Travmada Zaman ve Ben Kavramı
Bu podcast bölümünde travmaları toplumsal boyuttan birey boyutuna indirip tartışıyoruz. Tartışmamız özellikle zaman ve kişilik kavramları üzerinde şekilleniyor. Bu bölümde de konuğumuz Prof. Dr. Gamze Özçürümez bize bunu anlamamız konusunda yardımcı oluyor.
Herkese merhaba diken süpür bahçesi vefat etmiyoruz.
Potkezin'in yeni bölümünden size sesleniyoruz.
Ben doktor tatil rolas bu potans bölümünde benimle beraber
profesör doktor Cemal paşaoğlu, profesör, doktor tüm ural,
doktor ibrahim ve konuk olarak da profesör doktor Gamze
öztürmez bizle beraber. Geçtiğimiz hafta Gamze hoca ile
toplumsal travma veya sözlerine güzel bir sohbet yürütmüştük.
Bu hafta yine travma üzerinden konuşacağız.
Bu sefer toplumsal değil, bireysel travmalar üzerinden
biraz konuşmayı düşünüyoruz. Ben sözü çok uzatmayayım,
ibrahim i bırakayım, ibrahim devam etsin.
Teşekkürler Tahsin hocam, geçen haftaki programımızda travmanın
yani travma yapısında belleğin önemli bir yer edindiğini
söylemiştiniz bir yerde şimdi. Şeyi de düşününce travmanın
böyle kimliği yıkıcı bir etkisi var.
Özellikle toplumsal ve süreyyalarda ve bu.
Gösterdiğiniz tarih meleği o da biraz belleği çağrıştırmıştı
bende. Yani travmanın mesela bellekte
ki işleyişi bozması yani azaltması ya da arttırması değil
belki bazı alanlarda yoğunlaştırıp bazı alanlarda
zayıflatıyordur. Travma bellek üzerindeki etkisi
olarak ama yani. Kimlik de.
Iıı bellekle neredeyse döngüsel bir ilişki içinde diye
düşünüyorum. Hani kimliğimiz bizim
anılarımızla, belleğimizle inşa olur ve yine kimlik döner.
Belleğimizi seçici bir hale getirir.
Seçici bir bellek oluşturur. Bir adım daha ileri gidip sözü
size bırakayım. Çok özür dilerim, toparlayacağım
diye. Düşünüyorum.
Kimlikle yani aydın titiyle birlikte bir de biz de self
kavramı da vardır ve selfin 2 bileşeni olduğu söylenir.
Yani kendimi kendim gibi hissetmem yani ben olduğumu
hissetmem diyelim. Kabaca onun bir diyacronik bir
de senkron bileşeni olduğu söylenir diya kronik dediğimizde
art zamanlı ben yani 13 yaşındaki ibrahim'le şimdiki
ibrahim aynı kişi gibi. Belki bu bağlamda senkron biraz
daha farklı bir şey. Ben sen ayrımını sağlayan bir
şey. Ama travma hastalarında
özellikle geçmiş. Teki kişi sanki ben değildim,
orada olan kişi ben değildim gibi ifadelerde sık rastlıyoruz.
Dolayısıyla bellek, kimlik ve benlik.
Ilişkisi böyle. Bayağı sıkı sıkıya bağlantılı
oluyor değil mi travmada? Kesinlikle hani hani freud diyor
ya ben öteki ayrımından tutun geçmişle gelecek.
Şimdiki zaman her şey. Birbirinin içine giriyor
dolayısıyla. Sizin tarif ettiğiniz hem
diyatronik campsinconik bellek aslında bundan etkileniyor.
Çünkü kimlik tabi kurulan bir şey.
Yani eee, yaşantılarla kurulan bir şey travmatik bir deneyim
sırasında bunu yaşayan değilim. Aslında daha çok isosasyonla
ilgili. Yani bir zihinsel çözülme hali
oluyor. Hani bu jeneği göre bir savunma
düzeneği değil bu zaten hani. Travmaya özgü bir durum ama
freud belki buna depresyon onun bastırma temel savunması da olsa
bir sosyalasyonda aslında bir savunma düzeni.
Çünkü herhalde o esnada ben olmak, yani katlanılması
imkansız bir işin bunu yaşıyor olmak böyle bir şeyin nesnesi
haline gelmek, bunun size yapılmış olması hani prag
ediyordu ya. Bizim öngörüldüğümüz bir dünyada
olmadığımızı fark etmemiz yani bizim yok sayılmamız bir yerde.
Tabi bunlarla çok ilişkili. Bir de bunu hani travma
çalışmalarında çok duyarsınız, duymuşsunuzdur da yani deklare
tif bellekte özellikle gedikler ölçüyor.
Yani dek. Laratif belleyin dokusunu
çözüyor. Adeta söze dökülemez hale
geliyor. Yani travmatik olay zaten
simgeselleştirme düzeneğini alt üst eden bir şey.
Dolayısıyla bedende oluyor. Hani sen dergolkun kaydı beden
tutar bunu cam hocadan ilk duymuştum.
Yıllar önce sandel'e çok iyi bir betimlemesi yani travma da kaydi
beden tutar. Bedenin bir belleği vardır.
Bunu travmatik olayın her hatırlatıcısının bedende
yarattığı tabii ki işte bizim bildiğimiz OHTA hatsının.
Aşırı uyarılmasıyla birlikte ortaya çıkan işte çarpıntı
bayılacak gibi olma terlemek en en ufacık seste irkilme
vesairegibi.pt TR de postremit ses bozukluğunda gördüğümüz
örneğin. Yani örtük bellekte izi kalıcı
hatta şart. Şarkonun bir tarifi var.
Travma travmatik deneyim diyor. Onun bellek izi parazit gibidir,
sürekli kalır ama işleyişe bozar.
Bu parazit yapı. Çünkü çoğunlukla travmatik
deneyimler bir tür zihde en kapsülü olur.
Eee sınırlanmaya çalışılır hatırlanmak istemez ama tam da
hatırlamak istemediğinizi siz hatırlamasanız deklaretir.
Belleğinizle sürekli bedeniniz hatırlamaya devam eder.
Hafifinden ve tabii duygusal tepkilerde görürsünüz gibi
bunlar geldi. Aklıma ve tabi travma üzerinden
kurulan bir bel şey kimlik de oluyor yani kimlikte mesela.
Işte Mahmut volkanın orta ortaya attığı bir kavram vardı
diyorsunuz. Şimdi hatırlayacağım, seçilmiş
travma yani mesela sırtların. Osmanlı imparatorluğu döneminde
yaşadıkları onların der bağlık, Volkan seçilmiş tramasıdır ve
kimliklerini bunun üzerinden kurarlar.
Hatta bosna'da yaptıkları soykırımın işte bu seçilmiş
travmayla çok yakın ilişkisi olduğu hani katlettikleri
sonuçta işte Müslüman ve belki de işte hala kendini daha çok
osmanlının tebaası veya. Daha çok türk kimliğiyle tarif
edenlerin veya Müslüman oluşlarıyla bunu hatırlatanların
bütünüyle etnik bir temizlemeden geçirilmeye çalışılması,
seçilmiş travmalar sebebiyle olduğu söylenir.
Tabii ki havuzların kurucu kimliği kurucu, yanlış
hatırlamıyorsam şeyler içinde, yani Ermenistan devleti içinde
tehdit bir de şey bir kurucu kimliğin önemli bir unsuru gibi
ya da kurucu kimlikle bir görüyor.
Bu beden belliğin ile ilgili de bir şey anımsadım onu da
söyleyeyim. Susmayın.
Bu şeyin beden belleği ve fenomenolojiyi bir araya getiren
bir makale okumuştum. Bu galiba odwis kampında kalmış
bir yahudi'nin savaş bittikten sonra duvar dibinde
yürüyememesini anlatıyor. Iıı kamptayken duvar diplerinde
mahkumları yürütüp bazılarına işte galiba biraz oyun şeklinde
üzerlerine taş atıyorlar ve öldürüyorlar gibi.
Şeyden sonra savaş bittikten sonra her şey her yani nispeten
düzen kurulduktan sonra diyelim o kişi yine duvar diplerinden
yürüyemiyor ama bunu. Bilerek yapmıyor.
Bedeni neredeyse bir o belleği kullanarak özerk bir yapı
kazanmış. Yani kendi bilincinden ya da
bilinç dışından hareketle belki de.
OO örneği anımsadım yani orada beden belleği.
Bizim farkında olduğumuz bilinçten.
Ayrı olarak dolayısıyla belki bilinç dışta yorumlanan diye
yorumlanabilir hareketi bu şekilde yönlendiriyor diye
tartışmıştı. Gamzenin hoşuna gidebileceğimiz
geldi. Aklıma nörabısından hariç ile de
ilgileniyor olduğu için ibrahim'in söylediğini başka
türlü söylemek üzere mest jenırılın çıkardığı eski
yıllarda çıkardığı bir seçme makaleler vardı.
O zamanlar limbik sistemle çok ilgileniyordum.
Asistanlığım zamanında limbik müzik diye bir makale var orada.
Söze dökülemeyen kaçınmaları anlatıyor.
Hastanede el sıkarken bazılarının eline toplu iğne
batırıp deney yapıyor. Iıı, hastanenin başhekini ya da
işte bir doktoru ııı söze dökemeden ellerini
kaçırdıklarını görüyor. Güzel bir örnek olarak onu
veriyor. Makalenin bitişi de çok güzel.
Zimbik sistem tabi anatomik olarak tanımlanmaktan çok
fizyolojik tanımlanan bir beyin bölgesi ya.
Onun bir müziği var diyor. Ve makalenin son cümlesi de
limbik müzik asla yalan söylemez.
Ibrahim'in söylediklerine sözelleştirilemeyen yaşantıya
değilince aklıma o geldi. Bu son cümleyi bir daha
söyleyebilir misiniz hocam? Ağzına gelen seste limbik
sistemimiz gibiydi. O biliyordu bir şeyler ama bir
gerilim yaşandı burada. Dimdik sistem asla yalan
söylemez. Hocam ben de sizin söylediğinize
bir de ibrahim söylediğini ek olarak nelerde yeni bir terapi
metodu var şey diye ayar artı diye kısaltılıyor.
Türkçe herhalde yoğun tekrarlı tramvay terapisi böyle bir şey
diye çevriliyor. Orada da hani sizin
bahsettiğinize benzer olarak bu bellekle ilgili ya da daha
doğrusu travmanın yaşandığı anla ilgili hani sonuç itibariyle
imajlar var insanı zihninde bu imajlar aslında insanı en çok
rahatsız eden şey özellikle travma, sonra stres bozukluğu
hastalarında. Eee o terapi metodunda da şöyle
bir şey yapılıyor. Bu fazladan oluşan bir terapi
benim bildiğim kadarıyla biraz şeyden kıskanalistden biraz BDT
den alıntı yapılarak yapılmış bir tedavi üret üretilmiş bir
tedavi metodu gibi orada da örneğin hastaya şey söyleniyor.
Bir travma varsa hani o travmaya odaklanma söyleniyor.
Bir travma yoksa örneğin birden fazla travma varsa hangisi
kendisi için en şiddetliyse o tramvayı böyle indeks travma
gibi kabul ediyorlar o travma üzerinden.
Nasıl desem oturanmayı imaj olarak ya da işte görüntü olarak
aklına getirmesini istiyorlar. O aklına getirdikten sonra neyi
gördüğünü ya da neyi deneyimlediğini söylemesini
istiyorlar. Hastanın ondan sonra da şeyden
bahsediyorlar. Örneğin bu işte hani geçmişteki
ben şimdiki ben hani travma sonrasıyla travma öncesindeki
kişilikler sanki birbirinden ayırmış gibi olabiliyor ya orada
da şey yapıyorlar hani. O zamanlar işte atıyorum işte
kaç yaşındayız? 10 yaşında, 15 yaşında, 20
yaşında işte 20 yaşındayken örneğin tahsisine git ve o
oradaki işte şeyi. Neyi hissettiğini bize anlat
gibi şeyler söylemeye başlıyor. Terapist hasta onu anlatıyor.
Anlattıktan sonra bu sefer şeye geliyor bazı seanslarda hani o
travmayı oluşturan kişi hani kendisine zulmeden kişi ya da
işte başka biri o. Kişiyle ilgili o an ne yapmak
isterdi, o imaj nasıl yok edilebilir, nasıl kafasından
silinebilir gibi şeyler üzerine yani terapiste çalışıyor.
Yani faydalı olduğunu söyleyen yayınlar da var.
O açıdan hani ilginç geldi. Sizinle de paylaşayım dedim.
Hani sizin anlattıklarınıza benzer şekilde biraz o yüzden
onu da söyleyeyim dedim. Evet, çok sağ olun.
Bu da aklıma sanat terapisini getirdi.
Sanat terapisinde de böyle bir çalışmanın ııı ted konuşmasını
dinlemiştim. Gazilerle yapılmış Amerikan işte
savaşta bulunmuş, Amerikan askerleri daha sonra
kendilerinin o en korkutucu imajı bir maske haline
getirmeleri. Bir maskeyi resme dönüştürmeleri
ve işte basamaklı olarak o maskeyle ilgili duyguları işte
düşünceleri vesaire böyle ilerledikçe en sonunda hani bu
maske çıkarılıp kenara koyulabilir.
Yani bu bütünüyle benim kimliğimi artık tanımlamıyor.
Bu da yaşadıklarımdan yaşadıklarımdan bir bir şeydi ve
onu kenara. Kenara bırakabilirim gibi bir
şey hatırlattı bana. Hocam bu hem tahsinin söylediği
örnek hem sizin sanat terapisiyle ilgili
söyledikleriniz bu travmanın şeye.
Egoya ya da benliğe böyle belirsiz bir şekilde ya da
tekinsiz bir şekilde nüfuz etmesi söz konusu o yaşantı.
Diyelim. Mesela.
Bunun böyle sözelleştirilerek ya da sanat.
Sanat yoluyla figüratif bir hale getirilerek.
Bir çözümlenmesi gibi bir durum söz konusu değil mi yani?
Çünkü metabolize edilemeyen, sinirlenmeyen bir şey.
Zihninizde hani çok ağır bir yemek yemek gibi bir türlü
sindiremediğimiz taş yemiş gibi midemize oturması bir şeyin
zihinde yaşanan adeta dolayısıyla bu türlü çalışmalar,
onun hani sindirilebilmesi için yani bir şekilde yeniden zihne
ye. Dirilebilmesi için
çözümlenebilmesi için çok önemli adımlar.
Ve sözelleştirdiğimizde çok özür dilerim.
Yani o yaşantıyı özneler arası alana taşımış oluyoruz.
Biraz ya da belki de daha ötesi commen sense daha taşımış
oluyoruz gibi. Tabi yani bir aynaya
kavuşturabiliyorsunuz. Yaşadıklarınıza bütünüyle işte
parazit beyninizin içine girmiş bir parazit olmaktan
çıkarıyorsunuz. Bunu birisiyle konuşabiliyor
olmak konuşmaya baş. Gerçekten önemli bir adım onu.
Çıkarabilmek için bir şekilde etkilerini hafifletebilmek ve
tabi aslında hedeflenen etkilerini ortadan kaldırabilmek
için. Çünkü insanlar gündelik
hayatlarını devam edemez hale geliyor yani tamam mı?
Sonra stres bozukluğu dediğimiz tanı son derece ağır bir tanı ve
kişi gündelik hayatını idame ettiremez durumda.
Demek ki travmanın tek etkisi bu değil.
Depresyonda olabiliyor anke. Ete bozuklukları ortaya
çıkabiliyor ve o sessizliği aşmak çok zor.
Yani benim yine almanya'daki üniversitede birlikte çalıştığım
Nihal bu holdus ve Alexander dimitriar için çıkarttığı bir
kitap var. Encunture cylenseng en
canturanus çevirinin çok bilemedim ama yani bütünüyle
işte böylesi deneyimler ve tabii ki diktatörlüklerde insanların
hani otosansürde dahil. Sessizleştirilmelerinin ne gibi
etkileri olacağına işte aktaran bir kitap.
Bunun ikincisi şimdi hazırlanıyor orada ben
somatizasyon bölümüne yazıyorum. Bedenselleştirme gerçekten yani
travmanın sözelleştirilemediğim de bir vsata ihtiyacı var.
Yani bir resim kalması gibi düşünün.
Şövalye gibi düşünün ya da neyse onu onu bir yere resmetmek
durumundasınız. Yani aksi takdirde işte
insanları düşünemez, yaşayamaz. Hâle getiriyor.
Şöyle bir tecrübem var, tam yeri gelmişken onu aktarmak isterim.
Ben özellikle travma çalışan biri değilim ama travmatize
olmuş kişilerle çok karşılaşıyorum.
Kendi çalıştığım alan dolayı. Yani psikozu otizmi olanlar veya
işte depresyon vesaire kimi zaman travmayı konuşmaya
başlamak değil, herhangi bir biçimde terapiye başlamış olmak,
bir destekleyici terapi başlamış olmak.
Uzun süre de sosyal edilmiş olan travmayı aylar yıllar sonra
hatırlamayı da getirebiliyor. Şimdi aklıma hemen kastam yerde
ama. Kendilerinde de çok ciddi
biçimde şaşırtacak bir hatırlama.
Iryayla ortaya çıktı. Gördüğü yürüyayı anlattıktan
sonra yürüyanın içeriğini konuşurken.
Dehşet verici bir travmatik yaşantıyı yıllardır
hatırlamadığı. Anladım.
Yani. Emniyette hissetmek sindirmeyi
de kolaylaştırabiliyoruz. Herhalde tabi tabi yani duyan
bir işiten bir kulak ve ilgilenen gerçekten anlamak
isteyen anlamlandırmasına yardımcı olmak isteyen hani
kişileri dedi. Ya ibrahim işte.
Bu çok önemli, yani iyileştiren hani hep o tartışma vardır ya
cem abi ilişkimi iyileştiriyor. Yoksa simgeselleştirebilme
sütümü kişinin eee tabii ikisi de ama ilişki çok önemli.
Cem hoca'nın örneğinde yani bildiğiniz bir şey, hastanın
belleğinde bir düzelme eee olduğu gibi yorumlayabilir
miyiz? Yani bellekle ilgili bir
şikayete olan birinden söz. Etmiyoruz ama travma olduğu
için. Bellekte en kapsüle ettiği şeye
erişiminin sağlanması ya da olması belki yani o bellek adası
ya bu bir ada halinde. Bloke edilmiş durumda olan yere
ulaşım ki hipnozla ilgili konularda da yani hipnozla da
hiperminenizi denilen şeyin ya da işte uydurarak geçmiş
yaşamları hatırlama falan diye abuk subuk çevirdikleri ya da
anlattıkları şeyin gerisinde aslında.
Tam da bunun olduğu yani bellekte korunmuş ama beni hiç
dışına itilmiş bir takım alanlara ulaşım erişim mümkün
oluyor. Yani nasılsa yani?
Yani belleğin sanki olağan işleyişi tekrardan kazanılmış
gibi demek istedim. Bütünleşmesi belki o zaman işte
bu noktada. Evet, yani ben bu noktada süper
var bile bir atıf yapmak istiyorum.
Kendisi norveçli bir akademisyen ve psikanalist türkiye'ye çok
gelip giden travma çalışmalarında eğitici olarak
rol alan birisi. Hani onun sözünü hatırlattınız.
Bana diyor ki insanların travması yoktur.
Travmaya maruz kaldıktan sonra harekete geçen zihinsel olarak
hayatta kalma yolları olan ancak büyük acılar yaratan süreçler
vardır. Yani bu savunma olarak
düşünürsek, hani birisiyle bu türlü bir karşılaşma yani
tereddüt bir karşılaşma belki. Şerefsiz savunmaların hani bir
miktar yani bütün o işlevsiz savunmana aslında korunmak için
ama daha çok acıya sebep oluyor. Hem başta bedensel olmak üzere
ama işte bu. Giderilmeye başlanıyor.
Yani bu işlevsiz savunmalar sorun yaratan en kapsüle tutmaya
çalışan ama daha çok sıkıntı yaratan savunmalar belki birer
birer. Azalıyor, ortadan kalkıyor.
Olabilir mi? En savunmaların hastalık olduğu
ya da mal fonksiyon olduğu durumlara çok kez rastlamıyor
muyuz? Zaten psikiyatri genelinde de
yani aslında o kişiyi korumak için olan şey hani meslekten
olmayanları da düşünerek çok daha geniş çerçeveden bakalım
düşüp bayılmanız aslında bir savunmadır.
Kalbinizle beyninizi aynı hizaya getirerek.
Kan akabını düzenlemeyi hedefler ama sonuçta bayılma bir hastalık
olarak algılanır. Bu psikopatoloji açısından da
sanki genel bir şey de söylüyor. Yani bizim bütün
belirtilerimizin yıkıcı olmadığı, bazılarının bir
savunma işlevi görebileceği ama savunma işlevi görürken de
kişinin yaşamını zorlaştırabileceği, ayrıca
hastalık yani hastalığın o belirtiği bulgu kompleksinde
kişinin failiğinin komple. Dışta olmadığını da gösteren bir
şey yani kişinin mesela kendisini korumaya dönük bilinç
ya da bilinç dışı bir mekanizma. Evet.
Geliştirdiğini, yani mesela ya burada bilinçlemeden kastım şey
gibi. Panik nöbeti geçirmekten korkan
birisinin kaçınması bilinç düzeyinde gibi görünür.
O kaçınma. Ama o kendi başına başka bir
şeyde ya karşı bir savunmadır ya.
Dolayısıyla böyle hastalık bir bakteri gibi gelip bizi tamamen
ııı bizim üzerimizde işlem yapmıyor.
Biz tepki veriyoruz, bir şey çıkıyor, o tepki veriyor, bir
şey çıkıyor gibi. Yani bilinç düzeyinde olan
kaçınma panik nöbeti geçirmekten ilk.
Akla gelen şey zaten daha önceki yaşantılarında da bilinç
düzeyinde olmayan ayrılık aksetesiyle.
Tabi. Uzakla gelen o bilinç düzeyinde
olmayan. Buradaki küçük bir müzik manası
verebiliriz. Bugünkü müzik parçası olarak
William cleanson'dan wzkap isimli şarkıyı dinleyeceğiz.
Benzap isveç arkadaşlık demek müzik arasından sonra tekrar
birlikteyiz. Müzik arasından sonra tekrar
birlikteyiz. Ben sözü çok uzatmadan Gamze
hocaya vereyim. Şimdi.
Isterseniz ben biraz geçen haftadan hani devam edeyim.
Uygun görürseniz tabii bu noktada çünkü tabi savunma çok
önemli dediğiniz gibi hatta aklıma çok.
Değerli hocam leylazilerinin Leyla hanımın evladım, hastanın
elinden savunmasını alırken yerine bir şey koyuyor musun?
Sözü de geldim. Biliyor musun?
Cem abi söyleyin. Yok, yani işte hoca ben
duyduğumuz var savunmayı elinden.
Almaya, cesaret etme hemen gibi. Hatırlıyordum ben de.
Tabi şimdi. Şimdi geçen hafta temel
çaresizlik kavramından söz etmiştim.
Freud'un aslında burada bir teşekkür de edeyim.
Talat farma'nın hemen Şubat depremlerinin ardından yazdığı
zannediyorum, t 20 dörtte yayınlanmıştı.
Bir makalesi vardı ve sonra ardından birkaç makale daha
yazdı. Bu konuyla ilgili orada freud'un
bu kavramından söz ediyordum. Yani temel çaresizlik ve
bağlarda onarım, hani bağları konuşuyoruz, terapide de değil
mi? Yani bağlarla bir onarım aslında
söz konusu. Şimdi bu temel çaresizlik tabii
biz doğduğumuzda evrimdeki en yakın dostlarımıza mesela
şempanzelere kıyasla gelişimde o kadar gelin ki.
Bağlanma aracılığı bakım verem bebek birimi olmasa bizim
hayatta kalmamız imkansız. Tabii freud, bir fizyolog ve
nörolog dolayısıyla hani oradan bu bu çok erken dünyayı
fırlatılıp atılmış olmamızı ve hayatta kalabilmek için çok uzun
süre yardıma bakıma muhtarçlığımızı altını çiziyor
ve varoluşumuzun en temelinde yatan bu kökensel çaresizlik
nedeniyle ötekilerle ömür boyu süren bağlar kurmaya yazgılı
olduğumuzu söylüyor. Şimdi temel çaresizliğin bedene
ve ruha yani iske soma yakınan izleriyle yarattığı kaydıysa
diyor. Yaşam boyu devam edecek ve
çaresizlik yaratan her tehlike durumunda yeniden yüzeye
çıkacaktır. Buna 1.926 daki.
Ketlenmeler, belirtiler ve anksiyete makalesinde dile
getiriyor ve tüm travmatik durumların ilk örneğini bu temel
çaresizliğin oluşturduğunu öne sürüyor ki gerçekten travma,
kişide işte bu temel çaresizliği tekrar ortaya çıkaran bir durum.
Tabi işte oradan önemli. Bir sözü verdir der ki kaygı
yani anksiyete bastırmada yeniden yaratılmaz.
Bu arada anksiyete kuramında revize etmektedir.
Baştan önceden var olan bir bellek imgesine veya izine uygun
bir duygulanım biçiminde üretilir.
Zihne ilk travmatik deneyimlerin tortuları olarak alınmışlardır
ve benzer bir durum ortaya çıktığında dellek simgeleri gibi
yeniden canlanırlar. Bunu profesör doktor can
kaptanoğlu bu sözünü damasyonun. Somatik.
Direkler. Sonatik işaretleyiciler kuramına
kadar izine getirir. Yani daha sonra da mastonun
ortaya çıkaracağı karar verme süreçlerinde anlık karar verme
süreçlerinde aslında bizim zihinsel bir düşünce ya da biraz
önce ibrahim kamın sence dedi. Hani atlıselimden çok bedende
işaretli bir biçimde duygulardan.
Üretilmiş olan izleri takip ederek bir karar verdiğimizi
belirtir. Hani o anlamda cem hoca'ya da
bir atıfta bulunmak isterim. Çok önemli bir saftaması
troid'in burada. Freud sadece özneyi, yani bebeği
ve onun uyaran seri karşısında koruyucu kalkanının delinmesini
itirama tarifinde olduğu gibi değil, aynı zamanda bir yaşam
deneyiminin, temel ihtiyaçların karşılanmamasının dedekte
yarattığı hoş. Tuzla işte üşümeye, açlık,
uykusuzluk gibi annenin uygun biçimde yanıt vermemesi
durumunda ortaya çıkan şiddetli kaygıyı, hatta dehşeti tarif
etmektedir ve tabii bu travmatik deneyimde aslında yeniden
kendini için de bulduğumuz haldir.
Yani freud'un kavramsallaştırmasına göre
travma her zaman bir. Hazırlıksız yakalanma
meselesidir. Ama, örneğin hükümetlerin,
devletlerin hazırlıksız yakalanma gibi bir lüksü olamaz.
Yani Şubat depremleri için de bunu söylüyorum madımak yan
madıman yıkılması için de grand kartal katliamın içinde yani
buradaki hazırlıksız olma hali. Evet yani bireysel olarak bizler
o durumda olabiliriz ama. Neden toplumsal kurumlar
kuruyoruz? Neden kurumlar var?
Hazırlıksız yakalanmaya karşı bizi tıpkı bebekken annemizin
yani o çevre anne dediğimiz, kucaklayan ve koruyan halini bir
temsilidir. Aslında devlet onun içinde vergi
veririz. Statoro travmanın gündelik
hayatının mutfakiyetlerini bireyin dünyayı istikrarlı ve
öngörülebilir gördüğü yanılsama inanç sisteminin paramparça
ettiğini, zaman algısını bozduğunu belirtir.
Ve der ki travmatik deneyim insanı sonsuza dek içine
hapseden bir şimdiki zamanda dondunuz.
Yani tam da hatırlamak istemediğiniz tam da unutmak
istediğiniz şeyde donup kalmaktan söz eder.
Yine bol haber travmayı yaşandığı anda bir anlam
çerçevesine oturtalamayan. Çünkü ruh sağlığın dokusunu
parçalayan kaba bir gerçek olarak tanımlar.
Başka bir deyişle temel bir çatlak meydana gelmiştir.
Bu çatlak yüzeyin hem kapsayan hem işlevselliği koruyan
zihinselliği de kapsayan alanlarında düzensizlikler
başlatır. Hani sanki böyle bir film?
Bir film izlerken birden o filmde bir kopma yaşanması gibi
akışın birden bire alt üst olması gibi ve katigarutun
belirttiği gibi travmatik deneyim bir tür paradoksa işaret
eder. Şiddet içeren bir olayı doğrudan
görmek, onu bilme yetisinden tamamen yoksun kalmayı da
beraberinde getirebilir. Bu dokudaki yırtılma sebebiyle.
Ve travmatik olay biraz önce ibrahim de bellekten söz
etmişti. Onun için karutu da anmak
istedim. Travmatik olay ve onun deneyini
kaydedilirken. Anlamın çağrışımlar yoluyla
zihinde bütünleşmesi mümkün olmaz.
Hani biraz önce timuçinerdi entegrasyon dedi işte bu
imkansız hale gelir ve çekilen ruhsal iştirak bir türlü
anlamına kavuşmaz. Kavuşabilmesi için de biraz önce
konuştuğumuz gibi ancak dinlediğini duyan ve bir anlam
çerçevesine oturtmasına yardımcı olabilen bir öteki gerekir.
Işte biz terapi odalarında bu öteki oluyoruz.
Bu anlamın çağrışımlar yoluyla kurulamaması direkt bir sosyal
aslında değil mi sosyal? Bence güzel tariflerinden biri
dissasyonu çağrışımlar kopuyor. Bu topraklarda yaşayıp disosya
olmamış kimse var mı acaba diye hemen merak ediyorum ben de.
Benim aklıma bir örnek geldi. Timur cinadi 10 ekim
patlamasından sonra gördüğüm bir kişi çok yoğun bir suçluluk
duygusu. Vardı ve şu nedenleydi.
Patlamadan sonra kendisini ankara'nın başka bir semtinde
buluyor ama oraya nasıl gittiği, ne zaman gittiğine dair hiçbir
hatırası yok. Hiçbir anı yok.
Yani bizim çok iyi bildiğimiz amnezi aslında yaşanan bir
sosyalasyonun bir biçimi ve 10'a çıkart bağlı o kadar büyük bir
suçluluk duygusuyla cebelleşiyordu ki ben nasıl
oradaki insanları bırakır ve giderim?
Sosyal aslında yani. Bütünüyle dizisiyatif bir tablo.
Ne, ne yapsın insanlar? Evet.
Ben de şeyi hatırlıyorum. Bu 99 depreminden sonra o çadır
kentlerde çalışırken şey. Dağıtılan bebek bezi dağıtılan
bir kuyruğa girmişti. Genç bir kadın.
Herkesle beraber şey bekliyor. Kuyrukta bebek bezi bekliyor.
Birisi onu tanıyan birisi 10'a çıkart yönelik dedi ki, ya senin
bebeğin yok ki, niye burada bekliyorsun?
O da dedi ki belki hamileyimdir. Yani hakikaten söyleyecek hiç
söz yok. Evet yok.
Yani tam çok belki o işte kaybolmuşluk o temel
çaresizliğim de bir dışa vurumu yani.
Bu freud'un anneden bakın verenden hani cem abi seferasyon
anksiyetesi ayrılık anksiyetesinden bahsetti.
Tabii bu daha sonra freud 1.920 altıda bahsediyor ama nesne
ilişkileri kuramcılarının bildiğiniz gibi çalışmalarının o
dağı oluyor. Onlara göre travmatik deneyimin
asıl patojenik unsuru koruma ve bakımına muhtaç olunan kişi,
kişiler veya özellikle toplumsal travma söz konusu ol.
Onda kurumlar tarafından ihbare kötü muameleye hatta istismarı
uğramaları kendi ligde mesela aklıma işte.
Geçenlerde deprem bölgesinde yanılmıyorsam Antakya olması
gerekiyor. Bir kamu görevlisi kendisine
emanet edilen bir şekilde anahtarını tutuyor herhalde.
O deponun ne kadar yardım malzemesi varsa.
Bunları satmış buradan gelir elde etmiş, onunla kendisini el
yapmış. Yani istismar deyince hani öyle
böyle değil. Işte bu kendilikle çevre
arasında arabulucu kanunundaki içsel iyi nesne de sessizliğe
bürünüyor. Yani bir dışarıdaki gerçeklik
var işte bu türlü ihmal ve istismar örneklerinde olduğu
gibi bir de içsel gerçeklik var ve burada bütün bu hali içinde
kişinin kendi içindeki iyi nesne de sessizliğe bürünüyor ve iyi.
Nesnelerin sürekliliğine duyulan güven ve empatiye olan hani
beklenti bana birileri empati yapar.
Beklentisi bunlar imha oluyor ve bu durum tam bir yalıtılmışlık
ve en şiddetlisinden terk edilmişlik duygularıyla
sonuçlanıyor. Mesela başka canımız yok.
Topluluğu bence çok çok kıymetli.
Yani böyle bir olay üstüne olması tabii ki.
Kahredici ama insanların bir arada duruşundan o kadar çok şey
öğreniyorsunuz ki 15 haziran'da başkent Üniversitesi istanbul
amacı konferans salonunda topluluğun etkinliğinde onları
gözleme fırsatı buldum. Yani onların dayanışması ancak
bu acı yani böylesi acılar yaşamış bir aile bütünüyle yok
olmuş. Yani işte tek çocukları onun eşi
2 çocuğu yangında vefat etmiş ve onların o bir aradalığı dışında
ne insanları ayakta tutabilir diye düşünmeden edemedim.
Yani onun için dayanışma gerçekten son derece önemli.
Bir de tabii resmi kurumların görevi olan yasal düzenlemeleri
denetlemeyen başlığı da söyledim.
Gerekli denetimler yapılsa dahi yerin gereğinin yerine
getirilmeyişi acil yardım ve kurtarma çalışmalarındaki
eksiklikler. Bunu hem grand kartal otel
katliamında gördük hem depremde dedi.
Çok diğer örnekte. Bir teviye çıkarılan mesela imar
afları kartalkaya facia'sının işte 6 Şubat depremlerinin
aslında işi görülmemiş bir felakete dönüşmesinde ki asıl
sebep önlenebilir oluşları. Ben depremden bir örnek
vereceğim. Bölgedeki psikososyal destek
çalışma sırasında meslektaşlarımızdan birisine
zannediyorum. Antakya veya maraşta bu olay
gebe bir kadın şöyle bir düşlem aktarıyor, doğum yaparken tekrar
deprem olacak. Doktor ve ameliyat ekibi beni
bırakıp kaçacak enkazın altında bir başıma kalacak.
Yani insanların yaşatılan neden toplumsal travma diye
nitelendirilir. Çünkü işte böyle bir iz bırakır.
Yani bırakılıp kaçılacak yardım gelmeyince bunu Şubat
depremlerinde büyük. Bir üzüntüyle gözledik.
Yine sonuçta bir atıf yapıcam, bu uygarlık ve
hoşnutsuzluklarında freud 3 tür ızdırabı kaynağını tarif etmiş 3
yönden diyor. Acı çekme tehdidi altındayız.
Kendi bedenimizden ki çürümeye ve yok olmaya mahkumdur.
Dış dünyadan ki bize ezici ve acımasız güçlerle saldırabilir.
Savaşlarda zorunlu göçlerde gördüğümüz.
Ve nihayet diğer insanlarla olan ilişkilerimizde yani ötekiler
nasıl davranıyor bizi bu sonuncu kaynağın yol açtığı ızdırap
diyor. Freud belki de en can
yakıcısıdır. Bir afetin veya başka türden bir
toplumsal travmanın sonucunda ortaya çıkan bu istırapların
akıbetini ötekilerin tutum ve davranışları belirliyor.
Sonuç olarak ötekilerin insanlığına dair çünkü içinizde
sönmeyen bir umut var. Inatla başkasının gözü önünde
ölmeyi yok olmayı reddediyoruz diyor freud.
Ve ne zaman ki onların tepkisi ya da tepkisizliği bu
beklentimizi boşa çıkarır. Işte o zaman derin bir
umutsuzluğa ve çaresizliğe teslim oluruz.
Belki o zaman gerçekten o temel çaresizlik dediği, freud'un ilk
bebeklik dönemindeki hale geri döneriz ve tabii birkaç
kategoride toplumsal olarak bununla karşılaşıyoruz.
Bir tanesi toplumsal sistemin bireyleri kucaklayamaması,
besleyememesi, onlara bakım ve koruma sağlayamaması durumu.
Mesela yoksulluk ııı, pandemi gibi pandemi de bunu gördük.
Doğal afet, önlenebilir, felaket, toplumsal kargaşa,
şiddet veya savaş gibi durumlarda önlem alınmaması,
yardım edilmemesi ve merhamet gösterilmemesi buna bir örnek.
Bir başkası yetkililer ya da ayrıcalıklı toplumsal gruplar
tarafından azınlıklara ya da toplumun geniş kesimlerine
yönelik. Açık saldırılar ne yazık ki
ülkemizde bunun da birçok örneği var.
Toplumsal baskı iç ya da dış savaş, ırkçılık, soykırım, zulüm
gibi örneklerle kendini gösteriyor.
Bir de toplumsal sistemin yozlaşması ne yazık ki bu da çok
aşina olduğumuz bir durum. Yürürlükteki değer ve yasaları
koruyor gibi yaparken gerçekte onların ilan edilmesi örneğin.
Yetkililerin işte en hafifinden yolsuzluk yapması gibi durumlar.
Yani toplum ve kuramla ııı kurumlar, bireyler ve gruplar
için ne zaman kapsamı işlevi görmese bu toplumsal travmaya
yol açar diyebiliriz. Deep, turin.
Yani işte birincil bakım veren eliyle diye altını çizdiğin için
bireyde anne toplumda da devlet ana aslında tra.
Vmanın da müsebbibi gibi görünüyor böyle bir durumda.
Ya da devlet baba galiba Türkiye de daha çok devlet baba.
Anavatan ama devlet baba. Babaya dikkat çekmek istedim.
Analist de konuşunca dikkat etmek lazım.
Anaya babaya tabii. Hocam bu toplum içinde diğer
kişilere karşı olan beklenti bu. Freud'un kökensel ne demişti?
Temelsiz çaresizlik yani bağlantıyı o oradan kuruyor dimi
o yaptığınız alıntıda yani her halükarda başka insanlara karşı
bir. Beklenti ihtiyaç.
Hali söz. Konusulara.
Bu ölüm orucunun tarihi de biraz buna dayanıyor diye okumuştum.
Yani ölüm orucu ilk hindistan'da böyle işte bir köyde belki
gösteriliyor. Birinin birine borcu var ve
alamıyor. Gidip borç yani şey alacaklı
olan kişi. Borç verdiği kişinin kapısının
önünde ölüm orucuna başlıyor. Iıı ve buradaki niyeti şu yani o
borcumu vermezsen ben kendimi öldüreceğim ama bir taraftan da
şu beklenti var, yani herhalde işte borç verdiğim kişi beni
ölüme terk etmez. Tamam o terk etti.
Bir yerden sonra bu mahalle beni terk etmez.
Herkes neticede görüyor adım adım ölüme doğru gidiyor.
Ya da hatta olayda şöyle anlatılıyor, insanlar gidip bu
ııı borçluyla konuşuyorlar. Bak adam öldürüyor kendini ver
borcunu gibi. O beklentinin şeyi ifadesi biraz
ölüm orucu kavramının çıkış yeri de.
Diye okuduğum yerlerden biri mi? Çok sağ olun bu tam da oturan
bir örnek oldu. Çünkü bu uygarlık ve
hoşnutsuzlukları senimde geçen işte bir tarih boydun.
Evet yani bir başkasının gözü önünde önleyeceğimize inanıyoruz
aslında. Yani ölüme terk edilmeyeceğinize
inanıyoruz. Toplumsal travma veya ölüm
oruçları da yani gözümüzün önünde öl.
Memize müsaade edecek misiniz? Gibi bir aslında sorun.
Hala o temel insanlığa dair var olan bir inanç, o da yıkılınca
herhalde travma daha derinleşiyor.
Işte o zaman temel çaresizlik oluyor.
Yani o inançın yıkıldığı hani anne bebek ilişkinde de anneden
değil mi? Hiç bir yanıt alamama ve
bütünüyle terk edilmişlik içinde dehşetle kalmanız.
Ama şu geliyor, dayanışmanın eksikliği ya da yeterliliği
konusunda bir açıklama yapmaya kalkacak olursak, yani toplumsal
tutum bakımından herhalde. Herhalde sadece insan tabiatı
üzerinden bir açıklama yapmak yeterli olmayacak.
Yani günümüzdeki dayanışma ihtimali veya işte
yapılabilenler belki başka zaman daha farklı.
Şimdi bütün dünya bir evinsizlik içerisinde ve herkes evet.
Belki de daha önceki zamanlara göre daha farklı davranıyor.
Kültüre ve zamana göre değişebilecek bir şey ama.
Eee ne dersin o konuda yani. Benim aklıma 2 örnek geldi.
Şimdi siz söyleyince bir tanesi asla yalnız yürümeyeceksiniz
sloganı. Yani adeta uygarlık ve
hoşnutsuzlukları okunmuş diyeceğim ama aslında yani bu
hepimizin içinde. Hani ortak değerlerimizin ilk
sırasında yer alan aslında hani önce öldürmeyeceksindir ya bütün
günlerin bazı önce öldürmeyeceksin.
Başkasının ölümüne de göz yumurtacaksın, o zaman asla
yalnız yürümeyeceksin oluyor işte.
Yani hani freud'un bence? Dehası hani bizim zaten
kültürümüzü var eden temel dinamikleri çok iyi okuyup bunu
ben. Edebi de buluyorum, edebi
eserlere dönüştürebilmiş olması ve üstüne düşündürtmesi bir de
ya hep. Beraber yani hiç birimiz sloganı
bu da başka bir örneğin. Yani toplumsal dayanışma
gerçekten vazgeçilmez belki izliyorsunuzdur.
Sırbistan'da ekim ayından Kasım ayından beri çok büyük
gösteriler var en son. Şey, hükümetin akademisyenlere
maaş ödemeyi kestiğini biliyor musunuz?
Hayır, öğrenciler üniversiteyi boykot ediyor.
Akademisyenlerdi boykot'a katılıyorlar.
Onun üzerine madem siz boykot yapıyorsunuz, o zaman işinizi
yapmadığınız için maaşınızı da ödeniyoruz diyor.
Vay canına, ne akıllar neden bizimkiler akıl ödemedi acaba?
Burada yine bir durayım mı, devam mı edelim?
Çünkü benim hatta biraz malzemem var.
Daha dayanıklılığa gelmedim. Napalım duralım mı bence?
Isterseniz duralım, sonra yine yapalım, uygun bir zaman varsa.
Yani çok zengin içerik. Bir de işte içerik de çok.
Bazen bizim hani donup kalma noktası.
Yoğun oluyor çok. Bazen bir şey söylememiz bile
mümkün olmadığı. Belki ara verip sonra travmadan
çıkıp analiz konuk varken yarım bıraktığımız yerden.
Narsizme geçme şansı olur bakarsınız.
Ama hocam biz sizden bir narsist bir kişinin narsist olduğunu
nasıl anlarız? Gibi taktikler için köye
girmişler. Yada.
Eşten nasıl kurtulursun? Nasıl kurtulursun?
Efendim, nasıl koruruz? Narsistleri gösteren en temel 10
işaret falan. Bu.
Konuda şeyim samimiyim. Öyle yapalım mı?
Eee olabilir abi ben. Ya da belki şey, ben rezilyans
bağlanma filan gibi konuşup. Hani bütün bunların biyolojik
düşümleri vesaire gibi bir yere bağlayıp sonra nöropis kanalize
de kapı açabiliriz. Bu da bir yıl olabilir.
Evet narsizmdense galiba. Tamam yani herkes en sevdiği
konuda en anlatmak istediği şeyi anlatsa tabii güzel oluyor.
Madem onu tercih ediyorsun tabii ki rezilyans'dan neres kanalize
geçebiliriz? Niye olmasın?
Bağlanmanın böyle psikanalizi. Bu keyifli sohbetin bugünlük
sonuna geldik. 2 hafta sonra tekrar Gamze hoca ile
sohbetimize devam edeceğiz. Ben bugün bu bölümü kapatırken
bir ressam ve resim hakkında yine bilgi vereceğim.
Bugünkü ressam olarak anders sorunundan bahsedeceğim.
Ander isveçli bir ressam, gravür sanatçısı ve heykeltıraş 1.860
yılında morada isveçinde doğmuş kendisi.
Isveç kraliyet sanat akademisinde eğitim almış ve 19.
Yüzyılın sonu ile 20. Yüzyılın başında özellikle
Amerika deva avrupa'da çok büyük gün kazanmış, özellikle su
yansımaları ve nu tablolarıyla ün kazanmış biri.
Empresyonizm ile ilgili em, daha doğrusu eserleri empresyonizmden
izler taşıyor bu. Ressamı underson'u aslında
ilginç yapan şeylerden biri de Amerikan başkanı theodor rose
dahil olmak üzere dönemi seçkin kişilerin hep portresini yapmış.
O açıdan ilginç bir ressam aslında ben bugün size
underson'un sonbahar ne ismini esen'le takdim edeceğim.
Son mario'ya isveççe yaz eğlence istemek 1.886 yılında yapılmış
bir resim bu. Resim izlenimciliğin en önemli
tablolarından biri olarak kabul ediliyor.
Bu resimdeki ilginç olan şey kademen bahsettiğim bu ander
sorunun aslında kullandığı su yansımaları bu.
Resmi yaparken aslında şundan etkileniyor.
Eşi emma sorunu evleniyor. Emma sorununa evlendikten sonra
eşinin ailesinin evinin olduğu bir kasabaya gidiyor.
Isveç tarafında ve oradaki yerden esinlenerek aslında bu
tabloyu yapıyor. Sanatçı burada eşi emmason ile
bir aile dostunun ahşap iskele üzerinde bir yaz günü yürürken
betimliyor ve su yansımalarını çok güzel kullanıyor diye
söyleyebiliriz bu. Haftalık bizden bu kadar 2 hafta
sonra tekrar görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean