Yaratıcılık ve Psikopatoloji
Bu bölümde Prof. Dr. Cem Atbaşoğlu’nun katıldığı kongrede yaptığı “Psikopatoloji ve Yaratıcılık” sunumunu beraber tartışıyoruz. Bölümde adı geçen Lewis Terman’ın ünlü çalışmasına buradan ulaşabilirsiniz.
Herkese merhaba diken spil bahçesi vaat etmiyoruz. Pot caddesi'nin yeni bölümünden sesleniyoruz. Ben doktor taysan rulolas pot bölümünde benimle beraber profesör doktor timuçin olarak profesör doktor Cemal paşaoğlu ve doktor ibrahim emlak var. Eee bir süre ara vermiştik. Aradan sonra tekrar birlikteyiz. Belki neden ara verdiğimize kısaca anlatarak başlayıp ondan sonra konuşmaya devam edebiliriz. Ara vermemizin sebebi hemen bir. Benim bir kaç kişisel işim vardı hem de onun dışında cem hoca ve timuçin hoca'nın katılması gereken kongreler vardı diye söyleyeyim.
Onlar nedeniyle yani hem benim işler hem kongreler nedeniyle ara vermek durumunda kalmıştık. Hocam siz bu arayı bayağı dolu dolu geçirdiniz yine. Bir haftadır herhalde 34 şehirde birden bulunarak. Sürdürdünüz. Ben değil yani canım. Doğru edeceğim hocam. Beraber gidecektik. Bunlardan birini ve timuçin'le beraber sanat, yaratıcılık ve psikopatoloji anlatacaktık. Iıı o gelemeyince ben ııı ıcom'da ııı international kongresi 10 ludesorders bizden Kürşat atılmaz ve arkadaşlarının düzenlediği sagrepte böyle bir konuşma yaptım ama timuçin'in daha önceki yaratıcılık slaytlarıyla birleştirerek.
Eee ikimizin ortak sunumu gibi bir şey oldu. Lav hoca. Ben teşekkür ederim baya da ilgi gördü. Yani çok güzel sorular da soruldu.
Neler anlattığımı söyleyeyim size biraz çünkü biz galiba daha önce. Deha ve delilik gibi bir bölüm yapmıştık. Evet buradan. Şimdi yaratıcılık konuşmak da iyi fikir aslında tamam yani. Evet, yani orada tek konumuz şey değildi galiba değil mi? Yaratıcılık ve psikopatoloji değil de bir para bozukluk ağırlıklı mıydı? Yani genelde herhalde öyle yaptık. Daha çok birpolar ağırlıklı olup gibi olmuştuk. Yani işte ne sınır nereden geçiyordan bakıp biraz hani öyle bir o. Bağlamda biraz konuşmuştuk, biraz da sanki düşünce süreçlerinden filan da bahsetmiştik ama hiç böyle derli, toplu bir yaratıcılık konuşmadık sanki.
Şey alırsın, cazzaman güzel bir konudur. Evet çok ilgi çekiyor zaten herkes çok merak da ediyor ııı çok da kolay cevap verilemeyecek bir soru olduğu için yani çok güzel bir soru denecek sorulardan hani zor olunca soru çok güzel diyoruz ya çok güzel bir soru. Aslında en son söylediğimi başta söyleyerek başlayayım mı? Yani bütün çalışmalar daha önce yapılmış. Pek çok bilişsel işlevlerle ilgili olsun. Psikopatolojiyle ilgili olsun pek çok çalışma.
Psikiyatcinin ilgi alanları içerisinde. Hiçbir şeyin tam olarak yaratıcılıkla ilişkili olduğuna işaret etmiyor. Bunun tek istisnası duygu, durumu bozuklukları, yani duygu durumu bozuklukları olanların hepsinin yaratıcı olduğu gibi bir sonuç çıkmasın bundan. Ama yaratıcı kişilerin kendilerine benzer eğitimde ve bilişsel işlev düzeyinde olan kişilerden en önemli farkı kendilerinde ve ailelerinde duygu durum bozukluklarının yani gerek. Bipolar bozukluğu manik depresif hastalığı, gerek depresyonun birikmesi.
Artık. Pek çok şey araştırılmış. Bunların başında psikoza yatkınlık ve şizofreni geliyor. Nensem'in çalışmalarını daha yakından tanıyoruz. Kendisi diyor ki ben James joyson'la başlamak hatasını yaptığım için şizofreni'ye ağırlık verdim. O James joyson'un şizofreniden mustarip olduğu kanaatinde. Ama aslında sivil yapılan ve virgini yabulfa baksaydım, daha önceden daha onlara dikkat etseydim. Evet, jamesın çalışması da benzer şeyler gösteriyor.
Şöyle bir şey var tabii en tartışmalı konulardan biri ve soruyu küçültmek gerekiyor. Burada, yani yaratıcılıkla psikopatoloji arasında ilişki var mıdır? Çok çok zor ve aslında iyi olmayan da bir soru güzel soru diyoruz ama. Bir cevap verilmesi hiç kolay değil mesela hangi bozukluklara ya da hangi alanlara bakacağız? Bilişsel hangi alanlara veya işte duygu düşünce davranışla ilgili nelere bakıcaz sonra psikopatolojinin ne şiddette olduğu da önemli. Çok şiddetli bir psikopatoloji ise eğer onun daha hafif formları yaratıcılıkla ilgili olsa bile.
O ilgili olmayabilir. Yo bir de tabii hepsinden önemlisi yaratıcılığın türleri var. Yani ııı fizikte mi, yaratıcı resimde mi yaratıcı şiirde mi yaratıcı birbirinden çok farklı alanlar değil mi? Kesinlikle doğru tabii şey de var bu bu hep yaratıcı olan sanatçıların postmoortam değerlendirmeleri. Bir de işin kötüsü doğru. Evet dolayısıyla burada yaparken ciddi atalar da oluyor. Andreas'nin en çok hoşuma giden kuramlarından bir tanesi the bixy. Ltb. Belki hani sen biraz bunlardan bahsetsene cem sonra ben de belki şeyi söyleyeceğim.
2 tane brian hikayesi var, bir tanesi kendine ilaç vererek alarak yani. Resim yapan bir tanesi de kullandığı ilaçları bırakarak resim yapan. Enteresan 2 öykü bu. Üstelik de bunlar tanınmış 2 sanatçı filan da değil yani hani dedin ya psikopatolojinin şiddeti çok önemli filan diye. Evet, belki işte bunu da o vesileyle konuşuruz ama önce bence. Şu. Devam edelim. Evet, c lerin bahsedelim. Onları söyleyelim mesela şimdi büyükce kreatif diye konuştuğunu farz ederek c diye söz ediyoruz. Büyükçe gerçekten unutulmayan klasik eserler vermiş olan ve dahi diye değerlendirilmiş olan kişilerin yarattıkları yani john donla başlamış tezi o zaten sonra James jourse ve jane silve plat gibi işte edebiyatçılar ama aynı zamanda da sen şöyle bir kıyaslama yapmışsın, daha önceki bir konuşmanda.
Daha dramatik görülen ve daha alışılmış olanın dışında olan figüratif olmaktan daha uzak olan resimler mesela psikopatolojiyle daha çok ilişkilendiriliyor gibi ağlayan kadın portresi var. 2 tane koymuş olduğun biri birkaç sorun 1.937 tarihli ağlayan kadını, biri de bangogun 1.883 ağlayan kadını.
Insanlara sordukları zaman hangisi daha psikopatoloji gösteren bir ressamdır diye birkaç sonrakini daha çok seçiyorlar. Internetten o resimleri bularak ağlayan kadın, vipmamın picasso ve winston vanco diye bakabilir dinleyenler dinleyenlere. Yardımcı olayım hocam bölüm sonuna bunları koyayım. He onları koy. Gerçekten o iyi olur. Van gogh'un ııı hastalığı. Geriye dönük bir değerlendirme ile yapılanlar her zaman doğru değil ama zannediyorum daha iyi biliniyor değil. Mi? Çok değil cem ya. Bunu da daha önce bir böyle çıtlatmıştım ben.
Ben van gogh'un hastalığıyla ilgili. 4 ayrı branştan 4 ayrı hekimin konuşmasını dinledim. Psikiyatristler tabii ki bir poler olduğunu söylüyorlar. Hatta dünya birpolar günü, onun doğum günü. Özellikle seçilmiş durumda 30 mart ama. Biliyorsunuz boya yediğini ve dolayısıyla fenil ki toneri olduğunu iddia eden bir iç hastalıkları uzmanını dinledim. Temporal epilepsi olduğunu, daha doğrusu kompleks parsel nöbetleri olduğunu ve bütün bunların onunla ilişkili olduğunu iddia eden bir başkasını da dinledim.
Doğru mu hatırlamıyorum ama dolayısıyla. Geçmiştir herhalde. Şizofreni telaffuz edilmiyor nedense. Ama bir bir katoniye öyküsü de var. Van gogh'un ilginç bir şekilde yani o kulağını kesme. Hikayesinin hemen sonrasında katotonik bir tablo. Su var öyle bir sürece de giriyor.
Ama yani hani yine bir başka şeyi özür dilerim. Migreni migreni olduğunu söyleyen bir başka nörolog da dinledim yani. Dolayısıyla üstünde hem fikir olunmuş bir tablo yok ama. Ha evet. Yani herhâlde şunu söyleyebiliriz, rahatlıkla winston van gogh bir psikiyatrik veya nöropsik bir rahatsızlıktan mustaripti diyebiliriz. Diyebiliriz yani dünya kadar resim yapmış. Gerçi hiçbirini satamamış yazık ama çok. Üretken bir insan ve bütün o üretkenliği boyunca aslında tamamen dekonpanse olmamış olmasını. Olduğunu ya da tahmin ediyorum.
Orada şey de var değil mi? Kardeşinin desteği de çok kıymetli. Var evet. Evet. Teomanın da desteği var. Doktor nun da bir biçimde desteği var. Doktoruyla enteresan bir empatisi de var.
Onur resmetmiş olduğunu tam kendi cümleleriyle söylemek isterdim ama hatırladığım kadarıyla söyleyeyim.
Doktorunu gördüğü zaman doktor gşa ile ilgili portreleri vardır birkaç tane. Teo'ya yazdığı mektupta doktor geşe'de kendi kimliğimi gördüm diyor. Yani 10'a çıkart baktığım zaman adeta benden bir parça vardı, onu da diyor ve onun o depresif ruh hali aslında bana kendimi hatırlattı. Ve bulmamı sağladı. Onunla böyle bir bağ kurdum. Atıyor doktor goşa de enteresan bir adamdı. Çeşitli sanatçılarla rahatsızlığı olan sanatçılar onları evine çağırıyor. Evinde işte piyano çalınıyor filan öyle bir şeyler var, enstantaneler var.
Daha da ilginci işte van gogh, intihar girişiminde bulunduğu zaman.
Silahla vuruyor kendisini ve diyor ki lütfen beni kurtarmayın diyor. Doktora kurtarırsanız bunu tekrar yapmak zorunda kalacağım. Korkarım onun için kurtarmayın diyor. Daha ilginç olan bir şöyle hikayesi de var, küçük bir anekdot orayı sıkıştırayım oraya. Van gogh'un ölümünün hemen ardından doktor göçe eline bir kağıt kalem alıp van gogh'un ölüm anındaki portresini de kara kalem çalışıyor.
Bilmiyorum. Nasıl yani?
Çok yoğun ve karşılıklı yüksek bir hastane ilişkisi olsa gerek. Evet, yani analistlerin kulakları çınlasın. Transferanstan geçilmeyen karşılıklı bir sürecin içinde oldukları kesin. Belki rujeryan diyebilirsin. Innan o kadar ileri gidilebilir. Belki de neredeyse dimi. Tabii şeyin falan da var. Bu arada sadece bangon değil şeyin sezona filandı tabloları var bu arada. Sezonda öyle yani sezanda mesela. Şeyle birlikte bir şeyi olan teşviki mesaisi olan kişilerden, yani ailecek bir de yani evlerine geliyor, gidiyor filan.
Burada küçük bir müzük molası verelim. Bugünkü müzik parçası olarak haran odadan o kuvayi dinleyeceğiz. Daha sonrasında tekrar birlikteyiz. Müzik arasından sonra tekrar birlikteyiz. Ben sözü cem hoca'ya bırakayım.
Iıı ilginçtir zaten Pablo picasso, yani bu ağlayan kadın ile daha çok özdeşleştirilen yanlışlıkla özdeşleştirilen Pablo picasso'nun. Bir matem dönemi dışında, yani gayet figüratif resimler çizdiği gayet. Karamsar görünen ve üstelikte onun tarzı olarak ilk hatırlanan tarzda olmayan resimlerinin olduğu dönem dışında hiç de şey değil, rahatsız değil. Bilinen hiçbir rahatsız. Bir kısa bir dönem yani? Bluerıt denen bir dönem. Ya işte yakın arkadaşının. Intiharı sonrası fiat sonun bayağı bir ciddi yaz dönemi var.
Uzunca süren hemen arkasından bloperatif yani o mavi dönem geliyor. Yani ben öyle diyorum yani çeşitli yorumlamalar da var işte. Mavi dönem biraz yası anlatan bir dönemdi. Özellikle filan ama pembe dönemi de var 10'a çıkart bakarsanız onu da ipami diye yorumlamıyoruz yani. Ama evet, yani ciddi anlamda bir psikopatolojisi olmayan birisi. Yani böyle böyle bir psikopatolojisi olmayan birisi tablo bir kapsıyor. Keza salla doğru dalıya yapıp ettiklerine bakarsan. Değil mi yani orada da mesela psikopatolojiye daha çok bir turistigmatizasyonla belki bağdaştırılabilecek şeyler var ama.
Türkiye çok önemli tabii. Bir akıl hastasıyla aramdaki tek fark benim akıl hastası olmayışımdır. Bir sürrealistle aramdaki tek farkta benim sürrealist olmamdır gibi bir şey. Yani hiç kimsenin tam olarak şey yapılamayacağını birbiriyle kıyaslanamayacağını herkesin tekil olduğunu aslında ben buradan onu anlıyorum. Ne dersiniz bilmiyorum. Evet, yani o onu naşittik bir bakış açısıyla da okuyabilirsin ama. Yani sonuna kadar hak etmiyor mu? Bir yandan da? Bana sorarsan evet, değil mi? Her süralist aynı değildir diyor sanki.
Her akıl. Akıl hastası da aynı değildir veya akıl hastası olanla olmayan arasındaki ayrım da çok keskin değildir diyor gibi anlıyorum. Evet, evet, ne dersin doğru mu anlıyorum. Yani stimayı her türlü stigmayı benden uzak tutun diyor aslında. Ya bu bu kavramlarla konuşmayalım. Diyor. Ama beni kategorize etmeyin diyor. Ve o kadar tuhaf enteresan konuşmaları var ki işte içinden hani alıp ayırmak çok kolay değil ama evet öyle. Ikinci laf belki daha bir farklı değerlendirilebilir kategorize etmeyinden öte.
Eee, diğer sürrealistlerle aramdaki fark. Benim sürrealist olmamdır. Şeye benzemiyor mu? 100 otizm hastası görmüş olan ya da 1.000 otizm hastası görmüş olan 1.000. Farklı. Otiz kişiyi görmüştür. Lornowing'in söylediğinizi alıyorsun şöyle yani bir otizm hastası gördüyseniz bir otizm hastası görmüşsünüz demektir. Yani işte ali'nin otizmi, ayşe'nin otizmi hepsi farklıdır gibi.
Buradaki de her sürrealist farklıdır gibi bir. Şey, herhalde öyle de olabilir. Evet yani tabi ben sanat yorumu bu konuda özellikle yapabilecek durumda olmadığım için bilmiyorum. Belki daha sonra şey bu konudan daha iyi anlayan kişiler yazarlar. Bunun üstüne başka bir şey, ben diyemiyorum. Hocam şeye belki dani'nin. Bu youtube'da falan de şey var ya röportajı var ya böyle ingilizce verdiği bir röportaj var. Orada da böyle bazen konudan konuya atlayabiliyor falan ama o röportajla ilgili beni en çok rahatsız eden şey şeydi.
Karşısındaki adam Amerikalı sanırım hani sürekli böyle ingilizce konuşuyor ama ingilizce konuşurken hani sanki dali'nin şeyi ingilizcesi yani böyle yetersizmiş şeyde işte adamın yani bir aksanı filan var tabi doğal olarak ama hani böyle bir şey. Amerikan. Nasıl nasıl desem büyüklenmesi? Dur bakıyor lisans şey aksanına. Bakarsan var ya. Karşısında dal yok da sanki şey var gibi. Hani dağdan biriymiş de onunla konuşuyormuş gibi davranıyor. Ne biçim ingilizce konuşuyorsun gibi öyle mi? Evde evet öyle.
Biliyorsun, Tahsin ekşi sözlükte Almanca için sahada yaptılar. Bunu. Yaptılar. Hani Tahsin almancası şey telaffuzu kötü diye yazmışlar ya. Sonra şey demiştik. Tahsin Almanca karyos persi okuyor. Daha ne kadar paransin almancayı demişti ki hatırlar mısınız? Evet, evet doğru almanca'dan kaynaklı. Arkadaşın uyarısını ciddiye aldım ve artık telaffuz kurusu da alıyorum.
Bir de tabi daliyle ilgili bu kadar konuşuyoruz da yine damgalamış olacağız. Belki de bu lafların delilliği deyip geçeceğim bir laflar da olabilir. Acaba. Kendine has bir adam yani yok sokaklarında armutilla'yla diziyor. Mesela kadı kesteki evini gördünüz mü bilmiyorum. Yani o eve baktığınız zaman hani olağan bir ev değil orası yani son derece tuhaf. Siz hatırlamazsınız. Eskiden ampullerin dışında böyle tek fen filan gibi yazan şeyler vardı bir takım. Karton.
Dan koruyucular olurdu. Örneğin o kartonları bir sandalyenin ayağına geçirmiş. Böyle bir şey enstelasyon yapmış. Yahut böyle çok çok enteresan şeyler var. Yattığı yerden can belli bir açıda açık olunca güneşi göremiyorlar. Böylece karısıyla birlikte güneşi seyredebiliyorlar. Filan gibi bir takım düzenlemeler yapmış. Yani çok çok kendini özgü bir adam. Gerçekten röportajlarda falan da bence tamamen şov yapıyor. Bilerek isteyerek yapıyor zaten. Onu. Yani konuşmada şeyden söz ettim. Ha, öncedense anca senin söylediğiyle olan bağlantısını kurayım, senin söylediğinin.
Iıı çalıştığı kişiler, yani bu yaratıcı, yani bigs'i olup da çalıştığı kişiler, yaratıcılığı hakikaten deha düzeyinde olan kişiler, başkalarını kuramadıkları bağlantıları kurabilen kişiler, yani ortak özellik olarak söyleyebildiği şeylerden bir tanesi. Bu başkalarının akıl edemeyeceği şeyleri akıl edenler. Onun dışında ne? Ise devam edeyim, ben kaldığımız yerden bir de narsistim anlatmam gerekti, onu eklemem gerekiyor. Bir poloster yazısı. Üzerinden daha önce yazdığım bir yazı üzerinden. Grandöz olmayan bir narsizmin de yazmak ihtiyacıyla olan ilişkisi üzerinde durdum.
Birazdan belki oraya da geliriz.
Şimdi kaldığımız yerden devam edelim isterseniz. Yaratıcılık sorusuyla ilgili yani hem metafizik hem ontoloji hem epistomarist sorusu sormak lazım, yani öyle bir şey var mıdır? Yani bir tanesi bu mevcut mu yaratıcılık diye bir ııı. Kavram ya da özellik varsa nasıl bir şeydir? Bir de nasıl biliriz bunu? Yani epistemolojik olan da hani nasıl yani şeyleri nasıl biliriz sorusunun buraya uyarlanmışı yaratıcılık nasıl çalışılabilir?
Şimdi bu senin dediğin büyük c küçük c sorusuna da geliyoruz. Nansi anca senin ilk çalışmaya başladığı zaman sorduğu sorulardan biri o, yani mesela iş dünyasında veya bilimdeki yenilikçilik yap. Yaratıcılık sayılır mı? Sanattakiyle bir olabilir mi? Veya ııı yüksek aque'ye sahip olan ve gündelik işlerini güçlerini çok başarıyla idare eden yönetsel işlevleri çok başarılı olan gerek esenlikleri, gerek işlevsellikleri çok yüksek olan kişiler yaratıcı sayılabilirler mi? 10'a çıkart cevabı zaten küçükçe.
Ortada işte termanın yaptığı bir çalışmadan yola çıkarak bu kavramı ortaya çıkarıyor.
Terman stanford'lı bir şey bilimci. Ve bineyle birlikte Fransız bilim adamı psikolog binenin geliştirdiği testle beraber onu üzerinden bildiğimiz stanford binayı geliştiren kişi, evet hemmanın çalıştığı kişiler var yani. Yüksek ı q'ya kendi testiyle stanford bina ile tespit ettiği. Iki'nun yüksek olduğu kişilerin daha sonra takibine bakılmış terminler diyorlar. Bunlara termanın çocuklarına ilginçtir. Yüksek ıq'ye sahip olan çocukların ilerki yaşamlarında mutlu, başarılı atletik, sağlıklı olduklarının hepsi doğrulanıyor.
Ama aralarından yaratıcı kişi. 12 tane filan çıkıyor. Yani bir kere yüksek arkuyla bağ bağlantısının yüksek olmadığı kesin. O çalışmanın sonucuna göre. Ne dersiniz yani?
Evet, yani bu çok ünlü termal çalışması gerçekten.
Bir ilişki varsa bile onların beklediği gibi bir doğrusal ilişki değil. Orada da ya küçük çayı kreatif o büyük c küçük c andreo santo böyle şeyleri sevdiği için sembolleştirmeleri, bunu da böyle kolay akılda kalacak şekilde yapmış. Küçümsediği için değil ama günlük yaratıcılık evredey everyday screy tweety dediği şeyi küçük ceylantıyor. Yani sizin evde yapabildiğiniz kendi küçük. Küçücük bir yaratıcılık bir buluş yapıyorsunuz ve hayatınızı kolaylaştırıyorsunuzu da bu kategoriye koyuyor. Yani küçümsemiyor tersine onu da çok değerli olduğunu söylemeye çalışıyor.
Bunun altını çizelim, büyükçe dediği dünyaya mal olmuş büyük eser vermiş insanlar. Evet, john nashta çalıştığı kişilerden biri. Zaten ben bunun bizar olmakla, tuhaf olmakla veya işte die worgin thing denen düşünceyle dyevgon thing'i nasıl çevireceğimi tam bilemiyorum. Ama ıraksak yakınsak falan gibi şeyler pek olmaz herhalde. Daha çok ıraksak diye bir şey ifade etmiyor ama öyle çevriliyor. Anlaşılmıyor değil mi? Yani nasıl tarif edebiliriz bunu? Mesela kelime. Asosyalsyonu testi yaptığınızda herkes.
Ten farklı ve daha az kullanılan kelimeleri kullanmak gibi bir şey. Biz bunu. Deli galiba talih yoludur ama. Ikinci evet olan ana. Yolu ya da asıl ana gidişi kullanmayıp farklı bir yol kullanarak gitme durumuna deniyor. Yani günlük hayatta da dahil ucun biraz öyle kullanılıyor o pratik. Doğru. Yaksak deyince ama sanki uzaklaşmak falan gibi bir şey anlaşılıyor ki bana yakın gelmiyor. Neyden uzaklaşmak yani? Ne denir? Günlük düşünmek için. Bürokratlaşmak ama şeyden uzaklaşmıyor, hedeften uzaklaşmıyor, rotadan uzaklaşıyor, yani izliyor.
Onun için talihi ol dedim ben de. Zaten kamın sense ne diyorduk türkçede. Sağduyu. Hah, sağduyunun gerektirdiğinin dışına çıkan yani sadece sağduyuyla yetinmeyen diyelim. Yani sağduyu'dan uzak demek de ııı aslında biraz yanlış bir anlaşmaya sebep olabilir. Bilmiyorum. Tamam. Sence farklı şeyleri de bilebiliyor olmak gibi. Şimdi aklıma burada. Pardon buyurun. Sizi sürekli lütfen sor ben çok konuşurum. Bu yaratıcılıkla ilgili ya da sanatsal yaratıcılıkla ilgili. Psikozdan ayrımında da biraz böyle konuşurlar ya yani sağduyu bilgisine sahip ama aynı zamanda sağduyu bilgisi dışındaki bilgileri de düşünebilen kişi gibi.
Sağladığı sağduyu bilgisinden bir kopuş var ve sağduyu dan farklı olduğunu bilmeme hali olabilir mesela. Yani yaratıcılık dediğimizde sağduyu bilgisini de içinde içeren bir durum olması lazım gibi. Hem de öyle olmayan durumlarda var. Tahsin ne diyeceksin? Benim aklıma bir soru takıntıda şimdi bu bu gece uyutmaz beni o yüzden ibrahim'e sormuşum. Bu sağduyu kavramını psikozda kim kullanıyordu? Ibrahim'i hatırlıyor musun, minkowski miydi? Minkowski ııı esasen ondan sonra bu ııı sağduyuyla yaşamsal temasın kaybı.
Şimdi söyleyince gala gir değil de binsenger binsenger de değil ama şimdi hatırlarım. Vital contacts diye söylüyor. Neyse çok dağıldık. Yere geliyoruz hep, yani olağan rotanın dışına çıkıp farklı bir yol izleyen. Anlamlı taşıyor hep değil mi? Dönüp tanışıp oraya geliyoruz. Bu sağduyu bilgisine sahip olma meselesinde biraz böyle bir şey de yok mu hocam? Şöyle yani. Sanatçı yaptığı eserim sağduyudan farklı olduğunun farkında olmalı, 10'a çıkart yaratıcı diyebilmemiz için. Yani mesela. Nasıl desem kafiyeli konuşan bir şizofrenini hastası bize göre konuşması oldukça şiirsel gelebilir ve yaratıcı gelebilir ama.
Iıı o bu yaratıcılığın farkında değilse yine yaratıcı diyecek miyiz? Işte ama gene şuraya geldik isterim. Birinci süreç, ikinci süreç ayriyetinin üçüncü süreç düşüncesine çünkü. Rüyada ya da işte mitolojilerde söylencelerdeki şeyde de mesela var ya, o yani kişi onun farkında mı değil mi? Ya da farkındaysa buna ne diyeceğiz meselesi var ya. Işte al sana farkında olmayan örnek. Ben bundan otizm şizofreni ayrımına da yine gelicem. John nash. Yani sorulan soru şu, çok meşhurdur bu belki çoğu kişi biliyordur, siz de kesin biliyorsunuz ama tekrarlayalım yani sizin kadar mantık.
Lı düşünceye dayalı bir iş yapan. Kişi uzak. Uzaydan kendisine mesaj geldiğine ya da işte uzaylılar tarafından dünyayı kurtarmak üzerine üzere kaçırılmış olduğuna nasıl inanabilir diye sorulduğunda, çünkü bu doğa üstü şeylere ilişkin varlıklara ilişkin fikirler, matematikle ilgili fikirlerin bana aklıma düştüğü biçimde aklıma düştü. Yani onlarla ilgili yaşantım farklı değildi. O yüzden ben de onları ciddiye aldım. Yani oyun kuramını geliştirirken aklına gelenler nasıl geldiyse. 10 derece mantıklı.
Mesela onlar da aynı şekilde yani arada bir fark görmediğini söylüyor. Bu içgörü ile ilgili söylediğine belki bir cevap olabilir. Her zaman da gerekli değil sanki. Yani bu da bir içgörü.
Ama işte sonradan söylediği şey bu, yani o oyun kuramını geliştirirken. Her zaman çok sağlıklı olduğu söylenemez. Belki ihtiyaç da yoktu ki bir kuram geliştirebilmiş işte yani tabi somutlama eğilimi.
Enteresan burada son derece somut verici vakfı bu aslında. Ya doğru bak bu çok önemli, çok somut bir cevap evet.
Yani ben bunu daha önce şey içini hatırlatmıştım. Size türkiye'ye geldiği zaman bir falcıya götürüyor. Hangi akla evvel götürdük? Adamcağızı o da işte hani klasik falcıların söylemiyle harfi ile başlayan birisi. Senin hakkında işte iyi şeyler düşünmüyor falan gibi bir şey söylüyor, adamcağız. Bunun üzerine paniğe kapılıp bayağı. Telaş merol paranoid olur. Sevin niye beni takip etsin son derece somut çünkü yani onu hiç bir şekilde soyut olarak algılamıyor aynı şey.
Bu haftalık bu bölümün sonuna geldik. Gelecek hafta kaldığımız yerden devam edeceğiz. Ben bu bölümün sonuna gelmişken bölümüm başında bahsettiğim zeki tabloyu açıklayacağım. Ikisi de ağlayan kadın tablolara ağırlayan kadın tablosu biri tablo. Picasso'nun 1.937 yılında resmettiği bir tablo, diğeri ise 1.883 yılında winsan van gogh tarafından resmedilmiş bir tablo. Aslında bunun bunlardan en ünlü olanı sanırım picasso'nun ağlayan kadın tablosu bu ağlayan kadın tablosu. Özellikle ispanya iç savaşı sırasında gernik hanım bombalanması sonrası picasso'nun yaşadığı o karamsar tabloyu anlatması açısından özel olarak değerlendiriliyor ve bizim en önemli eserlerinden biri olarak kabul ediliyor şu.
An kendi bu tablo teyit collection da londra'da sergileniyor. Diğer önemli eser de ııı yine ağlayan kadın tablosu ama bu sefer bir insan wangth'dan. Aslında bu tablonu bu tabloyu ilginç yapan şey vinsend van gogh'un yapmış olduğu yani oldukça karanlık bir tablo olması. Çünkü insant bango'nun yani çoğu çizimini biliyorsunuzdur. Belki de çoğu renkli renklerden oluşan çiçeklerden, dua resimlerinden oluşan bir tablolar varken bu tablosu diğer tablolardan ayrılıyor. Ağlayan kadın bir e ağlayan bir kadının resmi ediliyor bu.
Tabloyla ilgili maspek spekülasyonlar mevcut. Bunlardan biri Vincent van gogh'un bu tabloyu çizerken bipolar olduğunu savunanlar, işte depresif fazla olduğunu düşünüyorlar. O açıdan ilginç bir tablo bu tablo picasso'nun tablosundan farklı olarak 50 yıl önce çizilmiş ve şu an şikago sanat müzesinde sergileniyor diye söyleyebilirim. Bizi dinlediğiniz için teşekkürler, tekrar haftaya görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean