Yaşasın İhtiyarlık!
Bu podcast bölümünde geropsikiyatrist Prof. Dr. Özlem Erden Aki ile yaşlanma üzerine sohbet ettik. Ülkemizin yaşlanmaya hazır olup olmadığı hakkında tartıştık.
Prof. Dr. Özlem Erden Aki’nin bölüme adını da veren makalesi için link.
Mine Şenocaklı’nın Ulus’ta ucuz otellerde kalan yaşlı bireylerle ilgili Gazete Oksijen’de yayınlanan haberi için link.
Herkese merhaba dikensiz gül bahçesi vaat etmiyoruz podcastinin yeni bölümüne hoş geldiniz. Ben doktor Tahsin rolas bu podykez bölümünde benimle beraber profesör doktor Cemal paşaoğlu, profesör doktor timuçin oraya doktor doktor ibrahim aylak benimle beraber bunun dışında konuk olarak da profesör doktor özlem erdem, akif'i biz de beraber. Özlem abla abla diyeceğim. Hani daha önceki konuklarda hoca demiştik. Neden abla dediğim konusuna da değineyim. Özlem ablayla biz beraber çalıştık görüşlerine fazla bir süre ibrahim de aynı şekilde.
O yüzden hani bir samimiyetimiz olduğu için abla diye sesleneceğim. Bu podcast boyunca da onu söylemiş olayım. Kendisini ben kısaca tanıtayım. Daha sonrasında konuşmaya başlayalım. Neler konuşacağımız üzerine de biraz sohbet edelim. Kendisi 2.002 yılında biz tiyatro uzmanlarını anmış, daha sonrasında 2 yıl kadar bir Amerika tecrübesi var. O dönemde bir obseber olduktan sonra aynı zamanda girop psikiyatri fologu olarak da çalışmış ve o zamandan beri giro psikiyatri alanıyla ilgili.
Hem klinikte hem araştırma bakımından çalışmaları mevcut.
Özlem abla eee. Uzun süredir hacettepe'de çalışıyor ve hacettepe'nin geor psikiyatri eee nasıl desem? Bölüm sayılabilecek bir şeyini polikliniğine de aynı zamanda idare ediyor. Kendisinden çok fazla şey öğrendik. O yüzden bu potketin de aynı şekilde verimli olacağını, düş geçeceğini düşünüyorum ben. Ben özlem ablaya söz vereceğim, belki hani bir kaç şey söyleyeyim. Gerek psikiyatrinin neden önemli olduğu ya da bugün konuşacağımız, özellikle demaslanın vesaire neden önemli olduğu ile ilgili birkaç şey de söyleyeyim.
Şimdi şöyle nüfus yaşlanıyor. Yani bu sadece dünyaya özgü ya da işte gelişmiş ülkelere özgü bir durum değil artık. Hani türkiye'nin nüfusu da yaşlanıyor ve yaşlanmaya başladıkça özellikle 65 yaşından sonra 70 yaşından sonra. Alzheimer gibi demsler'ın sıklığı oldukça artıyor. Eee. Bu açıdan baktığımızda bunun dışında aynı zamanda yaşlılık, depresyona ve başka komorbiselerde buna eşlik edebiliyor. O yüzden önemli bir alan georopsikiyatri burada geronto psikiyatri diye bahsediyorlar. Almanya'da türkiye'de georo psikiyatri diyordu.
Klip ben hep ikisinin arasındaki farkı çok merak etmiştim. Eee biraz baktığında hani gero psikiyatriye direkt hani yaşlılık psikiyatrisi gibi şey yapmışlar. Çevirmişler. Geronto psikiyatriye böyle daha çok yaşlanma biliminin psikiyatrisi gibi çevren yazarlar olduğunu gördüm. Arada öyle bir fark olduğunu biliyorum. Bir de ben yani. Işte ibrahim cem hoca ve timuçin hoca beni biliyor ben. Başlarken. Yani mesleki hayatıma daha çok emir kremelin olmak istiyordum ama o şiarla çıktığım yolda almanya'ya geldiğimden beri alios alır biber çalışmaya başladım.
Bir yandan demos polikliniği yapıyorum. O yüzden de sevdiğim bir alan. Bazen bana şey gibi geliyor açıkçası. Hani geronti psikiyatride çalışmak yani bulmacanın ya da pazarın son parçasını tamamlamak gibi geliyor açıkçası. Çünkü her şey yerine oturmuş oluyor. Ben sadece bir parçayı yerine takıyormuşum ve hani o rahatlık hissini alıyormuşum gibi hissediyorum. O açıktan sevdiğim bir branş. E bu kadar uzun bir girişten sonra eee ben sözü size bırakayım abla eee ben size şey sorayım. Hani yarı psikiyatriye hani nelerle uğraşıyor, ne yapıyorsunuz onu sorayım.
Öyle başlayalım. Daha sonra devam edelim istiyorsanız. Tabi ki öncelikle çok teşekkür ederim. Beni davet ettikleri için tüm ekibe benim çok hakikaten çok sevdiğim, çok saydığım bir ekip. Ben de hem timuçin abi cem abi diyorum ve bizim çocuklar diye bahsediyorum ibrahim ve tahsinden. Çok mutluyum. Burada olmaktan gerçekten. Şöyle. Ben de aslında tahsine benzer bir macera yaşadım. Ben de psikoterapist olmak için psikiyatriye başlamıştım. Sonra tezimi bağımlılıkla ilgili yaptım. Alkol bağımlılarıyla ilgili bir tez yaptım.
Orada bağımlılıkla ilgilenmek istemiştim. Sonra bir şekilde Amerika macerasıyla girer. Psikiyatri alanı atıldım. Hakikaten hiç istemeden ve hiç sevmeden başlamıştım. Rahatlıkla itiraf edebilirim. Fakat çok sevdim, çok sevdim, çok keyif alarak yaptım. Hala da keyif alarak yapıyorum. Şöyle bir şey, üçüncü gözdü galiba çok asistarken gençken okuduğum psikoterapi kitaplarından bir tanesinin ön sözü idi. Bu tanınmış bir psikoterapist her gün psikiyatrist olduğunuza lanet etmiyorsanız, iyi bir psikiyatrist değilsiniz.
Ben de görüp psikiyatri için bazen böyle düşünüyorum. Her gün lanet etmiyorsanız iyi bir gero psikiyatrist değilsinizdir diye düşünüyorum. Şimdi yarı psikiyatri çok önemli bir alan. Evet hakikaten yaşlanıyor bütün dünya. Fakat herkes eşit yaşlanmıyor. Bazı Avrupa ülkeleri belki Japonya daha gelişmiş ülkeler. Hazırlanarak yaşlanıyorlar. Yani yaşlılığa hazırlanarak girebiliyorlar. Bu yaşlı toplum şeyine sınıfına Türkiye ise. Maalesef bunlardan bir tanesi değil. Çok sevdiğim bir gerontolog, bir sosyolog özgür arun vardır.
Akdeniz Üniversitesinde antoloji alanında çalışan o söylüyor. Türkiye çok yoksul ve çok hazırlıksız giriyor. Yaşlanma dönemine ve Türkiye yaşlı bir toplum. Hani biz öyle yaşlanan bir toplum falan değiliz. Baya baya yaşlı bir toplumuz hep topu 10 15 sene gibi bir süre içerisinde de çok yaşlı toplumlardan bir tanesi olacağız. Şimdi. O kadar çok hani konuşacak şey var ki. Ama bugün. Okuduğum bir haberle belki başlayabilirim. Haberin tamamını okumadım. Oksijen gazetesinde yayınlanan birtakım röportajlar ve haberlerden haberim oldu.
Öyle söyleyeyim. Ankara'da ulus civarındaki ucuz otellerde 65 yaş üstü yaşayan pek çok insanın olduğu yönünde bir haber. Çünkü 16 17.000 TL emekli maaşları var. 200 ila 400 TL arası günlük kiraları var. Bu otellerin işte yaklaşık 6.000 ila 12.000 TL arası otel parası verip kalanıyla da geçinmeye çalışan tek başına yaşayan pek çok yaşlı insandan bahsediyor. Haber dediğim gibi çok aynısını bilmiyorum ama.
Biz maalesef çok çok yoksul giriyoruz. Yaşlılık yıllarımıza. Çok aileye yükleniyoruz. Ben bunu her gün görüyorum ama şimdi hani yaşım daha kemale erdikçe çok daha fazla işin içerisine girdikçe farklı. Toplumsal gruplarla işte dayanışma içerisinde başka alanlara el attıkça ve çok çok hasta gördükçe bunu fark ediyorum. Bizim ailelerimiz inanılmaz yüklenmiş durumdalar. Yaşlının bakımıyla ilgili şimdi benim dilimde de fark edecekseniz yaşlı ayrımcılığı çok yaygın. Eee ve dünyada en az bilinen ayrımcılık türlerinden bir tanesi, yaş ayrımcılığı ve bunların içerisinde yaşlı ayrımcılığı çok fazla gençlere karşı da ayrımcılık olduğundan bahsediliyor.
Ama en çok işte ırk, cinsiyet, etnik köken biliriz. Fakat yaş ayrımcılığı ya ikinci, üçüncü sırada ve hiç görünmeyen bir ayrımcılık türü. Çok ilginç bir tarafı var. ırk ayrımcılığı hani belli bir ırk sarı ırkı sevmezsiniz. Çünkü siz beyaz ırktansınızdır işte belli bir etnik grubu sevmezsiniz. Belli bir mezhebi sevmezsiniz. Kadınlardan nefret edebilirsiniz. Bir cinsiyeti ayrımcılığı yapabilirsiniz. Burada hep bir ötekini ayırırız. Yani ötekinden bahsederiz. Ötekine karşı yaptığımız bir an önce. Yaş ve yaşlı ayrımcılığı çok ilginç, yeterince şanslıysak bir gün içinde olacağımız bir gruba karşı yaptığımız bir ayrımcılık.
Yani şimdi ben bu ayrımcılığı dilimde ya da işte gündelik hayatında yaşıyor ve gösteriyorum. Genç bir insanım diyelim, 40 yıl sonra yeterince şanslıysam herhangi bir hastalık kıza bir şeydi affetti. Ölmezsem ben o dışladığım ötekileştirdiğim, ayrıştırdığım grubun içerisinde olacağım. Fakat çok yaygın ve hiç bilinmiyor. Çok fazla söz edilmiyor, çok fazla gündeme gelmiyor gibi pandemide çok gördük. Pandemide çok dikkatimizi çekti. Hepimizin gerçekten pandemiden sonra bir miktar konuşmaya başladık ama yine de hani dilimize yerleşen bir şey.
Ben kendimde de bunu çok yaşıyorum. Işte yaşlanın bakımı diyorum. Yaşlı bireylerin bakımı, yaşlı insanların bakımı değil de yaşlının bakımı. Sıfat ve şey isim birbirinin içerisine geçiyor burada. Çok dile yerleşmiş maalesef devletler, hükümetler, kamu politikalarını yürütmekle görevli kişiler de yakınlarda hani böyle açıklamalar siz de hatırlarsınız. Kimdi bakanlarımızdan bir tanesi. Eskiden emekli aylığı bağlıyorduk ama insanlar bu kadar uzun yaşamıyorlardı. Şimdi emekli aydın bağlıyoruz, insanlar çok uzun yaşıyorlar, yetişemiyoruz diyorlar.
Hani her kademe de ve her kurumsal kademede de maalesef çok fazla dile yerleşmiş durumda. Ama devletler için iş kolay aileyi yükselt ailenin kutsallığından bahset büyüklerimiz ne kadar kıymetlidir? Eee gidelim ellerini öpelim de ve aileyi öne sür tabii aileyle kastım daha çok kadınlar elbette ki öne sürme, hani yaşlı insanların bakımlarını üstlerine yık çok şey. Çok kolay bir iş. Hakikaten böyle bir şey. Şimdi böyle bir giriş yaptıktan sonra belki bir soru alabilirim çünkü dediğim gibi benim çok gideceğim yön var.
Yani çok güzel şeyler söyledin. Özlem girer girmez ağzına sağlık, ben daha hafifleteyim. Sonra sertleştirelim konuyu yine ben psikoloji bölümünde öğretmenisiyken de hep şey söylemeye çalışırdım. Çok sayıda psikolog var. Giderek daha da artacak 8 olan sayı seksene çıktı. Vakıf üniversitelerin para kazanması gerekiyor. Dolayısıyla psikologlar işsiz, hepsi klinik psikolog olmak istiyor ve hepsine önerim şuydu, 2.030 yılından sonra Türkiye artık yaşlı bir devlet olacak. 2.050 yılında artık gerçekten yaşlı yaşlı sayısının gençlerin birkaç katı olduğu bir yere doğru gidiyoruz.
Gelecek gero psikolojik gero psikiyatri de. Dolayısıyla bunu yapın. Bir şey yapacaksanız bunu yapın. Ama sen de çok güzel söyledin. Devletin böyle bir yazıları da zaten yok. Bireysel bazda ki hazırlığını da hiçbir önemi yok muhtemelen. Tahsin girerken geero psikolojik polikliniği yapıyor. Görev psikoloji özür dilerim, georosiklik yapıyor bir. Aslında bilim dalları var ve ayrıldı dimi mesela jettepe'de yok. Başka yerlerde var mı bunun? Hani üniversite ve devlet nezdinde politikası ne? Nerede eğitmeyi ya da eğitilmesini planlıyor devlet.
Derin ya da geronto psikiyatristlerin. Anladım şöyle, biz aslında birkaç sene önce geriatrik, psikiyatri ayrı bir bir üst ihtisas dalı olsun diye başvurmak istedik ve birtakım girişimler yapıldı fakat kabul edilmedi. O dönemde yanlış hatırlamıyorsam timuçin abi siz de dernekteydiniz. Sadece askeri psikiyatri bir üst titisası olarak kabul edildi. Şimdi yavaş yavaş tekrardan aslında bu konuda bizim girişimlerimiz var. Şeyde yine tepeden'in içerisinde görüp, bilim, bilimsel çalışma biliminde böyle bir şey girişim için tekrardan uğraşmaya başlayacağız.
Çünkü hakikaten bu özel bir alan farklı bir alan.
Ben mesela bir sene yaptım. Pheli olduğu çok yoğun bir çok yoğun bir eğitimden geçiyorsunuz. Dahiliye bilmek gerekiyor. Biraz nörolojiden anlamak gerekiyor. Tabii ki bolca psikiyatri bilmek gerekiyor. Oldukça yoğun bir eğitim alıyorsunuz. Biz de henüz böyle çok ııı dediğim gibi çok şey değil. O alan çok hareketli değil ama yavaş yavaş bu ihtiyacın olduğu görülmeye başlanıyor aslında sah. Konusunda kadınlar atıyor, belediyeler adımlar atıyor. Hani yaşlı sağlığıyla ilgili birimler kuruluyor, uğraşılıyor ama bizim siyasetimiz içerisinde maalesef yani ben de alzheimer derneğinde çalışırken çok girişimlerimiz oldu işte gündüz bakımevi, yaşlı bakımevi, alzheimer şeyi, alzheimer evi gibi pek çok girişimlerimiz olduğunda hep bir duvara toslamıştık.
Çünkü biriyle çalışmaya başlıyorsunuz. Tam bir şeye başlayacaksınız. O görevden alınıyor, yerine birisi konuluyor. O zaten sizinle çalışmaya hevesi de olmuyor. Ya öyle bir zihni yok ya başka bir ekip ısıtıyor ama sonrasında ufak ufak adımlar atıldı. En azından belediyeler ev attılar, el attılar. Bu konulara bu alanlar gelişecek gelişmek zorunda. Çünkü yani devlet oradan bakmıyor. Ben derslerde de o zaman dönemin Başbakanı her yerde işte evlenin 3 çocuğunuz olsun diyordu. Ben de diyordum ki. Işte ya bu ne tuhaf bir şey filan dediklerinde yok çok haklı, doğru söylüyor.
Nüfusu gençleştirmeye çalışıyor ama yolu mu değil? Yani nüfusu gençleştirmek sadece genç nüfus yetiştirmekte olmuyor ki, yaşlılara bakmadığınız zaman hele senin baktığın perspektiften bakınca yaşlılığın ötekileştirildiği bir yere doğru gittiğimiz zaman. Hiçbir şey yok ve bir devlet politikası gerekiyor. Gerçekten bununla ilgili ama bu yok maalesef. Yani nüfusu gençleştirmek üremekten geçmiyor. Peki bir şekilde söylemek gerekir herhâlde? Şimdi bu üreme ihtiyacı bütün dünyanın derdi doğurganlık hızı mıydı?
Onun adını tam hatırlayamıyorum ama hani %2 olması gerekiyor ki şu andaki nüfusu koruyabilesiniz. Benim yanlış biliyorsam lütfen uyarın ama türkiye'de %1 nokta dörde düşmüş. Evet, evet çok yeni açıkladılar, o rakamları evet. Evet ama bunun olacağı biliniyordu aslında. Yani ben şöyle projeksiyonlar tahsincim, sen de katkıda bulunabilirsin. 2.000 yüze kadar dünya nüfusu artacak ama 2.100 civarında 2.100 yılı civarında yavaş yavaş artık bir dünya nüfusu bir doygunluğa ulaşacak ve ondan sonra azalmaya başlayacak.
Diye bu projeksiyon sanki belki daha da erkene çekilecekmiş gibi bir hissim var. Benim orada bütün dünyada bu doğurganlık hızındaki azalma yaşanıyor. Şimdi. Yani yaşını tabii. Şimdi dikkat ederseniz hemen olumsuzluklardan konuşmaya başladık. Yaşlılık, yaşlılık, psikiyatristi işte demans, ölüm bakım ihtiyacı aslında. Yaşlılık çok da güzel bir dönem. Ben yaşım ilerleyince aslında bunu fark ettim. Bazı kaygılardan arınıyorsunuz, bazı endişeler bitiyor. Gençlikte kendinize dert ettiğiniz şeyler bazı dertler bitiyor aslında hani.
Ben daha yaşlı tanımına girmiyor benim yaşım ama daha şimdiden aslında bazı tatlı taraflarını yaşıyorum. Ben bunun hani ileride bir yaş emekli olma kendine zaman ayırabilme dediğim gibi o gençlikteki o koşuşturma yap, bana gereken şeyler var. Yetiştirmeniz gereken işler var. Oysa belli bir yaştan sonra hani. Dünyanın önce hıza çok kıymet verip hâlâ çok kıymet veriyoruz. Kapitalizm zaten daha hızlı, daha seri daha fazla diye bizi zorluyor ama hani o yavaş şehir yavaş yemekler falan keşfedildi işte.
Son 10 20 yılda aslında yaşlılığında böyle çok kıymetli bir tarafı var. Hani yaş yaşlanmak yavaşlamaktır diye anlatırım ben genellikle. Yaşlandıkça yavaşlarsınız, sanki kötü bir şeymiş gibi görünür bu işte bilişsel testlerde zihinle ilgili testlerde, yaşlıya göre ayarlarız. Biz genç bir insanın 5 dakikada bitirdiğini, yaşlı insan 15 dakikada bitirir şeklinde hep anlatırız. Yavaşlamak hep çok kötü bir şey. Kim söylemiş yavaşlamanın çok kötü bir şey olduğunu ilk günümüzdeki dünya aslında bize bunu söylüyor.
Eee. Oysa yağışlımak hakikaten çok da hoş bir şey. Çünkü yaşadığınızı sindiriyorsunuz. Yavaşlamadan bir şey üretmeniz mümkün değil. Yani yavaşlıkla sindirerek, dinleyerek. Oradan bir takım çıkarımlar yapıp derinleşerek bir şey çıkartabilirsiniz. Derinleşmeden hiçbir şey üretemezsiniz. Günümüzdeki kültürde de bunu görüyoruz ya derinleşemiyoruz. Pek çok insan kitap okuyamıyorum diyor. Elimde bir telefon devamlı telefonda kaydediyorum. Bir şeyler yapıyorum işte. Yaşlılık aslında insana bu imkanı veriyor.
O hız ve o koşturmacadan çıkıp derinleşebiliyorsunuz denilebileceğiniz bir dönem ama nasıl başka dertler yoksa başka kaygılar yoksa kapınızda yoksulluk beklemiyorsa kapınızda hastalık ve ben bunlarla nasıl baş edeceğim? Ben nasıl para yetiştireceğim dertleri beklemiyorsa eğer yaşlılık pek çok anlamda çok güzel bir dönem. Mahsulünüzü görüyorsunuz hani çocuk sahibiyseniz? Çocuklarınızın büyüdüğünü ve çok hoş birer yetişkin olduğunu görüyorsunuz. Ne bileyim bizim gibi akademisyenseniz işte bir kitabınız çıkıyor.
Bir şeyler artık üretmeye başlıyorsunuz, onları görüyorsunuz. Bunlar yaşlının çok güzel tarafları. Elbette ki hani bunları da bir göz önünde tutmak gerekiyor. Yeterince yumuşacık herhalde timuçin abi. Kesinlikle ağzına sağlık kanka? Özlem hızın o kadar önemli olmadığı zaman da aslında antik zamanda da aristoteles. Vaktinizin ve paranızın olması lazım felsefe için, yani dolayısıyla bilim için. Eee diyordu ııı şimdi sözünü ettiğin şey aslında daha farklı nedenlerle gene oraya geliyor. Vakit ve. Mümkünse nakit tabii ki işe yarıyor.
Bir de sana bir sorum olacak bu yaşlılıkla ilgili sigmayı. Tabii isimler çok önemli ya eee mesela sinir statizm lafı ııı, yaşlı lafı yerine amerika'da veya işte ingilizce konuşulan ülkelerde geçiyor. Bizde böyle bir şey sence bulabilir miyiz? Daha yumuşak bir ifade.
Çok tartışmalı tabii ki biz de. O kadar yüklü değil gibi. Biraz da bu amerika'daki politik doğruculuk benim biraz hep cem abi hani. People demeyelim out demeyelim elde demeyelim. Ben bunu derslerimde de çok kılığım. Hani ne değil Mahmut mu diyelim, hani orada böyle bir şey var. Biz de o kadar yok yani. Benim de hiç hoşuma gitmeyen bir vok akımı var. Hı? Politik, doğruculuk ve benzeri onda tamamen sana katılıyorum da. Her şeyin içini boşalttıkları. Evet, evet, hatta benim şöyle bir deneyimim oldu sanırım 2.000 onların sonu.
Ben bir ufak bir editöryal yazdım. Bir dergide başlığın da yaşasın ihtiyarlık diye koydum. Sevgili Orhan hoca. Hani bir gözden geçirilmesi istenmişti Orhan Öztürk, doktor Orhan öztürk'i ihtiyarlar çok itiraz etti. Hani bu çok. Uygunsuz ötekileştirici, ayrımcı bir dil niye ihtiyar diyorsun? Hani neden daha başka bir şey demiyorsun? Oysa ben orada bunu çok bilerek kullandım. Yani bir bir manifestoydu. Benim yazdığım aslında o editoryal yani. Eee, çünkü şeylere falan da böyle. O kadar yaygın ki işte bir sürü insanla arkadaşlığı duygaya geliyorsunuz.
Birisi diyor ki yaşlandık artık öbürü diyor ki hayır yaş aldınız, yaş alıyoruz hepimiz. Fazla yapay geliyor bana böyle şeyler valla ben dün düz yaşlanıyorum, yaş boşanmıyorum. Ben hani bildiğiniz düz yaşlanma benimkisi başka bir şey değil. O yüzden açık söyleyeyim. Çok hani adlandırma ya çok fazla kıymet vermiyorum. Altını doldurmak çok daha kıymetli bence. Çok iyi anladım. Aynen Orhan hoca aslında onlara ne yüklettiğimizle belirlenir. Bu işler de derdi hep. Yani bu bunu karşılamıyor. Çeviri olarak dediğimiz zaman ama onun işte onlar bu anlamı yükleyerek içini doldurmuşlar.
Diye bizi uyarır da bir takım yeni Türkçe sözcükler içinde. Hâlbuki ihtiyarlık sigortası kanunu 1.949 filan 48 49 olsa gerek. Ya adı bu çünkü. Onu doğru. Dağın içinde ihtiyarlık, sonra onun adı yaşlılık yaşlanmak işte efendim ıslanmakla eşdeğermişti. Onun için yaş almak koyalımmış filan gibi dediğim gibi hepsinin içi boşaltılmış oluyor. Bana sorarsanız da gerçekten. Evet. Evet, güzel bir şey itti var. Ben bence de heşlem ama şöyle yaşlanmak, yakın zamanda bir arkadaşım küba'ya gitti ve küba'dan izlenimlerini paylaştı.
Hayatımda gördüğüm en sağlıklı yaşlılar var orada dedi. Küba'da çok ileri yaştalar Arnavut kaldırımlı yollarda 8 seki yürüyorlar. Bizim yav ayağımız burkuldu. Ya topuğumuz takıldı. O yaşlar bizden daha iyi yürüyorlar dedi. Yoksul bir ülke işte elektrik kesiliyor, su kesiliyor, pek çok şeye ulaşamıyorlar. Ambargo var falan filan ama şili söyledi. Sanat ve spora çok önem veriyorlar. Ben küba'yı görmedim. Çok ilgiyle dinledim ondan. Genç çocukluklarından bu yana yani sanata ve spora yönlendiriliyorlar.
Onlar çok daha önemli bir şey var. Aç kalacağım. Ve sokakta kalacağım kaygısı yok. Öyle bir memleketi iyi yaşlanırsınız. Çünkü evi devlet veriyor. Size belli bir gelir var yani herkes. 3 aşağı 5 yukarı eşit aç kalıyorlar. Set birlikte aç kalıyorlar. Yani bütün memleketi aç kalıyor. Birisi aç, kendi yeri tok değil, şimdi gelecek kaygınızın olmadığı bir yerde hakikaten iyi yaşlanırsınız. Biz şöyle bir şeyi var işte, nasıl iyi yaşlanırsın görürsünüz pek çok.
Haftalık gazetelerde günlük gazetelerde korkunç bir anti aging sayfaları çıkıyor. O yani böyle sayfalarca anti aging nasıl yaşlanmaktan korunuruz, nasıl daha uzun yaşarız onu alın bunu yiyin. Onu yemeyin onu da kulağınıza sokun falan hani? Pelemerlerinizi uzatınerlerinizi. Uzatın başka yerinize uzatın, yani inanılmaz bir şey. Hani nasıl kazık çakıyorsun ta o başka bir şey ya her şeyin bir sonlanması lazım. O ayrı o ayrı bir mevzu oraya gireriz. Ama burada sorun şu yaşlandıların bütün sorumluluğunu bize yüklüyorlar.
Pideye yüklüyorlar. Şimdi gençken de yoksul insan zaten yoksul yaşlanacak. Gençken ancak karnını doyurmuş, o dişleri dökülmüş ne bileyim doğru besini alamamış erkenden işte karaciğeri yağlanmış sadece karbonhidrat da beslenmiş şekeri çıkmış, tansiyonu çıkmış bir insan. Tabi ki kötü yaşlanacak. Yani bu insanı sağlıklı yaşlanması bekleyemezsiniz ama bu da işte hep kişiye yükleme. Her gün şu kadar yürüyün her gün şunu yapın bunu yapın. Bazen annem şöyle söylüyor işte, her gün bir tane nar yememiz lazımmış.
Özlem, her gün işte yarım kilo brokoli yememiz lazımmış. Özlem anne diyorum. Hangi arada hangisini yiyeceksin hani? OO da işin ayrı bir boyutu ama bu kadar bire yükleyemezsiniz. Şu babanca bunu çok iyi gösteriyoruz. Siz orada o gelecek kaygısını o endişeyi yok ettiğinizde o insanları sağlık kılmak, sağlıklı kılmak için devlet olarak baştan beri uğraştığınızda hani orada gerçekten bir hani başka sorunlar olabilir ama herkes en azından güzel yaşlanıyor. Kabaca eşit yaşlanıyor diyebilirim. Küba çok küçük bir ülke diyenlere de cevaben daha büyük ülkeler olduğunu da hatırlatmak lazım değil mi?
Aslında bu politikayı güden. Tabii ki tabii ki tabii ki tabii ki öyle. Burada küçük bir müzik molası verelim. Bugünkü müzik parçası olarak öteden hırkansı christmas isimli parçayı mevsime ve zamana uygun olarak dinleyeceğiz. Siz daha sonrasında tekrar birlikteyiz. Müzik arasından sonra tekrar birlikteyiz, sohbetimize devam edebiliriz.
Abla mesela bu yaşlıların şey olması damgalanmasıyla ilgili belki son zamanlarda daha da artmıştır. Bu konuştuklarımızın aksi yönde şöyle bir söylem var. Dünyanın işte ya da siyasetin yaşlılardan kurtulması lazım. Gibi. Yani o siyasetçilerin yaşlılık karşıtı politikaları var. O yaşlı siyasetçilerin, gençlerin. Bu yaşlılardan kurtulmamız lazım işte artık mesela hatta yaş sınırı olsun vesaire deniyor. Buna nasıl bakıyorsunuz? Yani biraz paradoksal gibi görünüyor ama. Aslında hiç paradoksal değil. Ibrahimciğim orada kastedilen o kişinin gerçek yaşı değil, zihin yaşı aslında bakarsın sen hep öyle okuyorum onu o kişinin zihin yaşı yani ne kadar eski bir yerden bakıyor.
Hani belli bir şeye tutunuyor aslında bir muhafazakarlık, bir belli bir çerçevenin dışına çıkamama. Hani bu da yaşlılar tabi bir pejoratif bir bakışla ilişkilendirebiliriz. Hani çok dili kurcalarsan orada. Tüm bu olumsuz nitelikleri o yaşlılıkla ilişkilendirme gibi duruyor ama bence bu çok olumsuz bir şey değil. Gerçekten hani orada bir kronolojik yaştan bahsedilmiyor? Eee, ben 10'a çıkart çok olumlu bakıyorum ve gerçekten siyasetin çok yaşlılardan kurtulması gerektiğini ben de düşünmüyorum. O tekrar söyleyeceğim, bahsettiğim şey kronolojik yaş değil.
Gözü çöplükte kalmış yaşlı erkekler kurtarılması gerekiyor diyorlar sık sık. Hani şöyle, evet, evet. Doğru. Peki şimdi. Yaşlılığı tabii.
Yani yaşlı ruh sağlığı ve koruyucu.
Tıp yaklaşımıyla bir bir halk sağlığı meselesi gibi görmek ayrı bir konu. Maalesef bunun olmadığı zaten altını çizerek birkaç kere söyledin zaten. Ve dolayısıyla neyle karşı karşıya kalacağını gerçekten tıpkı su ortadan kalktığında zorlaştığında fark edecekleri gibi. Yani Konya ovasında obruklar artık dünya çapında haber oluyor ama biz yokmuş gibi davranıyoruz. Bu nüfusta yaşlanıyor ve evet bireysel önlem alabilenler alacak ama bu yoksullaşmayla birlikte. Maalesef çoğu da alamayacaklar filan. Öte yandan yani tedavi edici hekimlik anlamında ne kadar hazırlıklıyız ya da ne yapılması gerekir?
Evet o da tabii çok hani çok başka bir boyut. Bireysel olarak bakarsak hani tek tek yaşların bize gelişlerine bize ulaşmalarına bakarsak? Yaşlılık özel bir dönem hani tek bir dönem değil, belli yaşlar var, belli yaş aralıkları var. Ama şunu biliyoruz. Yaşlandıkça yıllar geçtikçe vücudumuz da değişiyor. Zihnimiz de değişiyor, beynimiz de değişiyor. Hani nolojik, psikiyatrik ve organik bedensel pek çok değişimler yaşamaya başlıyoruz. Belli bir yaştan sonra ben bedenle ilgili kısmını çok fazla bilmem gördüğüm kadarıyla hani genel tıbbi bilgim kadarıyla biliyorum elbette ki.
Ama, hani genel bir işte yaşlanma halinden bahsedebiliyoruz. Zihinle ilgili kısmına gelirsek ise. Yaşlandıkça tabii. Farklı şeyler ön plana çıkmaya başlıyor. O yaşlının işte backgroundu, eğitimim, aile ilişkileri, geçmişten getirdiği diğer ilişkiler, arkadaşlıkları, karakter özellikleri, genetik yatkınlıkları. Sağlıkla ilgili okuryazarlığı sağlıktan neyi anladığı, neyi beklediği yaşlanmaktan, neyi anladığı, neyi beklediği. Yalnızlıktan ne anladığı onunla nasıl baş ettiği, hayatla nasıl baş ettiği gençlikteki pek çok şey yaşlılığa taşınıyor.
Bazen olumluya bazen de olumsuza doğru evriliyor. Yaşlandıkça. Şimdi gençlikten donanımlı gelenler benim ben daha isterseniz böyle kendi hani gördüklerimden bu oldukça uzun zamandır. Ben hakikaten sadece yaşlı kişileri görüyorum. Bu zaten çünkü diğerleri her yerde bulunur ama senin gördüklerin çok önemli ve çok değerli. Çok teşekkür ederim tabii şöyle, gençliklerinden donanımlı gelen insanların yaşlılıklarında hakikaten kurabiye gibi olduklarını düşünüyorum. Ben hani o insanlarla konuşmaya doyamıyorsunuz.
O insanlarla birlikte olmaya doyamıyorsunuz. Çok nasıl? Nasıl derler? Çok gelişmiş. Varlıklar olduklarını düşünüyorum. Ben bu tarz yaşlıların bu tarz insanların çünkü zaten hani gençlikte de çok iyi bir birikimleri var. Çok iyi ilişkiler kurmuşlar. Etraflarıyla dünyaya bakmışlar, birlikte olmuşlar başka insanlarla hem hal olmuşlar. Ve bunu yaşlandıkça da taşıyorlar ve daha iyi yapabiliyorlar. Daha hoşgörülü oluyorlar. Hakikaten bir miktar daha bilge oluyorlar. Ama böyle bir repertuvarla zaten yola çıkmamışsa yaşlılıkta ufaktan bir kabusa dönüşebiliyor.
Bu repertuvarla yola çıkmayanlar için çok çok önemli. Çok gözlediğim bir şeyden bahsetmek istiyorum ben. Diğer kamlık çok önemli. Diğer kamlık altroizm ya da başkasına bakmak sadece kendi ile ilgili olmamak çok ayırt ettirici bir şey. Hani bütün bu eğitimler şunlar, bunlar her şey bir tarafa bu bence çok. Çok önemli bir hani karakter özelliği, bir başkasının derdini dert edinme ya da dünyanın derdini dert edinme çok önemli bir şey. Sadece kendi için yaşayan insanlar yaşlılıklarında çekilmez derecede bencil oluyorlar.
Çünkü. Kaynaklar azalıyor, destek azalıyor. Gençliklerindeki o networku o ağı ilişkileri bulamıyorlar. Ve çok hani böyle bir tırmalamaya başlıyorlar bana bak benle ilgilen bana bak herkes bir benim etrafımda toplansın beni oyalasın tarzı bir şey oluyor ama. Eskiden beri ya da belli bir yaştan itibaren bunu keşfetmiş. Topluma gözünü dikmiş toplumda çok büyük bir şey kastetmiyorum. Etrafına bakan komşusuyla dayanışmayı önemseyen arkadaşının derdini önemseyen. Ben başkasına nasıl faydalı olurum diyen bunu çok daha geniş ölçekte yapabilenler var.
Mesela sivil toplum kuruluşlarıyla hem hâl olan bunu kimisi çok daha erken yaşlardan itibaren yapıyor. Kimisi daha geç yaşlarda keşfediyor. Yaşlılıklarını da keşfeden hastalarında oldu. Benim bu çok büyük bir fark yaratıyor. Bu kişiler yaşlılığın getirdiği bir takım erozyonlara yürüyemiyor. Ağrısı oluyor. Bir takım hastalıklar oluyor işte mobilize olmadan, evinden çıkma da bir takım güçlükler yaşıyor. Hani özel ayaklarında birtakım güçlükler yaşıyorlar ama. O antremizm onları çok koruyucu bir rol oynuyoruz.
Yani ağrısının içerisinde işte konuştunun ne bileyim kızının derdine derman olmaya çalışmak bütün o hastalıklarının içerisinde yine de bu yaşında atıyorum. Atatürkçü düşünce derneğine gidip oradaki konuşmaları dinlemek ve işte orada bir şeyler yapmaya çalışmak ya da bir barınakta gönüllü olarak çalışmak işte gidip ya da. Onu da bırakın hani bulunduğu yerde işte sokak hayvanlarına bakmak, bu da bir şey. Bu da bir diğer canlılık örneği. Sadece kendiyle uğraşmayan, sadece kendini dert edinmeyen insanlar yaşlılıkta tadından yenmez oluyorlar.
Gerçekten ve çok dirençli oluyorlar. Zorluklarla çok daha iyi baş ediyorlar. Repertuarları geniş oluyor.
Özür. Dilerim cem ibrahim'in sorusunun cevabı da olduğu bir yerde de hani baştan digerkam olmayan insanlar yaşlı politikacılar olduklarında muhtemelen çortuğunuz görüntü bu. Çok büyük ihtimalle. Afer açsın cem. Ya diğerkenlık bir taraftan. O önemli özelliklerden biri de onun dışında bir de hatırladığım şöyle bir geniş örneklerle bir çalışma var. Uzun yaşamanın gerçi uzun yaşamak, pek iyi bir değişken olmuyor burada ama iyi yaşlanmak diyelim, iyi yaşlanmanın. Iyi yaşlanmayı tahmin edebilecek en iyi şeylerden biri.
Dışa dönüklük diğer kamp söz konusu olsun ya da olmasın. Yani gittiği yerde birilerine laf atan sohbet eden. Kahve alırken işte kahveyi verenin hatrını soran kişiler. Hep daha iyi yaşlanıyorlar gibi bir çalışma sonucu gördüğümü hatırlıyorum. Ne dersin? Bir de böyle bir tarafı yok mu işin sanki? Diğer camlıktan daha başka bir boyut olarak veya onunla örtüşse bile. Ayrıca dikkate almamız gereken. Tabii tabii bu cafédence arkadaşlık. Hani çok literatürde geçer. Arkadaşları olan yakın arkadaşları olan etrafında arkadaşlarla yaşlanan kişiler hakikaten şeyde de ha dirençli oluyorlar.
Hani ruhsal bir takım sorunlara karşı da daha dirençli oluyorlar. Kadınlarda çok fazla söyleniyor. Bu kadınlar daha kolay da arkadaş ediniyorlar. Ileri yaşları da tanışıyorlar. Arkadaşlıklarını sürdürmede de daha şeyler hakikaten en azından bir komşuluk biliyorlar. Hani bizim ülkemizden söyleyeyim. Arkadaşlık çok önemli, ileri yaşta hatta aileden daha önemli. Olduğunu söyleyen çalışmalar var. Yani etrafınızdaki aile bireyleri bizim ülkemizde biraz daha aile ön plana çıkıyor gibi. Hani biraz bu Leyla hoca'nın Leyla zerrin'in değişiyle biraz paranoid karakterimizle mi ilgili bilmiyoruz.
Biz de herkes hep aileye güveniyor. Bir türlü bir arkadaşı güvenme bazen yani ben en azından gördüğüm hastalarda maalesef böyle bir şeye rastlayabiliyorum. Eee ama ııı arkadaş çok önemli cem abi bu. Bu çok söylenen bir şey. Literatürde de bilinen bir şey gerçi. Evet. Bizde de şöyle bir tarafı var, burada söylememin sakıncası yok herhâlde. Benim bazı kadın hasta ya arkadaşlığın gerçekten aileden, daha doğrusu eşten ve evlilikten daha kıymetli olduğuna dair böyle ufak ufak kanıtlar mesela her şeyi duyuyorum.
Ben pek çok hastaneden duydum. Evladım deden öldü, rahat ettim mesela. Ya. Koca evden gidince hakikaten kadınlar bir bir açılıyorlar, bir rahatlıyorlar, o üstlerindeki baskı gidiyor, azalıyor. Maalesef böyle bir tarafa da var, komşu buluyorlar, arkadaş buluyorlar. Erkek baskılamışsa onları. Hele bu konuda gerçekten çiçek gibi açıyorlar ileri yaşlarında. Nitekim şey bulgusu çok tutardı. Belki tahsinin ibrahim'de söyleyeceği şeyler vardır. Hani araştırmalara baktığınızda evlilik kadınlara iyi gelmiyor.
Evlilik erkeklere iyi geliyor. Kadınlara pek iyi gelmiyor. Hani bu tabii çok çok kabaca bir şey söylüyorum. Ben hani işte eşle iyi bir ilişki eşin ailesiyle iyi bir ilişki çocukların bakımında destek varsa işte ne bileyim. Maddi destek varsa o kadınlara evet iyi geliyor ama çoğunlukla tam tersi yıllar önce sanırım 2.008 yılındaydı. Ben bir davet üzerine yaşlanan kadın sempozyumuna gittim ve orada. Böyle bir sunum yaptım. Önde oturan yaklaşık 9 10 tane erkek hoca çeşitli disiplinlerden psikiyatri dışıtılerden.
Zaten daha başlarken yaşlanan kadın ne demek kadın bayan desenize hani niye kadın diyorsunuz da başlayıp? Benim konuşmam biter bitmez 9 10 tanesi bir hışımla. Salonu terk ettiler çünkü bu tarz bulgular sunmuştum. Çok zorlarına gitti. Hani eğitim abi biraz önceki siyasetçi profili gibi aslında.
Evet yani arkadaşlık. Saplığı zaman çok karışıyor birbirine gerçekten bayan bir hitap rahmetli oranı Öztürk hayatta olsaydı herhalde haddini bildirirdi. Herkese bay nedir bayan nedir, kadın nedir erkek nedir? Maalesef çürüdü. Dilimiz birçok şekilde ilginç bir şey var. Cem'in söylediği hani dışa dönük olmak tabii o daha otizmle de çalıştığı için onun bir boyut. Olarak bu içe dönüklük dışa dönüklük meselesini düşünüyor ve çalışıyormak çok önemli gerçekten ama bir tanıdığım şey demişti. Annem aslında içe dönük bir tipti insanlarla da çok fazla ilişki kuran verisi değil de.
Fakat yaşlandıktan bir süre sonra demas gelişti ve annem o özelliklerini unuttu ve herkesle sohbet edebilen dışa dönük bir insan haline geldi ve bu onun hayatını kurtardı aslında. Demişti bu belki Cemil söylediğini de destekleyen. Bir gözlem bir yandan. Doğru, belki bir şeylerle bastırıyordu. O kişi hakikaten. Potansiyeli vardı diyor diyorsun değil. Mi evet evet potansiyeli vardı. Belki o potansiyeli kullanamadı ve hani o disiplinsiyonla birlikte güzel bir disinibüsyon olmuş. Bu tabi ki çok hoş bir disiplibüsyon olmuş.
Servise of eago diyelim.
Sosyation'dan lisesyonların sadece dizini misyonun da eko hizmetinde olanı. Var böyle hayırlı disini misyonlar var hakikaten. Front'a tempolal demastanın yok mu? Mesela yaratıcılığı arttırmak gibi şeyleri. Çok mutlu birleştirdim konuyu aniden. Yola, hayır, hayır tabii. Tabii sematik temas'da falan özellikle çok bence tabii söylenen bir şeydir. Bilinen bir şeydir. Bu hani cıva var olmamış bir yaratıcılık çok güzel resimler. Evet, evet, özellikle semantik ve masta söylenen bir şeydir. Hani ben çok görmedim örneğini açık.
Söylüyorum, onu soracaktım. Yani rastladığınız bir şey mi bu diye. Yok, hayır yani ben görmedim, ben görmedim hani o kadar. Ben görmediysen çok sık görülüyor değil demektir herhalde değil. Mi? Ne kadar çok semtik temas hastası da görmedim bence daha bununla ilgili yani fazla görmedim. Peki neden acaba?
Yani onlar zaten daha az olduklarından mı? Başvurmuyor olduklarından mı? Evet, yani böyle çok tıbbi mi merak? Nörolojiye başvuruyor olabilirler. Yani. Onu biraz daha çünkü sematik temas dediğinizde hem konuşma çok anlamsız, hem anlama çok bozuluyor ve bir parça daha sanki nörolojiye başvurana hasta bunlar ya da uzun süre. Fark edilmeden gidebiliyor. Hani bizi bir anlamadı? Doğru? Evet onun. O hadi gidiyor tabii böyle şeyler. Hani. Çok yaşlılığa veriliyor. Bizim ülkemizde şimdi biraz o kırılmaya başladı.
Daha çok onunla ilgili diye düşünüyorum ben de. Gazeteci gitti sorarsak yeterince uzun yaşarsak hepimizde mans olur muyuz? Ben bu soruyla sohbete ara vericem kötü adam olucam ama maalesef bunu yapmak zorundayım. 2 hafta sonraki kayıtta daha detaylı konuşalım diye bunu yapacağım. Şimdi yine bir ressam ve resim hakkında bahsedeceğim. Ben aslında bugün ressam ve resim seçerken çok zorlandım diyemem. Çünkü benim yaşlılık deyince ve depresyon deyince aklıma gelen bir tablo vardı onu seçmek istedim. Vincent van gogh'un ethernit isimli tablosunu 1.890 yılında çizmiş olduğu tablosunu.
Iıı ben size sunacağım. Bu tabloyla ilgili şunu söyleyeceğim, daha doğrusu önce bir Vincent van gogh'tan bahsedeyim. Kısaca daha önce birkaç resmini paylaşmıştık, anlatmıştık aslında ama. Kendisi Hollanda doğumlu bir ressam aslında ama vaktinin ya da hayatının bir kısmını fransa'da geçiriyor. Hatta fransa'da bir dönem büyük ihtimalle psikoz nedeniyle şizofreni benzeri semptomlar göstererek hastanede de yatıyor. Hastane bu zamanki hastane gibi değil. O zamanlar sadece bir bakım merkezi gibi düşünebilirsiniz ya da işte bir kilise ya da dini merkeze bağlı bir bakımevi gibi düşünebilirsiniz.
Öyle bir yerde yatıyor. Ve aslında o yattığı yer ezaylim diye geçiyor. O yattığı yer aslında kendisinin resimlerini de oldukça etkiliyor. Bu resimlerden birine önceki bölümlerden birini de paylaşmıştık. Yani bu tabloyla ilgili şunu söyleyeceğim, bu tablo aslında vilsen farkı'un ölümünden birkaç ay önce tamamladığı eserlerden biri olarak biliniyor ve bu eser de Vincent van gogh aslında bazı otorlere göre kendini resmetmiş deniliyor ve kendini yaşlı bir beden içerisinde resmetmiş gibi görünüyor. Kafasının önünü almış eee ve ellerini kafasının arasına alarak düşünen bir yaşlı adam portresi çizmiş.
Bence çok güzel bir resim çünkü hani resme baktığınızda resimdeki depresyonu direkt şey yapabiliyorsunuz, tanıyabiliyorsunuz. O açıdan güzel bir eser olduğunu düşünüyorum ben. Bu eserle bu bölümü sonlandırmak istedim. Yaşlılık bölümünü sonlandırmak istedim. 2 hafta sonra tekrar görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean