Sanrılı Algılama ve Klaus Conrad
Bu bölümde Klaus Conrad’ın şizofrenin başlangıcı ile ilgili teorisini ve sanrılı algılamayı tartışıyoruz. Bu tartışma sırasında vaka örnekleri kullanıyoruz.
Herkese merhaba diken şükür bahçesi ifade etmiyoruz.
Podcastinin yeni bölümünden size sesleniyoruz.
Ben doktor tualsin rolas bu bölümde benimle beraber
profesör, doktor, cemaat Başoğlu, profesör doktor timuçin
oral ve doktor ibrahim velak var.
Ben podcast bölümüne başlamadan önce bu hafta yaşadığımız üzücü
olayla ilgili herkese başsağlığı dilemek istiyorum.
Çoğu kişi yakınlarını, akrabalarını kaybetti.
Umarım. Psikiyatriye ve psikopatolojiyi
herkesin hesap verebilir olduğu bir ülkede konuşmaya devam
edebiliriz. Geçen haftaki bölümümüzde
özellikle halisinasyonlardan, sanrılardan bahsetmiştik.
Bu haftaki bölümde de sanrlı algılama ve halüsinasyonlara
devam etmeyi düşündük. Şimdi geçen hafta konuşurken
aslında şeyden bahsetmiştik. Orası belki açık olmamıştır.
Yanlış hatırlamıyorsam. Şunu söylemiştik, işitme varsa
ya da evet işitme varsa olan kişilerin hepsinin hasta
olamayabileceğinden aynı zamanda sağlıklılarda da
görülebileceğinden bahsetmiştik. Yani psikiyatrik şeyde olmayan
popülasyonda olmayan ama ses duyan grup. %7.
Hattı. Gibi bir rakamdan bahsedilirdi,
sonra onu %30, üçlere taşıyan çalışmalar görmüştüm geçmişte.
Onların şeyleri de var. Böyle bir siteleri de var,
diğerleri network diye. Evet, böyle biraz o otizm
grupları gibi. Hani damgalanmanın önüne geçmek
için? Durumla ilgili bilgilendirmek
için diye. Dediğiniz gibi oran olarak çok
şey öyle değişik sayılar var ama.
Gerçi işte bak burada şu var huringov siz.
Iıı o kadar ııı anlamının ne olduğunu tartışmadan konuşmanın
uygun olmadığı bir şey ki, yani hirangoiz IM hirans diyen biri
ne kastediyor diye çok ciddi biçimde sormak lazım.
Fantezilerini söylüyor olabilir. Beraberinde ki başka
rahatsızlıkların farkına varmayıp aslında gerçekten bir
halüsinasyonları olan psikozmokası olabilir.
Alkolik halisin olan eski alkol bağımlısı bir kişi olabilir.
Bir kere deliruma girip bunu tecrübe etmiş, o gruba katılmış
biri olabilir. Sesler duyuyor olabilir ki,
evet, yani varsın da değil. Evet.
Bir sosyal olabilir. Hipnografik bir kardeşinasyonlar
olabilir. Yorgunluk ya da alkole bağlı
bence. Burada şeyi de hatırlamakta
fayda var. Cimanos'un bulgusunu
hatırlamakta da fayda var. Yani kate ile şimdi de çok
tekniğine girmeyelim de. Tanısı olmayan popülasyonda
psikoz belirtilerine bak baktıkları bir taramada
popülasyon genetiği çalıştıkları için dağılımın.
Bir hiperbol gibi olduğu ortaya çıkıyor.
Yani bir kere böyle bir şey ses duymuş olan kişiler.
Yüzde elliye yakın bütün popülasyonda 2 kere duymuş
olanlar çok daha düşüyor. 67 kere duymuş olanlar %1 altına
düşüyor filan ama şöyle bir daha.
Seyrediyor. Yani evet, %80 civarında insan
hiç duymadık diyor. Burada vasıf dönüm yani duyduğu
şeyin vasfı da önemli herhalde. Evet neydi sordukları soru tam
hatırlamıyorum şimdi ama yani ismini söylenir gibi olduğunu
hissettiniz mi filan gibi galiba basit basit şeyler var.
Sanılar turnak içinde yaşantılar genel popülasyonda mevcut.
Tabii. Yani psikolojik bir kontenum.
Bu şizotipal ölçeklerde de soruluyor.
Dimi tıkırtı çıtırtı duyuyor musunuz işte isminizin
seslendiğini duyduğunuz oldu. Mu hafif hafif belirttiler,
soruluyor yani evet. Ama herhalde halisinasyon bir
anlam barındırıyor. Yani bizim el a şizofrenik
halisinasyonlar yani. Öylesine bir ses duyuyorumdan
ziyade bana şunu söylüyorlar, şunu duyuyorum gibi sanki anlam
barındır sesler değil mi hocam? Anlam yüklüyor kişi zaten işte
evet, yani bir anlam yüklüyor bir.
Ikincisi yani niye anlam yüklüyor?
Her şey anlam yüklüyor muyuz? Ayrı konu bir anlam yüklüyor.
Ikincisi bunun senin tarafından bilinmesini ve anlaşılmasını da
istiyor ben de. Durup dururken altıncı hissim
varmış gibi hissediyor olabilirim.
Mesela sizin bundan haberiniz olmaz.
Ben derim ki işte şimdi şu olacak diye düşünüyorumdur ve
oluyordur gerçekten ve ben buna inanıyorumdur ama ben bunu
sizinle paylaşmazsam sizin haberiniz biri olmaz.
Bir benim buna buna bir anlam yükletiyor olmam gerekiyor.
Öncelikle bunu öne çıkarmam ve benim için önemli hale gelmesi
gerekiyor. Ikincisi sizin de bilmenizi
istiyor oluyorum. Ne oluyordu işte bilmenizi
istiyorum yani. Örneğin şeytanla konuştuğunu ve
onunla konuştuğu için. Bu yolu seçtiğini anlatan
hastam, ne oluyor da mesela şeytanla konuştuğunu benim
bilmemi istiyor, yoksa kendi kendine konuşsa benim haberim
olmayacak zaten belki de olmuyordu.
Yani yıllarca konuştu. Hocam burada belki şeyden
bahsedebiliriz. Ben şu aralar okudum ve yani çok
sevdiğim bir teori şey class conradın teorisi yani belki o
bunları açıklamak için iyi bir yöntem olabilir.
Yani klas kontrat ile ilgili. Tepeden nin eğitim ettiğinde
konuşacağız bu konuda da. Bu şeyle ilgili ş.
Izofrenin ortaya çıkışıyla ilgili hani psikozun ortaya
çıkışıyla ilgili şöyle bir teorisi var.
Öncelikle hani bir anlam değişiyor.
Yani bir şeyler değişiyor. Örneğin halüsinasyonlar ortaya
çıkıyor ya da sandılar ortaya çıkıyor.
O ortaya çıktığı zaman kişiyi ya etrafın değiştiğini fark ediyor
ve etraf değiştiği için kişi yoğun bir kaygı duymaya
başlıyor. Buna conra şey diyor.
Hani o trama diyor fazından kastı aslında.
Eee yani travma aslında şey sahne korkusu gibi bir anlama
geliyor. Herhâlde yunancadan alınmış bir
şey sözcük. Tiyatrocum sahneye çıkmadan
önce. Okan kaygılar?
Evet. Evet, o kaygı aslında o kaygıyı
ifade ediyor ve o kaygı aslında kişiye bir anlam arayışı na
itiyor. Ne bunu yaparken de kişi bir
süre sonra şeye başlıyor. Bazı şeyleri anlam yüklemeye
başlıyor ve bu anlamı yüklerken. Buraya şey falan da giriyor.
Tabii beni sanralı algılama vesaire gibi bir çok terimle
giriyor. Hani birçok teknik dirim de
giriyor. Örneğin işte ezan okunduğunda
işte düşmanlarının kendisine ala alacağına düş düşünen bir hasta
işte düşmanlarımın beni alması için yapılan bir mesaj gibi
filan. Hani böyle söyleyebiliyor
örneğin hani o sese onun gibi burada hani bir anlam arayışı
buna itiyor itiyor ve anlam arayışının sonunda bir çözülme
oluyor aslında ve çözülme sonucunda da aslında bu sanrılar
ve işte halü. Onlarla ilgili kısım biraz daha
peraklaşmaya başlıyor ve ibrahim'in.
Daha önceki bölümde bahsettiği o şeyler.
Oturmaya başlıyor, semptomlar oturmaya başlıyor.
Bu şeyleri conrad bu şekilde açıklıyor.
Yani 4 fazlı bir şeyden bahsediyor.
Onu söyleyebilirim bir de yani conrad ile ilgili şunu
söyleyeyim, conrad hani büyük ihtimalle naz olduğu için çok
önemsenmeyen bir adam yani hani genel olarak çünkü conrad hani
zamanında nazi partisine katılmış işte şeyde çalışmış.
Cephe hastanesinde çalışmış, psikiyatrist olarak vesaire bir
sürü şeyle suçlanıyor. Savaştan sonra da çok değer
verilen bir adam olmamış. Burada akımlara şu soru geliyor,
tabii aydager de öyle değil miydi?
Öyleydi ama hadi gelin arkasında büyük bir Fransız felsefe lobisi
olduğu için o değer görüyordu ama cornat görmemiş bence.
Ya, işte conradın bakışı bence bu açıdan çok kıymetli.
Yani hasta olarak karşımızda duran kompleks hem hastanın
bünyessel bir rahatsızlığında hem de hastanın iradi bir
çabasından müteşekkil bir şey. Yani hasta o karşımızda
gördüğümüz hastanın yakınmaları ya da durumu tekrar edeyim.
Yani bünyesal bir sorun, sıkıntı artı hastanın yorumunu içeren
bir şey. Bununla ilgili şey örneği
veriyor. O güzel böyle.
Böyle 2 duvar arasında asılmış bir tel var.
Elektrikleri diyelim ve bu tel rüzgardan ötürü sallanıyor.
Hasta bu tele odaklanıyor. Yani böyle yarım saat bir saat
gözünü dikip hiç gözünü ayırmadan oraya odaklanıyor.
Bu hastanın aslında o odaklanması, hastanın bünyessel
bozukluğu diyelim ya da şizofreni her ne yapıyorsa bu
odaklanmayı sağladı ve 10'a çıkart şey yaptı.
Tele odaklandı. Dikkatini başka bir yere.
Çevirmedi, bahreming starre mi oluyor?
Tahsin bu böyle gözünü dikip bakıyor.
Ama. Hastanın ama yaptığı fail olarak
eklediği şeyse şu, tele öyle bir odaklanıyor ki, artık hareket
eden şey tel değil. Dünyanın kendisi ve hastanın
bunu yorumluysa şu kıyamet kopuyor.
Çünkü tel sabit dünyanın devamı. Sallanıyorsa o zaman hareket
ediyorsa kıyamet kopuyor diyor. Bu bu örnekle de işte hastalık
artı hastanın yorumu ya da iradesinin.
Dahil oldu. Bir kıyametle ilgili bir tanrı
ortaya çıkmış oluyor mesela. Bu bu şeyi bununla ilgili
ekstrem bir örnek olarak şeyi verebilirim.
Sanırım şey gibi conrad gibi geçti.
Halçı olan matujack diye bir adam var.
O onun bir şeyi var kitabında ya da makalesinde bir sözü var.
Hani süreyi hatırlamıyorum ama örneğin diyor ki.
Yarım dakikadan işte uzun süre sabit bir şekilde bakıldığında
halisinasyona dönemeyecek hiçbir şeyi yok gibi bir şey diyor
aslında. Hani onu örnek.
Bunu. Zaten örnek verdiği ibrahim'in
galiba o hasta. Evet evet o tam o ya da cem
hoca'nın kitabında da derslerinde de bahsettiği bir
belirtiden bir belirtinin çıkmasında da mesela bu tarz bir
yorum süreci dahil edebilirmiş. Mesela ve.
Zeka düzeyi ve psikoza yatkınlık bunlar aslında işte psikozlarla,
otizmle falan çok örtüşen genetik yapıları var ya.
Herhangi bir biçimde sekonder bir nörolojik bir rahatsızlığa
bağlı olarak gelişen halüsinasyonları da yorumlarken,
düşünce bozukluğuna ne kadar yatkın olduğuna göre buna
semptom deme ve şikayetçi olma olasılığıyla buna bağlı bir
düşünce bozukluğunu geliştirme olasılığı değişebiliyor.
Terapi diye bir dizi var bilse bilse Tahsin bilir bunu Almanca.
Dan. Orada şarbon sendromunu teşhis
etme biçimi. Şimdi görme halüsinasyonlarıyla
seyreden bir şey bu ne olduğunu söyleyelim.
OO sahne çok etkileyici, çok iyi bir psikiyatrist adam.
Şimdi sendrom şöyle, herhangi bir sebepten ötürü görmede ciddi
bir bozulma olduğunda belli görme alanı kayıpları olduğunda
korteks de işte ek fazladan bir ateşlenme ortaya çıkabiliyor ve
görme halisinasyonları ortaya çıkıyor.
Yani bu makülerde jenerasyonda da olabilir, başka şeylerde de
olabilir. Işinde de olur ensoli.
Depration'da da yani duyusal yoksunluk uzun süreli hastası
gayet aklı başında bir hanım ve diyor ki benim uzun süredir bir
hayalet peşimde dolanıyor, görüyorum yani şu anda burada mı
diyor? Evet kafasını kaldırıyor bakıyor
ve dehşete kapılıyor. Doktor da gidip perdeyi
kapatıyor. ışığı kapattığı zaman o sen şeyden ötürü görmedeki
kayıptan ötürü olan fazladan ateşlenme iyi ortadan kaldırmış
oluyor ve yok oldu mu? Diye soruyor.
Azaltıyor yani? Evet.
Tabi bunu bir terapist ağırlıklı olarak terapist olarak çalışan
birinin yapıyor olması çok hoşuma gitti.
Yani 10'a çıkart terapi için başvuran insanlar var genellikle
ama nörolojik olanı aniden ayırt edebiliyor olması bu kadar hızlı
biçimde çok hayran bırakıcı bir şey oluyor o örneği.
Fazla ideal bir örnek olmuş. Eğer mesela bu hasta beraberinde
düşünce bozukluğuna yatkınlığı olan birisi veya zekası yetersiz
biri olsaydı. Düşünce bozukluğu da
geliştirebilirdi ve buna farklı bir anlamda yükleyebilirdi.
Yani aslında bu. Yeni gerçeklik karşısında
yaşadığı anksiyetenin boyutuyla çok alakalı.
O anksiyette de tabii ki covid'i yeterli ile çok herhalde
doğrudan ilgili ne kadar gelişkin ve yeterli ise o kadar
kolay anksiyete kapılıp o kadar kolaylık.
Tepki verecek ve kaçınılmam bu belki o yüzden aydınlanmayı da
farklı yaşıyorlar yani. Örneklerde de evet biraz daha
böyle. Gelişimi ve gelişmenin sonucunda
çok daha ayrıntılı paranoidakım. Düzeneklerle gelişen bir
sistemden bahsediyor oluyoruz. O yüzden geçmişte de
konuştuğumuz panoramik bozukluğu ya da paranoyası olan hastaların
aslında son derece de zeki insanlar olması ve
yeterliliklerinin çok fazla oluyor olması da.
Bundan büyük ihtimalle birçok matematikçi bayramtrasından
duyulan şeye borna, başkalarına da çok çok sayıda psikotik
yaşantı tarif eden matematik. Çi var ilginç bir şekilde.
Tarihte. Şeyi söyleyeceğim hocam.
Peki bu sizin verdiğiniz örnekte?
Bahsettiğimiz şeyi pisto halüsinasyonal denk geliyor.
Ne nasıl? Neden püsodo?
Aslında bu püsoda halisinasyonun tanımıyla ilgili bir şey var.
Benim bildiğim kadarıyla en azından bir ihtilaf var çünkü.
Bazıları diyor ki işte medikal durumdan kaynaklanıyor ya da
başka bir durumdan kaynaklanan halüsinasyonları pis ödüyor,
halisinasyonu denir diyor. Bunun dışında ama örneğin.
Alman psikopatolojisinde bazı şeyler yazarlar şeyden
bahsediyorlar bu. Şizofren hastası için de geçerli
hasta eğer halüsinasyonların gerçek olmadığının bilincine
varırsa bu artık halüsinasyon olur diyenler var.
Bir görüşte örneği şey. Diyorsak.
Onların alisünü oz dediği şey yani evet.
Evet, bir görüşte şey diyor. Bunu aslında işitme varsa nasıl
için kullanmak daha doğru olabilir belki hani?
O kafanın içerisinde kafanın dışarısında olayı var ya hani
kafamın içerisindeki seslerle kafamın dışarıdaki sesleri ayırt
edebiliyorsam o da hani psoda halüsinasyon olur gibi bir şey
var. Bu yüzden sordum aslında hani bu
örnek işte hep. Aynı yere geliyoruz yani sonuçta
10'a çıkart püsedeyen kim? Benim püsede diyorum.
Benim kafamdaki yaptığım tanıma uygun değil.
Hani negatif alüsinasyonu anlayabiliyorum olan bir şeyi
görmüyorsa hani gibi bir daha hani.
Daha doğal tanımına yakın bir yerden hareket ediyorsak belki
ama püsodastinasyon. Bence hani biraz püsodo
birlanmasak. Daha iyi çünkü bak 3 tane tanım
yaptım. Püsede tanımlamak gayrı.
Tanım yaptın çünkü birini yapanların halüsinasyondan
anladığıyla diğerini yapanların diğer tanımı halüsinasyondan
aynı büyük adıkları aynı şey değil ki.
Pusuda anladıkları aynı şey olsun.
O yüzden hangisi doğru diye tartışmanın anlamı bence yok.
Biz bu lafı kullanmasak daha iyi olmaz mı?
Haydi, hayır daha. Mantıklı ama.
Konuyu açtığın iyi oldu çünkü hani peki o ne diye düşünecek
pek çok kişi olabilir. Evet.
Iyi oldu. Evet, o yüzden de hani negatif
aristosinasyon örneğini verdim çünkü.
Hani olanı görmemek gibi bir şeyden bahsediyoruz orada.
Küçük bir müzik. Molası bugünkü müzik parçası
olarak mozart tan 23 numaralı piyano konçertosunu
dinleyeceğiz. Mirama erik jacopsen ve audise
orkestrası beraber çalıyorlar. Daha sonrasında tekrar
birlikteyiz. Müzik arasından sonra tekrar
birlikteyiz. Ben sözü cem hoca'ya devredeyim.
Bitirmeden şeyi de söyleyelim. Sık geçen kavramlardan biri
sanrılı algılamayı. Evet.
O. Da önemli şey için, yani
özellikle tanrı gelişimi öncesinde veya işte psikoz
gelişiminin öncesinde veya belki sonra tablo sırasında da devam
eden. Onu tarif etmek ister misiniz?
O tim için hocanın. Algılamaya idrak diyelim
kısmıyla bence çok alakalı tabii yani.
Mesela bu yaz dersin örneğidir. Ben bir isviçre çakısına
baktığım zaman gördüğüm şey böyle metal sapıyla işte kesme
kesen kısmıyla bir cisim görmüyorum.
Doğrudan kesen bir şey görüyorum diye kesen bir madde görüyorum
ya da sandalyeyi gördüğüm zaman üzerine oturulacak bir c.
Isim ya da madde görüyorum. O yüzden bazı nörobilim
çalışmaları da vardır ya bence yanlış yorumlanıyor yani.
Işte biz sandalyeyi gördüğümüzde beynimiz aslında sandalye gidip
oturacağımızı. Öngörüyor, sonra gidip
oturuyoruz. Hayır, biz zaten sandalyeyi
gördüğümüzde oturulacak bir şey görüyoruz.
Böyle tahta bir şey görmüyoruz. Öyle yorumlarlar ya işte
oturacağın nereden biliyordum. Çünkü oturulacak şey görüyor
gibi sanrılı algılamada ise. 5 deneyimden dipte yola çıkarak
söylüyorsun değil mi bir parça? Evet 10'a çıkart.
Benziyor yani. Aynen öyle.
Çok sağlıklı algılamadaysa yani. Kişinin bu yani özetle şu ana
kadar söylediklerim, biz bir şeyi algıladığımızda onun
işleviyle beraber algılarız. Tanrı algılamadaysa gördüğümüz
şeylerin algısında bir şey değişmez.
Yani sandalyeyi gördüğümüzde yine böyle 4 ayağı olan bir
tahta şekli görürüz ama onun artık anlamı değişmiştir.
Mesela yaz dersini örneği masa görüyor hasta ama.
Aslında gördüğü şey üzerinde yemek kurulacak, yemek yenilecek
şey değil. Ayaklarıyla kendisine işkence
edilecek bir cisimdir diyor. Ya bu şeye de benziyor işte
aslında bu ayrımı geçenlerde konuşuyorduk bir yerde hayda
gelin. Mevcut olan da eli amade olan
arasındaki yani bildiğimiz sandalye sandalye görür görmez
sandalye diye bildiğimiz de o elimize amade.
Öyle amade olarak görürüz. Sarılı algılamada o ele amadelik
anlamı değişmiş oluyor mevcut. Olur sadece ve o körüntü de
denedim. O gene öyle algılıyor.
Onun için yine elemade de elamade.
Anlamı değişiyor? Evet.
Bi biz dışarıdan bakanlar olarak bunu anlamakta zorlanıyoruz.
Zaten zorluk orda oluyor. Çünkü o yüklettiği anlamla ve
değerlendirmeyle zaten gene kendisi için elemade bir şey
üretmiş değil mi? Evet.
Belki fenomenoloji geleneği cem hoca'nın söylediği şeyi şu
şekilde yorumluyor, savrulu atmosfer ya da sağrılı duygu
durum döneminde şizofreni hastaları dünyayı ele değil elde
mevcut. Yani bir nesnelerin toplandığı
bir depo gibi gördükleri için bir anlamsızlık oluyor.
E bu ne işe yarıyor dünyada hiç? Bir şeyin bir affettiği bir
anlam yok ve tahsinin kongre da atıfla söylediği gitgide bir
anlam arayışı yeni sanrıla anlamın kurulmasına yol açıyor.
Evet yanilar değişiyor demek? Yani, çünkü anlamı.
Var ama. Verili anlamın değişmiş
olmasının yarattığı anksiyeteyle kaygıyla başa çıkmaya çalışıyor.
Aynen. Öyle hani?
Dersek ki dünyayı işte bir takım cisimlerden oluşan bir yer gibi
görüyor, gene bizim varsa. Bizim gördüğümüz gibi görmediği
ve bunun. Çatışması ve çabalaması içinde
olduğu kesin. Eee bize yansıttı hissettirdiği
bu en azından burada mesela bunu nasıl anlayabiliriz kısmına
biraz belki bakmak ve yoğunlaşmak.
Çok kolay bir şey değil hakikaten.
Çok kolay değil ama tam. Da yapmamız gereken bu bir
yandan. Buna nasıl izin verecek?
Biz tabii o ön yargılı ve dışarıdan bakan tutumumuzu terk
ettiğimizde bir adım 60 oluyoruz ama yetmez.
Anlamaya çalışmak ya da anlamayı denemek.
Artı bunu 10'a çıkart hissettirmek.
Ben. 112 genç hasta şu sıralar takip ettim.
Yani son 12 yıl içinde zeki gençler eğitimli ve hatta yüksek
eğitimin üstüne de eğitimini sürdüren.
Halisinasyonun halisinasyon olarak tarif ediyorlar.
Beraberinde bir paranoid atmosfer sanrılı atmosfer de
tarif ediyorlar. Bunun rahatsızlık belirtisi
olduğunu söylüyorlar. Fakat bu halisinasyonlar
antipsikotik ilaç olmaksızın geçmiyor.
Yani antipsikotik ilacı kesemiyorum ama.
Tek işe yarayan şey şu oldu, şimdiye kadar hangi durumlarda
bunun ortaya çıktığını sorup ortaklıklar bulmaya çalışmak.
Yani bir kombintif yaşantıyı anlamaya çalışan bir kombintif
terapi biçimi olarak. Ve o durumlar arasındaki
ortaklık, tehdit hissi, bunun da demin di sosyallar diyordun.
Aslında çocukluk çağıran travmalarıyla bağlantısını
kurmak. Mesela bir ölçüde rahatlık
getirdi. Yani çok fazla tehlikeye maruz
kalmış ve tehdit altında yaşamış bir aile, bir diğeri de
annesiyle babasının geçimsizliğinden ötürü hep böyle
tehdit ve tehlike duyguları içerisinde yaşamış bir genç.
Bunun anlaşılması, adresasyonu ortadan kaldırmadı.
Ama ortaya çıktığı zaman ki rahatsızlık duygusunu
antipsotikle beraber biraz azalttın.
Bence bu yaptığınız şey buyurun ve.
Yok, hayır primel districe bozukluk değildi tabii değil mi?
Diye soracaktım. Hayır değildi.
Bu bu bu. Yaptığımız şey hocam, yani
halisinasyonu olan bir hastayla terapide yapılması gereken
müdahalelerden biri de olsa gerek.
Yani bu bir makale okumuştum. Bu pamdu pan diye genç ama çocuk
yaratıcı çalışmalar yapan o böyle gerçekliği algılamamızın
birkaç unsurundan bahsediyor. Birinde de yoğunluk ve ne kadar
etkilenmiş olduğumuz kısmı. Mesela çok korkutucu bizi çok
etkileyen bir rüya gördüğümüzde diyor.
Gün boyunca o rüyanın etkisindeyiz.
Gerçek olmadığını bilsek dahil rüyanın etkisi sürüyor.
Evet ve bu bu korkutucu deneyimler devam ettikçe.
Neredeyse hala gerçekliğinden şüphe yani gerçek olmadığından
şüphe duymasak dahi değil mi? Yine de hayatımızı etkileyecek
bir yerden sonra gerçekliğinden artık gerçekliğe daha da
yaklaşabilir ve terapistin belki oradaki rolü orada afektif
yoğunluğu biraz daha yumuşattı. Halisinasyonu belki ortadan
kaldırmaz ama rahatsızlığını ciddi manada azalttıktan sonra
halisinasyonu devam et. Yani güvendiği bir doktor
kendisine bu sen dışarıda şundan korkuyorsun.
Çünkü şunu hatırladığın için olabilir dediği zaman.
O aniasyon devam ediyor olsa bile.
Yaşantısındaki dehşet duygusu veya kaçınma azalabiliyor.
Ya evet o benimle beraber ve bana yardım ediyor meselesi ya
esasında baktığınızda diş ağrısından çok farklı değil.
Sen çok yoğun bir şekilde dişin ağrıdığında ben bunu
algılayamayabilirim ama sonuçları senin dişinin
ağrıdığını anlayıp biraz ağrını azaltacak ve ağrının senin için
ne anlama geldiğini empatik bir biçimde sana döndürecek bir
şekilde davranıp durabiliyorsam. Aslında sen sana yardım
edildiğini hissediyor olursun. Anladın mı hak yerine bunun
aslında kulağına ses gelmesinden ya da.
Peygamberlik hisleriyle dolu olduğu için anlaşılmıyor
olmasından çok büyük bir farkı yok.
Yani. Onun.
Hezeyanları ya da lüsünasyonları doğrultusunda davranmamız tabii
ki gerekmiyor ama anladığımızı gösterebiliriz.
Gösterirsek de birlikte mücadele edebiliriz.
Bir yere kadar tabi sık. Rastlanan sorulardan biri şudur,
belki onu karşılaşan arkadaşlar vardır, bana inanıyor musunuz?
Evet, Leyla. Bey abisinden sonra, yani ben bu
tür durumlarda yaşantınızın bu olduğundan hiç kuşkum yok.
Onun için yaşantının ne olduğunu anlayalım diyorum.
Yani bu gerçekten var mı yok mu sorusunun.
Sizin bunu yaşadığınızdan bir kuşkum yok diye cevaplayıp nasıl
olup da oluyor? Sorusuna dönmeye çalışıyor ben.
De şeyi. Söylediğimi biliyorum.
Mehdi olup olmadığınıza inandığımı soruyorsanız hayır
buna inanmıyorum ama kendinizi Mehdi olarak hissettiğinizi ve
böyle olduğu için kendinizi başkalarından farklı ve yalnız
hissettiğinizi çok iyi anlıyorum.
Yalnızlığı da söylemek çok kıymetli tabi.
Belki bunun üstünden konuşabiliriz.
Çünkü öylesin ya da değilsin iddialaşmasının getireceği zaten
hiçbir şey yok ki abi. Yani kimse inanmıyor değil mi
filan diye eklemek de çok işe yarıyor ve.
Tabi siz bu sürede ne hissediyorsunuz?
Kimse size inanmazken. Kısmını konuşmak mümkün ve hani
bu bunu konuşmak tabi kimi zaman çok kıymetli oluyor.
Tıpkı şey gibi. Bir soru sorduğunuzda 10'a
çıkart cevap vermek istemeyen hastaya o soruya cevap vermesini
beklemek yerine aslında bu sorunun onda ne yarattığını ya
da cevap vermek istemezken ne hissettiğini konuşmanın.
Yaratacağı büyük imkanı kullanmak gibi doğru.
Mehtilik içinde şu var, bu dediklerimizin üstüne ben Mehdi
değilim. Onun için mehtilik nasıl bir
şeydir? Bana anlat.
Çantasını nasıl bir şey oldu? Normal merdi.
Olmak nasıl bir şeydir? Meşhur bir kitap yani.
Neydi yarasanın yazarı neyle değil mi?
Yaratı olmak. Öyle bence çok güzel örnek oldu.
Hakikaten mehmet'i olmak nasıl bir şeydir?
Anlat kısmı. Bitirirken o zaman ben şeyden
örnek vereyim. Son kez bu sanrolu algılamadan
çok konuştuk. Yani ben ya bu çok tipik bir
şey. Örnek, o yüzden onu vermek
istiyorum. Bir tane şizofrenanstan ile
konuşurken hani şikayetlerini nasıl başladığı ile ilgili
konuşmaya başlamıştık ve hani işte devlet başkanlarının ya da
işte siyasetçilerin kendisiyle işte iletişime geçtiğini özel
bir şekilde filan düşünüyordu. En başta nasıl hissettiğini
sordum. Hani korktum endişelendim.
Hani bana tuhaf geldi gibi şeyler söylemişti.
Peki nasıl hani bu korkulardan kurtuldun?
Diye sorduğumda şey demiştim. Eee bir gün demişti eee sokağa
çıktım. Sokağa çıktığımda ilk gördüğüm
araba audi'ydi. O zaman dedim ki Angela Merkel
benle iletişim kurmak istiyor. O zaman rahatladım demişti bana.
Hani hep böyle bir örnek var. Elimde güzel.
Evet, yani işte anksiyete iyi başa anksete ile başa çıkmak ya
da anksete'nin yatıştırmak konusunda tabii çok daha
yaratıcı olmak zorundalar çünkü. Gerçeklik algıları değiştiği
için yaşadıkları büyük dehşeti yaşayanlar onlar aslında.
Belki burada biraz. Biraz hayranlıkla hatta, çünkü
en basit. Celal ile anksiyeteyle başı
çıkamayan insanları düşünürseniz bu kadar dehşet engiz
katastrofik bir anksiyeteyle başa çıkıyor olması kendi
yöntemiyle gerçekten hayranlık duyulacak bir konu.
Bunu konuşmak. Belki bunun üzerine.
Ilerlemek çok çok çok yararlı olabilir gerçekten.
Çok doğru bence hocam, yani şeyin hastanın burada romantik
bir tarafa kaymak istemiyorum ama.
Aslında o bahsettiğiniz o bunalımın kendisinden bir çıkış
yolu da olabilir. Dolayısıyla.
Kurmuş. Olduğu o tanrılı atmosferden
çıkarken kurmuş olduğu sanrı sistemi aslında onun o yaşadığı
yoğun anksiyete ve buhra buhran bakımından bir çıkış noktası
dolayısıyla doğrudan sanrıya saldırmak, hastanın genel iyilik
hali için hiçbir işe yaramayabilir yani.
Elbette elbette yani ilaçla azaltırken de bunu konuşarak ve
bu iş birliğiyle götürmeye çalışmak.
Çünkü elinden onu aldığında da aslında geriye hiçbir şey
kalmıyor bazen. Tabi öbür türlüsü de çok kötü.
Yani bütün o anksiyete ve varsını ve sanrıların etkisiyle
kişinin kendisini yaşamını tehdit edecek şekilde yaşamını
sonlandıracak şekilde davranması gibi sonuçları da var.
Örnekler de gördük. Çok çok çok üzücü örnekler de
var tabi. Hâlâ hatırlıyorum.
Sayılır çok fazla değil ama albüm.
'İ tek tek hatırlıyorum bu bölümü.
Sonuna geldik diyoruz. Tamam.
Tamamdır ki. Bu bölümün sonunda ben yine bir
ressam verisinden bahsedeceğim. Bugünkü ressam olarak max
libermanı resim olarak da minik bira bahçesine tercih ettim.
Max libermandan bahsedeyim. Kendisi empresyonist alman
empresyonizm en önemli isimlerinden biri. 1.847 yılında
berlin'de doğuyor. Varlıklı bir ailenin oğlu Yahudi
bir ailenin oğlu daha sonrasından zaten nazi döneminde
büyük sıkıntılar yaşıyor. Liberman paris'te, hollanda'da
Fransız empresyonizm ile ilgili ilgili eserleri inceleme fırsatı
buluyor ve onlardan çok etkileniyor.
Daha sonrasınlar da daha sonrasında da berlin'de bu
hareketin öncülerinden biri o haline geliyor.
Aslında 1.900 yirmiyle 32 yılları arasında oldukça parlak
bir dönem yaşıyor ve bu dönem liberman için oldukça 6 çağ
denilebilecek. Bir dönem prose sanat
akademisinin başkanlığına kadar getiriliyor. 1.930 üçte naziler
iktidara gelince Yahudi kökenleri nedeniyle kendisine
bir itibarsızlaştırma politikası izleniyor ve tüm resmi
görevlerinden alınıyor. 1.935 yılında berlin'de hayatını
kaybediyor. Berlin'de yaşadığı yer aslında
çok güzel bir yer. Vanze denilen bir yerde yaşıyor.
Kendisi. Ondan sonra eşi bu oturduğu ya
da kaldıkları villa'yı miras olarak ediniyor ama naziler onu
da rahat bırakmıyor ve 1.940 yılında zorla başka birine yani
daha doğrusu posta müdürlüğüne satılması için baskı yapıyorlar.
Eşi ile ilgili de marta liberman ile ilgili de şunu söyleyeyim.
Eşi de bu yahudilik nedeniyle çok fazla yani.
Zorbalığa maruz kalıyor. En son 1.943 yılında yanlış
hatırlamıyorsam eşi yani martı libero'nun bu şeylerden
nazilerin baskılarından yani artık kurtulmak için kendi
eliyle ölmeyi tercih ediyor ve naziler tarafından bir yere
gönderilip bir toplama kampına gönderilip öldürmektense kendisi
övülmeyi tercih ediyor ve intihar ediyor.
Bunu söyleyebilirim. Bu eserle ilgili de şunu
söyleyeceğim, bu eser şu açıdan dikkat çekici.
Münih pir bahçe birahaneleri ya da bira bahçeleri hala böyle
canlı ve güzel. O açıdan bu eseri tercih ettim.
Bizi dinlediğiniz için teşekkürler.
Gelecek hafta tekrar görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean