Yankı Yazgan ile Sohbet (I)
Bu podcast bölümünde Prof. Dr. Yankı Yazgan’ı konuk ediyoruz. Kendisiyle psikiyatri, çocuk psikiyatrisi ve tanılar üzerine bir sohbet yürüttük.
Herkese merhaba diken bahçesi vaat etmiyoruz.
Podcastinin yeni bölümünden sesleniyoruz.
Ben doktor tasin rolas bu potkes bölümünde benimle beraber
profesör doktor timuçin Nuray, profesör doktor cemmet paşaoğlu,
doktor ibrahim aylak ve konuk olarak da profesör doktor yankı
Yazgan var. Eee.
Bu bölüm bizim açımızdan özel. Çünkü yankı hocayı uzun süredir
biz konuk etmek istiyorduk. Bu bölümde aslında hani
psikiyatrik tanlar üzerine dikkat eksikliği ya da işte
otizm üzerine konuşmayı düşünüyoruz ama bakalım sohbet
bizi nereye götürecek böyle başlayalım.
Ben sözlü temuçin hocaya bırakayım.
Temuçin hocaya yan kocayı tanısın.
Daha sonrasında devam edelim. Ben bildiğim kadarını
söyleyeyim, yankıya ilk asistanlık günlerinden beri
tanıdığım için bunu ben yapabilirim, izin verir, harika.
Tabii ki tabii ki. Ben Marmara tıp fakültesine işte
engin geçtiğini ve. Sonradan gelen sefa sarı
beyoğlu'nu gittiğim yıllarda yankı da işte henüz asistanlığa
başlıyordu ve o da asistan olmamıştı ama olacağı belliydi
ve marmara'ya gidip gelmeye hatta böyle seminer gibi şeyler
anlatıp. Miga'dan gidip geliyorum.
Daha sağlık ocağındaki görevinden tahin çıkartamamıştım
ama. Gece otobüsle gelip değil mi?
Otobüse dönmek üzere. Yankı yazga ne g tıpta sonra
daha öncesinde Ankara fen liseli aslında bunu da söylemek lazım,
oradan başlatalım. Hayatımızın formatlandığı.
Yer ege tıblı sonra Marmara Üniversitesinde psikiyatrist
yaptı. Sonra 92, 90 beşti yanılıyorsam
düzeltiyor, yayıla gitti. Orada çocuk psikiyatristi
çalıştı. Lakman'la beraber.
Lackmanın. Beraberinde onun ne kadar önemli
olduğunu ekleyeyim benim için. Hiç tabii ki yankı gibi
çalışmadım. Keşke çalışabilseydim.
Onunla çok çok kıymetli biri bence.
Çok özverili insandır, özgün bir düşünür yani.
Sonra geldi burada devam etti. Çocuk psikiyatristine pek çok
şey yaptı işte. Bir vakıf kurduğu bir bir aile
çalışmaları yaptı. Toplum çalışmaları yaptı.
Hiç bırakmadı işin ucunu. Bu arada tabii gazetelerde
yazdı. Eski yeni 1.000 yılda yeni
gündemde bir takım dergilerde Cumhuriyet bilimi teknikle hala
bir günde yanılmıyorsam. Aslında kimsenin bilmediği bir
yanı da olsa gerek. Öyledin dimi yankı,
karikatürcüler derneği birisi misiniz?
Ha tabii tabii ki diyorum. Yani çok iyi bir karikatüristir
küçük bombacalar da yapardı. Cumhuriyet benim zese.
Mahlasıyla doğru. Matematikle ilgili şeyler
yapıyordu. Zeyse herhalde.
O ne o ben onu bilmiyordum, o kadar konuştuk.
Buraya hiç yenmemişiz bak. Iyoruz, değişik şeylerle meşgul
olarak yani. O resimli bilmeceden enteresan
bir şey var dediğin bir dönem ze diye kullandım.
Sonra şey oldu ze karakterlerden biri oldu.
Maksat bilmece olsun diye bir başlık koyduk son hatta öyle bir
kitapta yayınlandı duruyor yani. Şeyde bende de böyle bir.
Kitabın evet şimdi yani şöyle bu tabi. 2 tane şey oluyor yani
burada hani kişisel şey tamamlayalım.
Ana konuya geçmeden önce belki ama benim için de önemli bir şey
dikkat ettiğini sevindim tüm için.
Şeyde yani matematiksel düşünme diyelim.
Matematik ve mantık yani o matematik mantığı hep bana
ilginç gelmiş. Yani zaten bir şeydir böyle.
Süper bir matematikçi, bir çocuk değildim.
Yani çok parlak arkadaşlarımız vardı ama ben de meraklıydım.
Uğraşmayı seviyordum. Ben liseli olacak kadar.
Evet. Bilmece bilmece gibi kullanma bu
cintic amerika'nın da falan makaleler, çıkar şeyler çık
bilmeceler çıkardı işte smıl yanı diye bir adam var bunu
yaptı. Hani işte bu mantık.
Ve bir şeyler onları bir yandan da tabi karikatür de yaptık için
ben yani uzun bir süredir yapıyorum işte.
Onları nasıl böyle hikaye eleştirmeye filan belki
örneklerini instagram hesabıma koyayım.
Bakayım bir kaç tane eskiler duruyalım de.
Düşünme üzerine mesela düşünmeye meraklı düşünmede de arka plan
sezme, niyet okuma gibi konuları hep meraklı olmuş olduğumu.
Şimdi tabii işin teorisi öğrendikten sonra bak ben
bununla ilgiliyim imişim. Aslında şöyle bir tipmişim, bir
tür oto analiz gibi. Yani öyle bir iddiası olmasa
bile nasıl bir kafan işlediğini asla anlamaya başlıyorsun?
Tabii ki bunu genç veya ergensen ergenken sana kimse senin kafan
şöyle işliyor aslında şunu şöyle yapıyorsun demiyor.
Yani hele hele bizim kuşağı hiç kimse demedi.
Özel bir disfonksiyon çıkmadıysa hani böyle çok dayanılmaz bir
disfonksiyon olmadıysa öyle kalıyorsun yani ne olduğunu.
Anlayana kadar bayağı bir zaman geçiyor yani.
Hatta yeri gelmişken belki o çizimle alem 12 tane göndersen
de Tahsin onları pottin sonunda eskiden twitter'da yapıyordu.
Şimdi artık blues'da yapıyor. Yani mecburen.
Şey, tabi ki artık sadece oradayız.
Bu arada izleyenler duysun. Ben de onu yapmaya çalışacağım
yani? Gördüm sen orada varsın.
Çok yani çok yeni girdim. Olacaksın, evet, bir çok insan
öyle orayı biraz yedek gibi tutuyor.
Dut pek çok insan. Ama şimdi artık daha yerleşmeye
başladı. Biraz elon muskı kızan herkes ve
daha doğrusu bu toplumdaki yüzlerce.
Hastalarını da satarak evet. Yüzler gezerek işte her zaman
bir takım kahve dükkanlarına yönelmiyor.
Böyle yerlere de yöneliyor. Şimdi buraya da yönelmiş
durumda. Iyi de oluyor tabii bir yandan.
Sinan özüek yazdı, geçenlerde bana ya bırak artık şu twitterı
da blueska'ya gel diye değil mi? Toplam.
Bırakmış. Çizimleri tanıtır seni.
De orada yer alırım. O ressam kimliğinle.
Paylaşmak hoş değildir diyor. Yani iyi değil artık ruskay da
yapalım, ne yapacaksın diyor. Çizgici kimliğim den şey
bahsettiğinizi seviniyorum çünkü o benim en zayıf noktam yani
böyle abi resimlerimi göstereyim mi?
Falan diyesi gelen tipler olur ya böyle.
Nasıl zayıf noktaya? Zayıf.
Derken ya şey olarak zayıf noktaya yani benim çizgilerimi
beğeniyorlar filan hani? Denmesi hemen bir heyecan
veriyor. Hani size bir şiir okuyayım mı
demek gibi bir şey. Enteresan bir şekilde tabii bu
genç meslektaşlardan dinleyenler açısından da bir ilginç olabilir
ve bu gazeteye yazmak. Tabii bu dediğim 1.900
seksenlerde oluyor. Televizyon 32 kanal TRT, bir TRT
22 var mı? Onu bile hatırlamıyorum.
Işte gazeteler gazete alıyorsun, gidip bir ekmek bir gazete
aldığın zaman gazetenin önemli olduğu bir zaman.
Cumhuriyet gazetesinin o dönem 200 300.000 sattığı falan
galiba. Cep telefonlarının olmadığı.
Öyle bir şey. Öyle bir zaman henüz olmadığı.
Evet, değişik bir zaman bu, fakat bu gazetelere yazma işi
yani ben böyle popüler yazı yazmak, çizgi çizmek, bir
şeyleri öğretmenlik yastı, bu cebin bahsettiği gibi bir tür
hani Ahmet Mithat efendi'nin psik.
Iyatriye ve işte matematikle ilgili olanı falan gibi bir tip
oluyorsun yani? Fakat enteresan bana, hani
asistanken daha çünkü. Yazmaya insanların ne kadar önem
verdiğini gösteriyor işte. Mesela efendim filanca sizi
arıyor bir bir. Tane tanıdık birisi tanınmış da
birisiydi. O zaman da hala öyle birisi işte
annemi getireceğim size falan dedi. 1.988 yılından
bahsediyoruz bir yıllık asistanım iyi falan dedim.
Damlar beni orada bir hoca sanıyorlarmış marmara'da tabi.
Hanımefendi iyi aşlıca bir ağırlık anket tepesi olan birisi
geldi fakat çok da tatlı bir insandı.
Allah rahmet eylesin. Şimdi işte bu yankı bu dediler.
Ondan sonra ben gittim, hoş geldiniz filan kadın böyle
girmeye başladı. Herkeste şaşırdı çünkü uzun bir
süredir hani veya bir omega face falan durumunda böyle bir çok
ağır bir depresyonda olan. Dedi ki bana baktı bu muymuş
dedi bu çocuk ya dedi. O nedenle bu yazar çizerlik yani
bu tür hani vazifemiz olmayan hani he indeksine katkısı
olmayan tipte yazar çizerliğin. Bana bir avans verdiğini
söyleyebilirim bazı şeylerde, yani çok o sırada tam henüz hak
etmemiş olduğum bir noktaya o yoldan.
Yüzünü güldürmüşsün? Evet.
Mesleki mesleki kıdem verdi. Yani oradan bir derece
yükselttik gibi. O yüzden topluma dönük bir şey
yapmak. Ama bu tabii şimdi bugün sosyal
medyada koyup mesela dans etmek falan gibi değil.
Yani mesela o da ilgi çekici gelebiliyor insanlara.
Şarkılar, şarkılar, türküler söylemek ya da kadeh kaldırmak.
Ya o anda war olun söylediği hani bir gün herkes 15
dakikalığına meşhur olacak kapsamında o senin söz ettiğin
şey. Sen o zaman meşhur oldun ve
devam ediyorsun yani o apayrı. Öyle bir şey verdi.
Hani bana da çok şey kattığını söyleyebilirim.
Yani bugünkü konferans gibi, yani insanlarla doğrudan temas
etmek ve insanlara anlatmaya çalışmak.
Çalıştığımız alanı yapmaya çalıştığımız işi anlatmaya
çalışmanın ve anlatmak için aslında kafanda hazırlık
yapmanın ve o sırada insanlardan.
Aldığın geri bildirimin bir şekillendirici etkisi oluyor.
Yani başka bir düzlemde aslında klasik bir doktor hasta otorik
ilişkisinin içinde olmadan. Ama yine de o kimlikle.
Evet, başka tür bir ilişki? Tabii böyle sadece yaptıklarını,
nil yapamadıklarını anlatmak. Bir de o var tabi tabi o sırada
onunla karşılaştırırız. Bugün aynen öyle oldu.
Aslında şeyde de öyle. O anlatı yazarken de öyle yani
Ahmet Mithat efendi de öyle hissediyordu.
Eminim şabon diye biri var. Yazarı o hikaye yazmak, anlatı
yazmak, gazete arkadaş arıyorum ilanı vermeye benzer diyor.
Yani bir takım. Tam da bir.
Karşılıklılık arayışı da oluyor yazan kişinin ya ben onu çok
hissediyorum. Mesela bloga yazı koymak.
Tabii gazeteye yazmışlığım yok. Benim bir sefer dışında düzenli
yazmışlığım yok ama blog veya birileriyle işte yani hikaye
yazmak da öyle hitap etmek birilerine ve bir arkadaş
bulmak, yani onunla karşılıklılık hissedebilmek.
Ot kez bir yandan da herhalde bir yazarlar bu dediğimizi
yazarlığa aykırı görebilirler yani.
Bir bazı insanlar için de bir hedef kitle ya da bir kavram
olması. Mesela edebiyatçılardan
bazılarının pek öyle düşünmediğini sanki düşünüyorum
ama ne? Dersin hepsi birden öyle
düşünmez. Ama yazarı olmakla iyi
edebiyatçı olmak falan aynı şey değil.
Yani biz. Sürü besteleri yazan var 10'a
çıkart bakarsanız her yerde bütün dünyada yani.
Türklerin beceri aynı zamanda da.
Evet ama o bir iş. Ya da meslek.
Ney doğru? Bir varoluştan farklı bir şey
yani? John dreshon falan gibi
birilerine. Diyorlar, evet, evet, yani işte
ne bileyim. Balzak ile dostoyevski'yle ya da
ne bileyim işte. Daha bizden Yaşar kemal'le filan
kıyaslanmayacak bir şeydi o bu arada onun için çok.
Eğitici, öğretici, konuşucu olur ama.
Gerçekten muradını doğru dürüst aktarabilmek ve bunu yaparken ne
yaptığını da bilmeye çalışarak. Yapmak çok kolay bir iş değil
gerçekten. Can bir de onların arasında
geçiş yapanlar oluyor. Ya.
Arada bir para kazanmak için yazanlar oluyor.
Orasını da gerçekten edebiyatçı olanlar oluyor.
Yani arada bir geçiş yapanlar oluyor.
Evet. Ben tam banatı şöyle bir soru
sorsam, yankı sana. Bu.
Hani çocuk psikiyatristinde geçirdiğin 30 yıl.
Düşünürsek. Bir yerden bir yere geldi.
Çocuk psikiyatristi de Türkiye de sen de, ben de herkes.
Ve tabii çocuk psikiyatriste ilişkin psikiyatristi de, yani
genel olarak psikiyatri de çok yol katetti ama çocuk
psikiyatriste onun gerçekten birkaç katı yol katetti.
Çünkü yoktan var oldu neredeyse. Sen de zaman zaman söylersin
yani o zaman hiç bir şey bilmiyorduk.
Şimdi birazcık daha deneyimimiz, tanıklığımız ve.
Iyi kötü, onun 10 katı 100 katı araştırmalar var ve bir şey
söyleyebilir hale geldik diyorsun. 30 yıl önce olmayan ya
da derme çatma olan tanılar var. Tırnak içinde bugün de üstünden
üstünde çok fazla konuşulan ve tanı olarak artık duvara asılan
neredeyse tanılar var. Bu süreci değerlendirirken.
Bu rahatlatıcı bir şey oldu mu senin için ya da çocuk
psikiyatristleri için bazı. Şeylerin, gelişmelerin çokluğunu
hızını mı? Gelişme diyecek miyiz
bilmiyorum. Hani ne olduğunu bilmediğimiz
karma karışık şeyler vardı. Sonra adına şizofrenik dedik ve
duvara astık. Şimdi bu gelişmeme o ayrı konu
ama o rahatlatıcı bir şey mi değil mi?
Kısmı apayrı bir konu ya. Yani işte sık sık konuşuyoruz.
Otizmden nöro çeşitliliğe. Bir yelpaze oluştu.
Çizmem başka bir şey. Bugünkü konuştuğumuz bambaşka
bir şey. O zaman işte minimal brandes
function metre d denilen tanı başka bir şey.
Bugün dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu diye
ağzımıza neredeyse sakız olmuş olan herkesin kullandığı tanı
başka bir şey. Bunun böyle keskinleşmesi ve
netleşmesi ama aynı zamanda biraz da.
Klişeleşmesi meselesi nasıl? Değerlendiriyorsunuz?
Çok geniş bir. Partisi çok yeni bir doğru,
doğru bir soru şöyle bir şey diyeyim, yani bir kere her ne
kadar yani bir çok sayıda gelişme yani özellikle nörobilim
genetik alanındaki gelişmelerin düşüş tarzımızda bir etkisi
olduğunu düşünüyorum. Çocuk psikiyatristinde çocuk ve
ergen psikiyatristinin bir yani. Çok hızlı değişen bir süreç ve o
süreçte çıkan aksaklıklarla ilgilenen bir alan olması yani
18 yılın içine yani kabaca 18 diyorum.
Öyle bir 10 sekizde bitmiyor. Tabi ki işler ama. 20 25 yılın
içine sığın. Ve bazı dönemlerde hani yokuş
aşağı gidilen değişim dönemlerinde olan
psikopatolojiyle uğraşıyoruz bu ve hani.
Edip cansever şiiri gibi hani bütün mümkünlerin kıyısındayız.
Şiirin o cümlesini herkes seviyor ya insana bir hoş, bir
duygu veren bir yanı var ama aynı zamanda da hastalarımız
evet aynı zamanda da hastalarımızın da içinde olduğu
o muğlaklık, belirsizlik. Oranı çok yüksek anne babalar
var işin içerisinde. Yani oyuncuların sayısı çok
fazla sürecin içerisinde yer alan.
O nedenle orada aş çok sayıda olasılıkla karşılaş.
Banın verdiği bi yanı var. Çocuk bi ergen pis kesti ve onu
bi düzene sokma ihtiyacı doğru yüksekti ve buna bir düzen geldi
ama o düzenle gelen. Bazı kaybettirdikleri olduğu
hissi de var. O nedenle yeni kuşakta dediğin
gibi hani? Bazı şeyler işte çok net. 5 tane
semptom var, bunun üçü böyleyse. Bu sudur filan deme gibi bir
dönem oldu. Özellikle böyle. 2.000 onlar
diyelim mesela 2 binler ve 2.000 onlar gibi böyle bir dönem ama
şimdi. Bu bir parça bir hayal kırıklığı
gibi. Bir yanda var o keskinlikten
mesela DSM ile gelen keskinlikten veya hatta
biyolojik kuramlarla olan açıklama çabasının yine böyle
DSMC köşeli çok biraz mekanik diyelim yani yani aldımsama
anlamına alınmasın. O anlamda söylemiyorum ama işte
bu şudur, bu şudur, böyledir, bu böyle olur gibi o kesinlik
duygusu. Bu alana giren aslında
psikiyatriye ya da çocuk psikiyatresine giren birçok
insanın. Bir yandan beklediği de değildi.
Çünkü o tür bir kesinlik. Arayan bir sürü başka tıptanına
da gidebilir. Mesela çocuk verdiğim
psikiyatris'in hani böyle? Nasıl diyelim?
Bir de tuz puanların yüksek olması falan gibi birtakım
faktörlere de baktığında hani kimse bir mecburiyeti yok yani
öyle bir ya bir yere giremedim de bari böyle bir iş yapayım
gibi bir düşüncesiyle gelmeyen bir sürü insan vardı ve o gelen
yeni kuşağın. Bir belirsizlikten korkmayan.
Kesimi bence bir dönüşüm yaratacağını düşünüyorum.
Şu anda genç kuşaktan arkadaşlarımızla oturduğunda
bazıları öyle olmayabilir ama öyle bir kuşak var.
Yani bizim kuşakta bir kısım insan için o belirsizlik ve
muğlaklığın yoruculuğu nedeniyle bu kesin şeylere sığınma
arzusunun doğmasını da anlayışla karşılamak lazım.
Çünkü bir yandan da çok ayağımızın 6 devamlı kayan bir
zeminde çalışıyor olmak gibi bir yanı vardı.
Bu tabi bu 2. Uç var yani bir o kesinlik
arayışının getirdiği yapay kesinlikler peşinde olmak ve
mulaklığa tahammülsüzlük, bir yandan da bu belirsizlikten
büyük bir düşünsel, bilimsel fırsatlar doğduğunu ve bundan.
Bunun da aslında hekimliğin yani eksik bilgiyle iş yapma işi,
hekimlik eksik bilgiyle iş yapmayı becermekte.
Kimliğin en tatmin edeceğinlarından hiç kimse çok
mükemmel şartlarda bir şey yaptığında kendi tatmin olmuş
hissetmiyor. Bir çoğumuzun hatırladığı
geçmişle ilgili şeyler pratisyen hekimken oradaki derme çatma
olanaklarla sağladığımız fayda, belki istanbul'daki en havalık
hastanede en davalık klikte yap. Bir uygulamaya göre bizi daha
çok tatmin etmiş oluyor. Çok doğru böyle.
Bir yanı var olduğunu düşünüyorum.
Bir de ben şöyle bir şey yani geçmiş meslektaşlarımıza da
hayranlık duyuyorum. Yani şu anda hayatta olmayan
çoğu yani. Genç meslektaşlarımızın belki
yani bildiği bilmediği işte ne bileyim Atalay Yörük ol diyelim
mesela ismini belirteceğim. Bir sürü başka kişinin adı
ismini. De aklıma geliyor ama Atalay
hoca'dan gideyim mesela ben hani rotasyonumu da yetişkin
psikiyatristteki çocuk psikiyatri rotasyonumu onu da
yapmıştım. Ve bayağı odasında zaman
geçirdim. Yani beraber hani asistanlara
tabi Hacettepe asistanları da çok geçiyordu ama ben de epey
bir zaman oturdum ve nasıl çalıştığını gördüm ve hala
mesela onun çalışma tekniğinden hastayla ilişki kurma
tekniğinden araya bir sürü yok. Gale'de iktisat yok.
Orada bu yol şurada gitti. Atalay hoca'nın o esprili.
Şakacı, çocuğu çok ciddiye alan hal hatır soran.
Bir beyefendi hanımefendi muamelesi yapan çocuğa tarzı
benim üstümde kaldı. Yani ben de öyle olmaya çalıştım
ve çok da iyi geldi. O tip şeyleri yani bu beceriler
eski hekimlerde eski diye diyeyim.
Yani bu dediğim devrimlerin öncesindeki dönemden bize kalan
miraslar var onları da. Bir yandan düşünüyorum.
Çok doğru yani özellikle o çocuk ruh sağlığı kitabının o dönem
türkiye'si için neredeyse sosyolojik bir kesit bile
oluşturduğunu söyleyebilirim ben.
Bu arada onun yeni baskısını yapılması için ailesiyle ailesi
benimle temas etmişti. Ben de hani kendi çalıştığım
inkılap yayınlarıyla onları tanıştırmıştım.
Rahmetli Yavuz Atalay bey'in oğlu. 10'a çıkart ben bir ön söz
ve son söz yazdım. Çok da dokunmadım.
Yani kitaba dokunma gittim. Çünkü kitabın hiçte mesela bu.
Cinsiyet yönelimiyle ilgili. Eee bölümler biraz günümüzün. 4.
Tabii o dönem için çok önemli. Bir daha çocuğu hafifçe sert
davranmak yani ile ilgili konular bugünkü standartlardan
farklı ve onu yaparken. Bir editöryel karar, yani bir
yakın arkadaşım, yayıncı bir arkadaşımla da konuştuğumda.
Yani hiç dokunmama kararı aldım yani çıkartalım diyenler falan
olmuş böyle başka meslektaşlardan şeyle olduğu
gibi muhafaza etmek. Çünkü o zamanın koşullarının
ürünü yani Atalay bey de hayatta olsaydı çıkartmazdı.
Yani bir utanıp sıkılacak bir şey de yok.
O zamanın koşulları. Olduğunu hatırlatan orada da
vurguladık gibi mesela. Yani bazı açılardan da büyük bir
değişiklik olmadı. Çocuk psikiyatrisinde
psikiyatride de olduğunu düşünmüyorum bu arada yani.
Yani yeni ilaçlar var, şunlar var bunlar ama düşünüş tarzı
yani. Şeyi düşünüş tarzımız.
Çok farklı gibi gelmiyor bana. Yani bir sürü de değişiklik
oldu. Bir sürü mesela sosyal
kazanımlar toplumda problemlerin kabul edilmesi, nöro gelişimsel
bozuklukları olan bireylere tanınan haklar ve ayrıcalıklar.
Stigmanın. Hafiflemesi diyelim kalkması
diyemeyeceğim şeyde bu gibi şeyler olmakla birlikte
uygulamanın prensiplerinde. Bilmiyorum, büyük bir değişik
mesela nöroloji proteinin ben daha çok değiştiğini
düşünüyorum. Nasıl yazıyor, içinde nasıl sen
nöroloji muayene usulleri mesela muayenenin?
Azalması pratikte birçok dalda nöroloji aklıma geldiği için
dostlarımız. Yardımcı tanı yöntemleri diye
bir şey var çünkü ve onda çok hızla gelişiyor.
Ve yardımcılar Premier olmuş oldukları hatta yani?
Anladım doğru ama ya bizde mülakat ve şey.
Bizde mülakat ve ııı ilişki kurabilmek ilk önce hala asıl
şey olduğu için benim aklıma geleni de söyleyeyim.
Ibrahim bir katkıda bulunacaksın galiba ama hemen söyleyi
vereyim. Yankının söylediği gibi mesela
mülakat becerisini öğrendiğimiz hocalarımız hakikaten bugün de
aynı şekilde öğretiyor olabilirlerdi.
Bugünkü bilgiler eklenen bilgilerin çok artmış olmasına
rağmen asla olan o mülakatı yapabilmekti.
Mesela ben de güleren ünlü olduğunu hatırlıyorum.
Rahmetli hocamızı yani güleren hoca mesela psikoz vakalarıyla.
Anamnez alır ve muayene değerlenme yaparken
değerlendirme yaparken hep söylerim.
Öğrencilere sohbetten ayırt etmeniz mümkün olmazdı.
Yani röportaj gibi kulağına sesler geliyor mu diye başlamak
değil, karşılıklılık oluşmuş olurdu ve anlamazdınız.
Onu ilginç bir şekilde çok biyolojik görevli olan nensem
dünya sen de öyledir. Mesela onun görüşmelerinde de
sohbetle. Şeyi birbirinden ayırmak mümkün
olmaz. Oda, eski kuşak.
Doğru doğru ama yani hani sonuçta görüntüleme
çalışmalarıyla tanınan biri olmasına rağmen hekimliği bir
başka bir şeyde bir de geri gelmişken şeyi de hatırlatmak
isterim. Bizim hocalarımızdan çocuk
psikiyatristinde de psikiyatide de aslında kurama katkıda
bulunabilen mesela bu liralar gibi kravelin gibi bir model
oluşturmaya çalışan kişiler vardı ama onların etkisi
maalesef türkiye'de oldukları için o kadar olmadı.
Mualla hoca mualla öztürkün mesela bir bolar bozuklukta EG
anormallikleri gibi bir şeyi vardı.
Teorisi vardı ve bunu hakikaten engellerini çektirerek anlamaya
çalışıyordu. Bugün bile hala geçenlerde
konuştuk. Çocukluktaki bipolar
bozukluklarda. Biyoloji nasıldır?
Ilgili enteresan şeyleri var mualla hatırladığım?
Değil mi? Doğru, evet.
Anamalisi yani. Genç dediğin sanki dediğiniz
konuşurken içimden hani? Zaman zaman düşündüğüm bir şey
aklıma tekrar geldi. Yani son gerçek hekimler
psikiyatr mı acaba diye hani hekimlik becerisi eğer çünkü bir
yandan da ilişki kurmak iyi bir iletişim kurmak hastayla
alışverişi, bilgi alışverişini yani 2 yönlü bilgi alışverişini
bir insani ilişki kapsamında yapmak.
Niye sadece psikiyatristleri özgü bir şey olsun yani
anlatabiliyor muyum bir. Başka bir hekimin geçende daha
yeni oldu. Daha önce de benzer olaylar
olmuştur ama epeydir hastane ortamında çalışmadığım için.
Bir ııı gördüğüm bir çocuğun ailesi beni arıyor, bir neşirce
ameliyata geçirecek bir çocuk işte 100 üstü yatması gerekecek
iş olacak bulacak. Hani belki hayati tehdit değil
ama bir otizmspektrumu özelliklerinde de bir çocuk
anlatmak ve ile ilgili ek gayret gerekiyor doktor adına.
Vesaire ama işte bizi. Bir aydınlatır mı?
Çocuk psikiyatrist sizi de anlatsın, hani ameliyatı?
Ne yapacak, ne edilecek vesaire? Yani bir tane.
Bir tane şey. Sonra konuşur musunuz?
Hastamı ikna eder misiniz lafları gibi.
Inan sizin de başınıza gelmiştir.
Hastanede çalışırken ben mesela beni çağırdı.
Cerrahiden birisi göz cerrahisinden birisi hastayla
konuşmam için konuştum. Hasta resmen dedi ki, ameliyatı
sen mi yapacaksın dedi bana. Yapacaksan olayım dedi.
Hani yani orada güvenle ilgili ilişkinin güven duygusu tamamen
buna dayalı bir şey. Yani güven uyandırabilmek için
onu kabul edici. Onunla gerçek sahici bir ilgi
gösterdiğini hissettirmek için psikiyatrist olmaya.
Yani öyle bir şey yok yani niye psikiyatristler sadece hastayla
hani sen iyi konuşursun falan derler ya niye iyi konuşan ben
oluyorum yani. Ve artık öyle olan bir çok da
meslektaşımız vardı. Hala da var allah'tan.
Yani düşünsenize bir sürü kıdemli hocalarımızın bir kısmı
müthiştir, yani başka alanlardan.
Ibrahim, bizim ilk dersti söylediğimiz laflardan değil mi?
Hastamla konuşur musunuz veya ikna eder misin?
Öyle mi yapmayın? Bizim başına gelen aynı şey.
Tüm konsültasyonlar mesela işte hastanın kanseri olduğunu
açıklamak gibi. Sen dedin başka bir şey
diyecektim hem 2 konuyla. Yankı hoca ile benim isim olarak
ilk karşılaşmam. Aslında öğrenciliğimdeydi böyle
işte üçüncü sınıftaydım. Yanlış hatırlamıyorsam 2.009
falan orada bir günde bir yazı görmüştüm.
Iıı Turgay dalkara'yla olan röportajın özeti gibi yani
doksanda yapılmış, sonra bir de 2.008 ya da 2.009.
Onu bir güncellemiştim, doğru, evet.
Şimdi bugünkü kayıttan az önce bir bakayım dedim.
Genel olarak çalışmalarınıza sonra bakmadım.
Sadece 10'a çıkart bakayım istedim.
Aslında timuçin hocanın sorduğu soruyla direkt alakalı bir
söyleşi şöyle. Yankı hoca o esnada asistan
Turgay dalkaralı genç bir. Uzman ya da doçent.
Yok o dönemde doçentti. Ha doçent ya da bir nörolojinin
geleceğini konuşuyorlar. Aslında söyleşide tabii Turgay
dalkara işte freud birkaç yüzyıl sonra bilinmeyecek.
Biraz daha böyle meseleyi tek yani benim kendi anladığımı
söylüyorum daha. Keskin bir dille konuşuyor.
Keskin bir dille ve aslında şu anki bakışla.
Nöro indirgemeci bir bakışla tamamen hani bunların hepsi
yarın bir gün çözülecek hatta siz orada şeyi soruyorsunuz.
Az önce de kayıt başlanınca da bakmıştım ama nöro biyoloji için
böyle dönemin modası furya gibi ama geçecek diyorlar.
Ne diyorsunuz gibi sormuşsunuzdur bir ada baktım.
Yani biraz. O da yok.
Hiç öyle bir şey düşünmüyorum. Tam tersine psikanalist bir
furya o geçecek gibi cevap veriyor galiba.
Şimdi mesela o yazıya bakınca aslında Turgay hoca'nın
iddiaları o kadar keskinlikte gerçekleşmedi bence.
Çünkü psikiyatri tekrardan nörolojiden uzaklaştı.
Yani doksanda anladığım kadarıyla Tugay hoca da çok
iddialı. Bence işte genel olarak
Amerikalılar da çok iddialı ama git gide ondan uzaklaşıyorum.
En azından biz iddialı olanların var.
Çok duyuyorduk. Çok uzak bütün.
Bakırköy günlerini hatırlıyorsun?
Değil mi? Tabi tabi ki ama çok uzaklaştı
demek doğru değil yani nör. Obiyoloji içine alarak yola
devam ediyor ama nörobil biyolojiyi tek çıkış yolu olarak
görülür. Böyleydi.
Indirgeme bir bakış, evet. Evet, yoksa nöro biyolojiyi
içine aldı, bu var başka ne var diye bakıyor şu anda.
Sadece nörobiyolojiden ibaret olmayan bir evet nere biyoloji.
Yani aslında iyi nörobologlar günümüzde yani iyi çalışmalara
baktığımız zaman sosyal olayların, örneğin eşitsizliğin
öyle biyolojisi, yoksulluğun, nöro biyolojisi.
Gibi ayrımcılığın bir nörobiyesi gibi yani sosyal nörobilim
mesela bu aradaki zaman diliminde en çok gelişen
alanlardan birisi ve bence psikiyatriye ve toplumsal toplum
ruh sağlığına ışık tutan yeni bilgiler, biyolojide de yani
sırf nörobi. Bu arada nöro biyoloji dışındaki
biyolojik süreçler ve psikiyatrinin önemli bir parçası
olarak kavrayışımızı zenginleştirdi.
Henul belki yardımcı tanı araçları.
Vesaire ama enflamasyon süreçlerini düşünün.
Mesela enflama var olaylarla. Ilişkisini o şeyde çok ibrahimov
yazıyı, o da yazıda o benim. Çünkü freud'un 50 yılı için
bunlarla ilgili resimleri falan yollayabilirim.
Bayağı bir biriktirdim. 50 yok. Elinci ölüm yıldır ölçüyor, 980
sekizde. Ya da 80 dokuzda pardon bir
Cumhuriyet bilim tekniği özel dosya yapmıştım ben ve o
dosyada. Bu görüşler böyle işte Orhan
Öztürk. Rahmetli Cahit ardalı yine evet
en. Gin, gençten ve onlardan böyle
görüşler aldım. Yani işte bir iş güzel bir
asistan gibi düşün o zaman da böyle.
O iş güzeli sistemin bir de Thomas sas'la röportajı vardı.
O neredeydi yankı? Yok, ben 10'a çıkart yapmadım
ya? Yaptın.
Yok yok temaslarla ilgili. Yaptığın bir şey var.
Kesinlikle karşılaşmış birisinin onun lafını duyup da unutuyor
olmasına imkan yok bence. Karıştırıyor olabilirsin timuçin
yani yaptığına. Yazdın ya tomasüne.
Yazmış yaptın, evine yazmışımdır ama.
Bulurum ben onu. Valla çok iyi olur ama şunu
yaptım, bayram Karasu ile epey bir.
Şey yapmıştı, Karasu ile yaptın. Onu ve bu biyoloji indirgeme
konusu yani nörobiyoloji. Bir çocuk psikiyatri şey genel
olarak psikiyatri içine aldı ve bir alanlardan birisi haline
getirdi. Kendi içinde düşünme alanı
çalışma tarzımızda bence nörolojinin etkisi kesinlikle
var. Yani nörobiyolojik süreçlerin
moleküler psikiyatrideki bilgilerin.
Kesinlikle bir etkisi var. Sadece onu bir klinik pratikte
kullanmıyor durumdayız. Bir tür nöralcı kılı in formt
falan diyebiliriz. Belki oradaki şeye bu.
Bakırköy günlerinde clien Daniel neydi?
Cline bir adam vardı söyledi. Cline olan birisi colinbia
üniversitesi'nden psikopar makoloji ile ilgili hatta bu
impremi'nin panik ataklarda Donald cline emipromenin
paniklarda kullanımlarıyla ilgili yayınları ilk yapmış kişi
falan gibi böyle o zaman tabi elif ramin'in bir olay tabi.
Şey yapıyor. Bunlar karasu'yla bir karşılıklı
tartışma vardı. Psikofa.
Hani bu nöro nörobiyoloji her şeyi çözecek psikoparmak oje her
şeyi çözecek diye psikiyatri için de düşünceler vardı.
Hatta orada Katar dedim ki. Psikiyatri psikoparma karışı o
kadar gelişecek ki aşkın bile tedavisini yapabileceğiz dedi.
Bayram Karasu da çok az bir cevap, bir adam tok söz bayram
Karasu dedi dedi. Öyle dedi.
Onu tedavi olacak hastayı nereden bulacaksın dedi.
Kimse açtan iyileşmek istemez ki diye.
Yani öyle bir canlı da bir zamandı.
Bu arada seksenler böyle büyük çok esneklerinin.
Hocalarımızdan birinden duyduğum lafı hep söylüyorum.
Ben bu tür durumlarda aşk biyolojiktir diyor.
Evet, benim de sormak istediğim soru ne değildir?
Yani bunu vurgularken ne olmadığını özellikle altını olay
beyinde geçiyor. Her şey evet en.
Sevdiğin de geçiyor çok. Iyi detayında geçiyor da hani
bunu söylemekle ne olmadığını vurgulamak istiyoruz.
Neleri bu arada? Tabii nörobiyoloji alanında olan
mesela bu tanınmış davranış nörörü marsel meşhur lan yani
istanbul ümitesi mezunu bir amerika'da malum.
Malum çok kişinin de tanıdı. Onun ilginç bir şeysi var.
Yazdığı yani diyor ki bu. Yani kimya biyokimya salıyorlar.
O zaman o şekilde anılıyor veya bu nörolezyonlarla vesaire
açıklamaya çalışmak bir ruhsal durumu diyor bir.
Mektubu içinde ne yazdığını anlamak için mürekkebi analiz
etmeye benziyor diyor. Yani orada yazılanların hangi
mürekkeple yazıldığını analiz etmek yani önemli olabilir,
önemsizliğin ama bütünle ilgili yani açıklayıcı bir değeri çok
yok ve. Bu aslında beyin fonksiyonlarını
anlamamız açısından da önemli. Bu lokalizasyoncu indirgemeci
yaklaşım da öyle. Bunun için şey kullanıyorlar.
Ben bru. Ce wickers diye birisiyle ilk
araştırma senesinde çalıştığımda ya yıldaki bir.
Psikiyatri profesörü onun fizyolojik psikiyatri diye bir
kavramsallaştırması vardı ve fizyolojik psikiyatriyle aslında
bir denge yani homeostatik bir homeosat sağlama.
Hasta freud'nin etkili bir şehri.
Bu arada aynı zamanda psikanalitik train eğitimli
birisiydi ve bir. Omeos sağlama amaçlı olarak
beyindeki fonksiyonel fonksiyonların değişmesi
şeklinde yorumluyordu. Onun.
Orada ve birkaç sistemin bir araya gelmesiyle farklı
sistemler bir araya gelmesiyle oluşan imörgent.
Kavramı var yani aslında tek başına yok ama o kavra onlar bir
araya geldiğinde ortaya çıkıyor. Bu bu işte.
Efaray çalışmalarında sonra kaynak oldu.
Tels crelat activation diye geçen yani sadece bir beyinde
bir aktivasyon yok. Yazı yazarken başka aktivasyon
var. Burnunu silerken başka var ya da
yazıda şiir yazarsan başka olabiliyor.
Ne bileyim DSM maddelerini yazarsan başka olabiliyor.
O nedenle ne yaptığınla ilgili. Kısım için konuşma, dinleme,
anlama, anlatma, yazma, çizme, bu gibi şeylerin.
Geçerli. Değişecek mi bilmiyorum ama.
Bu imörcim kavramıyla ilgili de şey örneği güzel veriyorlar.
O benim aklıma çok yatıyor. Hocam işte mesela demir ve diğer
birkaç molekülle birleşip hemografi oluşturuyor.
Demir işte sıvı bir ortamında paslanıyor.
Ama beraber geldiği diğer moleküllerle bambaşka bir şey
oluşturuyor. Oksij o yani oksijene temas
ediyor, oksi taşıyor. Yani yapının tamamı hemoglobinin
tamamı kendisini oluşturan. Moleküllerin özelliğini
taşımıyor ama omurilikte. Bir şey var.
Başka bir şey oluyor gibi. Ben o mektup örneğini
duymamıştım ama bence çok güzel. Orada herhalde şunu demek
istiyor değil mi? Yani mürekkep var, belki teker
teker harfler de var, onları da bilebilir sık ama o harflerin
nasıl bir araya geldiği bambaşka bir anlam alanı.
Kesinlikle yani orada bağlamsal olarak ve kimlerin yan yana
geldiğine bağlı, yani bir. Diziliş bile.
Yani bunun en güzel örneği DNA yani aslında 44 buçuk yani RNA
da urasil var. 4 tane harfle bir dünya yazıyorsun yani hani ya da
işte? 64 tane karesi olan bir taş
tahtada satranç oynadığındaki olasılıklar gibi o nedenle.
Hani bu ilaçlarımız az sayıda mesela diyelim, 3 grup ilaç var
mesela diyelim kişiyi de ama oradaki olasılıklar bile yani
baktığında. Sıra dizileme yani elimizdeki
olanakların. Nasıl diyeyim, nasıl gördüğümüz?
O olanak nasıl kullanacağımızı etkiliyor.
Şimdi konuş. Ma diyelim hastamızla karşılıklı
konuşma ya da konuşmama konuşmak zorunda da değiliz.
Bakma, dinleme, görme gibi daha klasik özellikler, klasik
becerilerin iyi kazandırılması konusu bütün hekimler için bir
zaruret. Temel olarak bu tıp eğitiminde
aslında bunu öngören bir çok şey var.
Eğitim, tıp eğitimciler bu konularla ilgilidirler.
Enteresan şeyler var yani. Özellikle bu yapay zeka veya
robotlarla olan rekabet diyelim 10'a çıkart olduğunda.
Tabii onu da robotlar becerebilir bilmiyorum o konuda
ki bilgim sınırlı ama belki tutunabileceğimiz alanlardan
birisi. Daha orada. 10'a çıkart cevap
verebilecek veya tahmininde bulunabilecek durumda değilim
kendi geliyor 2.005 makalesi vardır kendilerinin.
Mutlaka okuyun dediğim herkese orada birkaç örnek verir.
Mesela bilgisayarda wordün çalışmadığı durumda.
Harddiski açıp bakmaya çalışmak gibi niye çalışmıyor diye
programla ilgili bir sorun varken şey.
Gibi meşhur amın verdiği örnek gibi.
Bu arada ilginç, ilginç bilgi ekleyelim oraya.
Meşrulama ait. Yankı ve tim için hatırlarsınız
imagonun olduğu yeri. Teşvikiye'de.
Biz Saffet ve engin bey orada beraberken ben de bir süre orada
çalışmıştım. O dairenin meşrulama ait
olduğunu, sonra beyin araştırmaları merkezini
kurduğumuzda kendisini davet ettiğini de söyledi.
Davet ettiğimizde söyledi. Kendisiyle öyle bir tanışma
imkanımız olmuştu. OO apartman 10'a çıkart aitmiş
veya o daire. Evet, evet.
Yani meşhur ablam zengin. Değil bu işin Robert kolej
mezunu bayağı bir arkadaşı var türkiye'de tanıştığına.
Dalı çok hoş bir tanımı vardı, yanında bilmiyorum o meslekten
değil galiba. Bu konuları bilemiyorum.
Bakırköy günlerine de gelmişti. Evet.
Hatırlıyorum. Sonraki dönüş veya 96.
Şimdi ben de tam çıkaramadım. Yalomın geldiğini geldiyse 90
üçtü. Ama ben onu diyecektim hocam bu
90 üçte baya şey olmuş. Ay yalova'nın geldiği sene değil
mi? Evet o sene o yani.
Olabilir yani ciddi bir bu bu. Yani şeyde bu hastalarımızı
anlamak, onlara yardımcı olabilmek ve dertlerini anlamak
açısından birçok. Araç var ama hani belki?
Kendimize özgü paradigmamız olmadığında, yani bir bakış
açısı diyelim bu doğru yanlış aslında.
Hani biraz önce bir biçim bir for çerçeve arayışından
bahsettik. Ya bu köşeli olmak işte DSM
biraz onu karşılıyordu ama aslında yeterli olmadığını
tatmin edici olmak yapay bir kesinlik sağladığını
düşündüğümüzden bahsettik. Ama bir o çerçevenin sadece
böyle illa bir. Kesinlik sağlamaktan ziyade
değişimi mesela kabul eden. Örneğin çocuk psikiyatristinde
olmak bana hani kazandırdığı nedir diye yetişkin psikiyatrist
olarak yetişmiş birisi olarak ayrıca çocuk psikiyatisi
alanında uzmanlaştığında ne kazandırdı bana değişim
kavramını ve zamanla ilişkiyi. Beynin ve zihnin gelişimini çok.
Kristalize etti bir başka insanların insan ruhsal
yapısında ki etkisini de çok net görmemi sağladı.
Yani başka insanlar anne baba olabilir, öğretmen olabilir,
başka çocuklar olabilir. Yani bu bizim hayatlarımızda da
eşlerimizin, hocalarımızın, meslektaşlarımızın, hepimizin
üzerinde olur ama orada böyle şey gibi bir kavanozda bir
şeyler oluyor ve sen dışarıdan görüyorsun gibi bir.
Büyük bir fırsat oluyor bunu insanlar.
Ben bunu bir kaç kişi ile konuştuğumda bir de.
Kendi çocukları büyürken gözlem yapma şansı olanlar.
Bunu. Tarif ediyorlar.
Mesela bizim alanımızdan olmayan, hatta doktor falan da
olmayan insanlarda bir uyanma veriyor.
Bir insan nasıl olunur ilgili bir sürece.
O yüzden çocuk büyütme sürecinde iyi tanıklık.
Tanık olma, çocuğun büyüme ve gelişiminde ve tanık olduğun
zaman zaten ister istemez aktif bir rolünde oluyor.
Bir çocuğun karşısında kayıtsız kalmak zaten mümkün değil.
Ya sen olsan o çekiyor. Bunun dönüştürücü etkisi
olduğunu düşünüyorum. Bu keyifli sohbetin sonuna
geldik. Bu keyifli sohbetin sonuna
gelmişken yan kocanın çizer özelliğinden faydalanacağız ve
kendisinin çiziminden faydalanacağız.
Bu podcast bölümünün sonunda yan kocanın terapistin boş zamanı
isimli. Eee çizimini seçtik bu.
Çizimle ilgili benim açımdan en azından ilginç olan şey
terapistin divanda uzanıyor olması büyük ihtimalle
düşüncelere dalmış şekilde ve yanında bir tablo var.
Büyük ihtimalle resim de yapıyor.
Belki yankıca kendin için diye düşündüm.
Ben bizi dinlediğiniz için teşekkürler.
Haftaya tekrar görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean