James Joyce ve Carl G. Jung'un Karşılaşması
Herkese merhaba dikensiz gül bahçesi vaat etmiyoruz
podcastinin yeni bölümünden size sesleniyoruz.
Bu podcast de benimle beraber doktor ibrahim aylak ve profesör
doktor cemaat paşaoğlu var. Profesör doktor timitçi Nuray
işleri sebebiyle bu potkes bölümüne katılamıyor.
Maalesef geçen haftalarda blueler'in hayatı ve blayer'le
ilgili şeylerden bahsetmiştik. Podcast ölümünü bitirirken de
James joy'la ilgili bir anekdottan bahsetmiştik.
Bu hafta 10'a çıkart devam edeceğiz.
Ama 10'a çıkart başlamadan önce ben birkaç tane ufak dipnot
paylaşıp, ondan sonra cem hoca'ya ve ibrahim'e bırakacağım
öncelikle. Ibrahim'in yeni bir kitabı
çıktı. Onun tanıtımını yapmış olayım.
Psikiyatrinin 3 yıldırabı adında simurgart yayın evinden çıktı.
Kitabı ibrahim'in genel olarak konuştuğumuz şeyler hakkında
daha detaylı bilgileri oradan da edinebilirsiniz diye söyleyeyim.
Teşekkür hoca'nın da cem hoca'nın da yetişkinlerde otizm
spektrumu isminde doktor direnç sakarya'yla beraber yazmış
oldukları şu an ikinci baskısı yapılan ve yine simur kart
yayınlarında. Çıkan bir kitabı mevcut.
Onu da ifade etmiş olayım ve son olarak da timuçin hoca'nın 2.016
yılında yanlış hatırlamıyorsam yapmış oldukları Şenol aile ile
beraber yapmış oldukları kayıtlara podcast serisi açık
radyoda tekrar nasıl desem gösterime girdi diye söyleyeyim.
Podcast'in ismi sanat uzun ilham sonsuz oldukça güzel bir podcast
serisi, merak edenler ve dinlemek isteyenler için tavsiye
de bulunmuş olayım. Şimdi en son konuştuğumuzda
dediğim gibi James jous'la ilgili söz etmiştik.
Özellikle bilinç akışından söz etmiştik ve James çoğu bazı
kitaplarının bilinç akışı sebebiyle okunmaya çok müsait
olamayabileceği ile ilgili bahsetmiştik ve James house'un
şöyle de bir durumu var, James joysun kızı aynı zamanda ırközü
diye atan bir hasta oluyor. Ve oradan bir kargoslavyumla
hasta ekim şeklinde bir ilişkileri oluyor.
Belki onunla ilgili başlayabiliriz diye sözü cem
hoca'ya bırakayım. Geçen hafta kaldığı yerdim.
Saltasyon yuh'la, James jourse arasındaki ilişkiden mi söz
edeyim? Önce nasıl karşılaştıracağım?
Karşılaşmaları şöyle aslında James çölson'un kızıl lucy'a.
Dün ııı hastaneye yaratmasıyla ilk defa gerçekleşen bir şey
değil, çünkü yok. Hekimliği kadar.
Başka alanlara yani tıp dışında başka alanlara, antropolojiye,
psikolojiye ve analitik psikolojiye.
Ve başka pek çok şeye ilgi duyan biri olduğu için yıldız ise
okuyor. Çıktığı zaman 1.922 gibi bir şey
olması lazım. Yilis'i okuduktan sonra da hemen
yayınlanmasından sonra o konuda bir makale de yazıyor.
Yani bir gözden geçirme veya bir kritik bir edebiyat dergisinde
de yayımlanıyor bu. Hatta onun içindeki jung arke
tiplerini bulup onun üzerine de yazan kişiler var.
Yarısı ise ve genel olarak James joyson hayatı ve yazdıkları
üzerine. Bu makale çok ambivalen bir
ilişkisi olduğunu düşündürüyor. Bize şöyle ki joyce'la ilgili
yazdığı makale. Bir kere kendisine mektup olarak
gönderdiği bir şey yani joe ciddiye aldığını ve onun da bunu
okumasını istediğini buradan anlıyoruz.
Ikincisi de makalede. Seviyor mu sevmiyor mu diye pek
anlayamadığımız bir takım şeyler var.
Yani bir noktasında şöyle diyor. Yarı siz böyle okuduğun zaman
gerçekten soluk almaya ihtiyaç duyduğum fakat yazarı sana izin
vermediği bir akış gibi. Insan biraz insaflı olur demeye
getirecek bir şekilde söylüyor. Bunu gerçekten öyle.
Ve şu şunu diyecek kadar da ileri gidiyor.
Hiç hiçlik dışında hiçbir şey yok.
Burada ve neredeyse abes abes veya beyhude gibi bir şey ifade
de kullanıyor, ama en sonunda. Teknik olarak sanat tekniği
olarak da iyi bir eser olduğunu söylemek isterim diyor.
Bundan ben pek bir şey anlayamıyorum.
Tekrar tekrar baktım. Ne hissettiğini bilmiyorum.
Şimdi dönelim lucia jones'un yattığı dönemde aslında.
Jung'un bu eleştiri yazmış olduğu dönem.
James joursin bir başka özelliği de bilinen bir özelliği de.
Psikiyatriye ve psikanalize çok şüpheli ve eleştirel bir bakış
olması. Bunu şöyle görenler de var,
James joyson'un yaptığı her şey bütün eserleri aslında bir tür
analiz de içerdiği için, yani psikanaliz olmasa bile.
Insan davranışı ile ilgili bir karmaşıklıktan böyle bir
aydınlanmaya doğru gitme ümidi taşıyan eserler olduğu için şunu
diyenler de olmuş mesela joyce'la analistler neredeyse
birbirlerine benzer işler yapıyorlar o dönemde o yüzden de
neredeyse rekabet içinde gibi James jourse diye bunlar hep
aşırı yorumlarda olabilir tabii ama.
Ibrahim sen bir şey diyeceğim mi bir şey diyeceksin.
Hangi anlamda benzer hocam analistlerle cenk?
Host ne bakımdan benziyor şu. Aslında serbest çağrışım veya
bilinç akışı diye. Geçenlerde de söz ettiğimiz bir.
Tarzı var diye biliyoruz ama bundan şu anlaşılmamalı, sadece
ben. Cipinde yazılmış ben öznesiyle
yazılmış birinci şahıs perspektifinden anlatılan bir
şey değil. Çağrışımlarının takip
edilmesinin güç olması bakımından bilinç akışı demek
daha doğru. Iıı üçüncü şahıs bakışıyla
yazdığı pek çok yer var elbet yani bunun olmadığı
zannedilmemeli. Benzerliği şöyle açıklamaya
çalışayım, kaostan birbirini izleyen ve bağlantısı kolay
kurulamayacak olan cümlelerden paragraflardan kaçınmamak.
Fakat nihayetinde bütün bunlardan bozduktan sonra bir
yere varmayı bir epifaniye ulaşmayı bir ani bir iç görüyor.
Aydınlanmaya ulaşmayı sağlamak gibi bir şey.
Bu bakımdan psikanalize benziyor.
Yani onun yazı tarzını kaostan bir aydınlanmaya ulaşmak gibi
görenler var ki ben buna katılıyorum.
Böyle bir benzerlik ibrahim'in sorusuna cevabım bu.
Ama şeyi söyleyebilirim. Hocam sizin söylediğiniz bu
epifani kavramı şizofreninin seyri içinde de kullanılan bir
kavram yani. Şizrının oluşumu anlatıyor,
anlatırım. Neyi kastediyoruz peki burada?
Aydınlanma şizofreni de bu revelation yani böyle ilham
belki vahiy anlamına gelen ya da tarikattaki keşif anlamına gelen
ya da belki ali jausti'nin illumunation aydınlanmayla eş
değer bir şey. Yani bir karışıklık vardı, bir
kaos vardı bunu. Travma dönemi bu şizofreninin
başlangıcında olduğu varsayılan hani her bütün anlamların var
olan bütün anlamların yıkılıp bir.
Kafa karışıklığı bir karmaşıklık yarattığı dönem olarak travma
döneminden çıkıp bir anda ha oturdu.
Bütün taşlar demek ki bu karışıklık aslında bunu işaret
ediyor. Hatta belki Almanca kaynaklarda
da conrad aha istiyor ya. Aha, yaşantısı aynen.
Yani o aha da şeyin ağası bu arada arşi Metin ağası yani ha
su kaldırıyor, aha buldum, su kaldırıyor gibi.
Cem hoca'nın söylediği epifani şeyi de kavramı da bu arada
belki aynı kökenler midir? Conrad onu apo fani diyor.
Aile yazıyor. Aynı şekilde apofani şeklinde
yazıyor ama belki almancadır bilmiyorum yani özetle o kaosun
çözülüp ama bütün kaosun bütün unsurlarının tek bir manaya
bağlanması anlamında şizofreni fenomenlerinde kullanılan bir
kavram. Bir başka türlü o zaman senin
söylediğinden devamla, biz de raydan çıkıyor muyuz kaygısını
da ekleyerek şimdi ama araya girerek ya.
Yalın kendilikteki yetersizlikle gelen yabancılık ve hayret
yazmaya iten şeylerden biri zaten modern yazarların pek
çoğunda bunu görüyoruz. Türk yazarları da sayabiliriz.
Ek olarak, onun ardından gelen sanrı oluşması ve.
Mantığın afecten fazlaca etkilenmesiyle ortaya çıkan
tanrının bir aydınlanma niteliği taşıması psikiyatri
literatüründe noözesi olarak da geçen bir şey bu noesiz yani aha
ekspers buldum anladım. James jours hiçbir zaman böyle
bir şey yaptığını iddia etmiyor ama iyi okurlar.
James joursey okudukları zaman o kaosun içinden bir.
Aydınlanma veya yeni bir görev kazandıklarını söylüyorlar.
Bu ibrahim'in sorusunun cevabı sen devam etmek ister misin?
Ben bir noktada bir şey söylemek istiyorum.
Öyle sizin söylediğiniz meseleyle ilgili lojist aslında
çok çok etkili bir psikolog. Delilik ve modernizm kitabında
tam olarak bundan bahsediyor. Modern edebiyatın aslında bir
şizofreni o varsayılan evrelemesine benzer bir yol
izlediğini. Belli aydınlanma anları ama.
Öncesinde de dediğiniz gibi bir kaos hali ve yanlış
hatırlamıyorsam, delillik ve modernizm isimli kitabında.
James joystan da çok atıf yapıyor.
Doğrudan onun kendi bireysel ifadelerinden de atıf yapıyor.
Ama şu şu uyarıyı da yapıyor, yani buradan yanlış
anlaşılmasın. Modern edebiyat, şizofrenik bir
edebiyattır demek istemiyorum diyor.
Asla ama bu kaotik halin şizofrendeki kaotik halin
edebiyatta varlığı belki şizofren iyi daha hümanize daha
insansılaştıracak bir girişimdir bizim için diyor gibi.
Benzer mekanizmalar olduğunu söylemekte bir sakınca.
Yok, ama o olduğun anlamına gelmiyor diyor.
Gelmiyor yadırgamanın ve hayretin aslında modern
edebiyatta yazmaya iten başlıca şeylerden biri olduğunu tekrar
soracak olursak. Herhalde daha açık olacak.
Çok böldüm hocam isterseniz devam edin.
Senin sorun niye oldu burada Tahsin sen ne diyeceksin?
Ben de şeyden bahsedecektim hocam.
Hani sizin söylediğiniz hani? James, jous'la.
Psikanalist arasında bir ilişki ya da bir benzerlik kurulabilir
mi konusunda? Yani benim James roys'un hani
çok fazla kitabını okumadım açıkçası 2 tane kitabını
okumuşumdur. Bunlardan biri dublin'inler.
Hani daha çok öykülerden oluşan bir kitap zaten.
Orada okurken şeyi fark etmiştim.
Hani belki psikanalizi bu yönden benziyor olabilir.
Giriş diye bir şey yok hocam. Hani direkt olarak konuyu
dalıyor gibi bir durum söz konusu ama bunun için örnek de
verebilirim. Kitap yanımda oradan hani
girişim girişin ilk bölümünü yoklayabilir misiniz?
Hangisi hangisini okuyacağım? Kız kardeşler isimli öykü yok
hocam hocam girişini. Onun için bu kez hiç umut
kalmamıştı. Üçüncü defa inme geçirmişti.
Geceler boyu o evin önünden geçip penceredeki ışığa anlam
yüklemeye çalışmıştım ve tüm o geceler tüm o geceler boyu
ışığın aynı şekilde solgun ve sakin yandığını gözlemiştim
aslında. Hani bir kitabı giriş bakımından
biraz. Hani nasıl desem anlaması güçlü
bir giriş yani zaten kitabın devamının da ya da James juson
edebiyatının devamının da nasıl olduğu konusunda bize fikir
veriyor. Ayrıca bence yani benim
farkedebildiğim kadarıyla hocam. James çocuğunun.
Metinleri aynı zamanda felsefi olarak da derin metinleri
aslında hani sadece psikanalize açısından değil.
Örneğin felçten bahsederken yine aynı öyküden şey diye
bahsediyor. Bu sözcük öyküten gnomonya'da
kateşizmdeki simoni kelimesi gibi hep tuhaf çınlıyordu
kulağımda diye bahsediyor ben bunu.
Yani ilk okuduğumda açıkçası çok zorlanmıştım.
Hani? Devam ettirebilmekte güçlük
çekmiştim ama daha sonra devam edince ve okuyunca gerçekten
hani çok derin bir yönünün olduğunu da hissetmiştim.
Onu ifade etmek istedim. Iyi ettin, tekrarlayan şeylerden
biri aklıma geldi. Şimdi madem James curs hakkında
konuşuyoruz dedik. O 10'a çıkart devam edelim.
Ya o kız kardeşlerde veya işte ölüler de veya dublin'ilerdeki
başka şeyler, ondan sonraki pek çok şeyde de ölüm temasının hep
tekrar ettiği görülüyor. James joyce için bu çok tekrar
eden bir şey. Biraz nasıl bir hayatı
olduğundan söz edeyim mi yani? Herhalde şimdi anlamakta işimize
yarayabilir. Rusya'yı da jung'la alan
ilişkisini de bir. Bir sıfat bulmak gerekirse,
zannediyorum 10'a çıkart dışarılıklı demek doğru.
Dublin'in tam. Milliyetçiliğinin ingilizlere
karşı olan milliyetçiliğinin en kabardı zamanlarda yaşamaya
başlamış olan biri irlandalı olmayı hem bir taraftan çok hor
gören kendisine ait hissetmeyen ama bir taraftan da irlanda
hakkında ve dublin hakkında yazmaktan geri duramayan biri.
Nasıl benzetebiliriz? Bir kişinin ailesiyle olan
ilişkisi gibi. Yani hem mor gören hem de tekrar
geri dönen ve ayrılamayan bir çocuk gibi aslında James jours
için çocuk gibi demek bence hiç abartı sayılmaz.
Büyüklenmesi yersiz olmadığı halde büyüklenmenin şiddeti
çocuklarıyla olan ve karısıyla olan sevgilisiyle ve sonra
karısı olan norarnical'la olan ilişkisindeki.
Talepkarlığı ve anlayışsızlığı yer yer anlayışsızlığı gerçekten
yaşından çok daha iyi. Yaşından beklenebilecek
olgunluğu göstermeyen birisi olduğunu bize anlatıyor.
Hatta zaman zaman davranışının sosyal normlara hiç uygun
olmayacak biçimde dikkat çekici tuhaflıklar gösterdiğini de
biliyoruz. Mesela ingilizler hakkında
yazdığı herhangi bir bölüm için tam neresiydi?
Şimdi hatırlamıyorum. Ingiltere kralına mektup
yazılır, ingilizler hakkında böyle bir şey yazmak fazla
ofansif olabilir mi? Diye sormuşluğu var.
Sen kriterinden kral bu konularda pek fikir beyan etme
taraftarı değildir diye nazik bir cevap alıyorum veya jet ile
olan temasında adam kendisinden kıdemli ve kendisine yardım
etmek üzere karşısına oturmuş ve onu dinliyorken kendisine
anlattıktan sonra kaç yaşındasın diye soruyor zannediyorum
yaşındasın tonuyla sormuştur. Kaç yaşındasınız efendim
dediğini zannetmiyorum. Iıı kırklı bir yaşlar cevabını
alınca. Baya yaşlıymışınız benim size
bir yardımım olmaz diyor. Hâlbuki o 10'a çıkart gitmiş,
filan böyle birisi. Devam edeyim mi?
Çocuk kusuruyla bağlantılı başka şeylere.
Çıkıyor şeyden dublin'den çok erken yaşta ayrılıp.
Berlitiz okulları var lisan üreten berlit okulları.
Trieste gidiyorum, travest'e de norabbanlikle görür görmez, aşık
oldukları çok tutkulu bir ilişkileri var.
Norabbarni beraber treste gidiyor.
Tireste de ingilizce öğretmeye başlıyor.
Kızı lucia Jones ve ondan bir süre önce de ulge orada doğuyor.
Lisanla ve aidiyetle ilgili zorluklarını anlamak için bir
başka özelliği de şu. Presti italyancasıyla konuşmaya
devam ediyor. Hayatının geri kalan kısmında
yani çocuklarına italyanca isimler verdiği gibi aynı
zamanda gündelik hayatta da kulağa daha hoş geldiği için.
Ayrış veya ingilizce değil. Trieste italyancasıyla konuşmaya
devam ediyorum. Bu lisan konusunda ana dili
konusunda rahat hissetmemek bir ölçüde belki aşırı yorum olacak
ama genel olarak ayki setmemenin bir parçası ya da göstergesi
gibi geliyor bana. Ana dilden daha uzak olmak,
kendini farklı dilde ifade etmeyi tercih etmek.
Çok şey var, söylenecek de siz biraz bir şeyler soralım.
Ben öyle devam edeyim. Dışarıdaki.
Kastediyorsunuz hocam. Dışarılık ııı bu nasıl yersiz?
Yurtsuz edward said gibi mesela hani onun kitabındaki yersiz
yurtsuz hiç hiçbir yere ait hissedemeyen, gittiği yerde
rahat edemeyen, hatta ve tam böyle etmiş olduğu lafları
söyleyemem ama. Bir taraftan hasretlik de çeken
dublin'e. Çünkü sürekli hayatı boyunca
gidip gelmelerle dublin'le ilişkisi sürüyor.
Dışarılıklı dediğim zaman onu kastediyorum.
Yani kendini dublin'e ve irlanda'ya ait hissedemeyen ama
bir yandan da orayı özlemeye devam eden.
Hıhı. Iıı kökleriyle bağlantısı.
Ambivadan olan. Ya bu burada belki freud'la olan
benzerliği de söz konusu olabilir, çünkü freud'la ilgili
de yani yahudilikle ilgili böyle bir kircekli bir durumu var
diye, yani görülebiliyor. Çünkü aynı zamanda freud'un işte
musabiyet, tek tanrıcılıkla ilgili yazmış olduğu kitap çok
eleştiriliyor. Özellikle Yahudi camiasına ve
Yahudi nefretiyle suçlanıyor ama bir yandan da.
Teorisindeki bazı noktalarda hani o yahudilikle ilgili
şeyleri de barındırıyor. Belki o açıdan James joyce
arasında böyle bir ya ilişki bağlantı sağlık kurulabilir diye
söyleyebilirim. Kurulur hemen söyleyeyim, James
joyson şöyle bir şeyi var, irlanda'daki irlandalılardaki
genel katoliklik konusundaki hisleri çok olumsuz.
Yani oradaki inancı, onların Katolik olma biçimlerini ibadet
etme biçimlerini, inançlarını vesaire.
Gerçekten hor görüyor ama. Kendi irlanda dışındaki
katoliklikle bağlantısı da tamamen.
Dışlamadan, aşağılamadan ibaret değil.
Söz gelişi şöyle yapmışlığı da var demişliği papanın yeterince
katolikmiş gibi davranmadığından şikayet etmişliği filan.
Yani birinin hakikaten seni anlamak istiyordum.
Bana kendini anlat demesi çok iyi olacak.
Birisi gibi çok daha iyi anlaşılabilirdi.
Kimse tabii böyle bir şey yapamazdı.
O dönem böyle bir şey yoktu. Üstelik şimdi biraz yalnızlık
konuşacağım. O zaman cod yoktu cout olsaydı
cout. Olsaydı bence ve cout'la
karşılaşsaydı böyle olmazdı. Şimdi bu çok yanlı bir kohçuluk.
Benim söylediğim tabi korktun da ayrıca yahoo dilini gizleyen
birisi amerika'da olduğunu düşünerek söylüyorum.
Empati ağırlıklı bir analizden ve psikoterapiden.
Fayda görüldü mü demeli hayatını daha huzurlu yaşardı mı?
Demeli bilmiyorum. Böyle bir düşünce geçti aklımdan
şimdi. Belki bu yaşantısına bu
fikirlerine böyle üçüncü bir gözle.
Bakıp bize daha iyi aktarabilirdi yani o.
Konut analizinin sürecinden geçtikten sonra bilemedim.
Evet ya bunların hepsi biraz benim yandılığımı ve
spekülasyonu da içeriyor. Tabii.
O yüzden tamamen eleştiriye açık kendi babasıyla ilişkisi de.
Karışık. Babası da daha sonra kendisinin
olacağı gibi. Alkol bağımlısı.
Neşeli tutkulu. Basit çok eğitim gerektirmeyen
bir iş yapıyor. Hayatı içki içerek şarkı
söyleyerek ve sohbet ederek ve kahkahayla geçiyor.
Tipik irlandalı diye böyle bir. Yakıştırma da var.
Bütün irlandalılar aynıdır gibi bir şey söylemek doğru olmaz.
Zannediyorum ama. Önünde kendisine örnek
olabilecek ve. Ne yapılır, ne yapılmaz diye
gösterebilecek birisinin olmadığını görüyoruz.
Kardeşine olan muamelesinin değişkenliği işte 10'a çıkart
ettiği zorbalık ama aynı zamanda onu korumaya çalıştığı zamanlar
kızıyla olan ilişkisindeki çok değişken ve kızını da çok
şaşırtan tutumunu. Başka pek çok şey şimdi?
Peki hocam hazır konu Tuğçe house'a gelmişken?
Neden ülkü özye'ye yatıyor ya da?
Neden hani bir gözlüğü tercih ediliyor ve daha sonrasında?
Nasıl bir ilişki oluyor? Nasıl bir?
Doktor olarak davranıyor kakusta yok.
Brük öksüre yatışı. Kendisinde o dönemin ifadesiyle
artık ne kastedildiğini düşünelim tekrar ama delilik
belirtileri görülmeye başladıktan sonra oluyor.
Kızı için değil mi? Lütfen, evet, lutyanın böbürk
ile yatışı abisi. Abisi georgio'nun sayesinde
gerçekleşiyor. James jourson'a kalsa aslında.
Götürüp kanalist uygulanan veya psikiyatrik tedavi uygulanan bir
kuruma yatırmak pek beklenecek bir şey değil.
Ama gerek nora, yani annesi, gerek abisi georgio hiçbir
durumda olmadığını gördükleri için.
Hatta intiharı olduğunu zaman zaman gördükleri için yatırmak
ihtiyacı duyuyorlar. Burada böylelerin açık
fikirliliğinden söz etmek lazım. Çünkü jung.
Viyana'yla ve freud'la bağlantıyı kuran kişi olarak
ırgy'de büyük değişiklik yapıyor diye biliyoruz ama.
Aslında bunu başlatanın ve teşvik edenin blorler olduğunu
da söylemek lazım. Hatta şöyle bir şey var, freud.
Viyana'da veya ilk yazdığı zamanlar kendi bulunduğu
çevrelerde kuramının eleştirildiği zamanlar.
Böylelerin ve bu göksidekilerin kendisine okunmaya
başladıklarını öğrendiğinde gerçekten çok bundan gurur
duyuyor ve şöyle söylüyor, isviçre'de profesörler benim
kitabım okuyorlar, benim kuramımı okuyorlar.
Böyleler herkes profesör değil. Bugün ki gibi florler tek
profesör orada hem başhekim hem profesör freud'un böyle
demişliği var. Yani orada bir profesör benim
kitabımı okutturuyor. Düşünün isviçre'de ne kadar
kıymetli biliniyor diye. Rusça yattığında jung onu
analize alıyor. Çok uzun süremiyor bu James
cursun da. Itiraz etmesi sebebiyle veya
işte başka sebeplerle bir çok hastane, bir çok demeyim de 3
hastanede en azından bulunmuşluğu var.
Başarıyla sonuçlanan bir tedavi olduğunu söylemek zor.
Çünkü daha sonra ingiltere'ye naklediliyor ve ingiltere'deki
tedavisi sırasında seksenlerde 1.900 seksenlerde ölüyor.
Iıı rusya'nın hastalığıyla ilgili mi ayrıntı sormuştun,
başka nasıl bir şey? Evet aslında hani siz şeyden
bahsettiniz ya hani? Tam belli değil ama bir delilik
hâliyle hastaneye yatırılıyor diye bahsetmiştiniz ya o dönemin
tabiriyle sorayım. Hani bir psikoz muydu, bir
nevruz muydu yoksa arada kalan flu bir hasta mıydı?
Jung'un şöyle yazdığını biliyoruz.
Geçen bölümlerden birinde hangisi hatırlamıyorum söz
etmiştik ya bir sosyalsyon ve hisleriyle şizofreni arasındaki
ıron o kadar da keskin değil diyelim neden?
Çünkü bloların indirgenemez dediği ikincil semptomlar
şizofreni de. Freud'un kavramlarıyla
açıklayalım dediği kavramlar, semptomlar.
Bunlar hadistinasyonlar hezeyanlar olduğu gibi
asosyalsyonlardaki bozukluk ve otizm dışında kalan temel
belirtilerde aynı zamanda şöyle tekrar açmaya çalışayım,
afettirdikteki farklılıklar ve ambi vallace temel belirtilerden
ama birincil belirtiler değil. Yani organik olana tırnak içinde
onun deyişiyle indirgenmesini beklemeyeceğimizi belirtiler.
Böyleler diyor ki, gerek aksesuar olanları gerek ikincil
olan bütün temel belirtilirdi. Artık nöral spratlar ilde değil.
Freud'un ve psikodinamik anlayışın kavramlarıyla
açıklamaya çalışmalıyız. Başta da condensasyon.
Deplasman yer değiştirme ve supresyon olmak üzere.
Bu yüzden de böylelerin şizofreni anlayışında.
Bir beyin hastalığı olduğu yolunda kuşkusu olmamasına
rağmen eklediği savunma mekanizmaları var ve ilk
şizofreniler grubunu açıklayışında.
Freud'un ve psiko dinamik psikiyatrinin çok çok etkisi
var. Jung'la beraber çalışmakta
olduğu için şöyle diyor, çok. Şizofreni vakasına yanlışlıkla
hisleri tanısı konduğunu görüyoruz.
Neden? Çünkü şizofreni dediği vakalarda
yiyorum da aslında o savunma mekanizmalarının olduğunu
görüyorum. Rusya Jones işte böyle.
Jung'un muhtemelen şizofreni de bloe'lerden de etkilenerek
freud'den da etkilenerek savunma mekanizmalarının etkisini
görmekte olan birisi olduğu için.
Şizofreni demiştir. Hep şizofreni diye geçiyor.
Bugün gördüğümüzde muhtemelen. Da gördüğümde ben olsam
babasıyla, annesiyle, abisiyle olan ilişkisini anlamaya çalışıp
daha çok akut bir psikotik olarak görüp psikoterapisine
devam ederdim. Tabii bu çok büyük bir iddiayı
daha fazla bir şey bilmeden bilmiyorum.
Siz ne dersiniz ibrahim? Ayrim tarzıyla bir şey, bir şey
var herhalde sizin. Söylediğinizle paralel olarak,
yani şu anki bizim şizofreni kavrayışı, krep eline yakın bir
kavrayışçı olduğu için onun şizofreni tanımı daha dar.
Ama blolarınki krep eline göre daha geniş bir tarif muhtemelen
dediğiniz gibi yani blovler ya da jung'a gitmiş bir hastaya
şizofreni teşhisi konduğunda bugün bize geldiğinde
şizofreniden farklı bir şey düşünmemiz olası diye
düşünüyorum. Ben de farklı bir durum
düşünmemiz olası. Çok genişletti.
Şizofreni kavramını diye zaten eleştirilmiş.
Evet, loylar ve onunla beraber çalışan yok öyle.
Peki yani bu bir avantaj mı sizce?
Dezavantaj mı? A ikisinden birini seçmek zor.
Ben her zaman için böylelerin. Şizofreniler grubu diye
adlandırmasının çok olumlu ve. Isabetli bir adlandırma olduğunu
düşünüyorum. Çünkü günümüzde de bizim tek
hastalık gözüyle bakma yanıldısını sürdürdüğümüz
şizofreni aslında şizofreniler grubu ya da.
Pek çok farklı durumun. Birleştirildiği yapay ve
zorlamalı biçimde birleştirildiği bir rahatsızlık.
Savunma mekanizmalarıyla anlamaya çalışmakta da hiçbir
mahsuru yok. Burada şöyle bir şey var, bunu
nasıl anlatmaya çalışayım? Freud'la arasında şöyle bir fark
var, freud'un. Bastırmayla kastettiği yani
nevruz oluşumunda etkili olan represyonla kastettiği, daha
doğrusu reis'e edilen bastırılan şeyler.
Böylelerdeki gibi afekt değil. Böyleler efekttin bastırıldığını
söylüyor. Bir afekt bastırıldığı zaman
mantıklı düşünmeye engel olacak şekilde bölünmelere sebep oluyor
diye freud'ta ise yoğun yatırım yapılmış olan dürtü temsilleri,
esas bastırılan şeyler depresyon 10'a çıkart yönelik bu blolar
freud farkını söyleyelim. Daha sonra zaten şimdi.
Jung'un da blolerinde freud'la ilişkisinin bir süre sonra
kesilişi söz edeceğiz. Aralarındaki ilişki benzerlikler
farklılıklar demiştik. Böyleler belli bir süre devam
ettikten sonra freud'un. Kuramına tamamen katılmayıp
bazılarının eleştiriye veya tekrar gözden geçirme ihtiyaç
duyduğunu söylüyor. Aralarındaki yazışmalar devam
ettikten sonra nazik bir biçimde bu isviçreli psikolojis
okurlarından ayrılıyor. Yani böyle bir dernek
yöneticiliğin yapmak istemiyor. Jung'un ise daha tutkulu bir
çıraklığı ve daha sert bir ayrılışı var.
Böylelerin psikanalize katkılarından söz edenler, bunun
çok büyük bir katkı olmamakla beraber saygılı bir bakış
olduğunu söylüyorlar. Yani blovler'nın yanlış
hatırlamıyorsam doğrudan freud'a mı mektubuydu ya da başka
birisine bir mektubuydu şey şundan da rahatsız oluyor
aslında yöntemle ilgili çok büyük bir şeyi yok.
Yani en azından o gördüğüm mektupta büyük bir eleştirisi
yok. Doğrudan kurum olarak
psikanalizm. Bir doktrini taşıyan bir temaat
ya da bir siyasi topluluk. Büründüğünden şikayet ediyor.
Siyasi politikçi, siyasi düşünme olan yani siyasi dedin.
Yani. Mesleki politika bir parça.
Kendi dogmaları olan. Bu siyasiden kastettiğin şey,
yani o dönemin olarak. Dönemin içerisinde daha.
Şey daha yeni başlıyor. Hani biraz Yahudi nefreti falan
o zaman daha yeni başlamaya başlıyor.
Psikolojisi daha çok böyle Yahudilerin uğraştığı bir şey
olduğu için gerçekten de bir siyasi şeye de dönüyor.
Hani bir kimliğe de bürünüyor bir yandan diye.
Öte yandan şunu da unutmayalım ki o dönemdeki etkisi belki daha
sonraki kadar fazla değil ama. Freud'un ve psikanalizin zaten
beşeri ilimlerden tut edebiyata kadar sinema eleştirisine kadar
marks'la olan benzerliklerinin ve farklılarının from tarafından
ele alındığı kitaplara kadar pek çok yerdeyiz, düşümü var.
Bu nedenle biz kanalize zaten siyasi iz düşümünden bağımsız
olarak bakmak imkansız. Benim siyasi dediğim şöyle, yani
aslında biraz daha basit bir şekilde siyasi bir parti gibi.
O zamanki saygınlığını söylüyorsun?
Evet ya kurum olarak biraz eleştiriyor hani?
Işte bu kurumun öne çıkması için ııı belli işte şeyler nasıl
desem belli tutumlar takılabiliyor.
Bir parça hizipçilik yapılabiliyor gibi.
Cemaat niteliği var cemaat. Bir doktrine bağlı bir cemaat
adeta ama herhangi bilimsel bir kurum böyle olamaz diyor.
Evet, başka görüşlere kapalılık bakımından.
Ben çekinmeden söylemek zorundayım ki günümüzdeki klasik
psikanalizi takipçileri ve dışına çıkmak istemeyenler de
aslında benzer bir evet, inançlar buna bağlılar.
Yani şu an ezotizmle suçlanıyor. Yani bir kültür olduğu, geriye
kalanların doğrudan bağlı olduğu bir cemaat gibi bu lilerin
eleştirisi de aslında belki de ellilerden sonra daha da
yoğunlaşan o ezoterik yapıyı aslında bir ön.
Uyarı gibi yani. Bunu sezmiş, muhtemelen ve öyle
yapmış. Neden?
Çünkü aslına bakarsanız jung geldiği zaman 1.900 dörtte
başladığında. Florlerin psikanalize çok yakın
olduğu ve freud'u takip ettiği kesin, hatta jung'a ödev
veriyor. Yani bir sonraki toplantıda sen
rüyaların yorumunu bize anlatacaksın diye rüyaları
yorumunu okuyup anlatma ödevi ya da sevinerek.
O onun üzerine zaten kendi aralarında daha önce de
söylemiştim kendi aralarında veya ailenin içinde bile rüya
yorumları için çaba gösterdiklerini biliyoruz.
Tıpkı forel'le hipnozuk kendisinde denemiş olduğu gibi.
Yani her türlü bakışı aslında çok açık.
Loller'in psikanalize bakışı. Epey açık ve.
Bölge göksu'de psikanalizin. Bu kadar ilk dönem anlaşılmaya
çalışılması ve egemen oluşunda zaten bloların buna açık
oluşunun etkisi var. Nitekim önce breal ve freud'un
statezone steryası için yazdığı bir kritikte çağımızın.
En önemli eserlerinden biri ve çığır açıcı olacak bir şeye
benziyor diyor. Statizm ister ya için daha sonra
rüyaların yorumunu jung'a bir ödev olarak veriyor.
Bir göksi de anlatmak üzere. Haftalık toplantılarından
birinde haftalık toplantılarda bizim seminerlerimize benzeyen
bir toplantıda rüyaların yorumu anlatılıyor ve ondan sonra zaten
başlıyor. Yani özetle blogların
psikanalize ilk bakışı. Gayet açık ama sonraki
muhtemelen demin anlattığınız sebeplerden.
Baskınlığını ve cemaat niteliğini ve aslında eleştiriye
de kapalılığını. Çünkü öyle bir şey de söylemek
lazım. Kapalılığını hoş göremiyor ve
nezaketle ayrılıyor. Sonraki meslek hayatı boyunca da
freud'la mesafeli bir ilişkiyi sürdürdüğünü biliyoruz.
Jung gibi bir keskin ayrılış değil.
Burada şeyi ekleyebilirim. Hocam sizin son dediğiniz ek
olarak ben. Jung'un bu sizin bahsettiğiniz o
ödev üzerine rüyaların yorumunu okumasıyla ilgili bir şeyinden
anekdotundan bahsedebilirim. 1.890 dokuzda yanlış
hatırlamıyorsam trump'daydım ki yayınlanıyor rüyaların yorumu.
Bu arada şu yaşaların yorumuyla ilgili saçma bir şey paylaşayım
araya hani kafa dağıtıcı olarak girsin söyleyeyim yani bu.
Trump doyur hani rüya tabircisi euro rüya yorumcusu anlamına
geliyor ama son zamanlar tekrar moda oldu.
Moda olmasının sebebi aslında futbol, futbolda Almanların yeni
ortaya attığı bir terim var diye.
Raunt witer dedikleri de alan temizleyici gibi bir şey oluyor.
Aslında google'a girip baktığınızda zaten sadece şey
çıkıyor. O masmp müdürle çıkıyor, ramdo
yutır diye ara şeyi oldu. Yani hani oradan bozuklarak
böyle bir garipte Twitter diye bir anekdot olarak paylaşayım.
1.900 yılında jung ilk defa psikiyatriye girdiğinde yani
ihtiyasa başladığında dediğiniz gibi hluler 10'a çıkart bir ödev
veriyor. Hani rüya tabiri ya da rüyaların
yorumu isimli şeyi okuması için kitabı okuması için.
Ödev veriyor. Jung'un şöyle bir sözü var,
freud'un rüyaların yorumunu 1.900 yılında okumuştum.
Henüz anlamadığım için kitabı bir kenara kaldırmıştım. 1.900
üçte tekrar rüyaların yorumunu gözden geçirdim ve kendi
fikirlerimle bağlantısını keşfettim diye de bir şeyi var
sözü var. Ali olayım sizde.
Muhtemelen o arada dönüşüyor fikirleri ve kendisi için daha
anlaşılır halinde gibi. Çünkü evet, bu bağlantıları da
olan bağlantıları da 1.913 yılında tamamen aslında kopuyor.
Cem hoca'nın bahsettiği o sert atışmadan sonra sert
mektuplardan sonra en sonunda aralarındaki ilişki tamamen
burslu ve kopuyor. Arada 12 toplantı girişimleri
oluyor galiba. 10 sekizde mi ne hani psikanalizin kurum olarak
enstitü olarak nasıl süreciyle ilgili de onları da sürmüyor
yani çünkü demi orada bir bozulma, bir düzelme şeyleri de
oluyor. Arada 10 birle 13 arasında 13
ile 18 arasında da böyle kurum olarak nasıl sürdüreceğiz?
Isviçre'de nasıl olacak, almanya'da nasıl olacak gibi.
Toplantı teklifleri ya da girişimleri oluyor da sonra
olmuyor bu herhalde daha sonranın, yani freud ve jung
ayrışmasının çok çetrefil ve dikkatli ele almamız gereken bir
konu olduğu için belki daha sonrasının konusu.
Arabadan bir de şeyi söylemek istiyorum, 10'a çıkart lafı
getirebilir miyiz? Düzgün biçimde Samuel bekita
değin demedik. Bence o çok önemli bir şey.
Tamam şimdi aslında. Aslında Lütfi acones'un bu
göksu'ye yatışından hürgs'indeki skandaliz okumalarına ve freud'a
ve psikanalize blovler'in açıklanan gelmiştik.
Ruth'e jones'un yatışı ve tedavisi ile ilgili ve
rahatsızlığının tabiatıyla ilgili söylenecek pek çok şey
kaldı. Tabii bir de.
Tehlikeli bir yöntem filminden dane resmen filminden pek çok
kişinin bileceği sabina'nın yatışı var.
Benzer şekilde yatırılıyor. Benzerliği şu, birisinin abisi
getirmişti. Ana babayla ilişki çok
disfonksiyonel olduğu için sabinayı da bir amca getiriyor.
Gene ana babayla ilişki karmaşık ve gene jung'un hastası oluyor.
Arada da epey vakit var. Bir ondan sonraki ilişkileri ve
transferans kontra transferans. Kadın hastada hisleri teşhisi ve
şizofreni hisleri arasındaki ayrım, benzerlik, bakım bundan
ikisini de konuşmaya devam etmemiz lazım.
Bir benzerliği daha söyleyeyim. Bitirmeden bu önemli olacak.
Gerek Lütfi Jones gerek zavin tek örnekler olmamakla beraber
popüler kültürde daha iyi bilindiği ve daha çok yazıldığı
için söylüyoruz. Ikisi de çok yetenekli ve zeki
kadınlar biri dansçı ve baya yolunda ilerleyebilecekken
duruyor. Rusya zabinaj bir rayında doktor
olmak istemiş ve sonunda zaten analist oluyor hem tıp
fakültesini bitiriyor hem doktor oluyor.
Bunun ayrıntısını konuşmaya devam ederiz.
Ki ama bu bölümlük süremizi bitirdik.
Gelecek hafta bunları konuşmaya devam edebiliriz.
Benim uzun süredir en çok edebiyat konuştuğum dönem oldu.
Bu güzel sohbet için ikinize de çok teşekkür ediyorum.
Haftaya tekrar görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean