Otizm Spektrum Bozukluğu (Ⅰ): Giriş
Herkese tekrar merhaba dikensiz gül bahçesi vaat etmiyoruz
podcastinin yeni bölümünden size sesleniyoruz.
Bu podcast de benimle beraber profesör doktor timuçin ural,
profesör doktor cem adoğlu ve doktor ibrahim aylak var bu.
Podcast bölümünde biz otizm hakkında konuşmayı düşündük. 2
Nisan yeni bitti. 2 Nisan otizm farkındalık günüydü ve biz bu
farkındalık gününden sonra otizmle ilgili konuşarak buna
katkı sağlamak istedik açıkçası. Eee podcast bölümüne başlamadan
önce Cengiz. Cengiz'e selam söyleyebiliriz.
Belki dokuzuncu bölümümüz ile onu da İptal ediyor.
Sonrasında podkezine devam edelim.
Şimdi otizmden konuşacağız. Belki önce hani otizm nedir onun
hakkında biraz tartışabiliriz aslında.
Aslında otizm, yani diğer psikiyatrideki tanılar gibi yani
çoğu tanı gibi yunancadan gelen bir isim.
Auto sözcüğünden auto sözcüğünden türemiş, yunanca'dan
burada autos'dan kastımız. Hani o otonomedeki gibi kendi
kendine olma halinden kaynaklı bir durum sebebiyle aslında bu
isim türetilmiş. Literatüre baktığımızda da ilk
defasında blueler tarafından otizm ifadesi kullanılmış
kavramı kullanılmış. Ama böyleler bunu kullanırken
farklı bir bağlamda kullanmış. Şizofrenideki otizmden
bahsetmiş. Daha önceki bölümlerde
konuşmuştuk. Bunlar hani oradaki içe
çekilmeden sosyal olarak içe çekilmeden bahsederken otizmden
bahsetmiş ama daha sonrasında literatüre girişi başka bir
vesileyle oluyor. Çocuk psikiyatristleri sayesinde
oluyor aslında. Belki ibrahim'e sorarak
başlayabilirim. Ibrahim hani modern psikiyatri
de otizm tam olarak ne oluyor, otizm nedir?
Bize biraz anlatabilir misin? Sözlü sorusu sorar gibi sordun
Tahsin böyle. Anlat bakalım.
Bilemezse kalacak. Teşekkür ederim, teşekkür
ederim. Tahsin bir kere şeyi söyleyin.
Biz herhalde ihtisasın başından itibaren aslında otizmi cem
hoca'dan öğrendik. O yüzden bu soruna belki de cem
hoca'nın derslerinden ya da kitaplarından yanıt vereceğim.
Şimdi cem hoca da kayıtlı olduğu için acaba doğru öğrenmiş miyim
gibi bir imtihan da olacak benim için ama.
Cem hoca'nın yaklaşımıyla başlarsak otizmi. 2 hükümet de
toplanan belirtiler olarak ele alıyor.
Zaten aslında DSM de böyle alıyor ama cem hoca'nın ekstra
vurguladığı şey bir daha cem hoca demeyeceğim.
Bu da son en son en çok vurguladığı şey bu 2 kümedeki
belirtilerin birbirleriyle ilişkili olması, bu ilişkili
kısmını vurguluyor ve ilişkili derken şunu kastediyor.
Otizmdeki belirtiler birbirlerinin belirmesinde
biçimlendirilmesinde bazen şiddetlenmesinde ya da yerleşip
kalmasında süreyenleşmesinde belirleyici oluyorlar.
Bunun bir psikiyatrik tanı için önemi ne?
Aslında otizmin iç tutarlarının yüksek olduğunu gösteren bir
şey. Yani belirtiler birlikte hareket
ediyorsa iş tutarlı yüksek ve dolayısıyla da geçerliliği
psikiyatrideki bir tanılardaki sorunlardan biri olan.
Geçerlilik sorununa daha az takılıyor diyebiliriz.
Otizm için aslında psikiyatrik rahatsızlıklar için geçerliliği
yüksek bir tanı otizm. Peki bu 2 kümet dediğimiz
belirtiler ne birinci küme aslında kelimenin anlamında
içinde barındıran otistik özellikler dediğimiz.
Belirtiler yani etkileşimde iletişimde ya da ve sosyal
ilişkilerde kısıtlılık, yetersizlik ve veya atiplik
olması gibi tarif edebiliriz. Birinci belirtileri bunları
aslında kişinin dış dünyayla ilişkisi üzerinden tanımlanan
belirtiler diyebiliriz. Yani dikkatin ya da ilginin
dışarıdan çok bazen tamamen kendi yaşantısına yönelik
olması. Dış dünyayla etkileşimini kendi.
Ilgisinin biçimlendirmesi yani böyle yani şu şunu
söyleyebiliriz, mesela herhangi bir etkileşimde monolog gibi bir
monolog konuşma belki örnek şeklinde örnek verebiliriz.
Aslında kendi ilgisinin o etkileşime hakim olmasını
kastediyorum. Örneğin doğru mu?
Bilmiyorum ama bu. Bu şekilde ikinci kümede değilse
aslında daha çok bildiğimiz belki de.
Belirtiler yer alıyor. Mesela davranış repertuvarında
düşüncede, ilgi alanlarında kısıtlılık veya katılık esnek
olamama, yineleme eğilim mi? Yani bu tabii hem karmaşık
davranış kalıplarını mesela sosyal ilişkideki tutumları.
Ve iletişim tarzını hem de bazen daha çok görünür olan basit
sterotipik yani basma kalıp hareketleri kapsıyor.
Ya da başka diğer bir belirtti. Kendisine uygun olan ya da
öğrendiği bazı davranış örüntülerini katı bir biçimde
sürdürme ve tekrarlama eğilimi, kimi kurallara aşırı bağlılık,
değişime, gönülsüzlük, direnç, değişiklikten rahatsızlık duyma.
Ilginin dikkatin belli bir alana yönelmesi ama bu müptehem bir
belirti gibi görünebilir ama buradaki belki en önemli
ölçütümüz yaşamı işgal edecek bir yoğunluk ve hevesle
yönelmesi diyebiliriz. Yani temel kabaca şeydeki
otizmdeki belirtiler bunlar tabi.
Bunun yanında mesela duyumların keskin olması olabilir.
Duyumların algılanmasında atipik özellikler cem hoca, belki bu
bunu daha detaylı da söz edebilir.
Algılarda hassasiyet daha detaylı da söz edebilir derken
mesela ayrı tanı başlıkları olarak tanımlanmak istenen bazı
gibi rahatsızlıklar aslında. Otizmde ayrı bir tane olarak
değil de bazen bir bileşen olarak bulunabiliyor.
Onun dışında bazen tabii ağrı ya da sıcaklık gibi duyumlara
hassasiyet, tam tersine duyarsızlık gibi de oluyor.
Bazı otizm hastaları da işte böyle.
Kendisine zarar verme davranış olduğumda acaba canı yanmıyor
mu? Diye yakınları ya da bakım
verenleri sorabiliyor galiba o yani söz edilen belirtti.
Bu belirtti. Son olarak da duygu
denetimindeki yetersizlik. Diyebiliriz.
Otizmindeki ikinci kümedeki belirtilerek.
Peki ya? Otizmle ilgili birden fazla
semptom saydın aslında. Peki şu.
Yani şu an hani günümüzde alan dışından dinleyenler de
olabileceğini varsayarak soracağım bunu hani genelde hani
bir çocukluk çağı hastalığı olarak görülüyor ya aslında
artık öyle olmadığını da biliyoruz.
Hani yetişkinlikte tanı olunabilen vakalar olduğunu da
biliyoruz. Ne değişti de hani bu şeyler
oldu sence? Sana sorayım dedim.
Şimdi çocuk. Neden daha kolay tanı
koyabiliyoruz ya da neden daha kolay tanıyabiliyoruz?
Artık eskisinden farklı olarak aslında sormak istediğim bu.
Yani otizm özelinde eğer soracaksanız şimdi cem hoca'nın
yanında konuşturuyorsun benim de yani çalmak otizm özelinde eğer
soruyorsan tabi otizmle ilgili bilginin ve duyarlı artması
burada söz konusu. Yani farkındalığın artması söz
konusu. Dolayısıyla bil.
Aynı zamanda artması ayrıca nöro gelişimsel bozukluklar olarak şu
an tanımlanan grupla ilgili yaklaşımın yani nör gelişimsel
bozukluklar tanımının ortaya atılmasıyla şimdi nörle
gelişimsel bozukluklar dediğimizde buna belli bir
yaklaşım geliştirmemiz gerekiyor.
Şöyle ki, nör gelişimsel dediğimizde oradaki durum her
neyse doğuştan itibaren var. Bu dikkat eksikliği hipersiz de
bozukluğu içinde geçerli zeka geriliği için de geçerli ama
belirti vermesi. Doğuştan itibaren olmayabilir.
Mesela dikkat gibi kompleks bir yetimizin yaşamın ilk 6 ayında
ortaya çıkmasını beklemeyiz. Yani, eğer dikkatle ilgili bir
sorun varsa. Belki okula gittiği zaman
başlar. Dikkatle ilgili sorun ve tanı o
zaman konur ya da daha yapılandırılmış bir ortamdaysa
belki işte o yapılandırılmış ortadan çıkıp işte.
Ödülünün belki de hemen olmayacağı uzun vadeli sınavlara
giren bir genci düşünelim mesela.
Belirttiler, o esnada çıkabilir ya 18 yaşında çıkabilir, 19
yaşında da çıkabilir. Yani ya da otuzlu yaşlarda
çıkabilir. Bu biraz nöro gelişimsel
bozuklukların hususu ile ilişkili diye düşünüyorum.
Yani var. Olan durum neredeyse doğuştan
neredeyse değil de doğuştan beri var ama görünür olması belirti
vermesi kişinin yaşantısıyla kişinin içinde bulunduğu duruma
çok ilişkili. Çok.
Çok iyi bir özet. Teşekkür ederim.
Bundan sonra siz de anlayasanız çok daha iyi olur katkıyla.
Ben bir şey söyleyeyim, cem'e gelmeden asıl uzman konuşmadan
belki şunu şu süreci de konuşmakta fayda var.
Yani bizim çocuk psikiyatriste rotasyonu yaptığımız yıllardan
biraz bahsedebiliriz bizim. Benim iktisat yaptığım tarih
öncesi çağlarda çocuk psikiyatristi diye ayrı bir
iktisat alanı yoktu. Yani önce insanlar psikiyatrist
olurlar da söylüyor üzerine üstelik.
Yani daha iyi üzerine gastro kardiyo vesaire yapmak gibi
çocuk psikiyatrist yaparlardı ama yine de bizim bir çocuk
psikiyatrist rotasyonumuz vardı ve çocuk psikiyatristi
rotasyonuna gittiğimizde gördüğümüz otizm şimdi birazdan
belki cem birazcık daha açıklık getirir.
Kaderin tarif ettiği o tipik otizm tablolarıydı.
Ille de başka bir şey zaten konuşulmazdı.
Yetişkinlerde otizm diye bir şey zaten hiç konuşulmazdı.
Çünkü yetişkin otizmi zaten psikiyatrik başka problemlerle,
başka adlarla muhtemelen takip edilirdi.
Şizofreninin içinde yer alan kısmıyla da.
Çok klasiktir. Bakırköy'de bununla ilgili
öyküler de anlatılırdı. Bir ara rastlarsa anlatırım yine
hani otizm motive negatifim diye yatırılan hastalar olurdu mesela
ve. Bir daha söyle, bir daha otizm.
Otizm mutizm negatifim. Mükemmel değil.
Mi şu hani yani blue lavyen bir şeyle bakışla.
Hayır, şöyle timuçin şizofreniyle ikisinin nasıl
birbiriyle iç içe geçtiğini ve neden karışıyor olabileceğini de
en iyi tanımlayan. Fırlatan ama işte bu tabi şunu
yok ediyor, otizm diye bir ayrı tanı var mı ya da otizm ayrı bir
antiste mi? Doğada böyle bir şey var mı yok
mu kısmını yok eden otizmin ille de şizofreni ile bağlantılı olan
diyeceğini, hatta çocukluk otizminin gelecekte belki de
şizofreni olabileceğini düşündüren bir bakış açısı
zemini. Hazırlıyor aynı zamanda.
Belki buna işaret etmek açısından önemli ve o yıllar
böyle bir şeylerdi giderek otelin.
Daha iyi tanındıkça bir. Asperger diye apayrı bir şeyin
var olduğu ortaya çıkınca bununla ilgili çalışanlar hatta
ilk çalışanlar cem gibi biraz takılınarak ya o da her şeyi
otizm ile bağlantılandırıyor filan gibi bakılarak.
Nasıl diyelim bir? Savunma olarak kendimizi
rahatlatarak devam ettikçe önümüzde yeni yeni sayfalar
açıldı ve giderek oradan. Başka bir var oluş biçiminin de
olduğu ve bir nörodaverce ya da nöro çeşitlilik içinde her şeyin
nöroekonomi gibi ya da. Işte başka nörolar gibi şeyler
ekleyerek. Bir çeşit bir şey de oluştu.
Moda da oluştu ama belki en çok pakettiği alanlardan birisi bu
oldu diyebilirim. Bir farkındalık, ibrahim senin
söylediğin gibi gelişti ve. Yepyeni bir.
Varoluş biçimiyle üzerine düşünmemiz gerekti.
Klinik olarak da diyorum ve ben burada susayım, şimdi artık.
Belki ben şeyi ekleyebilirim. Hocam sizin dediğinize ve
ibrahim dediğini hani ben şeyi çok sevmem.
Hani bu sumatik hastalıklarla psikiyatrik hastalıklara
benzerleştirmeyi çok sevmem ama örneğin yani bundan bir 50 yıl
önce bir dahiliye kitabına baksak büyük ihtimalle adrenal
kitlelere yaklaşım konusu çok yani daha küçük daha az yer
almıştır ama. Şu an baksak daha detaylı
şekilde yer alır, çünkü MR diye bir şey var MR diye bir şey
olduğu için görüntüleme yöntemleri geliştiği için
rastgele de bir kitle bulunabiliyor.
Bir kitle saplanabiliyor ve onun için de bir şeyler
geliştirilmeye çalışılıyor. Otizm de biraz.
Işte şey yok yani bir MR faktörü yok burada.
Yani bir başka boyuta açacak şey sadece farkındalık ve.
Ibrahim dediği gibi hocam işte hani bizim bilgi birikimimiz
artıyor. Artık de bu konuda bir
farkındalık da yükseliyor. O da bizim hani psikiyatrist
olarak m rımız gibi düşünüyorum. Ne kadar?
Belki şöyle soralım, ne oldu da başka türlü bakmaya?
Başladık ya da ne olduğu da başka türlü bakma gerekliliği
ortaya çıktı. Belki cem'in söyleyeceği ya da
onun gireceği yer burası bence. Yani bir tanesi şu, şimdi MR
örneğini kaçırmamak istiyorum. Aklımdayken onu söyleyeyim
mesela MR ın çözüm var olmasının yanı sıra çözünürünün artması
gibi bizim psikiyatrik değerlendirmelerimizin
çözünürlüğünün artmasının bence bir etkisi olsa gerek.
En azından Türkiye için Amerika için bunu söyleyebilir miyiz
bilmiyorum ama ben kendi tecrübemde otizm spektrumunun
başka tanılardan farkını bir. Ölçüde müstakil bir tanı olarak
ele alınabileceğini fark etmeye daha uzun hasta görebilme imkanı
olduktan sonra başladım. Bunu zannediyorum MR ve onun
çözünürlüğünün artmasına benzer bir durum olarak düşünebiliriz.
Daha ayrıntılı değerlendirme yapabilme.
Çünkü söylediğin çok iyi bir tanım var oluş biçimi, var oluş
hali özellikle yüksek işlevli otizm için yani zeka yerliğinin
olmadığı otizm için çok. Doğru bir tanımlamayı, yani bir
hastalığa yakalanmaktan söz etmiyoruz mevcut.
Olan gelişimin doğuştan itibaren var olan gelişimin atipik farklı
olmasından söz ediyoruz. Ibrahim demin söyledi bunun
ortaya çıkması. Farkına varılması, sorun
yaratması bu üçünü birbiriyle değiştirerek kullanabiliriz.
Sosyal koşullara çevre. Çevresel desteğe ve hepsinden
önemlisi o kişinin sahip olduğu işten belleği kapasitesine yani
zeka diyebiliriz kabaca. Sıkı sıkıya bağlı bu bütün
nörogelişimsel bozukluklar için böyle.
O yüzden de şimdiki DSM ölçütlerinde DSM beşte yapılan
değişiklik çok isabetli oldu. Timuçin'in söylediği gibi bizim
çocuk psikiyatrisi rotasyonumuzda gördüğümüz
vakalar tipik kanerotizmi olan vakalardı ve de tipik vakalarda
yani demin ibrahim'in saydığı belirtilerin mevcut olduğu
vakalarda çocuklukta eğer tanık olmuşsa beraberinde zeka
geriliğinin bulunma ihtimali de çok yüksektir.
Onun için bizim kuşağın gördüğü çocuk psikiyatristinde
rastladığı ilk vakalar hemen hemen her zaman bir ölçüde zeka
geriliğiyle gerek hafif gerek derin birlikte olan vakalardı ve
yerleşik otizm prototipi kafalarımızda oluşan zeka
geriliğiyle birlikte olandı. Yani annesinin yüzüne bakmayan
kimseyle ilişki kurmayan el sallandığında karşılık vermeyen
çocuklar aynı zamanda zeka geriliği de olanlarda çoğunlukla
o yüzden de yerleşik otizm prototipi bu oldu.
Seksenlerden sonra tanınmaya başlayan yani kuzey amerika'da
ve ingiltere'de tanınmaya başlayan askerger de gene en
ağır biçimleriyle yani en ar demeyelim ama asperger tanımı
gereği. Zaten çok ağır denebilecek bir
şeyden ziyade atipikliğiyle öne çıkan bir tablo atipikliği en
aşikar olanlarla tanındı. Yağmur adam örneğinde filan
olduğu gibi popüler kültürde de böyle.
O yüzden 2 tane prototiple biz tanıştık.
Bir tanesi zeka geriliğiyle birlikte olan klasik vakalar,
diğerleri de tuhaflığıyla öne çıkan asperger vakaları.
Başka ne vardı? Farkındalığın artması dışında
neler mi demiştin timuçin? Öyle dedim de, bu arada bir şey
soracağım. Tam yeri gelmişken ben de böyle
işin tarih tarafını hatırlatıyor gibi oldum.
Covid bir şekilde sürekli ama eskiden video sabah diye bir şey
vardı. Evet.
Ya da dejenere süperiyor gibi tanımlar vardı.
Bunlar işte o zamanın DSM öncesinin bir takım descriptif
tanımlamaları. Aslında hani?
Çünkü otizm eşittir biraz zeka gereği gibi de görüldüğü için o
yıllarda aslında. Zeka gerisi olmayan ama ya da
öyle gibi görünen ama çok fazla yeteneği olan başka bir takım
yapılar ya da farklılıklar da göze çarpıyor idi.
Biraz bunlara da değinsen nasıl olur?
Ibrahim sen bir şey diyecek miydin sen de sonra, ondan sonra
devam edelim. Aslında timuçin hoca'nın
söylediğiyle bir parça paralel şeyin.
Şeyin seksenlerden sonra psikanalizin etkisinin azalması
psikiyatri de. Dolayısıyla şu an belki bir
kısmına yüksek işlevli otizm diyebileceğimiz belli kişilik
örüntülerinin geri planda kalması otizm olarak tanınmasına
hizmet etmiş midir? Diye düşündüm ben.
Psikanalizin etkisinin azalması diyorsun?
Tamam, evet, şimdi bir dakika. Artık psikanalize kişilik
tanılarının konmaması ya da daha az konması.
Ve sizin detaylı incelemeyle mesela tıbbi incelemenin de
dahil olması. Hem yaşantının hem tıbbi
mayenin. Benim demin sorduğum şuydu, yani
ne oldu da bunlara başka türlü bakma ihtiyacı hissedildi yani?
Sadece mentalitarasyon sadece şizofreni bağlantılı, sadece
psikozmo düşünen grubunu. Düşünüyorum.
Şöyle, yani Temmuz için zannediyorum.
Farkındalık falan önemli ama onun dışında kan erdem ve
asperger'den daha iyi tanımlar yapan daha çok vaka görmüş olup
da. Kapsayıcı tanımlar yapan
klinisyenlerin etkisi olsa gerek.
Bunda ya mesela şimdi lornaving bence çok önemli bir klinisyen,
çocuk, psikiyatristi ama yetişkindeki takibi de devam
ettiren birisi. Onun yaptığı tanım bugünkü
yüksek işlevli otizmi de kapsayabilecek bir daha geniş
bir tanım ve çok daha. Geçerli yüksek bir tanım.
Bunun dışında adı aslında Kuzey Amerika ve ingilizce literatürde
az bilinen ama nispeten az bilinen ama çok kıymetli olan
yıl berk var. Isveçten 10.
Yaptığı tanım da gene yetişkinlikteki klinik
tezahürleri de kapsayacak kadar geniş ve zengin, yani senin
soruna cevabın özetle daha iyi tanımlar, daha kapsacı tanımlar
yapılmaya başladı bir tanesi. De bu.
Idi, savanla olmakla ilgili bir şey söylemiştin.
Daha önce otizmin zeka. Geriliyle değil de eee birlikte
düşünmek değil de sanki şöyle bir şey vardı, otizm denince
akla gelen tablo ya içkindi zeka birliği yani gözümüzün önüne
zeka geriliği de olan çocuklar geliyordu ve onlar çocuklukta
hemen teşhis edilebilecek vakalarda.
Idi savan olmak. Çok sık rastlanan bir şey değil
ama oradaki kastedilen şey şu. Ediyor, savundaki idi.
O zamanlıktan, yani üstün yetenekten beklenmeyecek bir
beceriksizlik ve sosyal yetersizliğin mevcut olması ve
şaşırtıcı bir sosyal uyumsuzluk, uygunsuzluk gösterebilmesi,
duygu, düşünce ve davranış ifadelerinde bunu şununla
karıştırmamak lazım. Yalnız otizm spektrumunun ne
zeka geriliğiyle ne de üstün yetenekle birebir bir ilişkisi
yok. Onu da söyleyelim, şöyle
yüzdeler vermeyi çok sevmiyorum ama şunu söyleyeyim.
Kafamızı karıştıran etmenlerden olduğu için kaner otizmi tipik
otizm tanımıyla baktığımızda yani sosyal iletişim, etkileşim
ve sosyal ilişkideki yetersizliklerin en belirgin
olduğu, yineleyici davranışların ve kısıtlılığın en belirgin
olduğu ve çocukluktan itibaren görülebilen aşikar olan
vakalarda %40 veya daha yüksek gibi zeka gereği, bunun
beraberinde de lisan gelişiminde yetersizlik ama.
Kimi zaman zeka geriliğinin ta kendisinin bir bileşeni olduğu
için otizmede eklenmiş durumda ve epilepsi.
Başka pek çok rahatsızlık da var ama.
Şey şu, şunu şunu belki söyleyeyim.
Anlattıklarını ilaveten ben şunu söyleyeyim, acaba tabi
farkındalığın ve bütün bunları anlamanın anlamaya çalışmanın
değişmesi, daha çocuklukta bu bu insanlara müdahale etmenin ve
farklı gelişme olasılığı, farklı gelişebilme seçenekleri
yaratmanın. Gayreti acaba onları kendi
haline bıraktıklarında zeka geldiğiyle ya da başka türlü
psikiyatrik problemlerle sonuçlanabilecek bir şeyin de
önüne geçti mi dolayısıyla? Yani belki daha doğru dahleyip
toplayıp söylersem. Erken fark edilen ve erken
müdahale edilen bir takım tablolarda kendi haline
bırakılmasına kıyasla yüksek işlebile otizm gelişmesi ve
dolayısıyla bizim bugün nöro çeşitlilik diye adlandırdığımız
ve fark edemeden bir. Çok insanın ortaya çıkan otizm
tablolarını da önünü açtı. Kolaylaştırdı mı acaba?
Erken fark edilme erken fark edilmenin.
Erken fark etmenin yanı sıra buna buna müdahale etmek yani
müdahale bir takım şeyleri değiştirdi ve dolayısıyla yüksek
işlevli gelişiminde önünü mü açtı?
Tabi ki mentalitordasyonla yani zeka yeriyle giden belki küçük
bir grup zaten vardı ve hala da var ama belki hepsinin aynı
şekilde. Damgalanarak ve başka türlü.
Gelişimleri ketlenerek ortaya çıkabilecek tabloları da
engelledi mi? Görüşüp mala.
Şey var mı? Ondan emin değilim açıkçası.
Yeterli bir müdahale. Var mı yok mu?
Ondan emin değilim. Sadece atipik dır.
O gelişimi farkına varılma ihtimalinin daha yüksek eğitimli
çevrelerde gitgide arttığını söyleyebilirim.
Öyle olduğu zaman da 10'a çıkart uygun özel ihtiyacı olan
çocuklara davranılması gerektiği gibi davranıldığını söylemek
yanlış olmaz. Böyle bir değişiklik var
gerçekten. Yani şöyle, aslında bu büyük bir
yelpazeydi. Bu yelpazenin küçük bir kısmını
biz tanıyorduk. Tanımadığımız kısmı
yetişkinlikte farklı özellikler gösteren bireyler olarak devam
etmekteydi zaten. Ama biz onların zaten hiçbir
zaman farkında değildik geçmişte.
Psikiyatristler olarak. Dolayısıyla onların bir kısmı
yüksek işlevli, otistik bireylerdi belki ama başka başka
isimler alıyorlardı. Başka başka tanılar alıyorlardı,
başka durumlarla karşılaşıyorlardı.
Bizim otizm olarak gördüğümüz kanar tarzı otizm olarak
gördüğümüz ve en sonuç olarak kendi seyrini izleyen grupta
bizim otistik sandığımız sadece bundan ibaret sandığımız
bireylerdi. Evet, otizmin tanımını sınırlı
tuttuğunuz bireylerdi. Evet, dolayısıyla bir hiç
görmediklerimiz vardı, onları görür olduk.
Bu sıkıntıların artması belki bunu sağladı ama bu soruma
ilaveten şunu da soruyorum, acaba bugün buna daha erken
müdahale o küçük grubun içinden başkalarını da spektrumun geniş
kısmına taşımış olabilir mi? Yani küçük grup derken
kastettiğin klasik otizm tanımlayan.
Evet, evet, kendi halinde böyle kıldığında klasik gelişim
gösteren ve işte yaftalanan. Çok çok doğru bu yani şöyle.
Otizmin seyrinde özel ihtiyaçların ne kadar
karşılandığı ve becerebildikleriyle
beceremedikleri yani yetilerinin olup olmadığı ve olduğu ve
olmadığı alanların ayırt edilebildiği, çocukların gördüğü
muamele seyri çok değiştirebiliyor.
Otizm için söylemeyecek en önemli özelliklerden biri zaten
başa gelen sabit bir hastalık olarak görmenin yanlışlığı yani
nöro gelişimin atipik olması demek.
Çok şiddetli olan durumlarda müdahalelerle, sosyal
müdahaleyle öğrenme ile çok şey değiştirilemeyecek olsa bile.
Epeyce büyük bir kesiminde de özel ihtiyaçlar karşılandığı
zaman çok büyük bir gelişme olanağının önünün açılması
demek, gerçekten öyle olduğu zaman aslına bakarsan lisan
gelişimi dahil olmak üzere pek çok alanda ilerleyen çok fazla
çocuk olduğunu, geriye dönük yetişkin vakalardan biliyorum.
Ibrahim, ne diyeceksin? Bu bununla paralel olarak 5
yaşındayken yan oranlar yanlış olabilir. %80 özür engelli özür
oranı almış ve bununla belli işte indirimlerden yararlanmış
21 yaşına geldiğinde. Bir daha işte sağlık kuruluna
giriyor, %20 ya da %40 özür oranı alıyor.
Çünkü arada dil gelişmiş zeka geriliği olarak görülmüş ama
zeka geriliği değil. Gibi yani aslında başlangıçta
karner otizmi gibi tanık olmuş. 21 yaşında asperger otizmiş ya
da çocukluk otizmi denmiş. Atipik otizme dönmüş, aslında
dönmemiş de. Zaten aslında bakarsanız
asperger sendromuyla kanerotizminin, eski deyişle
otizm spektrumu diye aynı yelpaze içinde adlandırılmasında
o yüzden isabetli bir taraf var çünkü.
Daha önce kaner otizminin tipik otizmin özelliklerini gösteren
biri sonradan. Iıı lisanında becerilerin de
artışıyla beraber asperger sendromuna daha çok uyabilecek
bir kişi hâline gerçekten gelebilir.
Bu ikisini hakikaten müstakil tanılar olarak düşünmek her
zaman çok uygun olmuyor. Ben onu öncesinde şeyi sorayım
mı? Bu şeyden bahsettik ya ne?
Yani önlemler alındığı zaman ya da işte girişimler yapıldığı
zaman bir şekilde tekrar hani normal hayata entegre
olabiliyorlar, adapte olabiliyorlar diye konuştuk.
Ben yani sonuç itibariyle Türkiye cumhuriyeti'nde
yaşıyoruz. Hani bu ne kadar gerçekleşiyor
diye sormak istedim ben. Şimdi biz de.
Ne kadar? Entegre ya da hocam yani onu
sorayım size. Doğru bizde yani çocuk
psikiyatriste daha iyi bilir bunu ama biz de.
Yapılandırılmış ve işe yarayabilecek müdahaleler daha
çok klasik otizm vakalarına yönelik olan müdahaleler, yani
kamerotizmine yönelik olan müdahaleler beceri geliştirmeye
yönelik. Aile eğitiminin vesaire içeren
şeyler zekanın yeterli olduğu çocuklar.
Işe yarayabilecek en önemli şey aslında atipikliğin fark
edilmesi ve özel ihtiyaçların karşılanması.
Yani mesela duyusal hassasiyetten ötürü ciddi bir
rahatsızlık hissediyorsa mert dağın denebilecek bozulma gibi
çok tuhaf karşılanabilecek davranışlar ortaya
çıkabiliyorsa. Yineleyen davranışlardan ötürü
dikkat çekiyor ve başkaları tarafından.
Zorbalığa ve benzer davranışlara maruz kalıyorsa bunların
engellenmesi en çok işe yarayabilecek olan şeyler.
O yüzden bilgilendirme öğretmen ana baba ve benzeri bakım veren
kişilerin özel ihtiyaçları karşılayabilecek biçimde
davranmaları en çok işe yarayan şeylerden biri.
Onun dışında özel olarak yapılandırılmış.
Bir müdahale daha klasik vakalar için geçerli.
Diğerlerinde ne oluyor biliyor musun şöyle?
Yani yüksek işlevli olan zekası. Yeterli olan kişilerde otizm
spektrumunun özellikleri başlı başına bir hastalığın
belirtileri olarak tezahür etmekten ziyade kimliğin
gelişiminde. Insan ilişkilerinde sağlıkta.
Vesairede farklı bir varoluş biçiminin gelişiminde etkili
olan bir baz oluşturuyor. O yüzdendir ki karşımıza yüksek
işlevli otizm vakaları başka başka tanıların eklenmiş olduğu
kişiler olarak veya sadece onlara benzeyen ve yanlışlıkla
çoklu tanılar konmuş kişiler olarak çıkıyorlar.
Yani biz onun üstüne eklenmiş pek çok şeyi görüyoruz.
O yüzden de şu. Da önemli orada otizm
spektrumunu fark ettiğimizde yepyeni bir tanı konmuş ve
ötekiler tamamen önemsizmiş gibi düşünmekten ziyade bunların
oluşumunda otizm durumunun rolünü dikkate almak.
Ve bunları. Bunu dikkate alarak otizm
spektrumunu da dikkate alarak tedavi etmeye devam etmek önemli
olan örnek vereyim. Hemen biraz karışık olduğu gibi
eğer bir psikoz vakasıyla karşı karşıyaysak ve bu kısa süreli
bir psikoz olup da otizmun üzerine gelişmiş bir psikozsa.
Yapabileceğimiz şeylerden biri hayat boyu antipsikotik
kullanmasının gerekli olmayabileceğini akıl etmek.
Veya otizmle beraber sık rastlanan genel tıbbi
rahatsızlıkları dikkate almak. Gibi aklıma gelen örnekler.
Yani benim de şeydeyken hani erişkin psikiyatristinde
gerçekten hani o şeylere yani? Diğer terapi metotlarını
hastalara entegre edebilmek çok kolay olmuyor.
Çünkü sgk'nın çoğu zaman geri ödeme sistemi de olmuyor
açıkçası. Ama hani çocuklarda gördüğümde
dediğiniz gibi hocam yani hani tipik ve atik vakalarda hani
hepsi aynı standartlarda hani bir tek beden var, herkes uyar
mantığıyla yapıldığı zaman. Ya hastaların tam ihtiyaçları
karşılanmıyor. Bir de benim gözlemlediğim
kadarıyla da yani bir ödeme şeyi var.
Büyük ihtimalle sıkıntısı var ve yani ödenen ders sayıları falan.
Hani biraz daha şeye göre yetersiz kalıyordu.
Bazen hani çocuklar fayda görüyor ama.
Belki daha fazlasına da hani erişebilecekken hani o şeyden
fayda göremiyorlar gibi bir durum da oluyordu.
Benim gözlemlediğim kadarıyla en azından hani farkındalık için
bir problem yaptığınız için onu da söylemiş olayım diye.
Yani burada ya ben almanya'da çalışıyorum.
Aktif olarak ben almanya'da. Erişkinleri bile bu bu tip
şeyleri terapilere, şeylere entegre etmek daha kolay oluyor
açıkçası ve zaten teşvik edilen bir şey.
Bu nasıl mesela erişkin otizms durumu vakalarını nasıl
programlara dahil? Etmek yani sıklıkla yani bizim
klinikte, örneğin işte egoterapiyle filan entegre bir
şeyler yapabiliyorlar. Programlar yapabiliyorlar.
Grup terapisi çok sık kullanılıyor diye biliyorum
yani. Akran şeyi açısından etkileşme
açısından güzel oluyor gerçekten.
Onu kullanıyorlar. Yani bunlar genelde şey nasıl
desem? Genel sağlık sigortası
kapsamında karşılanan şeyler de olduğu için genel olarak da
teşvik ediliyor. Açıkçası yapılması da isteniyor
gibi bir durum oluyor. O yüzden de hastaların daha
kolay erişebildiğini söyleyebilirim.
Hani ve hastalar daha mutlu oluyorlar açıkçası ve daha şey
oluyorlar. Yani hani daha çok fayda
görüyorlar. Çünkü belki hani sonrasında
bahsederiz. Diğer bölümde bahsedebiliriz.
Belki bilmiyorum yani direkt olarak hani otizme direkt olarak
hani şu ilacı vereyim de otizmi ortadan kalksın.
Tedavi ettiğim gibi bir durum söz konusu olmuyor.
O durum olmadığında daha destekleyici şeyleri yapmak
zorundasınız. Iıı backup'ta arttırmak
zorundasınız ama hani yani ben? Türkiye'de gördüğüm kadarıyla
yani öyleydi. Almanya'da da durum böyle diye
anlatabilirim yani. Evet.
Ailelerin ve akranların destekleşmesinden söz ettin ya o
onun. O onunla ilgili çok güzel
hikayeler var mesela. Otizmle ilgili en iyi bilinen.
Tartışmalardan bir tanesi bünyemi çevre mi tartışması?
Bünye yani nuther nur tartışması.
Başta otizm karar tarafından tarif edildikten sonra kaner bu
konuda ana baba tutumunun özellikle anne tutumunun ne
kadar etkili olduğu konusunda. Çok kesin bir şey hemen
söylememiş olduğundan ve fikrini daha sonra sık değiştirmiş
olduğunda. Şu görüş yaygın, kabul gördü
başta. Tıpkı şizofrenojen anne kavramı
gibi tamamen sonradan yanlışlanan şizofrenojen anne
kavramı gibi buzdolabı anne kavramı yerleşmiş oldu.
Battle hangibi bazı. O hayli yanlı diyebileceğimiz
kişilerin de etkisiyle. Bunlar diyorlardı ki otizm
genetik. Veya bünyeyle açıklanabilecek
bir rahatsızlık değil. Bakım veren kişinin annenin
tutumundaki hataların, eksiklerin, yoksunlukların
sonucunda ortaya çıkan bir. Hastalık veya duygu düşünce
davranış kümesi. Bunu değiştirmek üzere en çok
etki gösteren en çok katkıda bulunan kişilerden biri
rimlandı. Örnek vererek anlatayım tam
tersini. Ramen bir psikolog ve bir
otistik bir çocuk babası. Eşini çok seviyor, çok da
sevecen bir anne olduğunu görüyor.
Klasik otizmi olan bir oğulları var.
Ve o dönem ki buzdolabı anne kavramıyla çok derdi var.
Çünkü glorya yanlış hatırlamıyorsam çok sevecen bir
anne ve buzdolabı anne tanımına hiç uymuyor.
Onun için bulabileceği ne varsa okuyup.
Hem kamera hem battilime gidip başvuruyor.
Battle gittiği zaman battle himadın tutumu ibrahim bunu
seninle de konuşmuştuk. Yani hocaların öğrencilere
tutumları bakımından çok güzel bir karşıtlık teşkil ediyor.
Battle hont tutumu ken. Dışına karşıt olan herhangi
birisiyle karşılaştığı zaman ciddi bir özgüven eksikliği olan
birisinin gösterebileceği bir tutum saçma sapan konuşma deyip
yolluyor remlandı. Kanera gittiği zaman ise kaner
başta anne tutumuna aslında önem veren biri olmasına rağmen otizm
oluşmasında bunu çalışmaya devam edelim.
Beraber diyorsun. Nitekim sonradan her şeyin anne
tutumuyla ilgili olmadığını kanerinde fark ettiğini
görüyoruz ve bunun üzerine. Rimlandın şeyi.
Buzdolabı anne kavramının karşıtı olabilecek görüşleri
gitgide yayılmaya başlıyor. O dönemde rimland'la beraber
çalışmış olan bir anne var. Buzdolabı anne kavramıyla çok
uyumlu olacak biçimde yapılan terapilerde annelere.
Çocuklarına daha düzgün annelik nasıl yapılması gerektiğini
öğretiyorlar. Fakat anneler.
Bunun bir işe yaramadığını o kadar görüyorlar ve o kadar uzun
zaman sıkıntı çekmiş durumdalar ki bu hanımın adı rut soyadını
şimdi getiremeyeceğim. Sonradan hatırlayıp söylerim.
Rut ve arkadaşları grup terapisinin içinde birbirlerine
telefon numaralarını yolluyorlar, yazıp veriyorlar ve
biz bir araya gelip artık başka bir şey yapalım diyorlar
bugünkü. Su.
Grup aynı zamanda çetecilik demek, daha da doğru gibi.
Sanki çok hayırlı bir çetecilik. Yani şu artık anneleri
düzelteceğiz ve terapi yapıp normal anneler haline
getireceğiz sigmasından kurtulalım.
Biz bunları nasıl edeceğimizi kendimiz öğrenelim demeye
başlıyorlar. Bu bence çok devrimci ve çok işe
yaramış olan bir şey. Hatta bugün otizm ile ilgili
olan birkaç önemli dernek vakıf vesaireden bir tanesinin
temelini de onlar atıyorlar. Otizmle ilgili yani tarihi
şeyler, hikayeler filan da çok fazla.
Da bu tabii çok önemli. Yani şizofrendeki tavuk anne
meselesi de buna çok benzemiyor. Evet, dolayısıyla bu bütün
bunlar ve anlattıkların aslında ibrahim'in en başında
söylediklerine bizi geri getiriyor.
Yani psikanalizin etkisinin ortadan kalkması, hafiflemesi
meselesine yani illa da nature nötr doğuştan mı oldu?
Sonradan da edinsel mi kalıtsal mı meselesinden?
Yani daha doğrusu böyle bir ikilikten farklı olarak ne
olursa olsun bu yetişmeyle bakımla vesaire alakalıdır.
Konusuna bu kadar çok eğlensin. Kanalist tabi aslında.
Doğru. Bunda şeyi de daha sonra biraz
daha konuşmamız gerekecek belki çocukluk.
Şizofrenisi ve çocukluk psikozu kavramlarını da konuşmak lazım.
Taner'in tanımı 1.940 üçte kaner, çocukluk otizmini veya
tipik otizmi tanımladıktan sonra.
Dikkate alınmıyor aslında kaner ingilizce yazıyor, baltimore'dan
yazıyor. Yani hopkins'i de çocuk
psikiyatristini kuran kişi aslına bakarsanız ama nedense.
Psikanalizin çok daha ağırlıklı olduğu bir dönemden geçmekte
olduğu için Amerika. Çocukluk şizofrenisiyle çocukluk
psikozu otizmden farkı çok fazla dikkate alınmıyor. ısrarla
söylemesine rağmen kalerim bu çocukluk şizofrenisi gibi
görünmekle beraber aslında değildir diye.
Tanıyı çok önemsemedikleri için sadece reformülasyona baktığın
analistler. Çocukluk şizofrenisiyle otizm
arasında herhangi bir ayrım yapılmıyor.
Öyle olduğu için de uzun süre. Şizofreni ve otizm ayrımı.
ADSM üçün 1.900 seksende otizmi dahil etmesine kadar fazlaca
dikkate alınıyor. Timuçin sen bir şey mi
diyeceksin? Hayır, hayır, yani çok güzel
derledin, topladın. Ben sadece biraz belki meslek
dışı dinleyenlere de. Işık tutacak ya da belki onların
merak ettiği bir şeyi de gündeme getirecek bir şeyi soracağım.
Nedir bu ekran tablet vesaire? Ile otizm arasındaki ilişki.
Çocukların aman televizyona bakmasınlar, aman ellerine
tablet almasınlar, hepsi otistik olurlar.
Kordak suya ney bu? Neyse bu.
Böyle giden bir şey var ya? Şunu söylemek mümkün, şimdi ben
yetişkinlerle yani genç yetişkinlerle diyelim.
Ben 10 sekizden itibaren. Onlarla olan tecrübemde
görüyorum ki ekranla tabletle ve benzeri her neyse onlarla olan
ilişkinin. Öncelikle yüksek işlevli yani
zekası iyi olan kişilerle ilgili konuşacak olursak işe yarar
taraflarından söz etmek daha doğru.
Çünkü daha önce mümkün olmayan bir etkileşim ve birlikte
hareket etme imkanı, tıpkı grup terapisinde birbirlerine
telefonlarını vermeleri gibi insanların bütün dünyayla
bağlantı kurabilme imkanı böyle çıktı.
Hatta aslında bakarsanız otizms durumunun kendine özgü bir takım
ayrıntılı özelliklerinin tarifi. Duyusal algı şeyle hassasiyetle
ilgili farklılıklar ayrıntılarını sonra konuşuruz
gibi onların kendi aralarında yaptıkları sende bu var bende de
var falan gibi tanımlarla ortaya çıktı.
Klinik gözlemden ziyade neden? Çünkü belirti gözlemi kadar
yaşantı tanımı yaşantının paylaşılması da önemli.
O yüzden text one turnow one gibi yani birini tanıyorsan
kendinden doğru tanıyorsundur, ile uyumlu olabilecek şekilde
ekran üzerinden veya. Tablet üzerinden birbirleriyle
konuşarak yeni yeni tanımlar yaptılar.
Aynı zamanda birbirlerine destek oldular.
Şunu da söylemek lazım, bu tartışmalı bir konu olabilir ama
vaktinin çoğunu online olarak geçirip sosyal hayata katılmayan
ama tatminkar olduğunu, yaşamının tatminkar olduğunu
söyleyen kişiler var. Buna düpedüz doğrudur veya
yanlıştır demeden önce dikkate almak gerektiğini bir kere
söylemek lazım. Gayet tatminkar olabiliyor bir
yaşamla bu tabletle veya işte online yaşamakla ilgili otizme
sebep olur mu? Sorusunun cevabı net yani hayır,
sadece böyle yapıyor olması bunun sebebi değil muhtemelen
ama. Orada artık mutlak bir kuraldan
ziyade hani ne yapılmalı diye soruyorsak.
Mutlak bir kuraldan ziyade kişiye özgü bir şey yapmak ve
her zaman ne? Denir o su toplam süreye ekran
süresi mi diyoruz? Ekran süresini azaltmayı tek
hedef olarak koymamak gerekli bence.
Çünkü bazıları. Ekrem süresini azaltmak iyi bir
şey anlamına ayrı konu. Yani buradan bunu önerdiğimiz
gibi bir sonuç çıkmasın onu da bir şekilde.
Bir şekilde söylemek isterim de. Ama bu.
Eşittir otizme sebep olur gibi saçma sapan hani buzdolabı anne
meselesinden yola çıktık ya? Yani çevresel faktörlerin bu
kadar da birincil etkisi olduğunu iddia etmek çok
anlamsız. Yani belki zaten otizm gelişecek
bireylerin. Bu yolla daha kolay, kendi
içlerine dönmeleri ya da sosyal ilişkilerinin azalması ya da her
neyse kenetlenmelerinin artması mümkün müdür bilmiyorum.
Dolayısıyla ekran süresi belki bu anlamda bir bir şey ifade
ediyordur ama yoksa her ekranın televizyona bakan çocuğun da
yahut da işte bakıcıya bırakılmış ve bakıcıların
televizyon karşısında oturttukları bütün çocukların da
gelecekte otistik olacaklarını iddia etmek gibi bir.
Anlamsız çevresel faktörün de olmadığını.
Anlıyorum söylediklerimden. Şey şu da var timuçin çok doğru
şu da var. Norm olanın da değişmekte olduğu
bir dönemden geçiyoruz. Aslında bakarsın şimdi her.
Birimizin ekran süresini de düşünelim mesela geçenlerde bir
arkadaşım dedi ki, yani belki de norm olan aslında ekran
karşısında daha çok süre geçiren insanların var olduğu bir zaman
olacak. Evet, yani bütün ömrüm internet
bağımlılığı diye bir saçmalığın olmadığımı iddia etmekle geçmiş
ki öyle bir şey yok. Yani internet bağımlılığı ne
demek? Zaman zaman şu şeyi oluyor işte
çocuk hiç dışarıya çıkmıyor. Ne yapıyor işte oyun oynuyor
orada. Peki yani çocuk derken yetişkin
insanlardan bahsediyorum. Ben çocukları görmüyorum,
elbette görmüyordum. Ama peki kimlerle oynuyor,
arkadaşlarıyla oynuyor, nereden arkadaşları işte çeşitli
yerlerden. Üstelik uluslararası arkadaşları
var. Bir yandan konuşuyorlar, bir
yandan oynuyorlar. Şimdi bu bu insanın sosyal
olmadığını iddia etmek. Ayvazlık ha, evet, tabii ki
çıksın dolaşsın. Park doğa vesaire neyse onları
bilmiyorum ama. Sadece bu pencereden bakarak.
Bir takım adlandırmalar, yaftalamalar.
Ve de dünyanın değiştiğini görmemek.
Herhalde önemli bir mesele diye düşünüyorum.
Burada belki ekran süresi hani dediğiniz gibi otizmi direk
sebep olmuyor ama otizmin benzeri.
Semptomlara yol açabildiği için ve onu taklit edebildiği için
aslında. Şey.
Gibi Tahsin o çabuk anne meselesinde olduğu gibi yani.
Gerçekten çocuklarına kol kanat, Kerem tavuk, anne denilen
annelermiş, şiyoprenin sebep oluyorlar diye.
Yoksa bu çocukların gelişiminde bir takım farklılıkları fark
eden annelerin davranışları mı böyleydi de onun için bunları
böyle deniyordu kısmı. Hala soru işareti.
Ya o zaman timuçin şeyi bir ara anlatmak iyi olabilir.
Belki bir sonraki toplandığım. Bunu yaparız.
Genetik etiyoloji ne kadar, ne kadar ne biçimde etkili oluyor?
Çevresel etmenler ne biçimde etkili oluyor?
Yani otizmin genetik etolojisinden, genetik
sebeplerinden söz etmek ne kadar kalıntılabilir, ne kadar
kalıtsal ikisinin ayrımından söz etmek.
Bir de şeyi anlatayım. Yani kaner'le başlayan
asperger'le devam eden sonra işte yil berberg vesaire
lornaving'le devam eden tanımları da elanların birer
birer. Anlatır mutlaka yine konuşalım
ama bu haftalık yine sürenin sonuna geliyoruz.
Belki şeyi hani her hafta bir şeyden eserden bahsedeceğiz
demiştik. Bu sefer belki film
önerebilirim. Ibrahim kızmazsa.
Yine ibrahim kızıyor musun? Gerçekten kızmıyorsun bir söyle
de anlayalım. Kızmıyorum ama bu uzun mesele
sonra konuşalım. Ayrı bölüm yapalım.
Sen söyle tahsin'in önereceği fikre şeye filme ve katkısına
bağlı olarak. Film bu konuyla bağlantılı bir
filmi önereceğim bir freneceğim. Ama önem de Fransız filmi bak
şimdi. Peki?
Kural dışı diye bir film var. Türkçe kural dışı diye çevrilmiş
ingilizcesi de spachells fransızcası.
Nasıl okunuyor? Hiçbir fikrim yok ama güzel bir
film. Baş rolde başrolde bir insan
kasiyer oynuyor yani. Bu bahsettiğimiz, konuştuğumuz
şu, yani otisimle ilgili. Destek programlarını yürüten
bir. Nasıl desem kurum gibi bir şeyin
kapanmaması için uğraşan bir ekibi anlatıyor ama aynı zamanda
yani oradaki otizm hastalarının hikayelerini de anlatıyor ya
oynayanlardan bazıları gerçekten otizm hastaları ve yani
dokunaklı şeyleri var, hikayeleri var diye
söyleyebilirim. Belki bu öneriyle dinlemek
isteyen olabilir diye de ekleyeyim buraya.
Ben bilmiyorum. Yeni mi?
Yanlış hatırlamıyorsam pandemi döneminde çıkmıştı, 4 yıllık
filandır diye tahmin ediyorum hocam hocam 2.020 olması lazım.
O zaman şeyi de gündeme alalım mı?
Popüler kültürde en iyi anlatılan kavramlardan biri
otizm specturumu. Yani kim pek çok ek örnek
söyleyecektir. Sinemada da, edebiyatta da,
bilim dünyasında da. Hakkında yazılmış olan artık
yeni edebiyata dön dönmeyiz. Belki çok fazla ama hakkında
yazılmış olan pek çok sanatçı içinde.
Konuşmamız gerekir onları. Belki doğudaki aslı meselesi.
En en sahici olduğu alanlardan bir tanesi.
Dimi. Film 2.010 dokuzmuş bu arada
2.019 yapmış mı? Onu da söylemiş olayım.
O zaman bu haftalık bölümü yine tamamlıyoruz.
Bizi dinlediğiniz için teşekkürler.
Çok keyifli bir sohbetti. Herkese teşekkür ederim.
Tekrardan görüşmek üzere. Görüşmek üzere.
Görüşürüz.
Podbean