Rubin'in Vazosu
Anoreksiya Nervoza, çağdaş sınıflandırma sistemlerinde yeme davranışının kısıtlanmasına ve beden imge bozukluğuna sıkıştırılmış bir tanı halini almıştır. Bu podcast bölümünde 'Embodiment (bedenlenme)' kavramı üzerinden Anoreksiya nervozayı tartıştık.
Acaba diken sütlü bahçesi vaat etmiyoruz. Podcastlerin yeni bölümünden size sesleniyoruz. Ben doktor taysin rolas bu podcast de benimle beraber profesör doktor cemlak Başoğlu, doktor ibrahim aylak burada profesör doktor timuçin oray, kendisi şu an aramızda değil ama diğer bölümlerde aramızda olacak diye düşünüyorum. Şimdi bugünkü podcast konusu olarak biz yeme bozuklukları ve yeme bozukluklarına farklı bir perspektiften bakmayı düşündük aslında. Yeme bozukluklarına daha çok bu son zamanlarda daha çok gündeme gelen.
Bedenselleştirme kavramı üzerinden eee ya da ben bedenleşme kavramı üzerinden eee bakmaya karar verdik. Bunun için şöyle bir yol izleyeceğiz. Ben ibrahim bey sorular soracağım ve bu şeyi yaparken de Thomas fuk'tan aslında daha fazla alıntı yapacağız. Ben şöyle başlayayım, önce hani yeme bozukluğu? Son zamanlarda yani son birkaç. Yılda çok daha popüler olan bir tane. Özellikle işte beden algısı üzerinden yapılan şeyler işte sıfır. Beden üzerinden yapılan şeyler nedeniyle çok popüler olan bir konu ve çok sayıda hastanın da olduğu ve çoğu zaman tedavilerin yetersiz kalabildiği de bu konu.
Genel anlamıyla DSM. Nin bize getirdiği, yani modern sınıflandırma sistemlerinin tanı sistemlerinin bize getirdiği şey aslında bu. Yeme bozukluklarını biraz şeye sınırlamak gibi oluyor. Bir beden imge bozukluğuna sınırlamak gibi oluyor aslında. Ama hani sorunun sadece bu olmadığının eminim hani bu kayda dinleyen tüm ruh sağlığı çalışanları farkındadır diye düşünüyorum. Öncelikle belki ibrahim de bunu tartışarak başlayabilirsin. Yemi bozukluğu kavramı üzerinden biraz konuşabiliriz. Ibrahim sence yeme bozukluğu kavramı, modern tanıt sistemleri içerisinde daraltılmış, anlamı küçültürmüş bir kavramı diye sana sorayım.
Merhaba, tekrar Tahsin kesinlikle öyle ama burada yeme bozukluğu özelinde aslında angoreksia mervezayı konuşacağız. Diğer yeme bozuklukları tiplerini ve. Eklenen yeni yeme bozukluğu tanılarını değil de anoreks'e erboza'yı konuşacağız. Anoreksanın erboza aslında dediğin gibi bir beden imajı bozukluğu olarak kabul ediliyor ve bundan muzdarip bireyler kendilerini batının baskın incelik modelinin buyuruna teslim ederler diye düşünülüyor. Işin kültürel boyutta böyle yorumlanıyor. Birden bahsettin, DSM beşteki rahatsız.
Tarifini kısaca söylersek gıda alımının kısıtlanması ve önemli kilo kaybı, şişman olma veya kilo alma korkusu ve kendisi ve durumu hakkında çarpıtılmış bir bakış ile karakterize ediliyor. DSM beşte ki anoreksener tarifi. Kişinin bedeni ve bedeninin şekli hakkındaki işlevsel olmayan inançlar ve hatalı bilinçler genellikle bozukluğun ana nedenleri olarak kabul ediliyor. Yani buradan aslında kısaca şunu da çıkarabiliriz değil mi? Daha bilişselci bir yaklaşım üzerinden değerlendirildiğini söyleyebiliriz.
Ama tam olarak senin de dediğin gibi bu nitelendirme anoreksiya hastalarında bedensel öz farkındalıkta meydana gelen derin değişiklikleri göz ardı etmekte. Thomas fox'tan bahsettin. Thomas fox bir hasta örneğinden bahseder bir hastadan şöyle bir alıntı yapar, alıntıyı doğrudan ben de söyleyebilirim. Hasta şöyle diyor, sanki bedenimi cezalandırmak zorundaymışım gibiydi. Ondan nefret ediyor ve tiksiniyordum. Birkaç gün normal olmasına izin versem, sonra onu tekrar mahrum bırakmam gerekecekti. Kendimi bedenime hapsolmuş hissediyordum.
Onu sıkı bir kontrol altında tuttuğum sürece bana ihanet edemezdi ya da başka bir hasta bedenim ben değilim tekrar ve tekrar onu hissetmek için spora sığınıyorum onu hissetmek için. Yorulduğunda acı çektiğinde onu en iyi o zaman hissediyorum diyor daha sonra. Gittin dedin böldüm seni onun altında çözüyor. Dimi kesinlikle öyle. Bir yalın kendilik duyumu ve kendisine üçüncü şahıs perspektifiyle de bakmak. Birinci şahıs perspektifiyle de bakamamak gibi bir şeyden söz ediyorsun ya da kendilik duyumunda bir eksiklikten.
Dolayısıyla yabancılaşma evet yani biz bedenimiz aslında biziz. Biz aslında herhangi bir ilişki kurduğumuzda zihnimizin içerikleri değiliz. Biz bedenimizle tanınırız. Bedenimizin hareketleriyle kim olduğumuz ilişki kurmamız. Kendini gösterir ama burda beden sanki bir aparatmış gibi sonradan eklenen bir şeymiş gibi hissediliyor. Aslında Thomas fox'un bu örnekleri bence seçmesinin sebebi bu yabancılaşma hissine vurgu yapması fark edildiği üzere burada bir zayıflık ya da bir incelik vurgusu ön planda değil, yabancılaşma ön planda.
Dilerseniz devam edebilirim. Şimdi bu tür hasta tarifleri anoreksia hastasında bir beden imajı bozukluğundan daha fazlası olduğunu ortaya koyuyor bu. Aslında az önce cem hoca'nın da söyledi, söylediği gibi bedenlenmiş kendilik deneyiminde temel bir rahatsızlıktan söz ediliyor burada. Tekrar edebilirim, bu kısmı bir beden imajı bozukluğundan daha fazlası olduğunu. Tam tersine bizim yaşarken bir bedenlenmiş, kendilik bedenlenmiş bir selfimiz var ve bunun temel bir rahatsızlığından söz ediyor. Yani çevresinde değer verilen güzellik imgelerini bünyesinde barındırmak için diyet yapan bir kadın ile bu kadını bir tarafa koyalım.
Bedenini kendisini öldürecek kadar radikal bir şekilde dönüştüren anoreks bir özne arasında radikal bir fark vardır. Yani kilo vermek isteyen diyet yapan, ince görünmek isteyen bir kadın ile kendini öldürecek kadar bedenini dönüştüren bir kadın arasında radikal bir fark vardır diyor Thomas fox. Thomas fox makalelerinin çoğunda kadın. Anoreksiya hastaları üzerinden gidiyor. Bunu da neredeyse bir özür mahiyetinde söylüyor ama. Erkek anoreksiya hastalarının olduğunda bilmekte fayda var ama oran olarak %90 kadın, %10 erkek gibi.
Söyleyeyim. Ibrahim, senin altını çizmek istediğin noktayı bir daha söyleyelim ve kadın erkek farkına da bir bakalım istersen o bakımdan diyorsun ki yani birinci grupta söylediğin. Ana ana akımdaki veya işte genel kabul gören genel geçer ince olma. Durumunun empoze edilmesine bağlı olarak kilo vermek isteyen ama yalın kendilik duyumunda hiçbir anormallik olmayan birisini yeme bozukluğu olan birinden ayırt etmeliyiz. Hıhı hıhı kesinlikle. Bu durumda erkek anoreksiya vakaları için de benzer bir şey neden söylemez ki acaba Thomas woks yani?
Bedenlenme veya en badimond. Ile gene bozukluğu arasında anoreksiya arasındaki ilişkiyi erkek hastalar için kuramaz mı? Kurabilir bu. Yöntemsel bir şey olabilir. Yöntemsel bir kaygıdan kaynaklanıyor olabilir. Erkek ve kadındaki ergenlikteki dönüşüm çünkü birazdan ondan söz edeceğiz. Bence radikal olarak farklı kadında çok daha bariz. Yani toplumsal olarak bariz kız çocuğuyla bir kadın arasında. Kız çocuğuyla kadın arasında erkek çocuğuyla bir erişkin erkek arasında bence daha fazla fark var. Yani millet varlıklaşma yumuşama tabii.
Tabii. Ve benzeri farklar erkek çocuğun erkek olmaya dönüşünde o kadar bariz olan bir fark kadar değil diyorsun. Evet ayrıca toplumun affettiği şeyler de var. Yani ahlaki normlar var, doğurganlık diye bir durum söz konusu âdet var aynı şekilde. Yani bu benim yorumum ama bir kız çocuğuna adet görmeye başladıktan sonra her an doğurganlık kendini hatırlatıyor. Erkekler için bu çok söz konusu olan bir şey değil sanki. Anne olmak erişkin anne olmak. Bilmiyorum. Onu düşünelim sen devam et. Burada ideal bir.
Bir beden imajı hiç mi önemli değil? Elbette çok önemli. Hatta ideal bir beden imajı için çabalamak. Çoğu zaman bozukluğa açılan bir kapı işlevi görüyor ancak. Anoreksiya'daki asıl çatışma giderek artan bir şekilde dışsal yabancı bir nesne olarak deneyimlenen ve otoriter bir rejime tabi tutulan bedenden kendiliğin şiddetli bir yabancılaşmasını içeriyor. Bunlar zaten bugünkü konuşmamızın esas eksenini oluşturacak. Yani bedenden yabancılaşan bir kendilik. Fenomenolojik bir bakış açısıyla bakarsak bu meseleye bu söz konusu yabancılaşmanın ön koşulu bir dereceye kadar anoreks çatışmayı önceleyen veya 10'a çıkart derelet eden insan bedenlenmesinin kendisinin 2 anlamlılığı ve veya belirsizliğidir.
Burada Tahsin de baştan bahsettiği imbat ben bedenlenme çevirisini tercih ediyorum. Bedenlenme kavramına da giriş yapmış bulunuyoruz bizim bedenimiz. 2 anlamlı bir beden bu 2 anlamlılık nedir? Biraz daha bunu detaylandıracağız ama yaz persistan bir alıntı yapmak istiyorum. Yaz beden ile ilgili şöyle diyor, insan olmak kendi bedeni olmaktır ve aynı zamanda kendi bedeni üzerinde düşünürken veyahut tefekkür ederken onun dışında durmaktır. Aslında birinci şahıs ve üçüncü şahıs perspektifinden bahsediyor.
Yani biz bedenimize kendim kendi bedenimiz olurken bir yandan da bedenimize yabancılaşabiliriz diyor yazpars. Yani ikisinin bir arada mevcut olduğunu söylüyor diyorsun. Biz. Perspektifi ve dıştan bakabilmenin. Yani bizim bedenimiz birazdan özne beden nesne beden ayrımında konuşacağımız gibi. Hem öznedir hem nesnedir özne olması bizim fail olarak bir şeyler yapmamızı sağlar. Nesne olması ise uzayda yer kaplayan bir nesne bir kütle, bir hacim olması bakımından yürürken mesela bir yerlere çarpmamıza engel olur.
Peki burada şunu söyleyebilir miyiz, özneyle nesne arasında böyle 12 kutup varmış da hani bir. Daha baskın olduğu zaman örneğin işte nesne. Beden üzerine düşünme daha fazla olduğu zaman hani o paylık hissinin ortadan kalktığını, örneğin şizofreni gibi durumların ortaya çıktığını söyleyebilir miyiz? Bununla ilgili şeyi söyleyebilirim isterseniz hani patolojiye, psikopatolojiye gelmeden önce Thomas fox bu ekoloji of the brain kitabında şey örneğini çok güzel veriyor. Neker küpü ya da rubynin vazosu o şekilleri istersen Tahsin podcasti paylaştığımızda koyabilirsin.
Bu rubynin vazosu vardır. 200 birbirine bakar, yüzlere odaklandığımızda birbirine bakan 200 görürüz. Valla odaklandığımızda yüzleri asla görmeyiz. Vazoyu görürüz. Thomas fox da diyor ki, yaşayan bir varlık var. Yaşayan varlığın özne beden kısmına baktığımızda tıpkı ruby'nin o bütün şeklim 100 kısımlarını görüyoruz gibi oluyor. Özne nesne bedene odaklandığımızda da işte ortadaki vazo'yu görüyoruz gibi oluyor. Yani şöyle biri diğerinin imkanı olan ama biri varken diğerinin olmadığı bir durumdan bahsediyoruz ama bir şeyin aynı bir şeyin 2 farklı görünümünden bahsediyoruz.
Özne beden ve nesne bedenderken.ru. Vazosunda bir figüre bakıyoruz, aynı figür ama aynı figürde bizim baktığımız şekle göre farklı şey görebiliyoruz ve gördüğümüzde vazo gördüğümüzde yüzleri göremiyoruz. Yüzleri gördüğümüzde vazo göremiyoruz. Aynı anda görünmeyen şeyler bunlar. Şimdi psikopatolojiye gelirsek mesela.
Ben normalde kendi bedenim bana şeffaf kendi bedenimi hissetmem onu bir. Nasıl desem? Nesne. Bir nesne bir enstrüman olarak görmem o. Direkt mevcut bir şey olarak kayda geldi. Eşiyle görmez. Bir inceleme konusu değildir ama tam tersine. Ben bedenimi gözlem konusu yaptığımda ya da işte yeni bir beceri edindiğimizi düşünelim, işte bu dans olur halay olur. OO esnada kendi hareketlerimize odaklandığımızda o bedenimizin akışkanlığı azalıyor ya da biri bizim önem verdiğimiz biri bizim bedenimize odaklandığında bedenimiz sanki bütün hareketleri bize yabancılaşmış gibi oluyor ve dolayısıyla o her ney yapıyorsak beceriksizliğe.
Tabi tutuluyor ya orada da işte mesela nesne beden daha baskın hale geliyor ya da yorgun olduğumuzda aslında işleri kolaylaştıran beden yorgun olduğumuzda tam tersine engel çıkarır ya. Tam tersine onun yorgunluğu, ağrısı yaptığımız işi daha az esneklikle yapmamıza yol açıyor. Şimdi burada bir futboldan örnek vereyim mi bilmiyorum. Bu. Evet, uygun gibi. Evet, şu fenomenoloji konuşuyoruz. Bu Brezilyalı meşhur Ronaldo vardır. Hatta onunla lakabı il fenomendır. Yani fenomen Ronaldo diye onun çok ilginç bir futbolu bırakma röportajı şeyi vardır.
Yani röportaj veriyor, futbolu bırakıyor, bırakacak diyor ki şimdi tabii Ronaldo. Bu arada hipotiroidi hastası. Ve tiroid ilaçları da doping sayılıyor ve şey yapamıyor. Nasıl desem kullanamıyor? Futbol hakkaten dolayısıyla sürekli kilo alıyor. Ayrıca onda böyle bir bağ dokusu rahatsızlığı da var. Bu bağ dokusu rahatsızlığı hem çok çabuk sakatlanmasına yol açıyor hem de tam olarak o bağ dokusunun esnekliği onun esnek bir futbolcu olmasıdır. Mesela sağlıyor. Neyse hastalıklarla baş edemeyeceğini anladıktan sonra şu konuşması.
Da şöyle diyor. Ben futbol oynarken zihnim bir hareket yapmak ister. Ben o esnada herhangi bir işte futbol trickleri vardır ya yapmak istiyorum ama bakıyorum ki bedenim 10'a çıkart engel oluyor. Bu mesela dis inbadiment bedensizleşme, zihin beden kopmasına çok güzel bir örnek. Beden şey olmuştu, zihin hala bedenen bir şeyleri yapabileceğini düşünür ama bedenin kendisi nesne beden, daha doğrusu masif ve ağırdır. Zihnin buyruklarını yerine getiremez. Böyle bir konuşması olmuştu ve dolayısıyla çok sevdiğim futbolu bırakmak zorundayım gibi bir konuşması var şeyim.
Parkinson ve şeye de burada örnek verebiliriz. Depresyona da melankoli ye de örnek verebiliriz. Tahsin hemen şunu da söyleyeyim, ondan sonra şimdi partinin sonunda zihin de bir yavaşlama hali yok ama bedende yavaşlama hali var. Hastalar o yüzden belli sakarlıklar yapıp düşebiliyorlar. Çünkü zihnen bir şeyler yapmak istiyor ama beden müsaade etmiyor ama melankoli de hem zihin yavaşlıyor hem beden yavaşlıyor. Dolayısıyla zaten herhangi bir hareket girişimi bile söz konusu olmuyor. Bu tabii parkinson akut dönemleri için yani daha hastalığın yeni başladığı dönemler için söz konusu ya da büyük kazalar içinde bunu söyleyebiliriz.
Yani zihinle bedenin hala rezonansa rezonansının sağlanmadığı durumlar için bunu söyleyebiliriz. Evet, aslında burada özneğe beden ve nesne bedenle neyi kastettiğini bir kısaca açabiliriz. Hani burada ya özne beden ve nesne beden aslında ingilizceden çevre subjek body ve object body diye çevirebileceğimiz şeylerin çevresi. Onlar aslında sanırım şeyde de. Yaz perstede, de var bedene Almanca yapılan atıflardan kaynaklanan şeyler 2 sözcük var bedeni karşılayan almancada. Bir live, diğeri de körper daha çok nasıl desem?
Insanın algıladığı beden hani o. Etinden filan bahsettiğimiz beden değil de daha çok insanın kendi algıladığı, vücudu bedeni anlamına geliyor. Yaşayan yaşayan filmler değil. Mi filmler ben sana? Yaşanan belki de yani liv body daha iyi. Evet, şeyin de cem hoca'nın da dediği gibi belki orada yer bakışıyla şeyde denilebilir hani? Içinde olunan ya da içinde var olunan beden gibi de söylenebilir, diğeri kör daha bir şey nesnel olarak dışarıdan örneğin işte kolunuzu vurduğunuzda ya da başka bir yerinizi vurduğunuzda yaralanan şey aslında.
Oradaki körpterle kastedilen de o. Kork kadavra belki de dimi yani tam böyle. Kökenleri benziyor. Evet, evet. Körperde büyük ihtimalle aynı kökten geliyor şeyle korkular aynı kökenden geliyor. Körper colper. Kork latinceden geçmiş büyük ihtimalle. Öylece body kelimesi aynı zamanda ceset olarak da kullanılıyor ya? Yani bu sadece etimoloji sen devam et. Böyle bir anlam farkı var aslında. Hani burada nesne bedenine nesnel bedenle Özden beden arasındaki ayrım buradan kaynaklanıyor diye kısa bir belki arayı gireyim diye söyledim ben.
Böyle burada ayda gelin aslında. Nesneyle özne arasındaki ayrımın geleneksel felsefedeki baştan yapılmış bir hatadan ve antik felsefeden beri devam eden bir yanlış dikotomizasyondan kaynaklandığına dikkat çektiğini söyleyelim. Çok kısa bir dönem de değil aslında metal bosun katkılarıyla psikanalistlerle beraber çalışmaya başladığı dönemde kendisi psikiyatriye çok yatkın veya işte inançlı gibi olmasa bile pek çok psikiyatristi etkilemiş durumda. Özne nesne ayrımından kurtularak varlığı.
Varlığı nasıl biliyorum? Sorusundan bağımsız olarak varlık nedir? Sorusuna odaklanabilmiş olduğu için daha böyle kapsayıcı bir kuram geliştirilebilir gibi bir ümit vermiş. Pek çok psikiyatristi belki daha sonra windvangerden de söz edebiliriz. Mesela onun çok etkilendiği şeylerden biri felsefecilerden biri. Aileger yeme bozuklukları üzerine de benz manger üzerine anca konuşmakta fayda var. Daha sonra onun parantez açmış olayım kapatayım.
Peki? Aynen öyle. Ya güzel bir etemolojik giriş yaptım. Tahsin istersen hemen kısaca ben de özne beden ve nesne bedelden tekrardan bahsedeyim. Özne beden dediğimizde içeriden deneyimlenen ve yaşanan beden. Söz konusu yani bizim bir bütün olarak yaşadığımız bedel. Nesne bedense dışarıdan görülen, gözlemlenen veya irdelenen beden, yani fiziksel veya az ödediğim gibi nesne bedenden bahsediyoruz. Yani fiziksel beden dediğimiz uzayda yer kaplayan bedenimiz belli işlevleri olan incelenme konusu yapılabilen ampirik olarak.
Beden dediğimizde nesne bedenden bahsediyoruz? Özne beden bizim aslında.
Iyi olma ya da rahatsızlık, canlılık, zindelik ya da yorgunluk gibi biraz belirsiz, belirsiz olan bizim yaşarken. Hissettiğimiz arka plan duyumlarımız. Ve bunlar. Aynı zamanda bizim bir çok otomatik yaptığımız. Bazı dürtü itki ya da arzularında kaynağı. Tüm bunlar yalın pre refektif bir kendilik etkilenimi ya da hep benimkilik duyumuyla. Bağlantılı yani aslında. Aslında bizim hep benimkilik duyumumuzdan kastım. Şimdi bu terminoloji ama Tahsin almancasının belki söyleyebilir hep benimkilik dediğimizde ben benim dış dünya dış dünyadır, Tahsin tahsindir.
Ve dolayısıyla ben bu dünyada yapıp ediyorum ama bir taraftan da etkileniyorum. Yani hem aktif hem pasif yönü var. Yani dünyada var ama aynı zamanda şurada varım ve dazayn ile de ilgili diyebiliriz o zaman. Şurada ve şu zamanda varım. Aynı zamanda hem zaman hem mekansal boyutu da var ve bu sadece benim fail olma hissimin kaynağı değildir. Aynı zamanda bir şeylerden etkilenmemin de kaynağıdır. Buna ister duygu diyelim, ister gördüğümüz bir manzara diyelim. Yani bunlar tabii kant'tan beri var olan şeyler.
Kant böyle dimi şeyin. Babuştayin dimi Tahsin kendilik.
Tamam, ben hep bu şekilde şey yap. Yani onun onun bahsettiği bir kendilik yaşantısında ki temel niteliklerden biridir. Ben benim sen sensin ben öteki ayrımı yani. Ben kendi eylemlerimin kaynağıyım. Failiyim yine. Yine faillik duymak. Ben şu an eş zamanlı olarak hani ben ve öteki ayrımında olarak yani. Pinkonik kendiliğim söz konusu ama 10 yaşındaki ben de bendim, o da diğer kronik kendilik yaşantısı neyse bunlar kant'tan aslında köken alan kendilik. Yaşantıları ve bu bunun bedenle bağlantısı tam olarak az önce sözünü ettiğimiz özne bedenle sallanan bir şey.
Ayrıca bu yaşanan ya da özne beden çeşitli duyumlar ve hareket eğilimleri aracılığıyla içinde yankılanan tüm duygular için hissedilen bir rezonans bedeni olarak işlev görür. Rezonans bedeni kavramı önemli. Yani dünyaya açılan kapıdan bahsediyoruz. Dünya beni etkile etkiliyor ve ben onunla bir rezansa giriyorum. Nerede bozuluyor bu depresyonda bozuluyor dimi dünyada dünyayla de senkronize olma halidir. Depresyon bir yerde geri kalmış olma hem zamansal olarak hem fiili olarak. Yine son olarak özne'nin çevreyle olan sensörü motor etkileşimle zımn aracılık eden şeydir.
Özne beden yani bizim dünyaya açılan kartezyen düalizmin belki de aşılmasını sağlayan şeydir özne beden kavramlaştırması. Duyulan edim arasındaki ayrımın yapaylığını da vurgu yapmış oluyoruz. Bu durumda değil mi? Duyum ile edim. Sensin ve acting arasındaki ayrımın yapaylığını da. Böylece söylemiş olsun kesinlikle öyle zaten. Böyle çağdaş fenomenolojik şeylere baktığımızda sence demeyelim, hatta perseption diyelim persece. Acting yani algı hareket ve sens macik anlamlandırma bunları birbirinden ayırmak mümkün değil deniyor.
Yani Türkçe tekrar söyleyeyim, algı, anlamlandırma ve hareket bunlar tamamen iç içe geçmiş bir sistem. Ya da nasıl desem eylemsel bir sistem. Bu bu nörobiyolojik çalışmalarda da ortaya konmuş ya. Yani bu daha önce biz beraber fox okurken şu doğuştan kör edilen yavru kediler biri hareketli, öteki sabit bir gondolda hareket ediyor. Gondolda hareketsiz bir şekilde duruyor. Sonra bunların gözleri açıldığında hareketli olan kedinin görme duygusu hemen gelişiyor. Sabit hareket etmeyen kedinin görme duyusu gelişmiyor.
Aynı şey doğuştan kör olan. Bireyler içinde geçerli. Yani nöro biyolojik olarak da bizim. Görme duyumuzun ya da herhangi bir duyumuzun gelişimi dahi algıya ve anlamlandırmaya bağlı, hatta iç içe geçmiş şekilde işliyor. Çok kısa nesnel nesne bedenlerine bahsedeyim. Tahsin bu. Yaşanan beden özellikle rahatsızlık durumlarında örneğin yorgunluk, beceriksizlik, yaralanma veya hastalık gibi durumlarda. Farkına vardığımız bir beden haline geliyor ve fiziksel ve nesnel yönü nesne yönü daha ön plana çıkıyor.
Nesne bedende daha çok bu tarz durumlarda yani dikkatini verdiğimiz anlarda ortaya çıkan bir beden daha önceleri kendim yaşayan bedensel bir varlıkken nesne beden devreye girdiğinde artık fiziksel bir bedene sahip olduğumu anlıyorum. Yani burada tubidy ve tuchel kavramları dimi yani ben bedensel bir varlık idim. Şimdi fiziksel bir bedene sahidim özne beden dediğinde ben bedensel bir varlıktım. Nesne beden dediğimizde fiziksel bir bedene sahibim. Bu şekilde ben olduğum beden şimdi artık sahip olduğum bağımlı olduğum bir nesne haline geliyor ama aslında beden aynı anda her ikisidir.
Az önceki rubynin vazosunu düşündüğümüzde o 100 birbirine bakan yüzler ve o vazo o figürün içinde var. Nasıl baktığıma göre biri diğerini gizliyor ama aynı zamanda biri diğerinin varlık koşulu yani. Vazo'yu gördüğümde vazoyu görmenin varlık koşulu birbirine bakan yüzler ya. Dolayısıyla ötekinin öteki yok olmuyor. Gizlenmiş bir şekilde diğerini daha ön plana çıkarıyor. Huslin dolap örneğinde olduğu gibi değil mi? Arkasını görmüyoruz dolabın ama önünü gördüğümüz dolabın önünü görmemizin koşulu tam olarak bir arkasının olmasıdır diyor.
Belki burada ibrahim kısa bir mola verebiliriz. Kısa bir müzik molası verip daha sonra devam edebiliriz. Ben bu şey için bölüm için şöyle benim severek dinlediğim bir grup var grand brothers diye onların parçasını seçtim blad flo ismindeki parçalarını seçtim. Onu dinleyip ondan sonra devam edebiliriz.
Tekrar devam edelim, şimdi benim burada seni son anlattıklarından. Anladığım şey aslında, hani bu özne ve beden ve nesne beden üzerinden yaptığımız tartışma aslında psikiyatri de sadece yemi bozuklukları üzerinde değil de daha genel kavramlar üzerinde de tartışılabilecek bir konu. Örneğin benim aklıma ilk gelen bana ilk çağrıştırdığı şey belki bu aralar çok gördüğüm için olabilir. Dokmatizasyon bozuklukları vesaire bunlara örneğin bu kapsamda ele alacak olursak, hani o günümüzdeki o çünkü psikojenik organik hala yani işte fonksiyoneldir şeydir diye devam eden o tartışma yerine belki böyle bir kavram üzerinden ele almak daha mantıklı olmaz mı diye düşünüyorum.
Yani şu an senin anlattıkların üzerinden, çünkü burada hani hastanın hissettiği bedenle bizim gördüğümüz beden arasında bir fark olduğu açık. Hani hastanın hissettiği şey farklı. Bizim gördüğümüz şey farklı. Bizim gördüğümüz şeyde patoloji olmaması. Orada patoloji olmayacağı anlamına gelmiyor aslında. Bunu söyleyebilir miyiz sence ve bu kavramı bu şeyde de bağlamda da tartışabilir miyiz sence? Bence çok verimli bir alan geçen bir arkadaşım bana bu bedenlenmeden bahsederken, peki psikosomatik rahatsızlıkları nasıl açıklarsın?
Diye sormuştu. Ben de psikosomatik diye bir şey yok demiştim bilmiyorum böyle. Ya her şey psikosomatik. Veya evet her şey. Psikosomatik sonra. Psikosomatik değil. Yani bu bedenlenme kavramının temeli şu evrimsel süreçte biz tek hücreli canlılardan evrimleştik ve geliştik ya tek. Hücreyi gözümüzün önüne alırsak tek hücre dediğimizde tek o tek hücre hem bedendir hem zihindir dimi. Hem ııı nasıl desem? Onun ııı ruh ruhsal aygıtıdır. Hem beyindir aslında şu an bileşenlerini ayırdığımız şey tamamen aynıdır ve evrimsel süreçte bizim gelişmemizde daha karmaşıklaştıkça gelişimimiz o tek hücre bizim bütün bedenimize yayılıyor.
Dekart her ne kadar kartezyen düalizini alınsa da dekartın yanlış ifade edebilirim ama şöyle bir alıntısı var ya, yani diş ağrıyorsa zihin oradadır. Ayak baş parmağınız ağrıyorsa zihniniz oradadır. Aslında o tek hücre gibi tek hücrenin dış dünyayla temas ettiği yer hem zihnidir hem beynidir, hem bedenidir. Bedenlenme paradigması bize böyle bir şey sunuyor. Şimdi biz belki yayınlayabiliriz. Cem hoca'yla beraber bununla ilgili bir yazı da yazmaya çalışıyoruz orada. Psikiyatriye nörobilime nasıl katkısı olur?
Kısmını da tartışacağız. Cem hoca'yla bu yazıyla ilgili konuşurken cem hoca şöyle bir şey söyledi. Bu tarz bir yazı ya da bu tarz bedenlenme gibi bir paradigma tam olarak. Hem nörobilimde hem psikiyatri de yeni bir kavrayış. Yeni bir açıklama sunamayanın cevabı da cevabıdır ya da çabasıdır diyeyim. Cem hoca belki daha iyi ifade eder ama ya biz bir süredir belli indirgeme. Çabalarından daha fazlasını çok göremiyoruz. Yani. Giden gelemez deyip kaldığımız bir yer oluyor ve toslayıp duruyoruz. Evet, belki bu bize bir yol açabilir gibi bir şey söylemişti.
Evet, o açıdan kıymetli psikosomatik içinde kesinlikle çok kıymetli, psikosomatik rahatsızlıklar açısından da bedenlenmenin mevcut kavrayışlara getireceği farklılık şu olur. Bilinç dışını feshetmek, bilinç dışı kavramını beden belleyle feshediyor. O biraz bu bunlar biraz daha. Geniş zamanda tartışılacak şeyler ama. Hakikaten hem nörobilim çalışmaları hem psikiyatri çalışmalarındaki beden belleği kavrayışı benim çok hoşuma gidiyor. Thomas fox yine çok daha etkin bir şekilde çalışıyor ve bu buna dayalı olarak işte kanserd moment işte dans ve hareket terapisi gibi terapi yöntemleri de geliştirmeye başladılar.
Yani bu ucu açık bir alan gelişmeye. Bir dakika, sen demin bilinçyla ilgili bir şey söyledin. Bilinç dışını bir nesne olarak ele almaktan vazgeçmekten yani bir incelemeye tabi bir nesne olarak. Ele almaktan vazgeçmekten söz ediyorsun, doğru mu anlıyorum. Tabii tabii yani bilinç dışının merkezi işte beyinde şuradadır bilinç dışı. Aynı zamanda dediğiniz gibi böyle sanki bir tanım değil de bilinç dışı dediğimizde aslında bizim bilincinde olmadan yaptık ya. Daha doğrusu tefekkürü refleksiyona tabi olmadan yaptığımız eylemler olarak algılama sorun yok ama bilinç dışı sanki böyle bir ekstra bir yetiymiş de bazı şeyleri o böyle yutuyor.
Bazı şeyler onun dışında kalıyormuş, kavramlaştırması fes. Edilecektir burada diye düşünüyorum. Büyük sorunla ilgili olarak bir şey söylemiş oluyorsun, özgür iradeden bağımsız olarak bilinç dışında bir fizikarist bakış açısıyla ele almaktan kurtulabiliriz gibi bir ümit veriyor demiş. Oluyoruz. Yoksa bilinç dışı tanım olarak bizim bilişsel fonksiyonumuz olarak bazı bazı yetilerimizin daha tefekküre dayalı bazı yetilerimizin daha otomatik ve habersiz yapıldığından çok da zaten bunun ayrışması mümkün değil.
Çünkü var zaten böyle hareketlerimiz. Murat homo fox isterseniz kısa onu örnek vereyim, bir ossweet. Mağdurumdan bahsediyor galiba şair ya da yazar, bu kişi duvar dibinde yürüyemiyor, duvar dibine yürüyemiyor ama bunu bilinçli olarak yapmıyor. Yani bir şekilde bedeni onu duvar dibinden çekiyor. Sonra işte. Hikayesini aslında şu var, odfiste duvar dibinde bunlar yürürken duvar üzerine yıkılıyor falan. Hani böyle bir sakat bırakma ya da öldürme yöntemi yani bu diye hatırlıyorum. Bu bunu bilinç dışı bir davranış.
Evet ama yeti olarak bilinç dışı bir yeti olarak açıklayacağımıza bedenin. Bizden bağımsız olarak içinde bulunduğu bağlamı fark etmesi mesela bir duvarın dibinde yürüyorum gibi bir bağlamdır. Bu fark etmesi ve kendisinin otomatik olarak ondan sakınması olarak açıklıyor. Ve damasho popülerlerinden biri bu beden meselesinde bu tarz bir beden meselesinde ne? Nörobilim'de de bu tarz otomatik davranışların bedendeki korelatı çalışılıyor. Şu an belki son 10 15 yıldır. Size bir ara bir şey yollamıştım.
Limbik müzik diye hangi dersteydi? Hatırlamıyorum. Dimbik müzik yalan söylemez gibi bir makale vardı. Dimbik müzik yani çok fazla teknik terminolojik kullanmış olduk ama. Limbik sistem korteksten iradeden ve işte karmaşık düşünceden yönetsel işlevlerden bağımsız olarak duyumların beden duyumunun, emosyonların, vesairenin davranışla ilişkisini en çok kurabileceğimiz beyin bölgelerinden biri ve orada artık müzik derken sözsüz bir anlamadan söz etmiş oluyor. Tam senin söylediğin gibi yani açıkça söze dökerek ben şu yüzden duvardan uzak duruyorum demiyor ama limbik müziği 10'a çıkart oradan uzak.
Durması gerektiğini. Söylüyor. Beden belleği kavrayışı işte bu bunun hakkaten somut bir şekilde çalışmasına imkan veriyor diye düşünüyorum ama bunlar hala ümit düzeyinde diyeyim. Burada şeyi vermişken daması örneği yönünü vermişken sinir bilimcilere bu konuda kırıldığımı söylemek istiyorum. Hiçbir şekilde bu. Bedenlenmiş bilişi alıp da hiçbir şekilde fenomenlerinden bahsetmeyerek kendi buluşları gibi anlatmaları biraz kırıcı oluyor gerçekten. O yüzden hani bir fenomenoloji olarak bunu rica ediyorum.
Bunu bahsetsinler lütfen. Çağrıda bilmiyorsun tam olarak. 2.000 hocam dedi bilmiyorlarsa. Normal. Daha kadir bilir biri. Ve çalışmalarını daha çok beğeniyorum. George north ofun George north of işte senin isteğini karşılıyor ama Tahsin o bahseder yani marlon pound'den de bahseder. Russel'den de bahseder ama adam damasio'da. Açmak çok zor, northof'a ulaşabilirsin. North'a, çünkü kendini şey olarak da tanımlıyorum, filozof olarak da tanımlıyor. Benim bildiğim kadarıyla o yüzden şeyi falan da son zamanlarda geliştirilmiş bir ölçeği filan da var.
Sanırım katotoni ile ilgili direkt subjektif belirtilere odaklandığı bir. Evet, katetonu ile ilgili onu konuşmuştuk, ortaokul. Bu arada şöyle bir şey var, ne diyecektim böldüm ama dinleyicilerin şöyle bir geri bildirimi oldu. Bazı kavramları açıklarken herkes biliyormuş gibi devam ediyoruz ama tanımlarını söylemekte fayda olabilir. Mesela demin somatizasyon bozukluğu ve psikosomatik bozukluklardan söz ettik. Yeme bozukluklarının arasında anoreksiya bir tanesidir ama başkaları da vardır dedik. Daha basit.
Tanımlarını bunların söylesek şimdi iyi olmaz mı tamamlamak için acaba? Söyleyebiliriz. Aslında şeyden başlayabiliriz. Hani yeme bozukluklarında anoreksiya dışında en bilinen blue nöroz var. Ya birbirlerine zıt hastalıklar olarak görünüyorlar. Anoreksiya da kısıtlayıcı tipte bir yeme şeyi var. Hani yememe durumu var aslında gibi klasik olarak söyleniyor blum ya da hani böyle açısından yeme ataklarının olduğu dönemler tarif ediliyor klasik olarak. Ama şimdi onunla ilgili de çeşitli şeyler var. Eee hangisi hangisidir çünkü ayırt edilemeyen hastalar da var.
Arada kalan hastalar var. O yüzden şimdi burada önemli bir ölçüt, yani onur eksiğe zayıf diyeceğiz. Evet, evet, ama işte. Anoreksiya da blumck tip var. Işte kiloda şeyle ilgili sıkıntı oluyor. Tedavide kilo takip etmek. Önerilen bir yaklaşım olmuyor bazen. O yüzden hani o açıdan hani ayrıca tam açısından mantıklı ama şey açısından takip süreci açısından pek mantıklı durmuyor. O yüzden arada öyle bir şey olabiliyor. E şimdi yeni şeyler de çıktı sanırım? Böyle bir şey daha söyleyebilir miyim? Tabi tabi.
Ama şimdi o kilo meselesine şu da var. Anoreks en erboz hastalarının çoğunun ergen hastalar olduğunu düşünürsek bir. Beden kitle indeksi dimi hani standart olarak kullanılan beden kitle indeksi meselesinin kullanılması da zora düşüyor. Çünkü neredeyse çocuk yani erken çocukluktan itibaren gelişimi daha yavaş olan boyu daha kısa olan kilosu daha az olan kişiler var ve dolayısıyla mesela orada şeyi bu pediatri'de yaparlar ya yaşam çizelgesi mi denir işte? Kilo gelişimi, kilo gelişimini göz ardı etmemek lazım.
Yani sadece zayıf demek, yaşına göre zayıf demek yetmez. O noktaya nasıl geldiğini de önemli bilmiyorum demek istediğim açık oldu mu? Yani şu beden kitle indeksinin altındakiler anoreksiyadırrı desem kaldırdı ya artık onu kaldırmalarının sebebi bu. Ergen hastalarının ergen hastalarının bir kısmının zaten doğuştan itibaren gelişim olarak ya da kilo olarak daha geri olması. Da anoreksiya tanısı konabilmesi ama onlara anoreksiya tanısı konmayacak deniyor anoreksiya. Bilinçli olarak hastanın kilo verme çabasını gerektiriyor.
Olduğu için. Ama zaten ibrahim şimdi beden imgesindeki bozukluk bile yeterli bir ölçüt değildir deyip alın. Kendilik duyumundaki değişiklikten söz ettikten sonra artık beden kitle ineksine göre tanı koymak doğru değildir. Demek neredeyse lüzumumu bile olmayan bir şey haline geliyor işte. Ben de tam şuna dikkat çekmek istiyordum. Şimdi daha önce kaygı bozukluklarında olduğu gibi kaygının merkezde olduğu pek çok rahatsızlığı. Daha önce birlikte sınıflandırırken, resmi sistemler obsesif kompulsif bozukluk, fobik bozukluk, panik bozukluğu, anksete bozukluğu, yaygın anksete bozukluğu gibi şimdi yeme bozukluklarında da dıştan gözlenen yemeyle ilgili olma gibi en yüzeysel olan ve en kolay görülebilecek olan davranış biçimini merkeze almak gibi bir şey var.
Şu andaki yeme bozukluklarının içinde demin sözünü ettiğim psikopatolojiyle açıklanamayacak olan veya onunla ilişkisi olduğunu çok kolay. Göremeyeceğimiz belki de gerçekten ilişkisi olmayan. Tıkanır gibi yemek de var. Blimmia da var. Yemekten kaçınma veya kısıtlama gibi. Kimi zaman biyolojiyle ilişkisini çok daha kolay kurabileceğimiz en safara patiler de ortaya çıkabilecek türden bozukluklar var. Pika gibi yenmeyecek şeyleri yemeyle bağlantılı olanlar var ama burada psikopatoloji değil, ortak olan sadece tek özellikleri zannediyorum.
Yemeyle bağlantılı yani yeme davranışı ile bağlantılı olmaları. Halbuki biz baştan beri herkese bunu herhalde altını çizerek söylemek lazım an. Psikopatolojisiyle ilgili konuşuyoruz. Evet, evet. Hatta. Yeme ve beslenme diye artık. Geçen bozuklukları diye geçiyor. Evet, evet. Bir de şeyi söyleyelim, psikosomatiği de söyleyelim. Hani psikosomatik. Bozuklukları çok şey bir kavram, geniş bir kavram yani burada kastedilen şey. Aslında kökenleri ta psikanalize kadar gidiyor ııı bu. Bazı belirtilerin psikiyatrik belirtilerin bedensel olarak ortaya çıktığı durumlara genel olarak somatizasyon bozukluklara adı veriliyor.
Çok geniş bir kümeye yani bunun içerisinde işte. Atıyorum şeyde var. Simülasyon denilen bozuklukta var yani onun dışında. Konversiyon eski adıyla o da var. Yani bir sürü bozukluk var aslında bu hüküm içerisinde bedensel belirtilen olduğu her şey aslında böyle isim verebiliriz. Tartışma ve bir konu yani tartışma bir konulması şeyden kaynaklanıyor. Ibrahim, o dediği bilinç bilinç dışı olayından kaynaklanıyor. Ben de ibrahim gibi düşünüyorum o konuda açıkçası ben orada kategorik bir hata yapıldığını düşünüyorum her zaman.
Çünkü burada bahsettiğimiz şey bilinç bilincin nerede olduğu, neye olduğu tartışılamayacak bir şey kategorik olarak bir hata olur. Bunu tartıştığınız zaman biz bunu tartışarak aslında aynı zamanda bilinç dışı kavramı üzerinden hastalıkları tanımlamaya çalışıyoruz ve ayırt ayrıca tanısını yapmaya çalışıyoruz. Bence oldukça sıkıntılı bir konu. Yani ben o yüzden ibrahim'e katılıyorum. Bu konuda onu söylemiş olayım. Bu hastalık grubuyla ilgili de. Şimdilik herhalde söyleyeceklerimiz bu kadar bu sometizasyon bozuk Berna ama mutlaka konuşalım diye önereceğim ben size.
Ama şey de eksik kaldı, onu da unutmayalım. Yani haydigar'dan etkilenip freud'la onu birleştirmeye çalışan wins vangar onun şizofreni tanısı koyarak takip ettiği elon westwak'a daha da ilginç elon west'le ilgili olarak. Ilginç olabilecek şeyleri söyleyelim. Bir sonraki bölümde tartışırız diye söyleyerek o ilginizi çeker arkadaşlar elon vesty blovler görüyor. Crapelli'nin görüyor. Isviçre'de 2 ayrı analist görüyor. Daha sonra pinswanger görüyor. Yine dakibinz oneger değil, isviçre'deki wins oneger özet yapıyorum.
Diğer wins vangar aynı zamanda löo, arayozis veya işte logo en sever patiyi tarif eden su politikaların bir tezahürünü tarif eden biz vazer o değil. Bunların hepsiyle ilgili olarak da ek tarih bilgileri verebiliriz ve alon west wakasını da etik olarak da ayrıca tartışmamız lazım. Isvanger'in bu tipik yeme bozukluğu belirtileri gösteren genç hanım'a koyduğu teşhis ne tahmin edin? Şizofrenin. Evet, şizofreni oradan yola çık yani şizofreninin polimorfluğunu anlatmak için de bir fırsatı olur. Ben de lafı bulmuşken o yerini bulmuşken o lafa devam edelim.
Alon west konuşalım biraz. Kendi başıma konuşalım, konuşulması gereken. Ve benz oneger in temsil ettiği sonra roma ile ve işte hümanist psikolojizle psikoterapiyle devam eden varoluşçu psikoterapiyle konuşalım. Mutlaka devam edelim hocam bu bölümün sonunda da bir. Eserden ve ressamdan bahsetmek istiyorum. Ben bugün umberto botheoney'den bahsedeceğim. Kendisi 1.882 yılında kalbria bölgesinde doğmuş italya'da. Kendisinin tuhaf bir hayatı var. Yaklaşık bir 33 sene kadar yaşayabilmiş. 1.916 yılında vefat etmiş, kendisi çağının en önemlisi.
Fütüristik ressamlarından biri olarak kabul ediliyor. Ben kendisinin eee bisikletçinin dinamizme eee ismimle eserini sunmak istiyorum. Bugün kendisinin bu eseri 1.913 yılında yapılmış. Yani bu eserle ilgili ilginç olan şey şu, bu. Eserin şeylerini internette şeyini de bulabilirsiniz. Hani eskisi çalışmalarını ya da işte taslaklarını da bulabilirsiniz? Orada oldukça çizgiler, değişik çizgileri var ve bu eser Henry berkson'un felsefesiyle çok yakından ilişkilendiriliyor. Henry berkso'nun. Nesneler bir akış içerisindedir şeyinden söz.
Ya da nasıl desem düşüncesinden hareketle yapıldığı düşünülen bir eser. Oldukça ilginç bir tablo beni hakkında şunu söyleyeyim, borçiyanni'nin eseri bisikletçinin dinamiz miydik miydi? Kendisi Birinci Dünya savaşında. Italya'nın bisiklet ve motosiklet bir. Dahil olmak zorunda kalıyor ve o talimlerden birinde o grubun talimlerinden birinde hattan düşerek ağır yaralanıp vefat ediyor. Öyle de kaderin talihsiz bir cilvesine maruz kalıyor diye söyleyeceğim ben. Boche'un eseri benim açımdan renkleri çizgilere oldukça değişik bir eser.
Bildiğim kadarıyla şu an eser milano'da sergileniyor. Müziğe dell nowsento isimli müzede sergileniyormuş. Tekrar kontrol ettim. Böyle bir eser bunu anlatmak istedim. Bizim söyleyeceklerimiz şimdi bu kadar bizi dinlediğiniz için çok teşekkür ederiz. Kendinize iyi bakın, haftaya görüşmek üzere.
Podbean