Irvin D. Yalom ve John Nash: "Yaratıcı Beyin"
Akıl Oyunları (A Beautiful Mind) filmi 2001 yılında vizyona girdiğinde gişede büyük bir başarı elde etse de John Nash'in hayatını gerçeklikten kopuk şekilde ele aldığı için çokça eleştirildi. Bu podcast bölümünde John Nash ve Akıl Oyunları filminden yola çıkarak dünyaca ünlü psikiyatrist Nancy Andreasen ve ünlü yazar Irvin Yalom hakkında bir sohbete başlıyoruz.
Herkesin merhaba dikensiz gül bahçesi fayda etmiyoruz podcastinin yeni bölümünden size sesleniyoruz. Bu potkette benimle beraber profesör doktor cemaat paşaoğlu, profesör doktor timuçin ural ve doktor ibrahim aylak var. Geçtiğimiz birkaç bölümde otizm hakkında konuşma fırsatı bulmuştuk. Ben geçen bölümü kapatırken şeyden bahsetmiştim. Lois beyinden bahsetmiştim lois we nin hani kaynakların bazılarında şizofreni olarak geçtiğinden ama. Benim açımdan en azından otistik direklerin olduğundan büyük ihtimalle otizm sahibi olabileceği ile ilgili bir şeyim var.
Düşüncem var benim ondan bahsetmiştim. Benim merak ettiğim bir kişilik daha var. Onunla ilgili konuşabiliriz. Belki johnny jones'e çoğu kişiye aslında büyük ihtimalle akıl oyunları filmiyle tanıdı. Dünyaca ünlü bir matematikçi, Nobel ödüllü kendisinin. Oyun teorisi hâlâ güncel olarak dediğim kadarıyla çok önemli. Bir teori olarak geçiyor ekonomide diye biliyorum. John wes'le ilgili o filmden sonra bazı tartışmalar da doğdu. Johnny için özellikle psikotik yaşantılarıyla ilgili olan kısımların çok abartılı olduğu, bunun dışında tanısıyla ilgili şüphelerin olduğu ve john johnnick'in yanlış gösterildiğini dair bir tartışma süre geldi.
Ben bu konuda belki bu sefer cem hoca yerine timuçin hocayı tercih ederek başlayabilirim. Hocam siz filmi izlemişsinizdir mutlaka john wich hakkında da daha önce konuşmuştuk diye hatırlıyorum. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda sizi onu sorayım. Yani filmlerden yola çıkıp bir şey söylemek çok doğru değil aslında. Genel olarak aslında john wich'in değil ama sanatçılar için söylenebilir. O çok fazla postmoortam, ölüm sorusu değerlendirmeler yapılıyor ve bu değerlendirmeler yapılırken daha önce de bir konuşmuştuk hatırlarsınız akhiskaldan'la bahsederken.
Bu insanlarla görüşmeler yapılmadan işte yaşam olaylarına bakıp öyle midir böyle midir? Filan gibi bir şeyler çıkarabilmek mümkün. Herkes yapabiliyor bunu. Yani benim de Virginia woolf'un yaşam çizelgesini çizmeyi denemişliğim var mesela. Yani bu olabilir şeyler bunlar. Ama bu kesin iddialarda bulunmak çok doğru değil. Onu onun altını çizmek lazım öncelikle. John nashic için. Merak ettim. Çok merak ettim. Ne zaman denedin ve nasıl nasıl bir şey çıktı ortaya Virginia wolf'un. Bir life cart diye bir şey var.
Bipolar beni. Hep anlattınız bize. Evet, tablolarını çizdiğimiz bende ve jeni waff'un yaşam öyküsünü takip ederek onun. Geriye dönük olarak yükselme ya da çökme diyebileceğimiz dönemleri var mıydı? Hani ya da depresyon demek çok güç ama geriye dönüp yapılan bu tür değerlendirmeler hele de bir. Hani tanıya önce atif edip ondan sonra o tanı doğru mudur diye yapılabilir. Sağlıklı olmadığını söyleyeyim. O sadece bir çeşit hentelektüel tatmin ya da her neyse adı bir şey olur ama hem doğru olmaz hem de uzun vadede zarar verici de oluyor diye düşünüyorum.
Hem o yazara ya da işte neyse sanatçıya zarar veriyor hem de yaşayan ve bu tanıya alan insanlara zarar veriyor çünkü. Kategorik bir değerlendirmeyle işte bunlar hep yaratıcıdır ya da yaratıcılar hep şöyledir falan gibi totolojilerle de sonuçlanabiliyor diye düşünüyorum. Buradan yola çıkarak. Hani john nash sorusuyla ilgili şunu söyleyecektim, tabi filmlere bakarak bir şeyleri söylemek de çok doğru değil. Çünkü filmleri de eğip büküyorlar işte biliyorsunuz. Yani openaymır ne kadar? Openmorun hayatı ise johnniction hayatı da o kadar johnniction hayatı bilmiyoruz ki çok fazla.
Melodramatik hale getiriliyor. Popüler kültüre sunuluyor. Sonuç olarak bazı şeyler çok öne çıkarılıyor, bazıları gizleniyor, bazıları hiç söz konusu bile edilmiyor. Filan johnny iş içinde o filmde ilaç kullanmadan o süreci tamamladığıyla ilgili hikayeler anlatılıyordu. Yanlış hatırlamıyorsam çok oldu filmi söyler ama oysa ben amerika'ya gittiğim bir bir takım. Toplantılara katıldığım dönemde johnnation doktoru olan bir şahısla tanışmıştım ve tam. Ilgisiz bir şekilde yani insanların ilaç kullanmaları, ilaç kullanma konularının çarpıtılması ile ilgili şeylerden bahsedilirken, yo aslında ilaçta kullanıyor ve ilaç kullanıyor da bir itirazı yoktu gibi bir cümleyi bizzat oradan duydum.
Dolayısıyla şimdi. De bir ilaç kullandığını biliyorum. Tabi şimdi ölmüş de olsa john niçin ve doktorunun. Gizlilik. Hastarı meselesini ifşa etmek hiçbir şekilde istemem. Onun için o detaya girmeyeceğim ama en azından hani filmde iddia edilen şeyin doğru olmadığını sadece söylemek istiyorum.
Sonuç olarak 2 kişi arasında bir odada yaşanan şeyleri başkalarının biliyor olması ya da bununla ilgili çıkartmalar yapması doğru değil ancak. Hani bir takım ipuçları belki o da gerekliyse o kişinin yararına ileri sürülebilir, iddia edilebilir. Ancak o koşullarda örneğin johnny türkiye'ye geldi, fal baktırdı bir falcı 10'a çıkart adısı ile başlayan birisinin onu takip edeceğiyle ilgili bir şey söylemiş yanlış. Hatırlamıyorsam ne anlamda takip. Işte hani söyler ya falcılar? Belki tıbbi takip mi yoksa peşinde?
Şarkısı olan birisi seninle ilgilenmiyor. Senin ne yaptığını takip ediyor. Filan gibi bir şey söylemiş. Ve sanıyorum Zülfü Livaneli yazmıştı. Bunun köşesinde doğru hatırlıyorsam yani kimin aklına geldi böyle bir tuhaflık adamı niye falcıya götürdiniz? Adamcağız çünkü beni kim takip ediyor? S harfi ile başlayan kim falan diye gayet paranoid değerlendirmelerde bulunmuş diye köşesinde yazmıştı. Rahatsız mı olmuş? Öğret olmuştur herhalde de yani. Olmuş, bundan duyduğu rahatsızlığı dile getirmiş. Yani bunu bunu ciddiye almış daha doğrusu.
Hani basit falcılayıp ciddiye almıyoruz ama o almış. Alabilir de bana. Filmden bağımsız olarak da işte bazı şeylerin hani sanatçılar özelinde çok fazla. Dramatize edildiğini. Söyleyebilirim. Bir başka örnek edward mounk mesela ondan da bahsetmiştik daha önce yani bu adamcağızın da işte şizofreni tanısından bahsediliyor mesela. Ama yaptığı yorumlar ya da. Aldığı tutum tavır nedeniyle halbuki bu adamı. Tanı koyan ve 10'a çıkart tedavi başlayan kimse filan yok. Yani onlar yaşam öyküsünden çıkarsamalarla ortaya konulabiliyor.
Bunlar bazen.
Hani. Tanı belli olduğunda zaten bir tanı alıp geriye dönüp değerlendirmeler yapıldığında makul mantıklı olabilir. Ama ancak o koşulda makul mantıklı olabilir. Yani benim bir tanım vardır işte. Cem balioher benim tanımı. Sonuç olarak benden sonra benim yapıp ettik karımı o tanıdan yola çıkarak ha bu tanısı vardı. Demek ki şunlar da buna bağlıydı gibi bir çıkarsamayı belki yapmak mümkün ama hiçbir tanı yokken ya işte o da şunu yapardı demek ki bu su vardı diye bir iddiada bulunmak önce tuhaf. Bunu başka yazıklar ve sanatçılar içinde söylemek mümkün.
John john nash için mesela şey onun. Onunla tanışmış olan hatta ilaçlarını da düzenlediğini bildiğim benim hocam, yani bir dönem en azından ilaçlarını düzenlemiş olduğunu bildiğim lensiyah.
Hem tanıdığı için hem de kendi değerlendirmesi olduğu için onun bir şizofreni vakası olduğunu anlatır. Tıpkı şeydeki gibi James joyce'la ilgili olarak tabii ki tanımadan post mortem olarak yaptığı değerlendirmede kendinden emin olarak şizofreni kelimesini kullandığı gibi onları düşündükçe diyorum ki lensi'nin. Şizofreniyi kullanma biçimiyle bizimki tıpatıp aynı bile değil. Esasında o zaten b lira veriyen bir bakışla oradaki otizmi ve üstündeki psikozu gördüğü zaman onu şizofreni demekten geri durmuyor.
John nash, içinde hiç tereddüt etmeden böyle bir şey söyledi ama. O dediğin Hollywood etkisi çok mühim. Çünkü filmde gösterilen. Harrisinasyonlar özellikle canlı çok canlı olan ve görsel içeriği de çok belirgin olan ad harris'in oynadığı çok başarılı biçimde oynadığı persektör ve küçük kız. Yani şizofreniyi kabul etsek bile hem geçerli olduğunu hem onda mevcut olduğunu kabul etsek bile beklemeyeceğimiz bir şey. Şizofreni bir kere bu kadar canlı bir görme bileşeni olan halüsinasyonu olan kişide ilk akla gelecek şey hangi tıbbi hastalığı var?
Epilepsi bakıldı mı, emr ı çekildi mi? Muayenesini yapalım, filan olmalı. Elbette o kadar canlı varsalara sebep olabilecek ateşte hastalıklardan ne bileyim ben porfiliğe kadar birçok şey bulabilirsin. Yani parmakla bitmez. Bulabilirsin, hiç zor değil. Zaten söylediğim o yani neyse Andreas and gibi alanında çok önemli bir bilim kadının tutup ben muayene ettim ve bunun sonucunda şizofrenini dedim demesi çok kıymetli. O ayrı bir şey ama.
Neyse, Andreas and bile olsa hiç muayene etmediği bir insan hakkında bir tanı iddiasında bulunması ise sadece hani hoşluk onun açısından yani kişi açısından hiç hoş değil de hani bunu anlatan kişi açısından ben hani biliyorum göstergesi olabilir ama bence doğru değil anlamda. Kitapta tavsiye edelim mi o zaman? Yani dehaldan söz ettiği yaratan beyin ya da üreten beyin kreatif prinein prine enzian, rize'nin yani ph'si şey olduğu için doktoru ısıtıp okumaya başlamadan evvel ingiliz dili edebiyatı doktorası tamamlamış olduğu için çok iyi bir anlatıcı aslında.
Bütün makaleler bence standart amerikanca diyorum. Amerikanca tıptan daha üst düzey bir lisan becerisi içerir. Ilginç bir şekilde neyse anderesher'le tanışmam yani ismiyle tanışmam. Tabii kendisiyle tanışmam çok çok sonra da. Tıp fakültesinden bile önce lise öğrencisiyken science taacısı diye bir dergi çıkardı. O yıllarda 10'a çıkart aboneydim ben. Internet vesaire olmadığı için işte ancak bir şey abone oluyorsun, onlar gelirse oradan okuyorsun. Okuduğum sanki de acıslardan bir tanesinde doctor shakespeare castoryes diye bir makale vardı.
Benim de çok ilgimi çekmişti. Lise son sınıftayım herhalde öyle bir şey. 2 ya da son sınıf oturup okumuştum yani burada sanki shakespeare'in bir. Doktor gibi o kişilikleri nasıl yarattığıyla ilgili bir şey bir makaleydi o yıllarda da çok hoşuma gitmişti. Sonra işte o san stajları ciltmedim, bir yere kaldırdım filan çok zor bir psikiyatrist olduktan sonra tekrar açıp baktığımda altını çizmişim. Neyse Andreas sen şeyi madem hani yazarım, hani senin kim olduğunu bilmeden genç bir doktor da o sırada tabi 1.977 filan.
Ha tam 10'a çıkart denk geliyor olsa gerek ne oluyor? 37 kırklarına yaklaştı, dönem oluyor. Ben tıp fakültesini bitirip iktisasa girdiği ve winocer'la çalışmaya başladığı zaman. Evet, yani yeni uzman ya da uzmanlığı henüz almış filan gibi olsa gerek. Evet. Bir de shakespeare onun için özel önem taşıdığından mesela öbür kitabı da temposta başlar. The tempos'la açar şeyi jakspir konuşmaya bayılır. Çünkü yani shakespeare'den söz ettiğin zaman. Lafı bitmez, söyleyecek çok şey vardır her zaman bir de tabii şeyi sever madem hani.
Lensi hakkında konuşuyoruz. Bu yaratıcı beyin kitabını yazan, aynı zamanda da onlarla çala çalışmakta olan biri olduğu için şöyle bir akşam yemeğinden söz etmişti bana.
John nash watson yani watsonın creking watson'a.
Ve kendisi ve eşi bu dörde oturuyorlar. Tabii o yaştaki ben için hele şimdi de çok heyecan verici ama orada ne konuşuldu ve nasıl bir sohbet döndü? Kim kime ne kadar? Kulak verdi, birbirleriyle ne kadar anlaştılar, anlaştıkları zaman nasıl sorular sor çok çok çekici değil mi insan çok merak ediyor. Kesinlikle e ben ö SYM nin kurucusu ve efsane bir başkanı Altan gün alp'in watsonın arkadaşı olduğunu öğrendiğimde de çok heyecan duymuş. Olmayan inch. Öyleymiş ya batsın yakıyken ama ben batsının diye hatırlıyorum.
E hayatta olandır büyük ihtimalle kırık hayatta mı? Ben şimdi bilemedim. Kırık şey herhalde DNA yı keşfeden. Güzellemeyi unuttuk tabi esas o. Var 3 DNA sarmalını ilk defa gösteren 2 önemli benim adamı. Bakıyorum, şimdi batsın hayatta bir dakika. 42.000 dörtte ölmüş.
Hepsi olabilir. Evet.
Yani işte bu tarihi kesişmeler bazen çok. Önemli oluyor yıllar yıllar önce hepsi türkiye'ye geldiler. Bu insanların ve çeşitli toplantılarda o yıllarda bakırköyün meşhur Bakırköy günleri toplantılarını da katıldım. Toplandıkça anlatalım. Onlardan bir tanesi yalon tabi o yıllarda gelen örgün yalan. Örneğin yalımı bir arkadaşımla pekkan yol kalple birlikte gidip hava alındı, karşılamıştık. Eşi ve yalığımı alıp. Işte getirdik ve bizi çok etkilen şeylerden bir tanesi. Yolumun daha o sırada bizimle kim olduğumuzla ne yaptığımızda psikiyatrinin nesiyle ne kadar ilgilendiğimizle filan ayak üstü yaptığı sohbet ve ilgi.
Çünkü çok ilginçti. Merlin yalon, eşi devir edebiyatçıdır. Aslında önemli bir edebiyat profesörüdür ve. Yalımın yazdıkları üzerine de çok büyük etkisi vardır. Sanıyorum yazdığı her şeyi okur ve değerlendirirdi. Merlin yalom'un evli kadının tarihi ve memenin tarihi diye Türkçe yayınlanmış ve az bilinen 2 kitabı da var mesela. Çok önemli. Edebi şahıslardan bir tanesi, o da onunla. Bakırköy günlerinin bir akşam yemeğinde engingeç tanı buluşturup onları aynı masaya oturtmuştum ki, hatta pekkan onlara eşlik etmişti.
Sanıyorum, birbirlerini ilk bulmaları ve konuşmaları oradadır. Hatta sonra şimdilerde. Bir başka edebiyatçı. Burcalkın onunla ilgili bir makalede hazırlıyor. Umarım yayınlayacaklar. 2 yazarı karşılaştıran 2 psikiyatristi karşılaştıran onların bunları nasıl değerlendirdiğini anlatan ama tabii daha önemli bir şey söyleyeyim. Siz gençlerin bilmediği bir şey. Sonra yalan bodrum'a gitti ve bodrum'da bir grup yaptı bir grup. Workshupı diyebiliriz. Belki cemaatpaşaoğlu da o gruba katılanlardan bir tanesidir.
Belki o da bir şeyler söyler. Ben de şeyi ekleyeyim de hocam onu da anlatsın o zaman. Örneğin yalom'un amerika'da evine gitmesi. Onunla ilgili de bahsetsin bence cem hoca. Evet, öyle öyle bir tutku işte şey john lehine hayatını okumak gibi yalamı. Tabi biz Ankara tıpta grup psikoterapisi eğitimi çok yoğun olarak verildiği için satır satır. Outpation. Grup psikoterapisini okumuştuk. Ben bütün kitaplarını okuyordum zaten.
Hatta işte ııı 91 yılı olsa gerek amerika'ya.
Buradan saygıyla analım hocamız güleren ünlüoğlu 2 binde kaybettiğimiz bizi rotasyona gönderdi. Amerika'da bir bakırköy'e benzeyen bir hastanede çalışabilmemiz için orada çalıştığım dönemde bunu fırsat bilerek yalamda da tanışabilirim ümidiyle kendisiyle yazıştım, haberleştim. Hatta telefonla konuştum falan ve gittim. O sıradan içe ağladığında iyi yazıyordu. Epeyce bir uzunca bir gün geçirdik. Nazik de bir insan olduğu için beni karşıladı. Tren garından aldı, işte evine götürdüğü orada anlattı. Workshop'un gösterdi falan 90.
Üçte karşılaştığımızda peygam ve timuçin'le beraber ikinci karşılaşma oluyordu o zaman. Engin bey'le beraber eee yaptıkları grup çalıştayına da katılmak üzere bodrum'a gitmiştik. Pek çok arkadaşımız vardı ve Zeynep de vardı. Ben de vardım ve çok çok verimli bir şey olmuştu. Hem engin bey hem yalan.
Yıllar sonra zannediyorum. 2.010 üçte tekrar san francisco'daki Amerikan psikiyatrist birliği toplantısında gördüm. Gidip merhaba, ben ta 90 üçteki grubunuza giren işte o elemandım filan dedim, hatırlamış gibi yaptı ama bence hatırlamadı. Hatırladım ya çok sonra burcu akanlarını o da temas ettiğinde bütün bu Bakırköy hikayelerini filan da hatırlayamadı. Ama tabi yıllarda çok geçti ve. Türkiye'de dünyanın her yeriyle bağlantılı olan insanlar. Hatırlamalarını beklemek zor. Buraya şurdan yerdik. Tabii bu yaratıcılık çalışmaları ve 100 yüze yapılan değerlendirmeler ve o değerlendirmelerin ne kadar önemli olduğu meselesi.
Sonra giderek mesela Neslihan dreasen.
Bigs'e ledle CD ye c yani yaratıcılığın jest create tweeter'in CS büyük yaratıcılar ve küçük hani günlük hayattaki yaratıcılar ayrımını yapmaya çalıştı. Sonra tekrar istanbul'a gelip kültür Üniversitesinde bir konuşma yaptığında. Bu sefer artık emekliliğine doğru yaklaşıyordu ve. Bu alanda bir ne yaptığını sordum ben de yani bu bütün bunlar oluyor ve yaratıcılık genetik ilişkisi kurulmaya çalışılıyor. Macaristan'dan bir vaka serisi var. Bu konuları ne düşünüyorsunuz falan gibi bir şey sorduğumda çok haberdar değilim vaka serisinden ama ben şöyle yapıyorum deyip.
Yaratıcılık kavramını biraz daha geliştirdiğini film yönetmenlerine. De dahil ettiğini ve o çalışmaya aslında bir takım görüntüleme yöntemleri ve bazı. Psikolog nöropsikolojik testleri de ilave söylemişti ama o çalışma sonra bitti, yayınlandı mı? Ondan haberim yok. Bildiğim kadarıyla bitirmedi onu. Yok bitti. Son yazıştığımızda bir kaç yıl evvel. Yo ben çalışmaya devam ediyorum demişti ama. Sonra bir şey çıkmadı. Oradan 100 yüze görüşmelerken bir takım başka tetkikler filan katarak ilk teorisini yıllar önce ayova yazarlar grubuyla yaptığı çalışmaları bir anlamda daha genişleterek ve doğrulayarak ilerlemeye çalışıyordu.
Belki bitirir. 2 kişi vardır sen sen tabi bilirsin hem Orhan pamuk hem buket uzuner oradan geçmiş. Onların okumalarına giderdim. Ay havada olduğum dönemde yani rutes workshop'a devam etmekte olan kişiler oradaki benim hemen hemen her gün gittiğim bir kitap. Evet. Kitapevi vardı ama yukarısı kütüphane gibiydi. Orada kitap okuyabilirdim. Bedava kitabı satın almadan gidip orada okuma imkanı olurdu.
Orada okuma günleri olurdu. Rutez workshop'ta ama hakikaten yani belki böyle sövmek ayıp ama çok kötüleri de olurdu. Gene de hepsini dinlemek aralarında çok iyileri de çıkardı. Şimdi resim vermeyeyim ama başka isimler de var olsaydığın 2 isimden başka türkiye'den katıl. Ben ikisini biliyorum. Yazarların eserlerini mi okuyorlardı, ne yapıyorlardı orada? Evet, yani oraya kabul edilmiş olan kişiler.
Kendi yazdıkları eserleri her pazartesi günü bir okuma akşamı oluyor. Hadi aynı yani çok yaygın bir şey ki tabi okuma akşamı olması şiir de olabilir. Bu hikaye de olabilir. Ben düzyazı dinlemeyi daha çok seviyordum. Böyle şiirler bana çok zor ve bazen çok kötü geliyordu. O tabii çok iyi bir araştırma alanı olduğu için yazarlar atölyesine katılanların katılanlarla yapılan çalışmalarda işte bu şairler yazarlar. Geçmişte geçirdikleri hastalıklar daha çok duygu durum bozuklukları üzerinden bağlantılar, ailede varsa çeşitli hastalıklar ve bunlarla ilgili bilgiler filan da değerlenip toplanabiliyor idi.
O yüzden önemsendreen senin ilk çalışmaları onunla ilgili. Onlarla ilgili başka çalışanlar da var ama en hani önemlisi o bu alanda tabii bir de hikayemiz var. Kikay misin kendisi de? Adıyla sanıyla bir polar bozukluğu olan ve bir klinik psikolog aslında ve bu. Hem bu alanda çalışıyor, hem kendi hastalığıyla ilgili durulmayan bir kafayla kendi hastalık sürecini anlattığı şahane bir kitabı var. Darkland spulse. Darkness wesbıl Williams tire'nin okumaya değer yani şahsen bilinebilecek bir değil. Mükemmel bir tomris uyar çevirisi vardır, karanlık gözükünce.
Evet, o düdüklüyüm stickerın da önemli bir ödül. Ödüllü yazar az bilinir çok haklısın, o da önemli. Ama Türkçe çevirisini özellikle tavsiye ederim. Çok doğru, çok güzeldir. Ben de Türkçe okumuştum ve çok çok güzel bir yazıdır. Gerçekten şeydir metindir.
Onların da altını çizmek gerekir. Evet. Dolayısıyla yaratıcılık çalışırken. Belki hani evet, araştırmalar önemli ama asıl ve en önemli şeyin birebir görüşmeler olduğunu ve o görüşmeleri yaparken de mümkün olduğu kadar belli bir. Kalıba sokmaya çalışmadan aslında değerlendirme yapmanın öneminin altını çizmek gerek. Kuramdan yola çıkarak ben. Değil belki yaşantıyı anlamaya çalışarak başlamak. Yoksa freud'un da michelange ve Leonardo da vinci ve rafael'le ilgili bir kitabı vardır üçünün.
Nasıl denir? Post moram psiko dinamik yorumlarını yapar. Hatta fazlaca. Iddialı yorumlardır. Onlar meşhur Leonardo da vinççi'nin. Meryem kuğu. Canlıbap'tist ve rafte jahia ve bebek isa tablosu ve o tablo'da kuğunun kanadının aslında çiziliş şeklinden leonardo'da da vinçinin nasıl bir laten eşcinsel olabileceği ile ilgili tuhaf değerlendirmeliyim. Evet, tuhaf. Ibrahim ibrahim kafa sallıyor. Hedefte broyid deyince illa akan suların durması gerekmiyor daha önce.
Ibrahim'de yazdığı ibrahim'in twitter'da da yazdıklarında vardı. Hani freud'da atfedilen çok fazla şey var ama aile ile ilgili söylediği şey şu, 2 tanesi ve bunları da şöyle söylemiş diye şahane özetlemişti. Oraya gelelim, her söylediği gerçek de değil tabii freud'un ya da her söylediği tanrı kelammı hiç değil. Ya da her söylediği saçmalık diyerek kenara atılması da gerekmiyor. Güzel tespitleri var çok önemli. Bugün de geçerliğini koruyor ama hani bilim daha fazla ilerleyip biz daha çok şey bildiğimizde freud'un yeri psikiyatri mi olur yoksa?
Filozofi felsefe alanı mı olur, başka bir yer mi olur, onu bilmiyorum. Bir gün, bir gün. Tarih karar verir onun bir yerine. Yani büyük kuramcı diyelim. Nereden büyük kuramcı diyeceğimize sonra tartışabiliriz ama. Kuşkusuz ama da ki ibrahim'in söylediğin ibrahim kendi söylesin twitter'da yazmıştı daha önce. Ben şey yazmıştım yani freud ııı.
Hastalarım ebeveynleriyle ilgili çok az şey söylemiştir diye yazdım. O da işte. 2 şekilde bir ebeveynler, çocuklarının dürtülerinin doyurulmasını fazlaca teşvik edip aşırı doymaya ulaşmış olabilirler. Bir de bunu fazlaca kenetlemiş olabilirler gibi bir. Yazmıştım bugün timuçin hoca'nın bir de bu tabloyla ilgili söylediği durumla benzeri karamazov kardeşlere yazdığı bir ön söz vardır. Freud'un orada karamazov kardeşlerden yola çıkıp dostoyevski ile ilgili de aşırı yoruma kaçabilecek. Yani yine laten test cinsellik diye hatırlıyorum atıfları var.
Yani doğrudan roman karakterlerinden yola çıkıp dostoyevski'nin yaşamıyla birleştirip herhalde aşırı yorum gibi değerlendirebilecek şeyler. Bil. Şey yani dostoyevski'nin epileptik olduğuyla ilgili bir net bilgi var. Dolayısıyla o epilepsi nöbetlerinin geliş ve onu etkileyiş biçimiyle ilgili bilgiler var. Ama hepsi o kadar yani. Daha önce konuşmuştuk, standart senle bundan bahsederken de bahsetmiştin. Yanlış hatırlamıyorsam belli. Tabloların karşısında dona kalıp oturup kalması ve. Hol beynin isa tablosuyla ilgili örneğin onun karşısında bir sandalyeye oturup kalması ve dakikalarca hareketsiz dona kalıp 10'a çıkart bakıyor olmasıyla ilgili eşinin söyledikleri var.
Eşinin bu durumu anlatış. Baktığınız zaman sanki nöbet geçiriyor gibi anlatıyor. Gerçekten hikayeyi ama işte bu kadar bununla sınırlı. Yani eşi görgü tanığı olduğu bir şey anlatıyor. Siz adamını pilep olduğunu biliyorsunuz. Ikisiyle ilgili bir bugün bağ kurmaya çalışıyorsunuz ama ne yapsanız söyledikleriniz tamamen subjektif hale geliyor. Çünkü hele bir de buradan yola çıkıp şudur budur. Labiten tespitlerle biten cümlelerin hiçbiri elbette doğru olmayacaktır zaten. Yaşayan hastalarımızla yani gözümüzün önündeki hastayla ilgili bile bilgi almak istediğimizde eşine videoya çekerseniz nöbet sırasında görelim diyoruz.
Öbür türlüsünü görmüyoruz. Neyse süremizi doldurduk muhtaç. Doluyor, ben de bir şey ekleyeyim. Burada bu konuştuk. Benzer olarak kardiyas persin de böyle bir şey var aslında karyasper de ezel peygamber hakkında şey yapıyor. Bir nasıl desem bir kitap yazıyor ve onun patolojisi üzerine bir şeyler üretmeye çalışıyor diye söyleyerek burayı kapatalım diye söyleyeyim. Ben bu bölümü kapatırken. Yine bir sanatçıdan eserden bahsedeceğim, ondan sonra kapatacağım eser. Teodora nın eseri kendisi ahın yakınlarında doğuyor.
12 yaşlarındayken o. Tabi, Avrupa Birliği yok Avrupa birliği'nin sınırlarını bu kadar serbest değil, kaçakçılara yardım ediyor. Ahın direk Hollanda sınırında bir yer. O sırada şey yakalanıyor. Sınır görevlerine sınıf polisine yakalanıyor. Ondan sonra da yani bir takım kötü muameleye de maruz kalıyor sanırım bir şok yaşıyor ve neredeyse tamamen konuşamaz hale geliyor diye anlatıyor. 1.933 yılında da psikoz teşhisi konuluyor, ondan sonra da bir terzi olarak çalışmaya başlıyor. Sonra işe bırakıyor vesaire derken.
Nazi döneminde zorla kısırlaştırılıyor. Daha sonrasında toplama kampına gönderilecek. Yani son anda kurtuluyor ve 1.998 yılına kadar yaşıyor. Waginmanın eserleri çok ilginç aslında ben sadece bir resmi paylaşabileceğim ama vagemen ölümüne kadar sürekli olarak adolf Hitler tasvirleri yapıyor ama adolf Hitler tasvirleri bayağı değişik tasvirler gerçekten çizgiler, renkler vesaire çok değişik. Yani bir yandan da sanki alay ediyor gibi bir şeyi de var. Çizim tekniği de var hitlerle ilgili. Onu söyleyebilirim.
Bu eserin adı da mısır'dan göç. Adem'in böyle bir eserini paylaşmak istedim. Bundan göçmenin bildiğimiz egzoz mu yani şeydeki mısır'dan çıkış? Evet. Eski ahit'e göndermeye yapıyor yani? Büyük ihtimalle olacak indirim yapıyor hocam. Pardon, bir de şeyi söyle yani kendi bir laf etmiyor mu, hicv için mi yapıyor bütün bu Hitler şeylerini? Yok hocam kendisiyle zaten çok şey yapamıyor sanırım konuşamıyor çünkü evet, biraz içine kapanık ve sosyal olarak biraz daha kapalı bir insan olduğu için çok fazla bir bilgi de yok.
Açıkçası hakkımda bu esere yine daha önceden bahsettiğim pirincone zamn yani pirincone müzesinde erişmiştim. Ben onun da bilgisini vermiş olayım. Bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz. Bu haftalık bizden bu kadar tekrar görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean