Erklären ve Verstehen Kavgası
"Erklären (açıklamak) ve Verstehen (anlamak)" tartışması 19. yüzyıla kadar uzanır. Sosyal bilimlerde anlamak ve açıklamak arasındaki ayrım uzun süre tartışılmış ve Karl Jaspers sayesinde psikiyatri literatürüne de girmiştir. Bu bölümde dürtü (impulsiyon) kavramından yola çıkarak "Erklären ve Verstehen" tartışmasını ele alıyoruz.
Merhaba figence gül bahçesi vaat etmiyor podcasti'nin yeni bölümünden sesleniyoruz. Ben doktor tasin rolas bu podcast de benimle beraber profesör, doktor tüm için ural, profesör doktor dicem matbaşoğlu ve doktor ibrahim aylak var. Geçtiğimiz ııı podcast bölümünde mazhar osmanın kitabından başlayarak psikiyatrinin yöntemi epistemolojisi üzerine biraz tartışma fırsatı bulmuştuk ve tekrar okb ile ilgili bazı terimleri de tartışmıştık. En son dürtüyle ve ilaçlarla ilgili kısmı gelmiştik. Ben şeyi söyleyeyim, peki hani burada dürtüye geldik ya belki burada obsesif kompisi bozuklukla ilgili yani gözden kaçırdığımız belki hani bir su tip olarak yaratabileceğimiz bir durum.
Obsesyon dürtüleri olabilir mi? Düşünceden bağımsız olarak çünkü. Yani sonuç itibariyle düşünce ayrı bir şey dürtü ayrı bir şey ya bu şey gibi örneğin bazı hastalar şey diye hani buradan kendime atar mıyım diye korkuyorum diye bir dürtü şeyi tariflerler ya. Hani öyle bir niyeti yok aslında. Ama hani o ondan korkuyor ve o düşünceye girici olarak geliyor o dürtü kendisine. Çok rahatsız ediyor ve yani bu yüzden hastaneye geliyor. Burada belki hani düşünce ve dürtü arasında ayrım yaparak hani bir ne bileyim okab'de bir süt yaratılabilir miydi?
Bir şey geldi aklıma ama. Buradan kendimi atar mıyım? Diyanet hostama atmazsın derdim. Ben ne? Biliyorsunuz Berlin, çünkü at çöpe olsaydın atanmayayım diye sormazdım ve bundan da korkmazdım. Gidip atardım. Demiştim hatta o. Korkuyorum gerçekten çok korkuyorum. Kapıyı kapalı tutalım dediğimde dediğimde kapıyı açıp bak açıyorum kapıyı.
Kapı açık. Atlayabilirsin aslında. Eee, çok riskli bir şey söylememek de gereken bir şey ama. Bazen. Çeşitli durumlarda çeşitli değişik yöntemleri hepimiz kullanıyoruz. Çünkü gerçekten. Dürtüselliği iyi ayırabilirsek demin tarif ettiğim içimiyle düşünce düzeyindeki rahatsızlığından o zaman bundan çok emin olabiliyoruz. Çok zor olmuyor ama her zaman o kadar kolay mı? Genç meslektaşlara ve az psikopatoloji bilenlere hiç önermem. Bu örneklerinden biraz daha anlat tedavi de yaptıklarınla ilgili. Obsesyonla ilgili.
Hıhı. Yani demin söylediğim yani hemen olması gerekiyor. Tabi. Evet, yeri gelince konuşuruz yine de şey için söyledim. Bu örneği hani dürtüyle düşünceyi ayırt etmek ya da bunun bir alt tipi var mıdır? Tabi yani zaten dikensiz gül bahçesi vaat etmedik. Onun için hakikaten keskin ayrımlar yok. Keşke olsaydı hep beraber çok rahat ederdik. Tahsin zaten obsesyonu tanımında dürtü imge ve düşünce, daha doğrusu düşünceyle başlıyoruz ama düşünce imge ve dürtü diye geçer. Ilk tanımlarından. Yani o yüzden.
Hepsini birden obsessyon sınıfına sokmakta bir Mansur yok ama alt türü olarak bunları düşünmeliyiz. Yani dürtü imge düşünce hepsi obsesyonun tanımında zaten var da. Dürtü olarak ortaya çıkanları ııı ayrı bir şey olarak düşünmelimi izleyince zaten akla ilk olarak gelenlerden biri de kompleksler, komplekslikler. Belli bir süre tutulabilen yerine getirilmeden. Katlanılabilen ama belli bir süre geçtikten sonra ribeun da etkisi ortaya çıkan. Edimler yani aksiyonlar veya. Vokalizasyonlar yani sesler. Bu bir yere dokunmak da olabilir.
Bir sesi çıkarmak da olabilir. Kimi zaman hatta tur et sendromunda tanımlandığı gibi her zaman gerekli olmamakla beraber türk. Kötü söz söylemeler de olabilir. Koprol ali filan ııı örneklerinde olduğu gibi yani komplekstiklerle obsesyon ve kompozisyonlar arasındaki ayrımı da çok keskin olarak söylemek mümkün değil. Mazhar Osman ne diyordu? Müstakil gibi başka bir şey kullanıyordu müstakil yerine. Müstakiliyordu, müstakil yerine hastalık değildir. Gibi ha tam olarak ne diyordu ya bakayım tekrar ama ilginç olan şey şu, yani imparasyon yani dürtü denetleme bozukluklarından bahsederken.
Iradenin bozukluğundan ileri gelen işlerin ruh kliniğinde büyük kıymeti vardır diyor.
Sinir işlerinde esas bir refleks hareketine meyildir. Yani onu daha böyle biyolojik görme eğiliminde. Impisyonu, dürtüselliği. Hâlbuki obsesyonla aslında iradenin bozukluğu diye nitelenebilir. Kolayca bağımlılık da iradenin bozukluğu diye nitelenebilir. Kolayca işi sadece iradeye indirgeyeceksek tabii. Ama müdahale edilebilir bir irade ile karşı karşıya olduğumuzda müdahale edebileceğimizi de söylemiş oluyor. Obsesyonu ayırt ederken halbuki dürtü kontrolünden söz ederken. Daha belirlenici bir şekilde biyolojiye müdahale etmeliyiz.
Der gibi sanki. Gibi söylüyor? Evet. Şey diyor çünkü. Yani bu refleks bir şeydir, o yüzden tabii ve fizyolojiyle olan bu mail'e korteksin gerginliği karşı durabilirse selim'dir. Bilakis bu mail üstün olursa mu vazene bozulursa impiyon arazidir. Yani şakip değil kars'ta. Yani sub kortik alanlarla tanımlanan işte bazar kanlar ve limbik sistemde tanımlanan üzerinde korteks'in kontrolü yeterliyse başka değilse başka aslında bugün ki yaklaşımımızla da çok uyumlu değil mi mesela? Tur et sendromunu psikoterapiyle tedavi etmeye kalkışmak akla yakın değil ama 4 dörtlük bir obsesif kompsif bozuklukta bir psikoterapiyle yanaşmak, yaklaşmak gayet akla yakın olabilir.
Hatta erken başlangıçta değilse sebepleri değil delenebiliyorsa filan diye de onu biraz çeşitlendirmek mümkün. Çünkü o da zaten dürtüselliği. Şey diye normal ve anormal diye ya da normal veya patolojik diye ayırıyor. Ve marazi olanı iradenin önüne geçemeyecek surette iptidai reflekse doğru meyilli olduğunu söylüyor yani. Bir biçimde. Başka çaremiz. Yok diyor zaten hani buradan. Belki hani işi illa ben? Loplarına kadar götürür müyüz bilmiyorum da eğer dönüp dolaşıp obsesif kompulsif bozukluğun anthör simülat girus ve onun.
Harbiden. Efendim. Ve orgitof. Evet ve dolayısıyla korteks bağlantısıyla ilişkili bir döngülenme ya da bir.
Ne diyebiliriz 10'a çıkart bilmiyorum. Bir bağlantısallık problemi olduğunu düşünürsek.
Aynı zamanda simglat Giresun memelilerde annelik davranışıyla da çok yakından ilişkili olduğunu ve bu koruyup kollama ve üstüne düşme ve kontrol etme davranışının aslında bizim için. Bizi pek çok başka canlığına inanan temel bir özellik olduğunu da kabul ediyoruz demektir. Gelişkinlikler mi söz etmiş oluyorsun? Evet. Yani ilkel olan iktidar dediğim mazar, Osmanlı iddiayı olandan daha farklı bir şey olduğunu. Yani obsesif kompulsif olabilmek nasıl şizofreni olabilmek için lisanın olması gerekiyorsa obsesif kompulsif olabilmek için de en azından memeli hayvan düzeyinde bir gelişkinliğin olması gerekiyor diyorum ve ama belli bir yerden sonra bunun bozulmasının yarattığı şeyin kaçınılmaz olarak da bu rahatsızlıkla sonuçlandığını söylüyorum.
Pek tabii bunun ikincil sebepleri olabilip sadece psikoterapiyle yaklaşılarak çözülebileceği gibi çok daha temel ve birincil olarak gelişmişse ister senin alanına girip nöro gelişimsel diyelim ist. Genetik temeli var diyelim, nasıl söyleyeceksek 10'a çıkart da biyolojik bir müdahaleden başka bir şans olmayabilir. Böylece geçen hafta ameliyatı tümüyle karşıyım dememle ters düşmeyerek umarım. Ters düşmüş olmuyorsun? Çünkü ameliyat yani derin beyin simülasyonun sterotaktiflik cerrahi ile ilgili itiraz ettiklerin klasik obsesif kompulsif bozukluk vakalarıydı.
Tabii evet, evet, geri dönüşsüzlüğe de itiraz ediyorum orada zaten yani hani. Evet ama onlarda bir tek. Evet, evet yani. Yani bu daha iktidari dediklerinde masar osmanın daha biyolojik yaklaşımlara açık olduğunu da söylemiş oluyorsun. Tabii ki yani başka çaremiz yok çünkü zaten. De diyorum hatta ama tabii bu tıbbın ne kadar geliştiği, gelişmediğiyle çok alakalı bu. Ilaçları ya da etki mekanizmalarını açıklarken ki eksikliğimize de geliyor sonuçta. Yani senin benim gençlerin değil ama bilebildiğimiz bir dönemde ülser olan insanların midelerinin yarısını alıyorlardı.
Şimdi antibiyotik veriyorlar. Ya ben bu arada 12 şey söyleyebilirim. Lütfen. Ibrahim, belki ben burada araya girebilirim sözünü kesebilirim bir. Müzikle belki ara vererek sonrasında devam edebiliriz diye ben önereceğim. Bugünkü müzik parçası olarak da ben erikshi den jimnopedi. Nin birinci bölümünü tercih ettim. Bunun 1.888 yılında bestelemiş. Oldukça güzel bir parça. O açıdan buraya koymakta yarar gördüm mirama çalıyor, jimnopedi tekrar görüşmek üzere. Mira hanım çaldığı eriksatın nesleri olan jimnopedinin birinci bölümünü dinledik.
Şimdi sözü tekrar ibrahim'e bırakırım. Ibrahim kusura bakmam buyur sözlendi. Rutin hoca'nın tedavi ile ilgili verdiği örnek benim aklıma şunu getirdi, yani hiçbir zaman klinisiyenin içgörüsünü ya da muhakemesini biraz DS mini yapmaya çalıştığı gibi dışlayamayacağız. Yani standardize bir şu olursa bu gibi bir durum söz konusu olmayacak. Hemen ikinci söyleyeceğime geçeyim tahsinin bu obsesyonların bir alt türü tanımlanamaz mı kısmı? Geçen hafta konuştuğumuz bu otojen reaktif obsesasyonlar ayrımında.
Otobüsle obsesyonların daha çok dürtü veyahut imge şeklinde geldiğini iddia ediyor. Yani işte cinsellikle ilgili mesela saldırganlıkla ilgili ya da şiddetle ilgili obsesyonlar bu gruba giriyor ve hakikaten çoğunlukla dürtü ya da imge şeklinde reaktif obsesyonlarsa belli bir düşünmeden. Süretilen obsesyon ve komisyonları mesela kirli olduğunu düşününce düşünme ve buna dayalı rahatsızlık ve sonrasında da temizlenme kompresyonları gibi. Burada reeltive etolojiye atıf için söylemiyorsun değil mi? Bir şekil tarih fon tarifi için.
Söylüyorsun, evet, aslında bunlar bilişsel mekanizmalar üzerinden tarif edilen şeyler hani. Dendiğinde dürtü ve imgenin kendisinin rahatsızlık yarattığı durumlar raaktif dendiğinde ise gelen düşüncenin sonuçlarından duyulan rahatsızlık yani işte hastalık ile ilgili korku. Yani yine yine de sorum tarif ediyorsun. Evet evet değil. O önemli altını çizmek lazım. Çünkü psikiyatri yıllarca reaktife o amaçlı. Evet evet, aynen öyle yani tabii bunu galiba çin uzak doğu'dan psikiyatristler tarif ettiler ama onların bunları bu ayrımı yapmalarının amacı bir parça şu olabilir.
Bunlar 2 etözlük olarak da farklı 2 obsesyon tipi olabilir mi diye. Araştırdılar muhtemelen ama çok da bence tutarlı bulgular yok. Hatta türkiye'den de galiba Hakan Türkçe vardı içinde bulunduğu bir çalışmadı. Yani işte şöyle bulmuşlar, hani siz otojen obsesyonların egodiistonik olduğunu söylüyorsunuz ama bizim baktıklarımızın çoğu egoistonik gibi çalışmanın sonucunu öyle hatırlıyorum. Hemen başka bir konuya daha geçeyim. Bu mazhar Osman ile ilgili söylediğiniz iddiayı ya da elementer mi diyeceğiz ingilizcesine.
Ilker. Ilker geçer. Zaten. Benzer ayrım yaz perse de vardır ya yani bir. Belirtiliyor. Efendim ucu. Primitiv diyeceğiz İptal. Et primiti yani primitivif demek aslında onun bir alt prime daha indirgenememesi demek bir yerde yani zaten o kendisi sebep ve sonuç olarak orada duruyor. Yaz pes te bunların daha biyolojik olabileceğini söylüyor. Yani mesela birincil sadece primitif bir fenomendir. Daha işte kişinin özgeçmişiyle, kişinin kişiliğiyle açıklanamaz. O yüzden bunların kökeni daha biyolojiktir ama.
Ikincil sanrılar ya da aşırı değer vermiş düşünceler, kişinin özgeçmişinden anlaşılabilir, çıkarılabilir. Ya da under standdıbler anlaşılabilir. Onlar daha psikolojik etiyoloji ve pardon. Pardon, bir doğru mu anlıyorum indirgenemez mi diyeceğiz? Biyolojiye indirgenmeye daha müsait mi diyeceğiz? Indirgenemesi. Anlamak anlamında indirgenemez şundan dolayı yapıyor demiyoruz.
Nöral karşılığında nöral statına bakıp bakıp bakamayacağımızdan yola çıkarak anlıyorum. O zaman nöral sutatına bakmaya daha müsait diye düşünüyorum. Tam olarak. Komplekslikler gibi. Tam böyle birincil. Anlayarak yemek değil, araştırarak indirgemek. Hatta açıklama işte. 10'a çıkart ait ya. Açıklamadan yani tam da o yani indirgemek dediğin zaman zaten peşin karar vermiş olup bir yere doğru gidiyorsun halbuki. Ondan çok korkuyoruz ama. Asıl onu anlamaya çalışmak için yapıyoruz. Bunu o zaman zaten Nevin onun için de sordum.
Hani bu bir form mu yoksa mitolojiye atıf mı diye etolojiye atıfta bulunmadan yoksa bütün hayatımız şunları ikiye üçe beşe ayırsak da onların da birer döner. Su suratını bulsak rahat etsekle geçmiş durumda. Olamayacak olan şey bu zaten. Değil mi? Aynen öyle. Yani epistemolojik açıdan hemen bunu söyleyeyim, primitif olan da kullanacağımız yöntem. Açıklama yani ekspres national ama primitif olmayan yani evet, diğer psikiyatrik fenomenler içinse under standing'i kullanmamız anlamayı kullanmamız lazım diyor.
Şeyin bu mazhar osman'dan timuçin hoca'nın yaptığı. Alıntı. Bana bunu anımsattı. Indirgeme kelimesinin yanlış anlaşıldığı durumları da söylemekte fayda var. Yani indirgeme yani redüksiyon her zaman için zaten.
Bilimsel yöntem de gerekli olan mümkün olan en ince ayrıntısına kadar bakıp fiziğe kadar indirgeyebilme çabası bu çaba indirgemecilik olarak bakıldığında biraz titmatize edilen ve basite indirgemeye çalışmakla bir tutulan bir şey oldu ama indirgene bilirlik mümkünse zaten bizim indirgeyebilmek için uğraşmamız gerekiyor in. Için uğraşmasaydık pek çok bozukluktaki kromozomalmal karşılıkları filan görme imkanımız olmayacaktı. Biyolojiye ne kadar indirgeyebilirsek uğraşalım ama. Indirgenmeye müsait olmayacak sadece.
Anlaşılarak, yani erkleyum da değil de. Derste yanına ilerlememiz gerekenleri de ayırt etmemiz lazım. Evet tam da OO işte söylemeye çalıştığım oydu. Yani araştırmak için araştırmayı hedefleyerek indirgeme çabası başka bir şey. Hiç araştırma şansımızın olmadığı bir alanda oturduğumuz yerden bunlar böyledirler dediğimiz zaman saçların hiç yok. Orada hiç anlamaya çalışmıyoruz. Kestirip atıyoruz. Tam da yani en büyük tuzak bu ve indirgemeciliği stigmatize edenler bu tuzağa dikkat çekmek için daha çok bunu yapıyor oldular.
Evet, yıllar içinde öyle değil mi? Ama öyle kalmasın yani? Dirgeme çabası sonuçta gayet. Akla yakın bir gayret ne kadar indirebilsek peki? Evet, yani en küçük çarpanlarına indirgeyiniz ya matematikle. Bravo tam bunu söylerim. Evet. Bu bahsettiğimiz bu indirgeme indirgemelerim eklerim ve felçteğin şeyi de. Nasıl desem kaçtı da şeye kadar gidiyor, onu da söyleyelim de 1.008 yüzlü yıllara kadar gidiyor. Aslında önce bir tarihçi tarafından ortaya atılıyor. Yanlış hatırlamıyorsam. Ve berk değil. Yok hocam.
Ondan önce aslında var jon gustavo'nun. Evet, evet yohan gustavo drolis'in diye bir tane tarihçi var. Sanırım onun ortaya koyuyor. 2 kavram değil. Ben weber'le başladı yaz bez ondan aldı diye o kadarcık biliyorum. Web'den de öncesi var bence hocam hatta diliteye kadar gidelim diye bir şey de var ya. Tamam, sen söyle ben bilmiyorum. Onu tamam yani 10'a çıkart kadar gidiyor işte yoğun gustavo droysen diye bir tarihçiye kadar gidiyor. Daha sonrasında dintage bir metinde sanırım bunu geçiriyor dediğiniz şey weber'de.
Sosyal bilimler temelinde eklerim ve ferstein'a kullanmaya başlıyor ve oldukça şey. Yaz persi de çok yakın arkadaş gibi bir şey aslında. Hani öyle bir durum var zaten yaz dersin. Aldığı bazı terimler direk berberden berber. Kitaplarından direk psikiyatriye geçirilmiş terimler. Nereden biri de bol yerlerinin felstein ııı psikiyatride onun kavgası da o şekilde başlamış oluyor diye söyleyebiliriz diye. Ileteyim. Geçenlerde bir şey oldu ya şimdi sen? Başka bir lafa girecektin ama hemen bunu söyleyeyim.
Şizofreni fenomenolojisiyle daha doğrusu hezeyan fenomenisiyle ilgili bir makale göndermiştim. Ya rosa rütvano veya doğru mu söylüyorum adını? Herhalde. Onların galiba. Onların yaptığı çalışmadan söz ederken twitter'da şey yazmıştı. O onların yaptığı çok ayrıntılı bir fenomenolojik inceleme var. Hezeyan şeyiyle tanrı içeriğiyle ilgili olarak ve fenomenisiyle ilgili olarak. O ne kadar kısaltabileceğini ve fenomenolojik bir herhangi bir makalenin kısaltılmasının ne kadar zor olduğunu ana akım psikiyatri dergilerinde bunun mümkün olmadığını yazmıştı.
Onun üzerine şöyle düşündüm, aslında erklarong yani açıklama için ferste çok ihtiyacımız var. Bütün bak. Güzel ampirik araştırmalar, keskin hipotezler filan hep daha önce yapılmış olan anlamaya yönelik kalitatif çalışmalardan veya uzun vaka tariflerinden çıkıyor. Bugün masar osman'la ilgili timuçin anlattıkları da bu bakımdan anlamlı yani ayrıntılı. Fenomenoloji tarif edilmeden veya kaner gibi sayfalarca vaka tarifleri yapmadan. Iıı şeyin yolunu açamıyoruz. Düzgün ampirik araştırmanın yolunu da açamıyoruz.
Evet ama tabii masör Osman da şey yapmayan bunları yapmış ama sonra o da kolayca bunlar şöyledirler. Şunlar böyledirler demiş çünkü. Anlamak ya da anlamaya çalışıyor olmak? Birtakım dertleri olan insanlar için. Çok iyi gelen bir şey değiller. Zaman onlar için daha bekledikleri şey biliyor olmak biliyor olmak için çok güzel üretiyor olmak. Öyle bir yere koyar mısın? Evet, tabii evet. Evet, yani tam da yaptığı iş bu. Anlayamıyor. Biliyorum. Hadisemada salın da aynı şekilde. Tabii ki evet. Rasim'a salı da böyle düşünebiliriz.
Aynı kuşak tabii ki. Bir bu burada küçük bir bununla çok alakasız ama bahsettiğin hezeyan fenomen ölçüsüne de gönderme yapacak bir şey söyleyeyim sana. Bir bir ilaç araştırması için yurt dışında bir yerde ölçek geçerli güvenilirliği çalışması yapıyorduk. Yani konuyu bilmeyenler için söyleyeyim, herkesin o ölçeği aynı biçimde kullanabilmeleri için değerlendirmeciler arası güvenilirliği sağlamak için birlikte uyuşmayı sağlayabilmek için hep birlikte bir vaka da işte bir video görürler ve puanlarlar o puanlamanın sonucunda ne kadar aynı şeyleri görüp görmediklerini anlamaya çalışırlar.
Böyle bir değerlendirmede. Bir mani hastası değerlendirilirken, işte psikotik belirtilerin. Derecelendirdiği item'e sıra gelindiğinde hastanın şöyle bir şey dediğini hatırlıyorum. Şeyde o gösterilen filmde diyor ki, ben ne zaman elimi cebime atsam para bulurum isa bana her zaman oraya para koyar. Her zaman orada param vardır. Ben de bunu tabi en yüksek işte 2468 diye gidiyorsa 024688 diye puanladım. Ve diğer ülkelerden ağırlıkla Hristiyan nüfusun çoğunlukta olduğu gelen ülkelerden insanlar bunu sıfırı veya bazıları 2 diye nitelemişlerdi.
Lan birden onların arasında çok ayrıkçı bir duruma düştüm. Sonra dedim ki, yani nasıl oluyor da bu kadar psikotik bir belirtiyi siz hani hiçbir şey gibi değerlendiriyorsunuz? Onlar dediler ki çünkü bu bir inanıştır. Böyle bir şey vardır şey gibi yani hani. Çocuğu veren Allah rızkını da verir ya da Allah beni canınız bırakmaz elimi de her zaman. Kanka bu doyurur beni. Öyle ifade etseler diyeceğim diyeceksin. Evet ama öyle. Söyleyeyim. Çevrilirken öyle çevrilemediği için. Çünkü bu kültürel farklılıklar yansıtılamadığı için işte zaten değerlendirmelerde en büyük problem de o olabiliyor.
Dolayısıyla anlamak için. Sadece daha çok vakit geçirmek, anlamaya çalışmak, bireysel olarak kişiyi yetmiyor. Tabii ki kültürel arka planı da iyi görmek, değerlendirmek gerekiyor. Buna ben de bir örnek verebilirim. Hocam ekleyebilirim sizi. Ben de burada çalışmaya başladıktan sonra şey yani böyle şeyden falan akut servislerden falan bana bazen hasta şey yapıyorlar, danışıyorlar şey diye. Hani biz bir hasta gördük, hani tanısın netleştiremiyoruz. Biz psikoloji düşünüyoruz. Sende değerlendirir misin diye bana da soruyorlardı işte gidip önce doktoruyla konuşuyorum, sonra hastayla görüşmeye giriyordum.
Doktorayı doktorlar şey diye anlatıyor. Bazen işte böyle göğsüne vuruyor, işte böyle çok. Acıte filan diye. Şey yapıyorlar. Yani hastanın yanına giderken hakkında şey oluyor. Acaba nasıl bir hasta filan böyle bir şey oluyorum. Yani irkiliyorum. Filan harbiden bekliyorsun? Evet, evet, yani ne çıkacağını bilmiyorum. Ben de çok şey yapıyorum. Sonrasında gittiğim zaman yani bilmiyorum. Hani kültürel olarak benim alıştığım bir tiyatrallik var yani hani onun dışında ek bir şey yok örneğin yani sadece bir yaşam krizidir.
Yani uyum bozukluğu diyebileceğimiz hastalar oluyor genelde. O açıdan hani o kültürel yapıyı anlamak bilmek, onun aşina olmak o açıdan önemli hoca mühendis verdiğimiz. Gösterme biçim oluyor değil mi? Senin gördüğün. Evet, evet, yani benim farkettiğim hocam burada çalışmaya başladığımdan beri farkettim. Yani türk kökenli hastalar daha tiyatral bir yapıya sahip oluyorlar. Açıkçası somatik belirtileri daha açık oluyorlar. O yüzden hani yani normal ana dili olmayan biri ya da o kültüre aşina olmayan biri bunun.
Bunu değerlendirdiği zaman çok farklı yorumlayabiliyor yani. Çünkü o kültürün normunun da dışında bir durum olduğu için belki de. Bir şey ekleyebilir miyim? Bak bu bana şunu çağrıştırdı. Tamam, kültüre aşina olmak ayrımı yapmak için çok kıymetli ama uzun takip edilen hastalarda benim gördüğüm yani şimdi benim mesela ne bileyim 20 yıldır takip ettiğim hastalar da var onlar için felstein ya da anlama konusunda çok daha kolay. Iş yaptığım kişiler. Kendi arkadaşlar yaşantısına yani günlük. Yaşamına.
Nasıl diyordun? Almanca'da levent'i mi? Yaşam dünyası yaşam. Dünya çok aşinalığı olduğum hatta lisanına da iyice aşina olduğum kişiler böyle birinin yaşantısını anlarken benim hezeyan deme ihtimalim gerçekten gitgide düşüyor.
Yani böyle bir hasta şimdi Türkiye Libya hasta bana isa bana para verdi derse evet hezeyan diye düşünebilirim ama gerçekten işte rızkını verdi falan gibi bir şeyi anlamak için belli bir süre geçirmek gerekebilir. Veya biraz daha kendine özgü şeyler söylediğinde anlayabilmek için geçirdiğin vakit önemli bir değişken olur. Aşinalık çok kıymetli. Evet, tam tam da bunu şey için söylemiştim. Yani bilmek ve anlamaya çalışmak ya da biliyorum. Ben anlıyorum ya da anlamaya çalışıyorum arasındaki fark. Çünkü eğer bu kadar keskin bir biçimde biz.
Şu şudur, bu budur deyip bir kenara koyucaksak ya da koyarsak o zaman kullanacağımız köy biliyorum olur ve biliyorum olduğumuzda da bunu siz zaten hiç şansınız yok. Yıllar önce bakırköy'de çocuğu ölen. Güneydoğudan bir yerden ama hangi ilden de hatırlamayan bir kadıncağız, bir türlü şeyden çıkamıyor. O yas ve depresyon veren koli sürecinden bütün tedaviler cevapsız tırnak içinde dirençli. Hani var ya? Tırnak içinde. Kim dirençti, evet, tırnak içinde kim direnç işte biz mi hastama inanç mı? Hani kısmını bilemediğimiz.
Ve çok kolay kullandığımız o bilime. 111 süre geçiriliyor. Her şey denendikten sonra doktoru bir şekilde akıl ediyor. Diyor ki, konuşurken hastayla yani hasta yakınlarıyla evde olsaydı ne olurdu, ne eksik bırakıldı, neyi yapıyoruz, yapamıyoruzu. Bir ağıtçı geleneği olduğunu ve aslında bu kişinin bir ağıtçıyla birlikte ağıt yakmaya ihtiyacı olduğunu fark ettiğinde ve ağıtçı çağırmışlar. Hastaneye ve ağıt yaktıktan sonra. Belirtilerde hızlı bir gerileme olduğunu gözlemişlerdi. Ben bunu hatırlıyorum ya orada mı konuştuk, sonradan mı anlattın?
Bakınmış olabilir. Belki sen bakırköy'deyken de olmuş da olur. Çok güzel bir örnek değil mi? Bu sohbetin de sonuna geldik. Eee, ben yine bir ressam ve resim hakkında eee bilgi vermek istiyorum. Ben bugün cloud mone hakkında bilgi vereceğim. Kendisi 1.840 yılında paris'te doğuyor. 1.926 yılında yine fransa'da vefat ediyor. Kendisi realistik resimleriyle, empresyonist resimleriyle aslında ünsalan biri. Oldukça ilginç eserleri var. Kırıtımenin ben bugün. Nilüferler isimli resmini. Göstermeyi düşündüm.
Nilüferler isimli eseri oldukça güzel bir eser. Renklerin kullanımı, çizgilerin kullanımı çok güzel. Benim en çok dikkatimi çeken müze dolaşırken en çok dikkatimi çeken tablolardan biri buydu. Onu ifade etmek isterim. Eee, bizim söyleyeceklerimiz şimdi bu kadar tekrar haftaya görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean