Yaşar Kemal ve Hagop S. Akiskal: 1992 Ulusal Psikiyatri Kongresi
Herkes merhaba bir kendisi gül bahçesi vaat etmiyoruz. Pot kesimin yeni bölümünden merhaba tekrar bu potkeste benimle beraber profesör doktor timuçin ural, profesör, doktor, cemaat Başoğlu ve doktor ibrahim aylak var. Geçtiğimiz bir kaç podcast bölümünde sanat. Edebiyat ve yaratıcılık üzerine konuşma fırsatı bulmuştuk. Ben bu seferlik soru hakkımı ibrahim'e teslim ederek ibrahim'e bırakarak 10'a çıkart sözü veriyorum. Ibrahim söz sende. Teşekkür ederim tatlım ben aslında şunu sormak istiyorum, tarihin belli dönemlerinde sanatçılara ak verilen belli kişilik tipleri psikopatolojiyle ilişkilendirilebilecek kişilik tipleri olur.
Yani belki zaman. Eski zamanlarda melankolik tip ya da. 19, 18. Yüzyıllarda obsesif bir tip olmak, belki 20. Yüzyılda tuhaf egzantrik bir tip olmak sanatçılara atfediliyor. Yani hatta çiçerobunun için şey diyor. Herhangi melankolik bir yanım olmadığına göre önemli biri sayılmam gibi bir laf da ediyor. Benim sorum timuçin hoca ya. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Şöyle, yani oradaki melankoliyle bizim bugün anladığımız melankolik depresyon aynı şey değil. Oradaki melankoli bir temperment bir mizaç ya da belki bir ruh hali, bir bir varoluş şekli filan hatta aday yuda ve 1.900 ellilerde ilk bu araştırmaları sanatçıların ruh haliyle ilgili ilk çalışmayı ilk yapanlardan bir tanesi.
Bir psikolog o işte çok fazla sayıda depresyon ya da melankolik olma hali tespit edince özellikle yazarlar ve şairlerde biraz daha fazla olmak üzere sanatçılarda. Sanat üretebilmek için melankoli'nin kara güneşine maruz kalmaktan bahsediyor. Ama tabii buradaki melankoliğin kara güneşine maruz kalma edebi cümlesi bir. Hastalığı ya da bir disfonksiyonel durumu anlatmıyor. Daha çok bir oluşu bir varoluşu bir ruh halini falan anlatıyor ama oradan yola çıkarak hani melankolik miyim değilmiş de çiçeron dediği gibi melankolik değilsem yeterince yaratıcı mı değilim acaba filan gibi yani tolstoy'un da majör depresyonu var ama her zaman melankolik midir emin değilim.
Cahit Sıtkı tarancının bir hastalığı yok ama her zaman melankolik gibi. Bir çok şey söylenebilir gibi. Dolayısıyla şart değil. Esasen böyle bir birebir bağlantıda yok. Olmamalı da zaten bir bir de şunu da söylemek lazım. Bütün bu sanatçılarla ilgili yapılan bütün çalışmalar ya da iddialar postmo ortam. Yani bu insanlarla onları karşılarına alıp oturup konuşup filan yapılan bir çalışma yok. Ne? Andrasen cem'in hocası bu konuda çok çalışanlardan. Onun da ilk yaptıklarının bir kısmı postmo ortam ıyova sanat atölyesinde yazarlar atölyesinde yaptıkları birebir görüşmeye dayanıyor.
Emekli olma denemeden önce başlattığı bitirebildin mi bilmiyorum. Yaratıcılık sınırlarını genişletip işte. Şeye filan ünü film yönetmenlerine kadar genişletip femaray ile destekleyen çalışmalar yapması başka bir boyutu işin.
Geçen senelerdeki kaybettiğimiz bayağı dünyaca ünlü aslında bir bakıma vatandaşımız da olan a grup akıskal. Mesela o bireysel görüşmelerle bunları yapmaya çalışırdı. Hatta 92 kongresidir değil mi? Ulusal psikiyatrik kongresi var. Cem ague kıskanında geldi orada mesela şeyde. Yaşar kemal'le konuşmacılardan biriydi ve evet. Evet Orhan öztürkün elinde yapılan toplam Center sende ordaydı. Doğru Orhan öztürkün evinde yapılan o toplantı kopya gibi bir şeye agopa kız kaldı gelmiş ve Yaşar Kemal kemal'le söyleşi daha doğrusu bir an.
Mı demek daha doğru olur, bir görüşme yapmaya çalışmıştı. Yaratıcılığın ne zaman ortaya çıkıyor? Ondan sonra ruh hali nasıl, depresyonu var mı falan gibi ne kadar yani? Şimdi geriye dönüp çok bir şey hatırlamıyorum. Yani burdan şunu söylemeye çalışıyorum, şeyden çok kıymetli birebir. Yapılan görüşmeler, değerlendirmeler, değerlendirmenin nasıl yapıldığından bağımsız olarak çünkü değerlendirmeyi. Hani kategorik ve değerlendirme anlamında yapıyorsam bir şey çıkmayacaktır. Oradan da anlamaya çalışarak gidiyorsan ve.
Bunu bir şelale destekliyorsan ek? Araç gereç. Teknik filan oradan çıkacak anlam başka olur diyeceğim ama. Evet ya şimdi gıda bir kombiydi ben Yaşar Kemal. Konuşurken önce bir başka yerleri de söylemiştim. Bunu bir hayal kırıklığı yaşamıştım. Yaşar kemal'in gözümde tabii şimdikin gibi ortada işte bu kadar yaygın. Televizyon, internet, bilmem ne bir şey yok ki insanları yani Yaşar kemal'i yazdıklarından okuyup biliyoruz. Yaşar kemal'in yolda görüp konuşma şansın. Yoksa zaten nerede göreceksin de konuşacaksın televizyonda tek kanal ve zaten siyah beyaz arada bir var yok bir şey.
Dolayısıyla Yaşar kemal'in olduğu bir kongrede bir nefes kesici bir şey o çocması yapıyor. Yaşar kemal'i dinledim, konuşmaya başladı, ilk defa dinliyorum ya dedim. O zaman ne umuyorduysam bumbodur ya dedim. Yaşar Kemal, hani bir aksan ile konuşuyor, bir bir şey filan öyle olunca. Mehmet gibi olmuş hocam. O zamanki aklım, evet tam da öyle. Gerçekten o zaman ki aklımla biraz böyle bakmıştım. Sonraya sharp, Kemal dostoyevski'nin evini gezerken. Attığı her adımla havaya saçılan toz tanelerinin evi ne hale büründürdüğüyle ilgili.
Pasfiyelere geçtiği zaman allahın demirciler çarşısı cinayetini okuyorum gibi hissetmiştim ve. Oturup kalakalmıştım. Gerçekten bunu hiç unutmuyorum. Neyden bahsetmişti acaba ya? Şimdi konudan biraz saptık ama yani Yaşar kemal'in açılış konuşmasının olduğu bir kongrede. Orhan hoca sorular sormuştu, bilmiyorum diyorum seni tırıyor musun? Ben çok hatırlamıyorum yani. Bir daha söyle. Neden vardı Yaşar Kemal yani komünistler değil de elbette. De. Yok değildi, yanlış hatırlamıyorsam yazma sürecinden filan söz etti.
Bu ilgili de bir şey yoktu orada. OO kongrenin önemli. Akılda kalabilecek şeylerinden biri yani psikiyatri ile ilgili olan Yaşar kemal'in söyledikleri değildi. O edebi açıdan hepimizin çok ilgiyle dinlediği bir şeydi hani? Evet tabii. Koskoca Yaşar Kemal nasıl yazıyor olduğunu anlatıyor. Daha heyecan verici bir şey olabilir mi? Tabi tabi yani başka örneklerle oldu. Sonraki zamanlarda murathan mungan da gelip konuştuğu zaman. Psikiyatri anlatmadığını başka işte bu bu tür yani yazma sürecini orada bulunması vesaire anlatmıştı.
Gibi. Ya o kongrede ilginç olan şey neydi mesela nanzi Android şey anlatmadı yaratıcı olmanın. Psikiyatrideki karşılığıyla ilgili herhangi bir şey söylemedi. Ya kıskan blues virüs yani ne anlatmıştı ama? Söylüyoruz, kendilerini anlatmıştı ve oradan yola çıkarak da aslında akısız kalın. Duygu durum veya işte mizaç sınıflandırması sanıyorum krapelinden çok benzetilebilir mi? Timuçin ne dersin? Evet, benzetilebilir. Ama tabii şöyle, agap kıskanın kestirip atmalarının alt. Çizmek, karikatürize etmek, akılda kalmak gibi anlamları var ve.
Ama buna rağmen hani önce bir polar 123456, sonra bir polar yarım, bir buçuk, 2 buçuk, 3 buçuk, 4 buçuk gibi yapmalarının altında aslında bu kategorik. Meseleye sığmayıp bunu nasıl boyutsuz hale getiririm çabası da bir parça var dolayısıyla. Aslında neokrasinin krepine de hayran bir yanıyla bakarsanız ama bir yandan bakınca bu. Baba sığmayan da değil, insan yapısı da öyle. Dünyaya bakışı da böyle.
Evet, çok çok iyi söyledin bu kaba sığmıyor olduğu doğru. Yani dümdüz descriptif bir sınıflandırma yapmadığı için.
Ayrıntılı görüşmeye dayalık kapelinden farklı olarak yaptığı sınıflandırma, ayrıntılı görüşmelere dayalı tezi de şuydu. Sözünü ettiğimiz şeyleri kraperin de bağlantılı olarak. Psikopatolojiyle ve indirgenemeyecek olan fenomenlerle savunma düzenekleriyle psikodinamik vesaire açıklamaya kalkışmayalım. Bunların hepsinin tıpkı hipokrat etsin zamanındaki işte kara safra sarısı safra vesaire ile açıklamaya çalıştığı gibi bir sıvılar gibi doğuştan mevcut olan. Tempermanlarla ve mod farklılıklarıyla duygu durum farklılıklarıyla ilgisi vardır.
O yüzden şunu söylediğini hatırlıyorum, duygu durumdaki dalgalanmalar. Zaten bu psikiyatri tarihinde sık rastlanan bir şey. Şimdi parantez açıp söylüyorum. Aslında yanlış tanık olmuş. Ben başka türlü baktığımda şunu görüyorum diyenler çok hani jung için söylemiştik ya. Histeriler şizofren karışıyor falan diye. O da demişti ki hiç unutmuyorum. Borderline kişilik bozukluğu tanımı ithal bir tanımdır. Mcdonaldsı ithal ettiğiniz gibi warderline kişilik bozukluğu tanımını da ithal etmeyin. Neden? Çünkü benim tarif ettiğim çok daha geçerli doğal fenomenler var.
Şimdi bu bir bakıma. Ciddi gözleme dayalı hasta gözlemine dayalı ve ciddi alınması gereken bir sınıflandırma. Özellikle birpolar 2 blues müzisyenleriyle bağlantısı ve depresyonun yaratıcılığa ne kadar? Yol açmış olduğu ama bir tarafıyla da. Indirgenemeyecek olduğu düşünülen şeylerin aslında indirgenebileceğini ve nöral statları olduğunu iddia etmek gibi bir büyük şeyi var. Hipotezi var. E şimdi o kısmı bana kalırsa eleştiriye açık, yani her şeyi temperaman ve umuttaki değişikliklerle açıklamak yeterli olmayabilir.
Aslında bakarsanız. Açıklama olarak baktığında çok haklısın ama var olan kategorik bakışa bir boyut getirmeye çalışması açısından bakarsam da. Devrimci bir şey oluyor, yani ne tarafından aldırına bağlı ama tabii akışkan özelinde adlop'un.
Biraz böyle fazla karikatürize eden ve biraz böyle üst perdeden bunları dile getiren bir yapısı ve kişilik özelliği de olduğu için. Bu çok değiştiriyor bir takım şeyleri. Şimdi hepimizin de tanıdığı bilim Dalı Başkanı olan bernaoğlu ile beraber ı SBD de istanbul'da düzenlenen ISBD de agupla konuşuyoruz. Ago bize döndü Berna la bana ve dedi ki biliyor musunuz? Depresyon diye bir şey yoktur dedi. Nasıl yani? Dedik ki ikimiz de böyle kaldık dedi ki depresyon diye bir şey yoktur. Depresyon tamamen uydurma bir tanı dedi.
Melankoli vardır dedi. Melankoli de manevi ve melankolidir. Yani o melankoli bir gün mani çıkıncaya kadar. Işte unipollar olarak tek başına depresyon olarak devam eden bir formdur ama er geç o mani çıkacaktır. Çıkmayacaksa ailede vardır ya da işte henüz bulunamıyordur filan dedi. Bu mesela böyle üst baldom çok araban diyebileceğimiz bir tabir aslında. Ama çok önemli bir şeyin altını çiziyor. Çok dikkat etmemiz gereken yine 10'a çıkart ait bir söz var. Mask depresyon diye bir şey yoktur. Eskiden maskeli depresyon diye bir şey vardı.
Siz gençlerin hiç duymadığım ama bizim çok bizim coğrafyada konuştuğumuz bir tanımdı. O maskeli depresyon. Musk, depresyon özellikle böyle söylüyorum çünkü alegop şey derdi mask, depresyon yoktur, mist depresyonlardır. Yani maskeli depresyon diye bir şey yoktur. Atlamış olduğunuz depresyonlar. Ben göremedin. Evet yo evet. Evet, maskeli depresyonların neyi kastediyoruz peki?
Eskiden şöyle bir düşünce vardı. Aslında depresyon belirtileri klinik olarak görünmüyor ama bütününe baktığın zaman kişinin yaşantısı hissettikleri davranış biçimi vesaire, her şeyiyle depresyonu çağrıştırıyor ben. Ki bugün daha depresif kişilik nörotik depresyon filan diye adlandırılabilecek şeyler de işin içinde dışa vurumu, tıpkı az evvel söylediğim kendi aramızda konuşurken şu şey meselesi gibi laten teşvik cinsellik diye bir şey de vardı. Eskiden böyle bir tanım freud'un da bir zaman kullanmış olduğu.
Hani bakınca biz anlayamıyoruz ama aslında var orada filan diye son derece suistimal edilen. Psikopatolojiye girmiş tuhaf tanımlardan biri olarak. Bu işte, maskeli depresyon da 10'a çıkart benzer bir şey. O zamanlarda çok kullanılan idi. Şimdilerde artık.
Tarihin çöplüğüne gitmiş diyebiliriz rahatçı. Akıs kalın, yaptığı bu uyarıyla ilgili olarak. Bir ekleme yapmak istiyorum. Şimdi aklıma getirdin. Orada çok isabetli bir şey var. Kıskanın söylediğinde. Depresyon, ağır depresyondan söz ediyorsak eğer bu tek başına bir hastalık olarak ele alındığında mutlaka bipolar bozukluk bağlamında düşünülmelidir. Bunun dışındaki depresyonlar bu. Çok katıldığım tamamen katıldığım bir görüş. Reifikasyona uğrattığımız hastalık kılığına soktuğumuz ve aslında hiç demojen olmayan müstakil bir distik, bir fenomen olmayan.
Bir tanıdır o yüzden de? Karşılaştığınızda eğer ağır bir depresyonsa bunu hastalık modelinde ele alabilmek için mutlaka duygu durumu bozuklukları ve duygu durum dalgalanması bağlamında düşünmelisiniz diyordu. Bu bana kalırsa çok önemli bir katkı çünkü depresyon kadar belki şizofreniden biri daha önemli bir hata. Bu yaptığımız depresyon kadar sık konan beyin hastalığı nitelemesine aslında hiç hak etmediği halde her tanı konduğunda öyle düşünüldüğünde hatta. Hata yapmaya meyilli olduğumuz bir şey yok.
Bunu düzeltiyordu aksi al. Bu mutsuzlukla depresyonda karıştırmamak gerekiyor bir. Ruh hali ya da tempamanlıkla mizaç durumuyla hastalığı da karıştırmamamız gerekiyor. O yüzden ibrahim senin sorduğun soruları ki o hani melankolik olma hali? Melankolik değilsem, sanatçı da değilim. Demek ki falan kadar giden ve riyel bazen bahsediyoruz. Ve izniniz olursa şunu da ekleyeyim, 1.900 doksanlardan sonra her şeyin çok fazla birbirine girdiği bir döneme de gelmiş olduk. Neden? Çünkü cem'e ben psikiyatriye başladığımızda işte toplasanız 4 ya da 5 tane antidepresan ilaç vardı ki o ilk bulunan ilaçlar psikiyatri de bizimle yarışıptır.
Daha eskisi yok zaten. Bütün psikiyatri ilaçlarından bahsediyorum. Bugün anlı şanlı işte seri önerjik ilaçlar bahsedilen inançların tamamı da 1.900 doksandan sonra hani adına kitap yazılan. Prosedür demek. Ki 90. Efendim. Roza dinlemek. Evet, evet, 1.990 bulunuşu piyasaya çıkışı işte o da sizlerle ışid diyelim yani dolayısıyla.
Şöyle bir şey oldu, bu yeni kuşak ilaçlarla birlikte yan etkisi ilk kuşakta olmayan bir takım ilaçlar piyasaya çıktı. Yan etkilerinin olmamasının yanı sıra.
Bir tür aldırmazlık yan etkisini denilen çok sevilip kolay kullanılabilir ilaçlar haline geldiler. Böyle olduğu için de depresyon adı altında her türlü yaşam olayına da kullanıldığında ve. Bu yan etkiden de istifade ederek yaşamı katlanılabilir kıldıklarında bir şeyin tedavi edildiği sanası da oluşmaya başladı ve böyle topyekun baktığımızda aslında bir. Işte reifikasyon tümden gelerek bu sefer bunların. Bunların hepsi hastalık işte bu da ilacı zaten bu da bir beyin hastalığına kadar götürdü bizi diye düşünüyorum.
Bilmiyorum, fazla motorolojik oldu ama böyle. Yani ilaç çok kısa bir şey söyleyeceğim. Ilaç geri dönüp bizim hastalık ya da rahatsızlık algımızı değiştirdi diyorsunuz.
Ilacın bir zaten bu algıyı değiştiren bir yan etkisi var. Kişiler bazında ama bunun böyle oluyor olması. Psikiyatrinin tıbbın insanların hastalık algısını da değiştirdi. Diyorum daha ileri gibi? Evet. Zaten herhalde şu yanlış değil, 2 devrimden söz etmek mümkün yani bir tanesi. 1.980 ve DSM 3 tamamen paradigmanın değiştiği. Ve descript falan ve sadece kuramsız olarak baktığını iddia eden sınıflandırma, ikincisi de belki 1.987 ve proz.
Prozak diye konuşmakta bir Mansur yok. Çünkü artık jenerik gibi bir şey oldu prozak hani biz de? Sana. Yağcı ile ciklet. Onun gibi oldu. Evet.
Yan etkisinin tahammül edilmez hale gelmediği ve buna rağmen terapotik olabilen. Hatta depresyon, ağır depresyonu olmayan kişilerde dahi sosyalizasyonu arttırabilen etkisiyle kişilikte bir değişiklikmiş gibi görünen farklılıklara yol açan ya bütün bakışımızı sorgulamayı gerektiren bir. Şey oldu o yüzden? Değil mi? Hatta görüyorum ve artırıyorum. Psikoterapi ihtiyacını ortadan kaldıran.
Yani ortadan kalktığı izlenimini veren diyebilir miyiz? Kurt garip bir ihtiyacı da ortadan kaldıran derken, böyle bir şeye ihtiyaç kalmıyor anlamında değil, börek kalmıyor kişilerin bunun için başvurmalarına ve uğraşmalarına. Çünkü erteliyor sorunları ya da örtüyor ya da yok gösteriyor. Peki şuna ne diyeceksin? Aynı ilaç ve onun türevleri diğer selektif seraplarını geri alım inivitleri hâlâ mevcutlar ve şu anda psikoterapiye ihtiyacın eskisinden daha az olmasına sebep oldukları veya böyle bir olanak tanıdıklarını söylememiz pek mümkün olmuyor.
Neden acaba?
Yani şimdi de var. Sanırım şöyle yo yo yine bunu söyleyebiliyoruz bence yani. Onlar olmasa ve buna olan ihtiyaç ortaya çıksa. Mevcut psikoterapist sayısı buna yetmez zaten türkiye'nin. Bütün. Ve psikiyatristlerin klinik psikologları işte psikiyatri eğitimi almış psikolojik danışmanları, diğer psikologları herkesi topla yine yetişemez. Bu bu ihtiyaca eğer böyle olsaydı ama şu var, bu kadar yıl içinde yani. Işte 30 senede. Aslında neyin ne olduğunu birazcık daha görme tanıma fırsatı da oldu. Çünkü bu en en başlarda konuşmuştuk.
Ilacı araştırmaları yapılırken işte o faz 123 podcastimize de adını veren dikensiz gül bahçesi çalışmaları oluşurken aslında.
Belli bir gruplar ve şartlarla ortaya çıkıyor. Yapılan çalışmalar ve sonuçları. Halbuki burada 30 yıllık milyonlarca insanı içeren bir deneyimle oluştu artık ve bunun üzerine çok şey söyleyebilme imkanı var. Buradaki zorluk şu galiba. Ya buna çıkıp bayrak açıp bunlar saçmadır zaten gereksizdir diyenler var. Yahut da bunları çok sıkı sıkı savunup, hayır, bunlar çok gerekli ilaçlardır, işte depresyon ve hastalıktır diyenler var gibi her şeyde olduğu bir kategorik ayrılma gidiyoruz. Halbuki öyle değil ki yani evet, bundan çok gerekli ilaçlar.
Evet, kanıtlanmış ilaçlar. Evet, depresyon tedavisinde enikasyonları var fakat burada sanıyorum şunu konuşuyoruz, hemfikirsek neye depresyon dediğimizi biz konuşmaya devam etmeyelim de. Çok güzel bir soru. Edelim. Kim gibi edelim kısmını tartışabilir miyiz? Akız kal gibi kuzey gibi mi? Lütfen şahane olur. Veya çok affedersiniz, kovut gibi mi? O. Zaman şöyle bir şey geldi, şimdi 1.993 yanılmıyorsam Samuel güzel'in bir şeyi var. Hep benim ciddi bir epistemolojik hatanın en iyi. En iyi örneği diye gösterdiğim bir makalesi.
Biyolojik psikiyatri 2 nokta üst üste başka türlüsü var mı?
Şimdi bu akıs kalın bakışıyla aslında hiç nasıl? Söyleyeyim. Akıskalın bakışına hiç karşıtlık içermeyen bir şey, çünkü onun bakışında da ne var psiko dinamik veya psikopatolojik formülasyonlarla bir şey anlamaya çalışmanızın pek faydası olmuyor. Bunu çok yaptılar işte night'tan başlayarak 1.950 üçteki borderline tanımından camberg vesaire birçok borderline organizasyon tanım yaptı. Psikopatoloji formülasyonları yapıldı ama. Temperaman sonuç olarak yani mizaç veya duygu durum haleti ruhiye veya işte şey.
Biyolojik olandır ve onu teşhis etmeniz gerekir. 10'a çıkart bakmanız gerekir. Asıl olan odur gibi.
Burada hem doğru olan bir taraf var hem de aynı zamanda birçok empatik anlamayı ve psikoterapinin işe yarayabileceğini anlamamıza engel olan bir taraf var. Onun için olumlu tarafında, olumsuz tarafında birlikteyle almamız lazım. Doğru yani psikolojik olan her şey biyolojiktir zaten. Çünkü olay beyinden geçiyor. Yani bunun başka türlüsünü mümkün değil ki elbette. Fakat burada sanki bütün psikolojik fenomenlerin biyolojik susturatlarına çok hakimmişiz gibi eşittir diye konuştuğumuz zaman işte o zaman.
Yan basıyoruz. Söyle, çok çalıştığımız bak. Evet, bir hikaye anlatayım mı kendi? Başımda olur. 96 cenevre'de akıs kalı işte doksanların başıydı. 91 miydi? Kimiydi acet tepe? 92, 92. En sonra birazcık da tabiri uygunsa dolduruşa gelmiş olarak dinledim. Yani bu bakış açısı bu kadar indirgemeye müsait bir fenomenden söz etmiyorsak biraz fazla kolaycı değil mi diye. Ve cenevre'deki o toplantıda biraz. Değil, epeyce tıfıl bir uzman olarak kendimi toparlayıp bu şeyi anlattığımda temperamanı ve bütün bunların biyolojik olduğu iddiasını bipolar bir var.
2 var siz bilmiyorsunuz aslında işte. 3 var 2 buçuk. Var 2 buçuklar daha çıkmamıştı da 3 var 4 var ben iş ver 6 var. Clarman'la birleştirerek böyle anlatıyordu o zaman. Hatta şey değil mi? Ilaca bağlı olarak çıkan üçü özellikler evet. Üçladı işte aile de var. Salih tümüne cevap veriyorsak. Işte bu toplantıda ben dayanamayarak dayanamayarak değil de çok aşka gelerek tabii o zaman heyecanlanıyordum da söz isteyip şey dedim ya.
Hiç mi? Yani kültürün içinde bulunan ortamın yaşantının etkisini hesaba katmayacağız. Siz bunları görmeyelim mi diyorsunuz? Gerçekten dikkatli değer değil mi? Jazenin makalisinin çıkışından da 3 yıl sonra falan oluyor. Ne düşünüyorsunuz bu konuda diye o kadar kendinden emindi ki şey dedi. Yani herhangi bir açıklama yapmaya gelişmeden bir. Şey tek cümle söyledi. Birçok mutsuz, kral ve mutlu dilenci gördüm. Dedi yani. Evladım sen bundan anla ne demek istediğimi ben kendimden eminim sen düşün der gibi söyledi.
Üstelik bunu her şey temperamandır ve biyolojiktir gibi bu kısmı bana fazla geliyor ama yaptığı sınıflandırmada ve depresyonun tek başına tanısı konduğunda geçerli bir şey olmayabileceğini söyleşinin de çok isabetli bir taraf var. Bir de rekkürense yaptığı vurgu önemli izlettim. Yani yinelemeye yaptığı vurgu belki. Tabii en. Azından getirin ben de. Bakıyor kesitsel villa bakıyor ama işte hep bizi ters köşeye yatırıyor. Yani boyutsal mı bakıyor yoksa kategorik mi bakıyor yoksa aslında bulumcu bir bakış mı getirmeye çalışıyor yoksa kestirip atıp indiriyor mu?
Kısmına karar vermekte zorlanıyoruz. Sadece onun için değil, birçok insan için söylüyor olabiliriz de şeyi soracağımı tam bu noktada aslında hepinize soracağım sizce. Bütün bu kuramcılar, yani freud'den da başlayarak. Akışkan'a kadar gelelim. Bir kendilerini inandırma çabası içinde oluyorlar mı acaba?
Biraz daha belirli sorun. Yine tehlikeli.
Yani şöyle hani? Hissettiğin şey o ya evladım işte bak, ben bunu söyledim. Sen buradan ne anlayacaksan anla ben bunu söyledim. Ortaya koydum işte böyle yani. Aslında bu kadar kafasının içinde kestirip attığından emin değilim. Sonraki tarzını yaşantısı yaptıklarını yazdıklarını söylediklerini düşününce. Ya o kesitte buna çok inanıyordu ve hani freud 1.009 yüzde dışlerin yorumunu yazdı budur dedi. Kestirip attı gibi ama sonra mesela bunu değiştirip değiştirmediğini yıllar içinde bakarak karar veriyoruz ya.
Orada ki kestirip atma acaba? Hani yine freud'tan alıntıyla hani beyler pro bazen sadece produr demesi gibi bir bir şey mi yani? Bence ne kadarı? Kendine inandırmak ne kadar? O yüzden kestirip atmak. Bence bir kişi gerek. Böyle diye. Öldüm sorunu ama evet. Bence hemen söyleyeyim, onu şöyle senin benim düşündüğümüz alternatif bakış açılarını yani borderline kişilik organizasyonun yerine. Duygu durum bozukluklarının farklı türlerini koymanın. Tek başına yeterli olamayabileceğini, kendi verginin diyelim ki borderline organizasyon tanımının.
Kimi zaman gayet güzel işe yarayabileceğini anlamayacak kişiler olmadıkları için akıskal örneğini de söylüyorum.
Yani daha önce dedik ya bi biz değiliz. Bütün bunları düşünelim, bana kalırsa herkes kaldılar. Diğermanda kendi içinde gayet tutarlı ve işe yarayabilecek olabildiğini anlayacak kadar akıllı bir adam. O yüzden senin soruna cevabım, evet kendini. De inandırmak ve bunun daha iyi olduğunu hissedebilmek, o yaşantıyı sürdürebilmek için uğraşmak gibi bir şey var.
Gayret. Kendi şeyi söyleyebilirim hocam benim düşüncem de hani? Insanların kuramları anlatırkenlik yapmaya çalıştıkları şey bence. Kendilerine inandırma konu hani ben öyle düşünüyorum yani genel olarak hani bir şey anlattığımız zaman en basit şeyleri anlattığımız zaman bile önce kendimizi inandırmak zorunda olduğunuzu düşünüyorum ben ki. Yani benimki yorumuma örneğin içimizden sesi düşündüğümüz zaman aslında kendinizi ikna etmeye çalıştığınız zamanlardan bazıları diye düşünüyorum. Ben her zaman bu kuramlarla ilgili de şunu söyleyebilirim, hani cem hoca şey dedi ya.
DSM 3 bize kuramsız bir psikiyatri getirdi. Belki yine burada camberg'in şeyinden bahsedebilirdim sözünden bahsedebilirim. Camber hani bunu sevgili başaran demir söz derslerinde hep söyler, hani kuramsız kalmak da aslında bir kuramdır diye cam bangin bir şeyi var sözü var. Baktığınız zaman aslında hani ds m üçümüze getirdiği şey de tam olarak bu hani şu an kuramsız olduğunu iddia ettiğimiz bir psikiyatri düzeninde yaşıyoruz ama aslında bir kuramınız var kuramımız da. Hani her şeyin biyolojik bir kökeni olduğuna dair bir kuramla hani yaklaşıyoruz ve onu bulmaya çalışıyoruz aslında.
O açıdan baktığımızda. Ben hani kuramların gerekli olduğunu düşünüyorum ama burada. Bu. Şey diye bir kitaplar beyaz otel diye bir kitap var. Güzel kitap. Çok çok severim. Orada orada, yani hayalim midir bilmiyorum ama hani freud'la şarkı orasındaki bir mektuplaşmalarda freud şarkıya detaylı şekilde işte kuramından bahsediyor. Çok uzun şekilde anlatıyor filan şarkı sadece hani 2 cümlelik bir mektup gönderiyor cevap olarak kurumlar iyidir ama hani olacak olanın önüne geçemezler diye cevap vereceğim ve mektup öyle bitiyor.
Hani o açıdan baktığınızda yani kromlar güzel ama programlar olacak oranın da önüne geçmiyor. Sonuç itibariyle diye söyleyebilirim. Evet. Jungfedilen o söz gibi yani analiz et yorumla değerlendir ama yaşayan ruhun mucizesine rastladığın zaman orada dur. Düzenli gibi.
Hatta şunu da ekleyeyim kapatmadan. Sadece veriye bakmak yani? Sadece fact vaka olanlardan söz etmek gibi bir iddia ne kadar mümkün olabilir?
Yani sadece veriye ve araştırma. Yansız, yargısız veya kayıtsız yorumuna dayandığını söyleyen kişiler gerçekten böyle yapabilirler mi? Fortges'le başladığımız yere geri dönüyoruz aslında. Yani hani psikolojik olan her şey biyolojiktir ama biyolojik susturatları ne kadar biliyoruz? Dolayısıyla ne kadar otur? Ince dikiş yapacağız. Ne kadar konfeksiyon çalışacağız, meselesine geri dönmüyoruz. Yani varsayım elbette biyolojiktir. Elbette biyolojik bir yere doğru gidecektir. Elbette o kuramlar vardır da.
Varsayımları. Kanun olarak kabul ettiğinde.
Bir şeyin araştırma şansını da ortadan kaldırıyor ve o şansı kaybediyor olabiliyoruz galiba? Tahsimin söylediğine ek olarak belki daha karamsar bir tablo bu kendiler psikiyatride büyük profesör fenomeni vardır diyor. Yani büyük birileri büyük üstatlar gelir ortaya bir şey atar ve biz onları tekrar ederiz belki ve bunların da aslında bu üstatların da diyeyim.
Ortaya attığı şeyler kuram. Ve kuramlar bu kişilerin dünyaya bakışından bağımsız değil, dünyaya bakışlarını yansıtırlar ve bir. Yerde tabi, değil mi? Kiliklerin kültürlerinden kesinlikle öyle. Freud'un belki victoria'n çağdaki ensest. Bunu söyleyebiliriz ya da adler'in yaşantısındaki aşağılık psikolojisi hali falan. Dolayısıyla biz psikiyatride herhalde her baktığımız her yerde aslında bir problematik görmemiz gerekiyor. Bu belli bir kişinin ama akıllı bir kişinin, psikiyatrinin, üsta bir üstadının dünyaya bir bakışını yansıtıyordu.
Ben bunda farklı bir şey görebilirim gibi bir bakışla. Belki bakmak gerekiyor, mutlak değil aslında o kadar görece de göreceli de değil. Çünkü bu insanlar belli bilimsel temellerle çalışan insanlar ama her. Seferinde galiba bir şüpheyle yaklaşmak. Şeyin yaratıcılığın psikiyatri de yaratıcılığın önünü açar belki. Öyle mi? Yani? Hani şey felsefe akımları ve filozoflar için de geçerlidir herhâlde. Ama evet biz burada hani? Bir bilimsel metodolojiden bahsettiğimiz bir tıp dalından bahsediyoruz zaten de hani bunları konuşma sebebimiz bu aslında tam da.
Ben de şeyi ekleyeyim. Yani siz felsefeden bahsettiniz ibrahim'de.
Şeyden bahsetti. Benim kuram'la ilgili sözümü atıfta bulunarak ben de şunu düşünüyorum, hani? Psikiyatri bu tıp zanaati içerisinde en çok felsefeye yakın olan bilim dallarından biri ve bence her psikiyatristin filozoflar gibi ayrı kuramları var diye düşünüyorum. Her psikiyatristin kendi görüşleri var. Şurada 4 kişiyiz. Hani bu 4 kişinin de bence psikiyatriye bakışı kesinlikle ortak değildir diye düşünüyorum. O yüzden hani herkesin kendi kuramı vardır diye düşünüyorum. Ben onu söylemiş olayım. Bunu söyledikten sonra son olarak şeyi söyleyeyim.
Hocam siz şeyden daha önceki bölümlerde alfre türkden bahsetmiştiniz. Belki onun bir resmi de bitirişi yapabiliriz, ne dersiniz? Tamam, ben ben bununla ne ekleyebilirim? Bir şey ben kısaca hemen alfretifliği anlatabilirim hocam sınavda onu. Aklıma gelen bir şey olursa söyleyeyim. Tamamdır affet müfid 1.864 yılında bende doğuyor. Yani tuhaf bir çocukluğu oluyor. Aslında çocuk yaşta cinsel istismara maruz kalıyor. Daha sonrasında yani. Isviçrenin en büyük sorunlarından biri, hatta bu 20. Yüzyılın ortasına kadar en büyük sorunlarından biri olan.
Çocuk işçiye ile ilgili bir. Duruma da marif kalıyor. Ailesi terk ediyor. Vesaire sonunda çocuk işçi olarak bir yerlerde çalışmaya başlıyor. Hatta bu yani popüler kültürdeki yeri de hani hadi isimli hem işte çizgi romanı var. Hem onun dışında çizgi filmi de var. O da aslında biraz onu anlatıyor. Yani hüzünlü bir hikaye var. Arkasında isviçre'deki bu kötü çocuklara olan kimseniz çocukları olan kötü muameleyi anlatıyor. Alfred böfri de aslında öyle bir şeyde. Ortamda büyüğü yetişiyor. Daha sonrasında da yanlış hatırlamıyorsam 1.890 yılında da hem çocuk istismarından hem de aynı zamanda hani psikotik sayılabilecek yaşantılara sebebiyle bir akıl hastanesine gönderiliyor ve hayatının geri kalanı yaklaşık 20 30 yıl kadarlık bir süreyi de orada geçiriyor ve çizimlerinin tamamını orada yapıyor.
Benim bugün paylaşmak istediğim resim bizim şey döneminde blueler konuşurken bahsettiğimiz bu balda akıl hastanesi ile ilgili olabilir. Kendisi balda a okul hastanesine çizerek 1.921 yılında güzel bir tablo bırakıyor. Belki bu tabloyla bu bölümü sonlandırabiliriz diye söyleyebilirim. Hocam cem hocam sizin ekleyeceğiniz bir şey olur mu? Tamam, çoğu çoğu şeyi söylemiş oldum bey yok pek ekleyeceğim bir şey. Tamamdır o zaman. Bu haftalık da bu kadar diyoruz. Haftaya görüşürüz. Aynen haftaya görüşürüz.
Biz dinlediğiniz için teşekkür ederiz.
Podbean