gibi
şartları da zaten orada ayrım olmuyor.
Sadece pratikte bazen şey olabiliyor.
Özel sigortası olan kişiler biraz daha odakinliğe göre
kliniğin yöneticisi, bölüm başkanlarının özel sigorta ya da
işte kamu sigortasına bakışına göre bazı bölüm başkanları
mesela hiçbir. Özel sigorta ayrımı yapmadan tüm
tedavilerini sunuyor. Bazılarının bazı kamu
hastanelerinde, üniversite hastanelerinde özel sigortalılar
için servisleri var. Sadece işte Bölüm Başkanı
tarafından yönetilen tedavilerin bölüm başkan tarafından yapıldı.
Böyle bir fark var pratikti ama benim de özel sigortam yok işte
kesintisiz olarak. 2.010 altıdan beri almanya'da yaşıyorum.
Herhangi bir dezavantajı ne hissetmedim?
Tanıtım almak istediğim zaman. Son zamanlarda ama hani bu senin
bahsettiğin özel ııı servislerin sayısı da gittikçe artıyor gibi.
Çünkü ııı hastanelerin sağlık sigortalarının aldığı para ve
pay miktarı büyük ihtimalle şeyle değişiyor.
Hani özel servislerde biraz daha değişik oluyor o yüzden örneğin.
Yeni hastanelerde yeni açılan hastanelerde özel ya da pirva
çitasyon diyorlar. Hani onların açıp olmasına özen
gösteriyorlar. E bizim hastanede yok.
Örneğin eee bizim hastane hani eee Almanya genelinde büyük
sayılabilecek büyük ölçekteki bir hastanelerden biriydi.
Yeni bir bina yapılıyor. Yeni binanın en üst katına
herhalde özel bir servisle açacaklar diye biliyorum.
Öyle bir şey var. Almanya'da yeni bir trend var,
onu söyleyeceğim. Şimdi.
Ben mi devam edeyim mi yoksa siz soru soracak mıydınız ibrahim?
Ibrahim soracak kadar. Ben geçen programda da
sormuştum. Bu arada Ömer Faruk diyebilirim
herhalde sana neredesin? Tabii hani burada türkiye'de
olunca ister istemez hani üniversiteden benim temas
ettiklerim daha alt dönemlerde. Hani gelip şeyi sordukları
oluyor. Yurt dışı Türkiye
karşılaştırmasını sordukları oluyor.
Bizim dinleyicilerimizden de hakikaten tıp öğrencileri ve
psikiyatri asistanları çok. Şöyle sorayım.
Almanya'da değil de türkiye'de olsaydın hayatında ne değişirdi?
Psikiyatri açısından diğer konular değil de yoksa politik
ya da sosyal pek çok şey söyleyebilir.
Ama ibrahim belki bu soruna geçen hafta sorduğunuz soruya
biraz devam niteliğinde cevap vereyim.
Aynı soruyu yine sordum, türkiye'de olsaydınız ne olur?
Kariyeriniz sahibiyim ya da yani büyük ihtimalle.
Psikiyatristlik yapan istanbul'da çok yakın fakülteden
de dönem arkadaşım var. Onuna benzer ya da senin
yaptığın gibi işte zorunlu hizmete gidip sonra yaşamak
istediğim şeylere dönüp istanbul'da.
Orada yaşıyordum. Pratisyen için olarak kadar aile
içme olarak çalıştığımda dönüp oralarda geçici bir süre belki.
Özel hastanelerde çalışıp. Sonra da büyük ihtimalle bir
muayenehane açıp orada psikiyatrist olarak çalışırdım
gibi görünüyor. Benzer süreçlerden geçen benzer
ilgilere olan arkadaşlarıma baktığım zaman ama benim
özenimde şöyle bir şey var, ben yurt dışına psikiyatrist olarak
çalışmak için gitmedim. Kızım yani zaten nöroseniz de
başlayan bir. Bir süreçten bahsediyoruz.
Onun biraz daha böyle. Benim fakültede kendi hiç tuşa
girmedim seni. Yani Türkiye Turan açısından
mezun olup değil, hiç tuz sınavında oturmamış.
Çok doktor yoktur. Büyük ihtimalle bir sefer de
olsa dener isen hani işte bir gireyim bakayım bu sınav
nasılmış falan benim kafam çok netti o zaman yani.
Turşusu demeyeceğimi ve türkiye'de iç saat
yapmayacağımla ilgili çok netti. Kafam bu paten bu arada yeni
nesilde çok aslında. Iıı yani hani direkt birinci
sınıfta hani ikinci sınıftan ben yurt dışında çalışacağım
diyenler var. Hakikaten yeni.
Nesil tabi gelecek kadar yaşlandık mı bilmiyorum ama
haklısın. Yani 3 ihtimalle şu anda tıp
fakültesinde başlarken de zaten böyle bir gelecekle ilgili plan
olan bir sürü genç arkadaş vardır.
Ben de o zaman. 2 gün 3 ile 2.010 arası maddede okurken.
Ta ilk fizyoloji zamanından itibaren temel birimlerde
çalışmak ve akademisyen olmakla ilgili.
Planlarım vardı. 2.010 dörde kadar çıkamadı.
Yurt dışına öyle söyleyeyim. Avrupa'da da birçok yüksek
lisans formuna başvurdum aslında amacım kanada'ya gidip orada
doktora yaptı. Sizin de bazı zamanlarda konusu
geçti ve tartıştığımız konularla ilgileniyordum.
O zaman George north of var kanalda.
Yani nöro felsefeyle genel bilinçle ilgili çalışan onun
peşinden kanada'ya gitmek istiyorum.
Aslında o da dedi ki, yani burada doktora yapmak için
görüştüm. Ben fakülteyle sadece tıp
fakültesi mezunu olmak maalesef yetmiyor.
Sana demeli doktora programı verip pozisyonu verebilmek için
ama avrupa'da bir yüksek lisans yaparsan senin için burada bir
maaşlı bir doktora pozisyonu açmanız uygun olabilir diye.
Ben yola çıktım aslında o yüzden.
Psikiyatrist sonradan oldum öyle diyeyim.
Kızıl. Sonradan da araştırmacı olmaktan
vazgeçtim. O da zaman içerisinde değişti.
Bu çerçeveden baktığımda türkiye'de büyük ihtimalle son
15 yıldaki gidişatı düşündüğüm zaman büyük ihtimalle ben de.
Istanbul'a döner, istanbul'da öz.
Sektörde hizmet verirdim gibi düşün.
Peki yani bu tamamen bambaşka bir şeyden bahsediyorsun ama sen
bir araştırmacısın öyle başlamışsın ama burada yapacağın
şey zorunlu olarak bir şey hasta bakan.
Üstelikte sadece özel koşullarda hasta bakan bir hekim olma
koşulu. Nasıl geliyor sana?
Yani araştırma ve hasta bakımı 2 ayrı şey şimdi gerçi.
Isınıyorum bir ayaktan tedavi polikliniğindesin ve oranın
sorumlusu gibi çalışıyorsun. Değil mi?
Dolayısıyla sanki 2 ayrı şey gibi de bir yandan
araştırmacılık. Yani kesinlikle türkiye'de
araştırma yapmaya devam etmek, o zaman da zaten türkçeden çıkmak
istememin sebebi o zaman. Lar neuroscience pratikte çok
yaygın değildi. Çok güzel hocaların doktora
programları vardı ankara'da. Onun dışında istanbul'da bir
yüksek lisans programı vardı. Hatta 10'a çıkart ben başladım
ama aile içinde. Yapar yeriz orası.
Acaba. Orada da sinebil'in yüksek sansı
vardı. Nerede, islam Üniversitesi.
Istanbul üniversitesi'nin. Sağlık Bilimleri enstitüsüne
bağlı. Filistin 10 atında profesör
filiz onat'ın. Hatta yönetiminde olduğu o zaman
başladım ama aile hekimlerinde de çalıştığım için yüksek lisans
derslerine falan gidemiyordum. Öyle arada kaldı ama timuçin
hocamızın sorduğu gibi araştırmacı olmakla komisyon
olmak arasında büyük fark var ama ben hem yüksek lisansını
yaptığım zaman almanya'da ve fransa'da bordo'da sonra da
pht'i mi yaptığım zaman araştırmanın da idealize
ettiğim. Kadar.
Hür olmadığını fark ettim ve? Yani bu süreçte işte farelerden
laboratuvara, işte ücret kültüründen klinik araştırmalara
kadar farklı tecrübelerim oldu ama hasta bakmayı da hasta
tedavi etmeyi de özlediğime 23 defa fark ettim.
O yüzden şu anda. Çok tedavi kısmındayım ve eğitim
kısmındayım. Asistan eğitim kısmındayım.
Bir olmadığını derken kastettiğim başka bir şey daha
var ama galiba değil mi? Sadece asistanı.
Yani benim idealize ettiğim gibi işte gideceğiz.
Neyin araştırması yapacağız ve psikiyatrik hastalıklara ya da
işte nörolojik piyatı hastalıklara çok hızlı o
bahsediyorsunuz ya işte sinanfeli'nin. 10 yılı işte
benim daha böyle çok heyecanlı olduğum ayaklarımı yerden kesen
işte belki de abartılı olarak okuduğum, fikreden baktığımda
yayınları. Içine girdiğim enstitülerde
alanlarında sinebilim, alanlarında baya önde olan
enstitülerdi. Hani orada bir şey gördüm.
Hani benim idealize ettiğim? Tibi kliniğe ya da insana yakın
değil. Araştırma.
Yani maks blankta mesela olmayan nedir insana yakınlık açısından?
Yani max planck ya da işte buttik maksimilen Üniversitesi
yakın zamanda da geçen hafta tekrar gördüm.
Almanya'nın en iyi tıp fakülteler arasında en dünyanın
da sayılı sıralamasında olan bir yermiş ya da işte hep konuşulur
işte herkes de onun üzerinden. Reklam yapar işte kreperinin
çalıştığı ya da yönettiği klinik ya da işte alzheimerın çalıştığı
alzheimerın ilk işte patoloji örneklerinin falan müzede olan
olduğu bir yer. Haddi tahsinin de.
Yani yapılan çalışmaların insana değmesinin uzun süre almasından
bahsediyor. Hani enstitülerin ya da yapılan
araştırmaların kalitesinden ziyade?
Benim kişisel olarak daha. Hızlı.
Insana değmek insana yardım etmekle ilgili bir
hassasiyetimin olduğunu fark ettim ve araştırmanın daha uzun
vadeli. Yansımalarının olduğunu.
Hani olabilecek yansımalarını da siz bizden çok daha
akademisiniz. Hani bir insanın ömrüne belki
sığmayacak bir süreç olduğunu ve daha insana yakın olmanın bana
daha hitap ettiğini düşünüyorsun?
O yüzden aileyle çocuklar dolduktan sonra hem araştırma
hem iyi bir knisyen olmak, hem iyi eş, anne baba olmak,
bunların hepsi birlikte yürümeyeceği için tercih yapmak.
Durumunda. Olur, ekin kliniisyenmiş ama
zaten. Öyle anlaşılıyor.
Şehir var mı? 42.
Sen böldüm. O bu kararının bu kararında
belki almanya'nın o yapısının da etkisi yok mu yani?
Hani benim en çok dikkatimi çeken şey hani ben 2 buçuk
yıldır falan burada çalışıyorum. Hani klinikçiysem klinikçisin
araştırmacıysan, araştırmacısın hani ııı çok katılar bu konuda
gibi geliyor bana bazen ve hani o yani ben bir kere örneğin şeye
yani şefimizde eş şeye sahip neredeyse oberarsınız da şey
yapmıştım konuşmuştum. Hani ben araştırma yapmak
istiyorum diye bana şey demişti ama siz demişti klinikte
çalışıyorsunuz demişti bana annem orada.
Bitmemiş şey olmuştum hani? Bozulmuştum baya ama hani haklı
yani sonuç itibariyle kırıkta çalışıyorum.
Gerçekten hasta bakımıyla ilgileniyorum.
Primer olarak bir de eee şeyi de söyleyeceğim.
Ek olarak ömer hani sen de şeyi hissediyor musun?
Bana bazen öyle geliyor da. Yani bazen bazı hastaneler ya da
bazı araştırma endüstrileri o kadar çok araştırmaya fon ve
bütçe ayırıyorlar ya da insan gücü ayırıyorlar ki bazen klinik
ya da hasta bakımı sanki böyle hani.
Aksesuar bir şeymiş gibi kalıyor.
Hani ikinci planda hani gibi hissediyorum ben bazen sen ne
düşünüyorsun 10'a çıkart sorayım sana.
Haklısın yani almanya'da cips ticaretçi uzmanlık eğitiminin
içeriğiyle konuşmak, içeriğiyle ilgili konuşma fırsatımız olursa
bunu da vurgularız dediğin gibi yolaklar zaten.
Yoğun araştırma yapacak kişilerin gidişatları
fakültedeyken zaten belli oluyor ve dediğin gibi hem hiyerarşik
yapıdan hem Almanya demokrasik sisteminden dolayı.
Yani bir şey var mesela bizde türkçesini çevirdiğimiz zaman
mesela. Uzmanlık tezinizi yaparken sizin
bir sorununuz oluyor. Yani bir danışmanınız oluyor ya
da bir süpervizyonu yapan bir iş oluyor.
Almanya'da onda bir terim var, terim, doktor fata yani doktora
babası türkçeye çevirdiğimizde bununla çok geleneksel bir
geçmişi var. Yani tıp fakültesinde öğrenci
iken bir profesöre ulaşıp işte ben sizin yanınızda araştırma
yapmak istiyorum deyip o doktor babanızla öğrenciyken bir
ilişkiye başlayıp. Eğer yolunda giderse bu doktor
baba oğul ilişkisi ya da işte kız ilişkisi çok uzun bir süre.
Destekleniyorsunuz ve o araştırma yollarına girip.
Künisyen. Lik çok yapmadan da.
Ya da az yaparak uzman olabiliyorsunuz.
Psikiyatrist olabiliyorsunuz. Nörolog olabiliyorsunuz, cerrah
olabiliyorsunuz ama odağınız daha çok işte fonlara almak,
yayın yapmak ve. Araştırmalar için.
Hasta. Record mekan hastaları
çalışmalarınıza katmak yoğunluğu oluyor.
Orada da gerçekten tahsinin de gözlemlediği gibi çok büyük bir
şey var. Standart problem var yani.
Psikiyatri uzmanının tanımı almanya'da.
Psikiyatri ve psikoterapi için uzman doktoru olarak
çevrildiğimizde geçiyor ama 10 tane psikiyatri ve psikoterapi
uzman doktorunun. Aldıkları uzmanlık eğitimlerini
yan yana koyduğunuzda kağıt üzerinde her şey standardize
edilmiş olsa da pratikte çok farklı olabiliyor.
Yani benle aynı üniversitenin aynı eğitiminden geçmiş.
Bir arkadaşım hiç acil psikiyatri servisinde çalışmadan
ben de aynı uzmanı alıp uzmanlığı alıp şu anda aynı çok
böyle ünlü olan enstitülerin çok yüksek pozisyonlarında.
Çalışabiliyorlar ya da işte ben hiç bağımlılık servisinde
çalışmadan. Bağımlılıkla ilgili yetkin bir
psikiyatrist olabiliyorum. Kağıt üzerimde bunlar da bence
şeyle ilgili tahsinin de de araştırma ve klinik hizmetin.
Aynı çatı altında olmakla beraber.
O çatının altında birbirinden çok ayrı.
Gitmesiyle ilgili bunlar da. Geleceği baştan çiziliyor gibi
neredeyse değil mi adeta? Peki sen yani psikiyatri
eğitimlerini kıyaslarsan şimdi OO da tabii gündeme geldi, ister
istemez Türkiye ile türkiye'deki ne kadar hakimsin bilmiyorum.
Ne diyorsun? Yani yakın arkadaşlarımdan bir
şey yaptım, uzmanı olanlardan biliyorum.
Farkları belki söyleyebilirim mesela.
Almanya'da bir yıl nöroloji rotasyonu yapmak zorundasınız.
Çocuk ergen psikiyatristi rotasyonu zorunlu değil
türkiye'de benceğim kadarıyla zorunlu.
Onun dışında. Psikoterapi yapmak zorundasınız.
Kağıt üzerinde olsa bile bazen yani ambulans üzerinden poliklin
üzerinden psikoterapi hastası görmek zorundasınız.
Bir de 2.020 den sonra bu yönetmelik değişti.
Tahsinler de biraz konuştuk. Istenenler ya da içerik biraz
daha zorlaştı. Mesela uzman psikiyatrist
olabilmek için grup terapisi yapmış olmamız gerekiyor. 120
saat yani buna benzer. Farklı farklı kalenler var.
Türkiye'deki uzmanlık karnesinin ya da aşağılık karnesinin içinde
olmayan ama türkiye'de olan mesela düzenli rotasyonlar ya da
tuz sisteminden ya da fransa'daki merkezi sisteminden
dolayı bir kadro yok. Hani işte bir kadroya girip 4
yıl orada kalıp. Orada uzmanlığın uzmanlık
eğitimi gereken her şey mümkün mertebe donanımlı bir hale
gelip. Çıkmayabiliyorsunuz ya da işte
siz bakıyor. Köyden çok dem vuruyorsunuz işte
bakırköy'e giren çıkan belirli servisleri geçmiştir işte
belirli yerlerinden bir sürü belirli hocalarla çalışmış yani.
Zaten. Öyle bir standart rozet.
Almanya'da Tahsin de bunu çok iyi ef deneyim diyordur.
Tıp eğitimi yani lisans öncesi tıp eğitimi çok standardı
olmakla beraber ve çok kaliteli olmakla beraber uzman doktor
olduktan sonra yani pratisyen olduktan sonra.
Siz iş gücü olarak sağlık hizmeti içerisinde iş gücü
olarak görünüyorsunuz ve hani uzman adayı eğitim alan bir kişi
olma özelliğini biraz geri planda kalıyor?
Yani sağlık hizmetinin devam etmesini sürdüren.
Işgücü oluyorsunuz, türkiye'de de öldü değil mi?
Türkiye'dekinden biraz daha uzun şeyi be belli ediyorlar.
Yani türkiye'de yine bir asistana ya da uzmanlık
öğrencisine bir şey var. Yine hani böyle bir sevgi yani
işte bir şey öğretelim. Hani bu çocuk bir şey öğrensem
bu ileride uzman olacak falan. Gibi bir şey görüntüyü
kurtarıyorlar aslında türkiye'de de asistanları bir haydi ciddi
bir iş gücü olarak kullanmıyorlar mı?
Sadece skeci de değil bütün alanlarda.
Tabi tabi karnesi de öyle yani. Yapmamız gereken terapiler
asistanlıkta şey baya. Yüklü aslında ama türkiye'de kaç
klinik bunları yerine getiriyor demi?
Biliyor işte BDT den psikiyatri psikoterapiden teorik eğitimleri
alacak işte ondan sonra. Zannedersem tam detayına şu an
hatırlayamam ama işte terapistle beraber hasta izleyecek.
Kendisi şu kadar sayıda süper vizyon olarak hasta takip edecek
falan asistan karnelerimizde bunlar vardı işte.
Herhalde, türkiye'de 2 ya da 3 üniversite bunu akıyla ya
uyguluyordur ya uygulayamıyordur bilmiyorum.
Belki bu işte önemli bir nokta, yani ben.
Köprünün diğer tarafındayken çok idealize ettiğim Avrupa
psikiyatrisi işte Almanya ya da Almanca konuşulan bölgenin
psikiyatristiyle ilgili çok da önemli olduğunu düşünüyorum.
Yani bunu uygulamanın çünkü. Benim 17 18 20 yaşlarda
düşündüğüm bir idealize ettiğim şeyleri şu anda başka genç
arkadaşlar da idealize ediyor olabilir.
Bu benzerlikleri vurgulamak önemli.
Yani işte o asistanlık karnesi burda da var.
Benim şu anda önüme de açtım. Yani her şey aslında tabip
odalarının. Ve eyaletlere bağlı birkaç küçük
farklılık olmakla beraber çok net bir şekilde ve çok katı bir
şekilde. Belirlediği şeyler var.
Hani standartlar? Var.
Ama. Onun adını çizmek istiyorum.
Yani o akademiyle ilgili de benzer bir hissim oluştuğunu 12
yılında hani o standardınıza edilen hani bilimin temel
düşünme şekli, soru sorma şekli ya da araştırma yapma haliyle
pratikteki hal ve işte bir ideal ilgi, bir psikiyatrist
psikoterapist olmak için gerekli olanlarla süreç içerisinde.
Işte uzman olan arkadaşlarım, eş kıdemliler öncekiler daha sonra
gelenlere baktığım zaman hani bir homojenlik yok.
Hani her psikiyatrist. Aynı şeyleri yapmış ve aynı
eğitimleri almış ya da aynı. Klinik becerilere sahip diyemem.
Belki bunu türkiye'de de diyemeyiz.
Belki ben ingiltere'de de diyemeyiz.
Belki bunu amerika'da da diyemeyiz.
Tabi. Ama önemli olduğunu düşünüyorum
çünkü hem gelenler bu göçmenlik sürecinin içerisinde olanlar
uyum sürecinin içerisinde olanlar hem de gelmek isteyenler
bu gerçeği bildiklerinde biraz daha rahatlayabilirler yoksa?
Hani sence bir ideal varmış da biz onun peşinde koşuyormuşuz da
varamıyormuşuz gibi bir his olabilir.
O da yorar insanları yani. Doğru yani ya ya gözünde
büyütecek. Ya da hayal kırıklığı yaşayacak
ve bu böyle gidecek. Evet, aynen.
Bir şey sorabilir miyim? Tahsin sana sen sormadan.
Orada iktisat yapmış olmakla iktisat yapmış olarak orada
olmak arasında nasıl bir şey görüyorsun, fark ya da
benzerlik. Yani şimdiden ekstra ihtisas
yapıyorum. Şu an burada ben ya uzman oldum.
Türkiye'de hacettepe'de bitirdim.
Uzmanlığımı daha sonra buraya taşındığım.
Taşındıktan sonra ııı işte denklikte filan derken en son
ııı tablo odasına işte türkiye'den aldığım asistan
karnesi eğitimleri falan hepsini sundum.
Onlar bana dediler ki örneğin ömer'in o bahsettiği şey
nöroloji eksik yapmışsın dediler.
O yüzden bir yıl nörolojide çalışmak zorundasın dediler
bana. Şimdi hani o şeyimi bekliyorum,
rotasyonumu bekliyorum. Onu yaptıktan sonra işte
uzmanlık sınavı vesaire tekrar uzman olacağım burada.
Anladım ama o şey basitçe denkliği almak benim sorduğum
daha çok içerik. 10'a çıkart şey yapacağım, 10'a çıkart geleceğim
ya beni dikkatimi çeken şu oluyor.
Ya ben ııı belki hacettepe'ye özgüdür.
Bu hani hacettepe'de bizi zorla eğitiyorlardı.
Gerçekten hani sürekli bir şey öğretiyorlardı ama burada bir
şey öğrenmek istiyorsanız öğreniyorsunuz öyle bir fark var
gerçekten. Insanlar size hani bir şey
öğretmek zorunda değil burada ve hani siz öğrenmek zorundasınız.
Burada bir şeyleri siz çünkü hani klinikte hastayla baş başa
kalan sizsiniz. Sizin bir şeyler yapmanız
gerekiyor ya da nöbette tek başınıza kalıyorsunuz.
Tek başınıza kaldığınızda sizin klinik becerileriniz artık
geçerli oluyor. Başka hiçbir şey geçerli
olmuyor. O yüzden hani sizin öğrenmeniz
gerekiyor gibi bir durum oluyor açıkçası.
Eğitim bakımından şöyle. Eee bence eee bu biraz şeye
bağlı ııı çalıştığınız niye çok bağlı diye düşünüyorum.
Ömer o konuda haklı. Bunun bir standardı yok, iyi bir
klinikte çalışıyorsanız iyi bir hastanede çalışıyorsanız.
Çok donanımlı bir hekim olarak donanımlı psikiyatrist olarak
çıkabilirsiniz. Gerçekten klinik anlamda ama.
Daha. Nasıl desem?
Göz önünde olmayan eğitimcisinin daha az olduğu kliniklerden
mezun olduğunuz zaman. Daha tecrübeli ve daha az
bilgiyle de eee mezun olup psikiyatrist olarak hayatınızda
devam edebilirsiniz. Hani bunun bir standardı yok?
Açıkçası bana soracak olursanız temel farklardan biri.
Ama. Eee benim tecrübem en azından
hani eee ben Hacettepe mezunuyum.
Burada da hani iyi bir psikiyatri hastanesinde
çalışıyorum. Eee temel fark olarak size
söyleyebileceğim şey yani hani gerçekten hacettepe'de bizi
zorla eğitiyorlardı? Hani burada bir şeyler öğrenmek
için ekstra çaba sarf etmek zorunda kalıyorum açıkçası.
Ama şeyden memnunum. Bu arada ikinci asistanlığından
memnunum. Daha sorumlulukla daha çok şey
öğrenebilirim. O yüzden daha memnunum yani.
Açıkçası. Ikinci ve üçüncü asistanlık
güzel oluyor Tahsin ibrahim tecrübelidir.
Aynen evet, yalnız şeyin sorusu, timuşin hoca'nın sorusundan yine
devam edelim mi yani gitmeden önce.
Onu da yapmak için en türkiye'de hastalık eğitimi yapmadın.
Sadece meslektaşlardan biliyorum orada şahsen bir eğitim
süreçlerini. Ama.
Ciddi bir kültürel fark var gibi geliyor.
Bana da biraz da düşündüm aslında tahsinlerin davet
ettikten sonra. Bu fark nereden kaynaklanıyor
diye biraz bireysellikle ilgili bir şey gibi geliyor bana.
Almanya'daki bireysellik kültürüyle türkiye'de ki
toplumsallık kültürüyle bağdaştırdım biraz.
Yani türkiye'de tıp fakültesindeyken bile.
Işte bir staja gittiğimizde abiler ablalar vardır, işte
intern olduğunuzda o uzmanlar vardır, onları da abiler
ablalardır ve de hocalar vardır işte bir şey var.
Sürekli hani o kültürün. Sonradan gelen nesille ilişkisi.
Yani görüme kollama anlamında mı patronaj anlamında mı?
Bence koruma, kollama anlamında ve.
Sonradan gelen neslin önden giden nesile olan saygısı ve
ilgisiyle değil yeni bir şey. Yani çok basit şeyler var işte
kültürel bağlamda. Almanya'da bilirse aslında hani
burada. Ya yani mesela işte timuçin
hocam diyorum, ben işte timuçin bey demiyorum ya da oral bey
demiyorum. Türkçe konuştuğum zaman ama
burada işte. Her olası denir mesela.
Yani o muhabbet belirli bir şeye gelene kadar.
Kişiyi şey edersiniz, siz dersiniz sürekli.
Ama bugün mesafe oluşturan birisiniz.
Türkiye'deki türkçedeki bir saygı imrenmeden olan bir hocam.
Siz bunu biraz farklı olduğunu düşünüyorum ve Tahsin bir şey
çok önemli. Türk fakültesinden mezun olup da
probasyon denilen şeyi alınca yani tıp hizmeti verme yetkisine
alınca o bireyselliğin de vurgusuyla.
Zaten gerekli olan şeyi sen biliyorsun işte böyle bir karne
var tabi odasının açıkladı. O listeye alacaksın ve yapman
gerekenleri sayıda yapacaksın. Hani peşinde koşacaksın.
OO kalem kalem yapılması gereken şeylerin ama ben de çok.
Imrendiğim saygı duyduğum. Esinlendim hocalarla zamanı
düşündüm de öğrenciyken söyle hocayı anlayayım burda söyle.
Onlardan seçmende muhtemelen etkisi de olmuştur.
Herhalde mağazada kendi çapımızdasın, ne bileyim şeyleri
yapıyorduk, toplantıları yapıyorduk falan yani.
O kültürel fark bence çok büyük bir etki yapıyor yani.
Ben mesela şimdi bulunduğum pozisyon.
Dolayı her gördüğüm asistana her gördüğü vakayla ilgili ya da
ilişkili olduğum vakayla ilgili bir içerik varsa bir fırsat
varsa bir şey göstermeye, bir tecrübe aktarmaya çalışıyorum ve
bu tamamen hani refleks olarak yaptığım bir şey.
O kültürden geldiğim için hani birçok benimle aynı pozisyonda
olan kişi kendi servislerinde çalışan asistanların.
Yanlış tedavilerinden tutun, eksik tedavilerine kadar hiçbir
geri bildirim vermeden 6 ay bir yıl yanlarında çalışıp geçip
gidebiliyor. Yani orada hiçbir işte eğitim
veren, eğitim alan, teması olmadan bir servisten ya da bir
bölümden geçip o süreci arkada bırakabiliyorsunuz.
O da içinde bulunduğunuz klinik ve işte eğitime gönül verenlerin
orada olup olmaması ile ilgili ya da sağlık hizmetini sadece
işleyen bir çark olarak görmek ya da işte bunun.
Eğitim süreci olduğunu. Farkında olmak ya da olmamakla
ilgili gibi geliyor. Burada tabii süleyda analım
süheyla ünal. Psikiyatri derneğinin
kurucularından benimle birlikte şile yolcularından pound
kurucularından. Çok emeği var bu işlerin içinde.
Ve öğrencilerine, asistanlarına ilham olmak gibi çok hoş bir
mentor tarafı da var tabii ki. Şey, kendini çok hani var ve bu
yollara başlarken de. Beni tavsiye eden hocalarımdan
ben de tekrar anmış ve teşekkür etmiş olayım.
Dersler Türkçe yakın zamanda çevrilen bu punkzepin efektif
nörobilim kitabını çevirdi. Evet, tuvala gibi bende vardı,
daha bakmadım. Çok çok çalışkan bir arkadaşımız
kesinlikle. Ben şeyi sorayım.
Peki eee. Bir doktorun almanya'ya
gelebilmesi için ve geldikten sonra yapması gereken şeyler de
var. Aslında ömer abi onu da bir
konuşalım çünkü o da önemli bir süreç bence.
Şöyle ki, hani almanya'da denkliye başvurabilmek için
minimum b 2 düzeyinde Almanca biliyor olmanız gerekiyor ki
psikiyatri için çoğu zaman bu yetersiz kalıyor.
Minimum c bir düzeyinde Almanca biliyor olmanız gerekiyor.
Psikiyatri için genelde. Eee bu şeyi aldıktan sonra
sertifikanızı aldıktan sonra işte belgelerinize ııı
istediğiniz eyaletin daha doğrusu şu an istediğiniz
eyaleti yollayamıyorsunuz. Hala bildiğim kadarıyla bir
eyalet dışında. Ya almanya'da yaşıyor olmak
gerekiyor. Ya eşinizin orada çalışıyor
olması gerekiyor. Eee ya da bir iş bulmak
gerekiyor. Anca öyle başvurabiliyorsunuz
denkliye öyle şartlar var. Eee eyaletin hükümetine
gönderiyorsunuz. Aslında bütün belgelerinizi,
belgeleri hükümet değerlendiriyor bakıyor.
Tamam derse, önce size bir şey sınavı dil sınavı fahiş prim
prefınk denilen bir sınavı var. Tıbbi uzmanlık sınavı diye
sınavı gibi bir şey diye çevirebiliriz.
Herhâlde ya da profesyonelce test gibi bir şey yani aslında
orada yapılan şey yani geçen hafta ama Muzaffer hoca'nın
bahsettiği hani bu pratik sınav gibi aslında hani bir simülasyon
oluyor, orada hastayla nasıl konuşuyorsunuz?
Konuştuktan sonra bunu bir mektuba ya da dökümtasyona nasıl
geçiriyorsunuz? Ayrıca yani bunu bir doktora
aktarmanız gerekirse bir meslektaşınıza aktarmanız
gerekirse onunla nasıl konuşuyorsunuz diye
değerlendiriliyor. Bu öyle bir sınav.
Eee, bunun dışında ya bu sınavı geçerseniz aslında size geçici
bir tıp lisansı veriliyor. Eee genel 2 senelik sunuyor.
Eee çalışma izni berüz serlamis diye geçiyor.
Bu 2 senelik geçici bir tıp lisansı alıyorsunuz.
Aslında bu tıp lisansı sizin. Süresiz olarak orada kalmanızı
sağlamıyor. Ayrıca o tıbbi sansıyla yani o
geçici tıbbi lisansıyla berus sellemesi ile sadece.
Bir süpervizörün altında çalışabileceğiniz anlamına
geliyor. Öyle bir şart var.
Eee bu sınavı geçtikten sonra işte bu sertifikayı ayşe'yi
aldınız. Geçici tıp lisansını aldınız.
Daha sonra denklik tam denklik almak istiyorsunuz.
Burada siz 2 seçenek sunuyorlar. Diyorlar ki bize üniversitenin
verdiği eğitimin kuru kulumlarını yolla çevresine biz
bakalım değerlendirelim ve diyelim kendisi şu eksik ya da
bu tamam. 10'a çıkart göre sana onay verelim ya da ikinci
seçenek olarak diyorlar ki bir bilgi sınavına gir.
Bu bilgi sınavı aslında. Tıp fakültesi öğrencilerin
altıncı sınıfın sonunda sanırım girdiği bir sözlüğü bitirme
sınavı gibi cerrahiyi dahiliye ve seçmeli bir dersten
girdikleri bir sınav gibi bir şey sözlü sınav gibi bir şey.
Eee yani. Bu şeylerin hepsi yani en çok
eleştirdiğim nokta postayla yürüyor.
Postayla yürüdüğü için de. Karşınızda bazen muhatapım var,
hani duvar mı var anlayamıyorsunuz.
Bürokrasiyle çok fazla. Eğer karşılaşıyorsunuz.
Benim örneğin. Bu sürecim yaklaşık hani 2 yıl
filan sürdü. Hani ben belgeleri yolladıktan
sonra filan ben türkiye'deyken başvurma şansı bulmuştum.
Çünkü buradaki hastanem ben türkiye'deyken bana bir iş
teklifi sunulmuştu. Ben o iş teklifini
gösterebilirek şey yapmıştım. Hani denklik başvurusu
yapabilmiştim? Eşimin örneğin şeyi yoktu,
herhangi bir iş kabulü falan yoktu.
O buraya geldiğinde örneğin bir buçuk yıl kadar işsiz kaldı,
hani çalışamadı. Bu süreç nedeniyle denklik
sürecine deniliyor. Bu kısımda tıp denkliği yani onu
söyleyeceğim size. Daha sonrasında da işte hani
uzmanlarınız varsa uzmanlık denkliğiniz filan oluyor.
Bildiğim kadarıyla. Hükümet hani yeni bir reform
yapmaya çalışıyor, işte bu sınavların hepsinin merkezi hale
getirip ingiltere'deki gibi direkt olarak hani parayı
yatırıyorsunuz işte sınav merkezi var.
Orada sınava giriyorsunuz ve denkliğinizi o şekilde
alıyorsunuz gibi bir sisteme getirmek istiyor.
Çünkü açık çok fazla. Eee gibi bir durum var.
Hani bu tüm denklik süreci ııı ben sana şeyi sorayım hemen
hani. Geldik diyelim ki hani bu
süreçleri geçtik. Psikiyatride doktor olarak iş
bulmak sence kolay mı? Anayla psikiyatri iş bulmak
kolay çünkü tıp mezunları arasında psikiyatriyi
isteyenlerin oranı az. Bu açıktan dolayı tıp fakültesi
mezunu olan ve. Ben. 40 sene ekim olarak
çalışmak. Şimdi sen solla çoğu kişi birçok
klinikte iş bulabilir. Üniversitesi hastanelerinde ve
araştırma alanında ün yapmış büyük hastanelerde hiç bulmak
zor. Çünkü psikiyatrist olmak
isteyenlerde o ünlü hastanelerin psikiyatri önlerine girmeye
çalıştığı için. Ve tus gibi herhangi bir sınav
da olmadığı için herhangi bir kontenjan falan da olmadığı için
buradaki asistanlık eğitimi ne başlama süreci bir iş başvurusu
yapmak yani psikiyatri bölümünün bölümü başkanı var.
O kişiye işte yazıyorsunuz. Diyordum ki ben psikiyatri
eğitimi almak istiyorum. Sizin yanınızda o bir patron
gibi başvurduğunuz bir çetin sorumlusu gibi sizle iş
görüşmesi yapıyor. Tabii ki bunların kurum
içerisinde farklı personelle ilgilenen bölümünden şeyler de
oluyor bu görüşmelerde ama temel olarak Bölüm Başkanı tamam, siz
burada sandığınızı yapabilirsiniz derse.
O pozisyona girmiş oluyorsunuz ve orada aslandığınızı
bitirebiliyorsunuz. Ama prefar hastaneler dediğimiz
hastanelerde psikiyatrist olarak ya da psikiyatri asistanı olarak
iş bulmak zor bir şey değil. Burada da senin vurguladığın
gibi dil becerisi önemli. Ama yine gerçek.
Duruma baktığımızdan çin'de bulunduğum klinikte dahil olmak
üzere dil becerileri, psikiyatrist, psikiyatrist
standardığını yapmaya yeterli olmayan hatta hekim olanak
çalışmak için bile yeterli olmayan ama açıktan dolayı
çalışabilen insanlar var herhalde zaten böyle 111 buçuk
yıllık bu çalışma 2 yıllık süreçte süpervizyon altında
çalışıldığı için. Iıı yani o bir şey gibi oluyor.
Yurt dışından gelmiş bir doktorun almanya'daki sağlık
sistemine. Uyum süreci gibi oluyor hem de
dil becerilerini geliştirme süreci oluyor.
Yani aynı değil mi bu? Yani Tahsin gibi çok iyi bir
yerden eğitim almış ve uzman olarak gelen bir kişi de aynı
süreçte geçiyor. Oyun süreci anlamında işte
bambaşka bir yerden belki o kadar kaliteli bir eğitim
almamış ama buraya gelmiş birisi de benzer bir süreçten geçiyor.
12 yıl sonra zaten biraz. Nasıl diyeyim?
Kuru elma yaş elmadan ayrılıyor gibi bir şey oluyor yani hani
belirli o uyum sözü geliştikten sonra kişiler işte hangi
becerilerle var, hangi birikimle geldikleri daha.
Görünür hale. Burada bir müzik molası
vereceğiz. Bugünkü müzik parçası olarak
Harran odadan birdhouse'u dinleyeceğiz.
Daha sonrasında tekrar birlikteyiz.
Müzik arasından sonra tekrar birlikteyiz sözü timuçin hocayı
bırakayım. Bir soru soracaktım.
Aslında tabii ikinize de sorulacak soruyorum uzaktaya da
sormuştum. Dil meselesi yaptığınız işi
yaparken ne kadar önemli, hayatınızda nasıl
hissediyorsunuz kendinizi? Çünkü tatil sana Almanca,
ingilizce ve Türkçe biliyorsun bilmiyorum başka dilde biliyor
musun ömer sende? Seçebilir.
Isveçli bir parça ömer sen de bütün bunları artı belki biraz
Fransızca mı biliyorsun? Bunlar ya da.
Ingilizce, Fransızca, Almanca ve Türkçe.
Nasıl geliyor size? Yani almanca'ya da ingilizce ya
da Fransızca hasta ya da ismet caz'ta bakmaz.
Sistemi başvurmak ister misin? Olur yani benim açımdan en başta
çok korkutucu hani ben özellikle hastalarla konuşmayı başladığım
zaman çok şey oluyordum, geriliyordum işte çok
heyecanlanıyordum filan. Hani hayatımda hiç yaşamadığım
bir şeydi bu açıkçası. Yani ilk hastamı muayene ederken
falan yaşamadım. Bir gerilim ve korkuydu
açıkçası. Hani sanki yanlış bir şey
söyleyeceğim, karşıdakine karşıdakine yani.
Ne bileyim yanlış bir tavsiyede bulunacağım.
Hatalı bir şey söyleyecekmiş. Anlayamayacağım değil de o beni
anlayamayacağım gibi yani öyle. Anlamakla ilgili aslında bir
sorunum yoktu. Hani sanki derdimi
anlatamayacağım gibi geliyordu bana en baştan itibaren ama
zaman içerisinde yani 2 buçuk sene oldu.
Benim aşağı yukarı belli bir süre sonra şeye.
Aklınızda bir klinik görüşme formatı oluyor.
Yani her ne kadar bunu desteklemesende bir
yapılandırılmış görüşme gibi bir şey oluyor artık.
Belli bir süresini değil de ve her yerde o öyle.
Oluyor, evet, türkçede de öyleydi.
Benim için belli bir süre sonra artık hani 10'a çıkart
alıştığınız için hem aktarmanız daha kolay olabiliyor açıkçası.
Bir de ya benim eee. Psikiyatri ile ilgili pozitif
bulduğum yönlerden biri de o büyük ihtimalle hani genel bir
hastanede dahiliye cerrahi gibi branşta çalışsaydım belki.
Psikiyatri kadar olumlu etkisi olmayabilir diye düşünüyorum.
Hastalarla hani gündelik sohbetler yapıyorsunuz.
Yaptığınız sohbetler aslında. Yani konuşmalar sizin kendi dil
gelişiminize de katkıda bulunuyor diye düşünüyorum.
Hani günlük hayattaki dil becerilerinizi geliştiriyor diye
de düşünüyorum. O yüzden hani psikiyatrimin
avantajlarından biri olarak düşünüyorum ben her zaman.
Ibrahim, geçen hafta Muzaffer hoca'yı sormuştu, hani korkutucu
mu diye? Hani başka bir dilde psikiyatri
pratiği uygulamak diye bana en. Başta korkutucu demiştim zaten
kendim için, yani 10'a çıkart emek harcamayacağım.
O yüzden gitmeyeceğim gibi ama. Bana en başta korkutucu
geliyordu ama şu an öyle olduğunu düşünmüyorum açıkçası.
Kendimi daha rahat hissediyorum. Belki o yüzdendir ııı
bilmiyorum. Ömer nedir?
Ben ibrahim, geçen söylediği şeye bağlantılı olarak bir şey
söyleyeyim, sonra yabancı dil de psikiyatrist olarak çalışmak
nasıl 10'a çıkart cevap vereyim, ibrahim şey demişti.
Yani uyum sürecine harcanacak e mac.
Türkiye'de kalıp başka bir şeye verilirse.
Sonuçta ya da süreçte ortaya çıkan şeyler daha verimli
olabilir diye ııı kesinlikle haklı.
Yani orada en azından ilk 2 yılda 5 yıl arasında çok başka
bir şeye emek veriyorsunuz. Hani halihazırda varmış
olduğunuz seviyenin. Altına inip.
Bir süre emek verip tekrar olduğunuz seviyeye gelip aslında
ben zaten 5 yıl önce de bu kadar biliyordum.
Ben bu seviyedeyimi gösteririm. Geçen zaman becerilere sahiptim
ama dilim dönmüyordu. Menekşe'yi diyorum, Muzaffer
hoca da söyledi bana soranlar farklı platformlarda hep şey
diyorum önce. Buraya geleceksiniz işte burada
3 yaşında olacağız. 30 yaşına da gelseniz, 40 yaşına da gelseniz
asistan olarak da gelseniz. Uzman olarak da gelseniz sonra 5
yaşında olacaksınız. Sonra 10 yaşında bu olacaksınız.
Sonra 15 yaşında olacaksınız bunu da derken.
Satın ya da anlatmak istediğim şey gerçekten dilin içerisinde
büyüyor insan. Tabii ben kendini ifade etme
becerileri işte bir dili öğrendiğinizde ingilizce için de
hepimizin belki yaşadığı şeydir, ilk yurt dışına çıktığınızda
işte ingilizce kullanarak herhangi bir yerde seyahat
ettiğinizde işte basit bir yerde bir şey alırken bile ben aslında
işte belli bir yaşa gelmiş. Belli bir eğitim almış bir
adamken şimdi işte şuradan dondurma alırken çocuk gibi.
Belim dönüyor değil miydi abi? Zaten bu burada o yabancı dili
öğrenirken de çocukların kullandığı kitaplarla
başlıyorsun. Zaten bu böyle oluyor tabi ki.
Bunu bu bu çok önemli, yani buna hazır olmak ve bunun farkında
olmak. Hem sistemin sizi doktor olarak
işe alan sistemin bunun farkında olması lazım ki o süreçte sizi
destekleyebilsin. Uyum süreciniz ve hayli hazırda
getirdiğiniz becerileri seviyesine hazır ulaşabilir hem
de kişinin kendi zorlanmasını biraz daha kolaylaştırmak.
Hani bu bir süreç bu sürecin içerisinde dil becerileriyle
beraber ben de. Olmuş olduğum yere tekrar
büyüyeceğim gibi bir. Yaklaşım bence.
Süreci kolaylaştırabilir gibi geliyor.
Dendi almanya'da psikiyatrist yani almanya'da kristal olarak
çalışmaya karar verdiğim zaman yüksek lisanslarım bittiğinde.
Önce nöroloji yapayım dedim. Yani nöroloji yılını bitireyim.
Psikiyatri kadar. Dil becerilerinin belki çok.
Ön planda olmadı ya da gerekli olmadığı bir alanı yapayım.
Zaten onu yapmam lazım. O bir yıl nöroloji rotasyonunu
yapmam lazım. O süreçte dili becerilerimi
geliştireyim. Sonra psikiyatriye gideyim.
Hani psikiyatrist olarak ya da yabancı bir dilde.
Sonradan öğrendiniz, ben 28 yaşında geldim almanya'ya.
Sonradan öğrendiğiniz bir dilde. Psikiyatri yetecek kadar dil
becerileri geliştirmek. Ben ben de biraz imtina ettim.
Yani o kadar dil becerilerim gelişebilir mi diye.
Ama sonra bu max blank'la rog maksi bilgiler
üniversitesi'ndeki o programı dördü.
Şey diye düşünmüştüm. Hani yüksek lisans, daha sonra
ben klinidim işte siz dediniz diyor.
Benim içimde klini senlik var. Ben kliniğe geçirdim dedikten 23
ay sonra nörolojide başladım ben asistanlık yapmaya, sonra o
programı gördüm ve dayanamadım da başvurdum programa.
Sonra bir şey oldu. Araştırma ve üniversite eğitim
süreci oldu. Bu orada da zaten psikiyatriye
başlamak zorun durumundaydı. Şey akreditif almadı.
Hani dil ya da idealize ettim. Gerekli dil becerisine sorup
sorgulayacak halim kalmadan direkt seyahatin içinde buldum
acil serviste. Dedenize düşmeden yüzme
öğrenilmiyor tabi o. Yüzden dil becerileri kendi
içerisinde türümün zorlanmaları. Bu şekilde herkesin
yaşayabileceği yaşanarak şu anda ben de.
Yani tahsinden zaman olarak biraz daha tecrübeli olduğumu
düşünürsek Almanya için. Dilim benim için bir engel
olmadığını artık hissediyorum. Bunu da yaklaşık 45 seneden beri
hissediyorum. Hala arma.
Yazı ve dokümantasyon işlemlerinde.
Dikkatli olmazsam da günlük hayatın hızıyla işler yaparsam.
Bir alman doktorun ya da benim pozisyonumda bir kişinin
yapmayacağı. Dikkatsizlik ya da işte hızlı
yazmadan dolayı hatalarım oldu. Yani artık.
Onlarla ilgili de almanya'da şey problemi var ben onları.
Pratikte kullanmak istiyorum ama bu veri güvenliği meselesi
almanya'da bir şey gibi. Elbet evet yani cidden öyleydi
de ben dilin düzeltilmesi kısmını işte.
Bu hala hazırda olan teknik destekleri kullanmak klinik
sistemler içerisinde mümkün değil aslında.
Güvenliği çok. Tabu bir mesele bu veri
güvenliği çok da titiz davranılan bir alan.
Kliniklerde kullanılmaya. Medikal producticti hani tıbbi
bir ürün olarak izin almış şeylerin olması lazım.
Onlar da daha henüz geliştirilmedi.
Geliştirenler de geliştirimler de çok pahalı.
Ama yani bunu şunun için söyledim işte. 10 yıldan 12
yıldan sonra bizde kendinizi. Benim eşim önümde alman ve
günlük hayatımda Almanca çok geçiyor.
Şey normal ve kabul edilecek bir normalcık yani erişkin yaşta
öğrendiğiniz bir yabancı dili ana dilinizdeki dil
becerilerinizin seviyesine değerlenirsek kadar
öğrenemeyeceksiniz. Yani bu beklenti içine girmeye
de gerek yok ama iyi bir psikiyatrist olarak iyi bir
psikoterapist olarak çalışmak için de o seviyede dil
becerisine ihtiyacınız da. Top 2 yok tabi akıskalı hiç
dinlemediniz mi? Anlaşkına konuşurken?
Dimi yani. Eee, ben de şey diyecektim.
Ömer'in ııı bir avantajı da evde 2 çocuk artı eşiyle Almanca
konuşuyor genelde. O yüzden o da ekstra bir katkı
sağlıyor olabilir diye söyleyecektim.
Bazen şey zor olabiliyor. Belirli bir zamanı geçtikten
sonra işte bu 3 yıl olur. 5 yıl olur. 3 işten kişiye farklı ama
evden içeriye kapıdan içeriye girip tamam.
Ben artık Türkçe konuşacağım bir.
Uzaysal alana giriyorum ve ailem çocuklarım var o yani bazen dedi
ya Tahsin ingilizce, Almanca Türkçe hepsi birbirine giriyor
diye. Hani orada bir şey gerekiyor.
Bilinçli farkındalık yani ben artık şu anda Türkçe konuşmam.
Evet ya da Türkçe konuşmak istiyorum.
Çok otomatikleşmiş olabiliyor bazen.
Yani biz kendimiz Türkçe başlayıp 4 cümleden sonra çocuk
Almanca bir şey söylüyor, Almanca devam ediyoruz işte OO.
Diller arası geçişkenlik bazen fark etmeden buluyor.
Öyle de bir isyan var. Evde daha çok Türkçe konuşalım
diyor. Onu ben annemle yaşıyorum.
Tahsin belki dalga geçeceklerini ama bizimkiler zıl zılca ve
Kürtçe konuşuyor. Ben ben aynı şeyi sana soru
olarak soracaktım, ibrahim sen nasıl yaşıyorsun türkiye'nin
içinde bunu diye. Şimdi ben annemle asla Türkçe
konuşamıyorum. Türkçe biliyor, sonra öğrendi.
Bazen tıbbi şeyleri şimdi zazacan'ın tıbbi bir
terminolojisi olmadığı için o zaman türkçe'ye geçmem
gerekiyor. Zazacayı mesela Türkçe
konuştuğumda o kadar yapay ve rahatsız hissediyorum ki.
Peki? Hastalarla konuşurken yani şimdi
muşta çalıştın mecburiz, yaptın bulanıkta.
Has hastalarla muşta da hakikaten zaza ve Kürtçe konuşan
yani bu kırmancı şeyi. Lehçesiyle konuşan insanlar
vardı. Onlarla konuşurken sorun
olmuyordu. Yani hani tanıdık olmadıkları
için Kürtçe konuşuyordum ama orada da şöyle bir sorun
yaşıyordum hocam. Muhtemelen dillerin hani halkın
kendi arasında konuştuğu şey dağarcı dağarcığına işte
psikiyatrik şeyler psikiyatrik. Rahatsızlık ya da sıkıntılar
girmemiş oluyor. Şöyle takip edildiğini düşünen
şizofren hastası da Kürtçe olarak sıkıntı yaşıyorum diye
anlatıyor. Gece uyuyamayan hasta da
sıkıntıya yaşıyorum diye. Aslında ama onun için Kürtçe
konuşması gerekmiyor. Türkçede de aynı şey oluyor ya
yani o dili ne kadar? Yani içinde bulunduğun dile
derdini ne kadar anlattığına da çok alakalı bir şey öyle değil
mi? Yani yine ömer'in dediği yere
gelelim, çok da idealize etmemek lazım.
O anlamda belki bunun. Şey kısmı ııı gerçi doğru ama
ankara'dan muşa gidince şimdi hacettepe'ye gelen hastalar
hatta hastaları bazen düzeltiyoruz.
Hasta diyor ki anksiyeten var. Biz diyoruz ki bir dakika
anksiyete dediğin ne yaşıyorsun onu anlat bize diye
düzelttiğimiz oluyor. Muşta en çok yaşadığın dille
ilgili yaşadığın problem hep daha çok detay istemendi ve
detaya. Dilin sözlükle harcı mı
yetmemesiydi gibi yani onlar tarafından yetmemesi.
Ya da daha ilginç bir şey şimdi geldi aklıma mesela anksiyetin
bedensel belirtilerini anlatmaya daha şey yatkın tabi bilmiyorum
belki tahsinle şeydi. Onun oradaki Türkler için
yaşıyorlar mı bilmiyorum ama. Iıı yani anksiyetenin o daha
subjektif ııı yönlerindense hakikaten bedensel çarpıntı,
terleme hallerini daha çok anlatmaya meyilli.
Oluyorlar. Böyle.
Bende söylediği şeyler çok önemli.
Hem Tahsin hemen yani Tahsin. Zaten öyle bir politikte
çalışıyor. Yani kanka'nın adı kültürler
arası ya da trans kültürel politik yani çalıştığı
üniversite hastanesi'nin öyle bir şeyi var.
Ne deniyor türkçe'de? Bölümü var.
O bölümde zaten bir sürü göçmen kökenli insan biliyor Yasin de
yaşamıştır. Bazen hastalara ya da vakalara
işte dil becerilerinden dolayı biz çağırılıyoruz işte Türkçe
konuşan birisi var, anlamıyoruz ya da anlaşamıyoruz.
Yardım eder misiniz diye. Oradaki tecrübeli Hristiyan
nerede dahil olmak üzere. Durumu çok farklı
değerlendirebiliyorlar işte tansinin oraya gittiği zaman ya
da benim oraya gittiğimde hemen 2 dakikanın içerisinde
şivesinden. Büyük ihtimalle nereden
geldiğini türkçe'nin neresinde doğup büyüdüğünü tüm kültürel.
Kişisel haritasını 2 dakika içerisinde kafamızda
şekillendirebilirken almanya'da olmuş büyümüş ve bunların
hiçbirine bu kültürel dile gelmeyen ama bizim çok kısa
sürede edinebildiğimiz bilgiye sahip olmayan bir kişi, vakayı
tamamen başka bir tanrıyla da tedaviyi yönlendirebiliyor.
Mesela çok yakın zamanda bir örnek oldu.
Bir hasta babam beni çağırıyor diyor.
Babası vefat etmiş ar depresyonu var ve babam beni çağırıyor
diyor ve alman arkadaşlar bunun akustik harrisasyon olarak
yorumlama yapılıyor mesela ama adam şey diyor.
Yani işte benim çökünlüğüm çok ileri derecede ve ben ölmek
istiyorum ya da işte bak beni çağırıyor ben mezara gideceğim
yani diyor ve bu çok dramatik bir gidişata sebep olabilir
yani. Daha düşüncesi ya da işte pasif
intihar düşüncesi olan bir vakayı tamamen işte TLC olmayan
bir vaka ya da sadece izole hallüsünasyonu olan bir vaka
gibi değerlendirilebilir. Bence bu da almanya'nın.
Değil dünyada çoğu ilk başta söylediğimiz yere bağlarsak,
dünyadaki hareketliliğin işte politik, sosyal tüm bu konularla
bağdaşan içeriğin bir gerçeği olarak bizim psikiyatrinin
uzmanları olarak daha ibrahim'in dediği kişinin de ağarcığını
kültürel ve dilsel dağarcığına temas edebilecek seviyede.
Tanımızı değerlendirmemizi ve tedavimizi ulaştırabilmemiz
lazım yani. Işte zaza konuşan teyzem.
Dünyada çip siyasetteki birindeki gelişmelerin ee
paralelinde ve hızında kendi dil ağacağını değiştirmeyecek.
Bizim görevimiz o başka bir hocayı, başka bir hocamızı
anlayayım. Pediatriste motorlu insan
özleyen şey derdi bize. Siz burada hepsini görüyorsunuz
işte anlatıyoruz. Öğreniyorsunuz.
Bir sürü bilimsel içerikten bahsediyoruz ama.
Mehmet amcanın. Yanına gittiğinizde işte zorlu
hizmette Mehmet amcamın derdine derman olabildiğiniz kadar
doktorsunuz. Hani ve bizim bilimsel bir
birikimimiz içeriğimiz. Burada konuştuğumuz bu kompleks
içerik Mehmet amcayı ilgilendirmiyor.
Mehmet amcanın derdi ve biz 10'a çıkart ne kadar derman
olabiliriz ile ilgili ben de yurt dışında psikiyatrist olmayı
biraz onunla bana taştırıyorum. Yani bazen.
Işte kendimin göçmen bir hikayesinin olmasının tedavi
edici bir etkisi olabiliyor ya da rahatlatıcı bir etkisi
olabiliyor. Doğru da tabi çok önemli bir şey
daha var. Dünyada dediğin yere gidiyor ve
olması gereken bu. Ama bir yandan da zamanlar
daraldı akış hızlandı, insanlar azaldı ve psikiyatrinin dünyaya
ve insana bakış tarzı da. Konfeksiyon hale geldi.
Dolayısıyla hakikaten karşısına geçip bir takım check listlerle
konuştuğun zaman bir takım şablon soruları sorduğun zaman
çok kolaylıkla işitsel varsa ne olabilecek olan şeyin aslında
çok daha derin var oluşsal bir anlamı olduğunu görüyorsun.
Dolayısıyla bu ne anlama geliyor?
Senin için ne ifade ediyor? Ibrahim çok güzel söyledi, daha
çok konuşturmaya çalışıyordum ki.
Daha çok anlayabileyim. Anlamayı maalesef kaybedip
adlandırmaya hapsolduğumuz bir yere geldik ki.
Zaten biraz podcast yapıyor olmamız da bununla ilgili
başından itibaren bir anlam arayışındayız psikiyatride.
Ben bir soru daha sorayım mı, vaktiniz var mı?
Daha önce ömer faruk'la telefonla konuşmuştuk.
Tahsinle de zaten hep konuşuyoruz.
Yani buradan türkiye'den merak ettiğim bir diğer hususta
akademideki çalışmalar. Yani yine ikinize de soracağım.
Türkiye'yi belki biraz aşinasınızdır.
Ömer Faruk senin çok bilmiyorum ama türkiye'deki
psikiyatristlerin meşgul olduğu konular metodoloji de dahil.
Iıı almanya'dan bir farklılık gösteriyor mu?
Yani almanya'da şu konular daha çok çalışılıyor ve dert ediliyor
akademik anlamda ya da şu metodolojiyle daha çok
yapıyorlar gibi bir şeyiniz var mı?
Ön. Ben burada belki şöyle cevap
vereyim, yani ben biyolojik psikiyatrinin çok yoğun olduğu
biyolojik psikiyatri araştırmalarının işte bölüm
başkanlarından ve içinden geçtiğim enstitülerin,
hocalarının, kariyerlerinin yatkınlıklarından dolayı.
Bir akademik. Çevrede bulundum.
Bir de şu anda daha da moda olmuş hale gelen işte yapay
zekanın bu makine öğrenme ve pratiktif psikiyatrinin hocamla
beraber. Daha çok bu alanlardaki
araştırmalar. Etrafımda ya da geçtiğim
yerlerde yoğundu ama bu da biraz.
Enstitülerin ya da işte üniversite kliniklerinin şeyiyle
ilgili, yani oradaki. Gidişatı belirleyen bir
değiştirilir. Araştırmalardaki başarılı
akademisyenlerin yönlendirmesiyle ilgili.
Çünkü tamamen fonla ilgili şeyler.
Yani benim bölüm başkanım biyolojik psikiyatriye ağırlık
veriyorsa ve biyolojik psikiyatri araştırmaları için
fonlar alabiliyorsa orada biyolojik psikiyatri ilerliyor.
Ama başka bir klinikte daha. Fenomolojik araştırmalar için
fon bulan ve bu konuda çok yetkin birisi varsa onun olduğu
yerde o da. Konu olabiliyor ya da işte çok
detaylı ve çözünürlüğü yüksek olan bir mr almak için birçok
ekip çalışıp fon başvurusu yapıp onu alıyorsa orada bir sürü MR
çalışması yapılması bir sonraki 10 yılda kaçınılmaz.
Yani biraz şeyle ilgili akademisyenlerin.
Kendi alanlarını ne kadar ön plana çıkardıklarıyla ilgili
yani? Yani ülke genelinde değil de
akademisyenler biraz bu işin gidişatını bekliyorlar.
Ben metodolojik olarak farklılıklar olduğunu
söyleyeyim. Ben de ek olarak ömer.
Yani şöyle. Türkiye'de çalışmalar
retrospektif yapılıyor biliyorsunuz.
Biraz. Dosya taranıyor genelde.
Eee, almanya'da durum biraz daha farklı çünkü büyük ihtimalle
şöyle bir şey var ııı insanların hani.
Eee, zamanla ilgili bir kaygısı yok gibi geliyor bana bir o var
yani ııı orada zaten ya da o orada olmasa bile fonu alıp
başka bir yere de gidebilir. Başka bir kliniğe başka bir
üniversiteye de gidebilir. Öyle bir seçenek de var yani
çalışmasını orada da devam edebilir gibi bir seçenek söz
konusu. Çünkü o yüzden prospektif
çalışmalar daha fazla görüyorum ben açıkçası.
E bir metodolojik farklılık olarak bir de yani araştırma
dediğiniz şey para yani sonuç itibariyle hani para olmadığı
zaman sonuç olarak araştırmayı da kısıtlı yapabiliyorsunuz.
Türkiye'de bu öyle yani hani para yok bu para olmadığı için
de araştırmalar daha kısıtlı konular, daha kısıtlı ya da
bakılacaksa şeyler, prospektif çalışma yapılacaksa da daha önce
test edilmiş protezler üzerinden genelde yürüyen çalışmalar
oluyor işte. Ne bileyim işte şizofren de şu
moleküle bakalım bu molekü. Bakalım gibi oluyor ama hani hmm
şeyde almanya'da biraz daha farklı.
Eee yani. Benim eee.
En çok şaşırdığım şey örneğin yap ben ııı bizim hastanenin
yıllık raporlarını ııı işte bize maille filan yolluyorlar.
Eee, geçen işte aralık ayında yollamışlardı.
Baktım bizim hastaneye sadece araştırma için neredeyse
25.000.000 € fon almış yani 25.000.000 € ile hani.
Çalışıp alabilirsin mesela orta şey bir forvet sonuç alabilirsin
ama Tahsin şöyle bir şey de yok mu?
Hani maddi durum kesinlikle çok kıymetli ama.
Mesela türkiye'de ııı özellikle akademik araştırma haksızlık
etmeyeyim ama doçentlik dosyası doldurmaya indirgenmiş durumda
değil mi? Ya şöyle bazı yerlerde evet, bu
konuda sana katılıyorum. Hani gördüğüm kadarıyla.
Ya burada şeylerin almanya'nın akademik sistemi ve klinik
sistemi biraz farklı olduğu için de belki öyle olabilir.
Hani ömer seninle düşünsün bilmiyorum da hani türkiye'deki
gibi böyle bir şey yok. Hani doçent işte yok.
Yardımcı doçent, doçent, profesör gibi bir sıralama yok
da. Klinik bildiğimiz şey gibi hani
emir komuta zinciri şeklinde hani asistan uzman uzmanın
üstünde eee işte bu oberat sinyal fizyation derinden
doktor, onun da en üstünde şef var gibi oluyor tabi ki de hani
bunların özellikle akademik ya da üniversite, hastane
şeylerinde kliniklerinde mutlaka hani şey olması gerekiyor.
Akademik bir geçmişinin olması da gerekiyor ama hani bazı
kritiklere baktığımız zaman hani o hiç akademik geçmişi olmadan
da hani böyle üst yönetici pozisyonuna gelebilen in.
Bunlar da olabiliyor. Almanya'da öyle bir de farklılık
da var açıkçası. Eee öyle bir ııı şey farklı
oluyor açıkçası hani. Ideal idareci olup olmama farklı
dünyanın her yerinde vardır. Herhâlde de doçentliği bir
tarafa bırakalım. Araştırma bir amaç için
yapılıyor. Türkiye'de mutlaka bir hedef
oluyor. Yani halbuki belki orada kişinin
tek amacı araştırma yapmak olabiliyor.
Yani ömer gitmiş işler, çalışmak istemiş ve bütün hayatını
istese. Para da bulursa nörosence
çalışarak geçirebilir. Başka hiçbir şey yapmadan yani
ucunda bir bir elması havucu şişse olmadan da değil mi?
Doğru biliyorum. Dolayısıyla araştırmayı
koyduğumuz yer ve 10'a çıkart bakışımız farklı olduğu için
belki adına araştırma diye de koymak doğru değil hatta.
Ya burada ibrahim'in dediği şeyi yani biraz şey gibi işte OT
idealize etmek gibi hissediyorum.
Yani burada da habitasyon dedikleri şey türkiye'deki
doçentliğe denk geliyor, onun da standartları var.
Şimdi şu kadar şu kadar birinci o yazar olduğun makalenin olması
gerek. Şu kadar şu kadar infial
faktörünün olması lazım tamamında da 14 tane makalenin
olması lazım. Ben mesela bu süreçte bunu devam
ettirmeden gittim ama içinde bulunduğumu track.
Tüm arkadaşlarımız her görüşmemizde hocamızın bize
söylediği ya da işte bölüm başkanımızın siz bu programın
öğrencilerisiniz ya da siz bu programın içerisindesiniz ve
bizim sizden beklediğimiz şey hepinizin doçent olması
hepinizin bu kontrolünü doldurması ve o tahsinin dediği
yıl sonu raporları da biraz şeyle ilgili hani o 25.000.000
yuvayı alabilmek için sette ideamdaki bu.
Enstitüde. Her yıl işte camasak gibi çok
büyük makal dergilerde yayın yapan hocalar var.
Yani o fonların hoca'nın 5 milyonun belki de 5 milyonu işte
sadece bir tane akademisyen şeyinden dolayı başarısından
hırsından dolayı akademik bilgisinden dolayı yani şunu
demeye çalışıyorum. Hocamın dediği şey doğru
kişisel. Motivasyon, hani araştırmayı
yapmak ve onunla uğraşmak süreci değiştiriyor.
Zaten oraya giriyorsanız. Ve araştırmayla ilgili içsel bir
motivasyonunuz varsa ve işlerde yürüyorsa zaten o sürecin
içerisinde çok. Fazla.
Yoğun bir şekilde çalışıyorsunuz ve klinilikten de biraz muaf
tutuluyorsunuz. Yani o çok büyük bir fark, yani
sizin hocalarınız ve sizin o fona ihtiyacı olan
yöneticileriniz sizde potansiyel yürüyorsa ve siz de bunu
yayınlarınızla ispatlıyorsanız sizin önünüz sadece araştırma
yapmak için ya da araştırmaya odaklanmak için açılıyor.
Aynen gücü de belki bu çok olmayabilir.
Yani bir kardiyopon işte bir sürü anjoyu yapıp aynı zamanda
doçentlik dosyasını hazır etmeye çalışması gibi ya da bir
girişimsel radyolu'n bir sürü vaka yapıp aynı zamanda da işte
yayın yapmaya çalışması gibi. Burada hani araştırma yönü ağır
olan kişiler biraz klinik görevlerinden geri plana çıkıp.
Kendine araştırmaya verebiliyor. Tabii ama sonuçta o araştırma
sonucunda kliniğin aldığı payın ya da neyse grantin ödülün
hepsine sonuç olarak yansıması para olarak dayansıyor olabilir.
Işte çok itibarlı bir yerde çalışıyor olmanın yarattığı bir
güç de olabilir. Böyle bir şey olabiliyor.
O maalesef bu tarafta pek olan bir şey değil tabi yani.
Akdeniz'in doğusunda diyelim. Çok olan bir şey değil.
Araştırma metotlarıyla ilgili de belki bir şey ekleyebilirim.
Yani benim çalıştığım yerde iş bulma yaptığım enstitü.
Münih'teki 2 büyük psikiyatrik dinleye bir enstitüsünde
translasyonel psikiyatri son 5 10 yılda odaklı.
Bu da şu demek, yani psikiyatri ile ilgili araştırmalar
gerçekten hücreden. Hastaya kadar çok katmanlı, yani
bir sürü ücretli çalışması yapan laboratuvarlar var.
Bunların doktor olmayan yöneticileri var, araştırma
akademisyenleri var ama hayvan çalışmaları yapan bir sürü grup
var. Aynı enstitünün içerisinde multi
disiplinler çalışan kedisler var.
Sadece klinik araştırma yapanlar belki bu da bir şey olabilir.
Yani multi disiplinerlik. Buradaki akademik çevrenin ve
sistemin mümkün kıldığı bir şey. OO onu burada ara ara
zikrettiğimiz, takip ettiğimiz yazarlardan da görüyoruz.
Yani bir şekilde. Beşeri bilimlerle ilgili bir
doktora yapmış olabiliyor. Psikiyatristlerin kendisi de ya
da. Dediğiniz gibi nörologlarla
bazen zihin felsefecileriyle beraber de ya da mikro
patologlarla. Beraber çalışmaları oluyor.
Evet, aslında sormak istediğim biraz da böyledir bir şeydi.
Ama herhalde her zaman işin ucu yine paraya çıkıyor.
Yani böyle enstitüler kurmak çok masraflıdır.
Muhtemelen tabi tabi. Hastane örneği şeyden puan
alıyor, destek alıyor eyalet. Hükümetlerinden.
Yok eyaleti hükümete yoktu. Sizin alakası ya o sayede büyük
şeyini kurtarıyor. Yani hem kliniğini kurtarıyor
hem de araştırmanın bir kısmını. Yani almanya'da direkt sağlık
Bakanlığından çok yüksek fonlar alan tahsilli hastanesi gibi
işte müniş max dang gibi. Psikiyatrik ya da psikiyatrik
sağlık merkezleri var. Yani ulusal düzeyde ki sağlık
merkezleri ve bunlar araştırma merkezleri bunların sayısının da
arttırdılar. Son 2 yılda tekrar ve bu da
direkt. Psikiyatri ile ilgili
araştırmaları destekleyen devlet fonu gibi oluyor yani.
O zaman. Bitiriyormuş sohbeti. 60.
Vallahi çok güzeldi, çok teşekkür ederiz.
Daha da konuşulacaklar vardır belki.
Biraz daha uğraşırsak çok çıkacaktır.
Ama yani oldukça ayrıntılı bir şekilde hem ne yaşadığını hem ne
yaşanması ve yaşanmaması gerektiğini anlattın.
Bize çok da güzel anlattın, çok teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederiz. Umarım dinleyenler de almanya'da
psikiyatrist olmakla ilgili bir ön izlenemedim olurlar ve.
Soruları olursa da zaten bir şekilde ulaşıyor insanlar.
Evet, bu yolluluk isteyenler olursa da.
Elimden geldiği kadar artmaya çalışıyor.
Tahsin pot kestin altına istersen senin de
ulaşabilecekleri bir iletişim bilgini eklesin.
Olur musun? Yoksa iş mi almış olursun
başına? Yok yok zaten ulaşılıyor yani
daha çok. Tabi arayan bulur canım artık.
Dünya çok parayan arayan buluyor.
Hocam diyor kesinlikle belki türkiye'ye geldiğinde de eğer
öyle bir imkanın olursa. Ya da düşünürsen aslında belki
türkiye'de kongrelerde belki de bunları konuşmanın.
Belki uzmanla buluşma ya da bütün bunları anlatacak bir
paneller ortamı yaratmanın da iyi bir şey olacağını buradan
tarihe not düşelim de. Birilerinin kulağına giderse bir
işe yarar. Çok teşekkür ederim.
Kendi alışık dinleyicilerimiz. Hoşça kalın.
Ömerle bu keyifli sohbetin sonuna geldik.
Bu. Sohbetin ardından bir ressam ve
resimden bahsedicem resim olarak Berlin sokakları Berlin stres
sine seçtim 1.913 yılında. Lodwichoner tarafından
estağfurullah tarafından çizilmiş bir resim.
Cicnerden daha önce bahsetmiştik.
Almanya ekspresyonizminin en güçlü isimlerinden biri.
Eee dibüke grubunun yani köprü grubunun da kurucularından 20.
Yüzyılın başında özellikle almanya'nın modernleşmesi hızlı
şekilde yabancılaşması ile ilgili resimleriyle tanınıyor.
Bu resimde onlardan biri. Burada aslında gördüğümüz şeyi
şehrin kalabalık caddesi uzun ince maskemsi suratlı insanlar
var. Takım elbiseli erkekler var.
Eee keskin çizgiler var ve çarpıcı renkler var.
Ama klasik bir şehir manzarasından uzak ııı.
Bu da aslında berlin'in özellikle ikinci dünya savaşına,
daha doğrusu Birinci Dünya savaşına yakın dönemde ve
sonrasında nasıl hızla değiştiğini gösteren resimlerden
biri. Bu resmi tercih ettik.
Bugün izi dinlediğiniz için teşekkürler.
Tekrar görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean