Toplumsal Travma ve Yas
Bu bölümde toplumsal travmaları Kartalkaya otel yangını ve Sivas katliamı üzerinden konuşuyoruz. Bu konuda deneyimli konuğumuz Prof. Dr. Gamze Özçürümez bize toplumsal travmaların psikiyatrik boyutunu anlatıyor.
Herkesin merhaba dikensiz gül bahçesi vaat etmiyor.
Spot kestiğinin yeni bölümüne hoş geldiniz.
Ben doktor taysin rolaz bu potans bölümünde benimle beraber
profesör doktor cemaat paşaoğlu, profesör, doktor.
Timur oral. Doktor ibrahim ellak ve konuk
olarak da profesör doktor Gamze özçülmez bizlerle beraber bu.
Bölüme başlarken öncelikle cem hoca Gamze hoca'yı tanısın,
ondan sonra başlayalım diye söyleyeceğim, ben sözü size
bırakayım, cem hoca'm siz devam edin.
Tamam, gamzecim hoş geldi. Merhabalar.
Kabul ettiğin için. Ben çok teşekkür ederim pek çok.
Dinleyici seni tanıyordur ama tanımayanlar da olabilir diye
seni tanıtayım. Sevgili Gamze öztürmez uzun süre
bölüm başkanlığını yaptığı başkent Üniversitesi Tıp
Fakültesi psikiyatri ana bilim dalında halen öğretim üyeliğini
sürdürüyor. Aynı zamanda psikanalist.
Adayı. Adayı ama eğitim ve süper vizyon
faaliyetlerinde. Aktif olarak devam ediyor.
Hı hı psikanalitik bulgur alanında evet.
Panelitik psikoterapi alanında. Gamze çok uzun zamandır travma
çalışıyor. Başka pek çok şeyin yanı sıra.
Temmuz zor bir ay, şimdi 3 Temmuz madıma akla getiriyor ama
bizi en çok gamzeyi davet edip toplumsal travma konuşma
konusunda motive eden yaklaşan mahkeme oldu.
Grand kartal otel facia'sının ilk mahkemesi 7 Temmuz da
yapılacak. Biz şimdi o konuda.
Bir şeyler söylemek ve oradan yola çıkarak toplumsal travma ve
dayanışmayla ilgili gamze'nin değerli fikirlerini almak
istedik. Sorularımız var.
Başka ekleyeceğim bir şey kaldı mı gamzecim yoksa?
Yo çok teşekkür ederim. Yani gerçekten bu benim için çok
kıymetli bir davet. Uzun süredir tabii ki
podcastinizi keyifle dinliyorum. Hem öğreniyorum hem gerçekten.
Önemli bir boşluğu doldurduğunu düşünüyorum.
Onun için ben sizlere teşekkür ederim.
Tabii 7 temmuzda dediğiniz gibi bolu'da grand kartal otel
katliamının ilk duruşması yapılacak.
Bu facia 21 ocak'ta gerçekleşmiştik.
Şimdi tabii travmanın en önemli yanlarından biri.
Yani herkes tabii ki bir travmatik deneyim hayatında en
az bir kez yaşamıştır. O günü hatırlarsınız
detaylarıyla mesela madımak dediniz madımak otelinin
yakılması 1.993 diye hatırlıyorum.
Yanılıyor olabilirim, umarım yanılmıyorumdur. 93 ben o gün
mesela neredeydim yangını ilk ne zaman haber aldım?
O sırada neler konuşuluyordu? I lk önce tabi ki biz
anlamamıştık. Yani bu ölçekte bir kat.
Liam yapıldığını işte giderek böyle bilgiler arttıkça büyük
bir dehşet duygusu inanmazlık. Yani insan gerçekten hani Sivas
gibi aslında anadolunun en güzel ankadim şehirlerinden birinde ve
kültürel de bir şehirde böyle bir olayı hayal dahi edemiyor.
Aynı şey benim için 21 ocak 2025 tarihini de.
Belleğime kazıdı. Eğer çünkü işte o gün bazı
telefon görüşmeleri yaptık. Meslektaşlarımız sevgili
zeynep'le ozan kota'nın. Oğllarının da.
Tartalkaya'da eğitmen yardımcısı olarak hayat eğitmeni yardımcısı
olarak bulunduğunu duyduk ve hep böyle haberleşmelerde zaten
başta 2 kişinin kaydından söz ediliyordu.
Tabii ki rakamların bir önemi yok.
Ama daha sonra ortaya çıktı ki aralarında sevgili ömrün de
oldu. Yani zeynep'le ozanın
oğullarının da olduğu bizim başkent Üniversitesi Tıp
Fakültesi son sınıf öğrencisi hepimizin çok sevdiği Yiğit genç
payında olduğu yani ankara'dan çok tanıdıkların olduğu ama
tanımasanız bile tabi olayın oluş şekli yani sabaha karşı
yataklarında insanlar. Mutfakta çıkıyor elektrik
kontağından ondan sonra hızla yayılmaya başlıyor.
Çünkü otelin yangın uyarı sistemi devre dışı.
Bunun nedeninin odalarda sigara içildiğinde devreye girince
sıkıntı olması gibi böyle tuhaf bir açıklama var.
Çünkü otel olduğu gibi ahşap. Yangın sistemi devreye girmiyor.
Söndürme sistemi otel sahiplerinin o sırada otelin en
üst katındaki işte odalarında olduğu, onların burunlarının
bile kanamadan otelden çıktıkları.
Çünkü olayın herhalde bu hale geleceğini öngörmemiş olacaklar
ki kendi arabalarını çekmekle hani dışarı çıkmak istemeleri
tabi ki çok anlaşılır ama haber verdirtmemeleri veya haber
verdirtmedi. Klerinin söylenmesi gibi.
Hani hepimizi dehşete düşüren detayları var bu.
Facianın. Dolayısıyla hani ben toplumsal
travma dediğimde artık aklımda hiçbir zaman izin silinmeyecek
bir biçimde tıpkı madımak otelinin yakılması gibi kartal
otel faciası ya da katliamı var. Bunun birçok örneği var.
Ne yazık ki bizim ülkemizde toplumsal mı?
Çok sayıda 10 ekim gal patlamalarını, yani intihar
bombala bombacıları tarafından gerçekleştirilen.
Eylem de yüzden fazla insanın ölümünü ankara'nın göbeğinde
veya daha birçok olayı işte düşünebiliriz.
Çorum katliamı gibi birçok. Şey şimdi tabii travma
dayanılmaz dehşet verici ve izci deneyimlenen bir olay.
Toplumsal travma ise travmatik bir deneyimin ruhsal ve
ilişkisel sonuçlarını toplumsal olaylar çerçevesinde ele alan
bir kavram, yani sadece savaşlar kıyımlar değil, gerek grand
kartal otel katliamı gerek 6 Şubat deprem felaketi ortaya
çıkan sonuçlarının önlenebilirliği itibariyle
aslında birer toplumsal travma. Ve önlem alınmayışı
pankartlardan hatırlarsınız. Yani insanların Twitter
paylaşımları veya sosyal medya paylaşımlarında işte biz de
orada olabilirdik. Biz de bu şekilde ölebilirdik.
Paylaşımlarının ardından benzer bir olayda ölmeleri de aslında
toplumsal anlamda ciddi. Travmatik bir deneyim sadece
savaşlar değil yani burada denetimsizlik var.
Kağıt üstünde belgeler söz konusu.
Hep onaylanmış her şey çok düzgün bir biçimde işlemiş gibi.
Onaylanmış işte sorumluluğu birbirine atan kurumlar hiçbir
şey olmamış gibi davranan yöneticiler hâlâ kültür ve
Turizm Bakanı ve bakanlıktan sorumlu kişilerin soruşturmaya
dahil edilmelerine izin verilmişti. 78 kişi ölmüş
aileleri büyük bir çırpınış içinde ve başka canımız yok
topluluğu. Kuruyorlar ki başka insanların
canı. Yanmasın diye.
Ve toplum birbirine sonra tabii o kadar çok bu türlü olaylar
yaşanıyor ki. Hangi birini hatırlayacağız?
Zaten bir bellek problemi travmanın tam göbeğinde durur.
Bildiğiniz gibi yani travmatik deneyim bellekte de çeşitli
biçimlerde değişiklikler yapar. Dolayısıyla yani bu ilk maaşlar
liyakatsizlik vesaire kendini sürekli yineleyen bir duruma
dönüşmesi durumda ülkemizde. Şimdi Tahsin almanya'da yaşıyor.
Almanya'da elinize bir soba ya da kuzine kurmak için.
Belediyeye başvurmak zorundasınız.
Onlar gelir işte bağlantı borularını inceler işte.
Havalandırması uygun mudur? Bakar vesaire bunun ciddi bir
edokrasisi vardır ve ondan sonra kuzeni kullanabilirsiniz.
Evinizden içinde ve koskoca bir otel.
Bulunduğu mevki itibariyle itfaiye yok.
Yani kartalkaya'da itfaiye olmadığını da bu olayla öğrenmiş
olduk. Eee.
Hani düşününce gerçekten insanın aklı almıyor hani?
Dolayısıyla toplumsal travma ister istemez.
Hani yani bu? Ülkede yaşayan psikiyatristler
olarak. Bizim sürekli gündemimizde
olmaya devam ediyor zaten biliyorsunuz son günlerde
izmir'in alev alev yandığını görüyoruz.
Ben bugün irem yıldız'la haberleştim.
Başka bir sebeple irem bu yangınlar sebebiyle ortaya çıkan
işte insanların yaşadıkları travmanın etkilerini işte bir
nebze hafifletebilmek için muhtemel psikososyal.
Ağla birlikte çalışmalar yürütüyor.
Yani bu bitmek bilmeyen bir uğraş maalesef hani toplumsal
travma alanı yine almanya'da çok çalışılan bir alan.
Benim de buna dahil olmam. Açıkçası 2.010 yediden itibaren
almanya'da böyle bir üniversitede.
Işte çalışmaya başladıktan sonra oldu.
Bilmiyorum sizler ne dersiniz bu girişe?
Valla travma söz konusu olunca o kadar ağır oluyor ki her şey.
Insanın konuşması gelmiyor. Gerçekten akıl da almıyor bir
yandan. Yani hakikaten.
Yani o travmanın bizzat birincil etkisini yaşayanlar dalga dalga
ikincil üçüncül giderek bütün ülkeye yayılan başka başka
şeyleri de beraberinde getiriyor şeyleri de dahil tabi tedavi
ekiplerini. Onlarla uğraşan herkesi.
Evet yani şimdi mesela uluslararası kanaliz birliğinin
içinde travmaya bütünüyle odaklanmış bir ekip var.
Çünkü dünyada çok çılgın bir durumda bildiğiniz gibi yani
israil'in filistin'e yaptıkları Filistinlilere gazze'de
yaptıkları. Ve hani işte gözünüzün önünde
geçen hafta iranın üst düzey yetkililerinin.
Resmen suyu Tesla öldürülmesi ardından işte karşılıklı
bombalamaların başlaması. Yani tabii bu bizim coğrafya
değil, sadece hani dünyanın 41 tarafında.
Süre giden bir durum. Farklı şekillerde.
Burada küçük. Ve müzik molası.
Verebiliriz bugünkü müzik. Parçası olarak yol yiyen mi
isimle? Eseri dinleyeceğiz.
Yoğ yiyemedi. Eseri, saygı hayşı exel isimli
sanatçı. Icra ediyor.
Daha sonrasında tekrar birlikteyiz.
Müzik arasından sonra tekrar birlikteyiz.
Ben sözü tekrar. Gamze hocaya bırakayım.
Biraz hani belki tanımlardan söz edebilirim mesela işte pragger
önemli bir çalışmacı toplumsal travma alanında toplumsal
travmayı hem toplumsal gerçekliğe hem de psikanalize
cisimleşen bireysel deneyime denk gelen bir çerçevede
tanımlıyor. Şimdi psikanaliz demek, öznellik
demek. O anlamda bireysel deneyime denk
gelen diye altını çiziyor prager 10'a çıkart göre.
Toplumsal travma varlığımızın ön görüldüğü bir dünyaya olan
inancı sarsacak yani herhalde. Işte yangın sırasında devreye
girmesi gereken alarmın kapatılması.
Mesela varlığımızın öngörüldüğü bir dünyanın olmadığını işaret
ediyor. Veya yangın sırasında devreye
girmesi gereken işte yağmurlama sisteminin bozuk olması.
Demek ki varlığımız öngörülmüyor demek oluyor.
Tatliamda tam da bu yüzden galiba kullanılıyor değil mi?
Gamze, evet özcük olarak sacha demiyorlar, başka canımız yok,
topluluğu demiyoruz. Çünkü bizler de o topluluğun
içindeyiz. Hem meslektaşlarımız bizzat bunu
ne yazık ki çok ağır bir biçimde yaşamak zorunda bırakıldıkları
için facia demiyoruz. Bu bir katliam yani bu taam
müden bir şey. Burada bir olası kast var.
Tabi bu hukuki biterim mesela şampiyon melekleri
duymuşsunuzdur. Tabi adıyaman'da i siyas otelde
konaklayan. Orada da mesela benim Anadolu
lisesinden rehberlik alanında çok emek etmiş, türkiye'nin
doğasını, kültürünü tanıtmak ve korumak için ömrünü adamış
arkadaşım isyas otelde öldü ya da öldürüldü.
Yani bir kumdan kaleymiş mesela aynı şey söz konusu.
Yani bu kadar dayanıksız bir binanın inşa edilmesi burada
insanlar kalacak. Belli ki orada da 72 kişi öldü,
72 belki sadece kıbrıs'tan olanlar rehberleri orada bulunan
rehberleri de katınca daha büyük bir grup da olabilir ama aynı
şey yani orada da bir katliam var.
Ezgi apartmanı örneği var yani? Körlü tren faciası var Çorlu
tram faciası var. Kesinlikle evet yani aklınızda
tutabilmek için yani unutmak imkansız ama hani o kadar çok ki
mesela. Unutmadım, aklımda madımak
oluyor ya hani her sene anma sırasında sosyal medyada hashtag
budur, unutmadım aklımda yani unutmamamız gerekiyor ama bir
sonuç çıkartmamız gerekiyor aynı zamanda ve bu yok ve bu.
Öngördüğümüzü hani vardığımızın? Onaylandığı bir dünyaya olan
inancı sarsacak kadar tehditkar biçimde hafızalarda yer eden bir
olay ya da olaylar dizisi. Toplumsal travma.
Burda tabii yine priger bilirsiniz.
Bizlendirmeleri pek severiz. Ruh sağlığı çalışanları olarak 3
tür toplumsal travma tanımlıyor. Ölümcüllük travmaları yani sevgi
dolu benliğin risk altına girdiği ölümle burun buruna
geldiği durumlar, şiddet ve bedensel zarar travmaları.
Burada eşit haklara dayalı toplumsal sözleşmenin garanti.
Ettiği güvenlik ve emniyet yanınsamasının çünkü emniyette
olduğumuz aslında bir yanılsamadır, doğal afetlerden
biliriz. Birden deprem olabilir. 99
Marmara depremini yaşadık yaşadınız siz daha o zaman.
Kıdemliydiniz ve sahada da çalışmışsınız.
Bunun zedelendiği durumlar bir de kişisel görünmezlik
travmaları. Bunlarda birey olarak
tanınmamanın toplumsal bağların kopmasına yol açtığı ve bunun da
bireyin daha geniş toplumsal, bütünle olan dayanışma
ilişkilerini geri çekmesine neden olan durumlar.
Yani son derece sakatlayıcı aslında üçüncüsüne baktığımızda
toplumsal. Ağ veya işte.
Örüntü ya da kumaş yırtılıyor. Bu türlü travmalarda bir
özellikle belki azınlık grubunun başına gelenlerin ya hak
ettikleri için olduğunu söylemeniz veya öyle davranmanız
bunu 10 ekimde ne yazık ki gördük bir ulusal maçta.
Üstelik konya'da tribünler yuhalamışlardı. 10 ekim gar
katliamında ölenler onusına bir dakikalık saygı duruşuuna davet
etmişti. Anons eden ve yuh mama sesleri
duyulmuştu. Mesela kişisel görünmezlik
travması böyle bizim ülkemizde örneklendirilebilir.
Iıı ben biraz bizim toplumsal travma andan da izlemizle kısaca
bahsetmek istiyorum. Yani bu işin içine nasıl girdim?
Zaten işin içindeyiz de. Yani türkiye'de doğmakla işin
içindeyiz ama kısaca özetlemem gerekirse ben 2.010 yedide dahil
olduğumda zaten 5 yıldır bu ağa Bosna Hersek, Bulgaristan,
Almanya ve sırbistan'dan araştırmacılar tarafından
oluşur. Ulmuştu daha sonra ben ve kamu
yönetimi siyaset bilimi alanında akademisyen olan sayen
özcürmenizi katılımıyla özellikle savaş sonrası
diktatörlük sonrası toplumların psikososyal anlamda
yaşadıklarını incelemek için kurulmuştu.
Bu boğ ve Almanya akademik değişim servisi de ade
tarafından destekleniyordu. Işte bu çalışma travmanın
tanınması, toplumsal travmanın sürekli izlenip.
Belki Türkiye insan hakları vakfının hep yaptığı gibi
sürekli kayıt altına alınması. Bellekteki izleri eee.
Bunun bağlanma ve mentalizasyon süreçlerini etkileri toplum.
Sal travmatik geçmişin psikoterapi de nasıl ele
alınacağı gibi konulara ne onlarmış bir çalışma grubu, aynı
zamanda da gelişim, eğitim ve göç davranışları üzerindeki
etkilerini araştırdık. Tabii o dönem suriye'den yoğun
bir göç aldığımız işte zorunlu. Koruma altındaki işte
Suriyelilerin türkiye'nin birçok bölgesine yerleşme çabalarının
olduğu bir zaman dilimine de denk geliyor.
Yıllar içinde işte bu ülkelerden çalışma arkadaşlarımızla
birlikte 3 kitap yayınlandı. Benim dahil olduğum zorunlu göç
ve toplumsal travma bu çok disiplinli bir grup.
Dolayısıyla hani farklı alanlardan psikanaliz,
psikoloji, sosyoloji, siyaset bilimi bu açılardan ele
alıyorduk. Zorunlu göçü bu bir ödüle layık
görüldü. Gradiva ödülle dünyada
psikanalize geliştirmek ve yaygınlaştırmak için yapılan
çalışmalara verilen diyor. Ödül ar.
Dından ders kitabı niteliğindeki sosyal travma çok disiplinli bir
kitap başlığıyla başka bir kitap yayımlandı.
Son olarak da screen ingl scarce sinematik invesebility of social
travma yani toplumsal travma genelde görünmek istenmeyen veya
gör görmezden gelinen bir travma biçimi olduğu için başlığı böyle
koymaya karar vermiştik ve 5. Ülkenin işte herkes bir filmiyle
ülkesini temsil etti. Bizim ülkemizi de o tüm sonbahar
filmi bu kitapta temsil etti. Sevgili cem kaptanoğlu profesör
doktor can kaptanoğlu, filmin çok iyi bir psikanalitik
çözümlemesini yaptı. Ben de Özcan Alper de bu film
üzerine bir sohbet yapmıştım bu arada.
Biz 11 yaz okulumuzda 9 yüzden fazla uluslararası öğrenciye
toplumsal travma alanında dersler verdik ve hala
bağlarımız öğrencilerimizle sürüyor.
Yani toplumsal travmanın akademik anlamda hayatıma girişi
aslında bu şekilde oldu. Bir şey soracağım.
Gamze biraz hafif konuyu değiştirmek gibi olacak ama
neden dradiva ödülü ödülün adının gredibi olmasının sebebi?
Vilhan yense'nin 1.903 yılında yazdığı roma'nın adı gradywa
latince yürüyen kadın anlamına gelen bir sözcük ve.
Vatikan müzesinde sergilenen orijinali sergilenen bir rodyef
kredi var bu. Jazzan yansan ya da romanında
antik çağdan kalma bu rolü saplantı haline getiren genç
arkeoloğun hikayesini anlatıyor. Bu da freud'un çok ilgisini
çekiyor. Çünkü freud parçalı bir
geçmişten gün yüzüne çıkardıklarıyla anlamı yeniden
inşa etme çabasında. Arkeolojiyi psikanaliz için bir
metafor olarak görmekte, kendisinin de aynı kazı
çalışmasını insan zihninde yaptığını düşünüyor.
Bir de tabii önemli bir notu var. 1.907 yılında yayımladığı
yansıy'nin greddivasında sanrı ve düşler adlı yapıtında.
Bir aslında saygı ve hayranlık ifade ediyor.
Ve diyor ki, yaratıcı sanatçının bilim insanının önünde olduğu
bu. Ve bunun çok hayranlık
uyandırdığını kendisinde ifade ediyor.
Ve tabii kredi ödülü eserlere verildiği için işte kitaplara
ağırlıklı olarak oradan yola çıkarak ödülün adı da gredivan
oluyor. Ve yine doğru hatırlıyorsan
boyutu sana da verilmişti böyle. Kitapla aldık, grady böldüğünü
yani bu grubun ödülü bölü. Şimdi ilginç bir şey oldu son?
Işte hala uluslararası psikanaliz üniversitesi'nde
dersler vermeye devam mı ediyorum ve bir ay önce
berlin'deydim. O sırada işte müze adasındaki
müzelerden birinin üstünde kocaman bir afiş gördüm.
Siz şimdi benim ekranımda görebiliyorsunuz ama paul
clee'nin angelist nowus adını verdiği bir tablosu ve bu
psikanalitik literatürde savaş meleğin adıyla geç.
Bu tablo bu. Tabloyu tabii görünce içeri
girmemek imkansız hani? Çünkü çok yazılmış çizilmiş
üzerine bu tablonun biraz sonra balter benyeninden de
bahsedeceğim. Onun da önemli bir atfı var ve
kendi satın alıyor. Pole crea'dan bu tabloyu şöyle
bir. Şey, o zaman öğrendim farkında
değilmişim. Bu tablo şu an kudüs'te
bulunuyor. Ben yemin Musevi tabii aslında
işte başına tahmin edeceğiniz şeyler geliyor. 1.930 üçte
berlin'den almanya'dan kaçmak zorunda kalıyor, sonra yanında
götürüyor. Bu tabloyu paul'den arkadaşı
zaten satın aldığı sürgüne birlikte gidiyorlar.
Nazilerin fransa'yı işgal etmesi üzerine çünkü fransa'ya kaçıyor.
Valter benyamin daha uzakları tabii kaçmayı denemeden
klini'nin çizimini ar. Şubateye emanet ediyor.
Batey, çalıştığın yer olan Paris ulusal kütüphanesinde ben
yeminin başka önemli eserleriyle birlikte çizimi saklıyor.
Ben yemin daha sonra ispanya sınırında yakalanıyor ve naziler
tarafından işkence ya uğramamak için Eylül 1.900 kırkta intihar
ediyor ik. Inci, dünya savaşının ardından
arkadaşı batey baskıyı frankfurt'ta theodor adorno'ya
götürüyor. Adıhorno, ben yemin'in
vasiyetini yerine getirmek üzere esere almanya'dan filistin'e göç
eden Yahudi misdi sizin üzerine uzman seçkin ve bilim insanı
gersh şöle mi gönderiyor? Şöyle, tabi bunu bir müzeye
veriyor. Kudüs'te ya bana çok trajik
geldi. Yani bu tabii ki eserin bence
berlin'de dönüp dolaşıp hani ben yemenin başına gelenleri de
düşününce sergilenmesi tabii ki çok çarpıcı ama o sırada tabii
gazze'de yaklaşık bir yıldır israilliler'in hani savaş
tanrısı olup. Gazle'de taş üstüne taş
bırakmaması sebebiyle de bu bana çok çarpıcı geldi.
Şunu söyleyin, yani 78 ekim'de. Hamasın saldırılarını asla göz
ardı ediyor filan değilim ama ardından olanları da hani
hiçbirimizin antisemit olmadığını da düşünüyorum.
Göz ardı etmemiz mümkün değil. Yani orada artık toplumsal
travmanın hani farklı bir kitabının yazıldığını
düşünüyorum. Bunun üzerine çok inceleme
yayınlanacaktır tabii ki ama ben yemin işte size bahsettiğim bu
resimden ilhanla tarih kavramı üzerine başlatı.
Makalesinin dokuzuncu tezinde angeli sunalus'u tarihin meleği
olarak tasvir ediyor. Daha sonra savaş tanrısı diye
savaş meleği olarak anılsa da. Ve şöyle yazıyor, danyemin
bakışlarını ayıramadığı bir şeyden sanki uzaklaşıp gitmek
üzere olan bir meleği tasvir ediyor.
Gözleri fal taşı gibi ağzı açık kanatları gerilmiş.
Tarih meleğinin görünüşü de ancak böyle olabilir.
Yüzü geçmişe çevrilmiş. Bize bir olaylar zinciri gibi
görünenleri o tek bir felaket olarak görür.
Yıkıntıları durmadan üst üste yiyip ayaklarının önüne fırlatan
bir felaket biraz daha kalmak isterdim.
Melek ölüleri hayata döndürmek, kırık parçaları yeniden
birleştirmek ama cennetten kopup gelen bir fırtına kanatlarını
öyle şiddetle yakalamıştır ki bir daha kapayamaz onları.
Yıkıntılar gözlerinin önünde göğe doğru yükselirken,
fırtınayla birlikte çaresiz sırtını döndüğü geleceğe
sürüklenir, işte ilerleme dediğimiz şey bu fırtınadır.
Ben toplumsal travma bağlamında türkiye'de de böyle diye
fırtınaya yakalanmış durumda olduğumuzu düşünüyorum.
Yani sırtımız geleceğe dönüp yüzümüz geçmişe ve sürekli
ayaklarımızın dibinde yığılıp duran felaketlere, yıkıntılara.
Bakakaldığınızı düşünüyorum ve bunun değiştirilmesi gerektiğini
ve bir kader olamayacağını. Belirtmek istiyorum.
Onun için sizlerle bunu paylaşmak istedim.
Bir sürüklenmek istemiyorsak. Tabii.
Siriklenmek istemiyorsak çok doğru.
Şimdi benim bunu okuduktan sonra düşündüğüm tabii bir de freud da
aslında benyamin'in tarihin meleği yorumuna benzer şekilde
travmatik yaşantıyı dışarıdan kuvvetli bir uyaranın, benliğin
koruyucu kalkanını yıkması ve benliğin hem dışarıdan hem de
içeriden taşıyabileceğinden çok daha fazla uyaranın istilası
altında kalması olarak tanımlaması, yani bu betimleme.
Freud'un en temel travma bir kişinin başına travmatik bir
olay geldiğinde ne olduğuna dair ruhsallığında ne olduğuna dair
bence en güzel açıklamalarından biri ve çok paralel olduğunu
düşündüm. Daha sonradan yani ben yemini
okuduktan sonra. Ve tabii freud bu ilk tanımdan
yaklaşık 30 yıl sonra Birinci Dünya Savaşı felaketini
deneyimlerken, bu travma kavramını yeniden ele alacaktır.
1.920 de yayınladığı haz ilkesinin ötesinde eserinde bu
istila ile tüm ruhsal işleyişin nasıl alt üst olduğunu
betimleyecektir. Içli dışın özde ile nesnenin
yani ötekinin geçmişle şimdinin arasındaki tüm sınırların
yıkıldığı, kalktığı o güne dek kurulmuş tüm farklılıkların
kaybolduğu ve benliğin en temel işlevi olan gerçeklikle düş
arasındaki farkı ayırt etmenin çöktüğü bir andır.
Travmatik olay çünkü bilirsiniz, travmatik bir olay yaşadığımızda
o kadar gerçek üstü gelir ki yani.
Bu ancak bir kabus olabilir. Bu ancak rüyada olur gibi
söyleniriz kendi kendimize. Birikotun deyişiyle hani bir kot
tabii çok önemli bir psikanalist çevre annenin kurduğu yani o
koruyup kollayan annenin kurduğu dünya bütünüyle çöker travmatik
anda ve benlik ağır bir saldırıyla karşı karşıyadır.
Travmaya uğrayan kişi kendini bir zamanlar yaşadığı ve artık
kurtulduğunu düşündü çok. Gerilerde kalmış olan aslında
temel çaresizlik diye freud'un tarif ettiği iflozihalt orijinal
terim, tam da onun ortasında bütün onu dehşetle endişeyle baş
başa bunu verir. O arada tabi freud'un 2 oğlunun
Birinci Dünya savaşına gittiğine hatırladığınızda, yani tabii ki
hani belki dünya tarihi travmalar tarihi ama.
Tabii ki Dünya Savaşı başka bir şey yani ford bu tüm bu
yıkıcılığın ortasında bu revizyonu işte travma üzerine
düşüncelerini yapmış. Tır bir de önemli bir nokta
bilirsiniz. Einstein'a daha sonra
zannediyorum. 1.933 olması lazım.
Ne? Den savaş diye yazışması vardır.
Yani neden savaş evet bu zannediyorum.
Birleşmiş milimetlerim bir projesi gibi işte
entelektüeller. Bilim insanları insanın
yıkıcılığını anlamak istiyor ve neden savaş sorusuna cevap
arıyorlar. Tabi freud'un her zamanki
gerçekçiliği mi diyelim? Karamsar bakışı açısı mı,
insanların saldırganlık dürtüsüyle?
Doğuştan gelen saldırganlık dürtüsüyle açıklar.
Bütün bu yıkımı. Bu haftalık ııı bu bölümün
sonuna geldik. Gamze hoca ile sohbetimiz
gelecek hafta devam edecek. Ben bu hafta bölümün sonunda
Gamze hocanın aslında bahsettiği bir eseri buraya bırakacağım ve
onu açıklayacağım. Daha doğrusu Gamze hoca
açıkladı. Ben üstüne bir kaç ay
ekleyeceğim. Ben paul cle nin angilus now
sesimle eserine bugün size sunacağım.
Palukole'den geçen hafta bahsetmiştik.
Angelica'dan bahsedecek olursak 1.920 yılında yapılmış bir.
Eser birden fazla teknikle yapılmış ilginç bir resim
aslında 1.980 dokuzdan beri telavideki israil müzesinde
sergileniyor. 2.025 yılında da hatta berlin'de bude müzesi'nde
özel bir sergi için geçici süreyle muhafaza edilmiş.
Bu eser ilginç yapan şey aslında Gamze hocanın da bahsettiği
Maltepe Benjamin bu eserle olan ilişkisi 1.921 yılında yani
resim yapıldıktan bir yıl sonra bu eseri satın alıyor ve daha
sonrasında bu eseri kaçırmayı deniyor.
Ilginç olan şeylerden biri kendisinin ölmeden önce kaleme
aldığı tarih kavramı üzerine tezler diye bir şeyi var.
Makalesi var uberden begrifter yeşil te diye almancası bir
makalenin bu şeyden tarih. Tarihten bahsederken tarih
kavramından bahsederken hangi üstüne olursan da tarih meleği
diye bahsediyor. Ve Maltepe Benjamin şöyle söz
ediyor, tarih meleğinden melek geçmişe dönüp bakar diyor.
Gördüğü ise olayların zinciri değil, üst üste yığılmış bir
felaketler yığınıdır diyor. Melek bu yığıntayı durdurmak,
ölürleri uyandırmak ve kırılmış olanı onarmak ister diye
söylüyor. Ancak cennetten gelen bir
fırtına kanatlarını öyle bir kuvvetle çarpark ki melek
kanatlarını kapatamaz ve dönüp geleceğe doğru savrulur diyor.
Işte insanların ilerleme dediği ııı şeyde bu fırtınadır diye ııı
söylüyor. Valder bence'nin bu eser o
açıdan ilginç görünüyor. Bu haftalık ııı bizden bu kadar
haftaya tekrar Gamze hocayla sohbetimize devam edeceğiz.
Daha doğrusu 2 hafta sonra sohbetimize devam edicez
kendimize iyi bakın görüşmek üzere.
Podbean