"Delilik" ve Dâhilik
Ruhsal bozukluklar ile sanattaki yaratıcılık arasında bir ilişki olup olmadığı sürekli tartışılan bir konu. Biz de bu podcastte Louis Wain, Vincent van Gogh gibi sanatçılar üzerinden tartışarak bu ilişkiyi ele almaya çalıştık. Sanat ve psikiyatri arasındaki ilişkiyi irdelediğimiz bir bölüm daha sizlerle.
Herkese merhaba dikensiz gül bahçesi vaat etmiyoruz
podcastinin yeni bölümünden sesleniyoruz.
Ben doktor taşısın rollas o kayıtta benimle beraber doktor
ibrahim el ak, profesör doktor tim için ral ve profesör,
doktor, cemaat Başoğlu var ben. Kayda başlamadan önce pokes
bölümüne başlamadan önce ufak bir bilgi vereyim.
Bu podcast serisi yayınlanmaya başladıktan sonra girişte ve
bitişte çalan müzikle ilgili bir oranlar oldu.
O yüzden söyleyeyim, bu müzikler kardeşime açacağın rolüne sahip.
Kendisi amatör olarak müzikle uğraşıyor.
Aynı zamanda Spotify hesabı da var.
Hani ilginizi çekerse bakabilirsiniz, onun hakkında da
teslim ederek. Vecifkesle devam edeyim.
Geçen hafta özellik özellikle sanat ve yaratıcılık hakkında
konuşma fırsatı bulmuştuk ve biraz da edebiyat dedikodusu
yapmıştık. Aslında geçen hafta aramızda 20
üçün önce yoktu. Ben kendisine öncelikle hoş
geldin diyerek başlayacağım ve. Hoş bulduk, sağ olun.
Ilk soruyu 10'a çıkart soracağım aslında hocam, hani biz birkaç
haftadır bunu konuşuyoruz aslında.
Ama bizce yaratıcılık ya da sanatla delilik arasında bir
ilişki var mıdır? Güzel oldu aslında 12 önceki
bölümden itibaren biraz böyle bu bilinç akışını ve James joy su
konuşmaya başlamamızdan itibaren daha edebiyata ve bunun
arasındaki ilişkiye yoğun. Gitmiş olduk.
Dolayısıyla bunu da konuşmak gerekli hale geldi.
Delilik ve dahilik. Kaba isimlendirmeleriyle
söyleyeyim, çok konuşulan bir şeydir.
Sağlığa doğru dinin benim bir akıl hastasının en büyük farkım
benim akıl hastası olmamamdır demesinin altını çizerek.
Başlayalım istersen şöyle yani tabi delilik gibi kaba bir
tabirle değil ama psikotik olmakla da psikozla.
Genel anlamıyla yani gerçeği değerlendirmenin en kaba tabirle
bozulmasıyla. Sanat ve yaratıcılık arasında
bir ilişki var mı? Çünkü sanat eserlerinde de bazen
işte. Daha önceki James.
Joyce örneğinde de başka örnekler de jam de vurgulayıp
altısını çizdi galiba sen de söylemiştin yani oradan cümleler
okuyup hani başı suma belli değil, nereye gidiyor?
Mantık akışını takip edemiyoruz. Filan gibi en çok galiba bu.
Bu sorunun sorulmasına sebep oluyor.
Dolayısıyla aslında freud'un taabil 1.009 yüzde düşlerin
yurdumunda bahsettiği o meşhur meşhur birinci süreç, ikinci
süreç düşünce meselesine. Gidiyor bu iş ve.
Elbette işte sadece sanat eserleriyle değil de.
Çocukların konuşmaları, şakalar, günlük hayatın psikopatolojisine
bahsettiğin gibi rüyalar fantastik birtakım öyküler, işte
lapsoslar, yani dilsmeleri yahut işte bir takım mitolojik
ögelerde ya da madde kullanımıyla ortaya çıkan rüya
benzeri oneroid denilen hallerle.
Psikotik yaşantı ve sanat eserleri arasında bir benzerlik
olduğu ve hepsinden şalkari aynı kökten gelip gelmediği meselesi,
epey insanın kafasını kurcalamış pek çok kuram var.
Bunlarla ilgili çok şey söylenmiş.
Birinci süreç midir yani birinci süreç ne?
Önce hani freud'un dediğini biraz şeyle basitleştirerek
söylersek, hani doğuştan getirdiğimiz çok mantıklı
olmayan ilkel diyebileceğimiz düşünce şekli yani.
Kondansasyonun olduğu birçok figürün pek bir figürde
toplanabildiği zıtların birbirinin yerine geçtiği zaman
mekan tutarlılığı olmayan bir şeyden bahsediyoruz.
Bu gramlarda da oluyor işte. Bu az evvel söylediğim bütün
durumlarda da olabiliyor. Gerçekten semat eserlerinize de
oluyor. Hani çok tipik bir örnek olarak
ben hep örneği veririm, derslerde de anlatırdım.
Şeyi kaplumbağa terbiyecisini hatırlayın.
Kaplumbağa terbiyecisinin. Gözünüzün önüne geliyor ama
Osman Hamdi bey'in kaplumbağa terbiyecisi tablosu değil mi
yani o. Çok tuhaf bir şey orası.
Bursa'daki yeşil camiyi ya da Türbesi aslında çizilen yer
orası sırtında bir işte ne kâre arkasında ney toplumbağalar,
kaplumbağaların eğitildiği bir durum.
Bugün de baktığınızda tuhaf zaman mekan bağlantısı da.
Çok farklı. Marul yazısı, kaplumbağaları var
camide. Yani işte musikiyle onları
terbiye etmeye çalışan bi adam. Yani zaman da mesela kronolojik
değil rüya gibi tuhaf ayrıntılar var.
Ama bu mesela bize şaşırtıcı gelmiyor.
Hoşumuza gidiyor bir şekilde bir şeye hitap ediyor.
Ve Osman Hamdi bey'in psikotik olduğunu stoklemeyiz değil mi?
Yani çok yani hayat hikayesine bakınca.
Hani onu düşündürür, hiçbir şey olmaz.
Efendim. Ben tam bilmiyorum hayat
hikayesini. En çok da güzel bir kitabı da
vardır onu anlatan. Işte osmanlının son dönemlerinde
yaşı. Yaşayan oldukça rafine zevkleri
olan ressamların dışında mimarlık, arkeoloji ile uğraşan
işte iskender lahi diye bugün bilinen islam arkeoloji müzesi
buna lastik bulan ortaya çıkaran.
Onun işte gitmemesi için bacak tarafından başka bir ulus.
Verilmemesi için uğraşan aynı zamanda istanbul arkeoloji
müzesi'nin mimarlarını yapan. Fena bir adam.
Darıca'da yaşayan. Ve onunla ilgili oldukça
enteresan ayrıntılar da var işte klasik müzikte seviyor, resim de
yapıyor. Aynı zamanda bir devlet adamı
orman. Efendim.
Olim ak denebilecek biri tam denilebilir bir.
De şey de galiba bir. Ondan çok emin değilim ama
diplomatlık falan gibi bir şey de yapıyor.
Yani öyle bir devlet adamı niteliği de var.
Filan ya neyse yani onun kişiliğinden, kimliğinden
bağımsız olarak ürettiği şeyi konuşursak.
Bu işte hani birinci süreçte dediğimiz şey burada ortaya
çıkıyor ama aslında. Ikinci süreç dediğimiz daha
kritik düşüncenin. Freud'un deyimiyle hazza
ulaşırken dış gerçekleri gözünde tutup değerlendirdiğimiz.
Benliğinizin egouyorum egosu yüklenen anlamlar yüzünden ama
egonun gerilime, dayanma ve dürtüleri bekletebilme özelliği
kazanmasının oluştuğu süreç, ikinci süreç düşünce daha
eleştirel, daha mantıksal batan. Böyle baktığınızda böyle bir
resmi yapmıyor olmanın. Hız gerekir, mantıksız buluyor
olabilirsiniz. Halbuki o içeriden gelerek
tamamen bunun ortadan kaldırıldığı bir süreci
anlatıyor biraz o zaman. Belki de bu kadar hani kişilik
özelliklerine bakarak kritik düşüncenin hakim olduğu
eleştirel bakabilen son derece rasyonel yaşayan ve davranan bir
insanın zaman zaman böyle düşünebilmesi.
Söz konusu olacak demek ki yani James joyson şizofreni olduğunu
düşünmüyoruz. Ailede var olduğu düşünse bile
ki onu da tartışmıştınız değildir.
Aslında işte hislerimidir, histerik psikolojimidur,
psikozmudur meselesini? Dolayısıyla bu.
Zaman zaman ortaya çıkan bir birinci süreç yaptı, işte bu
yaratıcılığın ortaya çıktığı ve senin deyiminde delil you benzer
halin ortaya çıktığı durumlardan bahsedeceğiz işte buna özellikle
şizofreni konusunda da çalışan epeyce.
Bilinen ilginç bir başka araştırmacı ya da hekim Silvan
arıyetinin bir. Şeyi var.
Bununla ilgili bir görüşü var. O diyor ki, belki de bir üçüncü
süreçten bahsetmeliyiz. Nasıl yani yani.
Yaratıcılık insanın. Transandantal olduğu
aşkınlaştığı. Ve ikincil sürecin enderlerini
aşarak özgürlük kazandığı özgül bir süreç o zaman.
Belki de. Bu kontrollü bir şekilde ortaya
çıkıyor. Yani tümüyle ikinci süreçten
bağımsız değil. Ama birinci sürecin ortaya
çıktığı amaca yönelik bir üçüncü süreçten bir yaratıcılık
sürecinden bahsedebiliriz belki diyor ali.
O zaman birinci. Birinci sürecin ikinci sürecin
emrinde olduğu belki çıkmasına izin verilen ama yönetilebildiği
bir şeyden bahsedeceğiz. Hatta doğru hatırlıyorsam onu
bir dokuma ya da benzer. Hani dokuma da atkılar ve ne
denir? Çözgüler vardır ya yani birbiri
üstüne atılır. Bu 2 sürecin böyle oluşarak bir
tür dokuma tezgahında gibi çalıştığını iddia ediyor.
Ayriyeti böyle bir benzetme de yapıyor.
Buna sonra başka türlü isimler sakallarda olmuş çokça.
Aslında sizin şeyde bahsettiğiniz daha demin
bahsettiğiniz her nasıl desem her sanatçı.
Içerisinde deli taşımı taşınmaz mı konusu dediğiniz gibi
tartışmalı olan bir konu. Ama hani scootik olduğunu
bildiğimiz sanatçılar da hani tarihte var ve onların resimleri
ya da eserleri her zaman ilgi çekici olmaya devam ediyor.
Bunlardan en bilineni van gogh onun dışında örnek verebilecek
olursak voicemail de aynı şekilde oldukça enteresan ve
değişik. Hatta lois weyn'in kendisiyle
ilgili bir film var. Izlemek isteyenlere belki
önerebilirim. Ibrahim kızmazsa orada yani?
Louis bey'in canlandıran benedict cumburgors bayağı iyi
canlandırmış açıkçası aslında. Aslında Louis win tam olarak
nasıl desem yani? O dönem ingiltere'de işte bizim
hizofreni diyebileceğimiz hani bir teşhisle takip edilmiş büyük
ihtimalle ve hastanelerde. Çok sayıda yatışı olmuş ama adam
büyük ihtimalle yani otistik şeyler de içeriyor.
Trendler de içeren davranışları var sürekli olarak.
Örneğin aynı şeyleri çizmeye daha çok odaklanmış.
Hani bu benim kendi yorumum hani aşırı yorum da olabilir, o
yüzden bir şey diyemiyorum. Örneğin kedi resimleri onun için
çok vazgeçilmez ve kedi resimleri özellikle psikolojik
olduğu dönemlerde daha yaratıcı ve daha canlı görünüyor.
Belki hani onu söyleyebilirim? Hani yaratıcılık bakımından o
örneği verebilirim? Daha sonrasında cem hoca'ya şeyi
sorabilirim hocam. Hani biz haftalardır şeyden
bahsediyoruz? Bloğilerin çağrışımlarından
bahsediyoruz siz. Peki hani bu?
Süreçlerin oluşması açısından işte sanatla bir şeylerin
yaratılması açısından bu çarşamların gevşemesi
gerektiğini düşünüyor musunuz? Eğer böyleler anlamında
asosyalsyonlarda bir gevşeme ve pisişenin asosyallar
kompleksinden yarılması gibi bir şeyden söz ediyorsan evet ama bu
söylediğin o kadar psikopatolojik kuramının
terminolojisi oluyor ki. Meslekten olanlar, hatta blokler
meraklısı olanlar dışında kimseye pek bir şey ifade
etmeyebilir. Yani böylelerin çağrışıma
yüklediği anlam üzerinden konuşursak evet.
Istersen öyle düşünmeyelim yani çağrışımların gevşemesi gerekir
mi diye şöyle yapalım. Algılanan dünyayla ilgili olarak
akfedilen anlamın daha canlı olduğu ve daha fazla şey ifade
ettiği durumlara ihtiyaç var mı? Yani demin ayetten devamlı
timuçin söylediklerinden ego hizmetinde bir regresyon,
birincil sürece regresyon gerileme.
Ve o sayede de şizofreniler grubundakine benzer biçimde bir.
Aşırı anlama, atfetme ve bundan. Gelen bir yaratıcılıkla yeni.
Sesler, yeni sözler ya da yeni imgeler üretebilme gibi bir
kapasite. Evet, bunun gerçekten işe
yarayabildiği durumlar olduğunu söylüyoruz ama buradan şu anlam
çıkmamalı ki yaratıcı olabilmek için mutlaka böyle bir
regresyona ve birinci süreci gerilemeye ihtiyaç vardır.
Bu bunu mutlaka vurgulamamız gerekir.
Bir şey daha, belki tahsin'in sorduğu soruyu şöyle
değiştirsek, hani ego hizmetindeyse bu regrasyon
egonun özelliklerine olmalı. Dijital olalım bak.
Çok iyi dedin, he çok iyi dedin işte tam blue dedin söylediği
anlamda egonun zaten büyük ihtimalle yarılmış olmaması
gerekir. Ki bütünlük gerekiyor, bütünlük
gerekir ki. Yani arıyetinin söylediği
anlamda yaratıcılık olabilmesi için bir bütünlük, bir entegrite
olması lazım ki asosyalsyonlar kopmamış, ego işlerinin
asosyalsyonlar komplekslerden bölünmüş durumda değil.
O yüzden ego hizmetinde bir hedefyon mümkün.
Zaman zaman ama ikinci süreç düşünce her zaman dönebilme
imkanının mevcudiyeti kaydıyla. Güzel o zaman şöyle bir şey
mutlaka vurgulamak lazım. Louis wayne örneğinde de olduğu
gibi veya diwerton mumgu. Meşhur tabloyu hatırlayın panik
tablosunu. O örnekte de var.
Bir kere bunu insanların mutlaka yaratıcı olması gerekiyor.
Yani ego hizmetinde regresyon kabul ama regrese olduğunda
çıkış lazım ya hani ben mesela ne kadar regresi olsam resim
yapamam, yapamayacağım belli ki bunu.
Psikotik olarak da yapsam yapamam aklıma işinden ama sosyo
olsam da yapamam. Hiçbir şekilde yapamam.
Ama Louis wayne olduğunda yapabiliyor çünkü.
Öncesinde de zaten o bir şey. O yaratıcılığı da izin veren bir
yaşantı ya da durum ve özelliği var.
Zaten o noktada bir belki ayırma gitmek gerekiyor.
Yani tespit olarak yaratıcılığın olduğu an psikotik de değil mi?
Gibi bir şey değil de p. Bir yaşantı hakim olup ego
bütünlüğünü bozmasına rağmen yaratıcılığı bozulmuyor yani.
Eserlerindeki renk, desen içerik bütünlüğü bozulmuyor.
Kedi tablolarını hatırlayın. Yani siz onun bir devamlılık
izlediğini görebiliyorsunuz ve bunu yapıyor bir şekilde.
Dolayısıyla evet bir ego bütünlüğüne ihtiyaç var ama o.
Tümüyle dağılmış bir egoyla bunu yapması mümkün değil.
Bu da doğru ego bütünlüğüne de ihtiyaç var.
Fakat yaratıcılığı öyle bir yerdi ki o bütünlük.
Istediği kadar olmadığında da uyarıtıcılığa izin veriyor.
Anlatabildim mi bilmiyorum. Zannediyorum şunu eklersek daha
iyi olacak. Ben anladığımı zannediyorum.
Biraz açabiliriz, belki sonra tahsisini ibrahim.
Gene de yaratıcı olduğu zamanda. Anlam atfetme ve algıladığı
dünyayı daha canlı olarak algılama ve oradan anlam
çıkarma, yani kendisi için dünyadan algıladıklarıyla ilgili
olarak. Anlamlı olanı ifade etmeye
yatkınlık bu konuda kararlılık filan gibi şeyler.
Amaca yönelik bir davranışta daha kararlı olmayı da
gerektirir. Tıpkı duygulanımdaki
değişmelerle bağlantılı olabileceği gibi taraftan da
sergin sertçe büyüsün dediğimiz anlam atfetme ve algılananın
daha çok şey ifade etmesi gibi bir durumla da ihtiyaç vardır
belki. Işte bunlar.
Bunu onu kullanabiliyor olması için bir bir yetenek gerekiyor
değil mi? Yani sonuçta koşul.
Tabii. Altını bir kere.
Çizelim evet. Yani herkes yeterince delilirse
sanatçı olur diye bir islam çıkmasın burada.
Çünkü böyle yapmaya çalışıp alıp kendini, yaratıcılığını
kanıtlamaya çalışanlar olabiliyor olduğu geçmişte de
örneklerini biliyoruz. Öyle olmuyor bu iş soruyu.
Forma amacım aslında buraya varmaktı.
Yani direkt olarak bellikle bunun arasında bir bağlantı
olduğunu iddia eden ne bileyim, bazenler ve şeyler çıkıyor ya.
O yüzden aslında bunu biraz. Sonuç olarak ortaya çıkarmak
için sordum aslında ben bunu yoksa ben soruyu sorarken
taraflıydım, kabul ettim değil bunu.
Dedi tabii şey önemli. Hani o zaman bu raf art meselesi
nedir? Ne oluyor o zaman 6 saydır art
denilen sanatta olup bitenler nedir sorusu gündeme gelebilir.
Orada belki şunu altını çizmek lazım.
Bu özelliği olan insanların özelliklerinin ortaya çıkmasına
izin veren bir durumdan bahsediyoruz.
Ya da bunu teşvik eden bir durumdan bahsediyoruz.
Bunun. Sanırım bi önceki ya da ondan
önceki haftada vardı. Cem Süleyman velioğlu'nun çok.
Çapa'daki çalışmaların olacağı yazıcının ortaya çıkarttığından
bahsetmişti. O tarz.
Sanat ve psikopatoloji atölyeleriyle ilerleyen bir.
Tedavi ya da. Uyum uyumlandırma mı
uyumlandırma? Uyumlandırma sözünü de çok
sevmiyorum ama sanatın ortaya çıkmasına izin veren ve bunun
terapi sırasında da değerlendirilmesine imkan
sağlayan klinikler ya da ortamlarda mümkün olabiliyor bu
sayede. Izin veren ortam dedin ya
timuçin o benim aklıma şunu getirdi.
Biz hep yaratıcılık ve psikozlar arasındaki ilişkiden söz
ederken, kişiye özgün niteliklerden bahsediyoruz.
Bisiklet için vurguladığımız kadar yaratıcılık için de aynı
şeyi söyleyebiliriz. Zannediyorum, içinde bulunulan
kültür, kültürel iklim yani. Arbütün işte, paris'te önemli
bir akım haline gelebilmesi. Alfred welfy'nin valdao'da
çizdiği resimlerin orada artık bir akım haline gelebilmesi,
sadece wordy'nin niteliklerine bağlı değil.
Paris'teki kültürel iklimle de ilişkili.
Tıpkı psikozun ne kadar psikoz olarak algılandığı konusunda da
kararları verirken kültüre bakmamız gerektiği gibi.
Çok doğru. Ibrahim, bir şey söyleyecekti,
daha o noktada. Ben aslında bir şey soracaktım.
Yani şöyle düşünüyorum, mesela ben yaratıcı bir.
Sanatçı olayım ve. Belki biyolojik olarak ya da
ruhsal durumumdan ötürü de başka insanların gördüğünden daha
farklı bir şekilde dünyayı algılayabiliyorum.
Belli örüntüleri. Başka insanlara göre farklı
tanıyabiliyorum. Bunun hem benim için hem toplum
için yaratıcılık olması için. O gördüğüm farklılıkların
dünyanın geri kalanına da farklı geldiğini ya da orijinal
olduğunu bilmem gerekmez mi? Çok zor bir şey.
Sordum yani tekrar isterseniz şey yapayım mesela belli bir
zaman şeyim var, tasavvurum var kendimce ve bunu bir tabloya
aktaracağım. Bu bunu bir tabloya.
Aktaracak değerde bir şey olduğunu?
Bilmem gerekir. Bunu da bilmem için geri benim
dışımda kalan diğer insanların. Bunu orijinal bulabileceğini de
bilmem gerekiyor. Dolayısıyla hâlâ toplumla iç
içeyim ve ikinci sürecim hala da aslında aktif faal olarak
çalışıyor. Yani böyle birinci süreç birinci
süreç ve ikincil süreç arasındaki esnek bir geçişten
söz ediyoruz gibi birinci sürece gidip orijinal şeyleri görüyorum
ve döndüğümde ikincil süreçte yaşayan insanlara aktaracağım.
Bu sanat eserine döndüğümde onların.
Da bunu orijinal göreceğini bilmem.
Benim de ikincil süreçte de olduğumu göstermez mi?
Göstermeyebilir, yani göstermesi gerekmeyebilir.
Timuçin sen söyle istersen. Evet, evet.
Yani şöyle bunu yaparken böyle midir değil midir diye kimsenin
sorduğuna bir baktığını tabii ki düşünmüyoruz değil mi?
Bu sana tuzunu yaparken naci varbord.
Sanat eleştirmeninden bahsetmiştik.
Onun şimdi toparlayabilirsem söyleyeyim, şöyle bir sözü var.
Sanat diyor galiba? Insanın.
Işte bunun üretildiği kültürde kültür çok yani ortam çok önemli
demişti. Cem'de üretildiği kültürde
merkezi öneme sahip. Yani herkes için önemli olan bir
takım inançların, korkuların, arzuların ete kemiğe bürünmüş
halidir. Diyor, şimdi bu çok içeriden bir
şey ve öyle olunca zaten bu bu zaten birincil süreç bir şeyden
bahsediyor oluyoruz ve benim derdim.
Benim için önemli olan şey bu. Bu olarak ürettiğimde ama bunu
işte şeyle mantıklı, rasyonel tarafından işekle şemale
büründürerek yaptığında ortaya çıkan şey yeterince iyi
anlatabilmişsem sana da bir şey ifade ediyor.
Başkalarına da bir şey ifade ediyor. 10'a çıkart anlam
yükleme kısmında benim psikotik yaşantım ego bütünlüğümün
bozulmamış olmasına rağmen o sınırları zorlayabilme becerim.
Bunun kalitesini de daha çok arttırıyor.
Örneğin picasso bunu yapmış ve yaptığı şeyleri ya da miro
hayranlıkla bakıyoruz ama ikisinin de herhangi bir
rahatsızlığı yok. Yaptığı şeyleri anlamakta çok
zorlansak da ve o tuhaf kübist ya da norm figüratif.
Bir takım resimler yahut James johsun eserleri de insana
okuduğu zaman bir şey hissettiriyor.
Bir şey buluyorsun, kendinden onda ve yakın geliyor.
Dolayısıyla eğer ben işte bu bu buraya çok uygundur, böyle
yapmalıyım diye yaparsam. Bazen yaptığım şey son derece
sakin anlaşılmaz. Sadece anlaşılmaz ve sanat için
yapılmış ama sanat olmayan bir tuhaflığı ortaya çıkarıyor ki,
ego bütünlüğü korunmuş olmasına rağmen ego bütünlüğü olmayan
bir. Psikotik yaşantının ürünü de o
kadar kötü olabilir bazen. Gibi.
Karıştırdım mı bilmiyorum ama. Ben takip ettiğimi zannediyorum,
yakın geliyor kısmını biraz açmak isterim.
Izin verirseniz biz bize yakın geliyor dedin ya ifade ettim o
kültürde. Yaşayan insanlar değişkenlere.
Yakın geliyor buradan şuna da değinmekte fayda var.
Yaratıcılık ve işte üreten kişiler kadar.
Aynı zamanda sanatı alımlamada da.
Bir algı fenomenisinden söz etmek ve.
Kişiye hitap edişinin nasıl onun yaşantılarıyla bağlantılı
olduğunu da düşünmek gerekir. Kohun konuyu gene kovuta
getiriyorum müsaadenizle. Çok affedersiniz, kovut demeye
başlayacağız yakın zamanda. Kohun makalesi var çok güzel bir
makale tavsiye ederim. Bir müzik otoritesiyle beraber
kaleme aldığı bir makale bu. Kendisi de profesyonel olmamakla
beraber çok müzik. Bilgisi ve şeyi almam.
Becerisi yüksek olan birisi. Selfin kendiliğin sanatla
doyabilmesi için ne gerektiği konusunda bir şeyler
söyledikleri bir yazı burada ahenkle ahenksizlik arasındaki
ayrıma değiniyor ve diyor ki, ahenksizliğin ardından ahenk
geldiği anda hissedilen şey sanatı alımlamada doruğa
ulaşılan an gibi bir şeydir şöyle yani tıpkı bir eser.
Eserde verceden sonra korusun gelmesi gibi veya tam yükseldiği
yer gibi armoni tam hissettiğimiz yer gibi ahengi
tam hissettiğimiz yer. Büyük ihtimalle bize şöyle bir
yaşantı getiriyor, bu biraz benim yorumum.
Benim anladığım şey bana konuşuyor.
Bana sesleniyor benim için bir şeyler söylüyor.
Onun doyurculuğu sanatı alımlamada bir ölçüde eğitimle
gelebilecek bir şey ama bir ölçüde de yatkınlıkla ve o
alanla ilgili olarak duyar gaların açık olmasıyla
bağlantılı olan bir şey. Ben şöyle bir soru sorabilir
miyim yani bu hani bana söylüyor ya da benim için çiziyor gibi
bir şey aslında. Hani solistlik bir zihnin ürünü
olmuyor mu o zaman? Öyle olabilen solistlik olmaya
yatkın. O yüzden de sanatı
alımlayabilen, kıymetini anlayabilen, iyi olanın
kıymetini anlayabilen. Ama hep öyle olması da
gerekmiyor. Yani, çünkü bazen bir huşuya
kapıldı olabiliyor, insanın bir şeyin karşısında resmin
karşısında benim için bu çok geçerli değil ama bir müzik
eserini dinlerken huşuya kapılmak gibi bir şey
olabiliyorum. O husu meselesi de tabii çok
başka yerlere götürüyor iş. Çünkü.
Bununla ilgili örnekler de var. Isim konulmuş durumlar bile var
yani standard sendromu gibi filan ondan.
Söz etsene kısaca. Şöyle bir şey.
Aslında bu standarlin. Italya'daki bir falan.
Bir katedrali ziyareti sırasında ortaya çıkıyor.
O katedralin özellikle. Doma değil.
Aslında yok yok. Değil, domoda değil şeyde adına
TC şimdi söyleyeceğim size. OO şeyin.
O katedralin özelliği şu, çok sayıda tanınmış ünlü işte.
Tarihe mâl olmuş. Insanların şeylerinin
mezarlarının bulunduğu gümündüğü yer işte Leonardo da vinçden
michelangelo işte. Çok sayıda başka besteciler var.
Marconi var mesela şeyi bulan radyoyu bulan filan.
Orada bir kendinden geçme hâli yaşıyor.
Standal ve yıllar sonra bir italyan psikiyatrist o.
Katedrali ziyaret edenlerin böyle bir tuhaf dissosyatif hal
içine girdiklerini. Fark ediyor ve bunu bir seri
olarak takip ettiği zaman geçmişte standarın yaşadığına
benzer bir şey olduğunu görüp bana standard sandromu adını
veriyor. Dolayısıyla o gördüğü şeyden çok
etkilenerek bir türlü hisasiyet tablo yaşıyor olma hali o
benzeri mesela kudüs'te oluyor. Kudüs sandromu diye bir şey var.
Oranın kudsiyetine atfen gibi bak.
Mekke'de de oluyordur bilmiyorum.
Bir de tabii dostoyevski'nin yaşadığı bir şey var, o da.
Yine. Bir takım tablolar karşısında
neredeyse katonik hale gelip hatta arkasından epileptik nöbet
geçirdiği epilepsi'nin ortaya çıktığı bazı durumlardan söz
ediyor. Eşi böyle oluyordu filan diye.
Yani bunu şunun için söyledim. Bu kadar huşu.
Içinde bakılan ya da onun uyandırıldığı tablolar da
insanlarda var olan. Ve gibi zaman ego bütünlüğünü
tehdit eden tabloların ortaya çıkmasına sebep olabiliyorlar
hatta. Yığın kime, nasıl hitap ettiğine
çok bağlı olarak. Yani.
Çok iyi. Dedim, bunu yılasak olarak
gitmekte iken aniden hayret uyandırabilecek bir şey.
Hurşunun öncesinin sanki evet ama. 10'a çıkart da bir anlam
yüklüyor ya affeterek? Tabi evet.
Yani bakıp kalmakla kalmamak, yani sadece hayret değil de.
Evet, evet, yani bunun ne bir bağ kurmak söylüyor?
Evet, tam olarak galiba. Bağ.
Kurmak bak. Sen söyle devam et.
Çok kısa bağ kurmak kısmı önemli.
Burada belki bu Kudüs sendromunda ya da bazı şeylerde
Mekke sendromunda hakikaten o. Yer yer psikotik atak geçiren
kişilerin sanrıları aslında dini bir hüviyette ya da.
Işte nasıl desem? Hakikaten dini güçleri olan ya
da dini olarak ön planda olan bir kişi olmuş gibi.
Sanrı içerikleri bu şekilde oluyor.
O atmosfere tamamen kaptırmakla ilişkili olabilir bu diye
düşündüm ben de. Evet.
Evet, yani işte diz sosyalun ortaya çıkmasına sebep olan şey,
hani ego hizmetinde regrasyon demişti.
Cem biraz evvel buradaki regrasyon artık egoizmetinde
olmaktan çıkıyor. Çıktığı zaman ortaya çıkan
tabloda böyle bir şeyle sonuçlanıyor.
Tam olarak yani o orada sanatla tek bağlantısı, o sanat eserinin
ve bu kişinin 10'a çıkart atfettiği önemin onu ruh hale
sokuyor olması aslında yoksa sanatın bununla doğrudan bir
ilgisi yok bir yandan da. Timuçin şu şeyi hatırlayacağız
mı ya? Kafama takıldı.
Durumu değil de neresiydi? Orası zaman o değil.
Söyleyeceğim, şimdi birazdan hatırlayıp söyleyeceğim.
Ben ben de hatırlayacağım bir türlü çıkaramıyorum.
Doğma değilse başka değil değil. Değil de evet hatırlayacağım,
şimdi bir bir anı. Daha doğrusu bir arkadaşımdan
bir örnek vermek istiyorum ben. Sanat alımlama ya yani sanatım,
epresation diyelim. Alımlanmasında çok yatkın olan
ve çok da. Rönesans'a ve öncesinde meraklı
olan bir arkadaşım floransaya gitme imkanı çıktığında şöyle
bir şey söylemişti. Belki bundan korkarak henüz
hazır değilim. Galatasaray'a gitme imkanı vardı
ve dedi ki ben floransa'ya gitmeye henüz hazır değilim ve
gitmedim. Bunu söylemek istedim.
Yaratabileceği etkinin kuvveti bakımından ibrahim bey
gerçekten. Benim.
Benim klinikte karşılaştığım böyle yer yer teorik olarak da
okuduğum bazı psikoza yatkın kişilerin özellikle belli
etkileyici tiyatro oyunlarını izleyememesi film izleyememesi.
Yani kendimi çok kaptırıyorum o karakterin yerine.
Koyuyorum ve bu bende ciddi bir endişe belki anksiyete yaratıyor
diyor. Yani dizi izliyor, film izliyor
birkaç gün hakikaten. Ben acaba o filmdeki karakter mi
oldum? O filmdeki karakter beni ele mi
geçirdi? Gibi tam olarak psikotik
düzeyde. Yani kesin olarak tane olmuş da
değil ama sanki kişiliğim ele geçirilmiş gibi hissediyorum
deyip bundan duyduğu huzursuzluktan bahseden kişiler.
Ne. Dersiniz bu konuda belki.
Anlattığın şey, hani tam doğru anladıysam şeye uyuyor olabilir
ve Almanlar bunun için bir kelimesi var ya farneğimi okuyor
sanırım algılamıyor. Ne alho sahrını.
Algılama değil. Hayır bir değil yani Cüneyt
arkın filmi izliyor ve birkaç gün böyle Cüneyt arkın onu
istila etmiş gibi hissediyor yani.
Ama bundan da bir taraftan rahatsızlık ve korku duyuyor.
Daha obsesif bir şeyden bahsediyorsun, ama sanki dimi
yani sınırlarımın. Geçirgenliğinden daha çok
bahsediyorum hocam. Evet.
Ama hani rahatsızlıktan bahsettiğin için sanki bir tür
ben. O terimi severim musallat fikir.
De bahsediyorsun sanki? Poseon dedikleri.
Belki demi işte pozisyonları çok yakın zaten.
Obsesyona. Evet, yani belki öncülü neyse o
yani öyle de denebilir. Aynı aynı spektrum, aynı çizgi
üstündeki bir şeyden bahsediyoruz.
Ama sanki bu daha önce konuştuğunuz şimdiye kadar
konuştuklarımız. Hani budi sosyalasyon dağılma.
Psikotik yaşantı, bezelye, hani şizofreni demişlerdi ama aslında
ister miydi? Sorusunun sorulmasına sebep olan
durumlar tablolardan birazcık daha farklı bir şey.
Bu söylediğin değil mi? Evet, evet, tanklık kesinlikle
farklı ama belki bir çağrışımlar beni oraya götürdü.
Evet. Belki o anlamda işi yok.
Evet, evet. Belki düşünce süreçlerinden ya
da düşüncenin formlarından bahsederken oraya yine döneriz.
Bu arada şeyi hatırladım. Hacı santacroshe şeyin adı yaşa.
Çok yaşa. Bozulduk da beni sonra haritaya.
Bakıp duruyordum. Bir de.
Bir de doğmadan daha çok bakıp durduğum ve galakaldığım bir
yer. Evet.
Yani bu içindeki galileo galileği hatırlayabildiğim
kadarıyla müteahhit dantte. Leonardo da vinci, sonra onun
kemikleri çalınmış, geri getirildi mi, getirilmedi mi?
Rivayetleri var falan. O yüzden çok enteresan bir yer
yani. Anlama teptiğinde.
Hocam belki hani florence'den sözü açılmışken şeyden de
bahsetmek iyi olabilir. Freud'da.
Davut heykeli çok etkilenmiş yani o Davut heykeli florence
da. Akademik alırisine sergileniyor.
O açıdan belki hani bir. Freud'un.
Hem. Michelangella, hem Leonardo da
vinci'yle. Epey ilgilendiği ve onlarla
ilgili epey yorumlar yaptığı. Hatta çok.
Yıllar önce okumuştum böyle bir. Gizli eşcinsellik sözünün çok
kullanıldığı latoseksüalitenin çok kullanıldığı tarih öncesi
çağlarda. Bununla ilgili bir takım
iddiaları da var. Leonardo da vinci'nin.
Meryem isa ve. Vaftizci Yahya üçlemesini
çizdiği içinde kuğ'de olan tablonun kuğuna yerleşiminden
yola çıkarak yaptığı yorumlar falan tabi.
Yani freud'un o zamanki değerlendirmeleri o zamanki
anlam yükletmeleriyle konuşulabilir ama sadece tarihi
değeri var bugün. Hiç bir anlam ifade etmiyor.
Zaten eşcinselliğin psikopatolojideki yeri de bir
anlam ifade etmiyor. O tablo üzerinden birtakım
çıkarsamalarda bulunup birisinin cinsel kimliğiyle ilgili bir
iddiada bulunmak hiçbir şey ifade etmiyor.
Zaten filan ama işte evet tarihi bir anlamı belki olabilir.
Musa heykeliyle de çok ilgilenmiş durumda.
Musa heykeli de küçük bir kilisededir.
Michelancın 10'a çıkart da epey onunla ilgili de epey yorumları
var filan ama dediğim gibi yani bugün freud'un online konusunda
ne söylediğinin çok çok önemi yok bence artık.
Peki belki bölümün sonu gelirken geçen hafta başlattığımız şeyi
devam ettirip bir sanat eserinden bahsedebiliriz.
Hem belki diğer podcast bölümümüz için de bir ilişki
niteliği de taşıyabilir. Agnesini ceketinden
bahsedebiliriz. Agness'in ceketi çok ilginç bir
eser aslında. Iyi tekstil tarihçisi tarafından
bulunup ortaya çıkarılan bir eser.
Agnes rhter ismindeki bir kadından alıyor.
Aslında ismi agnesihter aslında alma bir dönem amerika'da
yaşamış, daha sonra almanya'ya dönmüş.
Almanya'ya döndükten sonra 1.893 yılında işte sürekli takip
edildiğini düşünme gibi bazı semptomlarla bir akıl
hastanesine yapmış akıl hastanesine yaptıktan sonra çok
uzun sürede kalmış sanırım orada.
O kaldığı süre boyunca aslında kendisinin hani deli ceketi
diyebileceğimiz ceketini oturup bayağı ince ve detaylı şekilde
işleyip onu bayağı güzelleştirmiş.
Gerçekten hani görseli gördüğümüz zaman anlayacağız
diye tahmin ediyorum. Üzerinde aslında çok anlamlı
şeyler yazıyor mu diye baktım. Ben çok anlamlı şeyler yazmıyor.
Haydar berber berk'te değil mi, görebildin mi?
Hocam Haydar, berk'te şöyle. Bu ceket geçen hafta
bahsettiğimiz hansprin son isimli kişinin koleksiyonundan
yine bir parça ve normalde de sergileniyormuş.
Evet, normalde müzede sergileniyormuş ancak son.
Zamanlarda özellikle bazı parçalarının özellikle
kollarının yavaş yavaş dökülmeye düşmeye başladığını fark
ettikleri için tadilatı almışlar ve ne zaman döneceği belli
değildi ama en azından şanslıyım ki bir nasıl desem kartpostal
gibi bir şey buldum ve onu alabildim gayet de neticede.
Başka adına bir sürü kitap vesaire de vardı.
Onlara da bakma fırsatı buldum. Dediğim gibi hani ceketin
üstünde çok anlamlı şeyler yazmıyor genel olarak hani tabi.
Şunu söylemek lazım, özür dilerim, kestim senin ama o
dönemde kalem kağıtta vermiyorlar.
Orada ki insanlara ve bu kadıncağız terzi aslında
dolayısıyla. Bir takım işte senin de okumaya
çalıştığın şeyleri yazıyor değil mi?
Üzerine yani yazılar işliyor. Ceketin üzerine evet.
Ceketin üzerine işlediği şeyler de büyük ihtimalle o.
Hep. Bahsettiğimiz o çağrışımlardaki
gevşeklerin sonucu olarak birbirinden kopuk bazen anlamsız
olabilecek şeyler yazıyor işte bazen hani kitap okumak
istiyorum şeklinde bir şey yazıyor.
Onun dışında şu an. Şu an kubertosbuktayım diye bir
şey yazıyor. Bu arada kaldığı yerin adı
huberto. Şu an derste ne yakın bir
şehirde aktif olarak çalışan bir hastane almanya'da.
Agnesinin ceketi böyle bir eser agensin ceketi aslında bizim
için 6 ay art içinde bir başlangıç noktası olabilir.
Belki onu konuşabiliriz diye söyleyebilirim konuşalım bu
bölümün sonuna geldik. Süremiz yetmedi.
Tekrar görüşmek üzere diyelim, benim açımdan çok keyifli bir
sohbetti. Herkese çok teşekkür ederim.
Tatlı güzel için. Teşekkür ederim, haftaya
görüşmek üzere. Görüşürüz.
Podbean