Nöropsikanaliz Nedir?
Bu podcast bölümünde Prof. Dr. Hakan Atalay ile nöropsikanaliz hakkında konuşuyoruz.
Herkese merhaba diken sütlü bahçesi vaat etmiyoruz.
Pot kestin yeni bölümünden sesleniyoruz.
Ben doktor taysin rolaz bu potans bölümünde bir doktor
cevatpaşaoğlu, profesör, doktor tüm için rolay doktor ibrahim
bey'le her zamanki gibi benimle beraber konuk olarak bu sefer
profesör doktor Hakan Atalay bizlerle beraber konuşmaya
başlamadan önce belki cem hoca'ya da timuçin hoca biri
Hakan hoca'yı tanıtmak ister. Daha sonrasında konuş.
Maya devam ederiz. En eski tanıyan ben olduğuma
göre ben tanıtayım, izin verirseniz. 87 80 altıda ben
girdim 87 daha kaldı. Aramızda bir kaç ay var galiba.
Akkanat talay psikiyatri profesörü tıp eğitimine Ankara
Üniversitesinde tamamladı. Psikiyatri uzmanlığını
bakırköy'de yaptık. Beraber sonra aynı serviste
beraber uzman olarak da çalıştık bir süre.
Sonra Hakan çeşitli yerlerde çalıştı.
Balıklar rum Beyoğlu devlet aylar paşa numu hastanelerinde
uzman olarak çalıştı. Sonra 2 yıl okan üniversitesi'ne
galiba 18 yıl filan gibi bir şey de yeditepe'de çalıştı, halen de
orada. Değil mi?
Yani aynı üniversitede klinik psikoloji yüksek lisans
programını hazırlayanlardan biri.
Psikoterapi ve eğitim birimini kurdu diye.
B diye bir şey, bir kurum onu yöneticiliğini yaptı bir süre.
Çok üretken bir yazar ankanın talay.
Bir yazdığı, kitap bölümleri ve hakemli bilimsel dergilerdeki
bilimsel makaleleri bir tarafı onlar çok sayıda ama böyle
şizofrengi denizi yıldızı başka dergi, akıl defteri psikart.
Gibi birçok. Paramedikal diyebileceğim ya da
edebiyatla psikiyatristinin kesiştiği yerlerde de bu tarz
yazılar yazdı. Çok önemli bir katkısı çevirdiği
çok değerli kitaplar aslında kitaplar çok iyi tanınıyor da
hakkını çedildiğin bence az kişi biliyor örneğin.
Ilki galiba 90 altıda Russell jacobinin benliğini yitiren
toplumu adlerden lenge. Konformist psikolojin eşitsiz
kitabı. Sonra bayağı len 99 baskısı
freud'un psikopatoloji kitabı var.
Yine ayrıntı yayınlarından çıkan ekibinde john forresterın freud
savaşları, psikaniz ve tutkuları kitabı var.
En ünlüleri bence sanırım yetmişin üstünde de baskı
yapmıştır. Yine ayrıntıdan çıkan klaisa
pinky sitesin kurtlarla koşan kadınları kitap.
Kitap çok meşhur ama hakkını onun çevirmeni olduğunu bilenler
var mı bilmiyorum. Sonra okyanustan çıkan yine çok
önemli bir başka kitabı admin bolışsın.
Dinamik psikiyatri kuran ve uygulanış kitabı ki bayağı
önemli bir textbook alanda. Daha sonra Türkiye psikiyatriler
neyi yayınlarından çıkan o terapi kitapları serisinden
glanga bardın uzun süreli psikolojik psikoterapi temel
Metin kitabını çevirdi. Ve ısıt 2.010 üçte metnistan
çıkan mark somzat onbur'un beyin ve iç dünya öznel dediğimiz
sinir bilimine giriş kitabı ki nöropsikaneza'nın da ülkemizde
yayınlanan ilk kitap. Son gelip bakırköy'de
konuştuğunda sen var mıydın? Ankan hatırlamıyorum.
Bakırköy'de yoktum. Bakırköy'den ayrılmıştın dimi o
sürede evet o zaman zaten daha kitap ortada yoktu ve nihayet
asıl en önemlisi 2.010 üçte kendi kitabında yazdı.
Nöropis kanalis kitabı türkiye'deki ilk telif eser hem
de en kapsamlı kitap. Işte böyle çok üretken bir
yazar, çevirmen, düşünür, kıl uçur.
Ve psikiyatri uygulamasından hiç vazgeçmeden bunları yapan bir
meslektaşımız hak kanıtı var. Çok güzel seni alırlamak.
Pardon. Çeviri ve daha uzun sürüyor
yazmak mı sayfa başına düşünürsek?
Şöyle çeviriler tabii. Kitaba da göre değişen bir şey.
Bazı çevrimeleri çok gevşek bir şekilde yaptım.
Yani zaman vermeyin bana ben istediğim gibi yapayım dedim.
Sonra koşan kadınlar öyle çıktı yani sahilde de yaptım.
Eve gelince oturarak otururken de yaptım.
Biraz uzun sürdü ama zevkle yaptığım çevirilerden biriydi.
Dinamik psikiyatri ilk çevremde aslında ve o ilk ingilizce yeni
yeni öğrenmeye başladığım ve ingilizce öğrenmek için de.
Başladığım bir çeviriydi. O öyle acemice daha çok sözlüğe
bakarak geçen bir şeydi. Dolayısıyla kitaba göre
değişiyor ama. Şöyle, yani kendi kitabını
yazmanın zevki tabi çeviri başka bir şey, 10'a çıkart biraz
zorunluluktan yapmıştım ve şeyle birlikte sonsuzla birlikte onu
bıraktım. Artık çeviri yapmıyorum.
Bundan sonra delif. Inşallah evet.
Hakan boyutu tabii önce bakırköy'de.
Uzak konu için biriminde epeyce deskriptif psikiyatriyle
başlayıp sonra birlikte çalıştığımız birimde arif
verimlinin servisinde daha biyolojik ağırlıklı bir.
Psikiyatri uygulamasından sonraki bakıkların genel hani
biliyorsunuz zaten yaklaşımını o tarihlerdeki ne?
Ek olarak o daha bu psikodinamik psikiyatri de elden bırakmadan
oradan ilerledi ve sonra ikisini birleştirdi ve böylece norru
psikangzol ortaya çıktı. Ben ilk sorunun sorayım mı?
Hemen nörobison. Oron mu biraz.
Ben onu aslında biraz tabii geçici bir tanımlama olarak
görüyorum. Yani öyle psikanalizi çünkü.
Hakan gürbiti işte bir toplantı da öyle mi?
Ölen duruyorum nörapsikiyatri toplantılarından birinde.
Yani çok temel bir şeye işaret ettiğini düşünüyorum.
Ben nöro ve psikanalizin kendisi de zaten onu yapmaya çalışıyor.
Yani çok temel bir soru aslında bu ruh madde meselesinin bize
yansımış hali aslında o. Nedir bu bizi bizi yapan yani
aslında çok felsefi bir yerden başlayan bir soru benim sorum
çünkü esas meselem o yani niye böyle davranıyoruz?
Bu davranış nereden çıkıyor? Vesaire gibi psikiyatristlerin
hemen çoğu kafasından bunlara geçiriyordur.
Daha basit yanıtlar var. Yani işte beynimiz var ve bu
beynimiz işte nöro trans biterler üreteceği ve
davranıyoruz da diyebiliriz ama biraz.
Karmaşık bir şey yani dolayısıyla.
Bu soruya yanıtım aslında daha geniş içerimleri de olduğunu
düşünüyorum. Yani beyin ve zihin meselesinin
ki bundan başka ne euro psikolojiden başka bu ikisini
bir araya getiren bir görüşle yok.
Dolayısıyla buraya yönelmem bundan aldı.
Biraz yani beyin ve zihin dediğimiz şey birbiriyle nasıl
ilişki kuruyor? Sorusuna yanıt ararken aslında
ne rafinle karşılaştım. O yüzden benim için öyle değil.
Yani çok aslında birbirinden çok aile gibi görünen fakat aynı
şeyin nöropsikanizm dediği gibi 2 farklı görünümü olduğunu daha
iyi anlıyorum son zamanlarda ama bunu da sorgulamaya başladım.
Açıkçası yani zihin dediğimiz şey üzerinde biraz düşünmeye
başladım. 10'a çıkart belki konuşuruz yani hep diyoruz beyin
zihin vesaire ama zihin. Beğene ne yapıyor?
Ondan çok emin değilim. Çok tanımlanmış bir şey değil.
Baktıkça da kimse zihin üzerine çok düşünmemiş gibi görünüyor.
Yeni yeni düşünülüp konuşuluyor desek herhalde daha çok.
O çok felsefe bakmış bu işlere yani biliyorsun gelenek olarak.
Bir yandan hani hani? Oksijenon dedim ama hani bir
yandan da anlamak ve açıklamak diye ikiye ayrılıyorsa ikisi de
aslında daha çok açıklama. Alanında çalışansın ki temel
kuram yani nörolojik bakış da psikolojik bakış gibi bir yandan
da öyle değil mi acaba? Şöyle desek, o zaman hani
maksimum olmak yerine hatta ikisi de aslında açıklamaya
çalışan 2 ayrı bakış açısı aslında bir anlam bulabilmek
için bir araya geliyorlar gibi. De anlıyorum, bir yandan
bilmiyorum. Ne diyorsun çünkü.
Okudukça aslında bunların rastgele bir araya gelmediğini
de fark etmeye başladım ben, çünkü.
Ortak bir şeyden söz ettiklerini bir süre sonra keşfediyorsunuz.
Ben en önemli şeylerini o işte kandil'in makarnayla birlikte
ilgim biraz artmıştı. 98, 90 dokuzda kandil aslında ara
bilinci ama psikolojis te. Dolayısıyla ilk şeyler ilk
işaretler oradan geldi. Sonsuza tanışmam, kandillerden
sonradır. Şöyle mesela bellek meselesini
düşündüğümüzde ben çok çarpıcı gelmiştir.
Ya bellek bizi biz yapan şey ya aslında çok sinir.
Bilimsel bir şeyi var, temeli var ve onda yapılan gelişmeler
buluşlar. Vesaire aslında psikolojiye çok
yansımıyor, yansıması gerektiği halde.
Mesela psikanalizi buradan eleştirerek de yola çıkıyor.
Yani bilimle bağını koparmış olması eleştirisinde bulunuyor.
Oysa bellek mesela aktarım meselesini düşündüğümüzde
aktarımı bize tanıtan psikanalist sonuçta ne kadar
önemli olduğunu, terapinin de en önemli aracı.
Çünkü iyileşme öyle oluyor. Yani aktarım üzerinden oluyor
işte bir takım teorik bilgiler öğrettiğimiz için ya da hastaya
ders verdiğimiz için iyileşme olmuyor.
Iyileşme ilişkiyi yüzünden oluyor işte.
O ilişkide ne oluyor? Sorusuna psikanalist kadar
nörobilim de yanıt vermeye başlayınca aslında psikanizm
buralara bakması gerektiğini söyleyenlere ben de hak vermeye
başladım. Çünkü sadece o değil mesela
bağlanma biliyorsunuz yeniden konuşulmaya başlandı.
Vesaire orada işte konut yeniden öne çıktı, kovut o kadar şey
değildi. Yetmişlerden sonra o kadar da
üstünde durulan bir teorisyen değildi ama nörobilim bu anne
baba bağını ilişkisini empatiyi. Duygu düzenlemesinin bu ikili
ilişkideki önemini gösterdikçe. Leri daha değer kazanmaya
başladı. Dolayısıyla aslında orada salt
bir yönlü bir şey görmüyorum. Yani bazı eleştirmenlerin dediği
gibi psikanalizi bilimselleştirmeye nöro
bilimselleştirmeye çalışmak değil, tam tersine insan
davranışına 2 açıdan da yani bir nesnel açıdan bir öznel açıdan
baktığımızda ne görüyoruz? Sorusuna yanıt arayan bir grup
aslında bu. O zaman burada her ikisine de
bir ölçüde açık ve olmak ve bir tür hakimiyet de gerekiyor.
Yani kitabından da öyle anlaşılıyor zaten.
Yani şunu birazcık daha belki daha net.
Daha netleştirmek iyi olur. Yani senin söylediğinden memnun
anladığımı söyleyeyim. Hakan da öyle gideyim istedim.
Yani böyle hani aksettiğinin hem bilinç motivasyonlarını, hem
biyolojik temellerini anlamaya çalışalım, ikisini birleştirelim
gibi bir şeyden bahsetmiyorsun. Tam da tersine nöropsikanalizin
işleyişindeki şey psikanizm işleyişindeki nörobilimsel
temellerin. Değil mi?
Aslında konuşulması gerek. Yani aktarımı konuşuyoruz da.
Bellekle ilgili bildiklerimizin. Buna olan katkısını hiç
konuşmuyoruz ya da az konuşuyoruz gibi üstelik
üstelik. Bunun terapiye ne katkısı
olabilir de konuşmuyoruz. Yani çok klasik Ortodoks bir
bakış açısı var. Psikanalizde kandele geri
döneceğim. Kandil'in en önemli eleştirisi
aslında psikanalitik kurumlara teoriden çok çünkü çok bir
açıklama getiriyor. Bir zihin kuramı var ama bu
kurumlar içlerine kapanmışlar ve dış dünyaya kapandıkça.
Işlerinde bir jargon geliştirmişler, bilimden
uzaklaşmışlar diyor ki bence en önemli haklı olduğu şey bu.
Çünkü bu belleğe yeniden baktığımızda aslında terapide
başka bir yer görmemiz gerekiyor.
Neyi göreceğiz artık bellek dediğimiz şeyi uzun süreli
bellek kısa süreli de bellekti ayırmıyoruz.
Yani işte prosedürel bellek var deklare tip bellek var.
Yani kişinin çok erken dönemde yaşadığı deklaratif belleğe
henüz kaydedemeyeceği. Çünkü beynin gelişmediği için
söz gelişmediği için ancak bazalgamiye onlara sebebiuma
kaydettiği bir takım yaşantılar aktarımda ortaya çıkıyor.
Ilk şeyler terapiste duyulan güven onla kurduğun ilişki
aslında başka bir bellek türüne dayanıyor.
Yani onun söze dökmesi mümkün değil.
Oysa psikanalizin biliyorsun bir tarzı var, divana yatırıyor hem
de söze dayalı bir şey. Yani şeyi görmüyor.
Terapist hasta terapisti görmüyor.
Iıı dolayısıyla burada oluşan terapiyle aslında 100 yüze
yapılan yani hastanın terapistini gördüğü onun yüzü
mimiklerini gördüğü ses tonunu ses tonuyla 100 mimikler
arasındaki ilişkiyi gördüğü bir terapiyle divana uzanıp yapılan
bir terapi arasında aktarım açısından ne fark oluyor?
Mesela bunu düşünmek gerekiyor. Bu bir ilişki terapisiyse sözel
bir divan'a yatmış bir hastanın anlatımlarına dayalı bir
terapiyle karşılıklı oturup, birbirlerinin yüzlerini gören
kişilerin yaptığı terapi arasında ne fark var?
Psikanaliz bunları sorgulamalı diyor.
Ben bütün bunlara katılıyorum aslında ve nörobilimin burada
çok önemli katkıları. Olabileceğini aslında benim
demin söylediğim belki tam. Salk sinir bilimle bütün
yaşantıları açıklamaya kalkmakla klasik psikanalizin yaşantıları,
fizik kuralları gibi açıklamaya çalışması arasında bir benzerlik
kurmuştum. Yani kandil'in söylediğiyle
uyuşmayan bir şey değil bu sanki yani psikot dinamik yani Dinamo
sonuçta fiziğe ökünen bir yaklaşım var ya freud'un.
Şöyle bir eleştiri var da, o yüzden yani işte bu aslında
gereksiz bir çaba psikanaliz kendi içinde zaten.
Tutarlı bir görüştür. Bunu sinir bilimle birleştirmek
psikanalizi sulandırır. Çünkü bir şeyin neden
yapıldığını ya da beyni ya da beynin nasıl çalıştığını
anlamakla bizim işimiz yok. Çünkü psikanalist sonuçta bir
anlatıp biçimidir ve bu anlatı biçimi temelinde ne olduğunu bir
resmin neyden yapıldığı biz ilgilendirmez.
Kalmasın ne olduğu ya da ne bileyim boyaların nasıl
kullanıldığı bizi ilgilendirmez diyenler var.
Önemli olan resmin kendisidir diyenler var.
O yüzden onu düzeltme ihtiyacı dedim.
Yoksa çok haklısın. Burada küçük bir müzik molası
verelim. Bugünkü müzik parçası olarak
bramsın biyolin sonrası reyminor.
Opus 108. Dördüncü bölüm presti a git i
dinleyeceğiz. Bu eseri Steven back ve debora
fong beraber icra ediyorlar. Daha sonrasında tekrar
birlikteyiz. Müzik arasından sonra tekrar
birlikteyiz. Ben sozu timuçin hocaya
bırakayım. Max sonumuz da bakırköy'deki
konuşmasında o yıllar önceki konuşmasında.
Aslında ecza şeylere değinmişti ve demiştik.
Yani 8 yıl boyunca divan'da yatıyorsunuz ve sonuçta ne
olduğunu bilmeden bir şey oluyor ve olağan şeyi 2 tarafta
anladığını varsayarak konu kapanmış oluyor gibi bir şey
söylemişti ve ilginç bir başka örnekte onun verdiği.
Rüyaların ram'de olduğunu sanıyoruz.
Oysa rüyalar ram fazında yaşanmıyor.
Dolayısıyla bunu bile araştırmıyoruz, incelemiyoruz.
Diyor ki mark sonra aslında nörolog ve psikanalizden geçmiş
bir nörolog değil mi? Yanlış bilmiyoruz.
Nöropsikolog evet, sonradan analizden geçmiş.
Yani dolayısıyla. Belki tam da bu yani ne olduğunu
anlamaya çalışmak yani. Açıklamaktan daha önemli olmaya
mı başlıyor? Konuş önemli, söylediğin çok
şey, çünkü aslında bulduğu bir çok şey de doğruluyor.
Ilginç bir şekilde. Çünkü ram'le rüya arasında
bağlantı kurduklarında aslında ram dönemindeki biyokimyasal
değişikliklerle uyuşmuyor. Dolayısıyla sadece ram de değil
fakat dopamin sistemle bağlantısını kuruyor.
Soğumuz çok ilginç bir şekilde yani aktif olan.
Bölge aslında bu leopamin bölge dolayısıyla gerçekten de istekle
arzuyla araştırma ile keşifle. Ilişkili bir bölge.
Yani analiz red eden bir şey yok burada diyor reddetse de
reddedebilecek birisi zaten. Yani eleştirel de bakabilen
biri. Evet.
Hocam sizi şey anlattığınız aslında ya freud'un da büyük
hayali o değil mi? Hani tabii yeliz'in aslında
biyoloji kökenlerinin olduğunun bulunması ve hani gerçekten
bilim olarak yerinin pekiştirilmesi ya da
sağlamlaştırılması, onun da en büyük hedeflerinden biri değil
mi? Hani?
Çok doğru bir çok aslında böyle biliyorsun şeyleri var para.
Paragraf alıntı yapabiliriz ama freud birçok şeyi bir arada
tutan bir adam olduğu için aslında 1.900 ellilerden sonra
keşfedilen freud aslında nöropisanize daha yakın bir
freud. Çünkü psikanaliz başlamadan önce
nörolog olduğu dönemde aslında yaptığı çalışmalar sonradan
keşfediliyor ve bakıyorlar ki orada aslında nörobilimsel bir
şey var işte. O projesi yeniden keşfediliyor.
Proje tamamen nörobilimsel bir temele dayalı.
O zamanki nöon kuramına dayalı. Ve cem'in dediği gibi fiziğe
dayalı bir kuram geliştirmeye çalışıyor. 2 ilkeyle başlıyor.
Yani bu sistem bu zihin dediğimiz şey bir takım
birimlerle çalışıyor. Bunlara nöron diyelim ki nöron
kuramı daha yeni keşfedilmiş kahval tarafından 2.
Bunlar bir enerji sistemiyle çalıştılar ve bu enerji sistemi
süre durum ilkesiyle yani maddenin en önemli ülkelerinden
biriyle çalıştı. Diye başlıyor ve oradan bir şey
geliştiriyor ve sonların bütün bunların hepsi gerçekten
psikanalize aktarılıyor. Çünkü o süredir ilkesi
değişmezlik ilkesine uyaranların rahatsızlık vermesine
uyaranların bu nedenle boşaltılması gereğine dönüşüyor.
Nirvana ilkesine dönüşüyor. Buradan da aslında çok ilginç
bir şekilde başka. Başka bir nörolog şey,
nörobilimci işte Filistin şeyi geliştiriyor.
Yani kendi tezi ile serbest enerji tezi ile freud'un bu
nirvana i ilkesini birleştiriyor.
Birbiriyle ki bence daha ilginç olan şeylerden biri de bu.
Rezitamıyorum ya. Bildiğim kadarıyla.
Daha önce benzeri olmayan çok çok orijinal bir şey.
Evet, ilk önce tabi beyin için geliştiriyor ama sonra diyor ki
bütün canlılar arasında bu ilkeyle yani serbest enerji
ilkesiyle çalışır. Sonradan bütün bunları tabii
biraz matematiksel ve enformasyon ne çevirdikleri için
benim izleyemeyeceğim. Bir yere doğru gidiyor ama başta
söyledikleri yani fizikten ödünç aldıkları o termodinamik
kavramıyla canlılığa verdikleri açıklama bana çok şey geldi.
Yani canlıyla cansız ayıran şey arasındaki o farkı daha iyi
anladım o sayede. Evet, bir yerden sonra takibe
güçleşiyor gerçekten değil mi yani?
Matematiğe çeviriyorlar. Matematik yani lisede bıraktığım
bir şey. Keşke bırakmasaydım yiyorum ama.
Geri dönüş çok zor. Bu saatten sonra tekrar
matematiğe. Valla uğraşanlar zor değil
diyorlar. Öyle bir yeni bir rakam da var
bayağı hani yeni dil öğrenir gibi yeniden matematik.
Diyen. Ve hatta onu basitleştirip
bayağı hani lacos yazmanız gerekmiyor ama sonuç olarak daha
çok matematikle uğraşabilirsiniz diyen bir.
Bir akımda var. Denemiyor değilim açıkçası.
Yani ara sıra bakıyorum ama çabuk vazgeçiyorum öylece.
Muhtemelen oradan yapay zekaya da bir gidiş.
Herhalde. Dimi.
Evet, zaten son safistone son zamanlarda bu şeye dayalı yani
serbest enerji ilkesine dayalı bir şey geliştirmeye
çalışıyorlar. Yapay zeka çünkü biliyorsun hep
tartışılan bir şey ya işte duygusu yok.
Hayatta kalma dürtüsü yok. Yapay zeka nasıl olur da insan
gibi davranır? Yani çok tartışılan bir şey.
Ben de epey okumaya çalıştım. Bu bilişselciler biraz şey
bakıyorlar. Bu işe gerçekten matematik
bakıyorlar ama salt matematik baktığında bir nicelik gibi
görünüyor. Yani yeterince büyük bir
bilgisayar yaparsanız sanki beyne benzer gibi düşünüyorlar
ve bunu deniyorlar da Avrupa birliği'nin galiba şey insan
beyni projesi bunun üzerine kuruluyor.
Fakat çabuk iftars ediyorlar. Yani vazgeçiyorlar çünkü o kadar
kolay bir şey değil bu neden çünkü o canlılık meselesi çok
önemli. Yani hayatta kalma çabası onun
evrimsel süreçte bize kazandırdığı şeyler.
Bir makinenin bir sıfır işlemesi ile yapılabilecek bir şey gibi
göremiyor. Ama bunu bir bilgisayara
yükleyebilirseniz, yani bir program oluşturabilirseniz
hayatta kalma meselesini. Çünkü duygu biraz oradan
çıkıyor. Yani sistem nasıl çalışıyor?
Ama staj var amastazis bizi hayatta tutan şey oradaki
parametreler yolunda gitmediğinde biz kötü
hissediyoruz. Ama o statik parametreler iyi
işlediğinde iyi hissediyoruz. Duygu bu aslında dolayısıyla bir
sistem hayatta kalma üzerine kurulursa ve bunun işte açlık,
tokluk, çoğalma gibi şeyler yüklenebilirse programlar ve
serbest en acilkisi çalışırsa bunun insan beynine benzer bir
sistemle çalışabileceği varsayımıyla yola çıkıyorlar.
Ama çok soru işareti. Tabi benim kafamda da.
Benim de o apaçık radyodaki. Kavanozdaki yıldız programında
söylediğim şey buydu aslında. Yani duygu meselesine o kadar da
abartıyacak bir şey yok. Bunu bir şekilde bir program,
bir kod, bir algoritma haline getirmek mümkün.
Yani sonuç olarak bir ve sıfırla da çalışsa sonuçta kendi kendini
sürdürmesi ve asla kapanmaması gerektiğine dair bir Kaide
komuttu. Algoritması olursa.
Yaşamaya çalışmayacak mı? Işte orada tarihsellikle
toplumsallık devreye giriyor yani o yüzden yani sadece
biyolojiyle değil, biyolojiyle iç içe geçmiş bir şeyimiz de
var. Bizim toplumsallığımız var.
Yani diğer insanlarla ilişkilerimizi göz önüne almadan
beyni anlamak çok mümkün değil. Dolayısıyla oradan da işte
sosyal kombinasyona geçtim. Yani okudukça yeni şeyler
açılıyor çünkü yani başkası yoksa biz yokuz, gerçekten şeyin
dediği gibi. De o şair.
Hem de şair sarhoş yemin şairdekini ben başkasıdır diyor
ya. Dolayısıyla toplum sağlık nasıl
işin içine katılacak? Ondan da çok emin değilim.
Ben doğru mu anladım? Bir sorum var.
Şimdi kantitatif olanı ne kadar zengin hale getirirsek canlı
organizmaya o kadar benzetebiliriz.
Gibi bir canlı organizma değil de beyin aslında düşündük.
Peki yaşantı diyebilir miyiz? Fazla olur, yani bildiğimiz
beyin ne benzetmeye çalışıyorlar aslında.
Engin çalışıyormuş. Evet ama yani o zaman bedenli
bir. Vardı, daha söz etmek gibi bir
iddiaları yok demiş oluyoruz değil mi?
Böyle bir şey değil. Çok güzel yani işte soru
işaretlerinden biri de o. Çünkü son zamanlarda
intereseption diye bir şey çıktı aslında interreseption demin söz
ettiğimiz somaos tarz duygu, hayatta kalma ve benzeri şeyleri
birleştiren bir şey. Yani biz beden olmadan aslında
beyin anlamsızlaşıyor çünkü. Damasi öyle diyor diyor ki beyin
aslında organizmayı hayatta tutmak için geliştirilmiş bir
şey ki çok katılıyorum buna. Dolayısıyla bedensiz bir zeka
bedensiz bir beyin mümkün olabilir mi?
Sorusunu ben kendi içimde Türkan hocayla tartışarak kendisiyle
tartışmadım ama onun söylediklerini kendi kafamda
tartarak tartışıyorum. Çünkü o diyor ki beden dışında
da bir şey olabilir, zeka olabilir, zihin olabilir.
Ben de bedensiz bir şey nasıl mümkün olabileceğini kafamda
canlandıramıyorum. Yani teorik oluyor yani?
Armağan, analitik, felsefe. Etmiyor Türker kılıç herhalde.
Beyin cerrahi. Ha tamam Türker arma nerede
felsefeci idi de romandan evvel hala çalışıyor mu bilmiyorum.
Wordy de alan dedim de rambo. Art.
Ram başkasıdır. Isimler karışınca bellek başka
türlü çalışıyor. Evet.
Ben ben şey soracaktım. Yani hem psikiyatri de hem
nörolojide hem psikanalizde çalışırken belli bir zihnin
beyin, beden ve çevre. Kavrayışına sahip olmamız
gerekiyor. Yani bunu materyalist bir bakış
açısıyla hepsini fiziksel olana indirgeyebiliriz ilişkiyi dahil
ya da işte kaba mantıkla düalist bir şekilde ele alabiliriz ya da
daha yakın bir paradigma işte bedenlenmiş zihin ya da işte
imbadinent denen paradiğim ile ya da yine.
Aslında onlar da yakın en aktif paradigmayla ele alabiliriz.
Nöropsikanalizin yani kendisine benimsediği bir zihin kavrayışı
var mı ya da nasıl ele alıyor? Yani kabaca aslında ikiye
ayırmam gerekiyor, çünkü sanırım.
Sanırım 2 fraksiyon oluşmuş durumda.
Izleyebildiğim kadarıyla nörop sistemalize de biri damasyonun
temsil ettiği bu daha biyolojik bakış açısı.
Çünkü damasya beyni demin söylediğim gibi organizmayı
hayatta tutan bir organ, çevreyi ve iç dünyayı haritalayarak
aslında zihin dediğimiz şey bir haritalama işlev diyor imgeler
şeklinde biz onu diyor. Bilinç düzeyinde yaşantılıyoruz
diyor. Fakat ikinci grup bu sonsuzun
temsil ettiği grup. Iıı punkse damasia'dan onların
beden üzerinde söylediklerinden duygu üzerine söylediklerinden
yola çıkıyor ama bunu filistin'la birlikte daha
matematik bir dile dönüştürüyor ve zihni aslında bir tür makine
gibi hayal edebileceğimizi bilinci açıklayabileceğimizi.
Beynin bütün bu organizmanın şeylerini, parametrelerini takip
eden ve 10'a çıkart göre kullandığı enerjiyi sürekli
düzey düşük düzeyde tutmaya çalışan bir makine gibi
çalıştığını ve dolayısıyla hem açıklanabileceğini hem de
pratiğe dökülebileceğini düşünüyor.
Dolayısıyla aralarında son kitabında anlattığı gibi bir
tartışma çıkıyor. Bununla ilgili damasya diyor ki,
beyni algoritmalarla açıklayamayız.
Sonuçta diyor ki, hayır, her şeyi nasıl açıklıyorsak zamanla
bilinci de biz açıklayabiliriz diyor.
Hala onun üzerinde çalışıyor. Bildiğim kadarıyla.
Dolayısıyla ikili bir bakış var ama böyle somut bir yani kafamda
canlandırabileceğin bir zihin. Şeyi hâlâ neye zihin diyorlar
sorusu bence çok sorulmamış bir soru ve kafamı meşgul eden
şeylerden biri. Çünkü zihin deyince hemen
işlevlerini sayıyorlar, işte öğrenmedir, bellektir, bilmem
nedir? Tamam da bunu beyin yapıyor
zaten. Ya onun bütün hale getiren zihin
dememize yol açan şey ne? Bunu ruhtan ayıran şey ne?
Hatta şöyle düşünüyorum, ben ruh kullanmamak için neredeyse zihin
kullanılıyormuş gibi geliyor bir modernleşmeyle birlikte.
Zihin ve beden diyoruz aslında zihin dediğimiz şeyin ne olduğu
çok açık değil, düşünmemiz gerekiyor.
Hala ben çok emin değilim. Yani dediğiniz gibi hocam bir de
mesela zihin dediğimizde işin içine hareket de giriyor.
Dünya içinde gezip dolaşmam, araştırmam da giriyor.
Diğer canlılarla, dünyayla, kendimle ilişkim de giriyor.
Yani sabit bir yapı olmadığını kabul edebiliriz ama bunun
hakikaten psikaninizin yapılarıyla ya da nörolojinin
araştırmalarıyla ilişkisi sanki yine de bir zihin kavrayışına
ihtiyaç duymamız gerektiği gerekiyor gibi hissediyorum ama.
Çok güzel, yani mantıklısı bu zaten sanırım ihtiyaç duyduğumuz
için onu kullanıyoruz. Yani zihin kavramı birçok şeyi
anlamamızı kolaylaştırıyor aslında yoksa?
Öyle bir kavrama ihtiyacımız olmasa, şey gibi bazı öyle
örnekler veriyorlar ya ne bileyim Yıldırım düşüyor.
Biz onu ışık gibi de görüyoruz ama aslında bir elektrik.
Çıkıyor yukarı doğru yani aslında elektrik ama biz 10'a
çıkart. Işte ışıkta görüyoruz ve
Yıldırım diyoruz zihinde sanki öyle bir şey böyle holo grafik
bir şey olduğunu söyleyenler de var.
Aslında biraz David bolmı da anlamaya çalıştım.
O çok iyi bir fizikçi. Aslında kuantumcu onun görüşü
biraz bu yönde yani. Zihni holograf bir şey gibi
düşünüyor. Yani beynin böyle ürettiği ve
bizim de onu algılatığımız ayrıntıları çok söyleyemeyeceğim
ama buradan. Kirlion.
Fotografiye kadar gideriz hocam. O.
Güne diye metsin, gelin kavram var, 10'a çıkart yakın bir şey
gibi. Metinger diye bir.
Onun ego tüneli olarak tarif ettiği şeye yakın.
Böldüm ama. Ya çok bilmediğim için anlamaya
çalışıyorum. Egotinolü deyince kafamda ne
canlanır diye düşünüyorum. Yani de dediğiniz gibi beynin
ürettiği böyle yayılan ama aslında.
Işte tünelin kendisi de ilişkinin kendisi de esasen
beyinden çıkan belki birazcık bizim öyle zannettiğimiz bir
dünya tasavvuru gibi ya bu zannettiğimiz kısmı bana hep
sorumlu gelir. Yani beyin bize dünyayı biraz
çarpık aslında dünya böyle değildir kısmı.
Ama genel olarak hani çerçevesi. Sizin anlattığınız şeye yakın
bir durum, yani bütün ilişkileri, bütün makineleri
dahil ettiği için. Yanılsa ama ııı niteliği hakanın
söylediği şeyleri uyumlu Metin gelin bu ego tüneli rafında
fox'ta geçiyordu değil mi? Onu epey bir.
Iıı orada anlatmıştı. Aslında bence önemli bir şey
değil. Yani benim de kafamdaki
sorulardan biri ibrahim bu çünkü.
Çok doğru aslında. Yani biz aslında dünyaya olduğu
gibi algılamıyoruz. Yani bizim algılama biçimimizde
bir başka canlının algılama biçimi farklı.
Dolayısıyla farklı zihinlerden mizah etmeliyiz o zaman yani.
Tamamen biraz böyle şey havada kalan şeyler.
Bunlar olduğu gibi algılamadığımız belli.
Bu aslında turist onu söyledikleri de biraz öyle.
Çünkü onun tezin biz gelen uyaranların nedenlerine dair
yordamada bulunuyoruz. Ancak predition yapıyor.
Yani preditionlar doğruysa pratikte de doğrulanırsa hayat
öyle devam ediyor ama doğrulanmadıkça.
Oralarda sürekli düzeltilmeye çalışılıyor, işte o şeyler
hatalar dünyayı algılamada yaşadığımız hatalar, enerjiyi
arttıran şeyler. Hata ne kadar asla enerji o
kadar düşük oluyor ve canlılık aslında daha daha az enerjiyle
ve daha uzun süre çalışabiliyor. Dolayısıyla bizim dünyayı
bilmemiz gerekiyor. Bu mesela çok ilginç hep böyle.
Çünkü hala nörobilimde başvuru kitapları işte uyaran var beyine
gelir, beyin algılar tepki verir gibi öyle değil aslında beyin
dünyayı önceden tahmin ediyor yoğurdu yani.
Bu da bana çok ilginç geldi. Bu nöroksiganizm bana öğrettiği
şeylerden biri. Hocam yani bunun sen önce söyle.
Ha ben şey diyecektim hocam. Yani bu şeyde ki nörobilimdeki
şeye benziyor. Hani bu m imbady cogner diye bir
kavram var ya hani beyin beden ve çevre arası içerisine
gömülmüş bir şekilde. Etkileşim içerisindeki gibi bir
şey. Hani bu şeyde de hocam yani hani
yapay zekadan falan bahsediyoruz ya insanların ya insan
zekasından ya da insan beynininden esinlenerek ürettiği
şeylerde de ortaya çıkıyor bence yani benim aklıma şey örneği
geliyor her zaman bunları okuyunca düşününce filan yani
robot süpürge geliyor okuma yani robot süpürgeyi alırsınız.
Robot süpürgenin evet hani bir şeyi var, kendi çapında bir
zekası var sonuç itibariyle. Ama hani o robot süpürgeyi evin
içerisine koyduğunuz zaman çevreyi tanımadığı sürece
çevreyi dolaşmadığı sürece çevreyle bir etkileşim
içerisinde olmadığı sürece hiç bir şeyi yok anlamıyor.
Çünkü hiçbir zaman kendi işini yapamaz.
O durumda gibi bir duruma dönüşüyor.
Yani buradan çevreyle ve eee bedenle ilişki belki o açıdan
önemli olan bir. Durum o güzel bir örnek oldu
bence. Evet tam da işte akının
predition dediği şeyi yani öngörme dediği şeyi yapmak
üzerine kurulu ya bir karar çok yaparsa.
Ortadaki objeleri köşeleri, kenarları, vesaireyi tespit
etmesi, bir harita çıkarması o kadar kolay oluyor.
Bizim de belki dünyada yapmaya çalıştığımız şey bu.
Tabii çok çağrıştırıyor. Bu son söyledikleriniz yani
fenomenoloji ve hani etrafı tanım, hani bir beyin var, bir
de onun algıladığı bir dünya var yani ya da bir insan var.
Onun algıladığı dünya ve yerine dünyanın içine batık dalı olan
bir. Bedenlenmiş bir.
Zihin var diyeceğim zihin. Çok doğru, o da o da haydi.
Gel kavramı batık olma yani dalık olma daha doğrusu.
Dalık demek en doğrusu herhâlde dimi.
Düşmüş olmaz. Ben.
Empati. Tembedet.
Ben robot süpürgemin ismini Besim tıpuk koydum bu arada.
O niye insan kullanmayalım? Işçi sınıfın biraz daha onlar
diye evde gezdiriyorum böyle. Ama kimin?
Kime empatik yaklaşağı biraz karışmış yani Besim tip okumunda
haberi yok. Abi sonra kesmezse olur
inşallah. Ibrahim şey öğreniyor ama yani
robot süpürge öğreniyor ama bir dolaştıkça.
Evet, şey, evet, evet yeni şeyler çıkınca öğreniyor hocam.
Hocam bu yanılsamayla ilgili. Kantan itibaren de var ya,
mesela bir dünya var ben ve başka bir canlı olsun.
Mesela o canlı da dünyayı yeşil görsün.
Ben de işte dünyayı işte farklı renklerden müteşekkil 3 boyut
artı zaman boyutuyla beraber 4 boyutlu algılıyorum.
Bu benim algılayış biçimim ama dünyanın esası böyle olmak
zorunda değil. Hakikaten benim kategorilerim
duyu organlarım onu bir çerçeveye sokup bana veriyor
olabilir. Ama, söz konusu algı olduğunda
algı dünyada yine aslında hareketle olan dünyadaki
yaşamımı kolaylaştıran, pratik bir şekilde yaşamamı olanak
kılan bir şey. Yanılsama da bile böyledir ya
mesela ormandaki bir hortumlu yılana benzemek hayat kurtarıcı
bir şey. Oradaki algıdaki yanlışlık benim
için hayat kurtarıcı dolayısıyla.
Dünyanın esasen böyle olmadığı bir çarpık olarak algılıyoruz.
Sözü kavram olarak algının doğasına aykırı algı zaten
dünyadaki yaşamımı kolaylaştıran bir işlev olduğu için nasıl
kolaylaşıyorsa öyle algılaması benim için işlevsel öyle
olmasaydı bu protezler mümkün olmayacaktı.
Arabada işte yolun zeminini arabanın içinde olmamıza rağmen
kent hemen anlıyoruz yada bu metinger deneyinin yine Metin.
Ger diyorum Ramazan dram bu plastik el deneyi onun da mesela
bir yanılsama olarak sunuyorlar ya oradaki mesela bir yanılsama
değil, aslında bir işlev olarak algılanması gerektiğini
düşünüyorum. Tabii bu benim fikrim değil de
okuduğum ettiğim. Şeyler var.
O yüzden hani dünya esasen bizim gördüğümüz gibi değil sözü bana.
Yani mantıksız bir söz gibi geliyor.
Bunu da söyleyip tıp bitireceğim.
Ikincisi bilim alanındaki belli bir belli kurumlar için kötü
niyetli bir söz gibi geliyor. Bu benim bir iktidar sağlama
alanım yani dünyayı, kendini, başkalarını sen çarpık
algılıyorsun ama ben işte bir nörolog olarak gerçeği
görüyorum. Dolayısıyla doğruyu gerçeği
görebilmek için bana bağımlısısın.
Aynı şey psikanist olarak da yapabilirim bunu yani.
Sana gerçeği göstereceğim çünkü sen zaten yapından doğan gereği
yanlış algılıyorsun. Psikiyatrinin içinde psikoloji
içinde söyleyebilirsin. Yani bir iktidar kurma aracı da
aynı zamanda dünyayı çarpık olarak algıladığımız anlatısı.
Şöyle, ben diyalekte inanan biriyim.
Yani çarpı derken aslında düzgün düzgünün de çarpıtla birlikte
olduğunu biliyorum. Yanılsama derken şöyle değil,
yani bütün bunları sınayacağımız bir pratiğin içindeyiz biz.
Dolayısıyla gerçek pratik ancak sınıra bilen bir şey.
Bilimde de böyle, gerçek hayatta da böyle.
Bunun teoriye yansıması şu, biz sadece algıdaki yanılsama
hatalarımızı prediction erollarımızı düzeltmiyoruz.
Aynı zamanda aktif inferans denen bir yöntemle aslında
gerçek dünyadan aldığımız sondajla da dünyayı deniyoruz.
Her zaman burada teoride 2 şey var, bir algısal çıkarsama
denen, yani beynin kendi içinde algılamalarını düzelttiği
gerçeğe uydurduğu gerçek neyse o bizim açımızdan gerçeğe
uydurduğu bir de eğer beyin bunu algısal olarak yapamıyorsa
pratik olarak dünyasını değiştirdiği harekete geçtiği
ve. Aktif inferans yaptığı bir
işlevi daha var. Çünkü biz sürekli dünyayı
sondajlıyoruz bilmek için yani her şeyi almıyoruz ama işte
gözümüzün sondajlıyor. Dilimiz sondajlıyor.
Sürekli dünyada ne olduğunu aslında biz sürekli tespit
ediyoruz. Dolayısıyla bulunduğumuz yer
buna uygun değilse örnekleme yapmaya uygun değilse yerimizi
değiştiriyoruz. Örneğin bir açız bizi harekete
geçiren şey ekmek kokusu. Biz beynimizde bunun bir ekmek
kokusu olduğunu düşündük. Fakat beyin bir takım yan
ipuçlarıyla bunun doğru olmadığı kanısına vardı.
Ne yapıyoruz? Bir 10 m daha yürüyüp fırına
yaklaşmaya çalışıyoruz, orada da bir test oluyor.
Yani söylediğin çok doğru. Yani beyin hep yanılsamayla
düşünür derken. Olduğu gibi algıladığımızı
düşünüyoruz değil. Aslında olduğu gibi
algılamıyoruz. Bu yanılsama olmayabilir
söylediğinde haklısın. Başka bir tartışma çıkar oradan
o zaman dışarıda ne var, gerçeklik nedir?
Sorusu öyle bir soru. Dur bunu aslında tam da
ibrahim'in sordukları düşünürken hani algı meselesi algının
çarpıklığı, gerçekliği neyse subjektifliği.
Aaa meselesinin hareketle düşününce bütün bunlar yani
nöropsikanaliz psikoterapi sürecinde.
Nasıl bir. Kolaylaştırıcı ya da
zorlaştırıcı bilmiyorum, rol oynuyor.
Yani senin aslında psikoterapi pratiğine katkısı açısından.
Ne düşünüyorsun, nasıl bir etkisi oluyor?
Yani çok net görüşler olduğu kanısında değilim.
Bu konuda yazılmış bir hani nörosik tedavi kitabı da yok
ama. Terapistin aslında terapistin
iyileştirici olduğunu düşünenlerdenim.
Ben jung gibi iyileştirici olan kişilik, yani ben kendimi ne
kadar geliştirirsem ne kadar? Daha geniş açıdan bakarsam.
Bunun hastaya yansıması olacağını düşünüyorum.
Banane en önemli katkılarından biri sadece psikolojik zeminden
bakmamak. Bir de bunun biz biyolojik
zeminini de görmek. Bazen bunu hastaya da söylemek
iyi olabilir aslında. Yani nasıl?
Gerekirse mekanizmayı açıklayabilirsiniz.
Yani bilgi verebilen yapıyorum bunu.
Çünkü yani işte bellek nedir, nasıl çalışır, bağlanma nedir?
Niye insan işte annesiyle ilişkisi bu kadar önemlidir.
Bunlara bilmesi bence iyi bir şey hastanın.
Tamam, tamamen katılıyorum. Evet ve bunu bir de terapide
yaşandı. Yaşadığını düşün seninle
ilişkisinde aslında aktardığı şeyin.
Farkında olmadığı şikayet anlamda bilinç düşüyor ama nöro
bilimsel anlamda prosedürel bellekte işlenmiş bir şey
olduğunu fark ettiğinde başka bir şey oluyor bence.
Dolayısıyla ikisini birlikte kullanmak beni rahatlatıyor.
En azından diye düşünüyorum. Bu tabi gelişmiş bir şey değil.
Nöropsik görüyorum diye bir şey çıktı aslında.
Ama tam olarak ne olduğu çok net değil.
Oksimon diye başlığımız sebebi buydu.
Tam senin soracağın da aynı mı bilmiyorum diyorum ama.
Nöropsik bir bakış açısının ve yorumun psikanalize kullanılması
mümkün değil zaten. Şöyle psikanalistler bu tür
verilere açık olurlarsa aslında. Tıbbi de yani.
Kullanılması. Çok mümkün.
Şöyle, o orada demin söylediğini tekrar hatırlatmak lazım.
Yani çok katı klasik müzik, analiz, freud ve takipçileri
uygulama da böyle olanlar gerçekten kendi içlerinde
anlaştıkları, bazen anlaşılması tamamen zor bir kültür gibi bir
nitelik kazanmış oldukları için orayla çok fazla işimiz yok
gibi. Nöropsikanalizi de ben daha çok
şöyle anlıyorum. Günlük yaşamdaki yaşantıyı iş
işlemi, işlevi vesaireyi açıklamak için yoksa bir terapi
yöntemi olarak kullanılma iddiası zaten.
Zannediyorum yok şuanda. Evet, öyle gelişmiş bir şey
değil. Anlama çabası aslında açıklama
ya ek anlama da olduğunu söyleyebilirim ben.
Çünkü terapi güzel, o imkanı da veriyor.
Aslında daha çok kolay. Hı hı tamam yani orada herhâlde
en iyi psikoterapi yöntemi, yani ideal olan şey.
Herhangi bir kurama açıklayıcı olarak görü görüne bağlı
kalmayan asıl iyileştirenin ilişki olduğunu kabul et.
En hem destekleyici hem bilgilendirici hem de zaman
zaman işe yarayacağını düşünüyorsan, yorum
yapabileceğin ama salt yoruma ve bilinç dışına yönelik olmayan.
Bayağı uzun bir tanım oldu da. Çok.
Fazla bir kenara bırakmadan. Tabii ya ama tıbbi bakış açısını
da hiç bir kenara bırakmadan tabii tabii.
Tabii o temel zaten yani ben nöro psikanalize tanıştığımda
aslında süreç koramını da yeni okumuştum. 2 sene birleştiren
bir şey sonuçta süreç kuramını da öncelikle üstünlük üzerine
kurulu. Tabii ki diyalektik de böyle
madde önce ruh sonra geliyor. Yani beden önce şey, sonra zihin
sonra. Önce hayatta kalacaksın, sonra
onun psikolojisiyle uğraşacaksın tabii ama bir üstünlük şeyi de
var. Psikoloji ortaya çıkınca artık
bedeni şey yapabiliyor. Beden egemen alabiliyor.
Yani önce yaratıldık, sonra ruh üff filan dedi.
Evet. Topraktan.
Tamam, ben bir şey daha soracaktım.
Sizin freud'un nörolog olmasıyla bağlantılı olarak şimdi bu
yayından önce. Şunu düşündüm.
Biz kanalizin içinde nöroloji zaten var.
Bunu diyebiliriz değil mi? Tabii.
Nöropsikalizi gibi yeni bir isimlendirmeye gerek var mı?
Yani evet pratikte var. Çünkü psikanalize artık giderek
uzaklaştı. Yani psikanalistler freud kadar
bilimi açık değiller. Artık freud'in kendisi de bunu
bir dile dönüştürdü ama nörolojiyle yani bağını çok
kopardığını sanmıyorum. Öğrendiklerini aktardı.
Çünkü yani işte rüyaların yorumunda falan çizdiği bir
takım modellerin projede olduğunu görüyorlar dolayısıyla.
Onun Tahsin bey demin söylediği yani kafasında aslında bütün
bunların temelini biz anlıyor olsaydık, biyokimyasal,
biyolojik olarak bütün bunlara gerek kalmayacaktı diyecek kadar
da alçak gönüllü bir adam. Ama ondan sonra gelenler
biliyorsun işte o yapılanma okumsal yapı içine girdiğinizde
belli bir şeyin dışına düşüncenin dışına
çıkamıyorsunuz. Oysa şu açık, yani freud preadal
dönemi çok iyi anlatmıyor mesela.
Oysa ondan sonra gelenler cliin cofood keremberg çok şey
kattılar bu konuda ve. Dolayısıyla Ortodoks analiz bile
kendi analistik şeylerine açılmıyor ki nörobilim'e nasıl
açacak çok emin değilim ama cem'in dediği gibi yani bizim
işimiz terapistin işi. Aslında bütün bunlar açık olmak
diye düşünüyorum. Yani başka nasıl olabilir?
Insana ait olan hiçbir şey bize yabancı olmamalı.
Kesinlikle doğru. O zaman bu bu bir revizyon.
Girişimi. Çok iddialı olmuş.
Ben geçici bir şey olduğunu düşünüyorum.
Yani bu temel mesele çözülmüş değil.
Yani ropsik analiz buna bir katkı olacak.
Tabii ki yani beyin ve zihin meselesinde bir aşama olacaktır
diye düşünüyorum ama her şeyi çözeceğini, geliştirdiği teorik
yapıyla bu soruna yanıt vereceğini sanmıyorum.
Dolayısıyla adı buna ne koyarız bilmiyorum ama.
Anlama çabası daha da aşık olur anlama çabası.
Öyle diyebilirim. Revizyon derken tabi şey sizin
dediğiniz gibi işte tıptan ya da nörobilimden uzaklaşan
psikanalizi tekrardan hatta sokmak açısından.
Zaten. Buradaydı psikolojimize yönelik
değil tamamen bir yandan da nörobilimcilere de yönelik de
ortaya çıktı ki onlar da. Kandil'in söylediği en önemli
şey bu. Evet, psikanaliz biyolojiye
yaklaştın, kooperatif sinecetan yararlansın ama komikti.
Science'lar da ne yapacaklarını bilmiyorlar.
Çünkü bir zihin modelleri yok. Oysa cis analizi de çok güzel
bir zihin modeli var. Neden çok önemli çünkü her şeyi
aslında biyolojiyi ve toplumu o zihin yapısının içine katması
çok önemli. Bence bilinç dışını mesela sinir
bilim yeni yeni bilinç dışını konuşmaya başladı.
Yani felsefe falan. Bunda iskansin çok önemli
katkısı oldu. Yani beyin bilinç dışı çalışan
bir şey. Tabii oradan da nöro felsefe.
Eee hatta nuri ekonomi. Nörobik nöroidyor estetik.
Artık biz nöro marketing. O daha işe yarıyor bir şey.
Kapitalistler bayılıyor. 10'a çıkart ne.
Dense amca senin ne yapsın aklıma geldi.
O şöyle diyordu, sinir bilim yeni bulgularıyla beraber
aslında uzun süredir psikiyatrinin alanına alanından
çıkmış olan. Özgür irade ve benzeri kadim
sorular tekrar gündeme geldi. Yani sinir bilimin böyle bir
şeyi de var. Özgür irade faillik ve benzeri
kavramları unutmuş durumdaydı. Onu atup o paradoksal yapısını
da vurguluyor diye hatırlıyorum. Yani doksanlardan sonra bu
meseleler psikolojiden psikiyatriden tam olarak işte
artık atılacak. Tamamen biyolojik korelatları
bulunacak diye beklenirken, doksanlardan sonra yükselen bir
psikiyatri felsefesi ve felsefenin büyük sorunları
tartışmaları başladı gibi. Büyük sorular tam söylediği şey
büyük. Yani kadim de büyük soruları
tekrar gündeme getirdi. Işte kardi diyalektiğe inanma.
Şimdi o zaman hepsi bir arada yürüyecek mecburuz.
Bu keyifli sohbetin bugünlük sonuna geldik. 2 hafta sonra
Hakan hoca'yla sohbetimize tekrar devam edeceğiz.
Ben her bölümün sonunda olduğu gibi bu bölümün sonunda da bir
ressam resimden bahsedeceğim. Ressam olarak bugün rene daha
önce de bahsettiğimiz rena magrate eser olarak da insanoğlu
isimli tablosunu tercih ettim. Rene magret, 1.898 yılında
belçika'da doğuyor. Kendisi gerçek üstcülük akımının
en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul ediliyor.
Magretin eserlerinde özellikle. Gerçeklikle gerçek dışılık
arasında bir şey var. Hani sınır belli değil, öyle
söyleyeyim. O açıdan ilginç bir ressam
olduğunu söyleyebiliriz. Insan olayı seni de 1.964
yılında yapmış olduğu bir eser. Aslında bir otoportre kendisine
bir takım elbise ve melon şapka giydiriyor, yüzü üstünde.
Havada asılı duran bir yeşil elma var.
Eee. Ancak bu resme biraz daha
dikkatli baktığınız zaman sol gözü kısmen elmanın yanlarından
görünebiliyor. Rene mağgret bu tabloyu sipariş
üzerine bir arkadaşını sanatçı arkadaşının sipariş üzerine
yapıyor ve bu tablo şu an bir özel koleksiyon olarak birinin
ya da birilerinin özel koleksiyonunda kendine yer
buluyor. Onu söyleyebilirim bizi.
Dinlediğiniz için teşekkür ederiz. 2 hafta sonra tekrar
görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean