Irvin D. Yalom ve John Nash: "Yaratıcı Beyin"
Akıl Oyunları (A Beautiful Mind) filmi 2001 yılında vizyona girdiğinde gişede büyük bir başarı elde etse de John Nash'in hayatını gerçeklikten kopuk şekilde ele aldığı için çokça eleştirildi. Bu podcast bölümünde John Nash ve Akıl Oyunları filminden yola çıkarak dünyaca ünlü psikiyatrist Nancy Andreasen ve ünlü yazar Irvin Yalom hakkında bir sohbete başlıyoruz.
Herkesin merhaba dikensiz gül bahçesi fayda etmiyoruz
podcastinin yeni bölümünden size sesleniyoruz.
Bu potkette benimle beraber profesör doktor cemaat paşaoğlu,
profesör doktor timuçin ural ve doktor ibrahim aylak var.
Geçtiğimiz birkaç bölümde otizm hakkında konuşma fırsatı
bulmuştuk. Ben geçen bölümü kapatırken
şeyden bahsetmiştim. Lois beyinden bahsetmiştim lois
we nin hani kaynakların bazılarında şizofreni olarak
geçtiğinden ama. Benim açımdan en azından otistik
direklerin olduğundan büyük ihtimalle otizm sahibi
olabileceği ile ilgili bir şeyim var.
Düşüncem var benim ondan bahsetmiştim.
Benim merak ettiğim bir kişilik daha var.
Onunla ilgili konuşabiliriz. Belki johnny jones'e çoğu kişiye
aslında büyük ihtimalle akıl oyunları filmiyle tanıdı.
Dünyaca ünlü bir matematikçi, Nobel ödüllü kendisinin.
Oyun teorisi hâlâ güncel olarak dediğim kadarıyla çok önemli.
Bir teori olarak geçiyor ekonomide diye biliyorum.
John wes'le ilgili o filmden sonra bazı tartışmalar da doğdu.
Johnny için özellikle psikotik yaşantılarıyla ilgili olan
kısımların çok abartılı olduğu, bunun dışında tanısıyla ilgili
şüphelerin olduğu ve john johnnick'in yanlış
gösterildiğini dair bir tartışma süre geldi.
Ben bu konuda belki bu sefer cem hoca yerine timuçin hocayı
tercih ederek başlayabilirim. Hocam siz filmi izlemişsinizdir
mutlaka john wich hakkında da daha önce konuşmuştuk diye
hatırlıyorum. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda
sizi onu sorayım. Yani filmlerden yola çıkıp bir
şey söylemek çok doğru değil aslında.
Genel olarak aslında john wich'in değil ama sanatçılar
için söylenebilir. O çok fazla postmoortam, ölüm
sorusu değerlendirmeler yapılıyor ve bu değerlendirmeler
yapılırken daha önce de bir konuşmuştuk hatırlarsınız
akhiskaldan'la bahsederken. Bu insanlarla görüşmeler
yapılmadan işte yaşam olaylarına bakıp öyle midir böyle midir?
Filan gibi bir şeyler çıkarabilmek mümkün.
Herkes yapabiliyor bunu. Yani benim de Virginia woolf'un
yaşam çizelgesini çizmeyi denemişliğim var mesela.
Yani bu olabilir şeyler bunlar. Ama bu kesin iddialarda bulunmak
çok doğru değil. Onu onun altını çizmek lazım
öncelikle. John nashic için.
Merak ettim. Çok merak ettim.
Ne zaman denedin ve nasıl nasıl bir şey çıktı ortaya Virginia
wolf'un. Bir life cart diye bir şey var.
Bipolar beni. Hep anlattınız bize.
Evet, tablolarını çizdiğimiz bende ve jeni waff'un yaşam
öyküsünü takip ederek onun. Geriye dönük olarak yükselme ya
da çökme diyebileceğimiz dönemleri var mıydı?
Hani ya da depresyon demek çok güç ama geriye dönüp yapılan bu
tür değerlendirmeler hele de bir.
Hani tanıya önce atif edip ondan sonra o tanı doğru mudur diye
yapılabilir. Sağlıklı olmadığını söyleyeyim.
O sadece bir çeşit hentelektüel tatmin ya da her neyse adı bir
şey olur ama hem doğru olmaz hem de uzun vadede zarar verici de
oluyor diye düşünüyorum. Hem o yazara ya da işte neyse
sanatçıya zarar veriyor hem de yaşayan ve bu tanıya alan
insanlara zarar veriyor çünkü. Kategorik bir değerlendirmeyle
işte bunlar hep yaratıcıdır ya da yaratıcılar hep şöyledir
falan gibi totolojilerle de sonuçlanabiliyor diye
düşünüyorum. Buradan yola çıkarak.
Hani john nash sorusuyla ilgili şunu söyleyecektim, tabi
filmlere bakarak bir şeyleri söylemek de çok doğru değil.
Çünkü filmleri de eğip büküyorlar işte biliyorsunuz.
Yani openaymır ne kadar? Openmorun hayatı ise johnniction
hayatı da o kadar johnniction hayatı bilmiyoruz ki çok fazla.
Melodramatik hale getiriliyor. Popüler kültüre sunuluyor.
Sonuç olarak bazı şeyler çok öne çıkarılıyor, bazıları
gizleniyor, bazıları hiç söz konusu bile edilmiyor.
Filan johnny iş içinde o filmde ilaç kullanmadan o süreci
tamamladığıyla ilgili hikayeler anlatılıyordu.
Yanlış hatırlamıyorsam çok oldu filmi söyler ama oysa ben
amerika'ya gittiğim bir bir takım.
Toplantılara katıldığım dönemde johnnation doktoru olan bir
şahısla tanışmıştım ve tam. Ilgisiz bir şekilde yani
insanların ilaç kullanmaları, ilaç kullanma konularının
çarpıtılması ile ilgili şeylerden bahsedilirken, yo
aslında ilaçta kullanıyor ve ilaç kullanıyor da bir itirazı
yoktu gibi bir cümleyi bizzat oradan duydum.
Dolayısıyla şimdi. De bir ilaç kullandığını
biliyorum. Tabi şimdi ölmüş de olsa john
niçin ve doktorunun. Gizlilik.
Hastarı meselesini ifşa etmek hiçbir şekilde istemem.
Onun için o detaya girmeyeceğim ama en azından hani filmde iddia
edilen şeyin doğru olmadığını sadece söylemek istiyorum.
Sonuç olarak 2 kişi arasında bir odada yaşanan şeyleri
başkalarının biliyor olması ya da bununla ilgili çıkartmalar
yapması doğru değil ancak. Hani bir takım ipuçları belki o
da gerekliyse o kişinin yararına ileri sürülebilir, iddia
edilebilir. Ancak o koşullarda örneğin
johnny türkiye'ye geldi, fal baktırdı bir falcı 10'a çıkart
adısı ile başlayan birisinin onu takip edeceğiyle ilgili bir şey
söylemiş yanlış. Hatırlamıyorsam ne anlamda
takip. Işte hani söyler ya falcılar?
Belki tıbbi takip mi yoksa peşinde?
Şarkısı olan birisi seninle ilgilenmiyor.
Senin ne yaptığını takip ediyor. Filan gibi bir şey söylemiş.
Ve sanıyorum Zülfü Livaneli yazmıştı.
Bunun köşesinde doğru hatırlıyorsam yani kimin aklına
geldi böyle bir tuhaflık adamı niye falcıya götürdiniz?
Adamcağız çünkü beni kim takip ediyor?
S harfi ile başlayan kim falan diye gayet paranoid
değerlendirmelerde bulunmuş diye köşesinde yazmıştı.
Rahatsız mı olmuş? Öğret olmuştur herhalde de yani.
Olmuş, bundan duyduğu rahatsızlığı dile getirmiş.
Yani bunu bunu ciddiye almış daha doğrusu.
Hani basit falcılayıp ciddiye almıyoruz ama o almış.
Alabilir de bana. Filmden bağımsız olarak da işte
bazı şeylerin hani sanatçılar özelinde çok fazla.
Dramatize edildiğini. Söyleyebilirim.
Bir başka örnek edward mounk mesela ondan da bahsetmiştik
daha önce yani bu adamcağızın da işte şizofreni tanısından
bahsediliyor mesela. Ama yaptığı yorumlar ya da.
Aldığı tutum tavır nedeniyle halbuki bu adamı.
Tanı koyan ve 10'a çıkart tedavi başlayan kimse filan yok.
Yani onlar yaşam öyküsünden çıkarsamalarla ortaya
konulabiliyor. Bunlar bazen.
Hani. Tanı belli olduğunda zaten bir
tanı alıp geriye dönüp değerlendirmeler yapıldığında
makul mantıklı olabilir. Ama ancak o koşulda makul
mantıklı olabilir. Yani benim bir tanım vardır
işte. Cem balioher benim tanımı.
Sonuç olarak benden sonra benim yapıp ettik karımı o tanıdan
yola çıkarak ha bu tanısı vardı. Demek ki şunlar da buna bağlıydı
gibi bir çıkarsamayı belki yapmak mümkün ama hiçbir tanı
yokken ya işte o da şunu yapardı demek ki bu su vardı diye bir
iddiada bulunmak önce tuhaf. Bunu başka yazıklar ve
sanatçılar içinde söylemek mümkün.
John john nash için mesela şey onun.
Onunla tanışmış olan hatta ilaçlarını da düzenlediğini
bildiğim benim hocam, yani bir dönem en azından ilaçlarını
düzenlemiş olduğunu bildiğim lensiyah.
Hem tanıdığı için hem de kendi değerlendirmesi olduğu için onun
bir şizofreni vakası olduğunu anlatır.
Tıpkı şeydeki gibi James joyce'la ilgili olarak tabii ki
tanımadan post mortem olarak yaptığı değerlendirmede
kendinden emin olarak şizofreni kelimesini kullandığı gibi
onları düşündükçe diyorum ki lensi'nin.
Şizofreniyi kullanma biçimiyle bizimki tıpatıp aynı bile değil.
Esasında o zaten b lira veriyen bir bakışla oradaki otizmi ve
üstündeki psikozu gördüğü zaman onu şizofreni demekten geri
durmuyor. John nash, içinde hiç tereddüt
etmeden böyle bir şey söyledi ama.
O dediğin Hollywood etkisi çok mühim.
Çünkü filmde gösterilen. Harrisinasyonlar özellikle canlı
çok canlı olan ve görsel içeriği de çok belirgin olan ad
harris'in oynadığı çok başarılı biçimde oynadığı persektör ve
küçük kız. Yani şizofreniyi kabul etsek
bile hem geçerli olduğunu hem onda mevcut olduğunu kabul etsek
bile beklemeyeceğimiz bir şey. Şizofreni bir kere bu kadar
canlı bir görme bileşeni olan halüsinasyonu olan kişide ilk
akla gelecek şey hangi tıbbi hastalığı var?
Epilepsi bakıldı mı, emr ı çekildi mi?
Muayenesini yapalım, filan olmalı.
Elbette o kadar canlı varsalara sebep olabilecek ateşte
hastalıklardan ne bileyim ben porfiliğe kadar birçok şey
bulabilirsin. Yani parmakla bitmez.
Bulabilirsin, hiç zor değil. Zaten söylediğim o yani neyse
Andreas and gibi alanında çok önemli bir bilim kadının tutup
ben muayene ettim ve bunun sonucunda şizofrenini dedim
demesi çok kıymetli. O ayrı bir şey ama.
Neyse, Andreas and bile olsa hiç muayene etmediği bir insan
hakkında bir tanı iddiasında bulunması ise sadece hani hoşluk
onun açısından yani kişi açısından hiç hoş değil de hani
bunu anlatan kişi açısından ben hani biliyorum göstergesi
olabilir ama bence doğru değil anlamda.
Kitapta tavsiye edelim mi o zaman?
Yani dehaldan söz ettiği yaratan beyin ya da üreten beyin kreatif
prinein prine enzian, rize'nin yani ph'si şey olduğu için
doktoru ısıtıp okumaya başlamadan evvel ingiliz dili
edebiyatı doktorası tamamlamış olduğu için çok iyi bir anlatıcı
aslında. Bütün makaleler bence standart
amerikanca diyorum. Amerikanca tıptan daha üst düzey
bir lisan becerisi içerir. Ilginç bir şekilde neyse
anderesher'le tanışmam yani ismiyle tanışmam.
Tabii kendisiyle tanışmam çok çok sonra da.
Tıp fakültesinden bile önce lise öğrencisiyken science taacısı
diye bir dergi çıkardı. O yıllarda 10'a çıkart aboneydim
ben. Internet vesaire olmadığı için
işte ancak bir şey abone oluyorsun, onlar gelirse oradan
okuyorsun. Okuduğum sanki de acıslardan bir
tanesinde doctor shakespeare castoryes diye bir makale vardı.
Benim de çok ilgimi çekmişti. Lise son sınıftayım herhalde
öyle bir şey. 2 ya da son sınıf oturup okumuştum yani burada
sanki shakespeare'in bir. Doktor gibi o kişilikleri nasıl
yarattığıyla ilgili bir şey bir makaleydi o yıllarda da çok
hoşuma gitmişti. Sonra işte o san stajları
ciltmedim, bir yere kaldırdım filan çok zor bir psikiyatrist
olduktan sonra tekrar açıp baktığımda altını çizmişim.
Neyse Andreas sen şeyi madem hani yazarım, hani senin kim
olduğunu bilmeden genç bir doktor da o sırada tabi 1.977
filan. Ha tam 10'a çıkart denk geliyor
olsa gerek ne oluyor? 37 kırklarına yaklaştı, dönem
oluyor. Ben tıp fakültesini bitirip
iktisasa girdiği ve winocer'la çalışmaya başladığı zaman.
Evet, yani yeni uzman ya da uzmanlığı henüz almış filan gibi
olsa gerek. Evet.
Bir de shakespeare onun için özel önem taşıdığından mesela
öbür kitabı da temposta başlar. The tempos'la açar şeyi jakspir
konuşmaya bayılır. Çünkü yani shakespeare'den söz
ettiğin zaman. Lafı bitmez, söyleyecek çok şey
vardır her zaman bir de tabii şeyi sever madem hani.
Lensi hakkında konuşuyoruz. Bu yaratıcı beyin kitabını
yazan, aynı zamanda da onlarla çala çalışmakta olan biri olduğu
için şöyle bir akşam yemeğinden söz etmişti bana.
John nash watson yani watsonın creking watson'a.
Ve kendisi ve eşi bu dörde oturuyorlar.
Tabii o yaştaki ben için hele şimdi de çok heyecan verici ama
orada ne konuşuldu ve nasıl bir sohbet döndü?
Kim kime ne kadar? Kulak verdi, birbirleriyle ne
kadar anlaştılar, anlaştıkları zaman nasıl sorular sor çok çok
çekici değil mi insan çok merak ediyor.
Kesinlikle e ben ö SYM nin kurucusu ve efsane bir başkanı
Altan gün alp'in watsonın arkadaşı olduğunu öğrendiğimde
de çok heyecan duymuş. Olmayan inch.
Öyleymiş ya batsın yakıyken ama ben batsının diye hatırlıyorum.
E hayatta olandır büyük ihtimalle kırık hayatta mı?
Ben şimdi bilemedim. Kırık şey herhalde DNA yı
keşfeden. Güzellemeyi unuttuk tabi esas o.
Var 3 DNA sarmalını ilk defa gösteren 2 önemli benim adamı.
Bakıyorum, şimdi batsın hayatta bir dakika. 42.000 dörtte ölmüş.
Hepsi olabilir. Evet.
Yani işte bu tarihi kesişmeler bazen çok.
Önemli oluyor yıllar yıllar önce hepsi türkiye'ye geldiler.
Bu insanların ve çeşitli toplantılarda o yıllarda
bakırköyün meşhur Bakırköy günleri toplantılarını da
katıldım. Toplandıkça anlatalım.
Onlardan bir tanesi yalon tabi o yıllarda gelen örgün yalan.
Örneğin yalımı bir arkadaşımla pekkan yol kalple birlikte gidip
hava alındı, karşılamıştık. Eşi ve yalığımı alıp.
Işte getirdik ve bizi çok etkilen şeylerden bir tanesi.
Yolumun daha o sırada bizimle kim olduğumuzla ne yaptığımızda
psikiyatrinin nesiyle ne kadar ilgilendiğimizle filan ayak üstü
yaptığı sohbet ve ilgi. Çünkü çok ilginçti.
Merlin yalon, eşi devir edebiyatçıdır.
Aslında önemli bir edebiyat profesörüdür ve.
Yalımın yazdıkları üzerine de çok büyük etkisi vardır.
Sanıyorum yazdığı her şeyi okur ve değerlendirirdi.
Merlin yalom'un evli kadının tarihi ve memenin tarihi diye
Türkçe yayınlanmış ve az bilinen 2 kitabı da var mesela.
Çok önemli. Edebi şahıslardan bir tanesi, o
da onunla. Bakırköy günlerinin bir akşam
yemeğinde engingeç tanı buluşturup onları aynı masaya
oturtmuştum ki, hatta pekkan onlara eşlik etmişti.
Sanıyorum, birbirlerini ilk bulmaları ve konuşmaları
oradadır. Hatta sonra şimdilerde.
Bir başka edebiyatçı. Burcalkın onunla ilgili bir
makalede hazırlıyor. Umarım yayınlayacaklar. 2 yazarı
karşılaştıran 2 psikiyatristi karşılaştıran onların bunları
nasıl değerlendirdiğini anlatan ama tabii daha önemli bir şey
söyleyeyim. Siz gençlerin bilmediği bir şey.
Sonra yalan bodrum'a gitti ve bodrum'da bir grup yaptı bir
grup. Workshupı diyebiliriz.
Belki cemaatpaşaoğlu da o gruba katılanlardan bir tanesidir.
Belki o da bir şeyler söyler. Ben de şeyi ekleyeyim de hocam
onu da anlatsın o zaman. Örneğin yalom'un amerika'da
evine gitmesi. Onunla ilgili de bahsetsin bence
cem hoca. Evet, öyle öyle bir tutku işte
şey john lehine hayatını okumak gibi yalamı.
Tabi biz Ankara tıpta grup psikoterapisi eğitimi çok yoğun
olarak verildiği için satır satır.
Outpation. Grup psikoterapisini okumuştuk.
Ben bütün kitaplarını okuyordum zaten.
Hatta işte ııı 91 yılı olsa gerek amerika'ya.
Buradan saygıyla analım hocamız güleren ünlüoğlu 2 binde
kaybettiğimiz bizi rotasyona gönderdi.
Amerika'da bir bakırköy'e benzeyen bir hastanede
çalışabilmemiz için orada çalıştığım dönemde bunu fırsat
bilerek yalamda da tanışabilirim ümidiyle kendisiyle yazıştım,
haberleştim. Hatta telefonla konuştum falan
ve gittim. O sıradan içe ağladığında iyi
yazıyordu. Epeyce bir uzunca bir gün
geçirdik. Nazik de bir insan olduğu için
beni karşıladı. Tren garından aldı, işte evine
götürdüğü orada anlattı. Workshop'un gösterdi falan 90.
Üçte karşılaştığımızda peygam ve timuçin'le beraber ikinci
karşılaşma oluyordu o zaman. Engin bey'le beraber eee
yaptıkları grup çalıştayına da katılmak üzere bodrum'a
gitmiştik. Pek çok arkadaşımız vardı ve
Zeynep de vardı. Ben de vardım ve çok çok verimli
bir şey olmuştu. Hem engin bey hem yalan.
Yıllar sonra zannediyorum. 2.010 üçte tekrar san francisco'daki
Amerikan psikiyatrist birliği toplantısında gördüm.
Gidip merhaba, ben ta 90 üçteki grubunuza giren işte o elemandım
filan dedim, hatırlamış gibi yaptı ama bence hatırlamadı.
Hatırladım ya çok sonra burcu akanlarını o da temas ettiğinde
bütün bu Bakırköy hikayelerini filan da hatırlayamadı.
Ama tabi yıllarda çok geçti ve. Türkiye'de dünyanın her yeriyle
bağlantılı olan insanlar. Hatırlamalarını beklemek zor.
Buraya şurdan yerdik. Tabii bu yaratıcılık çalışmaları
ve 100 yüze yapılan değerlendirmeler ve o
değerlendirmelerin ne kadar önemli olduğu meselesi.
Sonra giderek mesela Neslihan dreasen.
Bigs'e ledle CD ye c yani yaratıcılığın jest create
tweeter'in CS büyük yaratıcılar ve küçük hani günlük hayattaki
yaratıcılar ayrımını yapmaya çalıştı.
Sonra tekrar istanbul'a gelip kültür Üniversitesinde bir
konuşma yaptığında. Bu sefer artık emekliliğine
doğru yaklaşıyordu ve. Bu alanda bir ne yaptığını
sordum ben de yani bu bütün bunlar oluyor ve yaratıcılık
genetik ilişkisi kurulmaya çalışılıyor.
Macaristan'dan bir vaka serisi var.
Bu konuları ne düşünüyorsunuz falan gibi bir şey sorduğumda
çok haberdar değilim vaka serisinden ama ben şöyle
yapıyorum deyip. Yaratıcılık kavramını biraz daha
geliştirdiğini film yönetmenlerine.
De dahil ettiğini ve o çalışmaya aslında bir takım görüntüleme
yöntemleri ve bazı. Psikolog nöropsikolojik testleri
de ilave söylemişti ama o çalışma sonra bitti, yayınlandı
mı? Ondan haberim yok.
Bildiğim kadarıyla bitirmedi onu.
Yok bitti. Son yazıştığımızda bir kaç yıl
evvel. Yo ben çalışmaya devam ediyorum
demişti ama. Sonra bir şey çıkmadı.
Oradan 100 yüze görüşmelerken bir takım başka tetkikler filan
katarak ilk teorisini yıllar önce ayova yazarlar grubuyla
yaptığı çalışmaları bir anlamda daha genişleterek ve
doğrulayarak ilerlemeye çalışıyordu.
Belki bitirir. 2 kişi vardır sen sen tabi bilirsin hem Orhan
pamuk hem buket uzuner oradan geçmiş.
Onların okumalarına giderdim. Ay havada olduğum dönemde yani
rutes workshop'a devam etmekte olan kişiler oradaki benim hemen
hemen her gün gittiğim bir kitap.
Evet. Kitapevi vardı ama yukarısı
kütüphane gibiydi. Orada kitap okuyabilirdim.
Bedava kitabı satın almadan gidip orada okuma imkanı olurdu.
Orada okuma günleri olurdu. Rutez workshop'ta ama hakikaten
yani belki böyle sövmek ayıp ama çok kötüleri de olurdu.
Gene de hepsini dinlemek aralarında çok iyileri de
çıkardı. Şimdi resim vermeyeyim ama başka
isimler de var olsaydığın 2 isimden başka türkiye'den katıl.
Ben ikisini biliyorum. Yazarların eserlerini mi
okuyorlardı, ne yapıyorlardı orada?
Evet, yani oraya kabul edilmiş olan kişiler.
Kendi yazdıkları eserleri her pazartesi günü bir okuma akşamı
oluyor. Hadi aynı yani çok yaygın bir
şey ki tabi okuma akşamı olması şiir de olabilir.
Bu hikaye de olabilir. Ben düzyazı dinlemeyi daha çok
seviyordum. Böyle şiirler bana çok zor ve
bazen çok kötü geliyordu. O tabii çok iyi bir araştırma
alanı olduğu için yazarlar atölyesine katılanların
katılanlarla yapılan çalışmalarda işte bu şairler
yazarlar. Geçmişte geçirdikleri
hastalıklar daha çok duygu durum bozuklukları üzerinden
bağlantılar, ailede varsa çeşitli hastalıklar ve bunlarla
ilgili bilgiler filan da değerlenip toplanabiliyor idi.
O yüzden önemsendreen senin ilk çalışmaları onunla ilgili.
Onlarla ilgili başka çalışanlar da var ama en hani önemlisi o bu
alanda tabii bir de hikayemiz var.
Kikay misin kendisi de? Adıyla sanıyla bir polar
bozukluğu olan ve bir klinik psikolog aslında ve bu.
Hem bu alanda çalışıyor, hem kendi hastalığıyla ilgili
durulmayan bir kafayla kendi hastalık sürecini anlattığı
şahane bir kitabı var. Darkland spulse.
Darkness wesbıl Williams tire'nin okumaya değer yani
şahsen bilinebilecek bir değil. Mükemmel bir tomris uyar
çevirisi vardır, karanlık gözükünce.
Evet, o düdüklüyüm stickerın da önemli bir ödül.
Ödüllü yazar az bilinir çok haklısın, o da önemli.
Ama Türkçe çevirisini özellikle tavsiye ederim.
Çok doğru, çok güzeldir. Ben de Türkçe okumuştum ve çok
çok güzel bir yazıdır. Gerçekten şeydir metindir.
Onların da altını çizmek gerekir.
Evet. Dolayısıyla yaratıcılık
çalışırken. Belki hani evet, araştırmalar
önemli ama asıl ve en önemli şeyin birebir görüşmeler
olduğunu ve o görüşmeleri yaparken de mümkün olduğu kadar
belli bir. Kalıba sokmaya çalışmadan
aslında değerlendirme yapmanın öneminin altını çizmek gerek.
Kuramdan yola çıkarak ben. Değil belki yaşantıyı anlamaya
çalışarak başlamak. Yoksa freud'un da michelange ve
Leonardo da vinci ve rafael'le ilgili bir kitabı vardır üçünün.
Nasıl denir? Post moram psiko dinamik
yorumlarını yapar. Hatta fazlaca.
Iddialı yorumlardır. Onlar meşhur Leonardo da
vinççi'nin. Meryem kuğu.
Canlıbap'tist ve rafte jahia ve bebek isa tablosu ve o tablo'da
kuğunun kanadının aslında çiziliş şeklinden leonardo'da da
vinçinin nasıl bir laten eşcinsel olabileceği ile ilgili
tuhaf değerlendirmeliyim. Evet, tuhaf.
Ibrahim ibrahim kafa sallıyor. Hedefte broyid deyince illa akan
suların durması gerekmiyor daha önce.
Ibrahim'de yazdığı ibrahim'in twitter'da da yazdıklarında
vardı. Hani freud'da atfedilen çok
fazla şey var ama aile ile ilgili söylediği şey şu, 2
tanesi ve bunları da şöyle söylemiş diye şahane
özetlemişti. Oraya gelelim, her söylediği
gerçek de değil tabii freud'un ya da her söylediği tanrı
kelammı hiç değil. Ya da her söylediği saçmalık
diyerek kenara atılması da gerekmiyor.
Güzel tespitleri var çok önemli. Bugün de geçerliğini koruyor ama
hani bilim daha fazla ilerleyip biz daha çok şey bildiğimizde
freud'un yeri psikiyatri mi olur yoksa?
Filozofi felsefe alanı mı olur, başka bir yer mi olur, onu
bilmiyorum. Bir gün, bir gün.
Tarih karar verir onun bir yerine.
Yani büyük kuramcı diyelim. Nereden büyük kuramcı
diyeceğimize sonra tartışabiliriz ama.
Kuşkusuz ama da ki ibrahim'in söylediğin ibrahim kendi
söylesin twitter'da yazmıştı daha önce.
Ben şey yazmıştım yani freud ııı.
Hastalarım ebeveynleriyle ilgili çok az şey söylemiştir diye
yazdım. O da işte. 2 şekilde bir
ebeveynler, çocuklarının dürtülerinin doyurulmasını
fazlaca teşvik edip aşırı doymaya ulaşmış olabilirler.
Bir de bunu fazlaca kenetlemiş olabilirler gibi bir.
Yazmıştım bugün timuçin hoca'nın bir de bu tabloyla ilgili
söylediği durumla benzeri karamazov kardeşlere yazdığı bir
ön söz vardır. Freud'un orada karamazov
kardeşlerden yola çıkıp dostoyevski ile ilgili de aşırı
yoruma kaçabilecek. Yani yine laten test cinsellik
diye hatırlıyorum atıfları var. Yani doğrudan roman
karakterlerinden yola çıkıp dostoyevski'nin yaşamıyla
birleştirip herhalde aşırı yorum gibi değerlendirebilecek şeyler.
Bil. Şey yani dostoyevski'nin
epileptik olduğuyla ilgili bir net bilgi var.
Dolayısıyla o epilepsi nöbetlerinin geliş ve onu
etkileyiş biçimiyle ilgili bilgiler var.
Ama hepsi o kadar yani. Daha önce konuşmuştuk, standart
senle bundan bahsederken de bahsetmiştin.
Yanlış hatırlamıyorsam belli. Tabloların karşısında dona kalıp
oturup kalması ve. Hol beynin isa tablosuyla ilgili
örneğin onun karşısında bir sandalyeye oturup kalması ve
dakikalarca hareketsiz dona kalıp 10'a çıkart bakıyor
olmasıyla ilgili eşinin söyledikleri var.
Eşinin bu durumu anlatış. Baktığınız zaman sanki nöbet
geçiriyor gibi anlatıyor. Gerçekten hikayeyi ama işte bu
kadar bununla sınırlı. Yani eşi görgü tanığı olduğu bir
şey anlatıyor. Siz adamını pilep olduğunu
biliyorsunuz. Ikisiyle ilgili bir bugün bağ
kurmaya çalışıyorsunuz ama ne yapsanız söyledikleriniz tamamen
subjektif hale geliyor. Çünkü hele bir de buradan yola
çıkıp şudur budur. Labiten tespitlerle biten
cümlelerin hiçbiri elbette doğru olmayacaktır zaten.
Yaşayan hastalarımızla yani gözümüzün önündeki hastayla
ilgili bile bilgi almak istediğimizde eşine videoya
çekerseniz nöbet sırasında görelim diyoruz.
Öbür türlüsünü görmüyoruz. Neyse süremizi doldurduk muhtaç.
Doluyor, ben de bir şey ekleyeyim.
Burada bu konuştuk. Benzer olarak kardiyas persin de
böyle bir şey var aslında karyasper de ezel peygamber
hakkında şey yapıyor. Bir nasıl desem bir kitap
yazıyor ve onun patolojisi üzerine bir şeyler üretmeye
çalışıyor diye söyleyerek burayı kapatalım diye söyleyeyim.
Ben bu bölümü kapatırken. Yine bir sanatçıdan eserden
bahsedeceğim, ondan sonra kapatacağım eser.
Teodora nın eseri kendisi ahın yakınlarında doğuyor. 12
yaşlarındayken o. Tabi, Avrupa Birliği yok Avrupa
birliği'nin sınırlarını bu kadar serbest değil, kaçakçılara
yardım ediyor. Ahın direk Hollanda sınırında
bir yer. O sırada şey yakalanıyor.
Sınır görevlerine sınıf polisine yakalanıyor.
Ondan sonra da yani bir takım kötü muameleye de maruz kalıyor
sanırım bir şok yaşıyor ve neredeyse tamamen konuşamaz hale
geliyor diye anlatıyor. 1.933 yılında da psikoz teşhisi
konuluyor, ondan sonra da bir terzi olarak çalışmaya başlıyor.
Sonra işe bırakıyor vesaire derken.
Nazi döneminde zorla kısırlaştırılıyor.
Daha sonrasında toplama kampına gönderilecek.
Yani son anda kurtuluyor ve 1.998 yılına kadar yaşıyor.
Waginmanın eserleri çok ilginç aslında ben sadece bir resmi
paylaşabileceğim ama vagemen ölümüne kadar sürekli olarak
adolf Hitler tasvirleri yapıyor ama adolf Hitler tasvirleri
bayağı değişik tasvirler gerçekten çizgiler, renkler
vesaire çok değişik. Yani bir yandan da sanki alay
ediyor gibi bir şeyi de var. Çizim tekniği de var hitlerle
ilgili. Onu söyleyebilirim.
Bu eserin adı da mısır'dan göç. Adem'in böyle bir eserini
paylaşmak istedim. Bundan göçmenin bildiğimiz egzoz
mu yani şeydeki mısır'dan çıkış? Evet.
Eski ahit'e göndermeye yapıyor yani?
Büyük ihtimalle olacak indirim yapıyor hocam.
Pardon, bir de şeyi söyle yani kendi bir laf etmiyor mu, hicv
için mi yapıyor bütün bu Hitler şeylerini?
Yok hocam kendisiyle zaten çok şey yapamıyor sanırım
konuşamıyor çünkü evet, biraz içine kapanık ve sosyal olarak
biraz daha kapalı bir insan olduğu için çok fazla bir bilgi
de yok. Açıkçası hakkımda bu esere yine
daha önceden bahsettiğim pirincone zamn yani pirincone
müzesinde erişmiştim. Ben onun da bilgisini vermiş
olayım. Bizi dinlediğiniz için teşekkür
ederiz. Bu haftalık bizden bu kadar
tekrar görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean