Obsesyon: Lütuf mu, Lanet mi? (Ⅰ)
Obsesyon veya Türkçe karşılığı ile takıntı, tarihsel olarak psikiyatride önemli bir yere sahiptir. Tarih boyunca bazı psikiyatristler bunun klasik anlamıyla bir nevroz olduğunu iddia etse de bazı yazarlar bir tür psikoz olduğunu iddia etmişlerdir. Modern anlamda obsesyon artık bu iki kategori altında da değerlendirilmemektedir ve özerk bir tanı sınıfı olarak yerini almıştır. Bu podcast bölümünde tarihi olarak öneminden başlayarak obsesyon veya musallat fikir kavramını ele almaya çalıştık.
Herkesin merhaba dikensiz gül bahçesi vaat etmiyoruz. Pot kesinin yeni bölümünden size sesleniyoruz. Ben doktor tahsil olmaz. Bu potkes te benimle beraber profesör doktor timuçin ural, profesör, doktor, cemaat Başoğlu ve doktor ibrahim el ak var. Bu potkes bölümünde o. Ses kompist bozukluk ve tarihçesi üzerine konuşma fırsatı bulacağız ben. Bu podcast bölümüne başlarken, ibrahim'in tezinin okb ile obsesif kompsif bozuklukla ilgili olduğunu söylemek istiyorum. O yüzden konuşmanın bir kısmında ibrahim'e bayağı yükleneceğiz.
Onu önceden söyleyeyim şimdiden. Burada benim başlarken söylemek istediğim şey obsesif kompus bozukluğun tarihçesinde kısmen şizofreniyle benzer bir yaşa sahip. 1.008 yüzlü yıllara kadar uzanıyor. En başta fransızlar daha sonrasında Almanlar en sonunda da ingilizler tarafından. Elden elden geçirilen bir tane kategorisi oluyor. Ben belki ibrahim'i bunu soracak başlayabilirim, ibrahim. Literatürde obsesif komplis bozukluğu ne zaman görmeye başlıyoruz ve neyi tanımlarken kullanıyorlar diye sana sorayım ben.
Teşekkür ederim. Tahsin istersen önce obsesif kompulsif bozukluğunun tanımını, tarifini çok kısaca yapayım. Obsesif, kompsif, bozukluk, obsesyon ve kompresyonlarla tanımlanan aslında diğer birçok psikiyatrik rahatsızlık gibi heterojen psikiyatrik bir bozukluk obsesyon dediğimizde irade dışı gelen kişiyi tedirgin eden. Belki psikanalitik literatürle ego distonik ama bilinçli çabayla kovulamayan inatçı bir biçimde yenileyen düşünce imge ya da dürtüler olarak tarif edilebilir. Bunlar çoğunlukla kişinin mantığına, dünya görüşüne, ahlak anlayışına, inançlarına ters düşer ve kabul edilemez.
Dolayısıyla obsesyon dediğimizde obsesyonlar kişide sıkıntıya, anksiyete gibi yol açar. Ancak bir yandan da obsesyona kişinin direnmesi için de kişiyi uyarır. Komisyonlar ise. Açık ya da örtük nitelikte olup açık derken mesela el yıkama gibi davranışsal örtük derken de böyle saf zihinsel eylemler açık ya da örtük nitelikte olabiliyor. Ve aslında kişi obsesyonun yarattığı sıkıntıyı azaltmak amacıyla kasıtlı olarak ya da kendisini mecbur hissederek gösterdiği tepkidir komisyonlar ama. Genellikle kompresyonlar önce obsesyonun doğurduğu rahatsızlığı azaltmak için başlar ama bu durum bir süre sonra denetlenemez düzeye ulaşır ve bu yineleren eylemin kendisi sıkıntı yaratmaya başlar.
Yani mesela temizlik bulaş obsesyonları dediğimizde kişi bir yerden sonra kirli olduğundan şikayet etmez. Uzun süre duşta kaldığından şikayet edebilir. Tarihçesine bakacak olursak aslında batılı kaynaklarda ilk bu melankolik kitabının yazarı Robert Bartın kitabında geçiyor. Onun çok güzel bir okb tarifi vardır. Şeyde bu melankoli anatomisi kitabında işte düşmekten korktuğu için bir köprüde yürümeye, bir kayanın dik, bir tepenin yakınından geçmeye, boğulmaktan korktuğu için bir havuzun, havuzun yakınından geçmeye.
Kendini asmaktan korktuğu için kirişlerin olduğu bir odada kalmaya cesaret edemeyen sessiz bir salonda, örneğin bir vaaz sırasında söylenmesi uygun olmayan uygunsuz bir şeyi yüksek sesle istemeden söylemekten korkan bir hasta tarifi yapar. Melankoli bir anatomisini ama Bartın bir hekim değil, angligan bir din adamı. O yüzden rahatsızlığım sebebine de, tedavisine de din penceresinden bakıyordu. Dolayısıyla 10'a çıkart göre bu illetten kurtulma nihayet nihayette nihayetinde. Gökteki hekimin kudreti dahilindedir diye açıklıyor.
Fakat ta o zaman kaçıncı yüzyıl 17 mi oluyor? 1.600. Falan 17. Yüzyılda kompleks sikler de dahil olmak üzere ne kadar geniş, güzel bir tanım yapmış değil mi spektrumda. Evet, yani neredeyse bütün belirtileri tarif etmiş. Ne güzel bir örüntü tanıma. Evet. Wordy dinle bağlantıdır. Bugün nane devam ediyor değil mi westws üzerinden? Her ne kadar birçok tarih çalışması hastalık olarak okb nin ilk vaka bildirimini Robert bartın'a dayandırsa da aslında. Islamın altın çağı denen dönemde milattan sonra 8 yüzde yaşayan ebru zeyd el belki'nin beden ve ruh sağlığı isimli bir eseri var.
Burada psikiyatrik rahatsızlıkları 4 kategoride ele alıyor. 4 kategori burada önemli aslında 19. Yüzyıla kadar 19. Yüzyılın başlarına kadar ya da 18. Yüzyıl çok özür. Dilerim psikiyatri rahatsızlıklar 2 kategoride ele alınıyor. Melankoli ve. Delilik diye ya da melankoli ve. Mani diye ayrılıyor aslında milattan sonra 8 yüzden itibaren eğer belki 4 ayrı kategoride alıyor ve okb'yi ayrı bir başlık olarak üniversite wasc'a essad diye bir başlık olarak ele alıyor ve fenomenisini oldukça güzel bir şekilde tarif ediyor.
Yani hem direnci tarif ediyor hem içgörü tarif ediyor. Egodiistonik olmasını tarif ediyor hatta dikkate kadar. Ve belki birazdan konuşacağımız konular açısından önemli bir tarifi de şunun üzerine diyor ki kişi. Bu düşüncelere kapıldığı zaman hayatını sürdürebiliyor. Bir süre sonra tekrardan o düşüncelerden muzdarip oluyor. Bu daha sonra göreceğimiz monümani kavramlaştırmasının bir ön habercisi gibi. OKB tarihiyle ilgili birçok tarihçi, özellikle berrios okb tarihini 4 başlık altında ele alıyor. Ben bu sınıflandırmayı seviyorum.
Açıkçası bir kişiye şeytan girmesi olarak obsesyon diyor. 21 delilik biçimi olarak obsesyon parantez içinde monomi 3 monomani kavramının çöküşünü izleyen bir geç bir geçiş dönemi, orada da nevreste nevros psikeni gibi kavramlarla karşılaşacağız. Dörtte işte aslında psikoz ve nevruz kavramlarının dönüşümünü takiben nevruz olarak obsesyonlar diye ele alıyor. Bunların her birini detaylı ele almak zor ama belki. Kişiye şeytan girmesi olarak obsesyon kavramlaştırmasında obsesyon ve kompozisyonun. Kökenine bakmak iyi olabilir.
Şimdi latince de obsesyon ve posesyon kavramlar var. Bunlar aslında bir şehri kuşatmaya yönelik 2. Şey 2 evre.
Bir şehri mesela aklınıza koymuşsanız. Onu kuşatmışsınız ama şehir bozulmadan kalmış ve hâlâ ele geçirememişseniz bu o obses yok. Evresi obses algımıza koymuş olmak üzere. Değil mi? Interyona benziyor introsive. Düşünsene? Evet. Tam o bir deposesu ise. Şehir ele geçirilmiş, surlar aşılmış ve kale ve içindeki insanlar zapt edilmiş. Bu 2 evre aslında bir. Efendim hocam. Tutulmuş yani. Evet, yani daha sonra zaten hristiyanlıkla birlikte bu kavramlar. Dini bir nitelik kazanıyor. Yani obseso ve günümüzdeki islam literatüründeki vesvese yakın bir şekilde ele almıyor.
Posescios'sa posesyo ise şeytan tarafından ya da kişinin içine şeytan girmesi şeytan tarafından ele geçirilme olarak. Normal şey buna. Kalmıyor, evet hatta zaten. Karşılığı cin tabii dimi o zaman. Evet. Hatta mesela shakespeare'in işte 12 gece de bu tuhaf davranışları sergileyen mal varollio karakteri var. Sonra zaten şeytan çıkarma ayin'de gidiyor. Kitabın sonunda ya da lady makbette aynı şekilde. Işlediği suçtan ötürü çok güzel bir obsesyon tarifi olarak geçiyor. Daha sonra da işte 18. Yüzyıldan itibaren genel olarak psikiyatrik rahatsızlıkların 2 kategorisi melankoli ve many'e bir ara formu olarak monomani sokuluyor.
Monomani kısmı delilik olarak tarif ediliyor. Bu tarif edilen yeni rahatsızlık biçimi ortaya çıktıktan sonra zeka gerildiği ve diğer delilik biçimleri gibi hastanın bütün yaşamını etkilemiyor ve bütün zihinsel getirilerini bozmuyordu şeklinde tarif ediliyor. E pizzodik bi şekilde seyrediliyor, seyrediyor ve zihinsel yetileri kısmi olarak etkiliyor diye söyleniyor. Bunun tabii ilk tarifi de vaka olarak eski roldan onun matmazel f isimli bir vaka takdimi var. Bir dokunduğu herhangi bir şeyi çalacağından korkan bir hasta tarif ediyor.
Daha sonra tabi monoman ile iradi delilikler duygusal delilikler, dürtüsel delilikler yani. O bu kısmi deliliklerin zihnin hangi melekesinden kaynaklandığını tarif eden tartışmalar var ve en sonda piercana ve freud'un katkılarıyla daha sonra karyasper ve Sneijder katkılarına şu anki obsesyon kavramlaştırması ortaya çıkıyor. Ama hala bir mutabakat var mı? Aslında yok, çünkü gerçek obsesyon ve yalancı obsesyon diye bir ayrım var. Reaktif obsesyon ve otojen obsesyonlar diye bir ayrım var ilki biraz daha obsesyonların tanrılardan ayrımı için kullanılan bir kavramlaştırma, yani gerçek ve yalancı obsesyonlar otocan ve aktif obsesyonlarda bir ayırıcı tanı söz konusu değil.
Bu obsesyonların bilişsel mekanizmasına dönük bir tarif diye anlatabilirim. Tahsin biraz uzun tarif ettim ama. Ben bir şey ekleyeyim. O zaman şimdi monoma lafının bana çağrıştırdığı bir şey.
Esas çözmeye çalıştıkları şey manik ya da melankolik olmadan yani duygu durumda bir değişiklik olmadan bir insanın düşüncesinde nasıl hastalıklı bir sapma olur? Yani ister hezeyan olsun ister obsesyon olsun. Çünkü hipokratistten itibaren hep uzun süre boyunca düşüncenin bozulması için duygu durumda bir bozulma olması, yani emosyonel bir rahatsızlık olması, psikiyatrik rahatsızlıktan anlaşılan duygusal rahatsızlık olduğu için sonrasında şizofreni içinde bu var. Nasıl? Çok da zekası geri olmayan biri ki zaten zeka geriliği olanla antik tıp ilgilenmiyor.
Hani antik Yunan sadece aklı başında erkekle ilgilendiği için. Geri kalanlarla ilgili değil. Nasıl olup da bu bozulur diye düşündüklerinde herkes ciddi şaşırıyor. Paranoya içinde bu var. Bu şaşkınlık. Ondan sonra şizofreninin ortaya çıkışında zaten bu saat. Duygusal bozukluk olunca düşünce bozulur. Inancının yavaş yavaş yıkılmasının da etkisi var. Obsesyonda da aynı şey geçerli anlaşılan. Monoman'in şöyle bir durumu da var, hocam o beriyosun deyimiyle iç görülü delilik anamelesini ortaya çıkarıyor diyor.
Yani delilik dediğimiz durum içgörülü olmaz, iç görü olmaz ve bu durumda da şey imda da biraz pier jane yetişmiş oluyor. Nevrasteğini tarifiyle. Bir diğer türlü pijony'nin girişi de enteresan bir şekilde freud'la beraber hipnoz çalışırken ortaya çıkan bir şey yani. Çünkü hipnozunda bir çeşit monotoni olduğunu iddia ediyorlar. Gerçekten de hipnoz sırasında insanlarda sen de şu olacak ve buna karşı koyamayacaksın. Telkiniyle ortaya çıkan durum bir obsesyon. Ve obsesyona karşı kişinin bir şey yaparak o durumdan kurtulması hani daha ilerde gerekirse örneğini veririm.
Şimdi bu kadarcık söyleyeyim ama. Dolayısıyla opsiyon mu diyorlar dedin yani hipnotik durumu, hipnotik durumu obsesyon olarak mı? Evet de mi obsesyon demiyorlar işte buna mı ne diyorlar? Yani tiyatro hani bunu monomo ne olarak adlandırıyor? Aslında o bir obsesasyon yani ortaya çıkan fenomen obsesyon obsesyon olduğunu görüyorlar. Ama adını yani o pozitif telkin niyet halinden bahsediyorum. Onu monomoni olarak adlandırıyor. Ve işte sonradan evren seni hikayesi geliyor zaten. Ve sonra da psikaseni yani psikteni söyledik.
Psikeni kavramında içgörü var ama bir delilik biçimi değil. Yani many eki yok ya artık dolayısıyla içgörü varsa delilik değil, iş görü yoksa delilik. Demerek o iş görülür, delilik anormalisi çözülmüş oluyor diyor pardon beris. Soruyordum da kaynadı içgörülü dedik. Ben duymadım. Kimin lafı dedin? Beriyoz derman beriyoz. Iş görülü delilik anormalist diyor. Daha doğrusu yani monomali kavramıyla normalde delilikte ya da mani de içgörü olmaz diye düşünülürken monopani kavramıyla artık iç görülü bir delilik tarif edildi deniyor.
Evet, manik kelimesinin psikozda hemen hemen aynı gibi kullanıldığı bir dönem. Kesinlikle. Evet. Yani duygu durumdaki kabarma ve amaca yönelik davranıştaki artışla seyreden bugünkü tanım değil de değil mi? Timuçin, evet evet manikelim mesela amca. Bildiğiniz ordaki mani o mani değil, yani manivela ki mani değil. Yani o eski hani cinneti manyağı, cinneti, manyağı ingiltere'ye dediğinde aralıklı belirlilik ama cinayeti manyağı dediği zaman sadece mani. Belirlik. Belirliği evet yani cinneti. Ben ibrahim'in arada belki söylemeyi unuttu.
Bir noktayı tamamlayabilirim. Tarihçeyle ilgili jane ve freud'a doğru giderken aslında ara dönemde kargo westwal var westpal hani oldukça önemli bir insan. Bu konuda aslında kar besbal hani evet değeri de bugün çok fazla bilinen bir psikiyatrist değil aslında eskiden bir tabiriyle tam bir asabiye. Doktoru diyebiliriz kendisini. Cem hoca'nın dediği gibi. Bir son hastalığında sanırım bir şey tanımlıyor.
Neydi? Onun adı bir.
Skleros tanımlayıp Suudi sikleriz diyor. Onun dışında artı nerus okul motoruyuz yani üçüncü kafa sinirinin çekirdeğini ismi verilen bir şahıs oluyor. Aynı zamanda psikiyatri literatürüyle ilgili güncel psikiyatr literatürüyle ilgili de agora fobi kavramını da ilk defa literatüre sokan kendisi oluyor west faal oluyor. Efendim. Evet ben. Bitmedim onu evet, bespal'in bu şeylerle ilgili. Özellikle obsesif kompsi bozuklukla ilgili bir sınıflandırma girişimi de oluyor. Daha sonrasında westpal kitaplarında makalelerinden birinde pardon bu şeyden bahsederken bunun ondan önce swang diye geçiyor.
Swang sporch teling'un diye geçiyor. Bu obsesyonun düşüncelere jane onu alıp çevirip daha da aslında ilerletiyor diye söyleyebilirim. Onu buraya eklemekte fayda var. Vestel o açıdan hani tarihçi açısından önemli diye ekleyeceğim ben. Yolda hatırlatın. Şu an yani günümüze doğru geldikçe aslında obsesif komp bozuk tanımı ve hastalığın kendisi işte fenomenlisi daha da kompleksleşiyor diyebilir miyiz ibrahim sence? Yani benim tezim çalıştığım şey şuydu, her ne kadar bulgularla onu doğrulatamasak da bir.
Şu an gerçek obsesyon ve yalancı obsesyon diye 2 kavramlaştırma var ve bunlar. Ikisi de obsesyon olarak değerlendiriliyor. Bunun yarattığı sorun ise birçok. Şizofreni hastasına ya da psikoz hastasına okb denilebilmesi. Ve dolayısıyla tedavi de tarifte sıkıntılar olabileceği istersen. Şeyden bahsedebilirim. Yani gerçek obsesyon derken neyi kastediyoruz? Yalancı obsesyon derken neyi kastediyoruz diye. Şöyle. Iıı bir bir kere bu gerçek obsesyon literatürde dar anlamıyla, obsesyon olarak da. Tarif ediliyor.
Ilk tarifini kar yaz persi yapıyor ve şu şekilde tarif ediyor, anlamsız ve kişiliğe yabancı görünen zorla ve istenmeden gelen fikirlere karşı mücadele etme olarak tarif ediliyor. Yaz snaider'in tarifini de söyleyeyim, belki daha ben. Görülür orada. Sneijder, de kişinin bilinç içeriklerini anlamsız ya da sebepsiz yere baskın olarak değerlendirmesine rağmen. Onları bastıramadığı zaman sözünü ettiğimiz şeydir yine. Sneijder speak of diyor yani sözünü ettiğimiz şeydir diye bu psikiyatrik durumların şey olmadığını nasıl desem bir entite olmadığını, doğada var olan gerçek varlıklar olmadığına işaret etmek için muhtemelen hep.
Hep içimizden, yani benim içimden hep geçene çok benziyor. Ya da soğuk ol kolt demeyen. Şimdi biz böyle tarif ediyoruz. Evet OOO speak of diyor yani ingilizce çevirilerinde öyle diyor yani o zaman obsesyon hakkında konuşabiliriz gibi söylüyor.
Şimdi. Yaz dersin koyduğu gerçek obsesyona bir ölçüt daha var diyor ki, düşünce zihninde belirdiği gibi eş zamanlı olarak kişinin zihninde onun saçmalığı ve anlamsızlığı da belirmeli. Diye söylüyor yani başta o düşünceyi makul bulup daha sonra geriye dönüp üzerinde düşünüp saçma bulursa bu obsesyon sayılmaz tabii. Yalpers bunları hep tanrıyla ya da psikotik belirtilerle ayrımı için kullanıyor. Bunun için şey örneği veriyor mesela sanırım. Olan bir hasta. Işte tanrılar olduğu zaman gayet inanabilir bunlara.
Ama herhangi bir tedaviyle ya da bir psiko eğitimle geriye dönük bunların saçmalığını kabul edebilir ama bu sayılmaz. Çünkü sanrılar da bazen introsif ya da girici bir şekilde zihne girebildikleri için eş zamanlığını çok önemsiyor. Bir de yaz dersin vurguladığı sneijderinde onu takip ettiği bir durum var. Obsesyonlarda düşüncelerin birinci şahıs karakteri ya da hep benimkilik bozulmaz diyor. Ne demek bu düşünceler benim zihnim tarafından üretiliyor niteliği. Bozulmaz obsesyondaki kişi zihnine zorla giren düşüncelerin kendi zihni tarafından üretildiğinin farkında.
Ama şizofren. Geriye dönüp geliyoruz yani. Aynen öyle hocam zaten psikiyatrik dertli ya da egoistonik ego simonik diyeceğiz. Bunun ayrımı düşünce sokulmasıyla çok iyi oluyor. Ya da mesela Sneijder işte şizofreni de düşünce sokulması ya da diğer edilgenlik fenomenlerinde deneyimin birinci şahıs karakterinin kaybolduğunu söylüyor. Yani zihnime başkaları tarafından düşünce sokuluyor ya da bu düşünce zihnim tarafından üretilmiyor. Derken yani psikozdaki bu fenomenlerde bu nitelikler kaybolurken, obsesyonlarda deneyimin birinci şahıs ya da hep benimkilik ya da ben karakteri bozulmaz diyor.
Buna dikkat etmemiz gerekiyor bunları. Öyle söyle sen söyle bitir. Yani hasta ben düşünüyorum ama hatta zaten hastanın kendini suçlaması da dinliyor. Obsesyonlarda özellikle zaten bu sebeple oluyor. Ben bunları düşünüyorsam kötü bir insanım. Ya da cinselle cinsellikle ilgili obsesyonlarda. Öbür türlüsünde, yani pasiftenin daha bariz olduklarında failik yaşantısında bir eksiklik var.
Bu da insana şeyi de çağrıştırıyor. Tabi yineleyici davranış ve düşüncelerle yani nöro gelişimsel bozukluklardaki yineleyicilik eğilimiyle repettif olmayla obsesyonların aslında kategorik olarak ayrılmasının çokta kolay olmadığını, çünkü bazı otizm duruma vakalarındaki yineleyici düşünceler.
Bana yabancı mı değil mi diye veya egosin bir distonik mi diye değerlendirmeyeceği kadar kişinin kapılı verdiği ve başka türlüsünü düşünmesinin bile mümkün olmadığı şeyler.
Ama yazlarsa eş zamanlı olacak diyor. Buyurun hocam. Yani güzel bir karşılığı vardır ya türkçe'de ben çok severim. O tanımı musallat fikir. Musallat fikir aslında obsesyonu çok iyi karşılayan bir şey. Gerçek obsesyonu çünkü kişi onun musallat olmuş bir şey olduğunun farkında ve ondan kurtulamadığının da farkında. Esasında belki bu noktada şeyi biraz da konuşmak lazım. Herhalde yalancıydı, değildi derken.
Şizofreni de ortaya çıkan ve bazen bizi çok zorlayan, şimdi sen az evvel girişimsel bozukluklardan bahsederken aklıma o geldi obsesyonlardan ve bizim de sık sık kendi aramızda konuşurken bunun aslında karşı. Bir savunma. Savunma mekanizması olarak çıktı ve obsesyonların tedavi edilmesinin iyi bir şey mi? Kötü bir şey mi oldu? Çünkü en zor alanlarından bir tanesi belki şizofreninin. Uğraşılması en zor alanlarından bir tanesi. Hatta hatırlarsan nöro gelişimsel bozukluklarla şizofreninin ayrımını, sürekliliğini filan konuşurken seninle bir kaç yıl belki daha da çok önce şizo obsesif, bozukluktan söz etmek lazım demiştim.
Evet. Istanbul'da mı? Bir nöropsiki günlerindeydi galiba. Evet, evet, tam da böyle söylüyorum.
Dolayısıyla bunu nereye koymalıyız ve nasıl koymalıyız ve hakikaten bu bir. Savunma olabilir mi ya da kendini koruma mekanizması olabilir mi konusunda ne söylenebilir acaba? Ben mesela kendi tecrübemden söyleyeyim. Savunma adını. Koymuyorum genellikle yani evet. Freud'a. Yani tabii tabii. Hayır itirazım da olmaz. Yani sadece benim pratiğim de savunma çok geçmemekle beraber aklıma yatıyor. Niye? Çünkü bazı reçetif düşünce ve davranışlar için değiştirmek için uğraşmaya gerek yok veya işte böyle devam etmek daha iyidir.
En azından üstüne gidip de çok fazla ortadan. Kaldırmaya çalışmak zora sokacak kişiyi diye düşündüğüm çok pek çok vaka oluyor. Aynen ben. Gök diye boksu yapan bir hastandan söz etmiş derslerde mesela yani. Öfkenin şiddeti geçmediği için tekrar tekrar intisive biçimde travmatize olduğu yaşantıyı hatırladıkça. Kafasında onu döverek gölge boksu yapan bir hastada mesela.
Bunu durdurmak için herhangi bir şey yapmaya gerek yok. Istediği zaman odasına kapanıp dövmek istediğini dövsün kafasında. Diye düşündüm hep. Engin'den anlamak gerekiyor bu. Evet, öyle de diyebiliriz özetle. Aha, bu noktada belki ibrahim'in özel söylediği reaktif. Tepkisel sesyonlarla ilgili de belki bir şeyler söylenebilir. Ne diyorsun o konuda ibrahim? Hocam aslında reaktif obsesyonlar tam olarak. Dediğiniz gibi tarif edilebilir. Şöyle reaktif obsesyonlar. Tanım olarak belirgin bir dış uyaran ile ortaya çıkan ve daha çok ego simtonik olan obsesyonlar olarak tarif ediliyor.
Ama otojen obsesyonlarda belirgin bir dış uyaran yok. Yine reaktif obsesyonlardan devam edersem. Yani bu obsesyonlar hakikaten kişi tarafından daha gerçekçi ve olması mümkün şeyler olarak değerlendiriliyor ve belki de şizofreni de sıkça görülen mesela emin olamama obsesyonları aslında bu grup altında yine kirlenme ve bulaş obsesyonları sık olan hem şizofreni hem nöro gelişimsel bozukluklu hastalarda fazla.
Reaktif obsesyonlarda. Tehdit olarak algılanan obsesif düşüncenin kendisi değil. Bu obsesyonun. Yarattığı yani mesela zaman kaybı uğraş oluyor daha çok yani mesela cinsellik obsesyonu ya da dini obsesyonlardaki gibi obsesyonun içeriğinden rahatsız olmuyor da ben neden bu davranışı yapmak zorunda kalıyorum da oluyor. Dolayısıyla kompozisyona bağlılığı da daha yakın muhtemelen şimdi. Şimdi ben bunu daha önce düşünmemiştim ama siz söyleyince reaktif obsesyonlar. Bilişsel mekanizma açısından evet, yani herhangi bir rahatsızlığa ikincil olarak gelişmesi düşünülebilir bence.
Bir işe yarıyor aslında. Evet. Günümüzün okb tanımında ise. Yanılıyorsam şimdi bu ayrımda söyleyin. Reaktif olan fazla gündemde değil gibi. Çünkü kompleksliklerle ve nöro gelişimsel bozukluklarla yakın ilişkisi gösterildiğinden beri bilindiğinden beri hem çok daha erken başlangıçta oldu hem de tıpkı şizofreni gibi bir beyin hastalığı modeline çok daha uygun olduğu gibi bir düşüncemiz var. Mesela biz asistanken obsesif kompulsif bozukluğun başlangıç yaşı tipik başlangıç yaşı olarak bildiğimiz.
Bir yetişkinlik çaydı. Yani bir yetişkinlik rahatsızlığı olarak bilinirdi ama şimdi artık literatürde yetişkinlikte başlanan başlayan obsesif kompozit bozuklar, geç başlangıçlı deniyor ve ikincil olabileceği araştırılıyor. Yani klasik olarak obsesif kompulsif bozukluk zaten çocuklukta veya ergenlikte başlamıştır. Biz ancak sonra teşhis ediyor olabiliriz gibi bir düşüncemiz var ki doğru büyük olasılıkla. Şu anki obsesyon? Tarifi böyle bir çok yineleyen düşünme, davranış ve dürttüğü içine alıyor. Belki de en sorunlu olabilecek tarafı.
Tek başına kompulsiyonun varlığının da OKB tanısı koydurabilmesi. Dolayısıyla böyle psikoz benzeri yaşantıları olan işte böyle. Böyle düşünce çekilmesi gibi. Bir psikotik belirtileri olan hastaların ödünleyici olarak yaptığı.
Davranışlar kompresyon olarak değerlendirilebiliyor ve bu kişilere okabet tanısı konabiliyor. Mesela şöyle bir örnek, diyelim ki kendilik yaşantısında. Dön işte boşluk. Yaşayan bir kişi, yani kendilik bütünlüğünde işte tam. Olarak bir tam olmama hissi yaşayan biri bunu. Şu an uydurdum, açıkçası işte kolum bacağım yerinde mi? Bu eşyalarını kontrol etmeye kadar gider. Böyle sürekli bir dokunma, sürekli bir kontrol etme gibi bir mekanizma geliştirebilir. Kişi buna çok rahatlıkla okb tanısı konabiliyor.
Yani oradaki düşünce bozukluğu ya da kompozisyonu neye dayalı olarak derinlemesine incelenmemesi doğrudan kişiye OKP tanısı koydurabiliyor. Ve bu da mesela belki ikincil olarak böyle. O kompozisyonları olan kişiler tedaviye dirençliliğidir gibi çalışmalarına yol açıyor ama aslında bu tarz kompresyonlar hayli hayli bir şey. Ikincil olarak gelişmiş olabiliyor. Şu anki DSM tanısındaki belki de en sorumlu kısım bu. Neden biliyor musun? Bana kalırsa yani?
Bunların örtüştüğü ile ilgili özellikle okumuş olduğum bir veri yok ama dikkat eksikliği hiperaktivitede de otizmde de steaming, self, simülasyon, şiddetli huzursuzluk yatıştırmak üzere yineleme, dokunma, bakma, kontrol etme biçiminde tezahür edebiliyor ve bir düşünsel içeriği öncüsü en azından yok. Biz de bunlara obsesyonsuz kompozisyon mu demek lazım? Ondan emin olamıyorum. Kompozisyon tanımı gereği bence yanlış olur çünkü kompozisyon dediğimiz şey obsesyonundaki anksiyeteyi yatıştırmaya dönük yapılan bir eylem.
Yani burada işte yineleyici davranışları nasıl tarif ettiğimiz bana kalırsa genel olarak hepsinin ismi yineleyici davranış olsun ve nasıl geliştiği ayırt edilsin. Yani o şöyle obsesyon. Yeni bir. Sınıflandırmaya doğru. Söylüyorum. Şöyle çünkü. Yineleyici davranış gibi genel bir isim koyduğumuzda aslında bir şey söylemediğimizin farkında olacağız. Doğru derinlemesine incelememiz gerektiği anlamına gelecektir bu. O yüzden söylüyorum yani? Yani gerçekten deskriptif olacaksa doğrusu bu aslında. Tanımlayalım, betimleyelim ve orada bırakalım çünkü iddia hep o ya.
Yani etiyolojiye göndermede bulunmayacağız esa bir yandan. Tarif edip ondan sonra da onlar sanki asıl meselelermiş gibi düşünmek, yani onların hiçbir zaman geçici olmadığını düşünmek. Temel ata o oluyor zaten. Yani pratik tur olarak düşünelim, doğal tür olarak kendilerini. Değiştiren sesyon deyince bir nokta koymuş oluyoruz. Yani iş orada bitirmiş oluyoruz yani. Tabii dur deyip. Bakmış ol 400 cümleyi. Hâlbuki bir kuşkuya da yer olmalı. Tümüyle düzelen obsesyon gördünüz mü hiç mesela? Bir dakika düşünelim.
Güzel bir soru. Tümüyle düzenen o sesyon. Çünkü tanımı gereği aslında kolay kolay düzelmeyen ancak. Belli ölçülerde kişinin. Nefes alabildiği diyelim yahut başa çıkmayı öğrenebildiği. Çeşitli terapi yöntemleriyle bir şeyden bahsediyoruz. Ama gene de çok kötümser unk olmasın diye de herhalde söylemek lazım ki psikoterapi ve ilaç tedavisine çok iyi cevap veren ve ızdırabı büyük ölçüde. Dinen hastalarımız yok mu? Var hatta şey. Tamamen bitenini soruyorum işte, o yüzden. Ahmet peki. Şöyle bir şey hatırlıyorum, geçmişte şimdi reaktif olanı da konuşunca çok.
Ciddi ağır temizlik obsesyonları olan kilolarca çamaşır tozu tüketen falan. Bir hastayı 30 yıl önceden belki 35 yıl önceden yani çok eski bir hikaye bu. Ve bir bir türlü bununla başa çıkamayan o yıllarda çok da fazla ilaç seçeneği de olmadığı için işte Veysel davranışçı terapi bilen neredeyse çok yeni olduğu için çok da bir şey yapılamayan. Çalışılırken çok zorlanılan bir hastayı hatırlıyorum. Bir biçimde.
Neyi temizlemeye çalışıyorsun aslında. Sorusuyla başlayan bir sürü. Sürecin açıldığını hatırlıyorum ve bunun sonucunda son derece girift aile ilişkileri içinde.
Bir. Aslında bu kişinin gidip eşinin kız kardeşini baştan çıkarıp onunla evlendiğini ve dolayısıyla buradan başlayan çok ağır temizlik opsiyonlarının yerleştiğini ve bütün aileyi karşısına alan bir sürecin yaşandığını vesaire öğrenmiştim. Zaman içinde ve bununla birlikte de ortaya çıkmıştık ki. Bütün mesele, yani daha önce hiçbir belirtisi yokken tamamen bununla başlayıp gelişmiş bir. Obsesif kompulsif bozukluk öyküsü vardı. Ya buna bu çok güzel bir örnek. Bana şunu hatırlattı, geçenlerde bir arkadaşımla sohbet ederken konuşuyorduk.
Komnetif davranışçı terapiyle psiko dinamik arasında çok kategorik bir ayrım var. Bu bunlar müstakil terapi yöntemleri gibi düşünüyoruz ama. Bu örneğinde güzel örneğinde olduğu gibi kognatif psikoterapi aslında uygun kişide psiko dinamik anlaşılmaya da çok güzel savunma mekanizması anlamına da harika yol açan bir yolunu açan bir yöntem. Vaka, lady makbet gibi. Diye ayrılmayayım. Lady mu. Evet dimi. Lady macpet'in ama hani ortaya çıkışını görüyoruz. Arabistanın bütün kokulu eski kanı temizleyemezdi.
Meselesindeki o tirattaki ama burada geriye dönük olarak yani hani neyi temizleniyorsunun ortaya çıkışından sonra obsesyonlar tamamen sonermişti. Tamamen ilaç kullanmayacak şekilde sona ermişti. Çok harika bir örnek. Bir detojenliği vurgulamak için tam tersinden bir örnek söyleyelim. Hiçbir şekilde yüksek doz? Ssaray veya işte turistik serotonerik ilaçlara cevabı olmayan repettif davranışları olan ama zekası da donuk olan bir hastada. Eee, bütün bunların hiçbirini yıllarca işe yaramadı ve derin beyin simülasyonuyla büyük ölçüde.
Şimdi obsesyonlarının azalmış olduğunu öğreniyorum yani. Tabii ki cerrahinin hızlı düşünülmesi gerektiği gibi bir izledim, asla yaratmamalı. Tam tersi fikirdeyim ama bir de böyle örnekler var. Yani çok heterojen bir şeyden söz ediyoruz. Ben burada çok özür dilerek araya giricem sanırım bu obsesyonun cerrahisi de diğer konularla ilgili gelecek hafta görüşmek zorunda kalacağız. Çünkü bize ayrılan sürenin yavaştan sonuna geldik. Ben yine diğer bölümlerde olduğu gibi bu bölümde de bir sanatçı ve resim hakkında bilgi vermek istiyorum.
Ben bugün size yoz efendim. Kovun bir resmi hakkında bilgi vereceğim schmedribffal isimli eserinden bahsedeceğim. Joseph andgo tiro bölgesinde doğuyor. Şu an italya, Avusturya ve Almanya için sınır bölgesi olarak kabul edilen bir yer. Orada doğup büyüdükten sonra aux da bir heykeltıraşın yanında eğitim alıyor. Daha sonrasında da aux prensi'nin bursuyla. Şutgart'taki bir sanat okulunda sanat eğitimi alıyor. Ancak bu sanat eğitimi sırasında 1.791 yılından itibaren. Fransız ihtilaline sempati duyduğu gerekçesiyle okul yönetimi tarafından tehdit ediliyor.
Bursun'un İptal edilebileceği söyleniyor ve siyasi 3 be nedeniyle de tutuklanıyor. Ve bu yüzden de bu yaptırımlardan sonra da eee kendisi koh okuldan ayrılarak gidiyor. Daha sonrasında avrupa'nın çeşitli yerlerinde, fransa'da, isviçre'de yaşamaya devam ediyor ve bir. Dini tarikat olarak kabul edebileceğimiz yakobenlerden oluşan bir çevreye katılıyor ve isviçre'nin bil kendine bil 1.000 diye geçen şu anki kentine yerleşiyor, orada yaşamaya devam ediyor. Alp vadilerine gezi yapıyor, trakink yapıyor sürekli olarak ve bu trekinleri sırasında da bu.
Bahsettiğimiz resmi çiziyor. Benim açımdan etkileyici olan bu resimde yani internetten arayıp da baktığınızda da görebileceğiniz şekilde bu resim o şelaleyi inanılmaz şekilde gerçekçi yansıtmış ve bugünkü Halil bile aynı şekilde duruyor diye söyleyebilirim. Şimdilik bizi dinlediğiniz için çok teşekkür ederiz. Bu haftalık bizden bu kadar haftaya tekrar görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean