Yankı Yazgan ile Sohbet (II)
Bu podcast bölümünde Prof. Dr. Yankı Yazgan’ı konuk ediyoruz. Kendisiyle değişen zamanlarda psikiyatri ve çocuk psikiyatrisi üzerine bir sohbet yürüttük.
Herkesin merhaba diken süpür bahçesi vefat etmiyoruz podcastinin yeni bölümünden size sesleniyoruz. Ben doktor tasironlas bu podcast bölümünde profesör doktor, timşin oral, profesör doktor, cemaat Başoğlu, doktor ibrahim melak ve konuk olarak da sayın yankı Yazgan. Bizle beraber bu. Bölümde aslında. Baz tanlar üzerinde konuşmayı düşünüyoruz ama hani bizim esas konuşmak istediğimiz şey değişen zamanlarda psikiyatri nasıl bir şey diye konuşacağız. Ben sözü yan kocaya vericem kendisi. Hani değişen zamanlarda psikiyatrinin nasıl olduğunu sorarak başlayayım.
Belki kendisi oradan devam ettirmek ister. Ben böyle çok şey hem değişiyor bir yandan da ama bu konuşmalarda bazen. Hani bana hep yani aynı şey tabi çok değişik şekillerde anlatabiliriz ama bir yandan da. Hani ya şeye benziyor. Bu hani mesela bir konuyu anlatıyorsun bir konuda ama bir daha anlattığında bu okullarda bile öyle değil mi işte bu yıl anlatıyorsun. Gelecek yıl gelenler aslında geçen yıl seni dinlemedi.
Mesela farklı bir espri bulmaya çalışıyorsun filan çocuklara yani olur, o yanlışlıkla geçer. Yani mesela bu anlatmak konusu çok şahsi bir şey. Yani hani iyi bir şey yapayım. Aman ya kimsenin umurunda değil, hatırlamıyor bile. Belki senin anlattığın lafı orada kullandığın örneği ama aynı örneği vermiş olmayalım gibi. Ya böyle bir şey. Yaptığını zannetmiyorum baş. Lıyorsun, çıkıyorsun ve anlatıyorsun yani 1.000 yıldır tanırım senin. Belki o şey sonradan üzerinde düşününce böyle geliyordur sana yoksa olabilir.
Evet hiç hani topa gelişine vurmak diye bir şey vardı. Eskiden öyle kullanılırdı. Hala kullanıyor mu? Söz gençler biliyorsunuz. Var. Ben vardı yani. Tabii topa gelişine iyi buluruz. Filan yani hala futbolda gelişine vuruyorlar hocam. Yani aslında bir konuşma da yani podcastlarda da bence herhalde öyle bir şey var. Bir hasta söylememiz gereken hani söylemesek olmazlar var. Yani bir dinleyicinin duyması gereken gerektiğini düşündüğümüz daha doğrusu duymak isteyip istemediğini sorma şansımız yok ama iyi kötü bir sürü dinleyici tanımış olduğun için bir de kendin de dinleyici görüyorsan bir o kısım var.
Hani mesela otizmle ilgili konuştuğumuzda ya da DB ile ilgili öner gelişimsel şeylerle ilgili. Çünkü bir yandan da anlaşılmasını istediğim bir şey yapıyorsun. Yani söylediğim. Sadece ben söylemiş olmayacağım. Anlaşılsın kısmı var. O da tabi bize insanın evrim sürecini bu zihin kuramının vesaire getirdiği hediye yani anlaşılıp anlaşılmamayı umursamıyor olmak. Mesela büyük sanatçılar falan öyle ya. Yazıyor okuyan okur falan diyor ama biz birazcık eğitmen, akademisyen, kimliğimizle, öğretmen kimliğinize, daha doğrusu onu daha basitleştireyim, daha yalınlaştırayım.
Bir öğretmen yanı var herhalde Polat yapmakta öyle bir tür öğretmenlik gibi yani. Olmaz olur mu? Öğretmenlik tarafı hep var yani ben mesela dönem dörde ders anlatırken bile aynı şeyi anlatıyorum diye Tahsin benim öğrencim olmuştur mesela dönem dörtte aynı şeyi anlatınca biraz rahatsız olurdum. Yani bir yılda hiçbir şey olmadı mı acaba falan? Yani kendi dediği için kendin. Bu demek. Bence ben öyle hissediyorum bazen. O yüzden timuçin dediği yani doğru gelişini oynuyoruz. Yani bir bir şey anlatmak hani vesaire zorluğundan ziyade kendini bencilce bir şey olarak da kulağa gelmesin.
Yani kendini etkilemek de önemli. Yani bak bu. Güzel ama orada çok önemli başka bir şey söylüyorsunuz, ikinizde aynı şeyi anlatır mıyım kaygısı? Onlar beni beğensinlerden kaynaklanmıyor tabii. Değişen bir şeyi yakalamamış olabilir miyim? Kendimi. Geliştirmemiş olabilir miyim? Kaygıyı da. Bir de sıkabilir miyim ve iyi öğretemiyor olabilir miyim? Gibi bir şeyden. O da aynı şey sonuç olarak kendini. Bir biçimde nasıl daha iyi var edersin üzerine kafa yormak bir yandan ama bunu yaparken sadece bunu yaparak anlatsan hiçbir şey anlatamazsın.
Yani bunu iyi yapanlardan biridir. Sen de öylesin. Bunu dert etmeden içeride dert ettiğini bilerek anlattığında zaten. Öyle bir sonuç çıkabiliyor. Yeni ilgi konusu da öyle değil mi? Yeni bilgi mesela böyle bir böyle bir tarih makale tarihi. Fetişi mi diyelim bir çeşit bazen oluyor yani eski tarih 2.000 onlu makalelerden alıntı yaptı falan gibi hani. Konuşuruz bu grupta. Öyle mi? Ha bakayım? Denk gelmemiştim, ben dinledim. Yani ya da bilmiyorum. Konuştuk dimi arkadaşlar bunu.
En. Yenisi en iyisidir gibi bir şey? Evet. Çeşitli bölümlerde konuştuk. Biz bunu herhalde. Lastik olan okunmadan olmaz diye bu arada şeyi söylemek isterim. Lafı almışken ibrahim de Tahsin de artık ders anlatıyorlar. Şimdi benim o süredir devam eden psikopatoloji 2 yıldır ibrahim ile anlatıyoruz. O da artık öğretmen tahsisinde yeni ders anlatmaya başladı. Almanya'da biraz söz esinse. Ibrahim anlasın önce bu. Kadar ne dersi veriyorsun? Cem hoca, kendi yaptığı psikiyatristlere yaptığı bir nöropsikiyatri eğitimi vardı.
Orada birazcık bir parça genişleterek bana da yer verdi. Bu benim için çok büyük bir olay açıkçası. Yani onun anlattığı otizm nöro gelişimsel bozukluklar ya da bu tıpta ki. Psikiyatrideki böyle tam olarak. Belirlenemeyen ya da tam olarak anlaşılamayan belirtiler kısmına bir parça şizofreni fenomenörsi ekleyerek o kısımları da şizotipi şizofreni psikoz fenomenolojisinde bana verdi. O kısımları da ben anlatıyorum hocam. Zor işleri vermiş. Abi zor işleri vereceğim oldu. Biraz rahat edelim 60 yaşımızda.
Ta sen yeni başladın. Ben daha yeni başlayacağım aslında başlamadım yani işte ya ben burada şey gibi bir platform var. Almanya'da yaşayan türk psikiyatristler gibi platform var. Onlar bizim şeyi dinliyormuş. Podcastleri dinliyormuş, bana mail attılar işte. Daha doğrusu işte ınstagram üzerinden filan ulaştılar. Dediler ki işte ya çoğu zaten şey hani. Benim gibi hani uzman olarak direktif buraya gelen kişi sayısı bayağı az hani? Genelde ııı tıp fakültesinden mezun olduktan sonra buraya geliyorlar.
Bir de tıp fakültesinden mezun olunca buraya gelince en yüksek iş bulma olanağınız genelde şey de oluyor. Psikiyatri de oluyor arkadaşlar da. O yüzden biraz şeyden yakınıyorlar işte ana dilimizdeki şeylere, kavramlara, psikiyatrik kavramlara çok aşina değiliz falan diye yakınıyorlar. Onlar da işte hani bize şey yapar mısınız? Işte böyle psikopatoloji eğitimi gibi bir şey yapar mısınız diye şey yaptılar. Hani böyle genel temel kavramlar vesaire üzerine. Işte onu yapıcam hocam ben de. Harika.
Şahanın yürüsün. Nasıl alınır? Yani o temel kavramlarla ilgili konu yani biraz önceki en yeni yayınlar. Hani şey üzerinden gidiyorsa bir en yeni, yeni çok önemli. Hani orada tartışmıyoruz ama temel kavramlar oluşmadan en yayınlara atladığımız zaman hakikaten bir. Eğrilik kaçınılmaz oluyor bu sırf tıp ya da psikiyatri vesaire için değil yani şey basketbol oynuyorsan top sürmeyi bilmek gibi. Yani ve türk oyuncularla ilgili türkiye'deki birçok hani spordaki insanların en söylediği şey bu fenomen dedikleri onlar da fandamental lafını kullanıyorlar.
Eksiklerin en büyük problem oluyor. Mesela nba'ye giden çocuklarda bile bizden. O. Temel aşamayı.
Oturmamışlığıyla ilgili sıkıntılar olduğunu başa aldırak, yani çok temel becerileri daha çok yani eğitimde uğraştıklarını söylüyorlar. Bizim işimizde de öyle. O yüzden belki bugün konuşurken belki insanlara çok basit gelebilir söylediğimiz şeyler. Ama basit şeyleri konuşalım. Oradan güzel bir soru çıkıyor mesela ne dersin merak ediyorum. Şimdi çok temel olanları fandementile dediklerinin oturmamış olduğu kişiler gidebiliyorlarsa nba neyleriyle gidebiliyorlar?
Çalışkanlar, yetenekliler filan. Yani baktığın zaman hani bu şey gibi okumayı iyi sökememiş. Hala okumayla ilgili sıkıntısı olup akademisyen olan bir sürü insan var. Öyle düşünün, okumaya dayalı bir iş yapıyor ama. Tamam istediğim cevabı verdim, hoşuma gidecek cevap kazandın mı? Benim hoşuma gidecek bir cevap bu. Doğru cevap odur zaten.
Yani. Pardon ibrahim bey. Psikiyatri makalelerinde o klasik makaleler ya da yeni ya da eski makaleler arasında sanki şöyle bir fark da var, yani mesela. Özellikle şizofreni yazınında da bir parça belki otizmde de. Bugüne gelince. Kesitsel vaka tarifleri ya da belirti tarifleri. Daha böyle deneysel olabilecek yaklaşımlar daha sıkken böyle geriye doğru gittikçe. Formülasyon ya da betimleyici daha detaylı bir betimleme hali de yoğun. Yani belki bu psikiyatriye has olabilir yeni ile eski arasında. Çünkü neticede DSM nin etkisiyle bir parça bir paradigma değişikliği oldu.
Ne dersiniz? Bayağı ciddi paradigma değişikliği oldu. Ne, ne gibi? Yani orda. Lisan dalbesi diye söz ediyoruz ya. Buradan 2 tane kitap mı dediğiniz konuyla ilgili göstereceğim de ama. The mac king of d smtır mı yoksa? Yok şey bu DSM three cacebook of the franchotherpcity kitap bu. Kimin o ekibin? Elon friends, evet, john clarken ve Samuel perry bunların şeyi var. Bu DSM üçe dayalı. Bu bana çok faydalı olmuş kitaplardan biri 80 9 ocak yazıyor. Burada almışım.
Bütün ne hâlâ okumadım yani bazı bölümleri seçip okudum, tamamını bitirmiş değilim. Yani bilmiyordum onu. Bu bayağı hiçbir kitap ve çok var. Yani buradaki kavram mesela dedin ya ibrahim'in söylediği yani o tanımlama yani casbuk kavramı bana hep. Ya bana ilginç gelen yani psikiyatrist olmam da rolü olan yani en iyi kestirip psikiyatristler yazıyor olabilir ama çok iyi tıp vakaları da var. Yani aslında tıbbi vakayı da böyle bir hikaye gibi yazabilen bir sürü eski şey var. Yani doktor var bu yani difercial terapist kavramı da hoşuma gittiği için yani hep biz ayırıcı tanıya hep yapıyoruz ama aslında bizim işimizde ayırıcı terapi.
Tedavi daha doğrusu çok kritik bir şey. Merkeze aynı tahammül vermiş durumdayız. Kişiye özgü kişiye özgü. Biraz onun öncülüğü gibi sanki geldi. Bu kavram bana yıllar sonra bu kitap ne yapsak işte 40 yıllık kitap yani mesela. DSM üçün zaten kcebook'a vardı, sonra bir daha casbuk olmadı.
O zaman 3 RNG 3 RE nin de var. Işte r bir üçe dahil kabul ediyorum. Falan. Evet, evet, OO tabi bir başka iddiayla ortaya çıkmıştı ya yani 331. Darım yani devrim ya da neyse darbe ne diyeceklerinizi başka bir var oluş biçimi onunla birlikte o kendi tabii. Temelini de atmak üzere. Biraz bu kcebook ve işte doğru şuthere tiks planı da yaygınlaştıran bir kavram. O zaman da böyle onların fotokopileri falan dolaşırdı. Elden ele hatırlıyorum. Ben oradan bir takım vakalar konuşulurdu. O biraz şeye uydurmaya çalışmak ya da yeniden dizayn etmek diyelim.
Psikiyatriyi ve işe dayarı da tabi o bakışla başka bir. Yerde herkesi buluşturdu diyelim olduğu için bugün bunu konuşabiliyor olduk da zaten bir yandan da yani önce orada bir uzlaştık. Sonra hani bu var ama başka ne var'a da bu sayede gelebildik. Kafa karışıklığını biraz. Önce ortadan kaldırıp, sonra bugün senin de aslında başka bir şekilde söylediğin gibi buna ne kadar çok ihtiyacımız var. Bir yandan da yani. Bilmiyor olmaya. Kestiremiyor olmaya. Kesinlikle şudur demiyor olmaya. Burada küçük bir müzik molası verebiliriz.
Bugünkü müzik parçası olarak düşmanlar o izler. Traş meet browa isimli eseri dinleyeceğiz. Daha sonrasında tekrar birlikteyiz. Müzik arasından sonra tekrar birlikteyiz. Ben sözittim üçün hocayı bırakayım. Sürekli değişmekte olan bir yapıya tanık oluyorsunuz ya bütün bu işleri yaparken? Ben o anolojiyi sık sık kullanırım aslında çarpan kalpte ameliyat yapmaya da izliyor. Yani durdurup da yapamıyorsun ve o sırada yapacaksın sana. Bugün 2 vuruş arasında bir şey yapıyorsun yani? O bu sana gelen sorularda da vardı.
Yani şunu yapıyoruz ama o zaman da bu oluyor, bu oluyor. Buna şunu yaptım işte. Ne bileyim ilaç veriyoruz. Kilo alıyor ama. Işte kilo olunca sonra bu oluyor filan gibi. Halbuki o sırada değişmekte olan bir sürece de tanıklık ediyorsun. O duyarda durmuyor. Hiçbir şey verelim ve orada o haliyle olsun.
Sorum da o biraz yani bu sürece tanık olduğunda. 30 sene öncesine göre daha iyimser misin, daha karamsar mısın? Çünkü 30 sene önce gördüğün çocuklar büyüdüler ve büyüklüklerine de danıksın. Yani çok daha iyimserim. Yani kesinlikle özellikle bu uzunlamasına çalışma gibi düşünürsek hayatımızı. Hayatımızın birçok şeyi öyle yani eski arkadaşlarımızı yıllar içinde görüp takip etmek bile bir long toenails çalışma oluyor. Bence herkesin nereden nereye geldiğini görüyorsun. Tabi hastalarımızda meseleler daha net olduğu için daha açık ve ortada olduğundan oradaki değişimi veya değişmemeyi görmek mümkün.
Değişimin tanımlanması ile ilgili. Ben daha çok düşünmeye başladım. Yıllar geçtikten sonra yani değişimi nasıl? Tanımladığına bağlı olarak değişimi gözlemek mümkün. Çünkü bazı şeyler ne bileyim çocuk diyelim ki boyu değişmiyor yani 15 yaşından sonra hani boyu üzerinden hala tanımlamaya devam edersen gelişimini. Boyu daha farklı e bu hâlâ uzamıyor filan derse ki anne baba sana 30 e zaten 15 yaşından sonra boyu uzamaz diyorsun mesela ya da neyse hani. Dolayısıyla değişimin hangi alanlarda olduğunu, hangi kanallardan aslında gidiyor olduğunu.
Iyi tanımlamak, beraber tanımlamak insanlarla o zaman o değişim duygusunu yakalamaya da imkan veriyor. Çünkü aksi takdirde ya hiçbir şey değişmiyor demek çok kolay. Çünkü neye baktığına bağlı. Ve o zaman değişenin ne olduğunu takip etme ya da değişebilenin ne olduğuna bakmaya bir alışkanlık getiriyor ve ne ile uğraşacağını hani bu tedavi hedefi dediğimiz tedavi odağı dediğimiz şey de buradan çıkıyor aslında. Yani değişebilecek olan bir ve bir sistem şeklinde organizmanın işlediğini düşünürsek, gerek beyin zihin gerek beden.
Neler değişebilir, neler değişime açık ve o değişimde neler yapabilirizi düşünme alışkanlığı getirdi. Çocuk psikiyatrist bana. Yani çocuk mesela bazen bu konuda aslında araştırmalarda çok mesela çocukla hiçbir şey yapmıyorsun. Diyelim ki bu o sesim kompsif bozuklukta kaç? Inma davranışları. Aklımadasyon yani çocuğun, ailenin, ailenin çocuk ne isterse hani çocuğun takıntıların yapmasını sağlayan failler haline dönüştürülmesi sadece anne babayla çalışarak ve sadece akoma dosyanın akomadasyonla çalışarak ciddi bir değişim sağlıyor musun?
Ya bu hastayla hiç konuşmadı bile falan diyor mesela birisi. Tıpkı nöro gelişimsel bozukluklarda olduğu gibi yani. Şey var ya, lafını bölüyorum. Rica ederim, uzatırsam kesin olur. Yo bir hastalık, birde doktor veya bir hasta ve bir doktor vardır ve ikisi de sabittir diye düşünüyor olmaktan uzaklaşmamız benim uzaklaşmam en azından. Nöro gelişimsel bozukluk takip ederek başladı. Çünkü artık bütün anamnezlere çocukluk hikayesi alarak başlıyorum. Ne ile gelmiş olursa olsun ve hep aynı kişiyle konuşuyor olmadığımızı yani karşımıza tek kişi olmadığını ve onun hep değişmekte olduğunu mutlaka aklımıza getiriyor.
Nöro gelişimsel bozuklar güya biz bugün otizm konuşacaktık. Ya da kafam ya var mı? Dimi o ya da dikkati eksikti ya önemli değil ki tanı tanı kategorilerinden. Biri lafımız nasıl da bitmeyecek? Yani değişme değişim kavramı üzerinde durduk. Yani timuçin'in sorduğu hani iyimserim demem iyimser çünkü. Gerçekten değişim olabildiğini gördük ve hastalarımla da hepimizin belki benzer şeyler söylüyorsunuz. Konuşurken benim söylediğimden kötüsü olmaz gibi bir şeyim var benim yani ne olacak halimiz diye soran birisine ben olabilecek.
Yani bütün doktorlar öyle değil mi? Olabilecek en kötü şeyi söylüyoruz. Ama zaten olabilecek en kötü şeyden. Evriliyor birçok durum ve oradan başlıyoruz. Bir başlangıç noktası koyuyoruz. O nedenle bir çok durumda zaten değişim oluyor. Bir dil meselesi olduğunu da düşünüyorum. Buradaki değişim ve değişmişsin. Başka dallardan da böyle yani. Bu biraz önce ibrahim söyledi, yani işte hastaya kötü haber verme işte kanseri var ya da başka bir şeysi bir yandan bunu. Nasıl yaptığımıza da bağlı olarak bir değişip sağlamak amacıyla yaptığımız.
Da bir çok insan o kötü sayılabilecek haberi tatsız haber diyeyim yani. Bir değişime davet mesela. Olarak da algılatabilirsek o zaman hakikaten bir fark da oluşabiliyor. Ya bir de tabii. Bir şey daha. Bir nuri plastisite var tabii ki o değişim de bu sayede aslında mümkün dikkatimi çeken şeylerden bir tanesi insanların nöropilastisiteyi sadece doktorun söylediklerine yahut çevrenin gayretine yada bugün senin de vurguladığın gibi okul iklimine filan bağlayıp daha çok bundan ve detume olmaları eğer nöropilastisiteye ilaçlar bir katkıda bulunuyorsa bunların mümkün olan en kısa sürede ve en geçici.
Bırak devrede olması gerektiğine inanıyor olmaları. Oysa hastalığın da cinsine bağlı olarak elbette ilaçların da aslında nuri plastiğe inanılmaz bir katkısı var. Tamamen onlara teslim olmayalım kabul ama. Onların bugün geldiği düzeyde artık onlarsız bir dünyayı yeniden hayal etmeye çalışmanın anlamsızlığının da altını çizelim. Bir kurtulacak bir uygulama gibi görme gösterme bazen biz meslektaşlarımız ve kendim de benzer durumlara üstünmüş oldum. Hatırlıyorum ama böyle biraz utana sıkıla. Yapıldığında bazı tedaviler.
Sanki inandı. Cılık açısından da hastalarımız açısından da hem doktorun bile hani bir an evvel yapmamaya çalıştı işte. Son son şey olarak falan hani son çare olarak yapıyoruz dediğimizde pek de arzulanmayan bir şeyi yapıyoruz. Izlenim biz kendimiz veriyoruz. Halbuki öyle düşünmüyoruz. Yani oradaki şeyde bu. Dilin yani ben hekim dilinin ya da burada kritik bir rol oynadığını da düşünüyorum. Yani nasıl çerçevelediğimize de bağlı olduğunu düşünüyorum. Ve o ııı yani bir şeyin ilacı olması bence çok iyi bir şey ilacı olmuyor olması bunu tercih ederiz.
Yani bir ilacı var ve dimi normalde demez. Biz yani bunun bir dermanı falan yok mu? Yani hastaların sorduğu hani bir serumu iğnesi yok mu diye sormak gibi bir şey yani yok olmasına sevinecek halimiz yok. Ha 10'a çıkart hiç gerek kalmıyor olması ayrı bir konu. Yani bir tedaviye gerek kalmaması ama aynı şeyi tanıyla da ilgili bazen oluyor. Yani tanının belirtilmesi bir tanının kabul edilmesi bir çok kişi için doktor tanı var diyor. Mesela linki bir otizm için küçüklerdeki mesela özellikle daha çok olan bir durum.
Anne baba öyle bir ruh halinde oluyor ki o tanıyı kabul ederse yani.
Hiç içinden çıkamayacağı bir duruma giriyormuş. Tanının konması sebebiyle problem çıkıyor gibi bir duyguya giriyor ama o nedenle de doktor doktor gezip burada bu yok dedirtecek birisini. Bulma gayreti oluyor bu ama bu tabii olayın ciddiyetiyle de orantısı var değil mi? Bu tabii ruhsal ağır problemlerde şizofreni bir polaritede de benzer şeyler. Tabii ki inkâr deneyim sabınmalardan birisi, yani birisine kısa sürede öleceğini söylesen de onu reddet demek için her şeyi yapar aynı şey. Tabi ki yani ölmeyeceğim demek eve bir mücadele eder ve bazen hani doktor 2 yıl dedi.
Ben 5 yıl yaşadım. Bu da olmayacak bir şey de değil. Yani sadece yok demekle bir şey hani hani bir derdimiz olduğunda. Bir şey yok denmesi rahatlatıcı mıdır? Peki derdim devam ediyor. Bir şey yok demenize rağmen bir şey yok denmesi benim derdimi ortadan kaldırmıyor aslında. Ama ibrahim bey'in kaldırıp duruyor. Tahsin de galiba istemişti ama. Sen önce söyle, sonra ben söyleyeyim. Bu değişim meselesi benim için çok anlamlı oldu. Aslında. Cem hoca'nın bu erişkinde erişkinlerde otizm kitabı var. Orada ki vaka benim çok hoşuma gidiyor.
Kabaca şöyle, aile, cem hoca'ya şeyi soruyor, çocuk ne zaman iyileşecek? Diye soruyor. Cem hoca da sor soruyla ne, ne zaman iyileşecek diye cevap veriyor. Yani o bahsettiğiniz değişim için seçeceğimiz kıstası kastediyor diye anladım. Şimdi siz söyleyin. Cezaeveye defa aslında? Evet.
Ve bunu mesela onkologlar falan çok iyi başaran onkologlar vardır. Mesela onkolojik problemlerde. Çalışan bazı meslektaşlarımızın bu arada hani psikiyatri niteliklerinde olan insanları da rastladım yani. Hastanın yaşama umudunu canlı tutan. Ve yani. Hayatın yani filozofik bir yanıda olan insanlar olabiliyorlar. Yani hayatın kestirilemezliği, beklenmedikleri ve olabilecekler ve hedeflerin doğru konması. Hedeflerin basamak, basamak geliştirilmesi birçok kişinin ben sadece tedavileriyle değil bu yaklaşımlarıyla da ömrünü doğru uzattıklarına tanık oldum yani.
Çok işe yarar bir soyik tutum gösterebiliyorlar. Bazıları mesela böyle yani. Budur fiziktir dünya böyledir filan gibi bir yaklaşım ama beraberinde bir şefkatle neyse şimdi onkolojiye kalmayayım. Evet. Yani otizmle ilgili hakikaten dediğiniz gibi tedavi hedefi aile ile birlikte. Makul sınırlarda ve gerçekçi konmalı, yani o tedavi hedefi de aslında az önce söylediğiniz belki değişim kıstası belli bir döneme göre bu boy olur. Belli bir döneme göre belki karşılıklılık veyahut davranış problemleri varsa işte öfke atakları.
Idealize edilmiş bir iyilik hedefi genellikle birçok durumda yanıltıcı oluyor. Yani sanıyor ki birçok anne baba, hele ikinci bir çocukları yoksa çocuk ergen dönemi ile ilgili konuş. Otizmle ilgili ve de konuşursam yani? Bir. Iyilik hali yani iyi yetişmiş çocuk iyiye gitmiş. Çocuk işte bütün çok. Idealize bir kavram yani notları iyi arkadaşları çok. Çok flörtleri var, yani anladın mı böyle bir çocuk yok dünyada hani otizm bütün bunlara engelleyen ya da böyle bir şey de değil. Yani orada farklı kat tabakalarda işlev gören meseleler bunlar ve.
Hani bunların hepsi oluyor. Çocuğumuz işte LGS de tam puan yaptı ama işte sıra gelmedi filan dediğimizde benziyor. Yani orada ne yapsak yetmeyen bir şey. Çünkü çocuk büyüttüğümüz zaman ana baba olanlar belki bunu takdir edeceklerdir. Yani çocuklar ağzıyla kuş tutsa ağzınla tuttun. Niye başka bir tarafında tutmadın der yani anne baba da böyle bir şey. Ben en azından ben böyle bir anne baba rolünü oynadığımı gördüğüm zamanlar olmuştur. Yani senlik var ama dersimi vermiştir yani. Evet onlar yola getiriyorlar.
Senle konuştuğumuz bir kavram var yazdık da hani psikiyatri de güncele. Otizm bir çocuğun başına gelen bir başlayan bir hastalık, yani regresyon vakalarını dışta tutalım ama. Onlar daha seyrek yani klasik otizmdekileri başına gelen bir hastalık olmadığı için onu o yapan nitelikler kümesi esasında öyle olduğu için de iyileşecek mi dendiğinde yani başka biri haline mi dönüşecek, ne olacak gibi bir soru geliyor. Tabii ne ney iyileşecek? Ne ne zaman iyileşecek sorusu o Bekir örneğinde öyleydi. Bekir tam buydu.
Evet. Ama bu şey gibi bir parça bu kozmetik cerrahideki dev. Ralya insanların. Ilgisi diyelim, gösterdiği ilgiyi düşünelim. Ben ben olmaktan çıkmak istiyorum. Güzel olmak için yani ve düşün yani orada hani artık tanınmaz bir hale geliyorum ki o zaman içim rahat ediyor. Yani burada da kişinin kendi gelişip çizgisi içerisinde atipikliğe, anormalliğe ya da değil kendi istediği gibi olmamasını yani aslında olan bir tahammülsüzlük. Olup olmadığına da dikkat etmemiz gerekiyor yani. Çünkü aksi takdirde hiçbir zaman bitmeyen ve gerçekleşmeyen bir iyileşme sürecinden bahsediyoruz.
Oysa bir sürü şey dediğin gibi biraz yönetim için de değil, doğal nöroplastisiyle gelen nöroplastiğe gelene kadar daha çocuk yani doğal gelişimin sürdüğü ve. Belli noktalarda da o doğal gelişim hamleleri sayesinde. Problemin bazı problemler gelirken, örneğin adalet da gelen bazı açılardan da bize müthiş açılımlar getiren bir yanı var.
Da akla gelmedi. Olasılıklar ortaya çıkması çocuğun bazı şeyleri yapabilir hale gelmesi. Yapamadıklarını denen. Ecek başka bir düzen kurmasına imkan veriyor. Beklenmedik güzel tesadüfler değişiklikler bizim dışımızda olan filan. Ve mucize değil, yani öngörülebilir bir menüde aslında olan ama öngörülebilir menüdeki hani. Biraz önce imorgent kelimesi ile anlatmaya çalıştığımız öngörülebilir menüdeki bileşenlerin. Aile b değil de aile c nin bir araya gelmesiyle çıkan yani biraz iskambil yani kağıt oynayanlar varsa aramızda daha iyi anlayacaklar.
Yani sadece az çekmek yetmiyor. Aslı yanına hangi kartların geldiği de önemli. Ve o kartları iyi oynamak da önemli. Yani elinize acemiyseniz çok güzel bir el gelin berbat edebilirsiniz yani. Tabii tavlada da zara oynamak diye bir şey vardır. Evet öyle değil. Biz. Seni bırakamayacakmışız gibi bir şey oluyor. Daha daha benim amaçlı. Bir sorun bir soru daha var, tahsinden sonra onu da soracağım bu arada. Ya ben şeyi soracağım aslında hani değişimden bahsediyoruz ya? Yani şeyler de değişiyor sadece.
Nasıl desem kişiler ya da zaman değişmiyor aynı zamanda tanılar da değişiyor. Tanlar değişirken örneğin bizim eskiden hani dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu ya da işte otizmle ilgili bildiğimiz şey, yani daha çok çocukluk döneminde olduğu şey ile ilgiliydi işte. Son zamanlarda yetişkinlikte de görüldüğü ile ilgili bir şey var ve bir profil değişikliği doldu aslında. Çünkü tanı enflasyonu da oldu bu konuda belki. Şeyle ilgili yani söylemek istediğim şey şu, örneğin bir hasta profili var. Son zamanlarda artan ve şey gibi hani dikkat eksikliğidir.
Aktivite bozukluğu tanısı koyduğunuzda ya da asker ya sendromu tanısı koyduğunuzda mutlu olacak ve hasta grubu var sanki hani onu bir hastalık kimliğini nasıl desem özümsüyormuş yada benimsiyormuş gibi bir şey var. Durum var hani siz ne düşünüyorsunuz hocam? Bu konuda siz karşılaşıyor musunuz ya da işte bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Merak ediyorum açıkçası. Çok sık karşılaşıyorum. Şöyle bir şey. Özellikle yetişkin yaştaki kişilerde. Ben hani bana bana ya da bizim ekipte ki bir kaç doktor ve bir kaç psikolog arkadaş birlikte çalıştığımız bir düzenimiz var.
Bir başvuruları genellikle hani biz en uygun muyuz? Başka bir şeye ihtiyaçları var mı? Önden nasıl bir hazırlık yapmamız gerek? Anlamak için bir ön bir takım kayıt Kuveyt işlemleri var. Yani onu biraz detaylı yapıyorum. Genellikle 10'a çıkart baktığımda mesela çok yakında gelmiş bir insanın bir başkalarından da. Başvurmuş bir kişi televizyon veya da internette otizmle ilgili şeyleri gördükten sonra yirmili yaşların sonunda bir kişi kendi durumunu şimdiye kadar çekmiş olduğu bazı zorlukları açıklayıcı.
Bir değer görüyor. Yani bunu ve bu açıklayıcı değeri yani o açıklamayı görmek açıklanabilir olduğunu görmek ve en azından bu dertte yalnız olmadığını görmek, o problem nedeniyle yaşamış olduğu derin yalnızlık hissini. Ortadan kaldırıyor, yani problemin yarattığı yalnızlığı, o problemi yaşayan başka insanların varlığı gideriyor. Bunu çok güzel ifade etmiş. Bu arada bu kişiden alıntıladım. O nedenle bir gerçek sıkıntı olduğu konusu da benim bir şüphem yok. Bir çok kişi de hani yaşanana koyduğumuz isim.
Doğrudur, yanlıştır ya da tam durumu yansıtıyordur, tartışılabilir. Hele otizm gibi çok heterojen onlar. Ca otizmin olduğu yani otizmlerin var olduğu bir durumda bir çok farklı özelliği olan insanı aynı şeye sokmak. Bize yani çok sezgisel gelmiyor ama araştırmalar hasta birçok açıdan ortak noktalar olduğunu gösteriyor. Ama şöyle düşünüyorum, şimdi aklıma geldi. Hani yanlışsam düzeltin. Örneğin epilepsi epilepsinin de yani işte miyokloni gibi son derece daha. Basit diyeyim yani hiçbir şeye basit demek haddimiz değil.
Yanlış anlaşılmasın ama bir de refakat tarzı mal nöbetlerle giden yani bir aslında epilepsi de bir spektrum bozukluğu gibi bazen gözükebiliyor işte. Yannömalist düzeyinde olanlar ya da epileptiform ano vesaire olanlar gibi. Yani böyle baktığımızda aslında tıbbın tanılama. Mekanizması algoritması da. Hafiften ağır silikten belirgin giden. Bir ııı çizgi izliyor. Yani bu aritme için de böyle mesela diyelim ki long Kürtçe uzun kürte genini taşıyorsun. Genetik el kütp bir diyelim taşıyorsun elektro fizyolojik araştırmalarda hiçbir şey çıkmıyor.
Ha o gene niye bakılmış işte ailede bir araştırma yapılırken bulunmuş oluyor ya da MCP 2 genini taşıyorsun? Çok ağır tablolu olan bir başka biri var sen de. Çok dikkat çeker, bir şey gözükmüyor. O nedenle burada biz. Markırları olan çok net nöro biyolojik mekanizmaların olduğu durumlarda bile hani biraz önce umut iyimserlikten bahsediyorduk. Yani birebir ilişkilerin çok az olduğu küçük küçük parçaların büyüğü oluşturduğu daha çok bir durumla karşı karşıyayız. Ama tabii ki bazen genetik etkiler de olduğu gibi nadir ama çok büyük etkisi olan bir durumla karşılaştığınızda hani bu şey gibi.
Hani pis sinek falan oyunlar vardır ya kart yine kart oyunu çektin mi? Eline o geldiyse o bir hakikaten seni zor duruma düşürebiliyor. Ben de problemlerin bileşenleri eşit ağırlıklı değil, eşit ağırlıkta olmadığı için. Biz tek bir parametreyle açıklamaya çalıştığımıza da başarısız oluruz. Bu gen düzeyinde de olsun. Semptom düzeyinde de olsun. Ve bazı özelliklerimizi de koruyucu veya adapte bir yanıda olabiliyor. Ya bir kompansasyon da var süreçte yani komplikasyonlar olduğu gibi zaman içinde çıkan.
Örneğin DEB ya da otizm yirmili yaşlarda depresyonla ya da psikotik bir de kompansasyonla karşımıza çıkabiliyor ama aynı zamanda. Kompansasyonlar da var. Yani kişinin kendine uygun bir yaşam alanı bulması, bir seçtiği hobi ya da meslek bile kompanse edici. Veya çok.
Otizmle beraber gelen paketin içinde olan bazı yeteneklerin, duyusal hassasiyetlerin bir mesleğe veya bir para kazanma yoluna veya işte başarıya tahvil edilebilmesi gibi someliği. Olabilirsin mesela güzel. Bir evet çok güzel olur de olabilirsin, cazcı da olabilirsin. Birçok şey bugün o. Nedenle değişim alanlarını, değişim noktalarını yaka çok dikkatli baktığımız takdirde duruma. O kanalları yakalayabilmek bütün rüzgar yakalamak gibi bir şey. Bu nerede rüzgar var, ne tarafı esiyor? Rüzgar ha, ben buraya gitmek istiyorum.
Rüzgar bu tarafı esiyorsa buraya gideceğim diye de tutturmamaktan.
O değişiklik potansiyeline açık olmak ve onu sürekli gözlüğü olmayı da sen de hissediyor musun? Mesela ben onu çok hissediyorum. Şimdi bunu istediğimi fark ettim diyebiliyor genç bir noktada dedi. Onu desteklemek çok kıymetli oluyor o zaman. Evet, o onu söyleme şansı olduğunu vermek bile yani bir çok çocuk çünkü neyi söylemeye hakkı olduğunu bilmiyor neredeyse. Tabii ki orada tıpkı şey demin verdiğin örnekteki gibi. Ben bazen epeyce bir vaktimi aslında gençli değil. Anne babayla çalışarak geçiriyorum.
Burada tabii bir nöro gelişimsel bozuklukların aslında bize. Kazandırdığı perspektif üzerine daha çok durduk. Hani düşünüş tarzımıza. Yani mesela bir polarite bakış açısında da mesela bir değişiklik geldi. Bu 2 binlerin başındaki pediatrik bir polar tartışması her ne kadar. O sırada o iddiaları atanların düşündüğü yöne gelişmemiş olsa bile o tartışmanın olması, örneğin iritabilite kavramının literatürde yerleşmesinde bence çok net bir rolü oldu. Çünkü ritebiliteyi anlamayın. Maniğe ya da duygu duruma sınırı olmayan.
Işte bu rutin tanalar ötesi bir kavram olması, bazen bir tartışma asıl çıkış noktasının çok dışında bir yere doğru da evrilebiliyor. Biraz bizim konuştuğumuz değişim gibi hedeflemediğimiz bir yöne gidiyoruz ama hedeflemediğimiz bir yöne gitmek kötü olmuyor yani. Kötü olmuyor biliyor. Evet, tabii. Neye niyet neye kısmet diye bir laf var. Türkçede evet bir de ne oldum, ne buldum var. Umduğunu bulduğunsa iyi. Evet, ayrıca misafir umduğunu değil bulduğunu yer diye de bilen. Biz dinleyenler de öyle yapacaklar artık ya bunlar hani otizm anlatacaktınız yani değil mi?
Genellikle bu işten öyle ilan etmiyoruz ki, yani şunu anlatacağız ya da. Bizim aklımızdan belki o geçmiştir o kadar yani hatta. Otizm. Bir mesela herkes çok temiz. Dikkat eksikliği mi konuşsak falan diyorduk öyle bile. Yani hani bir şey. O kalıplarla kendimizi sınırlamadık. Evet, evet yani. Evet, yani adama iş değil de işe adam. Meselesi bu. Tam olarak.
Bu bölümün beyan koca ile sohbetin sonuna geldik. Çok keyifli 2 bölüm oldu. Ben yan kocaya çok teşekkür ederim. Bu günkü bölümün sonunda da yine yankı hocanın bir çiziminden bahsedeceğiz. Yan kocanın bir günde yayınlanmış olan ruh halimiz isimli çizimini seçtik. Kendisi bunu 22 ocak tarihinde bir gün gazetesinde yayınlamış ben. Ce aslında durumumuzu özetleyen bir çizim diye düşünüyorum ben. Bizim söyleyeceklerimiz bu haftalık bu kadar haftaya tekrar görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean