Şizofreniye Giriş: Fikret Ürgüp ve Monografisi
Bu bölümde şizofreniye bir giriş yapıyoruz. Fikret Ürgüp üzerinden bir tartışma başlattıktan sonra sanrıları ele almaya çalışıyoruz.
Herkese merhaba diken spil bahçesi vaat etmiyoruz podcastinin yeni bölümünden size sesleniyoruz. Ben doktor Tahsin rollas, doktor ibrahim bey'le profesör, doktor timçin orel ve profesör doktor cemaat paşaoğlu benimle beraber. Bu potket bölümünde şizofreni konuşalım diye planlamıştık. Iıı aslında şizofreni nereden konuşacağımızla ilgili bir tereddütüm de var çünkü. Aslında şizofreniyi konuşalım demek hani neredeyse psikiyatrinin tümünü konuşalım demek oluyor ve çok geniş bir alan ve çok konuşulabilecek şey var diye düşünüyorum.
Ya ben ben de şöyle düşünüyorum, tam Tahsin. Aslında konuştuğumuz her şey için geçerli şizofreni için en çok geçerli de bu konuştuklarımızın hepsini herkes her yerden ulaşabilir. Eskiden ulaşılamıyordu ama şimdi internetten de ulaşılıyor. Zaten yapay zekaya sorsan? Sorsana böyle mükemmel bir şey çıkarsın. Neredeyse yayın makale çıkarsın. Onun için ben geçen gün aslında daha yoğun düşünmeye başladım. Bu söylediklerimizin ne anlamı var, nereye gidiyor bunlar falan diye kendi kendime bir feedback anladık da.
Yani en azından ben anladım ama böyle düşünüyorum. Sonra dedim ki. Aslında bu post ve a ı çağında, yani hakikat ötesi sonrası ve yapay zeka çağında. En kıymetli şey galiba tanıklıklar ve kanaatler. E zaten biz hani kanıta dayalı konuşuyoruz. Bunun için böyle fena halde böyle yetiştik gibi düşünüyorum. Her şeye rağmen kanıtsız pek kolay kolay ağzımızı açmıyoruz. Büyük iddialarda bulunuyoruz. Bana göre demiyoruz filan ama o kanıtları hep kanaatlerle ya da görgü tanıklıklarıyla anlattığımızda da çok kıymetli oluyor.
Belki böyle bir yerden giderek ilerleriz diye düşünüyorum. Ne dersiniz? O çok mu afaki gelir? Yok değil yani kanıta ya da delile dayalı konuşurken zaten tecrübeyi de hep konuşuyoruz. Burada da öyle gene yapalım. Bir de şizofreni hakikaten tahsinin dediği gibi psikiyatri konuşmak ve psikiyatrinin mümessilli diyorum şizofreni yani 10'a çıkart bir şey olursa psikiyatrinin hepsine birden bir palel gelir falan diye korkularak konuşulan bir şey. Varoluş sebebi. Neredeyse öyle evet, yani ben bir de bütün bütün tanıların ve katkıda bulunan bilimcilerin tarihlerini de dikkate almak gerekir.
Fikir değiştirenler var onun sözünü ettiği ile şimdikiler bir mi sorusunu hep sormak gerekir diyorum. Şimdilik böyle bir ekleme yapmış olayım. Siz devam edin buradan. Timuçin ajan söylediği çok makul geldi. Gerçekten benim aklıma da şeyi getirdi bu. Kendi işte kendileri psikotik olan ve bir kısım kendileri de psikiyatrist olan kişilerin yazdıkları kendi deneyimleri üzerine yazdığı makaleler geldi, makaleleri getirdi. Türkü gibi mi, başkaları mı? Yabancı daha çok. Yabancı daha çok. Tahsinin söylediği kısım da bu Louis saz mı söylüyordu?
Tahsin şeyin psikiyatri şizofreninin tarihi psikiyatrinin tarihidir diye dimi. Hakikaten şizofreni bu bir de Thomas psikiyatriye şizofreni için psikiyatri yüce nesnesi gibi bir şey söylüyor. Ya da kutsal sembolü sembolü. Gibisinden diye bir şey yoktur işsizlik. Vardır da diyor, 10'a çıkart bakarsan yani çok şey söylüyor. Ama yani hiçbir şeye ya hiçbir şeyine katılmak çok kolay olmasa da tomastasın. OO dediğine katılmak zorundayız galiba ya yani mümessil. Mi? Yok ya ben mümessilli diye söylüyorum yani.
O da kutsal nesne diyor, değil mi? Ya da kutsal sembol. Sembol diyor. Mümessil daha güzel? Evet. Fikre türkü dedin aslında.
Yeni yeni tekrar baktım şimdi Fikret türkün kitabına da ezerken kitapları. Biraz oradan başlayalım mı? Bir değişiklik olsun krepelin'le yani şimdi niye diyoruz? Şeyi psikiyatr demişler. Yani biz de katılıyoruz. Psikiyatri tarihi diye aslında modern psikiyatri tarihi şizofren tarihi yani 20. Yüzyıl başı hadi 19. Yüzyılın en sonları ama esas 1.000 904.000 906.900 8.911 filan. Ondan önce ama psikiyatri adı 1.008 yüzlerde konana kadar. Yok olsa bile psikiyatri olarak psikiyatristlik var. Hep o çok eski.
Ben de şöyle yapmıyorum. Nereye götüreceğine bak. Hatta şamanizme ve büyücü doktorlara kadar gider. O da evet, sen tıbbın içinde psikiyatri. Tıbbın içinde? Evet. Doğru pardon tasdik. Yok şey, ben de şey düşünüyorum hocam. Hani sizin dediğiniz o modern psikiyatriyi de ben şeye kadar getiriyorum. Hani ikinci dünya savaşına kadar getiriyorum, ikinci dünya savaşına kadar olan kısım bence hani şizofreninin tarihi diye şey yapabilirsen psikiyatrinin tarihi iştir şizofreni diyebiliriz. Ondan sonra biraz daha travmaya doğru kaymaya başlıyor diye düşünüyorum ben.
Çünkü travma ilişkileri hastalıkları daha ön plana çıkıyor. O yüzden hep.
Ama şizofreni unutulmuyor ki? Yok ama hani ağırlık biraz şeye doğru kaymaya başlıyor, onu söylemeye çalıştım. Hatta şizofreni de de hani bunun travmaların bir şeyi var mı? Katkısı var mı yok mu ile ilgili yok. Fazla şey çalışma. Var yani şeyin önemli olmadığı? Tanının önemli olmadığı bir psikanaliz döneminin etkisini söylüyorsun değil mi? Yani tanıya ne diyeceğimiz çok önemli değil. Psiko dinamik formülasyonu analitik yorumu yapalım dedikleri zamanlar ikinci Dünya Savaşı elliler ve. Altmışlar zirve sanki.
Psikiyatr yani şey tam bir kayma belki değil de psikiyatri sanki ikiye ayrılıyor gibi. Yani bir hakikaten depo hastanelerindeki eski aliyanist benzeri psikiyatristlerle işte new york'un lüks caddesi'nde muayenehanesinde çalışan psikiyatristler arasındaki bir ayrım gibi neredeyse.
Yani yok, new york'la sınırlı tutma, yani şu anda New York bastın ve kıyılar doğu batı kıyıları analizin yaşayabildiği yerler ama ellilerde altmışlarda midweste toprak enstitüsünde vesaire de falan her yerde psikolojisi var.
Evet, başka bir şey olmadığı için zaten.
Yetmişlere doğru buna reaksiyon olarak işte sendrois'ten başlayan tek. Rar ampirik ve betimsel psikiyatrinin ve standardizasyonun. Ağır basmasına kadar. Ben bu arada lafınızı böldüm hocam siz Fikret ürgüp girdiniz, oradan başlayalım. Diyordunuz? Evet oradan başlayalım diyorduk. Doğru. Timuçin söylenen çok fikre türkü hakkında bir şey. Şöyle aslında tabii. Tabii bimografi var ya asıl hani şoprin diye bir monografi olması çok belirleyici. Kendisinin psikotik olduğuna dair rivayetler çok belirleyici.
Ama enteresan bir adamdır ya piketurgüp neden enteresandır tam? Dum tarihini bilemiyorum ama. 1.009 yüzlerin başı ama ne zamandır tam bilmiyorum. Neyse şimdi yanlış bir şey söylemeyeyim. Yani Birinci Dünya Savaşı yılları filan olsa gerek kabaca yani.
Galatasaray liseli sonra. Işte tıp fakültesini bitiriyor ve. Meşhur frankın asistanı oluyor, dahiliyeci oluyor laleci olmaya niyet ediyor ya da ama sonra sanıyorum amerika'ya gidip amerika'da psikiyatri iç sahası yapıyor ya da burada başlıyor da amerika'ya gidiyor orada tamamlıyor. O kısmını tam net hatırlayamıyorum. Şimdi ezbere söyleyince zor.
Arkasından da işte geliyor, hatta enteresan bir tarafı da galiba şeydir. Bu tabi şeyle hiç alakası yok. Bu konuştuklarımızda da emel paşa'nın damadı. Kız kızıyla evli evleniyor. Öyle bir enteresan hikayesi de var. Bu şizofreni, monografları, monografisi aslında meşhur. Ama kendisini. De psikotik olduğu ve bu yazılarında da bunun ortaya çıktığı vesaire ile ilgili şeyler de vardır.
O zamanın entelijansiyasının önemli isimlerinden yani işte ne bileyim. O dönem çok yazar çizer arkadaşları var. Şeydir. Said sait faik'in arkadaşı yanılmıyorsam hatta doktoru olduğunu da söylüyorlar. Doktoru budur hem doktor hem arkadaşımdır falan oraların çok bilemiyorum.
Şöyle çok yakından ilişkisi var. Ahmet Hamdi tanpınar'la. Onlarla tanışıyor. OO dönem hani birbirleriyle tanışıyorlar, birbirlerini biliyorlar ya şey gibi o da Bakırköy hastanesinin eski. Başta birdir yani. Yaşlanıyorum artık birden çıkaramıyorum. Isimlerini nesi söyleyeceğim onu da hatırlayınca.
Mazhar osman'dan sonra. O da o dönemin yazarları da şairleri de hep birbirleriyle. Tanışıyorlar asaf halet de mesela o tanıştığı insanlar arasında asaf halet dedi. Tanışsan bir adamdır onu. Ondan mı? Asıl faaliyet çelebi'de arkadaşı. Ası faletin de enteresan şiirleri vardır. Hiç rastladınız mı bilmiyorum okudunuz mu? OO manipatum çok meşhurdur. En çok bilinen. Cüneyt'in. Pelerini miydi? Cüneyt en çok bilinenlerden bir tanesi filan yani. Mesela o da. Yazılarına bakıldığı zaman son derece enteresan çağrışımları oldukça dağınık ama önemli bir şair türkiye'de her neyse yani.
Fikret ürgüp için işte o dönem o da psikotik oldu ve ondan sonra da bu yaptık. Larına yazdıklarına yansıdı denir. Nitekim zaten sonra bakırköy'de yattığını da biliyorum. Hiç dosyasına rastlamadım. Bu arada ben görmedim. En azından bazı dosyaları görmüşlüğüm var. Işte neyzen Tevfik gibi affeciale gibi. Başkaları da var. Hâlâ hayatta olanlarla belki vardır aralarında. Ama hani o olmayanları söylersek. Dolayısıyla ben 10'a çıkart hiç gözümle tanık olmadım. Sen sen söyle şu ilginç. Değil mi? Şimdi mesela günümüzün araştırmalarında halende devam eden araştırmaya dahil etme ölçütlerinden biri şiddet derecesini anlamak için şizofreniden söz ediyorsak eğer hastaneye yatışın gerekip gerekmemesi veya işte klinik bir araştırma yapılıyorsa.
End point yani bitiş noktası olarak. Yattım yatmadım yani ne kadar hastaneye yatmadan durabildi filan gibi bir şeye bakıyorum. Bu bize bayağı sağlam bir göstergeymiş gibi geliyor halbuki. Çok güzel bir nokta. Değil mi hastaneye yatışın. Güzel bir nokta. Endikasyonları kimlerin hastaneye, ne zaman, ne sebeple ve nasıl durumlar? Da yatırıldıkları o kadar çok değişiyor ki. Yani bir bakırköy'de tedavi edilmiş olmanın bir kere bugün anladığımız şizofreni. Ölçütlerini karşılayıp karşılamadığından çok şüphe etmek lazım herhalde.
Doğru. Doğru. Excel'i bir diyoruz, pardon onu da söyleyeyim, hemen egzantrik olduğunu biliyoruz. Evet, ben duymuşluğum var bunu. Ama mesela o monograf benim okuduğum tek şey tekrar bir baktım o monografta egzantiric denebilecek pek fazla bir şey yok. Hatta bayağı bana şey geldi. Nasıl nasıl söylemeli? Iıı beklediğimden daha ana akıma yakın bir şey yazmış gibi geldi. Ama sadece. Için yazdı, evet. Monograf. Doğru günlük için öyle şeyler söyler. Günlük dosdoğru gün yok okumuştum. Ben de oradaki çağrışımı o da zaten adı üstünde günlük bir de tabi bu adamcağız.
Bir alkol tedavisi de görmüş melankoli tanısı var. Şizoit melankoli ne demekse o yıllardır çokça kullanılan tanılardan bir tanesi. Ve. Galiba şeyi de vefatı de böyle bir komutöz durum ve sonrası yani bu arada belki de tamamen başka bir hastalık gelişmekteydi ve bütün bunlar da onun tezahürüydü. Bunların hiçbirini bilmiyoruz. Doğrudur muhtemelen. Aslında epey şey buluruz yani. Evet ama yani. Bara kadar. Gitsek canın için söylüyorum, araştırılmayı, incelenmeye, özenle konuşmaya değer bir insandır ve çok az bilinir ve çok az konuşulur.
Nedense benim zaman daha çok konuşulur da şimdi pek az konuşuluyor. Stigmatize etmeden hakkını vererek konuşmak çok kolay da. Olmuyor maalesef tarihi kişilikleri ya biraz. Biraz öyle. Hâlâ şeyi hatırlayamadım. Eski başı ekime onun da muhtemelen OO dönemlerinde o da var belki arkadaşlığı da var. Neyse hatırlayacağım.
Dolayısıyla Fikret örgütü böyle ama sen başka birisinden ya da yurt başka yabancı birilerinden bahsettin galiba ibrahim. Kimi kastederek söylemiştin sen? Hocam ismini anımsayamadım. Aslında şu anda arıyorum ama ama şeyi söyleyebilirim. Psikiyatrist kendisi okuduğum makale ya ismi galiba anti ahha eksperans gibi bir şeydi ama ilk. Psikos patladı deneyimlerini anlatan bir psikiyatrist makale şeklinde 2 kişi yazmışlar. Ikisi de psikiyatrist ama biri psikotik deneyimi anlatıyor ama tam olarak. O psikoz öncesi tanrılı duygu durumu tarif ediyor ama bunu kendi üzerinden tarif ediyor.
Daha sonra dünyadaki deneyiminin yaşam dünyasının nasıl değiştiğini böyle birinci ağızdan anlatıyor ve en sonda bunun bu tarz bir çalışmanın verimli bir alan açacağını ama tehlikeleriyle birlikte. Yani böyle birinci şahıs perspektifinden deneyimlerin psikiyatri için çok kıymetli olduğunu ama yine de bunların belli tehlikeler içerdiğini anlatarak, bitiriyordum makaleyi diye hatırlıyorum. Ya bu fenomenoloji çerçevesinde değişen derecelerde birinci şahıs perspektifine ve ekspert by experience deneyimden uzman kavramına gitgide daha kıymet verilmeye başladı.
Siz de biliyorsunuz. Ama yani sadece birinci şahıs deneyimine ve işte deneyimden olan uzmanlığa dayanmanında her zaman dediğin gibi yeterli olmayacağı, hatta yanıltıcı olabileceğini de söylemek lazım.
Hatta bazıları var ki biraz tıpkı otizmdeki gibi aktivist sayılabilecek nitelikte söz. Ler ediyorlar ve yazılar yazıyorlar. Yani esas anlama biçiminin birinci şahıs perspektifine kulak vermek olduğunu iddia etmek gibi. Psikiyatri de zaten ben kendi pratiğimde yaptım oldu ya da ben söyledim oldu gibi bir tehlike her zaman var böyle bir literatür. Dikkatli olunmazsa ben yaşadım oldu. Şimdi benim yaşantım ama itiraz ediyorsun gibi hakikaten meşruiyeti sağlam bir bilgi de var orada. Ama belki cem hoca'nın dediği gibi hiçbir psikiyatrik, yaşantı şizofreni de dahil sadece birinci şahıs perspektifiyle kişinin öznel deneyimiyle ele alınamaz.
Yani bunun hakikaten ilişki boyutu var. Yani ikinci şans perspektifi ve. Biyolojik olarak çalışmayı mümkün kılacak üçüncü şahıs perspektifi de var. Herhalde cem hoca'nın söylediğine belki? Biraz reaktif bir tarafı var onun esasında. Yani şimdi bugün isim hatırlamakta hepimiz biraz yavaş. Bu son zamanlarda bütün fenomenoloji toplantılarında da konuşan bir genç hanım var. Kendi tırnak içinde şizofrenisinden söz ediyor. Onunkinde özellikle reaktif yani üçüncü şahıs perspektifine ve şizofreni bir beyin hastalığıdır yaklaşımına ve standart algoritmalara.
Ve anlaşılmamaya yönelik bir reaksiyon. Tonu çok bariz biçimde seçiliyor. Kulak vermek lazım söylediğine. Bir bir konuşmasını da dinledim hatta yani? Yani haksızlık etmek istemiyorum ama beni anlamadılardan öteye geçen ve bize bu yalın kendilik yaşantısındaki normallikleri çok daha iyi tarif eden bir konuşma değildi. Belki yazılarında vardır, şikayetçi oluyordu. Daha çok bir başka şeyde şu bul vakalarda gözlediğim travmatik yaşantıları çok şiddetli olan ve hikayeye baktığın zaman bir sosyatif belirtileri daha bariz gibi olan.
Kişilermiş gibi geliyor bana. Almam ama kısmıyla ilgili yaz perşembe söylemiş zaten hocam anlaşılmaz anlamdır standıble diye. Işte yani aslında anlaşılabileceğini düşünüyoruz. Bir çok psikoz yaşantısının. O ama beni anlamadılar kısmını söylüyor. Hakikaten gördüğü muamelede de anlaşılmadığı doğru yani. Ama. Çıktı. Noktası bu salt. Ben de bahsedeyim bu şey yapıyorum. Bir daha baktım da Fikret türküm'nin şizofrin morografına okudum. Ya ilk baktığımda dikkatimi çeken şey şu olmuştu, girişte bir şey var.
Nasıl desem? Şizofreniden acı çeken herkese ithaf ettiği bir bölüm var ve orada bir şeyden alıntı yapıyor. Ölderliğinden alıntı yapıyor. Alman şair ya da nasıl desem yazar diyebileceğimiz bir kişiden alıntı yapıyor. Orada bir empock eklesin, ölüme diye bir şeyden aslında alıntı yapıyor. Orada ilginç olan şey şu hani ben baktığımda da sonradan fark etmiştim. Empoles dediğimiz kişi aslında kendisine. Ölümlüler dünyasında ölümsüz bir tanrı olarak gören bir en büyük ihtimal psikotik şeyleri var. Hani onun da yaşantıları var.
Öyle hani kendisinin oradan yaptığı bir alıntı var. Hani o açıdan bana ilginç gelmişti. Böyle bir bilgi vereyim size.
Evet, ölderliğin bu tip metinlerin şey değişmez karakteri gibi. Evet, evet, şu hiperi muydu? Almancası daha farklı telaffuz ediliyordu. Herhalde hiperyon diye telaffuz ediliyor. Türkçesi o kitapta buna benzer bir şey var biraz hani. Ruhsal sıkıntıları olan kahramanlar filan. Hani öyle durumlar var burada küçük bir müzik molası verebiliriz. Bugünkü müzik parçası olarak das tedex'ten mozaik miss'i seçtik. Daha sonrasında tekrar birlikteyiz. Müzik arasından sonra tekrar birlikteyiz sözü timuçin hocaya bırakayım.
Şimdi bunları şunun için söylemiştim. Yani konu dönüp dolaşıp tabii şeye de geldi. Bunu içeriden anlatan kişi refik'e türküp oradan aklıma geldiği için ben Fikret türk dedim. Yahut sen ibrahim senin seçtiğin örnek de aslında benzer. Bunun şuradan aklıma gelerek söylemiştim. Geçen günkü yazışmamızda eski bir hastanızdan bahsederken.
Bir şeyden söz etmiştiniz, hani noel zamanı gelemem diyen ve kendisini. Hazreti isan babası mı, annesi mi? Şey cinsiyetini bilmiyorum. Hastanın yok eşit olarak görüyor. Daha çok ha eşi. Evet o gün gelemem. Çünkü eşim benim doğum günü. Gibi değil mi? Selen o oradan yola çıkarak yani onun üzerine de kafa yorarken şuna ilginç bir şekilde hatırladım. Biraz belki buradan. Gerçekten bua. 'Nın tabi. Hezeyan vezeyan anlamları üzerine de konuşmak gerekecek. Şizofreniden bahsederken geçen sefer aslında cem güzel bir giriş yaptı.
Pozitif ve negatif tip bir tip 2 vesaire gibi dolayısıyla. Şizofreni deyince aklınıza gelen şeyin aslında 2 ana tablo olması, biri çok gürültülü. Ve oldukça renkli ve işte kitaplara her şeye konu olan kez. A bir delinin hatıra defterindeki tarzda bir şeyden bahsediyoruz. Bir diğeri, ikincisi de. Işte o sessiz içe kapanık giderek bir tür.
Erken de mansın deman sprey kokusunu sanki seyrini anlatan o yavaşlama ve yıkımı anlatan o da oldukça renkli bir tablo ama o da yine bir çok şeye konu oluyor ama 2 net ayrım bunlar üzerine ben düşünürken şöyle bir şey iyi hatırladım ve hani sonuç olarak çok uzun bir süre bakırköy'de çalıştım. Çalışan pek çok insanla da konuştum. Pek çok hazreti isa ile karşılaştım. Kendini böyle adlandıran böyle olduğunu düşünen, böyle olduğuna inanan insanlarla ama mesela hiç Hazreti Muhammed görmedim. Ben bu kadar yıl boyunca.
Bunu da birkaç yerde dile getirdim. Evet, yurt içinde de yurt dışına da birkaç yerde dile getirdim ve bunun ne anlamı olabileceği ne sormuştum mesela neden böyledir? Bir arkadaşım ilginç bir şekilde demiştik ki, belki de bu insanlar Müslüman oldukları için ve onun son peygamber olduğunu bildikleri için böyle olmadığını, yani böyle inandıkları için böyle bir hezeyan geliştirmiyorlar. O zaman da aklıma şu geliyor, hani böyle bir inanış öyle bir hezeyan geliştirmeye engel olabilir mi gerçekten? Yani böyle bir gramdio site'dan bahsediyorsak o zaman buradan bir başka soruya daha gidiyoruz.
Ne kadar tümüyle bambaşka bir kimlik ve kişilikten bahsediyoruz. Ne kadar kişilik özelliklerinin değişik biçimlerde abartılı ya da karikatürize hale geldiği bir yapılanmadan bahsediyoruz. Böyle bir yerden başlayabilir miyiz acaba? Oluşumunda diyorsun genel olarak. Evet. Bu zeynep'in tezi de şeyde kranz well'de bizim rotasyon yaptığımız dönemler. Kıraz yıl hasital center'da rahmetli hocamız güler önemli oldu. Bizi oraya rotasyona göndermişti. Oradaki vakaların ezeyen içeriğiyle Ankara tıptakileri kıyaslamıştı ve mistik ezeyanları olanların arasında.
Her 2 tarafta da eğer bir peygamber veya mesihten filan söz edilecekse isa'nın çıktığını, bir tane bile Muhammed olmadığını görmüştü. Seninkine çok yakın bir açıklama vardı. Başka bir şey çıkmış mıydı bilmiyorum da. Inancın engel olduğu yani ııı. Son gün. Ne neden olmasın yani? Ben bir kere gördüm açıkçası söyleyeyim ama şöyle bez report olarak bildiriyorum, şöyle ki. Benim gördüğüm vaka bir şey değildi. Şizofrenin vakası değil de otorimin en safarlık vakasıydı. Psikozonun içeriği direkt olarak hani kendisinin peygamber olduğunu ve yani Hazreti Muhammed olduğuyla ilgili bir şey vardı.
Düşüncesi vardı. Bu düşüncesinden sonra hatta düzeldikten sonra bu düşünceler geçtikten sonra çok yoğun bir suçlulukla duymuştu bu hasta. Hatırladığım kadarıyla. Ha yani mesela mani de onu da yere gelince konuşuruz çok. Sık karşılaşılan şeyler o dönemde yaşananlara hastalık sönümlendikten sonra ya da mani özelinle konuşacaksak tamamen düzeldikten sonra onunla ilgili suçluluk duymak ve bundan rahatsızlık duymak. Ektiği olduğunu iddia eden bir hasta örneğin üstelik de dindar bir hasta EO gerçektiyse bu ne bu gerçekse o neydi?
Sorusunu bizzat sorduğunu, kendi lazımdan duyduğum hastalarım olmuştu mesela.
Burada da ama senin zaten gelip geçen ya da geçtikten sonra bunu konuşabildiğin bir hastadan da bahsediyoruz. Aynısını da. Yani onun dışında da hocam sanki ben hep şöyle düşünüyorum, hani sanrıların içeriğiden. Kişiden tamamen hani böyle bağımsızlaşacak ya da ayrı bir kişiliği bürünecek kadar farklı olamıyor diye düşünüyorum. Ben hani sonuç itibariyle belli bir şeyde yetişiyor. Sizin önceki bölümlerde söylediğiniz gibi olay yani beyinde gerçekleşiyor. Olay belli bir beyinde gerçekleşiyor sonuç itibariyle.
Belli bir zihninde gerçekleşiyor. O yüzden hani gidebileceği bir uzaklık var diye düşünüyorum. Ben hani o uzaklık hani kişinin kendi şeyinden, kişiliğinden ya da şeylerinden farklı olamaz, inançlarından, inançlarından farklı olamaz gibi geliyor bana. Peki tam bu noktada şöyle bir soru sorayım.
Belki cem bir şeyler de söyler. Hakikaten olabildiği durumlar var. Yani tamamen kendisinden ve tamamen kendi yaşantısından ve kendi kültürel yapısından bambaşka olabildiği durumlar var ve bazen onlar bize hatta tanı değerlendirirken. Başka bir şey de düşündürüyorlar. Yani bu tonu muhtemelen işte. O tanrının o hezeyanın özelliği nedeniyle belki onun müze şizofreni olmadığını da düşünürtü olabilir. O kadar tuhaf, o kadar absürt ya da o kadar renkli ya da o kadar onun kültürel ve kişisel yapısına uygun düşmediği için bilmiyorum.
Ne düşünüyorsun cem sen?
Kültürel yapıdan bağımsızlık kısmını ben tam anlayamadım ya biraz daha anlatabilir misin onu? Yani. Şöyle.
Hani köyden gelen anadolu'nun bir köyünde yaşayan ve normal koşullar altında. O ortamda yetişmiş bir insanın uzaylılar tarafından kaçırıldığını iddia etmesi çok sık rastladığımız bir durum değil.
Kültürel derken bu bunu kastediyorum. Yani onun yaşadığı ortam, kültür durum evet başka şeyler. Böyle bir şey çok olanak vermiyor. Doğru doğru yani hani hezeyanların sınıflandırmasını tam olarak yapmak yerine kimin hezeyan olduğunu düşünerek hesaba katmak daha doğru gibi görünüyor o zaman mesela. Öyle değil mi? Yani bütün stickezyanlar veya bütün işte peygamberlik hezeyanları filan sanki aynı şey. Miş gibi değil de o. Kişi için ne ifade ettiğini de dikkate alarak bakılması gerekiyor. Bir şey akla gelen vakalardan biri size de o gün yazmıştım.
Shreber aslında freud'un inceleyip de şey değil mesela şraber de tanrının kendisini hamile bıraktığını. Açıklayan. Daha sonra iyilik döneminde işte güncesine bunları yazan freud'un da zaten yazdıklarından yola çıkarak analiz ettiği bir yargıç, hatta daha da yüksek mevkilere gelmek üzere aday oluyor falan. Orada da onun mesela tanrı diye söz ettiği aslında kendi tanrısı yani Hristiyan tanrısından söz etmiyor. Herhangi bir Hristiyan nın inandığı tanrıdan onu dikkate almamız lazım. Yani çok öznel kimin hezeyan ı, kimin peygamberlik hezeyan olduğunu işte herhalde.
O zaman birinci şahıs perspektifine de iyi kulak vererek yorumlar yorumlamamız lazım. Tamam bu bu bu kadara çalıştıktan sonra şeyi özür dilerim. Ibrahim sana bırakayım sözü tekrarla yani işte kat tonisi olan dona kalmış işte. Geçen sefer konuştuğumuz bal mumu esnekliği olan bir insan. Bir yandan hakikaten erken buna mı diyebileceğimiz kadar yıkama uğramış ve aslında. Neredeyse. O kişinin kişilik özelliklerinin tamamen yok olduğu bir insan, diğer tarafta oldukça renkle zayanları olan ama o zamanların içinde hala bu tür korunmuşluklar ve kendine.
Dair kişilik özelliklerini koruyan bir yapı. Yağı biz aynı hastalık olarak adlandırıyoruz. Daha doğrusu öyle adlandırıla gelmiş ve hatta bunlar da onun parçalarıdır. Dene gelmiş durumda ve tek bir hastalık yani tek hastalığa geldim. Bak dönüp dolaşıp. Diyoruz. La girebiliriz belki ibrahim özür dilerim kestim seni. Ben hemen şeyi söyleyecektim. Cem hoca'nın süreber vakası örneği bence tam burada konuşulması gereken bir durum. Şireber vakasında galiba. Günlüğüne yazdığı işte şeyin bu. Hastanenin baş hekimine cevaben yazdığı bir şey var.
Hani evet, başhekim bana tanrılarım doğrultusunda davranmadığımı hareket etmediğimi söylüyor ama benim sanrılarım bu dünyaya ait değil, hatta orada galiba incil'den alıntı yapıp benim krallığım bu dünyaya ait değil. Başhekimin ya da hastane yöneticisinin sanrı dediği şey. Bu dünyanın tanrısının ve ötesi ile ilgilidir gibi bir şeyi oluyor. Yani konuştuğumuz evet şöyle. Söyle. Ben konuştuğumuz bağlamda düşündüğümüzde mesela siraebel insanları bu dünyadaki fiziğe, kimyaya, dünyadaki o paylaşılan gerçekliğe uymuyor.
Çünkü farklı bir dünyadan mesela başka bir örnek bir gecede sabah uyandığında biyolojik cinsiyetinin değişmesi mesela bu dünyadaki biyoloji biyolojik. Gerçeklikleri. Yani.
Yani işte. Işte orada hep şeyi dikkate almak gerekiyor. Yaşam dünyasını tam olarak yani bir fenomenolojik psikopatolojinin gündeme gelebileceği bir konu bu. Onun lebent verti başka bir şey olduğu için o yaşam dünyasının içinden kendisiyle ilişki kurmaya çalışmak gerçekten gerekli şunun için gerekli neyi de öyle gibi davranmıyorsun. Herkes gibi sıraya giriyorsun, yemeğini alıyorsun falan filan dedikleri vakalar gibi yani hani. Yemek sırasında bekleyen peygamberlerden söz edecek olursam. Bu dünyaya ait değil gibi hissediyor zaten mesela o zaman da gündeme şu geliyor, ben ben peygamberim diyen herkesin eğer meşre berkasında olduğu gibi işlevi de yüksekse.
Bu hezeyan ağırlıklı olmadığı dönemlerde veya. Daha az önemsediği dönemlerde veya daha az kanıtlamaya çalıştığı dönemlerde diyelim bilemeyiz yada daha yeterince okumak lazım. Tedavi edilmesi gerekli mi değil mi? Mesela bütün hezeyanların mutlaka ortadan kaldırılması tek amaç olmalı mı, olmamalı mı? Bunu esas konu olarak gündeme getirmek istemezdim ama mutlaka değinmemiz gerekir bir noktada. Ben edilmediği bir örneği çok yakından biliyorum mesela. Tamamen. Böyle bir şeyi izleme şansın oldu. Çünkü benim de uzaktan bir akrabam yani çokta uzak değil.
Üstelik babanın dayısı. Anlatmıştın galiba. Evet, yani 1.900 altmışların başında. Bakırköy'e yatan mistikler paranoyası tanısı almış olan yatış sebebi de dönemin başbakanına 60. Bölüm başı adam menderes'e yani yazdığı mektup nedeniyle adli kovuşturmaya uğrayan bir avukattan bahsediyoruz.
O arada işte galiba 27 Mayıs oluyor, o da orada hastane kaçıyor ya da taburcu ediliyor. Her nasılsa sonra. Fakat bunun devamı gelmemiş, sonra gitmiş. Yaşadığı şehre yerleşmiş, avukatlık yapmış ve emekli oluncaya kadar avukatlık işiyle uğraşan bir kişiden bahsediyorum. Şiirler yazan.
Son türk peygamberi olduğunu söyleyen bismil türk'le başlayan ilişkileri ve yazıları var çok sayıda. Uzun süre yaşadığı şiirde köşe yazarlığı da yapan ama her yıl sanıyorum. Bir mayıs'tı, kendi yaptırdığı cübbesi kırmızı bir cübbesi var. Yakasında beyaz bir yakası var. Avukat cübbesi gibi düşünün ama dışarıdan bakıldığında böyle önden baktığınızda türk bayrağının ayı gibi görünüyor. Sırtında kocaman bir beyaz yıldız, oradaki Atatürk anıtında küçük bir çelen bırakıp, sonra yaşadığı şehrin yakındaki küçük bir tepeye çıkıp.
Orayı tavaf edip. Inip. Sonra işlevselliğini olduğu gibi sürdüren. En azından benim tanık olduğum dönemde hiçbir ilaç kullanmayan, geçmişte de kullanmadığını biliyorum. Hastanede yattığı dönem hariç. Ve sonra orada vefat etti ve ve. Fat edene kadar da o şehrin en sevilen, en saygı gören kişilerinden biriydi ve bir rahatsızlığı olup saygı gören hani şu.
Tunceli'de dersimde meşhur bir şey vardır. Belgeselin değil onun gibi de değil yani hani o bir rahatsızlığı o lu biliniyor ve öyle kabul görüyor. Yahut bursa'nın meşhur deli ayten'i rahatsızlığı var. Öyle kabul görüyor. Heykeli yapılan ünlü kişiler bunlar bu öyle değil. Yani bayağı bilinen, tanınan, sevilen şehrin ileri gelenlerinden biri olan ve işlevselliği de bu biçimde korunmuş olan korunmuş olduğunu biliyorum çünkü. Hani insan ilişkilerine tanıklığım var ama. Ölene kadar son türk peygamberi olduğuna inandı ve bu konuda eserler verdi.
Yani burada tabi hezen fenomenolojisi konuşmamız gerekiyor ve betimsel tanıya bakacak olursak o zaman işin içinde paranoya da giriyor. Paranoid bozukluk içinde. Biz paranoy yani tek bir hezeyanla şimdi artık yok tabii. Yani bütün ince ayrımları kaldırdıkları için paranoya diye bir şey kalmadı yaşam. Boyu bir veya birkaç kezyanla devam eden ve. Hakikaten tedavisinin de pek.
Çoğunlukla gerekmediği zarar verme ihtimali yoksa bir kendisine başkasını. Kapsüle. Bizim en kapris değil mi? Mümkün de olmadığı çoğunlukla yani ilaca cevabının da sizle kurduğu ilişki sağlam olmadıkça. Ayrıca öyle bir talebi yok zaten. Yok, evet. Öyle Salih de bulduk. Yıldığını çok hatırlıyorum. Ben bir gereksiz tedavilerden bir tanesi yani. Kapgra sendromuna yani kardeşlerinin gerçekte kendi kardeşi olmadığı, inancının sahip olmasına rağmen. Beraber yaşamını sürdüren geldiklerinde işte ziyaretine geldiklerinde oturup konuşan bir erkek hasta vardı.
Ellili yaşlarında çok yıllar önce ilaç kullanmayı reddetti yani ama zorla kapalı serviste o süre yattı. Çıktığında da o hezeyanında hiçbir değişiklik olmamıştı. Evet. Krepelinin böyle bir hastası var. Dolaylar da olabilir ama bence krepel'in diye hatırladım. Işte akıl hastanesine yatan bir profesyonel tedaviden sonra taburcu ediliyor üniversite. Ye dönüyor. Hangi alanda profesör olduğumu bilmiyorum, işini gücünü yapıyor. Sadece belgeleri işte. Mesela cem at Başoğlu the laort bir imzalıyor. Bu bu şekilde son.
Sorulduğunda cevap veriyor ama. Hayatına şey yapmıyor. Belki burada söz almışken hemen timuçin hoca'nın ve cem hoca'nın o tedaviyle ilgili sorusuna geri dönelim. Yani hakikaten bunların tedavi edilmesi gerekiyor mu? Bu bir ben buna ikinci bir soru ekleyeyim isterseniz. Tanrıları ya da halisinasyonları doğrultusunda davranan bir hasta bunlara hala inanıp ama dışarıda ifade etmediği sadece belki sizinle işte doktoruyla görüştüğü zaman ifade ettiği durumlarda hakikaten iyileşmemiş sayacak mıyız? Yani.
Insanım diyor ama sadece doktoruna diyor. Bunu ve dışarıda asla bunu şey yapmıyor. Timuçin hocanın dediği gibi en kapsüle artık. Evet. Yani orada tedavi edilmedi mi derken kastettiğimiz şey sanrıyı yok etmek üzere tıbbi tedavi, medikal tedavi uygulamak şart mı? Çünkü böyle birinin bunu anlatıyorsa ve bir zorluk çıkarıyorsa birinin desteğine ihtiyacı olduğunu inkar edemeyiz. Gereklilik üzerine konuşmak gerekiyor. O zaman değil. Mi evet yani desteğe ve empatiye dayalı bir. Terapi sürecinde takipte olması.
Uygun olabilir birçok böyle hastanın. Iyi, iyi bir bağ kurarak kendisiyle konuştuğunuzda aslında kendisi de yardıma ihtiyacı olduğunu söylüyor ve iş birliği kuruyor zaten bu tür hastalar. Yanlış yollar yardım istediği konu o hezeyan değil. Hiç fark etmez, önemli olan çünkü o zaman. Zaten onu yapay zeka da yapar, oturt karşısına söylediklerini değerlendirsin ve söylediklerini tuhaf bulursa 10'a çıkart ilaç başlasın. Bana gerek yok. O yüzden önemli olan yardıma ihtiyaç duyması değil mi? Yardıma ihtiyaç duyduğu şey de toplumla, çevresiyle neyse kendisiyle uyuşamadığı nokta değil mi?
Zaten öyle de oluyor ama biz onu tamir edilecek bir araç gibi gördüğümüzde o zaman sadece onu tamir etmeye uğraşıyoruz. O zaman bir mühendisten de farkımız yok. Silah da etmek de denebilir hezeyan. Yoksa etmek de diyebilirsin tabii oraya da gidebilir iş zaten de öyle olagelmiş tarih boyunca. Hani ve o da o da başka bir yanılgıyı da getirmiyor mu? Zaten hezeyanını düzelttik. O halde düzelmişti. Hay Allah nasıl yine bozuldu ya kadar gidebilir iş 10'a çıkart indirgeyeceksek o da başka bir indirgeme bir biçimi aslında.
Tam da ben. Bi ara yanlış. Yanlış hatırlamışım. 2 yazıları, kentler ve zahar oğlan bir makalede okumuştum. Orhan oya makalesini söylüyorsun? Yok hocam bu diye çok. Güzel bir monografi. Var o çok çok güzel hakkatten ama benim dediğim şey psikiyatrik tanılarım. Aradaki tanılar üzerinde yani sağırlığı da ele alıyor, yaşlılığı da ele alıyor, otizmi de ele alıyor. Mesela işte 7 büyük günahta psikiyatrik rahatsızlık sayılmalı mı? Pardon, 10 büyük günah psikiyatri ra. Sayılmalı mı? Onları da söylüyor. Otizm ile ilgili şeyi söylüyor.
Otizmin bir boyutu, tıbbi bakım diğer bir boyutuysa uyumla alakalıdır diye. Bütün hastalıklar için geçerli. Evet, şimdi siz bunu söyledi. Tam olarak geldi aklıma hakkatten bütün psikiyatri rahatsızlıklar için bakımdan uyuma doğru giden bir şey. Bütün tıbbi yansıtılıklar için söyleyebilirsiniz. Kronik olan her hastalık için. Paranın psikozlar içerisindeki yeri konusunda. Başka herhangi bir psikolojik rahatsızlığa göre çok daha fazla şüphe yani semptik davranılmış diye. Söylemek gereğini duydum şimdi.
Mesela. Bakışında yani şüpheci. Hayır, ne anlamda? Şöyle şöyle, yani bunun bir psikoz olarak değerlendirilmekten ziyade görüşü bu. Tıpkı konversiyon bozukluklarında hisleri vakalarında olduğu gibi yaşantıyla ve kişilik özellikleri ile bağlantılı bir durum olduğunu düşünmeye başladım diyesiymiş. Yani öyle diyor. Yani nereye koyacaklarını bilemedik. Şimdi biz şizofreni diye başladık. Bu arada tabi parantez açalım. Hezeyan ve psikoz konuşuyoruz. Daha çok şizofrenik değil oraya da geliriz. Tam da işte niye böyle yapmamız gerektiği konuşuyoruz bu işte.
Tek tek dikkat ederseniz belirti konuşmaya başladık. Hastalık yerine ki bu da veriyorsa bir saygı. Anlamında. Ve cemaat başoğluna. Evet, ben de hep. Aynı söylüyorsun, hayaleti burada kesiyor ama. Evet belirti ayrı bir tanısı konuşuyoruz. Hocam bu arada söylediğiniz konuyla ilgili hemen araya gireyim ben. Rapelinin paranı üyesi ile ilgili krep elinden muhtemelen biraz önce meşhur Vagner vakası var. Bir öğretmen. Evet işte çok kötü bir çocukluğu var. Yani kötü istismara varan bir çocukluk hikayesi var galiba anne ya da babasından biri ölüyor ama aynı zamanda tahsilini bitiriyor, iyi bir köy öğretmeni oluyor ve bir gece kalkıp önce kendi çocuklarına eşini öldürüyor, köyü ateşe veriyor.
Gidiyor, diğer köylü de ateşe veriyor. Oradan da birilerini öldürüyor. Tam galiba sizin dediğiniz tartışma. Burada psikiyatri ile Adli Tıp arasındaki karşıtlığı oluşturan şey de bu. Yani bu kişi kendi özgeçmişinden özgeçmişine dayalı olarak dediğiniz gibi psikoza girmeden muhakeme etkisini kaybetmeden böyle bir davranış bozukluğunu sergiledik. Yoksa büsbütün psikoza girdi ve muhakeme yetisini kaybetti. Bu suçları işledi. Zaten şeyin çıkışı tam söylediğinle ilgili mi? Emin olamıyorum ama değilse düzeltmenin.
Craperi'ne gelinceye kadar. Aklı, yetersiz olanlar ve mani ve melankoliye kapılanlar dışında durduk yerde düşünce bozukluğu olmaz. Görüşe hakim ya yani lemansoks lafı oradan çıkıyor. Yani aklı başında insan. Pezeya'na kapılmaz bir yani ya zekada gerilik olması lazım ya da duygusal zaafı, manik veya melankolik oluşu sebebiyle heziyana kapılması lazım. Onun içindir ki kraperin. Evet, yani onun içindir ki, graphelinin ilk kuramında bilişsel bir bozulma olmadan yani zeka geriliğiyle doğmadığı halde sonradan gerileme bilişsel gerileme başladı.
Yan kişilerdi ancak görülebilir. Bu psikoz belirtileri gibi bir şey var. Açıklamak istedik. Psikoz, organik psikoz ya da işte psikoz lemansıp psikozo. Ibrahim dediğin şey sanki bir kitaba da mı konulmuştu, yanlış mı hatırlıyor musun acaba hermanesinin kitabı mıydı? Ya. Daha büyük bir yer mi oldu? Bu ayrı vakası mıydı? Ondan ilham alıyor, yazmıştı gibi. Hatırladım öyle mi? Öyle bir şey hatırlatma bulursam gelecek bölümde şey yapayım söyleyeyim. Bu arada şeyi hatırladım, yavaş yavaş sonuna geliyoruz diye birden.
Hatırlayamadığım boş hekim fahri Celal göktuğ'ga. Fahri Celal göktuğ'a tıpkı cemaat paşaoğlu gibi pek çok başka psikiyatrist gibi psikiyatrist olmasının yanı sıra aynı zamanda yazar, öyküler, romanlarda yazan bir insan. Faiz ayağı görev tulga muhtemelen Fikret türgüp. Yatarken ya da bakırköy'de çalışırken de tanışıklıkları olan bir kişi olsa gerek diye oradan yani hani o dönemin psikiyatrilerinin pek çok yazar arkadaşları da var. Bir kısmının doktoru olduğunu iddia ediyorlar ama filan diye fahri Celal de öyle hatta.
Hatta Ahmet Hamdi tanpınar'la bir tanışıklığı oldu ve muhtemelen saatleri ayarlama enstitüsündeki doktorun neydi? Adı doktor? Un da o olduğu fahri Celal odu da iddia ediliyor. Onun için başka iddialarda var da iddialardan bir tanesi de o diye onu söyleyecektim. Şimdi hatırlamışken söyleyeyim dedim. Dedim. O zaman şey yapalım ya belki yani dinleyenlerden de buna meraklı olup bize bir şeyler ekleyenler çıkar ama. O tarihi karıştırıp şeye bakmakta fayda var. Mesela hocanın mesela fikre türkü nasıl yatırıyor olduğunu bilmiyoruz.
Baştaki konuya dönecek olursak. Ne yapabiliriz? Belki fatih artvin'i konuk ederiz. Bir gün. Doğru. Ondan dinleriz aslında bu. Konuda. En önemli uzmanı fatih onu sorarız. Bu arada Robert callt da. Şey, darsu wagner'i muayene eden doktor dağıl bu paranın çalışan adam. Neticede şey olmuş yani bunu afektif bir psikoz değil de. Yani düşünsel düzeyde muhakemenin bozulduğu bir psikoz olarak algılayıp ömür boyu hapist değil, akıl hastanesinde yatacak şekilde tut. Muşlar işin ilginç tarafı akıl hastanesine yattıktan sonra belirtilerini, hepsini neredeyse geçmiş.
Hatta şiirlerinin toplandığı böyle bir şiir kitabı falan yayınlanmış ama akıl hastanesinden kurtulamamış. 1.009 yüzlerin başı falan. Orada tabii işte şey de çok ne kadarı onların duygu durumu bozuklukları ne kadarı değil, ne kadarı psikotik? Özellikle maniler başka şey tamamen düzelmeler ama işlevselliğin korunduğu, tedaviliği, tedavisi durumlar şizofren. Inde de çok aslında sadece onların hepsi bipolar bozukluk ya da başka bir duygu durum bozukluğu değil. John nash mesela yani en hatırı sayılır ve herkesin bildiği örneklerden bir tanesi.
Yalnız tabii john nashon her ne kadar akıl oyunlarında tedavi görmediği görmeden öyle ilerlediği filan anlatılıyor. Duysa da öyle olmadığını ben biliyorum. Yani amerika'daki doktoruyla konuştuğum ve. Tedavisi ne ilaçlarını vesaire bildiğim için john wich'in bir biçimde tedavi gördüğünü biliyorum. Johnnick'le ilgili daha evvel konuştuk galiba biraz diye. Çalışıyor. Evet bunu ordunun. Benzeyen diyor, senin anlattıklarından ben. Biliyorum, sen de bahsetmişler. Hani işlevsellik de önemli bir detay ama.
Her şeyi işlevsellikle değerlendirince de çok yanlı olmamız ve. Üstelikte şey.
Yanlı olmak bir tarafı da. Ha yapma efendim. Neyi gözettiğimiz mi? Evet, evet o neyi gözetiyoruz? Oradan bakınca. Çok çok hatalı kararlar verebilme olasılığımız var. Neye işlevsellik dediğimizde bağlantılı olarak falan gibi şeyleri de gündeme getiriyoruz. Ister istemez bir. Bir şey aklıma geldi mesela şimdi akıl hastanesinde hayat. Hayat boyu yatış kararı. Aklımıza yakmıyor şu anda. Ama öte yandan şeyin tecrübesini de bilmek gerekir. Her şey için çok ön yargılı olmak değil, yani isteği dışında kapatılmasından söz etmiyorum ama hani orada kalmaya başladıktan sonra eğer üretken bir hale geldiyse bir taraftan da dışarıdaki hayatının ne olduğunu da bilmiyoruz ya.
Yani şu anda ki bizim ülkemiz ne gündelik hayatından koparmamak bende buna tamamen kapılıyorum ya katılıyorum yani. Kapatmaktan mümkün olduğu kadar kaçınmak zaten ama salon lafı biliyorsunuz. Hem akıl hastanesi hem de sığınılacak yer anlamına. Geliyor eğer. Wagner'i bilmiyorum tarihine bakmak lazım. Yani yaşam hikayesine 10'a çıkart ihtiyacı vardıysa eğer hakikaten yani korunmaya ve sığınmaya dışarıdaki hayatı çok büyük zorluk içeriyorduysa belki de eslim akıl hastanesi veya işte korunma altına alınmak.
Ihtiyaç duyduğu bir şeydi, bilemiyoruz. Yani hiçbir konuda çok önyargılı olmak lazım. Iyi ki kapattılar deme. Ama zaten sorun fikrinin alınmıyor olması ya cem. Evet. Asıl sorun orada 10'a çıkart kim karar veriyor? Kısmı asıl dert ol. Evet, doğru söylüyorsun, yani tesadüfen 10'a çıkart iyi gelmiş olabilir ama bu her zaman işe yarayacağını yani. Yoksa savaşından kaçanların hepsi saydığım siker. Yani onların hepsi. Işte o. Geliri bir yanı insan var ama onlar kendileri arıyorlar ama bir yandan da bunu zorlanıyorlar kısmı da var.
Şimdi baktım, 10 üçle, 10, üçle 38 arasında akıl hastanesinde kalmış. Dünyanın yangın yeri olduğu zamanlar aslında yani.
Öyle olabilir şeyin timuçin hoca'nın söylediği işlevsellikle ilgili işlevsellik dediğimiz anda zaten aslında bir değerden bahsediyoruz yani. Bu dönemde herhangi bir insanın üretici ya da çalışan bir birey olması makuldür ya da makul birey üreten ve çalışan kişidir. Varsayımıyla işlevsellik tanımı yapıyoruz. Dolayısıyla o orada o kararın esnekliğinden bahsettiniz. Ya hocam yani kararın kendisi de doğrudan toplumsal bir tabulun ya da ön kabulün nüfuz ettiği bir kavram. O zaman mangenin Thomas sıs'a geliyoruz işte o zaman şizofreni diye bir şey yoktur, işsizlik ya da bu toplumda çalışmamak diye bir şey var.
Direk geri gelip veriyoruz ama. Gelmesek iyi olur sanki? Evet, evet, yani antipsikinin çok gerekli olduğunu düşünüyorum. Ayrı konu çünkü.
Hani insana kendini. Haddini her şeyi bildiren bir şey, buna ihtiyaç var. Başka hiçbir tıp dalında antiok anti üroloji duydunuz mu? Antioksimoloji? Bizde var bu ama. Işte orada da onun. Kendisi bir doktrin hâline geldiğinde bu sefer evet gelmesek iyi olur. Eleştirel psikiyatri. Şimdi ayrıca böyle hani kürsüleri de açılmaya başlanan. Kendi içinde eleştirel olmadığında hiçbir şey değildir diye. Düşünüyorum, doğru doğru da şöyle. Yani mesela biz öyle yapıyoruz. Şu anda epeyce eleştirel konuştuk zaten de mesela montrift gibi şu son zamanlarda hani ss rayların etkimek?
Mekanizmasından serotonerik hipotez üzerinden filan bir laflar da eden bir kürsüye sahip eleştirel psikiyatri kürsüsüne sahip. Ama bayağı antipsiki denebilecek bir işlev görmeye başladı. Ben eleştirel psikiyatriden yanayım elbette montrif gibi olmasa bile ama. Şimdi Thomas zazla da kumpuru ve rengi bir tutmak bana biraz haksızlık gibi. Geliyor, ayrı biçimde bir antipist. Yani zazın görüşleri son derece. Keskin yani gerekçeler denemeyecek kadar keskin ve zararlı olagelmişti şeyler aslında bakarsan.
Ey zararlı olacak şekilde kullanılagelmiş diyelim aslında yani. Kim tarafından nasıl kullanıldığıyla çünkü sonuçta sonuçta zar söylediklerini söylese neye zarar verebilir ki söylediği yerden ama.
Bazı şeylere çok fazla çanak tutabilir ya da işte ilaçlar zehirdir diye bakan biri için karatayın söyledikleri çok değerli olabiliyor filan. Halbuki son duruma bir bakın. Yani evet hakkındaki yürüyen şeylere dolayısıyla işte ifrat tefrit meselesi gene oraya geliyoruz. Bu keyifli sohbetin bugünlük sonuna geldik. Bu keyifli sohbetin sonunda ben yeni bir ressam ve resim hakkında bahsetmek istiyorum. Bugünkü ressam olarak pulsiyon seçtim. Paris'in yak 11 Kasım 1860 paris'te doğuyor. Kendisi aslında sanatla 17 yaşının ya da 10 17 18 yaşlarında tanışmaya başlıyor ve resim yapmaya başlıyor.
Genel olarak sanatla tanışması hani Claude mona ve pisaro gibi önemli ressamları?
Ressamlardan etkilenmesiyle oluyor. Daha sonrasında Akdeniz kıyılarını dolaşıyor ve çok fazla deniz temalı ya da doğa temalı resimleri oluyor. Kendisini genel olarak ne? Hemenpresyonist diyorlar bu yani. Yani George sura ile beraber geliştirdiğin noktalama. Point, ilizm ismimle bir şey var, tekniği var. Boing eser olarak size santropez'deki çam ağacı isimli eseri sunmak istiyorum. Bu eser aslında parfinyan biz 909 yılında çizdiği bir eser ve baktığımız zaman bu noktalama ya da dirisyonist tarzda çizilen eserlerinden biri oldukça ilginç bir eser.
Eser şu an. Moskova'daki puşkin müzesi'nde bulunuyor. 1.948 yılından beri. Ve orada sergileniyor. Bunu söyleyebilirim. Ilginiz için teşekkürler. Haftaya tekrar görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean