Druk: Finn Skårderud’un Yanlış Yorumlanan Önsözü
Bu bölümde sinema ve edebiyat ile narsisizm arasındaki ilişkiye bir giriş yapmaya çalışıyoruz. Konuşurken 2020 yılında vizyona giren “Druk (Körkütük)” filminde atıf yapılan Finn Skårderud’un cımbızlanarak alınan teorisinden ve filmden bahsediyoruz.
- Skårderud’un yanlış yorumlanan sözü ile ilgili bir gazete haberi (https://www.france24.com/en/live-news/20210426-no-we-re-not-born-with-alcohol-deficit-doc-behind-another-round)
- Bryan Lewis Saunders hakkında bir gazete makalesi (https://www.theguardian.com/artanddesign/2012/nov/30/bryan-saunders-artist-drugs-ronson .
Herkese merhaba diken şükür bahçesi vaat etmiyoruz.
Pot kesinin yeni bölümünden size sesleniyoruz.
Ben doktor tasin rolas bu podcast bölümünde benimle
beraber profesör, doktor timişin, roll, profesör, doktor,
cemaat başrol ve doktor ibrahim aylak var.
Gençliğimiz bölümlerde yani bir kaç bölümde sanat üzerine
konuşmuştuk. Sanat daha doğrusu yaratıcılık
bir psikopatoloji arasındaki ilişkiden bahsetmiştik.
Bugün konuş ne konuşacağımızı bende çok bilmiyorum.
O yüzden söz ettim, uçur hoca yapayım, timuçin hoca başlatsın
bence o başlatınca konu konuyu açıyor daha iyi oluyor.
Bizde katılalım onu. Aklına ne geliyorsa söyle, biz
oradan aklımıza gelen devam. Et sağ olun, sağ olun şey değil,
konuşmuştuk aslında. Hani bu bir öncekinde bu ara
vermeden bahane arasından öncekinde ve ondan da öncekinden
hatta bu yaratıcılık meselesi yaratıcı.
Lığın tedavi edilmesi edilmemesi ya da.
Daha doğrusu niye tedavi ediyor? Risk, eğer yaratıcılığa sebep
oluyorsa hastalık konusunu konuşmuştuk.
Katıldığın kongre ve senin konferansından bahsetmiştik
filan oradan yola çıkarak şeyde demiştim hatırla.
Işte şimdi yine de çizdim. Life şartını da çizdim ama
sonuçta bunu böyle çizmek çok kolay değil.
Postnoram ve ayrıca bu kadıncağız tedavi olsaydı ne
olurdu ne olmaz değil de hiçbir zaman bilmiyoruz.
Gerçekten hakikaten tedavinin etkisini bilmek mümkün değil ama
enteresan bir şey var. Hikaye var.
Daha doğrusu 2 hikaye var. Bunlardan belki bahsedeyim
aslında oradan yola çıkalım. Bunlardan bir tanesi brian
chanley diye bir kişi bir hasta 1.009. 149.
Doğumlu, ingiltere'de doğmuş. Sanat okumuş orada büyümüş ve
yirmili yaşlarında şinoflinton islam şirini yaşlarının başında
çok sayıda yatışları var. Ilaç o zaman elektro şok
uygulamaları var. Ve.
Daha sonra aslında bir karar veriyor.
Bir otoportre serisi yapmaya karar veriyor.
O çeşitli aslında yapıtlarında da işte.
Yaşamını, rüyalarını, ruh hallerini, şizofreni filan
resmetmeye çalışıyor ama verdiği bu karar enteresan karar.
Onu. Çok enteresan resimler yapmaya
itiyor ama öte yandan başka bir şey de oluyor.
Bunun sonucu da bir intihar geçimine, daha doğrusu intiharla
sonuçlanıyor maalesef. Ve bütün bunları not alıyor yani
1.991 bunları yaptığı tarih, Nisan 1.991.
O sırada işte full pentixol amitriptinin filan kullanıyor
ve. Bunları kesiyor.
Onları kesmeden önce biri otopresini yapıyor.
Onları kestikten 3 gün sonra bir otopre yapıyor, altına da yazmış
işte o portrelerin çok paranoid durumdayım.
Üst kattaki aklıma okuyor. Arkamdan konuşuyorlar.
Büyük tavşan kulaklarım var, şaşkınım ses.
Leri aşırı duyarlı hâle geldim filan diye.
Sonra biz onun o yaptığı otoportrelerde.
Belki bunları da peş peşe eklemek mümkün olurdu.
Aslında bulup ben sana gönderirim.
Bizim duyuruların arkasına en azından böyle bir birkaçını
koyarak dalmayı da görmek için. Otopoğa çay giderek daha dağınık
bir halim almaya başlıyor. Kendi içinde bir iç tutarlılığı
da var fakat daha soyut olmaya başlıyor.
Öyle altını da notlar düşüyor işte zihnimde fırtınalar
patlıyor. Kendisini kendime yalnız
hissediyorum. Yabancı büyülü bir gül sigara
içersem çok büyük bir felakete sebep olacağıma söylüyor.
Bana falan gibi. Üstünden bir ay geçiyor.
Kendi portresini yapmış alnında kocaman bir hedef tahtası ve
oraya işte dart okları saplanmış ve.
Kendimi insanların vahşetinin hedefi gibi hissediyorum.
Diye yazmış onun altına örneğin ama ifadesi sık sık donukluk
donun her şey donuk filan gibi. Biraz daha ilerlediğinde yine
kendisini çizmiş görece daha bütüncül douse soyut denebilir
belki ama böyle beyninden bir şeyler akıyor gibi bir
görüntüyle beraber aklım ağır derecede düşünce yayıyor
ilimlerinde hiçbir şey gelmiyor. Her şey isteğim dışında bunu
beynimi korkunç bir ağız şeklinde çizerek özetledin.
Diyor mesela ve hakikaten alnında kocaman bir ağız çizdiği
tamamen mavi bir. Portre de var onun altına da şey
diye not düşmüş. Mayıs sonunda her şey mavi.
Çünkü antidepresanları kesince depresif hissetmeye başladım.
Diyorum ki anti depresan da alıyormuş.
Az evvel söylediklerim sadece anti psikotiklerdi.
Böyle böyle ilerliyor işte Haziran ayına geliyor.
Haziran ayına gelindiğinde daha da soyut ve dağınık bir takım
resimler. 27 haziran'daki böyle bir dünya gibi bir kafadan
ibaret gibi çizmiş kendisini. Sadece onun altına da
şizofreninin asıl görüntüsüne en yakın hissettiği an.
Saydam hissediyor. Diye not düşmüş.
Kontrolla özdeşleşince delice girişimlerim oluyor.
Acı hissetmeden düşünemiyorum, hislerim var.
Sanırım içindeki korkuya dönüştü diye bir not düşmüş.
Ve hakikaten bunun arkasından da işte maalesef intihar girişimi
geliyor. Ve böyle vefat ediyor.
Göre göre olmuş bir şey aslında da belli ki engellenememiş.
Veyahutta belki çok fark edilmedi yazıp çizdikleri de
daha sonra fark edilerek üzerinde belki değerlendirmeler
yapıldı. Bu bir örnek yani başka örnekler
de kuşkusuz vardır. Gittikçe dağılmanın olduğu.
Örnekleri biliyoruz. Iıı başka örnekleri de geçmişte
konuşmuştuk. Şeyi konuşmuştuk galiba, değil
mi? Kedi ressamını konuşmuş muydu
konu? Galiba evet.
Hatırlıyor musunuz? Louis bey'inden bahsediyoruz.
Louis beyinden bahsediyor yani Louis weyn'in filminden de
bahsetmiştik. Hatta o kedileri önce şey
çiziyor biliyorsunuz. Böyle antropomorfik biçimle
çiziyor insan. Insanların yaptığını yapan
kediler işte bilardo oynayanlar ne bileyim işte kafede oturanlar
falan gibi çizdiği bir. Dönem var.
Son derece de ilginç ama arkasından bir seri kedi vardır.
Böyle kedi giderek dağılan ve figüratif olarak.
Kedi olduğu anlaşılamayacak hali gelir bir biçimde.
Çok da hoş bir filmi vardı onun. Şimdi filmi de öteleyip
söyleyemeyeceğim size hemen ama. Luis we'nin elektrikli hayatı
mıydı? Bir şeydi.
Evet, çok güzel, teşekkür ederim.
Özbey'nin elektrikli hayatı. Deyince ben de müpte.
Evet. Hakkında ibo film seyretmek fena
bir şey değilmiş görüyor musun? 710 neydi öyle açıdan?
Değişir. Hatırlayamadığım şeyleri
detayları sağ olsun. Yani şunu söylemeye çalışıyorum.
Biz bunu daha önce aldı. Berrak'da da konuşmuştuk ve
ondan da biraz bahsetmiştik. Onunki gerçi böyle bir şey değil
ama. Onun da hayatı daha önce acılı
ve ailesinde kayıplar oluyor. Yaslar var.
Arkasından ansiyatlar, depresyonlar filan.
Onun da giderek psikotik bir süreci oluyor ama o psikotik
süreci biz tablolarını da çok görmüyoruz.
Daha çok onun tablolara karşı tutumunda görüyoruz diye
bahsetmiştim. Hatırlarsınız yani işte onlardan
ayrılamıyor, kimseye vermiyor. Trenle bir yerden bir yere
giderken onlara bilet alıyor, yanında taşıyor falan gibi
şeylerden bahsetmişti. Buradaki biraz farklı burada
bile isteye yapıtlarını brian. Aktarmış, daha doğrusu
hissettiklerini ve kaybını. Ilacı kesince ne olduğunu?
Başka türlü bulunamayacak benzersiz bir deneyim aslında.
Bir yandan tabii hekim olarak üzülüyorum.
Böyle bir şey yapmış ve maalesef sunucu da hayatını kaybetmekle
sonuçlanmış ama bir. Yandan da.
Hakikaten böyle bir şey bulunamaz bir.
Deneyim sunuyor federicofenin'in böyle.
Bir beyin hastalığı sonrasında çizdikleri.
De var. Onunki birazcık daha farklı.
Tabii sonuçta o bir. Şimdi onu da bulmaya çalışayım
size. Neyse, bunu sonra bahsederim.
Bir bir şeyin bir biçimde bu bu. Dediğim gibi üzücü bir yandan
çünkü bir hastalık var ve bu hastalığın sunucunda.
Hayatını kaybediyor ama bir biçimde ilaçları keserek ortaya
çıkan durumu bize de anlatmak istemiş.
Ve tanık olduğumuzu sağlamış. Üzücü olmakla beraber.
Hocam tarzından bir örnek. Verebilir miyim bu?
Tabii ki lütfen. Değerlere dayalı psikiyatri bil
folford diye bir psikiyatrist var ya oxford'dan galiba onun.
Burada. Konferans vermiş diye olan
rahmetli yaman öz hoca'yla beraber falan sohbet etme imkanı
da bulduğumuz biri. Çok kıymetli bir hoca?
Evet. Çok çok çok güzel şeyleri var.
Onu 2.004 ya da 2.000 sekizde yazmış olduğu hani bu değerlere
değere dayalı psikiyatrik diyebileceğimiz makalelerinde
bir bipolar hastadan bahsediyor tabi.
Tabi orada şeyi de var, diğer ya da dayanabot diye takma isim
kadın bir sanat tarihçisi aynı zamanda galiba sanatçı bipola
hastaya lityum başlanıyor. Hasta daha önceleri manik
atakları ve depresif atakları olan bir hasta.
Lidyum'la gayet iyi giderken bir gün doktor kontrolüne geldiğinde
artık renkleri göremediğim için litümü keseceğim diyor.
Renkleri görememekten kastı aslında renklerin duygusal
yoğunluklarını kaybettiğini söylüyor ve ben bir sanat
tarihçisiyim. Renklerden aldığım duygusal ton
veyahut his benim için çok önemli başladığınız lityum yani
benim için önemli olan bu akademik yaşamımı baya etkiliyor
diyor. Tabii makalenin bağlamında.
Fuuldun tartıştığı şey şu. Bu hastayla eee gerçekten sıkı
bir kontrol altında atak geçirmeye yakın dönemlerinde
anti psikotik ve yahut lityum eklenmesi suretiyle ilaçsız
takip edilebilir mi? Gibi.
Iıı yani değerlere dayalı psikiyatriyle bağlantısı burada
hastanın. Çünkü belli bir mesleği var.
Bizim ilaçlar hayatını evet atak geçirtmeyecek ama hayatını çok
etkileyecek. Dolayısıyla bu hastaya özel bir
şekil. Şekilde bir tedavi biçimi
geliştirilebilir mi diye. Kavuşta herkes de aynı olmuyor
ki ibrahim bu iş. Demiş yani o yüzden değerlere
dayalı diyor. Yani mesela sanat tarihçisi için
evet bu önemli ama olmayan için önemli olmayabilir.
Mesela renklerin duygusal tonu. Evet, belki evet şeye de bağlı
biraz mesela liçum sağlıklı kişilerde de denendiğinde bir
bilişsel kültleşmeden de bahsedilir.
Mogan sco ondan onları yazmıştı vaktiyle ama mesela 20.
Yüzyılın Amerikan şairlerinden Robert lewlin.
Da aslında bir toler ve licon kullanıyor.
O mesela kendisi diyor ki hastalığını engelleyerek
yaratmama katkıda bulunuyor. Reçum, o yüzden ben çok onu bazı
biçilmez buluyorum diyor. Mesela bir söyleşisinde,
dolayısıyla hani o çok kişiden kişiye değişir.
Ya da vango hasta olmasaydı aslında ne olurdu?
Yani eserleri belki daha yaratıcı olurdu.
Onu çok doğrudan bastalık ve yaratıcılık arasında doğrudan
bir koyasyon. Yok demin verdiğim feliğin yere
örneği şöyleydi, orada tersine bu aynı zamanda.
Tersine. Hizen de bir adam bir şela
çiziyor filan o mesela bir in. Me geçiriyor bir.
Tam yerini söyleyemeyeceğim ama sol ihmal sendromu geliştiğine
göre. Demek ki sağlık.
Maliyet halde. Evet bir şey oldu demektir o
zaman mesela o çizdiği resimlerde o tarafı ihmal ederek
çiziyor ya da çizgilerinde de o şeyi görüyoruz.
O kaybı görüyoruz. Daha sonra hatta hastalığın
tedavisinde de yeni açıldıkları aracılığıyla şint takip etmek
mümkün oluyor. Ne kadar?
Geriledi ne kadar ilerledi gibi. Bu tabi böyle bir hani beyin
hastalığı bir kayıp vesaire olunca.
Bir eşleştirme açısından anlamlı olabiliyor.
Anılan hani hem psikiyatride bir lokalizasyonun yapılamadığı,
üstelik her ilacın her insanda farklı farklı etkileri olduğu
bir durumdu. Bu kadar bire bir eşleşme yapmak
çok zor. Ya şeyi ekleyebilir miyim?
Genel psikiyatride şu anda imal edilen şeyler başında gelen
genetik. Varyasyonun çok yaygın.
Yaygın olduğu. Yani küçük genetik varyasyonlar
özellikle tek nükleotorfizmleri yani.
Ayrıntısını şimdi genetik dersine döndürmeyeyim ama.
Ufacık farklar DND. NA dizilimindeki kişiden kişiye
çok ciddi farklara sebep olabiliyor.
Ilaca verilen cevaptan tutun yaratıcılık.
Ilimine kadar ama tabii ki bunun üstüne şunu eklemek isterim.
Beautiful ford'un kanıta dayalı veya bugünkü de işte kanıta
dayalı veya delile dayalı aslında abidense bace tıp
karşısında söylediği değere dayalı tıp.
Bütün bu genetik varyasyonları tek açıklayıcı olarak ele
almamıza karşı çıkan bir şey. Yani dikkate almamız gerekiyor.
Kimin bir para bozukluğu olduğuna da dikkat etmek
gerekiyor. Hani hep de kimin otizmi, kimin
çizofrenisi diye konuşuyoruz. Kimin bir para bozukluğu diye de
konuşmamız lazım herhalde. Ve nasıl seyrettiği tabi ki.
Değil mi? Elbette.
Burada küçüklüğümüz verelim. Bugünkü müzik parçası bularak
magnumsuz dedik. Sonunda mixpailgi dinleyeceğiz.
Daha sonrasında tekrar birlikteyiz.
Magnus lodik sonra misfi dinledik.
Şimdi ben söze kemuçin hocaya bırakayım.
Şimdi bir de biri bir başka örnek var, enteresan bu bu da
brian lviv sounderes bu bu da başka bir açıdan bakıyor.
O öbüründen daha yaşlı. Bu 69.
Doğumlu Amerika doğumlu bir performans sanatçısı aslında.
Aslında yaptığı işe çok ad vermek kolay da değil.
Performans şairi diyenler var. Kendisi trajik sanat performansı
diye adlandırıyor. Kendi yaptığı işi hatta ya
dokmuştum. Çok komik bir isim de veriyor,
stand up'tır, reji diyor stand up goverdi.
Internet tipi olarak buradan caz bir projeye başlıyor. 1.990
beşte her gün bir otoportre yapacağım diyor ve toplam 8.000
tane otoportre yapıyor. Ve hepsi aynı boyda yani aşağı
yukarı işte. 20 y 28 ya da 20 bire 28 filan boyutlarında her
biri birbirinden farklı. Öğretmen.
E hayır değil. Rengarenk çeşitli ve.
Hedefi 2.000. Birde önce şeyler yapıyor bir
tıkın. Testler uyguluyor, psikolojik
testleri çizmeyeli deniyor. Şeylerle aldığı bir takım
maddelerle ama asıl yaptığı iş şu, 2.001 de 11 gün boyunca her
gün bir toksik vardı ya da ilaç olarak portresini çiziyor.
Kendi portresini ve algısının ne kadar değiştiğini yansıtmaya
çalışıyor. Ve diyor ki, yüzlerce yıldan
beri sanatçılar çevresindeki en temsillerine kendilerini
kattarlar ya da işte gördüklerine kendilerini
katarlar. Ben tam tersini yapıyorum.
Çevreme kendi temsillerimi ekliyorum.
Bu da bana daha iyi geliyor. Türkten gibi bir şey söylüyor.
Hatta onu öyle otopsi yaptı filan gibi yorumlayanlar da var.
Ve böyle bir çılgın projeye soyunuyor.
Aldığı bir takım şeyler var. Ilaçlar var işte.
Bu arada hiçbir halkımızı da yok.
Bir gün mesela 50 mi gram saatlerini alıyor.
Bir gün bir 100 migram kek yapin alıyor.
Bir gün 2 miligram al proselama alıyor.
Bir gün amfetamin alıyor, met anfetimin alıyor, kanı biz
alıyor. Kanuni soruşturma bir şey olmadı
ki onunla başka başlıyor portföylerde yapıyor.
Kokain alıyor, morfin alıyor, eroin alıyor. 2 şişe öksürük
şurubu alıyor, mantar yiyor. Demet'i kullanıyor, elastik
kullanıyor filan uçucu madde ve bunlarla şeyler yapıyor.
Çeşitli çalışmalar yapıyor hatta.
Önce son derece ilginç 2 ay sigarayı bırakıyor.
Bir proje olarak bırakıyorlar. Sigarayı bıraktıktan 2 ay sonra
nikotin sakızı çiğniyor ve ondan sonra yine otoportisini
yapıyorum. Ne olmuş bakalım diye gibi böyle
enteresan şeyleri var, çalışmaları var.
Böyle deyince hocam şeyde twitter'da ben geçen hafta bizim
ilk yaratıcılık bölümünü paylaşınca biri altına madde ve
yaratıcılıkla gelir mi? Diye yaz.
Mış. Evet, madde ve yaratıcılık da
bölünce gelmiş oldu arkasında. Bir biçimde evet yani.
Madde kullananlar zaten çevre algılarının değiştiğini,
renklendiğini söylüyor olarak daha bir takım işte sanatçıların
madde kullanarak bunları tuvallerine, tablolarına
yazdıkları şeylere yansıttığını söylüyorlar.
Fakat tabii hemfikir olduğumuz konu herhalde şu hep birlikte
madde olsun, ister psikoz olsun ister başka bir şey olsun.
Bir biçimde bir. Benlik bütünlüğü.
Ya da başka türlü ifade edilebilirse öyle ifade edelim
gerekiyor. Bir ikincisi de bu bütünlüğün.
Yeterince olması gerek, yani yaratıcılığı ve o kişinin aslen
yaratıcı olan bir kişinin yaratıcılığını sergilemesine
yetecek kadar da olması gerekiyor.
Hani demeyeceğim dedi. Ya hani kimin hastalığı var ve
ne durumda bu kısmalarda çok önemli oluyor diye düşünüyorum.
Bilmiyorum ne düşünüyorsun resmelersiniz?
Yani herhalde maddenin kendi etkisi dışında belli bir
psikiyatrik rahatsızlığı olan kişilerdeki etkisiyle.
Yarattığı sükunet ki bazı kişiler bunu deniyorlar.
Gerçekten her. Kese önerilebilecek bir şey asla
değil. Ama ııı küçük dozlarla
kendilerini yatıştırabilen kişilerin bazıları psikiyatrik
rahatsızlığı olanların belki de yaratıcı olmayı öylece
başarabiliyorlar yani. Rahatsızlık, ilaç gibi
kullanıyorlar. Yani bir tür.
Saçmaca. Medication dediğimiz şey gibi,
ama bu yani bunun yanlış anlaşılmasından çok endişe
ettiğim için söylüyorum. Böyle bir rahatsızlığı olan
kişiler madde kullanırlarsa daha sakin olurlar ve daha huzurla
yaratıcı edimler çıkarabilirler demek asla söylenebilecek bir
şey değil. Hiç bilmiyoruz.
Ayrıca zaten ne olacağını. Tersi de olabilir zaten sert
medikasyon sert medication'a da her neyse sözünü hiç sevmez.
Bağımlılık. Kimseyle uğraşan
meslektaşlarımız haklı olarak çünkü sonuçta.
Hastalığın cinsi ne olursa olsun kişinin kendi kendini tedavi
ediyor olması sağlıklı bir durum zaten değil.
Bir de zaten olmayan bir şeye tedavi adını koyuyor olmak hiç
hiç uygun bir şey değil. Ama bunu bir şey olarak bir
tespit olarak söylüyorsun sen yani böyle yapanlar oluyor ve
yaptıklarında böyle sonuç oluyorlar.
Kendi kendilerine keşfettikleri bir şey olarak.
O aşısı içince aynı sonucu elde ediyor olsaydı onu yapıyor
olacaktı ya da sigara içince ama bunu yapmış oluyor gibi oluyor.
Aklıma şey geldi, drok filmi geldi.
Ya şey şu, Danimarka cafe. Evet, mikro dozlama ben onun son
sahnesindeki görselliğe çok hayrandım da.
Dans sahnesinde mi? Evet, ibrahim sinema hakkında
konuşabilir miyiz? Tabii tabii konuşabilirsiniz.
Hocam. Ondan son sahnesinde çok
ayarladım. Müziği de ayrıca mükemmel bir.
05 promin miydi sıfır? 45 programdan zorlamıyorum ama
çok çok bir şeydi. Ama giderek doz artırıyorlar.
Evet yani mevcut. Çünkü şişirdi durduğu gibi
durmuyor. Çok olmayan şeyde de o var.
Tc'de de o var kanabiste de o var.
Mikro dozdayım böyle devam edemeyiz.
Son sahnenin çekindiği yeri hocam ben eşimle beraber 2 sene
önce kopyanak gezisinde iklim gördüm.
Anlatsana benim daha. Güzelim bu arada.
Deniz kızının orası mı? Evet hocam yani deniz kızının
orası mıydı? Hatırlayamadım ama böyle şehrin
biraz daha şeyi bu hoca, turistik olmayan, daha ücra bir
köşesi gibi. O zaman o da değil.
Yani bir yürüyerek yani hem bir tramvaya biniyorsunuz ya da işte
şeyle deniz otobüsüyle gidiyorsunuz.
Daha sonrasında yürüyerek gidiyorsunuz falan güzel bir yer
aslında eski bir fabrika gibi bir şey var orada.
Yani güzel bir manzarası falan var şeyin yani zaten kopenha
kendisi bayağı güzel de zaten. Yani güzeldi.
Duruk benim şeydi, şimdi böyle sohbete devam ediyoruz diye
söylüyorum. Pandemi bittikten sonra sinema
salonunda seyrettiğim ilk. Filmdi çok iyi almış.
Yanla beraber şey dediydik. Hadi bakalım gidelim deyip bir
şey olmaz herhâlde ya falan diye.
Bir de oradaki adamların yaratıcılıktan iyice saptık ama
garibanlıkları ve birbirlerine destek olma dereceleri filan.
Çok hoşuma gitmişti tabii tek çare mikro dozlamak olmayabilir.
Ama yani yaratıcılıktan şöyle sapmadık, aslında onların yola
çıkış amaçları yaratıcılık zaten çünkü bir biçimde.
Hayatları yeknesek olmuş, yaratıcılıkları ölmüş derslerde
eski yaratıcı rollerin üstüne, yani öğretmenlerin, annenin
yaratıcılık. Vermek demeyelim demeyelim ama?
Yani ama küçük şey işte neyse andredersin.
Geçen haftalardır konuştuğumuz. Çok doğru.
Eserisi yani o da bir yaratıcılık.
Ve ama aslında şöyle iyi bir örnek oldu belki.
Ordu durulamıyor, birincisi, çünkü bağımlılık zaten böyle bir
şey bittikçe doz aşımı ortaya çıkıyor.
Ikincisi bu olmaya başladıktan sonra artık yaratıcılık da
mümkün değil. Hepsi sonuç olarak işlevlerini
kaybediyorlar. Bir tanesi de ölüyor hatta değil
mi? Yani bir şey bir.
Güzel de bir metafor aslında çünkü o.
Yazarlar, ressamlar ister hastalık nedeniyle olsun ister
hastalığın sonucu almak zorunda kaldıkları ve yan etkileri çok
olan ilaçlar nedeniyle olsun. Bir süre sonra yaratıcılıklarını
kaybedecek hale gelebiliyorlar anlamına da geliyor.
Evet, doğru. Özet olarak içmeyin, şu zıkkım
mı diyoruz? Bunu zaten diyorsun.
Mesut'ye başlamak öyle oldu zaten.
Burada timuçin hocanın söylediği belki bütünlük.
Benim dikkatimi çekti ya da önemli.
Bu cathin'in 2.000 üçte eee bayağı felsefenin alanında
gezerek hegel'den sartre'dan falan gezerek iç konuşmanın ve
onun haliçünasyona giden yolla ilgili bir makalesi var.
Hani orada şöyle bir şey söylüyor, biz kendimiz içimizden
konuşunca aslında. Bir uniti, yani bir birlik
içinde çokluk ya da en azından ikilik yaşıyoruz.
Iç konuş, iç konuşmada ben bir şey soruyorum, içimdeki diğer
ses cevap veriyor 10'a çıkart ben o bir şey soruyor.
Ben cevap veriyorum. Aslında bir düşünme biçimi ve
düşünürken düşünme eylemimizin önemli bir kısmını da iç konuşma
oluşturuyor. Hakikaten ve bu kişinin ya da
öznenin birliğini de gerektiren bir şey.
Bu yıkıldığında bozulduğunda yani o.
Iç konuşmada ki çokluk bir birlik altında toplanmayınca
belki halinasyon oluyor. Çünkü o seslerden biri mesela
yabancı oluyor. Birlik bozuldu yani ama burada
yine dikkat ettiği şey unity singareti değil diyor.
Mesela hegel'den atıfla. Işte onun için ben birlik yerine
bütünlük dansa daha doğru gelir. Evet, bütün bütünlük daha.
Bütünlük çünkü. Ama işte orada dualiti ya da
çokluk vurgusunun yanında belki birlik yani.
Evet, evet, karşıtlığı, daha doğrusu oradaki.
Çelişkiyi vurgulamakta. Vurgulamak için birlik kelimesi
önemli de orada birlikle kas edilen şey, bütünlük olduğu için
böyle anlaşılıyor. Birçok yönünü birçok bileşeni
oluşturan ya birçok bileşenden müteşekkil diyelim.
Bir bütün dimi evet zaten hani sadece yaratıcılık da değil,
yaşamda yapıp ederken de bu bütünlüğe ihtiyacımız var.
Fail olmaya kendimizi. Kendi eylemlerimize,
düşüncelerimize sahip olma hissine ihtiyacımız var.
Belki yaratıcılıkta da bunun dağılmamış olması yine önemli
bir etken. Iıı orada şöyle bir ııı ekleme
yapmak isterim, itiraz demeyeceğim.
Bunun dağılmış olduğu zamanları yaşayıp.
Hı daha sonra toparlayıp yazabiliyor olmak.
Ozan bilge tarasu için söylemişti.
Bütünlüğe geri dönüş. Bütünlüğü geri dönüş ama yani?
Hani haydi gerin inder beldzane dediği yani dünyaya dalık olmak
dediği durumdan. Yoksun olmayı denemiş olmak ve o
yabancılığı biliyor olmak daha sonra onları yazabiliyor olmak
konusunda. Işinde.
Çok ciddi bir katkıda bulunuyor olabilir.
Hermanester için falan da söylenebilir herhalde bu.
Tabii ki. Demi.
Tabii ki yani bilge Karasu ile ilgili yazdığım bir yazıda ondan
söz etmiştim. Yani şöyle, yani bilge
karasu'nun dünyasındaki bir çok nesle birçok kavram haydiger'in
deyişiyle onun eline amade değil.
Yani onun onun için sühan'den ya da retuan değil.
Forhan'dan ya da present'e atardı, yani yadırgıyor.
Yabancılıyor ya da. Yabancılıyor, yabancı dedim
zaten 10'a çıkart ben o yazıda çok haklısın ama yabancılık,
onun etnik veya başka birçok biçimde azınlık olmasıyla
bağlantılı değil, kişi olarak yabancı olmasıyla ve
yadırgamasıyla ilgili yadırgayınca daha uzun bakıyor.
Vargıya daha geç ulaşıyor ama daha çok görüyor.
Zamanla daha çok biliyor ve derinlemesi de anlıyor.
Yani şöyle doğal bakışın çoğu zaman mümkün.
Kızdığı huzurdan yoksun yani dünyaya dalık olarak yaşayıp
gitmek deyince aklımıza gelen. Rehavetten ve pürüzsüzlükten
pürüzsüzlükten yoksun ayda gelinsiz.
Aylıktan yada neylikten kolaylıktan, esneklikten evet.
Kolaylıktan en güzel örnekten. Peki ne ne oluyor daha yazıyor
ya da yazmam gerekir diye düşünüyor.
Tabi yaratıcı olduğu için bunu yapıyor da.
Hani evet, zayıf faikten konuşmuştuk ya hani yazmasaydım
çıldıracaktım işte şunu yaptım falan diye anlattı.
Tabi. Iıı çok güzel bir soru mesela
yazmasaydım çıldıracaktım gibi bir şey değil bana kalırsa
bilgilerin ki yani bir bilge karasu'nun ki daha disiplinli
bir çalışma gibi yani dünyayı. Dalık olmakla.
Dünyaya dalık olmamak arasındaki.
Yaşantı arasında gidip gelmek ve.
Daha. Dünya içinde mevcut olduğu ve
yabancılıktan daha uzak olduğu dönemde yazmaya kalkışabilmek
yani haydi gelin sevdiği örnekten esin ne söyleyecek
olursak çiviyi çekici, ahşabı incelemek, geri çekilip bakmak
değil de dolabı yapıvermek zorunda.
Kitaplarını güzelce yerleştirmek gibi bir şey.
Yazarken ki hali. Ama onu yazabilmek için mutlaka
çiviye ve çekice ve ahşaba. Yadırgayarak bakıyor olmak
gerekiyor. Üstelik daha da ileri gidecek
olursak. Maraponti'nin.
Konuşulan dili yerine konuşan dil, yani yazarken anlamak
yazarken anlatmak gibi bir şey ihtiyaç duymak dediği bir şeye
de benziyor ama şimdi çok uzattım.
Ben bunu orası biraz karmaşık oldum.
Bunu daha sonra ayrıntılı şöyle. Gidelim.
Peki yani hani böyle yazmak yazmaya mecbur hissetmek filan.
Bu konunun galiba bunu böyle bir narsistik ihtiyaç diye
tanımlıdığı bir bir şey bir. Kitabını şimdi söyleyemeyeceğim.
Güzel güzel tehlikenin neyse bir yerde şöyle bir şeyden
bahsediyor galiba yani. Sanki böyle dünyanın sonu
kitabını yazmaya soyunmak gibi yani öyle bir ihtiyaç yazma
zorunluluğu hissetmek gibi bir şey.
Hani aslında söylemimizin bir sonu ve sınırı var ama işte
tükenmez bir şekilde de yazdırmak istiyoruz ve bundan da
bir mutluluk duyuyoruz. Yani kendi varoluşumuzu bir
şekilde. Hissetmek belki OO sürede neyse.
Zaten kırılsın dimi. Evet, evet, yani mutluluk veren
şey yazmının kendisi değil de diyordu fuko orada şimdi
bulamayacağım ama şey gibi yazmanın kendisi değil de
varoluşunu oraya aktarmaktan duyulan mutluluk hani yazmaktan
mutluluk değil anlamında. Ya bu nevi ölümsüz olmak gibi
bir şey olsun. Benim onu memnunum.
Belki. Hocam bu sizin söylediğiniz
şeyle direkt hani bağlantılı. Hani bir çok otoportre örneği
verdiniz burada belki. Psikopatoloji ve otobiyografi
ilişkisini konuşmak iyi olabilir.
Hmm. Bir Yapı Kredi yayınlarından
narsizm ve yaratıcılık diye bir kitap var.
Böyle bölüm bölüm pek çok sanatçının yazdıkları
otobiyografilerden bahsediyor ve bunları tabi narsistlik ihtiyaç
bağlamında ele alıyor. Ne kadar narsistim denebilir
bilmiyorum ama. Hiç.
Bilmiyorum ya o kaç baskısı ve editörlüğünü kim yapmış?
Nilüfer erdem olabilir hocam ya? Baskısı kaç?
Bakayım mı hemen? Bakayım seni devam et.
Yani özetle aslında belki burada bu yazma ihtiyacı ya da kendini
yazıya aktarma ihtiyacında sanki.
Psikopatoloji ve otobiyografik alanına girmiş oluyoruz gibi
hissettim. Evet, evet, benim de oradan
aklıma geldi de sordum zaten bu soruyu hatta biraz daha ileriye
gidip şey diye. Yani sanat aslında narsistik bir
eylem mi diye de sormak isterim belki.
Evet. Işte 1.700.
Bu arada söyleyeyim de 2.017 baskıymış, ikinci basında 2.020
birde yapmış tükenmiş ama. Hmm.
Bu git onun. Eee hani o 2 kavramı nasıl
birleştirmişler ve ön sözene yazmışlar merak ettim.
Okumadığım için kitabı çok en enteresan.
Yani onu isterim. Ben poloster ve narsizim üzerine
yazmıştım. Onun içinde sonra bilge, Karasu
ve işte. Narseim üzerine yazdım.
Onlardan örnek vermek iyi. Lütfen köprüler olur
buradakilersiz ama tabii narsistik.
Çok sağ olun, yarışa hiç alakası yok.
Evet, evet, şimdi söyle, evet dinliyorum, ne güzel.
Yani şöyle, ben tabii ki dansizmden söz ettiğim zaman
kohtuğun sözünü ettiği. Narsistik ihtiyaçların
doyurulmasından söz ediyorum ve sağlıklı yani olgun bir narsizme
ulaşmış olmaktan söz ediyorum. Çünkü komut her zaman için
narsizmi bir rahatsızlık olarak değil.
Sağlıklı, doğal tipik bir insan ihtiyacı olarak görüyor ve
narsistlik kişilik organizasyonunun tırnak içinde
tedavisinde ya da analizinde olgun narsizme ulaşmayı
hedefliyor. Özür dilerim, yine keseceğim.
Yani sonuçta bir sanatçının en çok yaşadığı şeydir.
Herhalde aynalanma sağlıklı nar sizinle.
Elbette elbette yani polon diye bir yazar var.
Sevdiğim mesela onun hikayelerle ilgili söylediği şey şu, hikaye
yazmak, arkadaş ilanı vermek gibi bir şeydir.
Arkadaş arıyorum ilanı vermek gibi bir şeydir.
Yani beni görün. Görülmek, kovut'un kuramında ve
benim de çok aklıma yatan biçimiyle her zaman için
sevilmekten hayran olunmaktan daha önemli bir ihtiyaçtır.
Yani beni görün ve ben kardeşlerimi bulayım gibi bir
şey. Çok.
Güzel. Öyle bakınca da tabii sanat bu.
Boyutuyla narsistik bir eylem tabii ki doğal olarak.
Eğer narsiz dediğin şekilde ve doğru bir şekilde bir
rahatsızlık olarak değil de bir insan ihtiyacı olarak algılayıp
patolojik olanından olgun olanına dönüştürmeye çalışan
psikiyatristler olarak konuşursak tamamen böyle.
Çünkü öbür türlü birinen sizimde zaten.
Muhtemelen bir sanat da ortaya çıkarmak çok kolay bir iş
olmayacaktır. Herhalde bir kişilik patolojisi
düzeyinde olduğunda. Evet ilişki kurabilmek mümkün
olamayacağı gibi. Çünkü sanatçının esas işi ya da
ihtiyacı ilişki kurmak bir az evvelki tanımından yola
çıkacaksak, halbuki diğeri sadece hayran olunmayı isteyecek
ve bir ilişki de ummayacak. Olmasa tercih edecek diyelim
şey. Peki colostırla ilgili ne
yazmıştın? Ya ben polosterla ilgili şöyle
bir şey yazmıştım, onun anlatısının çok.
Uzun zamandır bütün yazdıklarını okuyan biri olarak onu vildile
yazmıştım. Ta doksanların sonunda falan.
Polesterın yazdığının aslına bakarsanız bir.
Uzun bir narsizim anlatısı olduğu gibi bir iddiam vardı,
yani şöyle. Ben o zamanlar öyküyle roman
arasındaki ayrım üzerine çok kafa yoruyordum ya da
başkasından yola çıkmanın önemli.
Önemli olduğunu düşünüyordum ve orada anlatılanın kim olduğuyla
bunun ilgisi yoktu. Yani başkasından yola çıkanların
yani ki çoğu zaman roman sınıfına soktuğum şeylerdi.
Anlattıkları kişilerin olayların da kendilerinden yaşadıklarından
etkilenmiş, esinlenmiş olasılığı var diyordum ama bunu ancak
anlatılandan daha fazla bir şeyler biliyorsak
söyleyebiliriz. Yani anlatının kendisi bunu
iddia etmeye izin vermez. Ya da anlatanla anlatılan
arasındaki sınır geçirgen değil. Iıı oysa kendinden yola
çıkanların yazdıklarında ki bu bana kalırsa o zamanlar ki hala
galiba öyle düşünüyorum. Çoğunlukla öykülerde
kahramanların her biri biraz da yazarın kendisi, yani roman
yazarıyla kahramanlar arasındaki sınır örgütünün yoksun olduğu
bir ayrıcalık gibi bir şey. Hmm ne yazmışsınız okuyayım mı
hocam? Onun da mı buldun abi?
Yani bu kısmını diyecek inatla mutlu yazınca.
Kıssana. Yani bunu destekleyecek bir şey
söyleyebilecek bir yer varsa. Evet, evet, yani onu
söyleyeceğim şey demişsiniz. Ostırım ben anlatacağı olan baş
kahramanları kendilerini, yakınlarını irdelemeyi çok
seviyorlar. Yaşantılarından yola çıkarak
bazı zor sorulara cevap arıyorlar.
Okur gündelik hayatın sıradanlığı için de ansızın
yaşadığı aydınlanmalarla silkiniyor.
Bazı rastlantılar gizemli bir parıltı ile sıradan olaylardan
ayrılıyorlar. Demişsiniz.
Ben anlatıcı iyice bir bilinçleştiğinde örneğin olup
bitenim kahramanların geçmişteki yaşantılarından hangisi
tarafından belirlendiğini bulup çıkardığında Benjamin saksın
yazdığı romanın çıkış noktası muhteşem özgürlük anıtı ya
yazarın anlata duyduğu tutkunun muhtemel nedeni yani geçmiş
yaşantılarıyla bağlantısı romanda bir hat hatırlamayla
ortaya çıkıyor. Gündelik, hayatın ayrıntısından
çıkan bu ay ani aydınlanmalar psikanalizin sunduğu kavramlar
gibi uzun süren bir tekdüzeliğin ardından geliyor demişsiniz.
Evet, çok da demişsiniz ki. Karşılaştırmalı edebiyat okumuş
olduğunu öğrendiğimde şaşırmadım.
Anlatısındaki analistlikte narsizme böyle iyi anlatıyor
olması da yorumcu işlerinden birini seçtiğinin işaretlerini
veriyordu zaten demişsiniz. Heh, sağ ol işte beni kurtardın.
Bir de şöyle bir şey demiştim. Orada bilge Karasu ve cevab'a
gönderme de var. Onu eklemek isterim.
Narsizim için şöyle bir. Kendimce yaptığım bir
değerlendirme o eninde sonunda kendini teşhir etmekten
vazgeçtiğinde hiç görünmemeyi tercih etmek yani.
Ikisi arasında böyle. Sanki.
Nasıl söyleyeyim? Ya oblebvius ya schie olmak
anlamında mı? Evet, evet.
Ya görünen ve her şeyiyle ortada olacak ya tamamen utangaç ve hiç
görünmemeyi seçen bir tartış olacak, anladın.
Mı yani bıçak sırtı gibi bir şey yani mesela taşrada diye örnek
verdim. Cevap için ne kadar uğraşırsak
uğraşalım ya görünmemeyi beceremiyoruz.
Yani kendimizi teşhir edip. Saygınlık ya da müptezellik gibi
2 mertebeden birisine erişebiliriz diye yazmışım.
Şimdi ben de buldum. Özellikle bir mertebe olabilir.
Çünkü eğer narsizimden söz ediyorsak ya da sıradan olmanın
huzurunu hak etmek için didiniyoruz ama görünmez adam
olamıyoruz. Sonra şöyle devam etmişim,
inanmayanlar çerçeve havaya da saitfa'ya baksın.
Baştanın dayattığı bu saydamın itici güzüyle gücüyle
yazmışlardır. Ya da teşhirciliğin yani ne
bozkır saklanmaya izin vermiştir, ne de burgaz onlar
yazmak zorunda kalmışlardır gibi bir şey.
Prens başka bir yerden bakmışsın.
Evet, bas iddialı bir şey ama. Iddialı ama çok önemli bir bir
yerden bakıyorsun. Evet.
Yani mekanın da buna imkan vermemesi üzerinden bir yerden.
Imkan vermemesi. Çok önemli bir şey demişsin.
Yani bence de. Bonus, viyana'nın içinde bir şey
soracak mısın hocam? Boris fian için mi?
Niyeyse bana onu çağrıştırdı da birden.
Neden peki söyle niye Boris piyano çağrıştırıyor?
Ya işte kendisi üstünden yazdı. Polostır ve anlatımında işte
hani. Yani kendi narsistik ihtiyacı
değil de anlattığı kişinin aslında narsistik oluşu varoluşu
üzerinden gibi anladım ben herhalde o yüzden çağrıştırdı.
Olabilir, onu poloster kadar iyi okumuş birisi değilim,
okumuşluğum var ama o kadar iyi okumuşluğum yok ama orada
polesterinden çok daha. Iıı şedit bir ııı.
Tabii tabii. Yani o yüzden.
Daha daha gürültü bir şey ve daha kısa sürüyor zaten.
Bir isyan gördüğüm için orada akıl yürütemiyorum.
Açıkçası tam bilmiyorum yani. Bir şey diyemiyorum.
Şahane, ama şimdi bütün bunlardan yola çıkınca bir biraz
hani sizin bu peki hani sağlıklısı sağlıksızı.
Sonra bu gittikçe narstik ihtiyaçların öne çıktığı hatta
işte ben devri ben. Dili ben dünyası falan diye de
konuşulan. Biri bir kısmının içi boş bir
kısmının içi dolu olmakla birlikte çok fazla narsizmle
ilgili aforizmanın havalarda uçuştuğu bir.
Dünya döneminden geçiyoruz. Aslında hazır böyleyken acaba
biz bu bunu biraz daha ilerletip daha.
Ben ne bileyim mesela psikanalizden de bakarak filan
bunları konuşsak mı? Oluşsak.
Güzel bir konuşmayalım da konuşacak birisini.
Konuşacak analistlerden biriyle konuşalım, siz mi anlamaya
çalışsak. Evet.
Biz bize narsist insanları nasıl tanırızı öğretsin hocam.
Nasıl? Pazarlama yöntemi yani.
Ihtiyacımı değil mi? Narsistlik sevgiliden nasıl
kurtulursunuz? Falan kurtulmuş yok.
Onu istemiyoruz. Biz hepimiz düzgün narsiz mi
anlatacak ama. Analistler lazım.
Yani falan. Üstlerden biriyle temas bence
davet edelim ve bir sonrasın da hakikaten biraz daha bunları
konuşalım. Hem buralara nasıl geldiği de
konuşuruz belki ha. Yani hani hakikaten salkım
halsizimden narsistik kişilik bozukluğu diye tanımlanan
garabete bir yandan bir yandan. Her hakikaten rastlık
yapılanmanın başımıza, işte berabere ve nihayet ibrahim'i
söylediği. Çağırıyor, nasıl geldiğimize?
Gidecek bir süreci konuşsak. Bu arada aklıma onu yapalım.
Bu arada aklıma gelen hemen bir şey söyleyeyim, can berk hala
eğitim vermeye devam ediyormuş. Tabi evet, türkiye'ye de.
Veriyor artışlardan arada bu arada.
Tabi. Erenköy'den arkadaşlar yani şisi
erenköy'den derken erenköy'de çalışıyorlar da dernek illa
bağlantıları süren ve dernek üzerinden bu işleri yapıyorlar
hala yoğun bir şekilde. Yani yaklaşık 30 küsur yıl önce
ilk defa böyle kuramını altını çize çize okuduğum kişinin şu
anda eğitim veriyor olması bende çok heyecan yaratıyor ve kayıt
olmak istiyorum. Kayıt olmak istiyorsun?
Tabii. Bu bölümün sonuna geldik.
Bu bölümün sonuna gelmişken yine bir ressam ve resim hakkında
bahsedeceğiz. Bugünkü ressam olarak geçen
hafta bahsettiğimiz el gri dan söz edeyim, el greeko
asıllarıyla dominikos tiyatro coplus kendisi aslında girip
doğumlu bir Yunan ama hayatının bir kısmının aynı zamanda
ispanya'da geçirdiği için kendisine ispanyolca Yunan
anlamına gelen elgre uyumanın takılmış ve bu adını kullanmış.
Kendisiyle ilgili ilginç olan şey şu.
Klasik rönesans tarzında eğitim alıyor ve resimlerinin bir çoğu
aslında öyle ama zaman içerisinde manyalizm yani üslup
denilen teknik de resimler yapmaya devam ediyor.
Tuvaledoyu yerleşiyor. 1.577 yılında ve tulidoyu ilgili bu
tablo dikkat çekici olarak ya bugün sunacağım tablo dikkat
çekici olarak el girekonun çizimleri arasında yer alıyor.
Eee bu eee. Toyota manzarasıyla ilgili şunu
söyleyebilirim. Ya bu resim aslında tuvalet
hanım gerçek yüzünü yansıtmıyor. Büyük ihtimalle el grekonun
aklındaki tulidoyu yansıtıyor. Çünkü tuledon katedraliğin
yerini değiştirilmiş diye sana tarihçilerinin bir şeyi var
uyarısı var. Bunu söylemiş olayım.
Bu haftalık bizden bu kadar haftaya tekrar görüşmek üzere
kendinize iyi bakın.
Podbean