Demanslı Bireyin Hasta Yakını Olmak
Bu bölümde demansta hasta yakını olmanın güçlüklerini ve kültürel farklıları konuğumuz Prof. Dr. Özlem Erden Aki ile ele aldık. Bölümde bahsi geçen filmler:
Herkese merhaba diken şükür bahçesi vaat etmiyoruz.
Podcastinin yeni bölümünden sesleniyoruz.
Ben doktor taysin rolaz bu podcast bölümünde profesör
doktor timuçin rolet, profesör, doktor, cemaat Başoğlu benimle
beraber konak olarak da sayın profesör doktor özlem erdenekke
benimle beraber. Bu kayıtta ibrahim olmayacak
maalesef ibrahim başka bir işi vardı, o yüzden çakıştığı için
kendisi katılamıyor. Bu kayıtta aslında hani biz son
birkaç görüşmede eee hem yaşlılıktan bahsetmiştik hem
alzheimer'den bahsetmiştik ilk bölümümüz biraz daha sosyal
odaklı, ikincisi daha çok biyolojik odaklı bir bölüm
olmuştu. Bu bölümde de biraz hasta yakın
olmak üzerine konuşalım diye düşündük.
Bakalım konu bizi nereye getirirse ben şöyle bir giriş
yapacağım, ben ilk 2 bölümü tekrar dinledikten sonra aklıma.
Bir film geldi. Sanırım florrie sellerde
yönetmene Fransız yönetmen hem. Filmin senaryosunu yazmış hem de
yönetmenliğini yapmış. The father diye bir film vardı
baba diye bir film vardı orada Anthony opkins'le oliver
collon'un beraber oynuyorlardı. Ikisi götürüyordu filmi aslında.
O film aslında hani demans üzerine yapılmış en güzel
filmlerden biri diye düşünüyorum.
Şu açıdan güzel. Orada aslında hastanın kendi
perspektifinden bir seyirci olarak bütün olaylara bakma
şansı buluyoruz. Aslında belki hani daha fazla
konuşursam spoiler verebilirim ama ufak şöyle bir şey
söyleyeyim orada hani. Demans hastası bir adam.
Değişik karakterler hayatına giriyor.
Çünkü o değişik karakterlerin aslında.
Çok değişik karakterler olmadığını öğreniyoruz.
Filmin sonuna doğru bunu söyleyeyim, güzel bir filmdi
hani belki siz de izlemişsinizdir.
Sizin de hoşunuza gitmiştir diye.
Ne sizin söylemek istediğiniz bir şey varsa sizden yorum
alabilirim. Yoksa ııı devam mı ederim, nasıl
yapalım siz bilirsiniz. Eee istersen tahsincim ben
hakikaten en çok sevdiğim, belki de en sevdiğim demansı anlatan
filmlerden birisi olduğunu söyleyebilirim.
Defadır baba filminin. Çünkü gerçekten birinci şahıs
deneyimini ortaya koyar. Kafa karışıklığını biz bizzat
hastayla beraber yaşarız. Bir kız gelir, sonra başka bir
kız gelir. Damat başka bir damat odur.
Eee bakıcılar devamlı değişir, ev değişir devamlı.
Ben yakın zamanda Haluk bilginer'in yorumuyla baba
adında bir tiyatro oyunu olarak da izledim.
Yaklaşık bir ay önce onun da sahneye konuluşuna hayran oldum.
Çok çok güzel bir sahneye koymaydı.
OO kafa karışıklığını sahneler arası geçişlerde dekorla ufak
tefek oynayarak yaratıyorlardı ekstradan.
Hani o filmin senaryosuna ek olarak.
Hakikaten böyle bir şey demez kişilerin kafaları karışır.
Dedem has hastası gördüğümüzde yani biraz artık orta evreler
ortaları sonlarına doğru geldiğinde kaç çocuğunuz var
dediğinde mesela 6 çocuğun var der 5 çocuk vardır.
Aslında bir tanesi 2 tanedir yani Mehmet vardır. 2 tane
Mehmet vardır bir mehmet'in kendisi bir impostoru vardır.
Bir tane hastanın 6 tane imposter'dan bahsettiğini
görmüştüm. Tek çocuğu vardı ve 6 tane işte
ibrahim'den bahsetmişti mesela. Böyle şeyler olabiliyor ya da
hızı geliniyle karışıyor. Torunu başkasıyla karışıyor.
Çok sık gördüğüm bir başka şey. Yaşlı demaslı hanımlar
oğullarını kocaları zannetmeye başlıyorlar.
Bir süre sonra çok çok sık gördüğümüz bir şey muhtemelen
hani yüzü siması çok benziyor, huyları da benziyor, ses
benziyor belki ve yine orta ortaların sonlarına doğru o
evrelerde çok sıklıkla eşleri olarak çağırmaya
başlıyorlaroğullarını. Hani bunu çok güzel anlatan bir
film. Tabii film bakım veren kafa
karışıklığını da çok iyi anlatıyor.
Bu film, çünkü devamlı baba bir şeylerden bahsediyor.
Orada olmayan şeylerden bahsediyor, kişileri
karıştırıyor. Ve bu karışıklıklar üzerine bir
takım hırçınlıklar yaşıyor. Bir takım tepkiler gösteriyor.
Bakım verinin OO karışıklığı anlaması çok zor oluyor.
Çok fazla da öfkenin çıktığı çok fazla tepkilerin ortaya çıktığı
bir alan orası. Hele de eski şeyler, yani ilişki
çok iyi değilse çok iyi bir ilişki kurmamışlarsa çocukluk,
gençlik, yetişkinlik dönemlerinde çok onarılmamışsa
hatta onarılsa bile bazen o çocukluk gençlik dönemlerine
dönüyor kişiler. Eee ve bütün o eski sular
karışmaya başlıyor. E orada bakım veren de.
Istemeden hani çok olumsuz tepkiler ortaya çıktığına
defalarca şahit oluyorum. Ben zaten böyleydi zaten böyle
bir insandı işte. Mutsuzluğu daha da mutsuz
öfkeliydi. Daha da öfkeli bazı hareketleri
bakım verenler çok üstlerine alınabiliyorlar.
Çok çok kendi üstlerine alınıyorlar.
Yani beni zaten sevmezdi çocuğu olarak o yüzden yapıyor beni
zaten hep işte kullanırdı, şimdi yine kullanıyor gibi yorumları
çok fazla rastlayabiliyorum. Bir miktar tabii eski ilişkinin
kalitesi elbette ki hani demaslı kişinin demas döneminde kurduğu
ilişkide bir miktar belirleyici OO olsa da aslında daha çok
hastalığın yarattığı etkilerden bahsetmemiz gerekiyor orada.
Çünkü bir süre sonra kişilerde tanıdık gelmiyor.
Mekânda tanıdık gelmiyor. Sadece kafası karışmış bir
insanın tepkileri aslında ortaya çıkmaya başlıyor ve bu alanda
bakım veren ne çok fazla çalışmak gerekiyor.
Benim de aklıma ayrısı geldi ve tırlarsınız, ayrısını olacaksın.
Hayatını anlatan o filmi orada da kocasının dehşetini.
Kadıncağızın da tabi ki dehşetini yaşadı dehşeti ama
kocasını da dehşetini. Hatırlamamak mümkün değil, gayet
iyi verilmiş. Dolayısıyla aslında belki
buradan sözü. Demansı hasta yakınlarına ama
asıl genel olarak da psikiyatri de hasta yakınlarına da
gittirsek hoş olur diye düşünüyorum.
Bilmiyorum ne dersiniz? Evet çok iyi olur ya hasta
yakını olmak, hakkaten başka bir ülkede olmak başka bir çok
farklı bir deneyim, hasta yakını olmak.
Bir yandan şöyle çok basit, çok somut şeylerden başlayalım.
Bir kere çok ciddi bir hem maddi hem manevi bir yükten
bahsediyoruz. Ciddi bir maddi yükü var.
Maddi yük derken sadece finansal anlamda sadece işte nakit para
çıkartmak anlamında değil, git gel doktora götür bir yere
götürür. Çeşitli ihtiyaçlarını hallet,
fizyolojik, fiziksel, başka ihtiyaçlarını hallet bir kere
böyle bir maddi yükü var. O maddi yükte tabii kendi
hayatından eksilme de var işte kendi ailesine, kendi
yaşantısına, kendi ilgi alanlarına çok fazla zaman
ayıramama gibi bir kısmı da var. Elbette ki.
Çünkü bir başkasına bakımerken 10'a çıkart zamanınızı da
veriyorsunuz. Maddi yükle manevi yükün çok
kesiştiği alanlar tabi ki bunlar.
Dolayısıyla diğer tarafa ciddi bir hani zaman da vermeniz
gerekiyor. Bununla kalmıyor tabii ki.
Eski sıkıntıların tekrardan harlandığı tekrardan alevlendiği
bir yer orası. Bir diğerinin adına karar
vermek, bir diğerinin adına kararlarına saygı duymak,
diğerinin özerkliğine saygı duyarken, bir yandan da onu bir
takım zarar görebileceği şeylerden korumak işte.
Bazı faaliyetleri, bazı faaliyetleri artırmaya
çalışırken, bazı faaliyetleri azaltılmaya daha sağlıklı
olanıyla değiştirmeye çalışmak gibi.
Bakım veren çok fazla hakikaten üstlendiği sorumluluklar ağır
bir yükü var. Eee maddi manevi her anlamda çok
ağır bir yükü var. Yaşlı kişilerdi.
Psikiyatri hastaları da tabii ki var.
Bunların arasında çok farklı reçelere de var.
Bunun bir hani aklı başında bilişsel olarak sağlam ama
fiziksel olarak kendine yetemeyen fiziksel zorluklar
yaşayan bir yaşlıya bakım vermek farklı.
Zihnini artık zihinsel işlevlerini yitirmeye başlamış.
Bilsel olarak zorluklar yaşamaya başlamış birisine bakım vermek
bu bilişsel işlevin gittiği her evrede farklı.
Erkeğin evrelerde halen bazı konularda karar alabilecek
durumda olurken, kişiler daha ileri evrelerde artık hakikaten
sağlıklı karar verme yetilerini tamamen yitirebilirler.
Muhakeme yetilerini tamamen yitirebilirler.
Hani her aşamada farklı bir yükten.
Bahsediyor, karar vermeye devam da etmek istiyorlar.
Bir yandan tabi değil mi? Yani o tarafı da zorlayan
şeylerden bir tanesi. Ilginç olan tabi bu bakım verme
kısmı çok önemli ama benim ilk aklıma gelen kısmı sen demansta
olan hastalarla çalıştığın için doğal olarak bakım veren
tarafından bakıyorsun çok güzel gerçekten.
Ve. Aslında burada en önemli kısmı.
Bir yandan ailesinin eşinden de filmden gelerek de buraya
bağlandığımız için söyleyeceğim şey, kendilerinin tanınmaması ya
da hastalanan demansı olan kişinin kendilerini artık.
Başka biri olarak görmesi ya da hiç tanımıyor olmasının
yarattığı dehşet duygusu var bir de ve onlar bütün bu bakım
vermeyi, işini bir de bu duyguyla birlikte yapmak
zorundalar. Bu bu da işi daha da
zorlaştırıyor, öyle değil mi? Tabi tabi demas zaten hani
literatürde de özel bir yeri vardır gerçekten.
Çünkü takdir edilemeyen bir bakım emeği veriyorsunuz deması
takdir edilmeyen değmeyeyim de takdir edilemeyen bir bakım
emeği veriyorsunuz. Ve takdir gördüklerini
hissetmiyorlar. Hiçbir şey değil.
Evet bildiğimiz yollarda yapmıyor.
Ya da çok ufak ipuçları yani işte sevdiği bir tatlıyı
yedirdiğinde aldığı bir gülümseme çok kıymetli oluyor.
Çok çok küçük ödüllerle yola devam etmek zorundalar ya da
bazen hiç ödül olmadığı gibi tam tersine bedel ödeyerek o bakım
vermeye devam etmeleri gerekiyor.
Eee, hastalarımız bazen çok ajite olabiliyorlar.
Mesela banyoya girmek istemiyor. Pek çok temas hastasını
yaşadığımız şeydir bu. Ya biz savaş alanı 10'a çıkart
dönüyor ortalık tabii ki hani banyoya sokmak istiyor, bakım
veren diğeri girmek istemiyor ya da işte yemek yedirecek, ilacını
içirecek yaşlı kişi demaslı kişi bunların hepsi ne direniyor,
bazen vuruyor. Bazen itiyor, şimdi dikiyor ya
da bağırıyor ya da bazen nadiren olmakla birlikte bazen hani
küfürler işitebiliyorlar. Hani bütün bunların içerisinde o
emeği de vermeye devam etmek zorundalar.
Gerçekten hani demansa bakım vermek çok çok çok özel bir
durum. Ben uzman olarak sorayım, hocam
ne yapmadı böyle durumlarda? Çok çalışmam gerekiyor.
Yani hakikaten şöyle söyleyeyim. Ve çok klasik bir lafı olacak
bir uzmana başvurmalarını ödedikçe neden?
Çünkü demansı anlamak çok zor. Yani ben hani yıllar sonra her
sene biraz daha fazla anladığımı fark ediyorum.
Biraz daha fazla hani empati kurabildiğimi fark ediyorum.
Daha gençken bu kadar kolay bakım verenlerle empati
kuramıyordum. Belki yaş almak deneyimle ilgili
bir şey bu yaşlanmakla da ilgili.
Şöyle bilmeyince de mansın nasıl bir şey olduğunu bilmeyince o
reaksiyonlar çok fazla çıkıyor. Şöyle.
Bana bağırdı vardı kişi siz değilsiniz.
Hani bunu anlatıyorum işte bana çok kötü davrandı.
Bana vurdu ya vurduğu kişi orada siz değilsiniz.
Orada itiraz ettiği başka bir şey var aslında kişiye de itiraz
etmiyor. Korktuğu bir eyleme itiraz
ediyor anlamadığı bir eyleme itiraz ediyor.
Şüphe duyduğu bir eyleme itiraz ediyor.
Mesela banyoya girme banyoya gir.
Şey ettim hocam diye işte gelen çok yakın şey oluyor.
Bakım verenler oluyor. Bakın her tarafım çizik
içerisinde diye gösteriyorlar. Bana bir banyoya girdirmenin
bedeli böyle bir şeye ve tam orada korkuyor o hasta yani
bunun kendisiyle ilgili olmadığını anlatmak gerekiyor.
Bu daha çok basit şeyler, daha daha karmaşık aile ilişkilerini
de içine alan şeyler olabiliyor. Tabii mesela hep ilişkileri kötü
olmuş, hep o kızıyla biraz. Mesafeli biraz çatışmalı bir
ilişkisi olmuş fakat genelde de gördüğümüz hep bu çatışmalı
ilişki yaşayanlar, sıkıntılı ilişkili yaşayanlar da bakım
veren oluyorlar, o olabiliyorlar.
Eee orada hani ne kadarı kişiye çıkan tepkiye ne kadarı durumun
kendisine yapılmak istenen eğilimin kendisine ya da
anlamadığı için ortaya koyduğu bir tepki.
Kişinin bazen onları konuşmak gerekiyor.
Orada hani ben hep şeyi söylüyorum demas kişiliğin
üstüne gelir, yani demas kişiliği kapatır.
Ikisi de ben de bazen hani o sizin anneniz ya da babanız
tanıdığınız anneniz ya da babanız değil artık biliyorsunuz
filan dediğimde şöyle bir şeyle de çok sık karşılaşıyorum
yalnız. Tabii kişiliğin üzerine gelen
demas elbette onun toplum içindeki her türlü reaksiyon
formasyonunu, kibarlığını işte ve toplum içindeki maskesini de
bazılarını ortadan kaldırıp kişilik özelliklerini de daha. 6
çizili karakterize hale de getirebiliyor bazen yani huysuz
olup bunu güzel örtbus eden bir insan artık örtbas edemiyor.
Örneğin gizleyemiyor. Dolayısıyla bazen şununla da çok
sık karşılaşabiliyorum. Karşılaşabiliyordum.
En azından çalıştığım zamanlarda.
O sizin artık anneniz ya da bildiğiniz anneniz babanız değil
dediğinde. O bilmezsiniz eskiden de böyle
iyi düşüyormuş özellikleri ben çocukken de böyleydim filan
diye. Onların çocukken yaşadığı
çatışmaların daha da belirgin olarak.
Ortaya çıkarıldığı ya da gözlerine sokuldu bir durum
oluşuyor. Buna direnmekte son derece de
zor. Onların da ayrıca bir tür terapi
süreci yaşanıyor. Neredeyse bazen.
Tabi çok haklısınız. Çok haklısınız tüm artık.
Bize zor bir yas dönemi denebilir mi?
Araya giriyorum ama yani yavaş bir kayıp olmakla beraber
komplike olabilecek bir yaz eğer yani çok olumlu bir ilişkileri
yoksa veya karmaşık bir ilişkiyse önceki.
Çok doğru çünkü deması da hep bir sosyal ölümden bahsediliyor.
Yani kişi orada ama aslında bir kabuk halinde.
Eski kimliği kişiliği kaybolmuş durumda.
Eski anneyle babayla iletişim kuramıyorlar.
Tam timuçin abinin söylediği gibi artık tanıdığı anne değil.
Tanıdığı baba değil hele dedi. Yandan da çok karakteristik
özellikleriyle de gözlerini batan yanlarıyla da tam da onlar
yani çocukluğumda tam da hani yaşadığı çatışmayı bugün
yaşadığı yeniden yaşadığı halde tam onlar ama.
Onlar değiller. Tabii çatışmalı ilişki varsa çok
daha zor ama çok iyi bir ilişki varsa da çok zor oluyor.
Tam da sizin işte ayrı birden bahsettiğiniz gibi, hele de
zihni iyi, kapasitesi yüksek, pek çok yetisi olan hep hani
bağımsız olmuş, güçlü olmuş, özgür durmuş, ayağının üzerinde
durmuş bir babayı, bir anneyi, hani demansa kaybetmek gerçekten
çok zorlayıcı bir şey. Yani gözlerinin içerisinde
içinin boşalıp bir kabuk haline düşmesini görmek çok zor.
Dışarıdan da şöyle şeyler geliyor, tabii işte zor
dediklerinde ama bak ne güzel işte hayatta yanında senin
yanında hiç öyle değil. Aslında hem yanında değil hem de
çok inanılmaz bir hani bakım sorumluluğu vardır.
Bakım yükü var orada çektiği başka türlü sıkıntılar var ve
zorluklar var. Kişilerin hakikaten çok uzamış
bir yas dönemine dönüşebiliyor. Hasta kaybedildikten sonra çok
keşkeler bir hastam olmuştu. Benim karı koca erkek demansı
olmuştu hafif böyle frontal şeylerinin de ağır olduğu
alzheimer front o temporal dems. Pardon, alzheimer frontal
varyantının olduğu bir hastaydı. Çok zorlamıştı.
Ikisi de 80 küsur yaşlarında 2 insan.
Hani bu bey işte büyük abdestini yapıp temizlenmeden üstüne basıp
dolaşıyordu. Evde ve 80 yaşındaki karısı da
devamlı bunun temizliğiyle uğraşmak zorundaydı.
Bir gün dayanamış ayağını hafifçe vurmuş.
Bu bu 2 kişi birbirlerini çok seven bir çifti ayağına şöyle
azıcık vurmuş ve bundan sonra bana geldi.
Büyük bir utanç içerisinde bunu itiraf etti.
Eşi ve çok çok ağladı. Kısa bir süre sonra da hastayı
kaybettik. Ben 2 seneye yakın o ayağına
vurmayla çalıştım. Yani eşini gördüm ve ellerim
kırılsaydı da o ayağına ben vurmasaydım da çalıştım ki
dediğim gibi hani öyle ciddi bir şey değil.
Çünkü küçücük bir uyarı gibi bir şeyden bahsediyordu.
Dolayısıyla zor. Bir de.
Şöyle kadınlar için daha zor, belki bunu şimdiden gündeme
getirmek iyi olur. Çoğunlukla bakım verenler kadın
sadece bizim ülkemizde değil, pek çok batı ülkesinde de aynı
şekilde hep bir bakım emeği hep kadınların üzerinde.
Yani ailede işte çocuk olsun eş olsun yaşlı birisi hasta, birisi
olsun genellikle bakımı kadınlar üstleniyor.
Şimdi bakım herhalde literatüründe çok iyi bilinen
bir şey. Kadınlar ve erkekler aynı
şekilde bakım verem olmuyorlar. Bunu kendi proteinde de ben çok
görüyorum. Erkeklerde şöyle sabah
kaldırdım, kahvaltısını yaptırdım.
Işte ilacını içirdim, altını temizledim, banyosunu yaptırdım.
Gecede yatırdım. Hani çok tatmin oluyorlar.
Erkekler bundan yani bir takım o fizikse ihtiyaç karşılıklarında
iş bitiyor. Genel konuşuyorum, herkes böyle
değil elbette ama kadınlarda ise yemeğini yedirdim de bitmiyor,
sevdiği şeyi yapamadım bugün. Işte ilacını içirdim ama çok zor
içirdim. Boğazına su kaçtı, ne bileyim
banyoya girdirdim ama çok iyi yıkayamadım işte çok
sıkıntılıydı. Hızlıca çıkartmam gerekti.
Gibi hani kadınlar böyle bir ben üzerime düşen vazifeyi yaptım.
Işte şunları şunları yerine getirdim, içim rahat
diyemiyorlar. Genellikle kadınlarda hep bir
karşıdakini de tatmin etme mutlu etmeyen 10'a çıkart manevi
olarak da bir şeyler katma sorumluluğu var.
Bunun ağırlığını kadınlar çok yaşıyorlar ve ben kendi
pratiğimle bununla çok fazla uğraşıyor erkeklere göre.
Nadiren hani böyle işin bu tarafına bakan erkekler çıkmıyor
mu? Evet çıkabiliyor onlarda ama
daha şöyle örnekler görüyorum, yani en iyi gördüğüm erkek bakım
verenler bunca yıl bizim Köroğlu bana baktı.
Şimdi benim köroğlu'na bakma sıra diyorlar.
Mesela hiç hayatı boyunca mutfağa girmemiş, eline bir
kaşık alıp da tercihe karıştırmamış, çok çok tatlı,
yaşlı amcalar beyefendiler geliyorlar ve.
Artık benim sıram geldi deyip yemekte yapıyorlar.
Evde temizliyorlar işte evdeki. Hasta olan eşlerinin karılarının
altını da temizliyorlar ve hiç gocunmuyorlar hiç sunmuyorlar
ama az bu örnekler bu örnekler son derece da az.
Kadınlar tarafında bu rutin. Tövbe evet, genel bakımdan kadın
olduğu için ama ilişkileri iyiyse herhalde özellikle böyle
oluyor değil mi? Orası da çok güzel, orası da
ayrı bir ayrı bir hikaye tabii ki çünkü.
Eş, özellikle eş bakım verenlere baktığımızda da işler çok
karmaşık. Tabi yaşanan ilişkiye göre çok
değişiyor. Hani hep iyi anlaşan bir çift
olmuşlarsa eğer. Bakımın yükünden çok o kişiyi
kaybetmenin yazı ön plana çıkarır.
Yani benim işte güzel, yakışıklı kocamı kaybediyorum.
Ne bileyim aklını yitiriyor. Halbuki 10'a çıkart çok
güvenirdim. Onun aklına çok güvenirdim ve
onun koruyuculuğuna çok güvenirdim gibi şeyler o yaz çok
ön plana çıkıyor ama kötü bir ilişki varsa hele işin
içerisinde şiddet varsa evliliklerin ilk yıllarından
itibaren. Orada kadın bakım verenler çok
çok zorlanıyorlar. Ama zaten hani genel olarak
yaslan da biliyoruz ki bir ilişkide ilişki kötü şey o zaman
yas daha ağırdır zaten genellikle.
Çünkü keşkeler hesaplar vesaire burada hani gitmeyip önünde
duran sağlığın kaybıyla gelişen bir yasa olduğu için.
Yani o zaten bütün o hesapları bize şu anda yaşanabileceği bir.
Mecranın da tam ortasında kendilerini buldukları hep yeni
bir durum öyle değil mi? Bir yandan da.
Şöyle oluyor, bazen, yani bazı kadın bakım verenler çok
yıpranıyorlar. Çok üzülüyorlar.
Bunca sene çektim, şimdi de çekiyorum ya çok farklı tepkiler
çıkabiliyor orada. Bunca sene eziyetini çektim.
Hala eziyetini çekiyorum. 80 yaşındayım hala eziyetini
çekiyorum. Hani isyan edenler üzülenler
olabiliyor. Şöyle şeyler dile de
karşılaşıyorum. Hani şiddet görmüş, iyi bir
evlilik yaşantısı olmamış de her görmemiş saygı görmemiş
kocasından ama yine de onun bu hale düşüşüne çok üzülen.
Mesela kadın danışanlarım da oluyor yani evet bana çok eziyet
etti doktor hanım ama onu yine de böyle görmek işte dağ gibi
bir adamdı ve şimdi böyle hani altında beziyle işte yemeğini
bile yemediğini görmektiğim. Bu işte.
O çok üzücü geliyor diyenler oluyor ama önemli bir grup da
var ki. Onlar da şöyle bütün acısını o
son dönemden çıkartan bir grup da oluyor.
Yani sen bana vurdun. Şimdi ben de senin ellerine
vuracağım senin ayaklarına vuracağım.
Hani öyle bir grup ya da bakmayı reddediyorlar.
Bunca sene bana eziyet etti. Hani şöyle reddediyor derken
evden atmıyor şey yapmıyor ama bakım sorumluluğunu çocuklarına
veriyorlar. Ben bununla uğraşamam diyor ya
da çok ciddi ihmaller görebiliyoruz mesela.
Aslında ihmal etmesindense sorumluluğu bırakmış.
Tabi çok daha sağlıklı bir davranış biçimi geç kalmış bir
boşanma ama. En azından daha.
Kolay diyebilirim o açıdan. Bir de leman başladığı zamandan
itibaren. Iıı, bütün bilişsel yetiler ve
beceriler ortadan kalkmadığı için temasım başladığını ve
ilerlemekte olduğunu bilen kişilerin gözünden.
Ve diğer bakım verebilecek kişileri de.
Konuşsak diye aklıma geldi. Önce ilkini sorayım.
Yani diyelim ki alsayan merdemansı başlamış olan
birisinin yaşantıları. Iıı o da konuşmaya değer
herhâlde dimi. Yani ne yapılmalı anlamında?
Hayır, hayır, onun öznel yaşantısı yani.
Önceki yanında. Müsaade becerilerinin
yetilerinin ortadan yavaş yavaş kalkmakta olduğunu bilen ve
bunun adının demens olduğunu ve gidişatını bilecek kadar da
eğitim. Verirsinden.
Bahsedersin evet ilgi sahibi olan.
Şey diyeceğim, sanırım bu başlangıç yaşamasında çoğu hasta
bunun farkında olmuyor. Yani unutkanlığından da farkına
varmıyor. Çoğu zaman yakındakiler daha çok
farkına varmış oluyor. Eee, onu hatırlatacak şeyler
söylediğiniz zaman genelde öfkeleniyorlar ya da sorular
sorduğunuz zaman yani basit bir mental test yaptığınız zaman
hani oradaki sorular aslında bazıları çok basit sorular, hani
bizim vital şeylerimiz hani bilmemiz gereken şeyler aslında
hani örneğin günü saati ne bileyim onun dışında.
Bulunduğumuz yeri ya da kişileri bilmemiz hani bizim için elzem
olan hani bilgiler, bazen onları bilemediklerinde çok fazla
öfkelenebiliyorlar. Hani niye bunlar bana
soruyorsunuz? Ben bunları biliyorum zaten gibi
şeylerle. Tamam yani o zaman tepkilerden
biri öfke diyebiliriz herhalde. Şöyle aslında tam da ben de
tahsin'i yaklaştığı yerden söyleyecektim.
Bir şeyler kötü gidiyor. Ben bir şeyleri kaybediyorum.
Aşaması devastan önceki o hafif bilgisayar bozukluk aşaması
aslında. Yani demas hani işlev kaybı işin
içerisine girdiğinde çoğunlukla içiyor kaybıyla gelen bir şey.
Yani çok çok büyük bir çoğunlukla kişi oradan artık iç
görüsünü kaybediyor aslında. Bu ııı the filminde de onu çok
net görürüz baba asla kabul etmez işte saatini yanlış yere
koyduğunu asla kabul etmez. Hizmetçiyi suçlar bakıcısını
suçlar saatimi aldım diye aynen böyle.
Yani o içgüdü çok nadir oluyor. Cemal bey ya da pek alsimide
olmuyor da mesela diğer tür mesela maskülerde maslarda.
Aslında aklımda o vardı. MC ı ve baskılar de vans yani
hafif bilişsel bozukluk. Onları da anlatsan ne iyi olur?
Tabi ki MC ı dediğimiz yani mald kognatif'in permanent ya da
hafif bilgisayar bozukluk diye çevrilen durum aslında
alzheimerın öncülüğü bir durumu ifade ediyor.
Kişinin bilgisi işlevlerinin bozulmaya başladığı yavaş yavaş
bozulduğu ama henüz işlevselliğini kaybetmediği ve
henüz içgörüsünün de yerinde olduğu bir dönemi ifade ediyor.
Şöyledir, benim çok hastam vardır böyle. 2 sene, 3 sene 4
seneye gelirler bana ben unutkanım ben unutkanım ben
unutkanım işte şöyle kötü böyle kötü sonra ara bize hangiler bir
bakarım. Bir gün kapımda belirir yanında
kızı ya da oğlu ya da eşi nasılsınız derim.
Çok iyiyim, artık kalmadı. Unutkanlığım, eşi karşı
işaretleri yapar. Niye?
Çünkü artık hakikaten de mansa dönüşmüştür.
Tablo içgörü tamamen kaybolmuştur artık ondan sonra
unutkanlık hani hastanın sorunu değil artık yakınlarının sorunu
olmaya başlamıştır. Asküler de mastı da şey
etkilenmez, kayıt etkilenmez. Alzheimer daha farklı olarak
hipo campal bir. Hasar yoktur, baskılar demez.
Ama daha geniş su pratik ağlarını etkilenmesiyle bir
dikkat bozukluğuna bağlı unutkanlık vardır.
Bu hastalar çok farkındadırlar ama bu tarz vasfilerdemansa yol
açacak kadar ağır bir baskılar hasar varsa beyinde zaten ufak
ufak böyle hafif depresyon, depresif tepkiler de ortaya
çıkmaya başlar ya da tuhaf bir hani o aldırmazdık.
Galibi ilgisizlik, kayıtsızlık, aldırmazlık hâli de ortaya
çıkmaya başlar ama yine. Alzheimer gibi içgörüyü
bozmadığı için maskelerde masa hastaları gerçekten hani durumun
farkında olurlar. Peki bir şey geliyor aklıma
senin deneyimin geniş olduğu için mesela daha önce zihniyle
işini yapmakta olan okuyan yazan ve buna çok berbalamış hayatında
en önemli şeylerden biri bu olan kişiler.
Eee diyelim ki hafif kombinatif bozuklukta filan.
Herhâlde depresyon veya yas gibi reaksiyonlarda gösteriyorlardır,
değil mi? Gösterebiliyorlar.
Kimisi o depresyona kendini kaptırabiliyor.
Kimisi bir şeylerin farkında olup onu telafi edici
mekanizmaları çok devreye sokabilen de oluyor.
Eğer özellikle zihniyle çalışmaya alışmış insanlarsa
mesela daha çok okumaya çalışıyor.
Daha çok işte el işleriyle uğraşmaya başlıyor, öğrenmeye
çalışıyor, aktif kalmaya çalışıyor.
Hani çok farklı şeyler görebiliyoruz orada.
Abla ben bir şeyi merak ediyorum da, örneğin bu yani nasıl desem
bu? Şeyleri, unutkanlıklarını
gizlemek ya da hani kompanse edebilmek için örneğin not tutan
hastalar oluyor, 10'a çıkart denk geliyormuşsunuz bilmiyorum.
Hani sen şey gibi oluyor artık o şeyler notlar.
Zihnin bir uzantısı haline geliyor yani hani beyinlerine
kayıtlıysa orada da o kayıtlı oluyormuş gibi geliyor bana.
Sizin gözlemlediğimiz öyle bir şey var mı onu merak.
Ettim. Bir saha bozukluğun tanımında
bile vardır ya tahsincim yani faxbookları açtığında bu hastaya
daha fazla ajanda kullanırlar. Daha fazla hatırlatıcı
kullanırlar diye çok klasik bir tanımı vardır.
Hafif bilgisayar bozukluk döneminde hakikaten daha çok
kullanıyorlar. Yani çok net anlatırlar.
Eskiden çıkardım markete gider 10 kalem şuyu alır, gelirdim
artık her şeyi yazıyorum. Eskiden bütün randevularım
aklımdaydı. Şimdi takvim ve işaretlemem
gerekiyor. Ya da küçük not kağıtları aldım.
Artık buzdolabına yapıştırıyorum ki yapacağım işi unutmayayım
şeklinde ekstradan mutlaka bir şeyler yapmak istiyorlar
gerçekten. Prote küçük bir müzik molası
vereceğiz. Bugünkü müzik parçası olarak
miny miden nothin love dinleyeceğiz.
Daha sonrasında tekrar birlikteyiz.
Müzik arasından sonra tekrar birlikteyiz sözü cem hocayı
bırakayım. Lütfen.
Kültürel farklara da bakmak iyi olur diye düşündüm.
Şimdi hem Tahsin temas takip ediyor.
Hem de özlemin çok geniş tecrübesi var.
Uzun tecrübesi var. Ne dersiniz?
Almanya nasıl Türkiye nasıl? Gibi ya da yani evet biz hani
Türkiye hakkında epey konuştuk. Şimdi de her yerde öyle olmasa
gerek. Tam aynı olmasa gerek
reaksiyonlar ne dersiniz? Özlem Tahsin bilmiyorum.
Bir tahsincim sen mi başlamak istersin?
Ben mi? Başka ben yani benim en çok
dikkatimi çeken şey şu, yani Almanların yaşam süresi uzun
beklentileri de çok uzun. O yüzden örneğin 95 yaşında
birine alzaymır teşhisi koyduğunuzda ağladığını
görebiliyorsunuz. Benim en çok şaşırdım.
Ellerden biri var çok güzel. Türk güzel.
Şey olarak da. Yani benim en azından kliniyen
olarak test yaparken en çok zorlandığım şey eee bana gelen
eee buradaki türk hastalar genelde eee 60 civarında buraya
gelen işçi. Ya da işçinin eşi olarak buraya
gelen kişiler. Altmışlı yıllar diyorsun
altmışlı. Yıllardır altmışlı yıllarda
aynen ya altmışlı yıllarda doğan değil de işte hani 30, 40.
O yıllarda doğup daha sonra buraya gelen kişilerden
bahsediyorum. Çoğunun hani eğitim düzeyi ııı
neredeyse hani ilkokul seviyesinde filan eee ve.
Benim en çok zorlandığım şeylerden biri bazen bir mental
uygularken filan, hani yani testere uygularken klinik
testleri uygularken en çok zorlandığım şeylerden biri.
Acaba gerçekten bu soruya cevap verememesinin sebebi, kişinin
eğitim durumundan mı kaynaklanıyor?
Yoksa gerçekten mi bilmiyor mu? Hani benim için ayırt etmek
bazen çok zor olabiliyor. Açıkçası öyle söyliyim ya benim
için onu şey bu minientalin almancasıyla türkçe'sini görme
fırsatım oldu olduğu için hani eğer ikisine bakma fırsatım
olduğu için hastalara sorma fırsatım olduğu için şöyle bir
fark var, örneğin mini mental de işte Türkçe versiyonunda
milmental dediğimiz de yani onu da kısaca açıklayayım.
Hani bu Birsel bozukluklara özellikle demas gibi
hastalıklarda değerlendirmek için yaptığımız kısa bir görüşme
formu gibi söyleyebilirim. Kullandırılmış görüşme formu
orada. Örneğin hani kişiye nerede
olduğunu soruyorsunuz, tarihi soruyorsunuz nerede olduğunu
sorarken de işte örneğini hangi ülkede yaşıyoruz, hangi
şehirdeyiz burası neresi, hangi semt biliyor musunuz?
Onun dışında işte burası neresi onu biliyor musunuz?
Bu bina ne binası biliyor musunuz?
Gibi şeyler soruyorsunuz. Benim türk hastalar en çok
zorlandığım şey yani semtin adına asla şey yapamıyorlar,
söyleyemiyorlar. %90 asla asla semt adı söyleyemiyor bunu.
Ki bizim hastanede böyle çok merkezi bir yer.
Hani manayımın tam orta noktasında bir yerde.
Eee şeyde eee bir de eee bu milimetre.
Öğrenmedikleri için değil mi? Yani bilip unuttukları için
yaşadığımız olduğu. Için kendi yaşadığı semti
biliyorum. Neyin ama?
Hani işte mangh merkezinin adına bilmiyor vesaire gibi şeyler
olabiliyor yani o yüzden. O zorluyor.
Onun dışında bir de bu mimentalin Almanca versiyonu da
şey diye soruluyor. Hangi ülkedeyiz dışında han
hangi eyaletteyiz? Şuan diye de soruluyor.
O değişik geliyor bana, çünkü hani hastalar onu da biliyorlar
yani hatta bazen şey eee eyalet bu nesland diye geçiyor.
Ülkede land diye geçiyor bazen land diye sorunca direkt şey
diye söylüyor. Hastalığı işte biz şu an bu
eyalette izleye söylüyor. Hayvan ülkeyi sormuştum falan
diye şey yapıyorum. O bir farklı geliyor bana hani
açıkçası test yaparken böyle farklılıklar var bir de.
Bakım veren açısından biraz farklı benim.
Örneğin alman hastalarının bir kısmı önemli bir kısmı hatta
yüzde ellisi falan tek başına geliyorlar.
Hani hiç yabancı birinden ya da işte yabancı biri derken işte
oğlundan, kızından ya da ne bileyim işte yanında yaşayan
birinden falan anamnez alma şansın pek olmuyor.
Hasta bana ne anlatıyorsa onu kabullenmek zorunda kalıyorum ya
da çok zorda kalırsam, örneğin aile hekiminden arayıp.
Siz ne düşünüyorsunuz filan diye sorabiliyorum onu söyleyecem.
Bu arada tabi yani çok ciddi bir kayıp olmamışsa hangi ülkedeyiz?
Sorusu türkiye'de de eminim almanya'da da öyledir.
Almanya'da öyle midir? Alman hastalığı için bilmiyorum
ama türk hastaları için öyle olduğuna eminim.
Hani bir bakayım şaka mı yapıyorsun?
Bu soruyu sorarken gibi bir müstehsin 100 ifadesiyle
karşılanır genellikle. Ben, evet ama yani gerçekten
soruyorum diye ısrar ettiğimde bazen söylerlerdi, söylemek
istemeyebiliyorlar. Komik ve basit bir soru gibi
gelebiliyor onu. Tecrübeli insanlar ama hep şey
yapıyor. Eminim sen de öyle yapıyordun
değil mi? Sohbetin içine yedirmek yani.
Yani doğrudan hangi ülkedeyiz diye sormanız cevap.
Yaptığında evet kesinlikle öyle. Işte özlemin, Amerika tecrübesi
de var aslında. Yani bunu hem şey için
soruyorum, kişilerin kendi reaksiyonları için mesela hafif
bilişsel bozukluk başladığında hem de bakım süreci bakım
verenlerin yakınların reaksiyonları.
Bakımından. Aslında şöyle ben de.
Geçenlerde dediya eribo'nun bir yaşlı bir kadının ha işçi
sınıfından bir kadının yaşlılığı ve ölümüydü sanıyorum başlığı
onu okurken yeni basıldı. Türkiye'de kendi annesinin
huzurevine gitme sürecini anlatıyor.
Çok büyük bir farkı olmadığını gördüm aslında.
Yani 4 erkek kardeşler işte kim bakacak?
Anneleriyle olan diyaloglar çatışmalar aslında çok benziyor.
Yani bütün kültürler arasında ortak olan çok fazla şey var.
Şimdi amerika'da da öyleydi. Geldikleri sınıfa göre
değişiyor. Yani daha maddi durumu daha iyi
olan ailelerden gelen yani daha doğrusu şöyle tabii kültür de
etkiliyor ama maddi durum içinde yetiştikleri sınıf da çok
etkiliyor. Daha uygun kaynakları daha fazla
korkular anksiyetilirdi. Daha az biraz da şöyle.
Nasıl söylesem onu hani daha entellektüel anlamda kendilerini
yetiştirmiş insanlara asla daha iyi başa çıkıyorlar.
Niye? Çünkü belki zihinleriyle
yapamayacakları işlerin yerine başka şeyler koymayı
bilebiliyorlar. Bakım verenlerin de işini
kolaylaştır. Evet, çok sevdiğim bir hastan
var. 23 senedir takip ettiğim. Maalesef temas tanısını ben
koydum. Hiç hiç hoş bir şey değil deman
tanısını koymak eskiden bu kadar etkilenmezdim.
Hani entellektüel olarak çok yetişmiş bir insan akademisyen
ama sanatın pek çok alanında üretimi var.
Artık hani zihnine o kadar çok kullanamıyor, eliyle
yapabileceği işlere ağırlık verdi.
Mesela bu hem kendisini rahatlatan bir şey oldu hem de
tek evladını ve eşide çok rahatlatan bir şey oldu.
Şimdi bu çok nadir gördüğümüz bir şey.
Bence bizim toplumumuzda bizim en çok eksikliğini yaşadığımız
şey bu. Şimdi bediye eribo'nun kitabında
da işte annesinin evini taşıdıklarından bahsediyor işte
kitapları, dergileri cd çalarını getirdik.
Vizyonunu getirdik. Yani ben kitapları dergileri
olan plakları olan bir CD çaları olan bir hastandan
bahsedildiğini bilmiyorum. Muhtemelen ilklerden biri
olacağım. Hani bir sürü kitabımı bir
huzurevine taşıyan kişi olacağım.
Hani mesela amerika'da da böyle bir şey vardı, insanların
hobileri vardı, yapmayı sevdikleri işler vardı.
Eee, gerçekten hani o zihinsel melekelerini kaybetseler de el
işleri elleriyle yaptıkları şeyle çok oyalanıyorlar.
Çok o tarafa aktarıyorlar kendilerini.
Bizde en çok zorlayan şu mesela işte geliyor, erken evre erken
evrenin sonları işte pek çok sorunla geliyorlar.
Karşıma bir aile ve hasta hep birlikte oturuyorlar.
Sorun şu oluyor ya amaçsızca evde dolaşıyor ya da hiçbir şey
yapmadan bütün gün evde oturuyor.
Şimdi orada tabi o hastayı oyalamam gerekiyor.
Benim neyi severdi diyorum. Hani hobisi neydi?
Yapmaktan hoşlandığı şeyler neydi hiçbir şey.
O kadar çok duyduğun bir şey ki bu mesela müzik çok kurtarıcıdır
demmaster. Çünkü müzik beynimizin en derin
yerlerinde hani depolanan yerleşen en arkaik.
Beyin yapılarına hitap eden bir şeydir ve çok kitaplarda da
yazar, benim de birkaç hastanede görmüş gördüğüm bir şeydir.
Çok ileri evre bir deman hastası bile olsa.
Eee, işte müzikle iyi bir ilişkisi varsa konuşamayan hasta
çok sevdiği bir şarkı çalındığında o şarkıya eşlik
eder. Yani dil ilçelerine önemli
ölçüde yitirmiş hastalarımın hakikaten o şarkıyı okumaya
başladıklarını söylemeye başladıklarını görür yakınları
ve bunu bir mucize gibi düşünürler aslında öyle değil.
Müzik çok acayip bir şey. Bizim böyle bir çalışmamız da
oldu. Hatta benim de jürisinde olduğum
çok tatlı bir doktora öğrencim müzisyenlerle.
Müzisyen olmayan müzikle çok da alakası olmayan 2 grubu
karşılaştırdı ve her ikisini de bilişsel yetilerin dil
yetilerinin çok farklı olduğunu gördü.
Çalışmasında böyle çok çalışma da vardır literatürde zaten.
Şeyi soruyorum, hani müzik sever mi ben?
Çünkü şöyle bekliyorum işte, halk müziği dinler, türkü sever
falan yok hocam hiçbir şeyi sevmez.
Müzik duyduğu anda kapatır. Peki el işi sever mi?
Eee işte yani yaşlı bir hanım hani ne bileyim köyden kırsal
bölgeden gelmiş bir şey. Hani el iş yapmayı sever hocam
nefret eder gençliğinde o kadar çok yaptı ki işte ördü dikiş
dikti, şimdi nefret ediyor hiçbir şey yapmıyor yani hiçbir
şeyden hoşlanmayan maalesef hiçbir hobisi olmayan ilgi
duyduğu bir şey olmayan çok insan.
Amerika'da bu kadar çok görmüyordum onu biliyor.
Biz de hobi diye bir şey yok bu tabii şöyle asla kötülemek için
söylemiyorum. Bence yaşam koşullarının ağrıyla
da ilgili bir şey, insanlar geçim derdiyle o kadar meşguller
ki çok sayıda çocuk devamlı çalışmak zorundalar.
Devamlı bir şeylerle uğraşmak zorundalar.
Hani hobi edinecek zamanları da olmuyor fakat şunu da görüyorum,
daha genç yaşlılar gelmeye başladı bana artık daha böyle 65
70 yaşları ya da şimdi hani 20 sene önce gördüğümüz 80 yaşlar
şimdi gördüm. 80 yaşlar artık aynı değiller.
Bir parça daha farklı bir bilinçle gelmeye başladı
insanlar özellikle 60 70 yaş civarında.
Işte sağlıklı yaşam tarzına önem veren, beslenmesine önem veren
biraz hareket etmeyi seven insanlar kendilerine hobi
edinmeye çalışan insanlar daha fazla görür oldum.
Tabii bunlar maddi anlamda daha. Iyi durumda olan aileleri
elbette ki yine çok yoksullukla boğuşuyorsa insanlar yine bunu
çok göremiyoruz. Öyle bir zamanları olmuyor ya bu
iyi bir şey. Çünkü hem kişiyi rahatlatan
hastalık sürecinde hem de aslında bakım veren, rahatlatan
bir durum. Zihnini kullanamadığında ellerin
elleriyle bir şey yapsın. Hani kişi o çok önemli.
Bir yakının vasıtasıyla biliyorum orada şöyle bir şey de
olmuştu fakat. Nakış yapıyor ve çok da merakla
yapıyor. Bir takım tabloları işte.
Iplerle işte ne denir 10'a çıkart gergefişler gibi o şeyle
işliyor. Nakış olarak çok da severek
yapıyor filan. Fakat mesela kararsızlık.
Çok fazla olmaya başladı. Neyi yapacağına karar verememek
bir türlü başlayamamak. Başlasa biraz götürebiliyor ama
başlama konusunda bir isteksizliği olmaya başladı.
Yani hobi olduğunda da kimi zaman bilişsel kaybın türüne
göre. Niteliğine göre her zaman
depresif olması gerekmiyor. Kişinin bazen bu tür.
Karar verememe ya da unutma. Faktörler var.
Yani o muhakeme yürütücü işle bozulduğunda zaten o el işi
yapılamaz hale geliyor ama onun tortusundan faydalanıyoruz.
El işi yapmayı seven birisine, önüne renkli kurdeleler koyup
bunları bağlar ya da bunlar düğüm olmuş, aç dediğinizde bu
ana saçma bir uğraşı olarak gelmiyor.
Evet, yani onun yakınları da mesela bunu replikle yapacağın
acaba kalemle boyayarak yapsa doldurma şeklinde yapabilir mi?
Diye bir yol buldular örneğin. Ama ondan da çok çabuk sıkıldı.
Yani bu düşünmek ve sürekli yaratıcı olmak gerekliliği var.
Bir de şeyi söyleyeceğim burada. Yani bir şey söyleyip 10'a
çıkart bağlayacağım aslında oliver sachs müzikofili de
şeyden bahseder ya. Hani böyle bir yeteneğini
kaybeden insanların? Aslında demal suluca.
Evet özellikle müzikle ilgilenmişlerse çok arkaiktir
dedin ya bir takım şeyleri hatırlamalarını kolaylaştıran ya
da kendiliğinden. Bazı hareketleri yapabilmelerini
ya da işte örneğin şeyde de kolayca bulunabilir.
Youtube'da da kolayca bulunabilir bir.
Eski balirinin rus balerininin yanılmıyorsam?
Demans döneminde kendisine dinletilen kuğu gölü böylesi ile
birlikte ebru 61 ya da 51 alzheimerın birdenbire işte kuğu
gülünün hareketlerinin yapabildiği müziğe uyduğu.
Sahneleri görmek mümkün. Dolayısıyla aslında müzik epeyce
yardımcı olan bir şey. Peki ekran nasıl yani ekrana
maruz kalmak, televizyon seyretmek bir şey izlemek.
Acaba yine otizmli bireylerde olduğu gibi istenmeyen bir şey
mi yoksa teşvik edilmesi gereken bir şey mi?
Hiçbir şey yapmamaktansa hani ekran açık kalsın benim genelde
önerdiğim şey bu oluyor abi hani?
Çünkü öbür türlüsü bir kenarda bir kanepenin bir kıyısında
uygulamak şeklinde oluyor. Daha çok belgesel
izleyebiliyorlar. Demanız hastaları çünkü konulu
bir şey izlemeleri çok zor. Hani o yakın bellek bozukluğu
olduğu için ekrana bakarken 5 dakikalık kısım zaten gidiyor.
Dolayısıyla ilgilerini kaybediyorlar.
Hani konulu bir şeyi izletmek çok zor ama işte bir tane çita
ceylanı yakaladı o hopladı aslanın üstünden kaçtı falan
filan. Hani onları bir parça daha
izleyebiliyorlar ya da en azından müzik programları
açılabiliyor. Bu çok önemli aslında ben
buradan şuna girmek istiyorum, fark ettiysek fark ettiyse
dinleyicilerimiz de bunlar çok zaman alıcı ve çok emek yoğun
işler ve bir ailenin bir bakım verenin 5 bakım verenin 10 bakım
verenin falan üstleneceği işler değil aslında.
O yüzden bu bakım. Verme konusunda.
Yükün aileler üzerinde kalması son derece de uygunsuz, hep
birlikte tükeniyorlar. Yani hastanın aldığı bakım
kalitesi de düşüyor. Orada çok ciddi tepkiler de
ortaya çıkıyor. Ikmaller ortaya çıkıyor.
Hani kimseyi suçlayamıyoruz? Ben görüyorum bazen ihmalleri
ama hani hakikaten o kadar üzülüyorum ki hallerine çünkü
hele de çünkü geniş ailelerde biraz sorumluluk dağılıyor.
Orada da başka sorunlar çıkıyor. Tabii ki işte bir oğlu
istemiyor, öbür gelini istemiyor, hastalar top gibi
böyle bir evler arasında devamlı çevrilip duruyorlar.
Bir evde çok iyi bakılıyor, öbür eve gidiyor.
Bir ay sonra 5 kilo vermiş olarak çıkıyor.
O evden falan filan işte oradaki ilişki çok iyi değil.
Hani sadece aileleri yüklediğiniz zaman bu çok bu çok
acımasız bir şey. Burada kamunun sorumluluk alması
lazım. Çok da iyi aslında paralar
gerektiren şeyler de değil. Ben böyle 12 küçük örnek benim
çok hoşuma giden 12 şeyi burada söylemek istiyorum mesela
amerika'da. Huzurevleri çok yaygın.
Ben 2.000 beşte oradayken ya 50 sene önce biz de huzurevi
denince herkesin tüyleri diken diken olurdu der ediyorlardı ama
şimdi hepimiz hani huzurevine gideceğimizi de kabullendik
diyorlar. Bir süreç bizde de oluşuyor
aslında dedi. Çocuk, evet, evet, yani
hakikaten o 50 senelik süreyi bizde yavaş yavaş ucundan
kıyısında yaşamaya başladık. Huzurevi çok kötü bir şey değil.
O huzureli nasıl düzenlediğimiz çok önemli.
Eee bir benim bir çalıştığım huzurevi benim çalıştığım
üniversiteyle afiliğe idi. Diğerleri yani pek çok özel
huzurevine de biz rotasyona gittik işte.
Aylığı 5.000 $ 6.000 $ 7.000 dolarlık huzur evleri bunlar ve
bakıyorsunuz böyle bi bi sandalye oturtun jazzından
salyası akan göl üzerine açamayan bir sürü hasta
görüyorsunuz etrafta o huzurevi. Mediker mediker'in finanse
ettiği bu bir huzureviydi öyle çok hani gösterişli bir huzurevi
değil, son derecede sade basit. DG k'nın değil dimi aynen.
Öyle onun gibi onun gibi ama oraya çok iyi bir geri akça
ekibi hizmet veriyordu. Yani biz de oraya gidiyorduk,
geri aktistlerde hizmet veriyordu.
Huzurevinin şeyi şuydu, büyük birkaç tane muhabbet kuşu vardı
içeride. Böyle gösterişli halılar,
mobilyalar yok. Her şey son derece de şey sade
hatta biraz 40 dakika ama hiç böyle muhabbet kuşlu bir tane
tavşan şeyde de bahçede de bir tane koç duruyordu.
Hiç unutmuyorum. Koç bir bahçe yapmışlar.
Böyle bir yaklaşık işte 70 80 santim uzunluğunda bir duvar,
bir havuz yapmışlar. Onun için toprakla doldurmuşlar.
Bütün tekerlekli sandalyeli hastalar gelip o havuzun
kenarında duruyorlar. Eğilmeleri gerekmiyor ya
elleriyle o toprağı işeliyorlar, bir şeyler dikiyorlar işte
çiçekleriyle uğraşıyorlar. Yani bu kadar basit şeyler.
Hastaların hepsi uyanıktı. Ve bir şey gibiydi.
Orası nasıl yaşlı ya kampı gibiydi?
Eee işte top oynanıyor. Bir şeyler yapılıyor falan
filan. Yani bunlar çok yapılabilir
şeyler. Işin gösterişine kaçmadan işin
mantığını bilerek bilen kişiler de ortaklaşa çalışarak
yayılabilir. Bugün izlediğim bir programda
sevgili özgür arın bahsediyordu. Akdeniz üniversitesi'nden
geanteoloji'den özgür işte Uruguay ve finlandiya'da mesela
çok iyi bir bakım modeli geliştiğinden söz ediyordu.
Çok ayrıntısını bilmiyorum ama son derece de iyi entegre olmuş
bir bakım sistemi. Vergilerle finanse edilen bir
bakım sistemi. Bir diğer örnek mesela
hollanda'da, amsterdam'da sanırım başka bazı Avrupa
ülkelerinde de yayınmaya başlamış.
Şöyle bir demas köyü. Etrafı böyle yüksek duvarlarla
çevrili güvenlikli bir yer burası.
Evler var bir mahalle havasında işte sinema var, market var,
kuaför var, kafe var. Yaşlı insanlar yaşıyorlar
burada. Dışarı çıktıklarında yani
çalışan market çalışanı aslında sertifikalı bir hemşire demasta
nasıl uğraşacağım? Çok iyi bilen bir hemşire, bir
diğeri sosyal hizmet uzmanı bir tür turu var.
Şov benzetmesi yapılmış. Yani evlerinde ve bir mahallede
yaşadıklarını düşünüyorlar. Hep bir gözetim var başlarında
henüz çok çok ileri evrede değiller.
Ama mesela çok tabii pahalı olduğundan söz ediliyor ama çok
pahalı olmak zorunda değil. Yaygınlaştırılabilir böyle
şeyler. Hani bu tarz şeylerin çok
yaygınlaşması gerekiyor. Bu bakım yükünün ailelerin ve
kadınların üzerinden çok alınması gerekiyor hakikaten.
Benim burada gördüğüm birkaç tanesinde yaşlıların hep
birlikte oturup televizyon seyretmekten başka bir
aktiviteleri yok maalesef. Şimdi yüksek ücretler ödenen bir
yerde aslında mobilyaya ya da içerideki olup biteni değil de
faaliyete yatırım ve para harcanıyor olmasının çok önemli
olduğunun altını çizmek lazım. Herhâlde burada değil mi?
Tabi ağabey çünkü özel özel şirketlere bıraktığınıza ister
istemez kâr kar maksimizasyonu devreye giriyor.
Kadın 2 çok hoş mobilyalar her şey.
Dikkatli ama insanlar sadece televizyon.
Peki SGK deyince ve mediker deyince akla geliyor.
Şimdi bizdeki olanaklar nasıl? Devlet huzurevlerinde mi?
Evet, evet, yani her ay devam rahatsız için.
Çok az parlak değil ama oralar işte mesela afiliğe çalışmalarla
oralar çok kalkındırılabilir. Yani hani bu bu bu işe
koşabileceğiniz bir sürü insan var.
Bir sürü sosyal hizmet uzmanı var yani.
Hemşireler var. Bu bu aslında sonuçta bir tercih
meselesi, yani ekonominin tercihi ne yönde olacak?
Kamu kaynaklarını mı kullanacaksınız?
Vergileri doğru yere mi kullanacaksınız, yoksa hani özel
teşebbüsü mü şey yapacaksınız, harlayacaksınız.
Diğer taraftan özel teşebbüs olsun.
Elbette ki hani çok lüks yerlerde yaşamak isteyen, bunu
tercih eden, parası olan bir sürü insan vardır ama.
Bakın bir hak, yani bir ayrıcalık olmaması lazım.
Bakımın bir hak hakikaten bak sosyal.
Devletin gerekli bir de bu. Kadar prim ödedikten sonra o
kadar çalıştıktan sonra bir zahmetle bir hak olsun.
Yani artık insanlara bir bakım verilsin diye düşünüyor insan.
Yani gerçekten. Ama yok değil mi işte yok yani
sonuçta. Yani.
Örneğin. Ben almanya'yı çok konuda
eleştiriyorum. Bu konuda da eleştiriyorum.
Yani hani primler yüksek ama hani hala bence Avrupa
ortalamasının altında bir şeyi var.
Hizmet şeyi var bu konuda. Sosyal anlamda geri dönüş zayıf.
Demek istiyorum yani geri dönüşün zayıf olmasının sebebi
büyük ihtimalle bürokrasi hocam bu arada yani hani çok yavaş
işleyen bir bürokrasi olduğu için hasta olduğunuzda da o
bürokrasinin yavaşlığını fark ediyorsunuz.
Yani bir şeye başvurduğunuz zaman 6 ay sonra filan cevap
veriyorlar. Hani böyle yavaş yavaş işliyor.
Her şey çok eleştirilebilecek bir yanı var.
Yani bence zaten dünyada ideal sağlık sistemi diye bir şey yok.
Yani hani sürekli eleştirebileceğiniz bir sağlık
sistemi bulursunuz. Yani ben şu an Almanya sağlık
sistemini de eleştiririm. Benim söylemek istediğim şey şu,
büyük ihtimalle ama son zamanlarda benim dikkatimi çeken
ve beğendiğim bir şey. Uygulama şu var.
Onların evde bakım hizmetlerini maksimum seviyeye getirmek için
bir çaba var. Büyük ihtimalle evde hastalara
tutup onların bakımını orada devam ettirmek, büyük ihtimalle
sağlık sistemine daha az yük getiriyor.
Örneğin bir şeyi almak yerine hani nasıl desem bir huzurevine
yada başka yeri almak yerine direkt olarak evde bakımını
üstlenebilmek daha çok. Daha az yük getiriyor.
Açıdan hani o destekleniyor. Örneğin bizim hastanede de var,
başka hastanelerde de var. Şöyle bir sistem var örneğin.
Bizim tepk diye bir tane şey var, ekip var.
Onlar işte bu şey oluyor. Nasıl desem?
Servis eş değeri tedavi diye bir ııı diye çevirebileceğim bir
şey. Örneğin doktorlar, hemşireler
arabalara biniyorlar. Hastanenin tahsis ettiği
arabalara gidiyorlar evleri ya da işte o huzurevlerini
dolaşıyorlar. Hani hastaların herhangi bir
sorunları, sıkıntıları varsa onu tedavi etmeye çalışıyorlar.
Buna ek olarak bir de sağlık sigortalarına zaten atamış
olduğu şeyler var. Evde bakım hizmetleri var, onlar
da destek oluyorlar. Bizde de var evde bakım
hizmetleri aslında. Ama bizde daha çok.
Mutfak. Yani biraz şey gibi kullanılıyor
hocam hani eee nasıl desem? Hastanın bir sorunu var, hani
evde bakılsın gibi kullanılıyor. Koordine de işlemiyor aslında.
Yani bütün bunlar aslında çok basamaklandırılabilir.
Evde bakılabilecek durumda olan evde olmayı tercih eden
kişilerdi zaten. Genelde evde bakım
özendiriliyor. Hani bana da çok sık sorulan
sorulardır bunları hocam hangisi?
Çok basit bir şey söylemez. Size tanıdığı sürece evinde
olmanın keyfini çıkardığı sürece evinde olmayı, isteği sürece
istediği sürece sizin de gücünüz yettiğince tabii ki evinizde
tutun. Ama şöyle bir şey de olabilir,
mesela ben kendim için düşünüyorum.
Evde yaşamak çok zor hale geldi. Zihinsel yetilerim de iyi ama
yaşlık zor bir dönem. Hani insanın çok akranında
kalmıyor. Çok yalnızlıkta çekmeye başlıyor
pek çok yaşlı insan. Gençlerle çok ortak şeyleri de
paylaşmıyorlar. Bu durumlarda aslında huzur
evleri çok güzel olabiliyor. Yani benim etrafımdan da mesela
işte bu emekli sandığının çeşitli yerlerde huzurevleri
var. Ankara'da da var, izmir'de de
var. Oralara gidenlerin çok mutlu
olduğunu biliyorum ben, çünkü yalnızlıktan kurtuluyorlar.
Yıllarca bekledikten sonra ama galiba dimi yani sıra beklemek
zorundalar. Evet, evet.
Evet, hani bunlar arttırılsa? Çok güzel örnekler bunlar.
Hani eşiyle gidebilir. Kişiyi illa tek başına gitmek
zorunda değil. Hani orada bir arkadaşlık ortamı
buluyorlar, hep birlikte eğleniyorlar.
Yani eee. Evde olmak güzel ama evde olmak
demek bir odaya kapanıp yalnızlık çekmek demekse bence
çok da hani orada ısrar etmemek gerekiyor.
Çok tuhaf zamanlara geldik tabi sosyal kelimesini cümle içinde
kullandığınız zaman bile. Bütün.
Çok acayip bir şey söylemiş gibi oluyorsunuz?
Sosyal devlet dediğiniz zaman birden bire sanki Sovyetler
birliğine intisaf etmişsiniz gibi veriyor.
Ağaba oluşu. Halbuki sosyal en hani Amerika
gibi kapitalizmin beşiği neyse baş uygulayıcısı olan bir
ülkenin bile son derece sosyal bir devlet olarak çalıştığı bir
örnek hatırlıyorum. Böyle bir psikiyatri öğretim
üyesi abimizin babası amerika'da tek başına yaşıyor idi ve.
O kişi bir süre işte elektrik faturasını mı aksatmış tüm
faturasını mı aksatmış birtakım problemler olmuş.
Bunun üzerine elektrik idaresi işte ya bu adam niye
faturalarını aksatıyor diye eve bir şey oldumuşlar.
Kontrol memuru, kontrol memuru ulaşamayınca sosyal hizmetleri
aramış ve Sosyal Hizmetler devreye girip bu adamcağıza
evinde aslında bütün bunları yapamayacak kadar şaşkın
vaziyette bulup. Alıp bir hastaneye yatırmışlar
ve işte onun türkiye'deki oğlunu aramışlar.
Ben de o gün onun. Arandığı yerde oturuyordum.
Tesadüfen telefona ben çıktığım için benim haberim oldu.
Aslında onu arıyorlardı. Neyse haberdar ettik oğlu gitti
amerika'ya bu adamcağız aldı türkiye'ye getirdim fakat
olmadı. Tabi Chicago istanbul hepsi
birbirine girdi ve olduğundan daha kötü bir hale gelince onu
yeniden amerika'ya götürmek ve bir yere yerleştirmek zorunda
kaldılar. Sen söylemek istediğim şey
basitçe elektrik faturasını. Ödeyemeyecek bir kafa
karışıklığının burada ne oluyor? Bu evde ne olup bitiyor diye
bakacak kadar sosyal devlet olmak bile bazen yeterli.
Hani sosyal deyince. Keşke çok artsa bunlar ve
devletimiz de gerçekten bakım verse başka yerlere para
harcamak yerine diyeceğim ama. Uzak görünüyor çok.
Hocam özelin teşvikiyle ilgili bir film önerisi vereyim, mine
hazır. Ibrahim bey size ibrahim
beylerine. Verelim.
Hocam isveç filmim var bir tane 2.015 yapımı UB adında bir adam
diye. Orada hani ana karakter UV
hakkında değil de onun yan karakterlerinden birinin işte
hasta olması, hasta olduktan sonra özel sigortanın sürekli
olarak adam işte bir şeye bakın evine götürme şeyi çalışıyor,
basması işte istiyor, sürekli bakıma.
Çünkü büyük ihtimalle oradan şey alacağım.
Izlemiştim filmi çok güzel bir film.
Isveç hani sağlık sisteminin hani çöküşüyle ilgili ya da işte
o. Özelleştirilmesiyle ilgili güzel
eleştirilerden biri onu söyleyebilirim.
Evet, evet, güzel bir filmdir gerçekten.
Sağlık sistemleri sanki şey sanayileşmenin başına doğru
geliyor gibi bir hissim var. Benim hani sağlık.
La ilgili harcamalar size ait. Hani gençliğiniz de yeterince
birikim yapın, biraz daha sigortaya ödeyin.
Devlet bu alandan elini çekseyen neredeyse hafif hafif gibi bütün
kazanır haklar geri gidiyormuş gibi bir hissim var.
Değil mi bu hızla? Ilgili değil, sadece tüm.
Dünyada da olan. Kayd daraldı sayı arttı ve.
Ne yapacağım bile yaşlar uzadı ömür artık insan yaşam kalitesi
ve uzunluğu arttı. Aslında bakınca kaçınılmaz olan
yere doğru geldik. Bir yandan tabii bu tabii sadece
demansta hastaların değil bütün şuruplı psikiyatrideki bütün
hastaların şizofreni hastasının bipolar bozukluk hastasının
obsesif kompulsif bozukluk hastasının yakınlarının da
aslında. Çok benzer dertleri var.
Bir biçimde ve hasta yakını gözüyle bakabilmek, her zaman
onların yerine kendimizi koymak çok kolay olmuyor.
Kuşkusuz günlük hayatın az evvel söylediğin uğraşısı için de.
Ama çok çok önemli, o gözle bakabilmek.
Sürekli bakım ihtiyacı içinde olanlar deyince hemen.
Fırsat bulmuşken otizmlilerin ailelerini de söylemek lazım.
Çok sivil zorluk içindeler. Özellikle daha derin otizmi olan
zeka geriliği ile zihinsel yetersizlikle birlikte
olanlarda. Ama o ayrı bir konu.
Şimdi sonuçta orada da çok ciddi bir sorun var.
Orada çok ciddi bir sorun var. Orada kişi öldükten sonra kime
emanet edeceğim sorusuyla. Herhalde.
En en acı soru karşılaşıp tam cevap veremeyeceğimiz.
En yakıcı. Keza şizofrenanslılarının
yakınları evet bir projede yakınları rahatsızlıklar için.
Çok sık duyduğumuz şeyler gerçekten.
Yani yıllar içinde çok değişiyor bitirmeden.
Bakışımızın nasıl değiştiğini anlatan ve anekdot anlatayım
size bakırköy'de bir. Hasta yakınları hastalarının
gelip bırakırlar ve. Çok da göremezler işte tabi
hastanenin uzaklığı şehrin bir tane hastanesinde olması.
Yıllar önce falan bir çok sebebi vardı kuşkusuz ama.
Eee hasta yakınlarının bıkkınlığının ve bir an önce
onları bir yere yerleştirmiş ve tedaviye bırakmış.
Onların verdiği bir rahatlık olduğu da ayrı konu kimi zaman
ulaşamayız, halk ulaşamazdık. Hasta yakınlarına çok kolaylıkla
ararız. Ararız ki fena olmayan bir
sosyal hizmet ağı vardı. Hastaneninden zaman 1.900
seksenlerde, doksanlarda da seksenlerin ikinci yarısından
sonra özellikle. Buna rağmen işte gelmiş ve hasta
yakınıyla bir türlü konuşamadığımız ve hastanın
yakınlarını bulup o zamanki asistanlarım hemen getirdiler,
konuşayım diye işte taburculuk bir takım bilgiler almak
vesaire. Siz neredesiniz?
Dedi. Hasta yatılı 15 gün olmuş, hiç
görüşmedik, konuşmadık, hiç bilgi alamadık.
Sizden dediler ki işte biz geliyoruz aslında ne zaman
geliyorsunuz? Dedim hiçbir zaman görmüyoruz,
biz hep buradayız işte biz pazar günü geldik.
A dedim evet haberim oldu. Pazar günü gelmişsiniz.
Piknik yapmışsınız hastane bahçesinde.
Hastayı kılıvanına baktı dedi ki, Allah size de yaptırsın öyle
piknik hocam dedi. Susup kaldım.
Tabi söyleyecek hiçbir şeyim yok.
Tank etmiştim. Onu anlamadığım, onun yerine
kendimi koymadığım için. Ama, evet, bazen böyle çaresizce
olabiliyor. Bugünkü aklımda böyle bir şey
söylemezdim kuşkusuz. Bunu da not sene önce başka
türlü bakabiliyor insan hayata. Ama bu da bir gerçek işte.
Güzel sohbet oldu. Teşekkür.
Evet, böyle bağlayabiliriz galiba artık kim?
Ya bağlanması aslında akşama kadar da konuşuruz.
Gayet güzel ama bir yerde de bağlamak lazım herhalde değil
mi? Belki özlemin söyleyeceği şeyler
varsa veya tahsinin de bilmiyorum biz.
Tivicinde bitirirken dedik bağlayalım dedik ama.
Şart değil, o bölümü keseriz. Allahımız varsa bağlarız
diyeceğim. Ben çok sevdiğim bir şey.
Bir ifadedir. Allahımız varsa bağlıyorum.
Eee ya çok güzel, çok güzel bir sohbet oldu.
Pek çok konuya değine bir düşündür umarım diye
düşünüyorum. Tabii çok su kaldırır konular
bunlar çok çok fazla şey var. Bahsetmediğimiz tonla sorun
müdahale edilmesi gereken pek çok alan bakım verenlere özel
pek çok konular var elbette ki. Ama ben bunca yıldan sonra ilk
defa yani. Nasıl fark etmemişim?
Bu kadar keşke daha çok sohbet etseymişiz.
Hani özlemin anlattıkları çok kıymetli de bir taraftan da hem
çok güzel anlatıyor hem velisi harika hem de çok hoş sohbet.
Evet biz daha çok sohbet edemişiz, zamana kadar yeterli
sohbet etmemişiz ya. Çok teşekkür.
Ederim valla iltifat diye söylemiyorum.
Çokluk sizin için kanaatteyim değil mi?
Evet, kesinlikle çok sağ ol. Ben teşekkür ederim, çok sağ
olun. Bu haftalık bu sohbetin sonuna
geldik. Ben bu hafta sohbeti bitirince
yine bir ressam verilsinden bahsedeceğim.
Ressam olarak bugün fertenan holdlerden resim olarak da
balentin gode darel'in hasret handaki resminden bahsedeceğim.
Önce ferdinand hobilerden bahsedeyim.
Kendisi 1.853 yılında isviçre'de bende dünyaya gelmiş fakir bir
aileden geliyor. Babasın marangoz, küçük yaşta
tüberküloz nedeniyle babasını ve kardeşlerini kaybediyor.
Annesi de daha sonra aynı hastalıktan ölüyor.
Ve. Üvey babası tarafından üvey baba
sayılabilecek biri tarafından büyütülüyor.
Iıı resim yapmaya başlıyor. Resim yapmasına sebep aslında
biraz da ekonomik olarak bağımsızlık kazanmak istemezsin.
Önceleri tunda manzara ve tabela ressamı olarak çalışıyor.
Daha sonrasında cenevre'ye taşınıyor ve burada günlük
yaşamla ilgili bir çok eser yapmaya başlıyor.
Kendine has bir tarz olan paralelizm denilen bir akımla.
Aslında anılıyor bu paralel ilgili şunu söyleyebilirim,
aslında bu bilhan montun teorisine ünlü psikolog ve
doktor bilhem montun teorisine yakın bir şey.
Aslında burada söylenmek istenen şey şu.
Genel olarak biz eee doğayla bir bütün hâlinde yaşıyoruz.
Nasıl eee doğanın kendi kuralları, silseleri varsa,
insan zihninin ve insan vücudunun da belli kural ve
silineleri olduğundan bahsedebiliriz.
Bu açıdan bir paralellik olduğundan bahsedebiliriz gibi
düşünüyoruz. Bu.
Resimleri özellikle. Doğa ve insan figürleri oldukça
dikkat çekici. Bence eee bu resimde bahsi geçen
kişi bahsi geçen. Valentin gode darell aslında
kendisinin geç dönem de tanıdığı ve hayat arkadaşı olarak bir
süre birlikte oldukları kişi bir de kızları oluyor.
Kendi valentin goodye daral. Bir kanser tanesi alıyor.
Bir kanser tanısı aldıktan sonra da.
Bu çöküş dönemine eee aslında hodler resmetmeye başlıyor.
Bu resimde onun sonucunda ortaya çıkıyor.
Bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz. 2 hafta sonra tekrar
görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean