Otizm Spektrum Bozukluğu (Ⅱ): Kuramların Peşinde
2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü vasıtasıyla oluşturduğumuz serimizin ikinci bölümünde Kanner ve Asperger'den başlayarak zihin kuramı becerilerine kadar uzanan otizm kuramlarını derlemeye çalıştık.
Herkese merhaba diken süpür bahçesi vaat etmiyoruz.
Pot kesinin yeni bölümünden sesleniyoruz.
Bu potkeste benimle beraber profesör doktor timuçin oral,
profesör, doktor, cemaat Başoğlu ve doktor ibrahim aylak var.
Bu podcast bölümünde otizmin devamını ele almaya çalışacağız.
Ben bu bölümün başlangıcında ilk olarak hani geçen sefer tarihi
öneminden bahsetmiştik. Tarihi öneminden bahsederken bir
takım kuramlar bir takım şahıslardan da bahsetmiştik
kanser. Aspergerden bahsetmiştik.
Belki onlara biraz ele alıp ondan sonra başlarsak diğer
konuşacağımız şeylere de bir zemin hazırlar diye düşündüm.
Yani otizmin tarihi aslında şizofreni kadar ya da depresyon
kadar eskiye gitmiyor. Aslında 20.
Yüzyılın başlarına kadar gidiyor. 20.
Yüzyılın ortalarına kadar gidiyor.
Hatta bu konuda tartışmalar olsa da ilk defa literatürde. 1.900
yirmili yıllarda bir Sovyet kadın hekim.
Gurunya şu görevi var isminde bir kadın hekim aslında bunları
tanımlamış diye söyleniyor. Bu şeyi yayınlarken, eee
makalesini yayınlarken büyük ihtimalle de yani otizm diye
yeni bir tanı yarattığını düşünmüyor.
Büyük ihtimalle grevanın aslında yapmaya çalıştığı şey şu, ben
makalenin kendisinde de bakma fırsatı buldum.
Enskraçmer'le başlıyor makaleye enscracholojileri üzerine
konuşmaya başlıyor. Daha sonrasında şizoid kişilik
bozukluğunu ele alıyor ve şizoid kişilik bozukluğu üzerinden
kendisinin yanlış hatırlamıyorsam 6 ya da 7 tane
vaka var. Bu 67 vakayı anlatmaya
çalışıyor. Aslında detaylı olarak tarif
ettiği bu vakalar oldukça şey ilginç vakalar hani okumaya
değer bir makale bence özellikle ilk vaka benim çok dikkatimi
çekti. Yani risk faktörleri vesaire de
birebir otizmli uyuyor. Çünkü baba 50 yaşında anne 40
yaşında geç ebeveynlik yaşı var. Onun dışında bir sürü risk
faktörü de var çocuk. Da çocuğun durumu da biraz şeye
benziyordu. Açıkçası.
Big bang theorydeki sherdin coupra benziyordu.
Açıkçası tarifi o açıdan bana ilginç geldi.
Belki o dikkat çekici olabilir ama daha sonuç görevanın
makaleleri yani o kadar ses getirmiyor.
Ama 1.900 kırklı yıllara geldiğimizde 43 ve 44 yılı
yanlış hatırlamıyorsam art arda önce leokoner, daha sonrasında
da hansperger vaka serileri yayınlıyor.
Leoken ve hans esberger birbirlerinden bağımsız olarak
bu vaka serilerini yayınlarken hans belgeler hatta.
Leoken'in şeylerini vakalarıyla kendi vakalarının uymadığı
görüşüne de sahip bir yerde bunu da dile getiriyor.
Bu bakanlar detaylı olarak tarif ediliyor.
Kendi makalelerinde özellikle kanerin otizmi.
Hani bizim tipik otizm olarak tarif edebileceğimiz otizm
vakalarıyla uyumlu olabilecek şekilde tarif edilmiş vakalar
aspergerin vakaları ise bir bakıma hani kanerin vakalarına
göre biraz daha atipik seyir gösteren vakalar.
Burada direkt olarak aspergerin makalesinde yanlış
hatırlamıyorsam duygu durumda mı duygu durumda?
Ya da affekte otistik değişiklikler ya da bozukluklar
başlığıyla çıkıyordu. Karnım makalesi aspergerin
makalesi ise otistik psikopati başlığıyla çıkıyor.
Ve daha sonrasında da aslında bu 2 yazarın da yazdıkları şeyler o
dönem için en azından o ikinci Dünya Savaşı sırasında çok ses
getirmiyor. Geçen hafta cem hoca'nın
bahsettiği lorna, wings'in ve diğer bilim insanlarının
katkıları sayesinde aslında biraz daha ortaya çıkıyor ve
otisini tanısı bu şekilde aslında popülerleşmeye başlıyor.
Daha çok da ambulans aksama gelenekten gelen hani
psikiyatristler ya da psikologlar buna daha çok
odaklanıyorlar ve söylüyorlar tarihsel olarak belki hani
söyleyebileceğim hani ben diğer ekip üyelerine sözü bırakmadı?
Asperger'le ilgili hani çeşitli teoriler var, aspergerin bir
nazi olduğuyla ilgili çok çeşitli söylentiler var.
Konu evet. Evet yani o dönemde 1.943
yılında bazı insanlar şunu savunuyorlar, aspergen'in o
dönemde naziler iktidardayken bir çocuk kliniğinin direktörü
olmasının hani çok mümkün olamayacağını, nazi olmadan
savunuyorlar ve bazı açılardan da özellikle kendi hastanesinden
bu toplanma kampında daha önceden bahsettiğimiz aksiyon t
4 programı kapsamında öldürülmeye gönderilen
çocuklarla ilgili bir bağlantısı olduğu da iddia ediliyor.
O açıdan aspergerinde tarihi olarak öyle bir soru işareti
var, onu da belirtmek isterim. Ben bunları söyledikten sonra
belki ortaya belki cem hoca'ya ya da herhangi birine şunu
sorabilirim. Yani şimdi kaner otizminden ve
asperganın otizminden bahsediyoruz.
Hatta asperger artık dilimize böyle nasıl desem?
Pelesenk olmuş herkesin kullandığı birazda pejuratif bir
mana kazanmaya başlayan bir hastalık ismi olmaya başladı.
Bu kamerotizmiyle asperger otizmi arasında ne gibi farklar
var ya da nasıl farklılıklar görebiliyoruz.
Bu şeyler arasında size sorayım mı?
Ben söyleyeyim, istersen başlayayım mı?
Tabii tabii. Şimdi o zaman makalelerin
başlıklarını söylemek bir de biraz yol gösterebilir.
Bize kanerin makalesinin başlığı afektif, temasta atistik
rahatsızlıklar ama efektif bizim kullandığımız gibi duygulanım
anlamında değil de etkilenim gibi daha çok kullanıyor.
Yani yanında. Ki, çevresindeki kişilerle
etkileşiminde iletişiminde. Onlardan etkilenme biçiminde
temasında bir eksiklik. Afektif kontakta efektif temasta
bir eksiklik kanerin gözlemiş olduğu şey.
Aspergelin. Yaptığı tanımda ise afektif
temastaki rahatsızlıklar kadar davranıştaki anormallikler
zekanın yeterli olmasına rağmen. Başkalarıyla iletişim kurmaktaki
atipiklikler öne çıkıyor. Hatta caner'in söylediğinde
psikopatolojik formülasyona daha fazla yer var.
Aspergel gözlediğini daha çok anlatmış.
Şöyle bir kaç kişiden söz edebiliriz, mesela kanerle ve
asperger ile başlayarak o zaman biraz belki açık olabilir.
Mesela kaner kanerin ilk makalesi 1.943 nörüsd dergisinde
yayınlar alınan bir makale 11 çocuk tarif ediyor. 1.940 üçe
kadar görmüş olduğu birçok çocuktan sadece 10 birini tarif
etmiş, 1.900 yetmişlerde onların takipleri de var.
Şimdi bugün ben o takiplere tekrar baktım.
Gerçekten çok kıymetli bir çalışma.
Ayzenberg'le beraber bütün bu o zaman çocuk olan kişileri
yetmişlerde tekrar takip etmiş. Akıbetlerinin ne olduğunu görmek
üzere. Epeyce karışık yani heterojen
bir 11 kişiden söz ediyoruz. Gördüğü kişiler çok daha fazla
ama 10 birini öne çıkarmış kimilerinde mesela.
Geçen hafta konuştuğumuz zeka geri ile beraber epilepsi ve.
Diğer. Nörre gelişimsel bozukluklar var
muhtemelen. Ve akıbetleri hiç hoş değil
yani. Ölenler var, tekrar
ulaşılamayanlar var filan, kimileri ise çok iyi bir sosyal
destek. Sosyal varlık sistemi içerisinde
gayet iyi bir program göstermiş olan kişiler, hatta onu şimdi
söyleyelim, orası çok iyidir ve belki.
Dinleyiciler bakmak da isteyebilirler.
Atlantik mantlanın 2.000 dokuzda çıkardığı bir otizmin ilk çocuğu
baş. Onu başlığa koyduğu bir sayı
var, Donald grayd. Otizmin ilk çocuğu kanerin ilk
tarif ettiği çocuk. 2.000 dokuzda gidip de onunla röportaj
yapan. Sonra da bunun benzeri bir
vakalardan yola çıkarak kitap yazan kişiler.
Iıı Donald green triplerin ne kadar güzel bir hayatının
olduğunu tarif ediyorlar. Sosyal desteği, sosyal varlığı
sağlam olduğu için. Golf oynamaya gittiği.
Iş yerinde çok hoşuna giden bir ortamda çalışabilen sonra emekli
olabilen kardeşinin de desteğiyle çok harika bir hayat
yaşayan, yakın zamanlarda ölen bir dolu grater plat.
Bunun yanı sıra hakikaten çok şeyler de var.
Desteğe ihtiyaç duyan ve. Akıbeti hiç iyi olmayan vakalar
da var. Işlevi hiçbir zaman düzelemeyen?
Asperg'inkiler şöyle, asperger'le ilgili olanları da
söylemek gerekirse asker aslında.
Istifamar Cumhuriyeti zamanında işe yarayabilecek olanlarla ay
yarayamayacak olanlar ayırmak üzere aslında görevlendirilmiş
biri. Hocası hamburger de benzer bir
iş yapıyor. Onun nazilerle çok yakın
olduğundan bir kuşkumuz yok ama aspergenin ne kadar öyle olduğu
konusunda pek bir fikir yürütemiyoruz.
Şu yüzden sonraki çalışmalar ve kızının söylediklerinden de
anlaşılan şöyle bir şey var. O çocukları işe yarayabilecek
diye ayırırken aslında korumaya mı çalışıyordu?
Bunlar işe yararlar diyerek yani işe yarayacaklarını
vurgulayarak, o çocukların toplama kamplarına
gönderilmelerini engellemeye mi çalışıyordu, yoksa gerçekten
sadece yarayacak olanlarla yaramayacak olanlara ayırt etmek
gibi basit ve etik olarak hiç onaylayamayacağımız bir şey mi
yapıyordu? Onu bilmiyoruz.
Eee 4 vaka tarif ediyor. Dördü de özellikle kendine özgü.
Özel yetenekleri bakımından dikkat çeken ama davranışları
bakımından idare edilmesi çok zor olan çocuklar yani otistik
psikopati orada da söyleyeceğimiz kelime o.
Otistik psikopatiyle kastettiği şey davranışın çok zor oldu ve
nasıl davranacağını insanın bilemediği vakalar. 4 çocuktan
söz ediyoruz ama asperger 4 çocuk falan görmüş değil tezinde
sadece yayımlamaya değer buldu. 4 vaka.
Oysa asker yer onlarca vaka görmüş durumda.
Hepsinde öne çıkan şey bugün yüksek işlevli otizmliceğimiz
vakalardaki o gibi lisanın yeterli olduğu zekanın yeterli
olduğu. Ama, onun dışında sosyal
iletişim, etkileşim ve sosyal ilişki kurma biçimleri farklı
olanlar. Şimdi 2 kişiden söz ettik.
Bunlarla ilgili Tahsin bir şey eklemek veya sormak istiyorsan.
Öyle devam edelim, yoksa diğerlerine de geçelim.
Olur hocam devam edebiliriz istiyorsanız.
Edelim mi sonra gene hani herkese tavsiye edebileceğin bir
başka yazar lornoving lornaving'in 1.970 dokuzda
yaptığı bir cambrayl çalışması var.
Cambly ilginç şizofreniyle ilgilenenler için de ilginçtir.
Hep Güneydoğu Londra, londra'nın güneydoğusu pistizofrenini
epidemiyolojisi içinde hep çalışılan yerdir.
Hani Robin Marin? Nüfus yoğunluğu ve kanabis
kullanımıyla şizofreni ilişkisinin.
Kurmuş olduğu çalışma da cambberal de yapılmıştır.
Bu da orada orada yapmış olduğu google'la beraber yapmış olduğu
çalışma gerçekten. Herhâlde psikiyatri tarihi de
yapılmış bana göre yani biraz yanlıyım.
Tabii en iyi çalışmalardan biridir.
Bütün görülebilecek sosyal zorluğu olan çocukları taramış
ve hepsinde bir. Faktör analizi gibi bir.
Değerlendirme yapmışlar ve 3 aile davranış biçimi tarif
etmişler. Bir grup lorving'in tanımında
şimdiki otizmin içinde işe yarayabilir.
Bildiğimiz klasik iletişimin mümkün olmadığı çocuklar yani
gözünüze bakmayan siz ilişki kurmaya çalışsanız da kurmayan,
tamamen pasif kalan çocuklar bir ikinci grup pasif olarak
iletişim kurabilen. Yani siz eğer onlarla ilişki
kurmaya çalışırsanız kurabilen. Ama ondan sonra tekrar kendileri
istedikleri yere çekilen çocuklar, okulda veya işte
arkadaş çevresinde de şöyle oluyorlar, oyuna davet edilirse
çocuk onlara katılıyor ama çok pasif olarak katılıyor.
Mesela doktorculuk oynanıyorsa hasta oluyor veya işte evcilik
oynanıyorsa bebek oluyor gibi ama sonra bırakıldığı zaman
tekrar kendi çevresine dönüyor. Kendi içine dönüyor.
Bir grupta. Aktif olmayan şey pasif olmayan,
aktif ama tuhaf olanlar yani çok talepkar.
Başkalarıyla ilişki kurmak isteyen ama nasıl ilişki
kuracağını bilemeyen. Başkaları için rahatsız edici
olmaya başlayan ve o yüzden de istenmeyen çocuklar tuhaf ama
aktif ama tuhaf diye tarif ettiği çocuklar bugün bile hala
bu sınıflandırmanın geçerli olduğunu görebiliyoruz.
Yetişkinlikte ondan sonra diğerlerini de anlatmaya devam
edebiliriz ama rather geliyor. Michael rather ingiltere çocuk
psikiyatrist için çok kıymetli kişilerden bir tanesi.
Onun yaptığı sınıflandırmada ve tarihte de lisan çok öne
çıkıyor. Orada şurası önemli.
Lisan bozukluğu otizme için midir yoksa otizmle beraber
görünen bir ek boyut mudur? Tıpkı epilepsi gibi zeka
giderliği gibi 10'a çıkart eşlik etme ihtimali yüksek olan bir.
Semptom mudur rotırın sorduğu sorulardan bir tanesi bu, bence
bu çok önemli çünkü. Otizmde lisanın bozuk olduğu
lisan gelişiminin yetersiz olduğu ve bunun tanı
ölçütlerinden biri olmasına sebep olacak kadar öne
çıktığının şeyi. Nedenlerinden biri zeka
geriliğinin bir bileşeni olarak da lisan bozukluğunun
görülebilmesi, yani lisan edinemiş bazı otizm akkalarla
zeka geriliğini bildiğimiz zeka geriliğinin bir.
Açıkça şeylerinden biri belirtilerinden biri ama onun
dışında esas olan otizmdeki pragmatik lisan kusuru
lornaving'in de tarif ettiği diğerlerinin de.
Lisanı. Sosyal bağlama uygun biçimde
kullanmaktaki güçlük şöyle de söyleyebiliriz, kendi iyi
bildiği herhangi bir konuda konuşurken hiçbir zorluk
çekmemesine lisanı rahatlıkla kullanabilmesine rağmen
karşılıklı iletişimde lisanın ne olduğunu, ne denmek istediğini
anlayamadığı için sözel ve sözel olmayan insanın yeterince
kullanılmayan kişiler. Bunu ikisini ayırt etmek çok
önemli. O yüzden rotırın katkısı da bu.
Yani lisan. Birebir otizmin bir parçası
olarak değil de ek olarak otizmdeki pragmatik bozukluğun
yani anlamanın güçlüğünün bir parçası olarak bozuk gibi
görünebilir. Ve bu bize otizmin bir
bileşeniymiş gibi bir izlenim verebilir.
Bundan başka kimlerden söz edebiliriz?
Yil berberg'den geçen hafta söz ettik, daha fazlası söz
etmeyeyim. Ben çok uzattım lafı da.
Şimdi söyleneceğim bir şeyler varsa siz söyleyin ben kaptırıp
gidebilirim. Güzel, güzel anlatıyorsun
aslında güzelce anlat bence de gayet iyi gidiyor.
Bütün bunları anlatırken, ama biraz seni meslekten olmayanları
da gözeterek. Konuşmanın başında asperger'in
işte farklı bir hastalık tırnak içinde olduğunu söyledi en
Tahsin. Ben de buradan bakınca sanki
kanerin tarif ettiği otizme daha çok hastalık da aspergerin tarif
ettiğine daha çok özellik gibi bakıma eğilimi var.
Yaygın olarak, yani insanlar otistik olmak demek için de
meselesinden rahatsız olurken, bende de asperger var diye
gururla söyleyebiliyorlar. Aradaki belki fark ve bunu neyin
oluşturduğuna ilişkin bir şeyler söylersin belki.
Timuçin nöro çeşitliliğin fitrini ateşlemiş oldu burada.
Evet. Güzel oldu.
Gururla söyleme kısmı değil mi bu?
Bize şunu çağrıştırıyor, aslında bütün psikiyatrik bozukluklar
için bir ölçüde geçerli olabilecek şey.
Hiçbirinin eee seyri. Sabit olmadığı gibi onların
hepsinin kültüre bağlı olarak nasıl alımlandıkları nasıl
anlaşıldıklarını da kültüre bağlı olarak ele almamız lazım.
Yani bugün ben de asperger var diyerek veya nöro çeşitlilik
önemlidir diyerek. Bunu bir.
Kendine özgü bir nitelik olarak öne çıkaran kişilerin var
olabilmesi, bugünün kültürel iklimiyle çok bağlantılı.
Nöro çeşitlilik hakkında biraz konuşalım, sizler ne dersiniz?
Ben nörit diye geçmediğinden şeyi ekleyebilir miyim?
Belki bu şey ön yargısından da kaynaklanıyor olabilir mi?
Hani asperger yani asperger sendromu deyince böyle üstün
zekalı dahi kişiler gibi şey yapılıyor, hep nasıl desem lans
ediliyor ya da bir şekilde gösteriliyor.
Medyada filan aslında asperger ile kastedilen şey normal zekaya
sahip olan. Yani normal bir işleve sahip
olan otiğim hastalarını kapsayan bir tane aslında, yani illa
üstün zekalı olması gerekmiyor aslında o.
O önyargı bant söyleyebiliriz. Yo, şöyle, tamam doğru ama
klasik olarak mesela hani sözlü de sorulsa tıp fakültesinde
söylenecek olan şey asperger sendromunun tanımı nedir?
Otizmden farkı nedir diye klasik otizm tanımından lisa nın mevcut
olmasıdır. Lisanın mevcut olması aslında
zekayla birebir ilişkili olduğu için kanımca.
Aslında asker gelin tarif ettiği vakalar yüksek işlevli otizm
vakaları demek yanlış mı olmaz? Zannediyorum, anlattığı vakalar
da öyledir. O zaman yüksek işlevi otizmi de
söyleyeyim ve bitireyim lafımız siz biraz devam.
Edebiliriz, bitirir misin bilmiyorum da güzel, oradan
devam etmek çok iyi olur. Yüksek işlevli olan, yani
zihinsel yetersizliğin olmadığı vakalar aslında askerlerin tarif
ettikleri doğal olarak zihinsel yetersizlik olmadığı için.
Doktorla iletişimlerinde aspergerle iletişimlerinde de
lisandan ötürü herhangi bir zorluk çekmeyen, yani sözel
iletişim kurabilen vakalar. O yüzden asperger lisan
konusunda herhangi bir zorluğun olmadığı bir sendromlu olarak
bildiğimiz bir şey. Ibrahim'in söyleyeceği bir şey
var. Evet.
Ben bir şey sormak istiyorum, timuçin hoca'nın söylediğine ek
olarak. Galiba kitabınızda yazıyordunuz?
Hani neredeyse bütün psikiyatrik rahatsızlıkların bütün
özellikleri. Kişiyi dezavantajlı bir konuma
sokmaz. Yani her psikiyatrik
rahatsızlığım belli, kültürde belli bağlamda belli avantajları
ya da ya da kişi avantajlı bir konuma sokacak bir yönleri
vardır. Bugün.
Asper geride böyle bir bakışlar. Değerlendirebilir miyiz?
Değerlendirmeyiz. Bütün asker ger sendromuna uygun
olan vakalar. Avantajlıdır gibi bir sonuca
varmak doğru olmaz. Zannediyorum çünkü aspergerin
bütün söylediği şey. Lisan konusunda lisanlık
kullanma konusunda herhangi bir zorluk çekmedikleri ama asker
yer şöyle de ayrımı yapmıyor, ibrahim.
Kendisiyle ilgili olan ilgi duyduğu bir konuda monolog gibi
konuşmakla sosyal etkileşim iletişim içerisinde pragmatik
olarak lisanları kullanma konusundaki becerinin ayrımını
yapmıyor. O yüzden lisanı yeterli olanlar
diyor. Halbuki pek çok vakada görüyoruz
ki bugün. Pragmatik lisan kusuru
tahayyülün karşıdaki kişinin ne hissettiğini anlamanın, onunla
iletişim kurmada gerekli olan zihin kuramı becerilerinin
eksikliğiyle bağlantılı bir şey. Eğer o eksik olursa lisanı gayet
yeterli olduğu halde karşılıklı iletişimde lisanı kullanamayan
kişiler haline dönüşebiliyorlar. Ama aynı kişi ders anlatmaya
kalkıştığında. Gayet akıcı bir.
Uzun konuşmayı yerine getirebiliyor.
Doğru, bu zeka gereği olan birinin lisan kullanmadaki
eksikliğinden çok farklı bir şey.
Orayı çok önemsiyorum ben. Karşılıklılık.
Karşılıklığın öteki evet çok doğru.
Karşılıklığın eksikliği kadar. Ondan biraz daha farklı olarak
aynı zamanda tahayyül imgelem, zihin kuramı ve karşıdakiyle ve
olup bitenle ne olduğunu anlamadaki zorluk siz devam
edin. Ben çok uzatsa.
Bile de bu otizmdeki bütün. Çocuklar ya da belki yetişkinler
de bakınca eskiden olduğu gibi yani eskiden derken.
Geçen algılandığı anaçlıydı. Bizim gördüğümüz zaman.
Bizim gördüklerimiz gibi? Evet.
Yetiştiğimiz zamanlardaki gibi eşittir mental ve perdeasyon ya
da mutlaka zeka geldiğiyle olacak diye bir kural zaten yok.
Yani nedense onu daha çok bununla örtüştürme eğilimi
varken öbürü işte bu olmadığı için bir çeşit.
Hoşluk olarak algılandığı için belki?
Ilk sorduğum soruya geri dönersem bir çeşit gurur
vesilesi olarak alınıyor, avantaj olarak söylenebiliyor,
vesaire yok sağ olsun dersin. Bir tırnak içinde rahatsızlık,
hastalık ya da kişi için zor. Oluşturan hiçbir durumun
avantajlı olması mümkün değil, esen.
Ah bak onu çok iyi dedin o kadar önemli ki mesela avantaj gibi
görünen veya gerçekten avantaja dönüştürülebilen bazı
getirileriyle öne çıkan kişiler var.
Benim klinik tecrübemde gördüğüm.
Onlar bize dışarıdan özel becerileri sebebiyle avantajlı
gibi görünmekle beraber demin ibrahim'in söylediği
karşılıklılık, sosyal iletişimdeki güçlükler ve
çocuklukta uğramış oldukları zorbalık veya dışlanma sebebiyle
aslında epeyce ısrar çekmekte olan kişiler olabiliyorlar.
Bu bu kısım çok önemli. Yani o kadar çok yetenekli
müzisyen. Yazar veya işte bilimci filan
var ve lisans zorlukları yok. Özel yetenekleriyle öne çıkmış
gibi görünüyorlar ama aslında istırap çekmekteler ki.
Bunu söylemeden geçmek olmaz. Aynı şey aslında obsesyon içinde
söylenebilir. Yani belli bir kurala tabi
olarak çalışan herhangi bir sanatçı ya da bilim insanı.
Bundan bu kural ya da belki ritüele varacak düzeyde belli
sıralamayla çalışan bir bilim insanının bu yönü çalışmalarında
onu başarılı bir noktaya getirebilir ama o ritüellerin
herhangi bir düzeyde aksaması ya da bunları yerine getirmeye
çalışırken bozulması. 10'a çıkart ekstra bir rahatsızlık da
verebilir ya da bu ritüelleri yerine getirmek için de çok
yorulup rahatsız olabilir. Sizin tabii kitabınızda bir
otizm vakası için bir örnekti bu ama sanki okb'ye de
uyarlanabilir gibi. Yani biraz görünüşte avantajlı
belki de. Görünüşte avantajlı beraberinde
sıkıntılar çekmekte olduğunu görmezden gelmememiz gereken
kişileri. Hep spek durumu unutmamamız
gerekiyor. Bu bir yelpaze yani obsesif
kompusu özellikler başka bir şey.
Hastalık bozukluk neyse yani o insan için eziyet oluşturan
şeyler başka bir şey yoksa dünya obsesiflerinin omuzlarında
yükselir. Yani bunu söyleyebilir misin?
Evet, onu bir kere daha söyle. O nasıl estetik olmazsın
olmazsın. Bilim hiçbir şey olmaz.
Yani öyle bir skalamız olsa versek Nobel çalışan almış
insanlara ya da almaya çalışan insanlara eminim çok yüksek
obsesyon kat sayıları elde ederiz.
Tekrarlamadan, tütünlenmeden bu bunu kafaya takmadan her neyse
adını nasıl söyleyecekse ilerlemek mümkün ya onun için.
Dünya saflantı haline getirmeden.
Evet, evet, yani tabii obsesyonun tanımındaki şimdi
oradan otizmden saptık ama oraya geri döneriz.
Çünkü bunu cem'e soracağım. Ayrıca soru olarak.
Bir şekilde insanın zihnine zorla gelen internet
düşüncelerden bahsediyoruz. Toplantı deyince benim çok
sevdiğim tanımla musallat fikirlerden bahsediyoruz
aslında. O salat olan.
Musallat olan ülkeler evet fikriler musallat fikir diyorlar
bu. Tarz bir obsesyon değil,
kuşkusuz oradaki. Yani bunu daha önce bir ara
konuşmuştuk. Hani ne kadarı aşırı
değerlendirilmiş düşüncedir? Overwal youtube alyadır ne
kadarı obsesyondur, ne kadar eski tanımla egosin tunik de ve
egoistoniktir filan meselelerini de konuşmak gerekir.
Apayrı bir iş ama. Bunu şunun için söylüyorum.
Bu tarz bir saplantıdan ziyade belli bir hedefe kilitlenip
şeyden sapmamak. OO yol onun dışında bir yere
sapmamaya çalışmak ve tekrarı tekrarla aynı şeyin üzerinde
çalışmak. Böyle bakınca şimdi sorum şu bu.
Obsesyonun ya da obsesyon ve ileri davranışın otizm
spektrumunda ya da süpergerde de bilgileri var, öyle değil mi?
Tabii olmaz mı zamanında? Biz sen de ben de şizofreni
vipler, bozukluk, obsessyon konusunda musallat olan
fikirlerle uğraşmadık mı? Uğraştık da bir evet yani.
Tanımın ne olduğu konusunda kafayı takmak filan.
Bu bize hep hepsi birden şimdi şunu gösteriyor, yani neyin
rahatsızlık olacağı, neyin avantaj haline döneceği veya en
azından rahatsızlık değil de sıradan bir özellik olabileceği.
Bünyenin neyi belirlediği kadar aynı zamanda kültürel iklimle de
ve içinde bulunan durumla da çok bağlantılı.
Şöyle ki vakalardan gene kendi gördüğüm vakalardan örnek
verecek olursam her. Bir konudaki duyusal hassasiyeti
sebebiyle aynı zamanda da yeteneğinin üstün olması
sebebiyle uygun yerde bulunduğu için bunu avantaj haline
dönüştürebilen ya da avantaj haline geldiği vakalarla da
karşılaşıyorum. Konservatuvardan akademiden
vesaireden pek çok örnek var. Aynı zamanda bunun bir tuhaflık
ve atipiklik olarak görüldüğü ve kişinin dışlandığı durumlar da
ortaya çıkabiliyor. Aynı özellikler sebebiyle.
Yani. Buradan sevgili Cengiz avcı bir.
Otizm ne işe yarar diye bir kitap çıkar hocam bu konuşmada.
Öyle bir öyle bir kitap yazsın mı?
Depresyon gibi otizmle işe yarar.
Aynen. Selam gönderelim.
Otizm ne işe yarar kitabı yazsın buradan.
Ben şeyi sorayım hocam daha demin teori of mind'tan
bahsettik ya zihin kuramı. Yani zihin kuramı aslında şu
anki modem psikiyatride otizmin üzerine oturduğu temellerden
biri. Yani ben size hani ne olduğunu
sorayım. Bir de isimle ilgili daha önce
sizinle tartışmıştık. Siz ismi doğru buluyor musunuz?
Onu sorayım. Gerçekten bir teori.
Zihin kuramı, zihin kuramı değil de zihin kuramı becerisi demek
daha doğru. Sadece zihin kuramı deyince
eksik bir isimmiş gibi oluyor. Gerçekten bir kuramdan söz
etmiyoruz. Kuram oluşturabilme
becerisinden. Yani daha doğrusu kuram
oluşturma yatkınlığından bir ikincisi, o oluşturduğu kuramın
isabetli olma ihtimalinden söz ediyoruz.
Kuramla kastettiğimiz de şu, teoria yani teori of mind
dediğimiz zaman teoria'dan söz ediyoruz.
Teoria seyretmekle bağlantılı bir şey.
Teoride tiyatroda da olduğu gibi teoria bakmak ve seyretmekle
ilgili. Bir şey.
Aynı kökten teoria yani diye söylediğimiz şey.
Teori. Evet, tiyatroyla aynı teori.
Bakıp gördüğümüz şey bu bakıp gördüğümüz şeyle ilgili bir ne
oluyor diye bir anlama çabasının mevcut olması, ikincisi kuram
oluşturmanın yanı sıra o kuramın isabetli olma ihtimali burada
şöyle bir yanılgımız var, biz kuramı her zaman bilimsel bir
şey olarak değerlendiriyoruz ama aynı zamanda kuram ingilizcede.
Bilimsel bir iddiadan başka aynı zamanda bir tahminde bulunma
anlamına da geliyor. Yani o yüzden zihin kuramı
becerisi dediğimizde başkalarının aklından ne geçiyor
olabileceği ve ortamda ne olup bittiği hakkında bir.
Izlenim sahibi olma eğilimi ilgi duymak karşılıklılıkla da ellisi
var. Bunun ilgi duymak aynı zamanda
oluşturduğu kuramın veya işte ortaya attığı fikrin veya kendi
kendine düşündüğü tahayyül ettiği şeyin isabetli olma
ihtimalinden söz etmiş oluyoruz. Çok uzun anlattım ama herhalde
anlatabildim mi söylediğimi evet.
Bunun için sen biraz açıkla. Oradaki mesele şu hakikaten
kuram deyince. O sözü ilk duyduğumda benim de
akım tamamen karışmış. Yani bunların neresi kuran diye.
Çünkü sanki ortaya atılmış bir kuram var da işte bu böyle mi
değil mi meselesi gibi. Halbuki şimdi çok da güzel
anlattığın gibi aslında bir başkasının zihninden geçeni
anlayabilmek ve bunun üzerine yorum yapabilmeyi becermek
aslında. Bir de öncüsü olarak ama yapma
eğiliminde olmak, yani ilgi duymak.
Evet, tabii. Evet böyle olur.
Olunca bir. Kuram da değil de, yani kuramsal
bir bir değerlendirme ile değil de belki empatiyle karışıyor
olabilirdi. Dolayısıyla belki bu noktada
10'a çıkart da açıklık getirmek iyi olabilir.
Bunun empatiden de farkı var. Çok ııı önemli bir soru, çok iyi
bir soru. Çok fazla iç içe geçmiş 2 kavram
empati için bunun bir öncü olduğunu ama yeterli olmadığını
söylemek lazım. Çünkü empati de aynı zamanda
yaşandı. Aşina olmak.
Veya yaşantı anlayabilme kapasitesi gibi bir başka
bileşen daha var. Yani kuramı empati için ön
koşuldur. Ama yeterli değil, biz demek bir
bir. De tabii şeyi de unutmamak
gerekiyor. Empati de bir döngü de söz
konusu. Yani empati benim seninle
yaşadığını yaşantıladığını anlamam değil.
Bunu sana gösterdiğimde senin bunu benim anladığımı görüyor
olmam. Halbuki teoride böyle bir şey de
yok, gereklilik de yok yani yok yani.
Ben senin aklından geçeni ve işte bu bununla ilgili
kurguladıklarını bilsem iyi olur ama senin bunu benim anlayıp
anlamadığımı bilmenin bir anlamı yok.
Şeyde teori ol manita abi empati de var empati sonuç olarak 2
kişilik bir şey daha çok. Ilk yapılan tanımlarda çok doğru
inter sübjektiviteyi de dikkate almak lazım.
Tabii burada öznellikler arasılık empati için çok önemli.
Öyle ilgili de ibrahim bey sormak lazım.
Beklemedim yerden geldi ama şöyle.
Beklemediği sürede geldi. Yani.
Yani ben yine teori yok mindden başlayıp isterseniz devam
edebilirim. Belki bağlantısını o şekilde
kurabilirim bu. Cem hoca'nın dediği gibi yani
oradaki teori tiyatroyla aynı kökenden gelen ve bir kuram
ortaya atmak ya da bir teori kurmaktan ziyade bakışla ilgili
bir çağrışımı var. O yüzden osmanlıca teori
karşılığı nazariye yani nazar bakmak görmek gibi.
Ve pardon amca ney dedin kaçırdım.
Nazariye. Teori.
Olmasaydı. Karşı nazariye.
Nazar yani nazar yapmayla. Evet, açıklamadan yola çıkıyor.
Evet yani bakış aslında şimdiki Türkçe ile konuştuğumuzda belki
de kabaca başkasının zihnine ya da yaşantısına düşüncesine
tiyatrodaki gibi tam olarak müdahale etmek sizin ama ilgiyle
bakmak diyebiliriz. Buradaki teorinin karşılığını.
Empatiyle şey yaparsak ama empatiyle bağlantısını kurarsak
benim de tahminin cem hoca'nın dediği gibi ya da düşüncem.
Teori of mind. Yetisi empatinin temelini
oluşturan bileşenlerden biri, yani herhangi biriyle.
Empati yapabilmek için kişinin yaşantısına, düşüncesine ya da
zihnine bakmak gerekiyor ya da bakma yetisinin olması
gerekiyor. Bakıp görmek gerekiyor ve empati
belki o noktadan sonra. O yaşantıdan o düşünceden
etkilenmek anlamında kullanırsak teori of mine üzerinden
yükseliyor diyebilirim. Benim yani.
Nazaryayı hatırlattığın iyi oldu.
Nazar nazariye teori bakmak. Bakmaya niyetli olmak baktığın
zaman doğrusunu görmek gibi. Kökeninde müdahale etmeden
bakmak da var hocam. Şu an tam o teori kısmını ayırt
edemicem ama müdahale etmeden bakmak ama ilgisizce değil gibi
yani o aldı eklere göre şey yaptığımızda böldüğümüzde ama
empati doğrudan bir şey. Etkileşimi varsayan öznellikler
arası bir etkileşimi varsayan bir durum olduğu için belki daha
kompleks bir durum. Tabii bu orta şey de getiriyor.
Timuçin sen söyle de. Ben sana tiyatroda da ilginç bir
şekilde yani seyretmek, görmek vesaire dedik ama tiyatroda da
aslında empati. Yani bu intihar subjektivite ve
empati aslında çokta gerekli bir şey yani.
Çünkü bir bakıyoruz bu bir şey. Bir bir şey veriyoruz.
Onlar bizim gördüklerimize bakıyorlar ve bizim
reaksiyonlarımıza bir tepki veriyorlar.
Filan bu bayağı etkileşimli bir şey.
Hele de yeni tiyatro çok daha fazla öyle.
Bestim seni cem alakası bir şey söyledi.
Yok yok. Bizden reaksiyon bekleyen
tiyatrodan söz ediyordum değil mi?
Evet, evet. Onu da konuşabilmek isterdim
şimdi ama neyse. Oralara geçelim sayın?
Evet, hiç sevmediğim. Ilk konu ama neyse.
Evet, hiç sevmediğim tiyatroyu sonra konuşuruz.
Biz buraya başka yerden gelen Tahsin de bize suskun.
Diyecek tiyatro seyretmek falan derken buraya kadar geldik.
Boyorizme de gidebilirdik ama neyse buraya.
Geldik o zaman şeyi önerelim. Burada yazar önermeyi ben çok
seviyorum. Derslerde de hep şu kişi o
gündemeyi seviyorum. Simon putley, Simon kılıçlayın
teoria ve. Onun üzerine yazdığı her şey.
Okunmaya değer bütün bütün podcast dinleyenlere Simon
crich'le okumalarını tavsiye edelim.
Ilginin bu bölümünde sonuna geldik ufaktan.
Siz yazar önerdiniz zaten hocam, o yüzden bu eser önerme kısmını
burada şey yapmış olduk, bitirmiş olduk diye kabul
ediyorum o zaman. Biz bardıysa senin önereceğin
başka bir eser veya. Artık gelecek haftaya öneririm.
Ben hiç sorun değil. Peki?
O zaman bu bölümü de kapatıyoruz.
Biz dinlediğiniz için çok teşekkürler.
Keyifli bir sohbette üçünüze de teşekkür ederim.
Tekrar görüşmek üzere kendimize. Bak teşekkür ederiz istersin.
Podbean