Otizm Spektrum Bozukluğu (Ⅰ): Giriş
Herkese tekrar merhaba dikensiz gül bahçesi vaat etmiyoruz podcastinin yeni bölümünden size sesleniyoruz. Bu podcast de benimle beraber profesör doktor timuçin ural, profesör doktor cem adoğlu ve doktor ibrahim aylak var bu. Podcast bölümünde biz otizm hakkında konuşmayı düşündük. 2 Nisan yeni bitti. 2 Nisan otizm farkındalık günüydü ve biz bu farkındalık gününden sonra otizmle ilgili konuşarak buna katkı sağlamak istedik açıkçası. Eee podcast bölümüne başlamadan önce Cengiz. Cengiz'e selam söyleyebiliriz.
Belki dokuzuncu bölümümüz ile onu da İptal ediyor. Sonrasında podkezine devam edelim. Şimdi otizmden konuşacağız. Belki önce hani otizm nedir onun hakkında biraz tartışabiliriz aslında. Aslında otizm, yani diğer psikiyatrideki tanılar gibi yani çoğu tanı gibi yunancadan gelen bir isim.
Auto sözcüğünden auto sözcüğünden türemiş, yunanca'dan burada autos'dan kastımız. Hani o otonomedeki gibi kendi kendine olma halinden kaynaklı bir durum sebebiyle aslında bu isim türetilmiş. Literatüre baktığımızda da ilk defasında blueler tarafından otizm ifadesi kullanılmış kavramı kullanılmış. Ama böyleler bunu kullanırken farklı bir bağlamda kullanmış. Şizofrenideki otizmden bahsetmiş. Daha önceki bölümlerde konuşmuştuk. Bunlar hani oradaki içe çekilmeden sosyal olarak içe çekilmeden bahsederken otizmden bahsetmiş ama daha sonrasında literatüre girişi başka bir vesileyle oluyor.
Çocuk psikiyatristleri sayesinde oluyor aslında. Belki ibrahim'e sorarak başlayabilirim. Ibrahim hani modern psikiyatri de otizm tam olarak ne oluyor, otizm nedir? Bize biraz anlatabilir misin? Sözlü sorusu sorar gibi sordun Tahsin böyle. Anlat bakalım. Bilemezse kalacak. Teşekkür ederim, teşekkür ederim. Tahsin bir kere şeyi söyleyin. Biz herhalde ihtisasın başından itibaren aslında otizmi cem hoca'dan öğrendik. O yüzden bu soruna belki de cem hoca'nın derslerinden ya da kitaplarından yanıt vereceğim.
Şimdi cem hoca da kayıtlı olduğu için acaba doğru öğrenmiş miyim gibi bir imtihan da olacak benim için ama. Cem hoca'nın yaklaşımıyla başlarsak otizmi. 2 hükümet de toplanan belirtiler olarak ele alıyor. Zaten aslında DSM de böyle alıyor ama cem hoca'nın ekstra vurguladığı şey bir daha cem hoca demeyeceğim. Bu da son en son en çok vurguladığı şey bu 2 kümedeki belirtilerin birbirleriyle ilişkili olması, bu ilişkili kısmını vurguluyor ve ilişkili derken şunu kastediyor. Otizmdeki belirtiler birbirlerinin belirmesinde biçimlendirilmesinde bazen şiddetlenmesinde ya da yerleşip kalmasında süreyenleşmesinde belirleyici oluyorlar.
Bunun bir psikiyatrik tanı için önemi ne? Aslında otizmin iç tutarlarının yüksek olduğunu gösteren bir şey. Yani belirtiler birlikte hareket ediyorsa iş tutarlı yüksek ve dolayısıyla da geçerliliği psikiyatrideki bir tanılardaki sorunlardan biri olan. Geçerlilik sorununa daha az takılıyor diyebiliriz. Otizm için aslında psikiyatrik rahatsızlıklar için geçerliliği yüksek bir tanı otizm. Peki bu 2 kümet dediğimiz belirtiler ne birinci küme aslında kelimenin anlamında içinde barındıran otistik özellikler dediğimiz.
Belirtiler yani etkileşimde iletişimde ya da ve sosyal ilişkilerde kısıtlılık, yetersizlik ve veya atiplik olması gibi tarif edebiliriz. Birinci belirtileri bunları aslında kişinin dış dünyayla ilişkisi üzerinden tanımlanan belirtiler diyebiliriz. Yani dikkatin ya da ilginin dışarıdan çok bazen tamamen kendi yaşantısına yönelik olması. Dış dünyayla etkileşimini kendi. Ilgisinin biçimlendirmesi yani böyle yani şu şunu söyleyebiliriz, mesela herhangi bir etkileşimde monolog gibi bir monolog konuşma belki örnek şeklinde örnek verebiliriz.
Aslında kendi ilgisinin o etkileşime hakim olmasını kastediyorum. Örneğin doğru mu? Bilmiyorum ama bu. Bu şekilde ikinci kümede değilse aslında daha çok bildiğimiz belki de.
Belirtiler yer alıyor. Mesela davranış repertuvarında düşüncede, ilgi alanlarında kısıtlılık veya katılık esnek olamama, yineleme eğilim mi? Yani bu tabii hem karmaşık davranış kalıplarını mesela sosyal ilişkideki tutumları. Ve iletişim tarzını hem de bazen daha çok görünür olan basit sterotipik yani basma kalıp hareketleri kapsıyor.
Ya da başka diğer bir belirtti. Kendisine uygun olan ya da öğrendiği bazı davranış örüntülerini katı bir biçimde sürdürme ve tekrarlama eğilimi, kimi kurallara aşırı bağlılık, değişime, gönülsüzlük, direnç, değişiklikten rahatsızlık duyma. Ilginin dikkatin belli bir alana yönelmesi ama bu müptehem bir belirti gibi görünebilir ama buradaki belki en önemli ölçütümüz yaşamı işgal edecek bir yoğunluk ve hevesle yönelmesi diyebiliriz. Yani temel kabaca şeydeki otizmdeki belirtiler bunlar tabi. Bunun yanında mesela duyumların keskin olması olabilir.
Duyumların algılanmasında atipik özellikler cem hoca, belki bu bunu daha detaylı da söz edebilir. Algılarda hassasiyet daha detaylı da söz edebilir derken mesela ayrı tanı başlıkları olarak tanımlanmak istenen bazı gibi rahatsızlıklar aslında. Otizmde ayrı bir tane olarak değil de bazen bir bileşen olarak bulunabiliyor.
Onun dışında bazen tabii ağrı ya da sıcaklık gibi duyumlara hassasiyet, tam tersine duyarsızlık gibi de oluyor. Bazı otizm hastaları da işte böyle. Kendisine zarar verme davranış olduğumda acaba canı yanmıyor mu? Diye yakınları ya da bakım verenleri sorabiliyor galiba o yani söz edilen belirtti. Bu belirtti. Son olarak da duygu denetimindeki yetersizlik. Diyebiliriz. Otizmindeki ikinci kümedeki belirtilerek.
Peki ya? Otizmle ilgili birden fazla semptom saydın aslında. Peki şu. Yani şu an hani günümüzde alan dışından dinleyenler de olabileceğini varsayarak soracağım bunu hani genelde hani bir çocukluk çağı hastalığı olarak görülüyor ya aslında artık öyle olmadığını da biliyoruz. Hani yetişkinlikte tanı olunabilen vakalar olduğunu da biliyoruz. Ne değişti de hani bu şeyler oldu sence? Sana sorayım dedim. Şimdi çocuk. Neden daha kolay tanı koyabiliyoruz ya da neden daha kolay tanıyabiliyoruz? Artık eskisinden farklı olarak aslında sormak istediğim bu.
Yani otizm özelinde eğer soracaksanız şimdi cem hoca'nın yanında konuşturuyorsun benim de yani çalmak otizm özelinde eğer soruyorsan tabi otizmle ilgili bilginin ve duyarlı artması burada söz konusu. Yani farkındalığın artması söz konusu. Dolayısıyla bil. Aynı zamanda artması ayrıca nöro gelişimsel bozukluklar olarak şu an tanımlanan grupla ilgili yaklaşımın yani nör gelişimsel bozukluklar tanımının ortaya atılmasıyla şimdi nörle gelişimsel bozukluklar dediğimizde buna belli bir yaklaşım geliştirmemiz gerekiyor.
Şöyle ki, nör gelişimsel dediğimizde oradaki durum her neyse doğuştan itibaren var. Bu dikkat eksikliği hipersiz de bozukluğu içinde geçerli zeka geriliği için de geçerli ama belirti vermesi. Doğuştan itibaren olmayabilir. Mesela dikkat gibi kompleks bir yetimizin yaşamın ilk 6 ayında ortaya çıkmasını beklemeyiz. Yani, eğer dikkatle ilgili bir sorun varsa. Belki okula gittiği zaman başlar. Dikkatle ilgili sorun ve tanı o zaman konur ya da daha yapılandırılmış bir ortamdaysa belki işte o yapılandırılmış ortadan çıkıp işte.
Ödülünün belki de hemen olmayacağı uzun vadeli sınavlara giren bir genci düşünelim mesela. Belirttiler, o esnada çıkabilir ya 18 yaşında çıkabilir, 19 yaşında da çıkabilir. Yani ya da otuzlu yaşlarda çıkabilir. Bu biraz nöro gelişimsel bozuklukların hususu ile ilişkili diye düşünüyorum. Yani var. Olan durum neredeyse doğuştan neredeyse değil de doğuştan beri var ama görünür olması belirti vermesi kişinin yaşantısıyla kişinin içinde bulunduğu duruma çok ilişkili. Çok. Çok iyi bir özet. Teşekkür ederim.
Bundan sonra siz de anlayasanız çok daha iyi olur katkıyla. Ben bir şey söyleyeyim, cem'e gelmeden asıl uzman konuşmadan belki şunu şu süreci de konuşmakta fayda var. Yani bizim çocuk psikiyatriste rotasyonu yaptığımız yıllardan biraz bahsedebiliriz bizim. Benim iktisat yaptığım tarih öncesi çağlarda çocuk psikiyatristi diye ayrı bir iktisat alanı yoktu. Yani önce insanlar psikiyatrist olurlar da söylüyor üzerine üstelik. Yani daha iyi üzerine gastro kardiyo vesaire yapmak gibi çocuk psikiyatrist yaparlardı ama yine de bizim bir çocuk psikiyatrist rotasyonumuz vardı ve çocuk psikiyatristi rotasyonuna gittiğimizde gördüğümüz otizm şimdi birazdan belki cem birazcık daha açıklık getirir.
Kaderin tarif ettiği o tipik otizm tablolarıydı. Ille de başka bir şey zaten konuşulmazdı. Yetişkinlerde otizm diye bir şey zaten hiç konuşulmazdı. Çünkü yetişkin otizmi zaten psikiyatrik başka problemlerle, başka adlarla muhtemelen takip edilirdi. Şizofreninin içinde yer alan kısmıyla da. Çok klasiktir. Bakırköy'de bununla ilgili öyküler de anlatılırdı. Bir ara rastlarsa anlatırım yine hani otizm motive negatifim diye yatırılan hastalar olurdu mesela ve. Bir daha söyle, bir daha otizm. Otizm mutizm negatifim.
Mükemmel değil. Mi şu hani yani blue lavyen bir şeyle bakışla. Hayır, şöyle timuçin şizofreniyle ikisinin nasıl birbiriyle iç içe geçtiğini ve neden karışıyor olabileceğini de en iyi tanımlayan. Fırlatan ama işte bu tabi şunu yok ediyor, otizm diye bir ayrı tanı var mı ya da otizm ayrı bir antiste mi? Doğada böyle bir şey var mı yok mu kısmını yok eden otizmin ille de şizofreni ile bağlantılı olan diyeceğini, hatta çocukluk otizminin gelecekte belki de şizofreni olabileceğini düşündüren bir bakış açısı zemini.
Hazırlıyor aynı zamanda. Belki buna işaret etmek açısından önemli ve o yıllar böyle bir şeylerdi giderek otelin. Daha iyi tanındıkça bir. Asperger diye apayrı bir şeyin var olduğu ortaya çıkınca bununla ilgili çalışanlar hatta ilk çalışanlar cem gibi biraz takılınarak ya o da her şeyi otizm ile bağlantılandırıyor filan gibi bakılarak.
Nasıl diyelim bir? Savunma olarak kendimizi rahatlatarak devam ettikçe önümüzde yeni yeni sayfalar açıldı ve giderek oradan. Başka bir var oluş biçiminin de olduğu ve bir nörodaverce ya da nöro çeşitlilik içinde her şeyin nöroekonomi gibi ya da. Işte başka nörolar gibi şeyler ekleyerek. Bir çeşit bir şey de oluştu. Moda da oluştu ama belki en çok pakettiği alanlardan birisi bu oldu diyebilirim. Bir farkındalık, ibrahim senin söylediğin gibi gelişti ve. Yepyeni bir.
Varoluş biçimiyle üzerine düşünmemiz gerekti. Klinik olarak da diyorum ve ben burada susayım, şimdi artık. Belki ben şeyi ekleyebilirim. Hocam sizin dediğinize ve ibrahim dediğini hani ben şeyi çok sevmem. Hani bu sumatik hastalıklarla psikiyatrik hastalıklara benzerleştirmeyi çok sevmem ama örneğin yani bundan bir 50 yıl önce bir dahiliye kitabına baksak büyük ihtimalle adrenal kitlelere yaklaşım konusu çok yani daha küçük daha az yer almıştır ama. Şu an baksak daha detaylı şekilde yer alır, çünkü MR diye bir şey var MR diye bir şey olduğu için görüntüleme yöntemleri geliştiği için rastgele de bir kitle bulunabiliyor.
Bir kitle saplanabiliyor ve onun için de bir şeyler geliştirilmeye çalışılıyor. Otizm de biraz. Işte şey yok yani bir MR faktörü yok burada. Yani bir başka boyuta açacak şey sadece farkındalık ve. Ibrahim dediği gibi hocam işte hani bizim bilgi birikimimiz artıyor. Artık de bu konuda bir farkındalık da yükseliyor. O da bizim hani psikiyatrist olarak m rımız gibi düşünüyorum. Ne kadar? Belki şöyle soralım, ne oldu da başka türlü bakmaya? Başladık ya da ne olduğu da başka türlü bakma gerekliliği ortaya çıktı.
Belki cem'in söyleyeceği ya da onun gireceği yer burası bence. Yani bir tanesi şu, şimdi MR örneğini kaçırmamak istiyorum. Aklımdayken onu söyleyeyim mesela MR ın çözüm var olmasının yanı sıra çözünürünün artması gibi bizim psikiyatrik değerlendirmelerimizin çözünürlüğünün artmasının bence bir etkisi olsa gerek. En azından Türkiye için Amerika için bunu söyleyebilir miyiz bilmiyorum ama ben kendi tecrübemde otizm spektrumunun başka tanılardan farkını bir. Ölçüde müstakil bir tanı olarak ele alınabileceğini fark etmeye daha uzun hasta görebilme imkanı olduktan sonra başladım.
Bunu zannediyorum MR ve onun çözünürlüğünün artmasına benzer bir durum olarak düşünebiliriz. Daha ayrıntılı değerlendirme yapabilme. Çünkü söylediğin çok iyi bir tanım var oluş biçimi, var oluş hali özellikle yüksek işlevli otizm için yani zeka yerliğinin olmadığı otizm için çok. Doğru bir tanımlamayı, yani bir hastalığa yakalanmaktan söz etmiyoruz mevcut. Olan gelişimin doğuştan itibaren var olan gelişimin atipik farklı olmasından söz ediyoruz. Ibrahim demin söyledi bunun ortaya çıkması. Farkına varılması, sorun yaratması bu üçünü birbiriyle değiştirerek kullanabiliriz.
Sosyal koşullara çevre. Çevresel desteğe ve hepsinden önemlisi o kişinin sahip olduğu işten belleği kapasitesine yani zeka diyebiliriz kabaca. Sıkı sıkıya bağlı bu bütün nörogelişimsel bozukluklar için böyle.
O yüzden de şimdiki DSM ölçütlerinde DSM beşte yapılan değişiklik çok isabetli oldu. Timuçin'in söylediği gibi bizim çocuk psikiyatrisi rotasyonumuzda gördüğümüz vakalar tipik kanerotizmi olan vakalardı ve de tipik vakalarda yani demin ibrahim'in saydığı belirtilerin mevcut olduğu vakalarda çocuklukta eğer tanık olmuşsa beraberinde zeka geriliğinin bulunma ihtimali de çok yüksektir. Onun için bizim kuşağın gördüğü çocuk psikiyatristinde rastladığı ilk vakalar hemen hemen her zaman bir ölçüde zeka geriliğiyle gerek hafif gerek derin birlikte olan vakalardı ve yerleşik otizm prototipi kafalarımızda oluşan zeka geriliğiyle birlikte olandı.
Yani annesinin yüzüne bakmayan kimseyle ilişki kurmayan el sallandığında karşılık vermeyen çocuklar aynı zamanda zeka geriliği de olanlarda çoğunlukla o yüzden de yerleşik otizm prototipi bu oldu. Seksenlerden sonra tanınmaya başlayan yani kuzey amerika'da ve ingiltere'de tanınmaya başlayan askerger de gene en ağır biçimleriyle yani en ar demeyelim ama asperger tanımı gereği. Zaten çok ağır denebilecek bir şeyden ziyade atipikliğiyle öne çıkan bir tablo atipikliği en aşikar olanlarla tanındı. Yağmur adam örneğinde filan olduğu gibi popüler kültürde de böyle.
O yüzden 2 tane prototiple biz tanıştık. Bir tanesi zeka geriliğiyle birlikte olan klasik vakalar, diğerleri de tuhaflığıyla öne çıkan asperger vakaları. Başka ne vardı? Farkındalığın artması dışında neler mi demiştin timuçin? Öyle dedim de, bu arada bir şey soracağım. Tam yeri gelmişken ben de böyle işin tarih tarafını hatırlatıyor gibi oldum. Covid bir şekilde sürekli ama eskiden video sabah diye bir şey vardı. Evet. Ya da dejenere süperiyor gibi tanımlar vardı. Bunlar işte o zamanın DSM öncesinin bir takım descriptif tanımlamaları.
Aslında hani? Çünkü otizm eşittir biraz zeka gereği gibi de görüldüğü için o yıllarda aslında. Zeka gerisi olmayan ama ya da öyle gibi görünen ama çok fazla yeteneği olan başka bir takım yapılar ya da farklılıklar da göze çarpıyor idi.
Biraz bunlara da değinsen nasıl olur? Ibrahim sen bir şey diyecek miydin sen de sonra, ondan sonra devam edelim. Aslında timuçin hoca'nın söylediğiyle bir parça paralel şeyin. Şeyin seksenlerden sonra psikanalizin etkisinin azalması psikiyatri de. Dolayısıyla şu an belki bir kısmına yüksek işlevli otizm diyebileceğimiz belli kişilik örüntülerinin geri planda kalması otizm olarak tanınmasına hizmet etmiş midir? Diye düşündüm ben. Psikanalizin etkisinin azalması diyorsun? Tamam, evet, şimdi bir dakika.
Artık psikanalize kişilik tanılarının konmaması ya da daha az konması.
Ve sizin detaylı incelemeyle mesela tıbbi incelemenin de dahil olması. Hem yaşantının hem tıbbi mayenin. Benim demin sorduğum şuydu, yani ne oldu da bunlara başka türlü bakma ihtiyacı hissedildi yani? Sadece mentalitarasyon sadece şizofreni bağlantılı, sadece psikozmo düşünen grubunu. Düşünüyorum. Şöyle, yani Temmuz için zannediyorum. Farkındalık falan önemli ama onun dışında kan erdem ve asperger'den daha iyi tanımlar yapan daha çok vaka görmüş olup da. Kapsayıcı tanımlar yapan klinisyenlerin etkisi olsa gerek.
Bunda ya mesela şimdi lornaving bence çok önemli bir klinisyen, çocuk, psikiyatristi ama yetişkindeki takibi de devam ettiren birisi. Onun yaptığı tanım bugünkü yüksek işlevli otizmi de kapsayabilecek bir daha geniş bir tanım ve çok daha. Geçerli yüksek bir tanım. Bunun dışında adı aslında Kuzey Amerika ve ingilizce literatürde az bilinen ama nispeten az bilinen ama çok kıymetli olan yıl berk var. Isveçten 10. Yaptığı tanım da gene yetişkinlikteki klinik tezahürleri de kapsayacak kadar geniş ve zengin, yani senin soruna cevabın özetle daha iyi tanımlar, daha kapsacı tanımlar yapılmaya başladı bir tanesi.
De bu. Idi, savanla olmakla ilgili bir şey söylemiştin. Daha önce otizmin zeka. Geriliyle değil de eee birlikte düşünmek değil de sanki şöyle bir şey vardı, otizm denince akla gelen tablo ya içkindi zeka birliği yani gözümüzün önüne zeka geriliği de olan çocuklar geliyordu ve onlar çocuklukta hemen teşhis edilebilecek vakalarda.
Idi savan olmak. Çok sık rastlanan bir şey değil ama oradaki kastedilen şey şu. Ediyor, savundaki idi. O zamanlıktan, yani üstün yetenekten beklenmeyecek bir beceriksizlik ve sosyal yetersizliğin mevcut olması ve şaşırtıcı bir sosyal uyumsuzluk, uygunsuzluk gösterebilmesi, duygu, düşünce ve davranış ifadelerinde bunu şununla karıştırmamak lazım. Yalnız otizm spektrumunun ne zeka geriliğiyle ne de üstün yetenekle birebir bir ilişkisi yok. Onu da söyleyelim, şöyle yüzdeler vermeyi çok sevmiyorum ama şunu söyleyeyim.
Kafamızı karıştıran etmenlerden olduğu için kaner otizmi tipik otizm tanımıyla baktığımızda yani sosyal iletişim, etkileşim ve sosyal ilişkideki yetersizliklerin en belirgin olduğu, yineleyici davranışların ve kısıtlılığın en belirgin olduğu ve çocukluktan itibaren görülebilen aşikar olan vakalarda %40 veya daha yüksek gibi zeka gereği, bunun beraberinde de lisan gelişiminde yetersizlik ama. Kimi zaman zeka geriliğinin ta kendisinin bir bileşeni olduğu için otizmede eklenmiş durumda ve epilepsi.
Başka pek çok rahatsızlık da var ama.
Şey şu, şunu şunu belki söyleyeyim.
Anlattıklarını ilaveten ben şunu söyleyeyim, acaba tabi farkındalığın ve bütün bunları anlamanın anlamaya çalışmanın değişmesi, daha çocuklukta bu bu insanlara müdahale etmenin ve farklı gelişme olasılığı, farklı gelişebilme seçenekleri yaratmanın. Gayreti acaba onları kendi haline bıraktıklarında zeka geldiğiyle ya da başka türlü psikiyatrik problemlerle sonuçlanabilecek bir şeyin de önüne geçti mi dolayısıyla? Yani belki daha doğru dahleyip toplayıp söylersem. Erken fark edilen ve erken müdahale edilen bir takım tablolarda kendi haline bırakılmasına kıyasla yüksek işlebile otizm gelişmesi ve dolayısıyla bizim bugün nöro çeşitlilik diye adlandırdığımız ve fark edemeden bir.
Çok insanın ortaya çıkan otizm tablolarını da önünü açtı. Kolaylaştırdı mı acaba?
Erken fark edilme erken fark edilmenin. Erken fark etmenin yanı sıra buna buna müdahale etmek yani müdahale bir takım şeyleri değiştirdi ve dolayısıyla yüksek işlevli gelişiminde önünü mü açtı? Tabi ki mentalitordasyonla yani zeka yeriyle giden belki küçük bir grup zaten vardı ve hala da var ama belki hepsinin aynı şekilde. Damgalanarak ve başka türlü. Gelişimleri ketlenerek ortaya çıkabilecek tabloları da engelledi mi? Görüşüp mala.
Şey var mı? Ondan emin değilim açıkçası.
Yeterli bir müdahale. Var mı yok mu? Ondan emin değilim. Sadece atipik dır. O gelişimi farkına varılma ihtimalinin daha yüksek eğitimli çevrelerde gitgide arttığını söyleyebilirim. Öyle olduğu zaman da 10'a çıkart uygun özel ihtiyacı olan çocuklara davranılması gerektiği gibi davranıldığını söylemek yanlış olmaz. Böyle bir değişiklik var gerçekten. Yani şöyle, aslında bu büyük bir yelpazeydi. Bu yelpazenin küçük bir kısmını biz tanıyorduk. Tanımadığımız kısmı yetişkinlikte farklı özellikler gösteren bireyler olarak devam etmekteydi zaten.
Ama biz onların zaten hiçbir zaman farkında değildik geçmişte. Psikiyatristler olarak. Dolayısıyla onların bir kısmı yüksek işlevli, otistik bireylerdi belki ama başka başka isimler alıyorlardı. Başka başka tanılar alıyorlardı, başka durumlarla karşılaşıyorlardı. Bizim otizm olarak gördüğümüz kanar tarzı otizm olarak gördüğümüz ve en sonuç olarak kendi seyrini izleyen grupta bizim otistik sandığımız sadece bundan ibaret sandığımız bireylerdi. Evet, otizmin tanımını sınırlı tuttuğunuz bireylerdi.
Evet, dolayısıyla bir hiç görmediklerimiz vardı, onları görür olduk. Bu sıkıntıların artması belki bunu sağladı ama bu soruma ilaveten şunu da soruyorum, acaba bugün buna daha erken müdahale o küçük grubun içinden başkalarını da spektrumun geniş kısmına taşımış olabilir mi? Yani küçük grup derken kastettiğin klasik otizm tanımlayan. Evet, evet, kendi halinde böyle kıldığında klasik gelişim gösteren ve işte yaftalanan. Çok çok doğru bu yani şöyle.
Otizmin seyrinde özel ihtiyaçların ne kadar karşılandığı ve becerebildikleriyle beceremedikleri yani yetilerinin olup olmadığı ve olduğu ve olmadığı alanların ayırt edilebildiği, çocukların gördüğü muamele seyri çok değiştirebiliyor. Otizm için söylemeyecek en önemli özelliklerden biri zaten başa gelen sabit bir hastalık olarak görmenin yanlışlığı yani nöro gelişimin atipik olması demek. Çok şiddetli olan durumlarda müdahalelerle, sosyal müdahaleyle öğrenme ile çok şey değiştirilemeyecek olsa bile.
Epeyce büyük bir kesiminde de özel ihtiyaçlar karşılandığı zaman çok büyük bir gelişme olanağının önünün açılması demek, gerçekten öyle olduğu zaman aslına bakarsan lisan gelişimi dahil olmak üzere pek çok alanda ilerleyen çok fazla çocuk olduğunu, geriye dönük yetişkin vakalardan biliyorum. Ibrahim, ne diyeceksin? Bu bununla paralel olarak 5 yaşındayken yan oranlar yanlış olabilir. %80 özür engelli özür oranı almış ve bununla belli işte indirimlerden yararlanmış 21 yaşına geldiğinde. Bir daha işte sağlık kuruluna giriyor, %20 ya da %40 özür oranı alıyor.
Çünkü arada dil gelişmiş zeka geriliği olarak görülmüş ama zeka geriliği değil. Gibi yani aslında başlangıçta karner otizmi gibi tanık olmuş. 21 yaşında asperger otizmiş ya da çocukluk otizmi denmiş. Atipik otizme dönmüş, aslında dönmemiş de. Zaten aslında bakarsanız asperger sendromuyla kanerotizminin, eski deyişle otizm spektrumu diye aynı yelpaze içinde adlandırılmasında o yüzden isabetli bir taraf var çünkü. Daha önce kaner otizminin tipik otizmin özelliklerini gösteren biri sonradan. Iıı lisanında becerilerin de artışıyla beraber asperger sendromuna daha çok uyabilecek bir kişi hâline gerçekten gelebilir.
Bu ikisini hakikaten müstakil tanılar olarak düşünmek her zaman çok uygun olmuyor. Ben onu öncesinde şeyi sorayım mı? Bu şeyden bahsettik ya ne?
Yani önlemler alındığı zaman ya da işte girişimler yapıldığı zaman bir şekilde tekrar hani normal hayata entegre olabiliyorlar, adapte olabiliyorlar diye konuştuk. Ben yani sonuç itibariyle Türkiye cumhuriyeti'nde yaşıyoruz. Hani bu ne kadar gerçekleşiyor diye sormak istedim ben. Şimdi biz de. Ne kadar? Entegre ya da hocam yani onu sorayım size. Doğru bizde yani çocuk psikiyatriste daha iyi bilir bunu ama biz de.
Yapılandırılmış ve işe yarayabilecek müdahaleler daha çok klasik otizm vakalarına yönelik olan müdahaleler, yani kamerotizmine yönelik olan müdahaleler beceri geliştirmeye yönelik. Aile eğitiminin vesaire içeren şeyler zekanın yeterli olduğu çocuklar. Işe yarayabilecek en önemli şey aslında atipikliğin fark edilmesi ve özel ihtiyaçların karşılanması. Yani mesela duyusal hassasiyetten ötürü ciddi bir rahatsızlık hissediyorsa mert dağın denebilecek bozulma gibi çok tuhaf karşılanabilecek davranışlar ortaya çıkabiliyorsa.
Yineleyen davranışlardan ötürü dikkat çekiyor ve başkaları tarafından. Zorbalığa ve benzer davranışlara maruz kalıyorsa bunların engellenmesi en çok işe yarayabilecek olan şeyler.
O yüzden bilgilendirme öğretmen ana baba ve benzeri bakım veren kişilerin özel ihtiyaçları karşılayabilecek biçimde davranmaları en çok işe yarayan şeylerden biri. Onun dışında özel olarak yapılandırılmış.
Bir müdahale daha klasik vakalar için geçerli.
Diğerlerinde ne oluyor biliyor musun şöyle? Yani yüksek işlevli olan zekası. Yeterli olan kişilerde otizm spektrumunun özellikleri başlı başına bir hastalığın belirtileri olarak tezahür etmekten ziyade kimliğin gelişiminde. Insan ilişkilerinde sağlıkta. Vesairede farklı bir varoluş biçiminin gelişiminde etkili olan bir baz oluşturuyor. O yüzdendir ki karşımıza yüksek işlevli otizm vakaları başka başka tanıların eklenmiş olduğu kişiler olarak veya sadece onlara benzeyen ve yanlışlıkla çoklu tanılar konmuş kişiler olarak çıkıyorlar.
Yani biz onun üstüne eklenmiş pek çok şeyi görüyoruz. O yüzden de şu. Da önemli orada otizm spektrumunu fark ettiğimizde yepyeni bir tanı konmuş ve ötekiler tamamen önemsizmiş gibi düşünmekten ziyade bunların oluşumunda otizm durumunun rolünü dikkate almak. Ve bunları. Bunu dikkate alarak otizm spektrumunu da dikkate alarak tedavi etmeye devam etmek önemli olan örnek vereyim. Hemen biraz karışık olduğu gibi eğer bir psikoz vakasıyla karşı karşıyaysak ve bu kısa süreli bir psikoz olup da otizmun üzerine gelişmiş bir psikozsa.
Yapabileceğimiz şeylerden biri hayat boyu antipsikotik kullanmasının gerekli olmayabileceğini akıl etmek. Veya otizmle beraber sık rastlanan genel tıbbi rahatsızlıkları dikkate almak. Gibi aklıma gelen örnekler.
Yani benim de şeydeyken hani erişkin psikiyatristinde gerçekten hani o şeylere yani? Diğer terapi metotlarını hastalara entegre edebilmek çok kolay olmuyor. Çünkü sgk'nın çoğu zaman geri ödeme sistemi de olmuyor açıkçası. Ama hani çocuklarda gördüğümde dediğiniz gibi hocam yani hani tipik ve atik vakalarda hani hepsi aynı standartlarda hani bir tek beden var, herkes uyar mantığıyla yapıldığı zaman. Ya hastaların tam ihtiyaçları karşılanmıyor. Bir de benim gözlemlediğim kadarıyla da yani bir ödeme şeyi var.
Büyük ihtimalle sıkıntısı var ve yani ödenen ders sayıları falan. Hani biraz daha şeye göre yetersiz kalıyordu. Bazen hani çocuklar fayda görüyor ama. Belki daha fazlasına da hani erişebilecekken hani o şeyden fayda göremiyorlar gibi bir durum da oluyordu. Benim gözlemlediğim kadarıyla en azından hani farkındalık için bir problem yaptığınız için onu da söylemiş olayım diye. Yani burada ya ben almanya'da çalışıyorum. Aktif olarak ben almanya'da. Erişkinleri bile bu bu tip şeyleri terapilere, şeylere entegre etmek daha kolay oluyor açıkçası ve zaten teşvik edilen bir şey.
Bu nasıl mesela erişkin otizms durumu vakalarını nasıl programlara dahil? Etmek yani sıklıkla yani bizim klinikte, örneğin işte egoterapiyle filan entegre bir şeyler yapabiliyorlar. Programlar yapabiliyorlar. Grup terapisi çok sık kullanılıyor diye biliyorum yani. Akran şeyi açısından etkileşme açısından güzel oluyor gerçekten. Onu kullanıyorlar. Yani bunlar genelde şey nasıl desem? Genel sağlık sigortası kapsamında karşılanan şeyler de olduğu için genel olarak da teşvik ediliyor. Açıkçası yapılması da isteniyor gibi bir durum oluyor.
O yüzden de hastaların daha kolay erişebildiğini söyleyebilirim. Hani ve hastalar daha mutlu oluyorlar açıkçası ve daha şey oluyorlar. Yani hani daha çok fayda görüyorlar. Çünkü belki hani sonrasında bahsederiz. Diğer bölümde bahsedebiliriz. Belki bilmiyorum yani direkt olarak hani otizme direkt olarak hani şu ilacı vereyim de otizmi ortadan kalksın. Tedavi ettiğim gibi bir durum söz konusu olmuyor. O durum olmadığında daha destekleyici şeyleri yapmak zorundasınız. Iıı backup'ta arttırmak zorundasınız ama hani yani ben?
Türkiye'de gördüğüm kadarıyla yani öyleydi. Almanya'da da durum böyle diye anlatabilirim yani. Evet. Ailelerin ve akranların destekleşmesinden söz ettin ya o onun. O onunla ilgili çok güzel hikayeler var mesela. Otizmle ilgili en iyi bilinen. Tartışmalardan bir tanesi bünyemi çevre mi tartışması? Bünye yani nuther nur tartışması. Başta otizm karar tarafından tarif edildikten sonra kaner bu konuda ana baba tutumunun özellikle anne tutumunun ne kadar etkili olduğu konusunda. Çok kesin bir şey hemen söylememiş olduğundan ve fikrini daha sonra sık değiştirmiş olduğunda.
Şu görüş yaygın, kabul gördü başta. Tıpkı şizofrenojen anne kavramı gibi tamamen sonradan yanlışlanan şizofrenojen anne kavramı gibi buzdolabı anne kavramı yerleşmiş oldu. Battle hangibi bazı. O hayli yanlı diyebileceğimiz kişilerin de etkisiyle. Bunlar diyorlardı ki otizm genetik. Veya bünyeyle açıklanabilecek bir rahatsızlık değil. Bakım veren kişinin annenin tutumundaki hataların, eksiklerin, yoksunlukların sonucunda ortaya çıkan bir. Hastalık veya duygu düşünce davranış kümesi. Bunu değiştirmek üzere en çok etki gösteren en çok katkıda bulunan kişilerden biri rimlandı.
Örnek vererek anlatayım tam tersini. Ramen bir psikolog ve bir otistik bir çocuk babası. Eşini çok seviyor, çok da sevecen bir anne olduğunu görüyor. Klasik otizmi olan bir oğulları var.
Ve o dönem ki buzdolabı anne kavramıyla çok derdi var. Çünkü glorya yanlış hatırlamıyorsam çok sevecen bir anne ve buzdolabı anne tanımına hiç uymuyor. Onun için bulabileceği ne varsa okuyup. Hem kamera hem battilime gidip başvuruyor. Battle gittiği zaman battle himadın tutumu ibrahim bunu seninle de konuşmuştuk. Yani hocaların öğrencilere tutumları bakımından çok güzel bir karşıtlık teşkil ediyor. Battle hont tutumu ken. Dışına karşıt olan herhangi birisiyle karşılaştığı zaman ciddi bir özgüven eksikliği olan birisinin gösterebileceği bir tutum saçma sapan konuşma deyip yolluyor remlandı.
Kanera gittiği zaman ise kaner başta anne tutumuna aslında önem veren biri olmasına rağmen otizm oluşmasında bunu çalışmaya devam edelim. Beraber diyorsun. Nitekim sonradan her şeyin anne tutumuyla ilgili olmadığını kanerinde fark ettiğini görüyoruz ve bunun üzerine. Rimlandın şeyi. Buzdolabı anne kavramının karşıtı olabilecek görüşleri gitgide yayılmaya başlıyor. O dönemde rimland'la beraber çalışmış olan bir anne var. Buzdolabı anne kavramıyla çok uyumlu olacak biçimde yapılan terapilerde annelere.
Çocuklarına daha düzgün annelik nasıl yapılması gerektiğini öğretiyorlar. Fakat anneler. Bunun bir işe yaramadığını o kadar görüyorlar ve o kadar uzun zaman sıkıntı çekmiş durumdalar ki bu hanımın adı rut soyadını şimdi getiremeyeceğim. Sonradan hatırlayıp söylerim. Rut ve arkadaşları grup terapisinin içinde birbirlerine telefon numaralarını yolluyorlar, yazıp veriyorlar ve biz bir araya gelip artık başka bir şey yapalım diyorlar bugünkü. Su. Grup aynı zamanda çetecilik demek, daha da doğru gibi.
Sanki çok hayırlı bir çetecilik. Yani şu artık anneleri düzelteceğiz ve terapi yapıp normal anneler haline getireceğiz sigmasından kurtulalım. Biz bunları nasıl edeceğimizi kendimiz öğrenelim demeye başlıyorlar. Bu bence çok devrimci ve çok işe yaramış olan bir şey. Hatta bugün otizm ile ilgili olan birkaç önemli dernek vakıf vesaireden bir tanesinin temelini de onlar atıyorlar. Otizmle ilgili yani tarihi şeyler, hikayeler filan da çok fazla. Da bu tabii çok önemli. Yani şizofrendeki tavuk anne meselesi de buna çok benzemiyor.
Evet, dolayısıyla bu bütün bunlar ve anlattıkların aslında ibrahim'in en başında söylediklerine bizi geri getiriyor. Yani psikanalizin etkisinin ortadan kalkması, hafiflemesi meselesine yani illa da nature nötr doğuştan mı oldu? Sonradan da edinsel mi kalıtsal mı meselesinden? Yani daha doğrusu böyle bir ikilikten farklı olarak ne olursa olsun bu yetişmeyle bakımla vesaire alakalıdır. Konusuna bu kadar çok eğlensin. Kanalist tabi aslında. Doğru. Bunda şeyi de daha sonra biraz daha konuşmamız gerekecek belki çocukluk.
Şizofrenisi ve çocukluk psikozu kavramlarını da konuşmak lazım. Taner'in tanımı 1.940 üçte kaner, çocukluk otizmini veya tipik otizmi tanımladıktan sonra.
Dikkate alınmıyor aslında kaner ingilizce yazıyor, baltimore'dan yazıyor. Yani hopkins'i de çocuk psikiyatristini kuran kişi aslına bakarsanız ama nedense.
Psikanalizin çok daha ağırlıklı olduğu bir dönemden geçmekte olduğu için Amerika. Çocukluk şizofrenisiyle çocukluk psikozu otizmden farkı çok fazla dikkate alınmıyor. ısrarla söylemesine rağmen kalerim bu çocukluk şizofrenisi gibi görünmekle beraber aslında değildir diye. Tanıyı çok önemsemedikleri için sadece reformülasyona baktığın analistler. Çocukluk şizofrenisiyle otizm arasında herhangi bir ayrım yapılmıyor.
Öyle olduğu için de uzun süre. Şizofreni ve otizm ayrımı. ADSM üçün 1.900 seksende otizmi dahil etmesine kadar fazlaca dikkate alınıyor. Timuçin sen bir şey mi diyeceksin? Hayır, hayır, yani çok güzel derledin, topladın. Ben sadece biraz belki meslek dışı dinleyenlere de. Işık tutacak ya da belki onların merak ettiği bir şeyi de gündeme getirecek bir şeyi soracağım. Nedir bu ekran tablet vesaire? Ile otizm arasındaki ilişki. Çocukların aman televizyona bakmasınlar, aman ellerine tablet almasınlar, hepsi otistik olurlar.
Kordak suya ney bu? Neyse bu. Böyle giden bir şey var ya? Şunu söylemek mümkün, şimdi ben yetişkinlerle yani genç yetişkinlerle diyelim. Ben 10 sekizden itibaren. Onlarla olan tecrübemde görüyorum ki ekranla tabletle ve benzeri her neyse onlarla olan ilişkinin. Öncelikle yüksek işlevli yani zekası iyi olan kişilerle ilgili konuşacak olursak işe yarar taraflarından söz etmek daha doğru. Çünkü daha önce mümkün olmayan bir etkileşim ve birlikte hareket etme imkanı, tıpkı grup terapisinde birbirlerine telefonlarını vermeleri gibi insanların bütün dünyayla bağlantı kurabilme imkanı böyle çıktı.
Hatta aslında bakarsanız otizms durumunun kendine özgü bir takım ayrıntılı özelliklerinin tarifi. Duyusal algı şeyle hassasiyetle ilgili farklılıklar ayrıntılarını sonra konuşuruz gibi onların kendi aralarında yaptıkları sende bu var bende de var falan gibi tanımlarla ortaya çıktı. Klinik gözlemden ziyade neden? Çünkü belirti gözlemi kadar yaşantı tanımı yaşantının paylaşılması da önemli. O yüzden text one turnow one gibi yani birini tanıyorsan kendinden doğru tanıyorsundur, ile uyumlu olabilecek şekilde ekran üzerinden veya.
Tablet üzerinden birbirleriyle konuşarak yeni yeni tanımlar yaptılar. Aynı zamanda birbirlerine destek oldular. Şunu da söylemek lazım, bu tartışmalı bir konu olabilir ama vaktinin çoğunu online olarak geçirip sosyal hayata katılmayan ama tatminkar olduğunu, yaşamının tatminkar olduğunu söyleyen kişiler var. Buna düpedüz doğrudur veya yanlıştır demeden önce dikkate almak gerektiğini bir kere söylemek lazım. Gayet tatminkar olabiliyor bir yaşamla bu tabletle veya işte online yaşamakla ilgili otizme sebep olur mu?
Sorusunun cevabı net yani hayır, sadece böyle yapıyor olması bunun sebebi değil muhtemelen ama. Orada artık mutlak bir kuraldan ziyade hani ne yapılmalı diye soruyorsak. Mutlak bir kuraldan ziyade kişiye özgü bir şey yapmak ve her zaman ne? Denir o su toplam süreye ekran süresi mi diyoruz? Ekran süresini azaltmayı tek hedef olarak koymamak gerekli bence. Çünkü bazıları. Ekrem süresini azaltmak iyi bir şey anlamına ayrı konu. Yani buradan bunu önerdiğimiz gibi bir sonuç çıkmasın onu da bir şekilde.
Bir şekilde söylemek isterim de. Ama bu. Eşittir otizme sebep olur gibi saçma sapan hani buzdolabı anne meselesinden yola çıktık ya? Yani çevresel faktörlerin bu kadar da birincil etkisi olduğunu iddia etmek çok anlamsız. Yani belki zaten otizm gelişecek bireylerin. Bu yolla daha kolay, kendi içlerine dönmeleri ya da sosyal ilişkilerinin azalması ya da her neyse kenetlenmelerinin artması mümkün müdür bilmiyorum. Dolayısıyla ekran süresi belki bu anlamda bir bir şey ifade ediyordur ama yoksa her ekranın televizyona bakan çocuğun da yahut da işte bakıcıya bırakılmış ve bakıcıların televizyon karşısında oturttukları bütün çocukların da gelecekte otistik olacaklarını iddia etmek gibi bir.
Anlamsız çevresel faktörün de olmadığını. Anlıyorum söylediklerimden. Şey şu da var timuçin çok doğru şu da var. Norm olanın da değişmekte olduğu bir dönemden geçiyoruz. Aslında bakarsın şimdi her. Birimizin ekran süresini de düşünelim mesela geçenlerde bir arkadaşım dedi ki, yani belki de norm olan aslında ekran karşısında daha çok süre geçiren insanların var olduğu bir zaman olacak. Evet, yani bütün ömrüm internet bağımlılığı diye bir saçmalığın olmadığımı iddia etmekle geçmiş ki öyle bir şey yok.
Yani internet bağımlılığı ne demek? Zaman zaman şu şeyi oluyor işte çocuk hiç dışarıya çıkmıyor. Ne yapıyor işte oyun oynuyor orada. Peki yani çocuk derken yetişkin insanlardan bahsediyorum. Ben çocukları görmüyorum, elbette görmüyordum. Ama peki kimlerle oynuyor, arkadaşlarıyla oynuyor, nereden arkadaşları işte çeşitli yerlerden. Üstelik uluslararası arkadaşları var. Bir yandan konuşuyorlar, bir yandan oynuyorlar. Şimdi bu bu insanın sosyal olmadığını iddia etmek. Ayvazlık ha, evet, tabii ki çıksın dolaşsın.
Park doğa vesaire neyse onları bilmiyorum ama. Sadece bu pencereden bakarak. Bir takım adlandırmalar, yaftalamalar. Ve de dünyanın değiştiğini görmemek.
Herhalde önemli bir mesele diye düşünüyorum. Burada belki ekran süresi hani dediğiniz gibi otizmi direk sebep olmuyor ama otizmin benzeri. Semptomlara yol açabildiği için ve onu taklit edebildiği için aslında. Şey. Gibi Tahsin o çabuk anne meselesinde olduğu gibi yani. Gerçekten çocuklarına kol kanat, Kerem tavuk, anne denilen annelermiş, şiyoprenin sebep oluyorlar diye. Yoksa bu çocukların gelişiminde bir takım farklılıkları fark eden annelerin davranışları mı böyleydi de onun için bunları böyle deniyordu kısmı.
Hala soru işareti. Ya o zaman timuçin şeyi bir ara anlatmak iyi olabilir. Belki bir sonraki toplandığım. Bunu yaparız. Genetik etiyoloji ne kadar, ne kadar ne biçimde etkili oluyor? Çevresel etmenler ne biçimde etkili oluyor? Yani otizmin genetik etolojisinden, genetik sebeplerinden söz etmek ne kadar kalıntılabilir, ne kadar kalıtsal ikisinin ayrımından söz etmek. Bir de şeyi anlatayım. Yani kaner'le başlayan asperger'le devam eden sonra işte yil berberg vesaire lornaving'le devam eden tanımları da elanların birer birer.
Anlatır mutlaka yine konuşalım ama bu haftalık yine sürenin sonuna geliyoruz. Belki şeyi hani her hafta bir şeyden eserden bahsedeceğiz demiştik. Bu sefer belki film önerebilirim. Ibrahim kızmazsa. Yine ibrahim kızıyor musun? Gerçekten kızmıyorsun bir söyle de anlayalım. Kızmıyorum ama bu uzun mesele sonra konuşalım. Ayrı bölüm yapalım. Sen söyle tahsin'in önereceği fikre şeye filme ve katkısına bağlı olarak. Film bu konuyla bağlantılı bir filmi önereceğim bir freneceğim. Ama önem de Fransız filmi bak şimdi.
Peki? Kural dışı diye bir film var. Türkçe kural dışı diye çevrilmiş ingilizcesi de spachells fransızcası. Nasıl okunuyor? Hiçbir fikrim yok ama güzel bir film. Baş rolde başrolde bir insan kasiyer oynuyor yani. Bu bahsettiğimiz, konuştuğumuz şu, yani otisimle ilgili. Destek programlarını yürüten bir. Nasıl desem kurum gibi bir şeyin kapanmaması için uğraşan bir ekibi anlatıyor ama aynı zamanda yani oradaki otizm hastalarının hikayelerini de anlatıyor ya oynayanlardan bazıları gerçekten otizm hastaları ve yani dokunaklı şeyleri var, hikayeleri var diye söyleyebilirim.
Belki bu öneriyle dinlemek isteyen olabilir diye de ekleyeyim buraya. Ben bilmiyorum. Yeni mi? Yanlış hatırlamıyorsam pandemi döneminde çıkmıştı, 4 yıllık filandır diye tahmin ediyorum hocam hocam 2.020 olması lazım. O zaman şeyi de gündeme alalım mı? Popüler kültürde en iyi anlatılan kavramlardan biri otizm specturumu. Yani kim pek çok ek örnek söyleyecektir. Sinemada da, edebiyatta da, bilim dünyasında da. Hakkında yazılmış olan artık yeni edebiyata dön dönmeyiz. Belki çok fazla ama hakkında yazılmış olan pek çok sanatçı içinde.
Konuşmamız gerekir onları. Belki doğudaki aslı meselesi. En en sahici olduğu alanlardan bir tanesi. Dimi. Film 2.010 dokuzmuş bu arada 2.019 yapmış mı? Onu da söylemiş olayım. O zaman bu haftalık bölümü yine tamamlıyoruz. Bizi dinlediğiniz için teşekkürler. Çok keyifli bir sohbetti. Herkese teşekkür ederim. Tekrardan görüşmek üzere. Görüşmek üzere. Görüşürüz.
Podbean