Tanrı Sevdiğine Zürih'te Bir Ev Bahşedermiş
Herkes merhaba Prens gül bahçesi vaat etmiyoruz.
O kesimden yeni bölümle sesleniyoruz.
Ben doktor Tahsin rolas hot te doktor ibrahim aylak, profesör
doktor timuçin ural ve profesör doktor cemaat Başoğlu benimle
beraber geçen hafta krepelin ve bloğlardan konuşmuştuk.
Aralarındaki farklardan bahsetmiştik.
Bu bölümde bluelerle başlamak istiyorum.
Ben bluürler hakkında çok kısa bilgiler vereyim.
Belki hani cem hoca'nın timuçin hoca'nın, ibrahim'in anlatacağı
şeylere kaynak olabilir, destek olabilir diye başlayayım. 1.857
yılında zürich'te doğuyor. Zuligon bölgesinde doğuyor.
Zollik bölgesi doğmak için çok güzel bir yer aslında.
Daha sonrasında bölüyorum. Pardon ya dayanamadım da
söylüyorum gene. Zar zor bulup hayran olmuştuk ve
çok şimdi çok zengin olan bir bölgesi de.
O zamanlar tarım tarım yapılan. Şu anda harika bir zengin bölge.
Solicom'da Zürih gölüne sıfır bir ev villada doğuyor.
Aslında öyleler biz cem hoca'yla beraber zürih'e gittiğimizde o
evi de bulduk, içeri giremedik ama en azından dışına
bakabildik. Şimdi zengin bir emlak ailesine
aitmiş. O yüzden içeri girişler yasaktı.
Kuleler tıp fakültesini bitirdikten sonra psikiyatri
ihtisasına başlıyor. Psikiyatri ihtisas ile ilgili
şöyle bir nokta var, 2 farklı hastanede ihtisasını yapma
fırsatı buluyor. Biri çok.
Meşhur bir hastane aslında. Vallaha giren einstein diye bir
psikiyatri hastanesinde yapma fırsatı buluyor.
Valla şu an ben kantonu ben şehri içerisindeki bir yerin
adı. Iranç enstitta Almanca irre deli
demek aslında direkt çevirirsek enstitta instituteution anlamına
geliyor. Kurum anlamına geliyor.
Aslında akıl hastanesi diye direkt çevirebiliyoruz.
Şu an zaten aktif olarak ben üniversite psikiyatri hastanesi
olarak kullanıldığını öğrendim. Araştırdığım biraz baktım.
Buradaki aslında psikiyatri ihtisasıyla ilgili belki ileride
konuşabiliriz. Çok ünlü simalar burada yatıyor.
Çok ünlü simalardan kastım hani isviçrenin ve Almanca konuşulan
topraklardan gelen diğer bölgelerden gelen ünlü yazarlar,
ressamlar burada yatma yapmak durumunda kalıyorlar ve bu
ellerin öyle bir tanışıklığı oluyor.
Daha sonrasında da geçen bölümde bahsettiğimiz august forel'in
asistanı olarak büköz'e tekrar giriyor.
Bir puzzle de yaklaşık 200 sene de asistanlarını yaptıktan sonra
tamamlıyor ve uzmanlarını aldıktan sonra da bir sürü
çevredeki küçük bir kanton da bir hastanenin şefi olarak
çalışmaya başlıyor. Daha sonra august forel'in
ölümünden sonra da blue'leri yanlış hatırlamıyorsam 1.890
yılından itibaren ürküözünün şefi olarak göreve getiriyorlar.
Yönetim süreci boyunca böylelerin yaptığı şeyleri
aslında ürköz ve müzesinde daha önce müzeymiş ama şu an aktif
olarak kullanılmıyor. Maalesef kitapçıklarından
görebildiğimiz kadarıyla. Yani ruh sağlığı anlamında bir
reform yaratıyor aslında işte doktorların maaşlarını
iyileştiriyor. Personelin özlük haklarını
iyileştirmeye çalışıyor. Bunun yanında hastalara
sundurulan yemeklerin kalitesini bile arttırmaya çalışıyor.
Aslında kendi içerisinde bir devrim yapıyor diye
söyleyebiliriz bunu. Ilerleyen süreçte hlorler aynı
zamanda küçük bir oda alıyor. Hasta odası gibi bir yeri ve
orada cem hoca'nın geçen hafta bahsettiği şeyi yapmaya
başlıyor. Yaşamaya başlıyor, hastalarla
yatıyor, hastalarla kalkıyor. Hatta ibrahim belki birazdan
bahseder. Bununla ilgili de işte bir sözü
var. Hani hastalarla çok fazla kontak
kurduğumuz zaman. Eee.
Belli bir süre sonra artık gerçeklik ve gerçeklik dışı
şeyiniz algınız etkilenmeye başlıyor gibi bir şey var sözü
var. Kendisi neredeyse günde cem
hoca'nın dediği gibi günün üçte ikisini sadece çalışarak
geçiriyor. En son olarak da şu ilişkiden
bahsedeceğim blelerin psikanalize çok derin bir
ilişkisi var. Aslında çağdaşlarından farkı o.
1.900 yılında ilk defa kargoslavyum gollerinin asistanı
olarak çalışmaya başlıyor ve yaklaşık 9 10 sene süren bir
birliktelikleri oluyor. O 9 10 sene boyunca hem
kargoslavyum freud'la ilişkisi hem kendisinin kişisel olarak
freud'la ilişkisi sayesinde de. Büyük bir psikanaliz
uygulayıcısı da oluyor. Aynı zamanda bunları şimdilik
söyleyerek sözü kemiya bırakacağım.
Öncelikle hocam size şey sorayım şimdi böylelerin hayatına
baktığınızda aslında böylelerin bir hayatı yok.
Böylelerin daha çok psikiyatri aşkı var gibi bir durum söz
konusu. Hatta bu skeçofren'de yayınlanan
özel sayıda da çocuklarından birine mi ya da torunlarından
birine mi bir makale yazdırıyorlar orada?
Biz pek böyleleri göremezdik gibi bir şey de var hani?
Sitemde var diye görmüştüm. Hani siz ne düşünüyorsunuz bu
konuda hani bluelerin bu kadar hastalarla beraber yaşaması
psikiyatri hayatında neyi değiştirmiştir diye sorayım
size. Tamam, çok iyi bir soru sordun?
Şimdi demin şöyle dedin ya böyle bir alıntıyla uzun süre
hastalarla yaşayınca gerçekte gerçek dışı ayrımı siliniyor
anlamına gelebilecek bir şey. Bu yanlış anlaşılmaya müsait
olduğu için şöyle bir düzeltme yapmak isterim, aslına bakarsan,
gerçekle gerçek dışı ayrımının silinmesi, rasyonalitenin
tamamen yok olması anlamında değil.
Bir fenomenolojik bakışı ve karşıdakine emperati ile
görebilmeyi anlamak bilmek anlamına geliyor.
Yani böylelerin yaptığı bu psikiyatristler aslında
kendileri de delidir. Filan gibi stigmaları
çağrıştırmasın diye söylüyorum. Bloodlerin yaptığı tam olarak
krepelinin yapamadığı, yapmadığı şey olup.
Fenomenin kendisini gözleyip. Doğrudan ne olduğuna yansız
olarak bakıp bir tekrar. Psikiyatrik fenomeninin
ontolojisini geçerliğini gözden geçirebilmek gibi bir şey.
Timuçin sen bir şey ekleyeceğim. Adlandırmak değil de anlamak
anlamaya çalışmak mı? Burada daha iyi bir hocam.
Daha iyi bir ifade hatta şöyle. Krapelin de böyleleri
karşılaştıran bir yazı aklıma geldi şimdi.
Tüme barımcı tümden gelimci yakıştırmaları var.
Onlara yönelik olarak propelininki tamamen olmasa da
çok büyük ölçüde tümden gelimci yani.
Doğa bilimindekine yakın bir dedeksiyon, diğerinde ise
loylarda ise çok daha aristoteles'e yakın olan bir
tüme. Varımcı veriden birinci şahıs
söyleminden yola çıkarak an. Ve adlandırmayı daha sonra
yapmak gibi böylelerin. Psikiyatri şeyini sormuştun,
aşkını sormuştun bller ailesinin üyesi olmak nasıl bir şeydir
gibi bir makale var o onu aslında meslektaşlara ve konuyla
ilgili olan herkese tavsiye edelim. 1.911 şizofreni ler
grubunu ilk defa yazarak ifade ettiği selenin 100.
Yıl dönümünde yani. Pardon 2.011 yanlış söyledim.
1.910 birin 100. Yıl dönümünde şizofreni
bülteninde böyle bir özel sayı yayımlandı.
Oradaki her bir makale gerçekten mücevher bers var işte
minkowski'den çok ayrıntılı söz eden başkaları var.
Önemli fenomenoloji yazıları da var.
Şizofreninin nörobiyolojisine yaptığı katkılar dahi var.
Oldu. Manfret böyleler.
Evet. Su anların ortalarında galiba
öldü. Doğru ve manfet loylar aynı
zamanda. Geç başlangıçta şizofreninin de
ilk hatta mucitlerinden mi demeli?
Evet kaşiflerinden diyemeyeceğim ama geç başlangıçta şizofreni
tanımını yapan bu çok tartışmalı bir konu.
Uzatmayalım, Tahsin sen bir şey ekleyeceğim.
Manfret böyle ilgili şunu ekleyebilirim.
Şimdi manfret böyleler babasından aldığı şeyi devam
ettiriyor. Aslında Zürih psikiyatri
hastanesinde şefi olarak devam ediyor.
Aynı zamanda ülke özen'in şefi olarak devam ediyor.
Uzun bir süre bu bununla ilgili şöyle bir anekdottan bahsettim,
çok kısa. Bu Almanca konuşulan bölgelerde
genelde. Anne babanız doktorsa siz de
doktor oluyorsunuz gibi bir durum buluyor ve hala günümüzde
de bu geçerliğini koruyor. Bu arada o yüzden hani böyle çok
nasıl desem? Ünlü almanya'da isviçreli birini
açıp araştırdığınızda mutlaka babası ya da annesi doktor çıkar
gibi bir genelleme yapılabilir diye söyleyebilirim.
O yıllarda öyle ama türkiye'de de öyle zaten birçok yerde öyle.
Bizim de enteresan bir kesişmemiz var.
Manfret böylelerle şimdi ilgisi var diyeceksiniz.
Bir hastam ile ilgili çok küçük bir anekdot anlatayım ya hastam
geldi. Birpolar bozukluğu olan ve lium
sitrat kullanıyor idi bir ilaçla birlikte.
Bir sitede meteorikliniğinde yatmış ve bu başlanmış diye bana
geldi. 1.900 doksanların başında yani demek ki 10 yıldır
kullanıyorum ben bunu ya da belki 20 yıldır kullanıyorum
dedi. Şimdi hatırlamıyorum.
Öyle mi? Çok ilginç dedim.
Kim başladı tüm strate size böyleler başladı dedi.
Tabii 1.900 doksanlarda doksanların başında böyleler
başladı deyince benim için bir tane böyleler var.
Öjen bre'ler başladı gibi düşünerek.
Olamaz yani acaba burada bir bir şey mi var?
Falan sonra anladım ki manfet böyle adam bahsediyor.
Dakilosuyla gelip. Hastanede yattığı sırada yanına
oturduğunu ve bütün anamnezi daktiloyla anlat aldığını ve
kaydettiğini. Söylediklerini oraya yazdığını
söylemişti. Sonradan da öğrendim ki
gerçekten. Blaylerden sonra böylelerin alan
çalışmalarını zürihte hala hayatta olan jul angs'ta.
Penik'le ilgili bütün her şeyi de oğlu manfret böyle devretmiş.
Böyle. Böylece araştırmaları birisi
kliniği birisi üstlenmiş bu arada.
Aux deyince o zaman temuçin, daha sonra bipolar bozukluktan
konuşurken belki daha çok yeri gelecek ama söyleyecek çok şeyin
olacaktır herhalde. Hayır, unut bakarız.
Eee bu diyalek kısmına bir ııı aklıma geleni söyleyerek ekleme
yapayım blöllerin. Yani baba böylelerinde, oğul
böylelerinde esas baba bllerin o gemilerin avantajlarından biri
oralı olması. Çünkü isviçre'deki diyalek
oradaki diyalek zuric'teki o kadar farklı ki.
Yani isviçre'nin herhangi birinden başka birinden gelenin
dahi değil. Almanya'daki birinin isviçre'nin
başka bir yerinden gelenin bile anlaması bazen zor olabilir diye
biliniyormuş. Oralı olduğu için yakın ilişki
kurabilmesi aynı zamanda onların diyalektiğiyle konuşması.
Getirdiği avantaj bir de böyle bir şey var.
Adanmışlığına gelince şöyle. Şimdi hemen 1.898 zannediyorum.
Oradaki yönetime gelişi valdağdan sonra galiba.
Evlenmesi çok geç 44 yaş civarında evleniyor ve
evlendikten hemen sonra. Aslında bayağı eğitimli bir
filolog olan karısıyla beraber oraya yerleşiyor.
Evet, aslında başkalarının hayatını değiştirmek gibi bir
etkisi var mı? Doğru, çünkü.
Eşi şeyi bırakıyor, işini gücünü bırakıyor.
Aslında başka bir kendi işi var. Yani o dönemde ne kadar sık
rastlanan bir şey bilmiyorum ama vazgeçiyor ve orada onunla
yaşamaya başlıyor. Ama bu 2.010 birdeki blovler
ailesinin ferdi olmak nasıldı? Diye yazan torunu hiç de tatsız
bir hayat anlatmıyor, hatta tam tersine işte noellerin diğer
bayramların falan çok neşeli geçtiğini a.
Birlikteliğinin çok mutluluk verdiğini ve kasvetli bir aile
ortamı olmadığını söylüyorum. Soruna yeterli cevap oldu mu ya
da başka bir şey daha sormuş muydun?
Benim sorumu yeterli cevap olduğu.
Için. Okuluna gelen o ha dur sözü
almışken şunu da söyleyeyim, çok uzatmadan şimdi manfret böyle
hikaye alışını anlattı ya timuçin.
B, l'lerin de hikaye alışı aslında epey uzun şimdi
crapelli'nin uzun anamnezlere baktığını söyledik de yanlış
bilmiyorsam baktığı uzun anamneziler kendi aldığı
anamneziler değil. O hastanede tutulmuş olan
ayrıntılı hasta dosyalarını alıp.
Kendi sakince oturabileceği bir yere gidip.
Onlardan bir paten çıkarmaya çalışıyor.
Seyre daha çok bakıyor. Ibrahim'in söylediği gibi ama
aslında ben şuna benzetiyorum. Sayıya dökmeden bir bakıma gözle
bir faktör analizi yapıyorum. Yani crapelli'nin yaptığı
deskriptif ve kantitatif olana daha fazla benziyor.
Kalitatif ve yaşantıyı anlamaya. Çünkü hastayla teması yok gibi.
Neredeyse loylarla kıyaslayınca dosya ile teması çok daha fazla.
Yani hiç gözlemi yok demek haksızlık olur tabii ama
kuramını dosyaya bakarak çıkarıyor daha çok.
Güzel zaten burada hani biri veya öbürü gibi bir tercihten
değil de. Ikisinin de bu bakış açılarının
ne kattığından ve dünyayı nasıl yönlendirdiğinden belki
konuşuyoruz gibi anlıyorum ben de zaten ama bu vesileyle şimdi
geriye dönüp böyle baktığımızda. Bakış açıları farkının
psikiyatri nerden nereye getirdiğini de.
Anlamak için bir model oluşturduğunu belki iddia
edebiliriz. Onun için aslında çok önemli bu
saptama. Yani o onu yapardı.
Bu bunu yapardı da muradımızın bu olduğunu söylüyoruz.
Geçen sefer de hani? Psikiyatri araştırmalarında
dikensiz gül bahçesinden bahsetmiştik.
Bu tabii böyle bir bakış. Doğal olanı bulup ya da bulmaya
çalışıp diğerlerinin de doğaları ne kadar uyduğunu anlamaya
çalışan bir bakış açısı ister istemez bu.
Bugün böylelere ilişkin anlattıklarından çok farkı
elbette kişilik yapıları da buna katkıda bulunayım.
O sıralar gerekir. Ben şeyi sorabilirim şimdi?
Bluler ilk defa hani şizofreni tanımını ortaya çıkarıyor.
Aslında kendisi icat ediyor gibi bir şey aslında bu terimi sizin
geçen hafta bahsettiğiniz gibi yunanca olan şizo ve freni'yi
birleştirerek yani zihin yarılmasını türkçesi
birleştirerek yapıyor bunu. Bunu yaparken aslında o dönemde
krepeline krepelin demens'e prag yani erken bunama tanımını
kullanıyor. 10'a çıkart karşı çıkarak aslında bunu yapıyor ve
bunu bir kongrede krepeline karşı söylüyor diye anlatmıştın
sanki hocam ama. Evet, onun hikayesi çok merak
ediyorum zaten bu. Her türlü şeyi okuyorum.
Onunla ilgili tarihi bile aklımda yani 24 Nisan 1900
sekizde alman psikiyatri kongresi craperinde şey dernek
başkanı alman psikiyatri derneğinin ne halen devam
etmekte olan alman psikiyatri derneğinin başkanı, kongrede
bizim kongrelerde olduğu gibi aslında.
Daha ziyade araştırma bulgusu sunulmaktan çok paneller oluyor.
Ve 3 kişilik bir panelde konuşmacılardan biri roller.
OO konuşmada ilk defa crapelli'nin de karşısında ben
demans yerine şizofreniler grubu demeyi öneriyorum diyor.
Gerekçelendirerek burada niye? Bir bölünmeden söz ettiğinden de
bahsetmemiz lazım ama uzun olur mu, ne dersiniz?
Anlatayım mı onu? Yok anlatabilirsiniz hocam.
Tamam, çünkü çok önemli bir yanlış anlamayı düzeltmeye fayda
edebilir diye düşünüyorum. Şimdi texcebooklara baktım, ders
kitaplarına baktığımızda ısrarla söylenen bir şey var.
Böyleler buna zihin yarılması dedi.
Ama şizofreni zihin bölünmesi değildir, zihin de bölünme
olmaz. Bölünme diye bir kavram somut
olmadığı için bir kere kabul edilmiyor.
Şimdiki yüzeysel ve Kuzey Amerika ağırlıklı bakış açısında
ama daha da önemli bir endişeleri var.
Bunu söyleyenlerin kişilik bölünmesi dendiği zaman çoğu
kişilikle yani dis sosyatif kimlik bozukluğuyla
karıştırılacağından korkuyorlar. Şimdi burada şunu söylemek
lazım, fazla da korkmalarına gerek yok.
Çünkü böylelerin bakış açısında benim gayet isabetli bulmaya
devam ettiğim. Diz sosyalun çok önemli bir yeri
var. Yani bir sosyal merkezinde bu
ııı bu böylelerin yaptığı tanımın.
Çünkü böylelerin şizofreniler grubunun merkezinde.
Asosyallardaki kusurlar ve otizm ve diğer 2 tane a daha var.
Onu daha sonra anlatırız ayrıntısını zaten 4 a diye
bilinen böyleler şizofreni tanımı broylere ait değil.
Bu roller sadece asosyalsyon otizm merkezde olmak üzere bir
tanım yapmış. Bu otenin dönemki asosyal
psikolojisinden kaynaklanıyor. Asosyallarla kastettikleri de.
Zihinsel işlevleri bir arada tutan bir.
Üst meleke aslında bir yönetsel işlev gibi.
Yani asosyalsyon gözle görülebilir bir şey veya
mikroskopla bakıp anlayabileceğimiz bir şey değil
elbette. Şimdi hep bunu bekler olduk ama
çok iyi bir metafolojik kavram. Diyor ki, asosyalsyonlarda kusur
olduğu zaman irade, düşünce ve buna benzer bir takım üst düzey
başka işlevler. Afektin etkisine daha açık hale
gelir. Patostan daha fazla etkilenir.
Heyecanların etkisine açıktır. Öyle olduğu zaman da bu
kişilerde. Yaşantılar.
Düşüncenin ve iradenin etkisini azaltır ve bir tür gerçek.
Uyumlu olmayan yaşantılar ve davranışlar ve düşünceler ortaya
çıkabilir. Yani şizofreniler grubu da.
O nedenle çok daha iyi biçimde tanımlanmış.
Ibrahim buna bir şeyler ekleyecektir ama şunu da
söyleyeyim, daha sonra unutmayayım diye jung'un o
dönemde gene orada olan jung'unda historiye bakışıyla
şizofreniye bakışında birbirine yakın şeyler olduğunu ve bllerle
paylaştıklarını daha sonra anlatalım.
Ama şimdi dağıtmamak için biraz ibrahim eklesin.
Bence bu yaşantı kısmının. Ben bu asosyal ilgili bir şey
söyleyecektim aslında blovler yani.
Kendi kuramında freud'la bir dönem iyi ilişkileri olmasına
rağmen kuramsal düzeyde pierjinden daha fazla etkilenmiş
biri olduğu söyleniyor. Özellikle bu asosyalsyonlar
kısmında. Ve asosyal da tam olarak
dediğiniz gibi, yani çağrışımlardaki bir bozukluk
değil de hakikaten şeyin nasıl? Desem aslında zihinsel.
Bileşen. Kışının.
Evet, yani zihinsel bileşenleri için içine duygu algı da dahil
bir arada tutulan tutan kurucu. Ne denir, melek yeti gibi bir
şey olarak görüyor. Ve diş sosyalyon da sadece
dolayısıyla düşünce akışındaki ya da düşünce süreçlerindeki bir
çağrışımlardaki bir bozukluk değil.
Hayalin de işte kendilik algısının da anılarında hepsinin
bir arada tutulan bir şey. Düzenleyici unsuru gibi burada
blovler'dan bir öncesinde interpisik ataksi kavramını
ortaya atan sternski var sternski de aslında
asosyalsyonları kullanmamakla birlikte benzer şeyi söylüyor.
Aslında yani interpisik ataksi dediğinde pistik güçler
güçlerdeki bir atakya bir. Nasıl desem uyumsuzluk, bir
dengesizlik halinden bahsediyor. Akarlık, beceriksizlik
diyebiliriz belki. Onlara uygun yerde kullanamamak
psikişik güçleri uygun şekilde kullanamama hâli belki de.
Işte bu asosyalsyonların gevşemesiyle ilgili
çağrışımların gevşemesiyle ilgili aşırı bir yorum.
Söyleyeyim, hani psikanalistlerin aşırı bir
yorumu? Gollerim burada aslında freud'un
serbest çağrışım tekniğini biraz ele aldığını ve onu biraz ondan
biraz esinlenerek böyle bir şeyi ortaya koyduğunu söyleyen
yazılarda var söylemiş olayım. Şey anla onun uyarısıyla
başlayan bir şey. Söz kesme de.
Söz kesme diyor anna o, hani broer devrettiği zaman freud'a
freud'a soru sormaya devam ettikçe sözümü kesersen
anlatamam diye o da susuyor çağır ben serbest çağrışım
oradan çıkıyor biz kanalize. Işte onun için.
Aşırısına benzerlik kurabiliyorlar.
Ve bu aşırı yorumu oluyor değil. Mi evet.
O. Haklısın?
Evet. Belki şey demek iyi olur?
Yani meslekten olmayanların da bunları dinlediğini varsayarak.
Asılyasyon dediğimiz şeyin daha çok çağrışım diye
kullanıldığını, günlük pratikte günlük psikopatoloji, psikoloji,
psikiyatri proteinde biliyoruz. Ama çağrışım bozukluğu dediğimiz
zaman çok indirgenmiş bir şeye dönüyor.
Halbuki hele ikinizin anlattığında da aslında bir
bilinç akışından bahsediyoruz ve o bilinç akışının
komponentlerinden, parçalarından da bahsediyoruz.
Buradan belki cem'e de bir soru çıkar.
Edebiyattaki bilinç akışı tekniğiyle.
Oradaki bilinç akışıyla burada bizim.
Hastaları anlamaya çalışırken ki bilinç akışını değerlendirmemiz.
Arasında bir paralellik benzerlik var mı?
Bu konuda ne düşünüyorsun? Bu timuçin'in sorduğu soru çok
uzun konuşmamaya yol açabilir diye korkuyorum.
Şimdi kısaltmaya çalışarak söyleyeyim.
Gündelik psikiyatri terminolojisinde düşünce akışı
bozukluğu ve çağrışımlarda gevşeme lafını çok kullanıyoruz.
Şimdi bu gevşeme blorlerin zaten kullandığı bir kelime lokeronk
olarak da kullanıyor. Spriting paltong olarak da
kullanıyor. Tahsin'in hatırlayabileceği
benim şimdi hatırlayamadığım bir alt serison gibi bir şey var mı?
Yani. Diye başlayan bir Almanca kelime
daha var, sorun değil, hatırlayamadım da lokeronk ve
spaltan birbirinin yerine çok dikkat etmeden kullanıyor
yalnız. Bugünkü bakış açımızda
çağrışımlarda gevşeme diyebildiğimiz yani düşüncenin
neden bir yerden başka bir yere gittiğini, sıradan bir kulakla
dinlediğimizde takip edemediğimiz ve akıl hastası
tanısı koymaya en çok. Psikiyatri hekimleri yönelten
belirtilerden biri olan formel düşünce bozukluğu yani bir düz
cümleye başladıktan sonra düşüncenin gitgide raydan
çıkmaya başlaması ve başka bir yere ulaşması gibi.
Bunu böylelerin tarif ettiği belirtilerden biri zannetmemiz
sadece bir çeviri hatasından kaynaklanıyor.
Tam olarak söyleyebilmek için ingilizcesini söylemek
zorundayım. Özür dilerim.
The tren off todsing ama todd'la spriting arasında tire var.
Çeviri böyle yapılmış, yani düşünce akışı.
Bölünmesi gibi bir şey. Halbuki aslında kitaptaki bölüm
şu. Düşünce akışı daha sonraki bölüm
olarak da bölünme ya da spaltun yani ikisinden ayrı ayrı söz
ediyor ve şipun ile kastettiği şey düşünce akışındaki gevşeme,
düşüncenin başladığı yerden uzaklara doğru ilerlemesi ve
takip edilemeyişi değil. Merkezdeki asosyallardaki
bölünme. Bunu ben çok önemli buluyorum
çünkü yıllardır bunu brolerin tarif ettiği bir şeymiş gibi
kabul ediyoruz. Çağrışımlarda gevşeme halbuki
böyleler çağrışımlarda gevşemeyi öyle merkezi bir belirti olarak
falan söylemiyor. Edebiyat örneğinde şunun için
sordum, cem, ben sana bazen bu bilinç akışını okuduğumuzda da
James joyce ve jenolf ile kimse. Anlamıyoruz ve zorlanıyoruz ya?
Evet. Ve dolayısıyla anlamadığımız ve
zorlandığımız bir şeyi de rahat. Rahatsız ya da bizden farklı
diye adlandırmak ve nikterek eğiliminde oluyoruz.
Dolayısıyla bunun değerlendirilebiliyor olması çok
önemli bir şey. Yani zamanda tam da bu yüzden
sordum. O zaman biraz ekleme
yapabilirim. Belki çok çok iyi bir soru,
çünkü onu unutmuştuk, devam edelim oradan burada bilinç
akışını kullanan yazarlara gösterdiğimiz hoşgörünün
değişkenliği de. Tıpkı hastalarla ilgili ilişki
kurabilmedeki becerimizdeki değişkenlik gibi.
Yani hastaların kimisiyle kendi öznel yaşantımıza ve belki temel
ardalanımızdaki bilgiye bilmem neye bağlı olarak daha iyi rahat
ilişki kurabiliyoruz. Orada ibrahim'in ekleyeceği
şeyler, tahsin'in ekleyeceği şeyler çıkacaktır.
Inter sübjektivite vesaire konusunda örnek veriyorum.
Şimdi dublinor'da okuduğumuz zaman James jours'tan.
Hiçbir sıkıntı çekmiyoruz. Sanatçının bir genç adam olarak
portresinde biraz zorluk çekiyoruz.
Ortalama yıl lisesi bitirebilen kimse görmedim.
Ben de bitiremedim. Bir yıl c yani türkçesi bile
zor. Öte yandan bluesdaydık.
Oradaki mister blom'dan esin'le dublin'de insanlar kutlamak
üzere yürüyorlar ve hiç ihmal etmeden hayranları da var yani.
Lensi amca senin benim hocamın James jours için yazdığı çok
acımasız bir şey var. Sıradan bir şizofreni vakası
olarak değerlendiriyor ki, onun anladığı anlamda şizofreni ye
hiç uymadığını şimdilik söyleyeyim de geçeyim.
Virgin yavuz'ta gösterilen müsamaha çok daha fazla çünkü.
Onun bilinç akışı dümdüz devam ederken bir taraftan içinde bir
kurgu da var, bir pilot da var. Yani misali mesela okurken bu ne
ya diyen insan sayısı çok azdır. Daha örnekler çoğaltılabilir.
Hastalarla da aynı şey oluyor. Bu yazarlar gösterilen müsamahı
aslında bizim klinsiyon olarak hattalar ve görüşmemizde de
etkiliyor. Etkili olan bir şey yani
karşıdaki kişinin kişiyle kurduğumuz ilişkide daha
ilişkinin en başında. Harekete geçen belli faktörler
var. Kişinin eğitimli olması kişinin
bir şekilde. Belki fiziksel özellikleri bizim
o anki. Yorgunluk durumumuz vesaire ama.
Burda belki şu şundan söz edilebilir, yani şizofreni
hastaları için mesela şu an böyle konuşuyorsak böyle belki
biraz sonra şizofreni hastalarının belli
yaşantılarının anlaşılmaz olduğunu söyleyen karyas verse
belki bir eleştiri getirebiliriz.
Şizofreni hastasıyla belli bir düzeyde ilişki kurduktan sonra
tahsinim böylelerden atıf yapıp bana sözü vermeye çalıştığı
durum. Da atıf yapıyorum, çok dağıldım
ama hemen toparlayacağım. Aslında şizofren hastasıyla
biraz daha belli şeyleri askıya alarak görüştüğümüzde aslında
beraber bir gerçeklik alanına giriyoruz.
Bu psikotik ya da yanlış ya da bozuk bir gerçeklik değil ama
beraber bir ilişkide kurduğumuz bir gerçeklikten bahsediyoruz ve
herkesle her ilişki kurduğumuz insanla da belli düzeyde farklı
farklı gerçeklik düzeylerimiz olur bir.
Çocuğunuz. Bu arada.
Hasta. Hastayla ilgili mesela
anlaşılmaz olacağı ya da boş konuşacağı söylediklerinin
anlamsız. Olacağı işte çağrışımlarının
dağınık olacağı. Işte kendi kritik düşüncemiz mi
bizim? Yani bu burada demek istediğim
şey yaz persi eleştirmek anlamında ve her ne kadar
hastanın konuşması de organize olarak düşünse de bunlar da
belli bir. Anlam ifade edebilir demek
istiyorum. Kurduğumuz ilişki içinde.
Yok güzel, onu çok iyi anladım, askıya alır.
Almaktan kastın bizim ne yaptığımızı biraz altını
çizelim. Istediğimiz şöyle.
Hasta karşınızda işte çağrışımları gevşek.
Belki çevresel belki teğetsel konuşan bir hasta olduğunda
onun. Ile görüşmemizde işte çevresel
konuşuyor deyip bir tarafa bırakmayıp o çevresel
konuşmasındaki anlamlı öğeleri. Tespit etmek ve bunun üzerinde
tespit etmek de yine bir şey oldu.
Ama yanlış bir ifade oldu ama bunun üzerinden hastayla
ilişkiyi sürdürmek gerekiyor demek istiyorum.
Birazdan. Evet, evet.
Nispetiye o kadar acımasız olma çok yanlış değil.
Kurama askıya almak yani timuçin'in sorusuna belki bir
başka cevap askıya aldığımız ne? Gerçek olarak face olarak
bildiğimiz kuram kuramı askıya alınca tespit etmek yani anlamak
anlamında seçmek anlamındaysa evet kötü değil.
Çünkü sorarsın, yanlış anladın mı diye?
Evet yanlış derse bir daha denersin.
Dahası, bu farklı gerçeklik düzeyleriyle ilgili.
Bazen bizim hastalarımızın da böyle bir tutum takındığını
görebiliyoruz bence. Hatta belki klasik şizofreni
kitaplarında kısmi düzelme olarak ya da.
Işte sanrıların, hastaların belli alana kristalize olması
olarak ifade edilen durumdan bahsediyorum.
Hasta dışarıya gidiyor, işini yapıyor, bir şekilde
ilişkilerini sürdürüyor. Farklı bir gerçeklik alanında
sizinle görüşmeye geldiğinde tamamen bambaşka sanrılarıyla.
Dolu bir gerçeklik alanından söz ediyor ve sizinle orada ilişki
kuruyor. Tahsin'in böylelerle ilgili bana
belki topu attığı meselede biraz bununla ilişkili olabilir diye
düşünüyorum. Ibrahim'in dediğine ek olarak
şeyi söyleyebilirim. Sen krep elinden de bu kitabında
yazıyordu. Hani o?
Hani o santıların belli bir alana kristalizm olması ve
hayatın bir şekilde devam ettirmesiyle ilgili.
Şey demiş. Nice prusya krallar var ki yemek
sırasına girip yemek sırası bekliyor şeklinde bir ifadesi
var. Hani kitabında böyle bir
anekdotta var? Onu paylaşayım istedim.
Oylarında var işte şeydeki hastanemizdeki kıdemli
komutanlar, işte generaller hiçbir zaman rütbeleri
doğrultusunda davranmıyorlar diye yazıyor.
Bir de. Aslında davul books gibi biraz
daha. Dobıl book keping kısmı da var.
Belki onun ayrıntısını sonra anlatacaksın ama.
Şu da var, hastanede şimdiki psikiyatri proteinde.
Karşımıza geldiklerinde kısacık vakitte kulağınıza gelen sesler
devam ediyor mu? Sorusuna sormak zorunda
kaldığımız için zaten hani başka bir hayatı hayatta işlevsel
olduğu, yaşantılarının anlaşılır olduğu taraflar çok olsa bile o
lisanın burada konuşulmasının geçmeyeceğini düşünüyor ve sana
söyleme değer bile bulmuyor olabilir.
Yani mesela oturup nasılsın deyince aşık oldum veya nasılsın
deyince gidip bir yerde çay içtim, çok hoşuma gitti.
Biriyle. Aramda şöyle bir şey geçtiği
anlatmıyor ki sesler azaldı arttı.
Şüphelerim var yok. Bir de hekime hastalık
anlatırsınız, güzel şeyleri anlatmazsınız.
Yani hekimin bununla ilgili olduğunu fark ettiğinizde belki
anlatabilirsiniz. Gelip sana bunları sorunca
sadece bunları anlatacaksın. Tabi uzun ile birlikte vakit
geçiriyor olsan o zaman çay içtiğinden de bahsedersin.
Başka şeylerden de bahsedersin. Tam da en başta konuştuğumuz
şeye geri dönüyoruz aslında. Yani onun kıymetine beraber
geçirilen vakit ve anlamaya çalışma meselesine geri
dönüyoruz. Adlandırma tanımlamadan farklı
olarak. Sizden önceki bana şunu
sormuştu, verir hasta zaten. Ben de onu diyecektim hocam
aslında. Yani ben de nöroloji rotasyonum
da fark etmiştim. Hani hastalar benden daha iyi
nöroloji şey nörolojik muayene biliyordu yani.
Ben atasözü sorularak, soyut düşüncenin değerlendirildiği bir
durumda biraz daha farklı bir atasözü sorarsan hasta.
Şunu diyebilir, bir bu konuda da deneyimliyse daha önce üzüm
üzüme baka baka kararır soruluyordu.
Yeni mi çıktı bu diye sorabilir. Örneğin sendik yürü gölge nehiri
diye yerin mi diye sorarsan. Olarak tutumlu olmayı ne
sorarsan verebilirler. Çünkü damlaya damlaya göl olur,
sorulabiliyor ayağını yorganına göre uz sorulabiliyor.
Buradan alınacak ders çok alana. Sorudan çalışmak vardı ya eski
soru. Eski soru çalışırsak geçiyoruz.
James joyce söylemiştik ya şunu söylemezsem içimde kalacak belki
sonra hatırlamamızda da fayda olur.
James jourseyla ilgili şey hikayesi de var.
James joursey, jung ve burgsiyle olan ilişkisiyle ilgili
hikayeler de var onu sonra anlatalım bir ara.
Bugüne sığdıramadık ama konuşalım mutlaka.
Yani o zaman bu bölümün sonuna geldik dinlediğiniz için
teşekkür ederiz görüşmek üzere.
Podbean