Demanslı Bireyin Hasta Yakını Olmak
Bu bölümde demansta hasta yakını olmanın güçlüklerini ve kültürel farklıları konuğumuz Prof. Dr. Özlem Erden Aki ile ele aldık. Bölümde bahsi geçen filmler:
Herkese merhaba diken şükür bahçesi vaat etmiyoruz. Podcastinin yeni bölümünden sesleniyoruz. Ben doktor taysin rolaz bu podcast bölümünde profesör doktor timuçin rolet, profesör, doktor, cemaat Başoğlu benimle beraber konak olarak da sayın profesör doktor özlem erdenekke benimle beraber. Bu kayıtta ibrahim olmayacak maalesef ibrahim başka bir işi vardı, o yüzden çakıştığı için kendisi katılamıyor. Bu kayıtta aslında hani biz son birkaç görüşmede eee hem yaşlılıktan bahsetmiştik hem alzheimer'den bahsetmiştik ilk bölümümüz biraz daha sosyal odaklı, ikincisi daha çok biyolojik odaklı bir bölüm olmuştu.
Bu bölümde de biraz hasta yakın olmak üzerine konuşalım diye düşündük. Bakalım konu bizi nereye getirirse ben şöyle bir giriş yapacağım, ben ilk 2 bölümü tekrar dinledikten sonra aklıma. Bir film geldi. Sanırım florrie sellerde yönetmene Fransız yönetmen hem. Filmin senaryosunu yazmış hem de yönetmenliğini yapmış. The father diye bir film vardı baba diye bir film vardı orada Anthony opkins'le oliver collon'un beraber oynuyorlardı. Ikisi götürüyordu filmi aslında. O film aslında hani demans üzerine yapılmış en güzel filmlerden biri diye düşünüyorum.
Şu açıdan güzel. Orada aslında hastanın kendi perspektifinden bir seyirci olarak bütün olaylara bakma şansı buluyoruz. Aslında belki hani daha fazla konuşursam spoiler verebilirim ama ufak şöyle bir şey söyleyeyim orada hani. Demans hastası bir adam. Değişik karakterler hayatına giriyor. Çünkü o değişik karakterlerin aslında. Çok değişik karakterler olmadığını öğreniyoruz. Filmin sonuna doğru bunu söyleyeyim, güzel bir filmdi hani belki siz de izlemişsinizdir. Sizin de hoşunuza gitmiştir diye. Ne sizin söylemek istediğiniz bir şey varsa sizden yorum alabilirim.
Yoksa ııı devam mı ederim, nasıl yapalım siz bilirsiniz. Eee istersen tahsincim ben hakikaten en çok sevdiğim, belki de en sevdiğim demansı anlatan filmlerden birisi olduğunu söyleyebilirim. Defadır baba filminin. Çünkü gerçekten birinci şahıs deneyimini ortaya koyar. Kafa karışıklığını biz bizzat hastayla beraber yaşarız. Bir kız gelir, sonra başka bir kız gelir. Damat başka bir damat odur. Eee bakıcılar devamlı değişir, ev değişir devamlı. Ben yakın zamanda Haluk bilginer'in yorumuyla baba adında bir tiyatro oyunu olarak da izledim.
Yaklaşık bir ay önce onun da sahneye konuluşuna hayran oldum. Çok çok güzel bir sahneye koymaydı. OO kafa karışıklığını sahneler arası geçişlerde dekorla ufak tefek oynayarak yaratıyorlardı ekstradan. Hani o filmin senaryosuna ek olarak. Hakikaten böyle bir şey demez kişilerin kafaları karışır. Dedem has hastası gördüğümüzde yani biraz artık orta evreler ortaları sonlarına doğru geldiğinde kaç çocuğunuz var dediğinde mesela 6 çocuğun var der 5 çocuk vardır. Aslında bir tanesi 2 tanedir yani Mehmet vardır.
2 tane Mehmet vardır bir mehmet'in kendisi bir impostoru vardır. Bir tane hastanın 6 tane imposter'dan bahsettiğini görmüştüm. Tek çocuğu vardı ve 6 tane işte ibrahim'den bahsetmişti mesela. Böyle şeyler olabiliyor ya da hızı geliniyle karışıyor. Torunu başkasıyla karışıyor. Çok sık gördüğüm bir başka şey. Yaşlı demaslı hanımlar oğullarını kocaları zannetmeye başlıyorlar. Bir süre sonra çok çok sık gördüğümüz bir şey muhtemelen hani yüzü siması çok benziyor, huyları da benziyor, ses benziyor belki ve yine orta ortaların sonlarına doğru o evrelerde çok sıklıkla eşleri olarak çağırmaya başlıyorlaroğullarını.
Hani bunu çok güzel anlatan bir film. Tabii film bakım veren kafa karışıklığını da çok iyi anlatıyor. Bu film, çünkü devamlı baba bir şeylerden bahsediyor. Orada olmayan şeylerden bahsediyor, kişileri karıştırıyor. Ve bu karışıklıklar üzerine bir takım hırçınlıklar yaşıyor. Bir takım tepkiler gösteriyor. Bakım verinin OO karışıklığı anlaması çok zor oluyor. Çok fazla da öfkenin çıktığı çok fazla tepkilerin ortaya çıktığı bir alan orası. Hele de eski şeyler, yani ilişki çok iyi değilse çok iyi bir ilişki kurmamışlarsa çocukluk, gençlik, yetişkinlik dönemlerinde çok onarılmamışsa hatta onarılsa bile bazen o çocukluk gençlik dönemlerine dönüyor kişiler.
Eee ve bütün o eski sular karışmaya başlıyor. E orada bakım veren de. Istemeden hani çok olumsuz tepkiler ortaya çıktığına defalarca şahit oluyorum. Ben zaten böyleydi zaten böyle bir insandı işte. Mutsuzluğu daha da mutsuz öfkeliydi. Daha da öfkeli bazı hareketleri bakım verenler çok üstlerine alınabiliyorlar. Çok çok kendi üstlerine alınıyorlar. Yani beni zaten sevmezdi çocuğu olarak o yüzden yapıyor beni zaten hep işte kullanırdı, şimdi yine kullanıyor gibi yorumları çok fazla rastlayabiliyorum.
Bir miktar tabii eski ilişkinin kalitesi elbette ki hani demaslı kişinin demas döneminde kurduğu ilişkide bir miktar belirleyici OO olsa da aslında daha çok hastalığın yarattığı etkilerden bahsetmemiz gerekiyor orada. Çünkü bir süre sonra kişilerde tanıdık gelmiyor. Mekânda tanıdık gelmiyor. Sadece kafası karışmış bir insanın tepkileri aslında ortaya çıkmaya başlıyor ve bu alanda bakım veren ne çok fazla çalışmak gerekiyor. Benim de aklıma ayrısı geldi ve tırlarsınız, ayrısını olacaksın. Hayatını anlatan o filmi orada da kocasının dehşetini.
Kadıncağızın da tabi ki dehşetini yaşadı dehşeti ama kocasını da dehşetini. Hatırlamamak mümkün değil, gayet iyi verilmiş. Dolayısıyla aslında belki buradan sözü. Demansı hasta yakınlarına ama asıl genel olarak da psikiyatri de hasta yakınlarına da gittirsek hoş olur diye düşünüyorum. Bilmiyorum ne dersiniz? Evet çok iyi olur ya hasta yakını olmak, hakkaten başka bir ülkede olmak başka bir çok farklı bir deneyim, hasta yakını olmak. Bir yandan şöyle çok basit, çok somut şeylerden başlayalım. Bir kere çok ciddi bir hem maddi hem manevi bir yükten bahsediyoruz.
Ciddi bir maddi yükü var. Maddi yük derken sadece finansal anlamda sadece işte nakit para çıkartmak anlamında değil, git gel doktora götür bir yere götürür. Çeşitli ihtiyaçlarını hallet, fizyolojik, fiziksel, başka ihtiyaçlarını hallet bir kere böyle bir maddi yükü var. O maddi yükte tabii kendi hayatından eksilme de var işte kendi ailesine, kendi yaşantısına, kendi ilgi alanlarına çok fazla zaman ayıramama gibi bir kısmı da var. Elbette ki. Çünkü bir başkasına bakımerken 10'a çıkart zamanınızı da veriyorsunuz.
Maddi yükle manevi yükün çok kesiştiği alanlar tabi ki bunlar. Dolayısıyla diğer tarafa ciddi bir hani zaman da vermeniz gerekiyor. Bununla kalmıyor tabii ki. Eski sıkıntıların tekrardan harlandığı tekrardan alevlendiği bir yer orası. Bir diğerinin adına karar vermek, bir diğerinin adına kararlarına saygı duymak, diğerinin özerkliğine saygı duyarken, bir yandan da onu bir takım zarar görebileceği şeylerden korumak işte. Bazı faaliyetleri, bazı faaliyetleri artırmaya çalışırken, bazı faaliyetleri azaltılmaya daha sağlıklı olanıyla değiştirmeye çalışmak gibi.
Bakım veren çok fazla hakikaten üstlendiği sorumluluklar ağır bir yükü var. Eee maddi manevi her anlamda çok ağır bir yükü var. Yaşlı kişilerdi. Psikiyatri hastaları da tabii ki var. Bunların arasında çok farklı reçelere de var. Bunun bir hani aklı başında bilişsel olarak sağlam ama fiziksel olarak kendine yetemeyen fiziksel zorluklar yaşayan bir yaşlıya bakım vermek farklı. Zihnini artık zihinsel işlevlerini yitirmeye başlamış. Bilsel olarak zorluklar yaşamaya başlamış birisine bakım vermek bu bilişsel işlevin gittiği her evrede farklı.
Erkeğin evrelerde halen bazı konularda karar alabilecek durumda olurken, kişiler daha ileri evrelerde artık hakikaten sağlıklı karar verme yetilerini tamamen yitirebilirler. Muhakeme yetilerini tamamen yitirebilirler. Hani her aşamada farklı bir yükten. Bahsediyor, karar vermeye devam da etmek istiyorlar. Bir yandan tabi değil mi? Yani o tarafı da zorlayan şeylerden bir tanesi. Ilginç olan tabi bu bakım verme kısmı çok önemli ama benim ilk aklıma gelen kısmı sen demansta olan hastalarla çalıştığın için doğal olarak bakım veren tarafından bakıyorsun çok güzel gerçekten.
Ve. Aslında burada en önemli kısmı.
Bir yandan ailesinin eşinden de filmden gelerek de buraya bağlandığımız için söyleyeceğim şey, kendilerinin tanınmaması ya da hastalanan demansı olan kişinin kendilerini artık. Başka biri olarak görmesi ya da hiç tanımıyor olmasının yarattığı dehşet duygusu var bir de ve onlar bütün bu bakım vermeyi, işini bir de bu duyguyla birlikte yapmak zorundalar. Bu bu da işi daha da zorlaştırıyor, öyle değil mi? Tabi tabi demas zaten hani literatürde de özel bir yeri vardır gerçekten. Çünkü takdir edilemeyen bir bakım emeği veriyorsunuz deması takdir edilmeyen değmeyeyim de takdir edilemeyen bir bakım emeği veriyorsunuz.
Ve takdir gördüklerini hissetmiyorlar. Hiçbir şey değil. Evet bildiğimiz yollarda yapmıyor. Ya da çok ufak ipuçları yani işte sevdiği bir tatlıyı yedirdiğinde aldığı bir gülümseme çok kıymetli oluyor. Çok çok küçük ödüllerle yola devam etmek zorundalar ya da bazen hiç ödül olmadığı gibi tam tersine bedel ödeyerek o bakım vermeye devam etmeleri gerekiyor. Eee, hastalarımız bazen çok ajite olabiliyorlar. Mesela banyoya girmek istemiyor. Pek çok temas hastasını yaşadığımız şeydir bu. Ya biz savaş alanı 10'a çıkart dönüyor ortalık tabii ki hani banyoya sokmak istiyor, bakım veren diğeri girmek istemiyor ya da işte yemek yedirecek, ilacını içirecek yaşlı kişi demaslı kişi bunların hepsi ne direniyor, bazen vuruyor.
Bazen itiyor, şimdi dikiyor ya da bağırıyor ya da bazen nadiren olmakla birlikte bazen hani küfürler işitebiliyorlar. Hani bütün bunların içerisinde o emeği de vermeye devam etmek zorundalar. Gerçekten hani demansa bakım vermek çok çok çok özel bir durum. Ben uzman olarak sorayım, hocam ne yapmadı böyle durumlarda? Çok çalışmam gerekiyor. Yani hakikaten şöyle söyleyeyim. Ve çok klasik bir lafı olacak bir uzmana başvurmalarını ödedikçe neden? Çünkü demansı anlamak çok zor. Yani ben hani yıllar sonra her sene biraz daha fazla anladığımı fark ediyorum.
Biraz daha fazla hani empati kurabildiğimi fark ediyorum. Daha gençken bu kadar kolay bakım verenlerle empati kuramıyordum. Belki yaş almak deneyimle ilgili bir şey bu yaşlanmakla da ilgili. Şöyle bilmeyince de mansın nasıl bir şey olduğunu bilmeyince o reaksiyonlar çok fazla çıkıyor. Şöyle. Bana bağırdı vardı kişi siz değilsiniz. Hani bunu anlatıyorum işte bana çok kötü davrandı. Bana vurdu ya vurduğu kişi orada siz değilsiniz. Orada itiraz ettiği başka bir şey var aslında kişiye de itiraz etmiyor.
Korktuğu bir eyleme itiraz ediyor anlamadığı bir eyleme itiraz ediyor. Şüphe duyduğu bir eyleme itiraz ediyor. Mesela banyoya girme banyoya gir. Şey ettim hocam diye işte gelen çok yakın şey oluyor. Bakım verenler oluyor. Bakın her tarafım çizik içerisinde diye gösteriyorlar. Bana bir banyoya girdirmenin bedeli böyle bir şeye ve tam orada korkuyor o hasta yani bunun kendisiyle ilgili olmadığını anlatmak gerekiyor. Bu daha çok basit şeyler, daha daha karmaşık aile ilişkilerini de içine alan şeyler olabiliyor.
Tabii mesela hep ilişkileri kötü olmuş, hep o kızıyla biraz. Mesafeli biraz çatışmalı bir ilişkisi olmuş fakat genelde de gördüğümüz hep bu çatışmalı ilişki yaşayanlar, sıkıntılı ilişkili yaşayanlar da bakım veren oluyorlar, o olabiliyorlar. Eee orada hani ne kadarı kişiye çıkan tepkiye ne kadarı durumun kendisine yapılmak istenen eğilimin kendisine ya da anlamadığı için ortaya koyduğu bir tepki. Kişinin bazen onları konuşmak gerekiyor. Orada hani ben hep şeyi söylüyorum demas kişiliğin üstüne gelir, yani demas kişiliği kapatır.
Ikisi de ben de bazen hani o sizin anneniz ya da babanız tanıdığınız anneniz ya da babanız değil artık biliyorsunuz filan dediğimde şöyle bir şeyle de çok sık karşılaşıyorum yalnız. Tabii kişiliğin üzerine gelen demas elbette onun toplum içindeki her türlü reaksiyon formasyonunu, kibarlığını işte ve toplum içindeki maskesini de bazılarını ortadan kaldırıp kişilik özelliklerini de daha. 6 çizili karakterize hale de getirebiliyor bazen yani huysuz olup bunu güzel örtbus eden bir insan artık örtbas edemiyor.
Örneğin gizleyemiyor. Dolayısıyla bazen şununla da çok sık karşılaşabiliyorum. Karşılaşabiliyordum. En azından çalıştığım zamanlarda. O sizin artık anneniz ya da bildiğiniz anneniz babanız değil dediğinde. O bilmezsiniz eskiden de böyle iyi düşüyormuş özellikleri ben çocukken de böyleydim filan diye. Onların çocukken yaşadığı çatışmaların daha da belirgin olarak. Ortaya çıkarıldığı ya da gözlerine sokuldu bir durum oluşuyor. Buna direnmekte son derece de zor. Onların da ayrıca bir tür terapi süreci yaşanıyor.
Neredeyse bazen. Tabi çok haklısınız. Çok haklısınız tüm artık. Bize zor bir yas dönemi denebilir mi? Araya giriyorum ama yani yavaş bir kayıp olmakla beraber komplike olabilecek bir yaz eğer yani çok olumlu bir ilişkileri yoksa veya karmaşık bir ilişkiyse önceki. Çok doğru çünkü deması da hep bir sosyal ölümden bahsediliyor. Yani kişi orada ama aslında bir kabuk halinde. Eski kimliği kişiliği kaybolmuş durumda. Eski anneyle babayla iletişim kuramıyorlar. Tam timuçin abinin söylediği gibi artık tanıdığı anne değil.
Tanıdığı baba değil hele dedi. Yandan da çok karakteristik özellikleriyle de gözlerini batan yanlarıyla da tam da onlar yani çocukluğumda tam da hani yaşadığı çatışmayı bugün yaşadığı yeniden yaşadığı halde tam onlar ama. Onlar değiller. Tabii çatışmalı ilişki varsa çok daha zor ama çok iyi bir ilişki varsa da çok zor oluyor. Tam da sizin işte ayrı birden bahsettiğiniz gibi, hele de zihni iyi, kapasitesi yüksek, pek çok yetisi olan hep hani bağımsız olmuş, güçlü olmuş, özgür durmuş, ayağının üzerinde durmuş bir babayı, bir anneyi, hani demansa kaybetmek gerçekten çok zorlayıcı bir şey.
Yani gözlerinin içerisinde içinin boşalıp bir kabuk haline düşmesini görmek çok zor. Dışarıdan da şöyle şeyler geliyor, tabii işte zor dediklerinde ama bak ne güzel işte hayatta yanında senin yanında hiç öyle değil. Aslında hem yanında değil hem de çok inanılmaz bir hani bakım sorumluluğu vardır. Bakım yükü var orada çektiği başka türlü sıkıntılar var ve zorluklar var. Kişilerin hakikaten çok uzamış bir yas dönemine dönüşebiliyor. Hasta kaybedildikten sonra çok keşkeler bir hastam olmuştu. Benim karı koca erkek demansı olmuştu hafif böyle frontal şeylerinin de ağır olduğu alzheimer front o temporal dems.
Pardon, alzheimer frontal varyantının olduğu bir hastaydı. Çok zorlamıştı. Ikisi de 80 küsur yaşlarında 2 insan. Hani bu bey işte büyük abdestini yapıp temizlenmeden üstüne basıp dolaşıyordu. Evde ve 80 yaşındaki karısı da devamlı bunun temizliğiyle uğraşmak zorundaydı. Bir gün dayanamış ayağını hafifçe vurmuş. Bu bu 2 kişi birbirlerini çok seven bir çifti ayağına şöyle azıcık vurmuş ve bundan sonra bana geldi. Büyük bir utanç içerisinde bunu itiraf etti. Eşi ve çok çok ağladı. Kısa bir süre sonra da hastayı kaybettik.
Ben 2 seneye yakın o ayağına vurmayla çalıştım. Yani eşini gördüm ve ellerim kırılsaydı da o ayağına ben vurmasaydım da çalıştım ki dediğim gibi hani öyle ciddi bir şey değil. Çünkü küçücük bir uyarı gibi bir şeyden bahsediyordu. Dolayısıyla zor. Bir de. Şöyle kadınlar için daha zor, belki bunu şimdiden gündeme getirmek iyi olur. Çoğunlukla bakım verenler kadın sadece bizim ülkemizde değil, pek çok batı ülkesinde de aynı şekilde hep bir bakım emeği hep kadınların üzerinde. Yani ailede işte çocuk olsun eş olsun yaşlı birisi hasta, birisi olsun genellikle bakımı kadınlar üstleniyor.
Şimdi bakım herhalde literatüründe çok iyi bilinen bir şey. Kadınlar ve erkekler aynı şekilde bakım verem olmuyorlar. Bunu kendi proteinde de ben çok görüyorum. Erkeklerde şöyle sabah kaldırdım, kahvaltısını yaptırdım. Işte ilacını içirdim, altını temizledim, banyosunu yaptırdım. Gecede yatırdım. Hani çok tatmin oluyorlar. Erkekler bundan yani bir takım o fizikse ihtiyaç karşılıklarında iş bitiyor. Genel konuşuyorum, herkes böyle değil elbette ama kadınlarda ise yemeğini yedirdim de bitmiyor, sevdiği şeyi yapamadım bugün.
Işte ilacını içirdim ama çok zor içirdim. Boğazına su kaçtı, ne bileyim banyoya girdirdim ama çok iyi yıkayamadım işte çok sıkıntılıydı. Hızlıca çıkartmam gerekti. Gibi hani kadınlar böyle bir ben üzerime düşen vazifeyi yaptım. Işte şunları şunları yerine getirdim, içim rahat diyemiyorlar. Genellikle kadınlarda hep bir karşıdakini de tatmin etme mutlu etmeyen 10'a çıkart manevi olarak da bir şeyler katma sorumluluğu var. Bunun ağırlığını kadınlar çok yaşıyorlar ve ben kendi pratiğimle bununla çok fazla uğraşıyor erkeklere göre.
Nadiren hani böyle işin bu tarafına bakan erkekler çıkmıyor mu? Evet çıkabiliyor onlarda ama daha şöyle örnekler görüyorum, yani en iyi gördüğüm erkek bakım verenler bunca yıl bizim Köroğlu bana baktı. Şimdi benim köroğlu'na bakma sıra diyorlar. Mesela hiç hayatı boyunca mutfağa girmemiş, eline bir kaşık alıp da tercihe karıştırmamış, çok çok tatlı, yaşlı amcalar beyefendiler geliyorlar ve. Artık benim sıram geldi deyip yemekte yapıyorlar. Evde temizliyorlar işte evdeki. Hasta olan eşlerinin karılarının altını da temizliyorlar ve hiç gocunmuyorlar hiç sunmuyorlar ama az bu örnekler bu örnekler son derece da az.
Kadınlar tarafında bu rutin. Tövbe evet, genel bakımdan kadın olduğu için ama ilişkileri iyiyse herhalde özellikle böyle oluyor değil mi? Orası da çok güzel, orası da ayrı bir ayrı bir hikaye tabii ki çünkü. Eş, özellikle eş bakım verenlere baktığımızda da işler çok karmaşık. Tabi yaşanan ilişkiye göre çok değişiyor. Hani hep iyi anlaşan bir çift olmuşlarsa eğer. Bakımın yükünden çok o kişiyi kaybetmenin yazı ön plana çıkarır. Yani benim işte güzel, yakışıklı kocamı kaybediyorum. Ne bileyim aklını yitiriyor.
Halbuki 10'a çıkart çok güvenirdim. Onun aklına çok güvenirdim ve onun koruyuculuğuna çok güvenirdim gibi şeyler o yaz çok ön plana çıkıyor ama kötü bir ilişki varsa hele işin içerisinde şiddet varsa evliliklerin ilk yıllarından itibaren. Orada kadın bakım verenler çok çok zorlanıyorlar. Ama zaten hani genel olarak yaslan da biliyoruz ki bir ilişkide ilişki kötü şey o zaman yas daha ağırdır zaten genellikle.
Çünkü keşkeler hesaplar vesaire burada hani gitmeyip önünde duran sağlığın kaybıyla gelişen bir yasa olduğu için. Yani o zaten bütün o hesapları bize şu anda yaşanabileceği bir. Mecranın da tam ortasında kendilerini buldukları hep yeni bir durum öyle değil mi? Bir yandan da. Şöyle oluyor, bazen, yani bazı kadın bakım verenler çok yıpranıyorlar. Çok üzülüyorlar. Bunca sene çektim, şimdi de çekiyorum ya çok farklı tepkiler çıkabiliyor orada. Bunca sene eziyetini çektim. Hala eziyetini çekiyorum. 80 yaşındayım hala eziyetini çekiyorum.
Hani isyan edenler üzülenler olabiliyor. Şöyle şeyler dile de karşılaşıyorum. Hani şiddet görmüş, iyi bir evlilik yaşantısı olmamış de her görmemiş saygı görmemiş kocasından ama yine de onun bu hale düşüşüne çok üzülen. Mesela kadın danışanlarım da oluyor yani evet bana çok eziyet etti doktor hanım ama onu yine de böyle görmek işte dağ gibi bir adamdı ve şimdi böyle hani altında beziyle işte yemeğini bile yemediğini görmektiğim. Bu işte. O çok üzücü geliyor diyenler oluyor ama önemli bir grup da var ki.
Onlar da şöyle bütün acısını o son dönemden çıkartan bir grup da oluyor. Yani sen bana vurdun. Şimdi ben de senin ellerine vuracağım senin ayaklarına vuracağım. Hani öyle bir grup ya da bakmayı reddediyorlar. Bunca sene bana eziyet etti. Hani şöyle reddediyor derken evden atmıyor şey yapmıyor ama bakım sorumluluğunu çocuklarına veriyorlar. Ben bununla uğraşamam diyor ya da çok ciddi ihmaller görebiliyoruz mesela. Aslında ihmal etmesindense sorumluluğu bırakmış. Tabi çok daha sağlıklı bir davranış biçimi geç kalmış bir boşanma ama.
En azından daha.
Kolay diyebilirim o açıdan. Bir de leman başladığı zamandan itibaren. Iıı, bütün bilişsel yetiler ve beceriler ortadan kalkmadığı için temasım başladığını ve ilerlemekte olduğunu bilen kişilerin gözünden. Ve diğer bakım verebilecek kişileri de. Konuşsak diye aklıma geldi. Önce ilkini sorayım. Yani diyelim ki alsayan merdemansı başlamış olan birisinin yaşantıları. Iıı o da konuşmaya değer herhâlde dimi. Yani ne yapılmalı anlamında? Hayır, hayır, onun öznel yaşantısı yani. Önceki yanında. Müsaade becerilerinin yetilerinin ortadan yavaş yavaş kalkmakta olduğunu bilen ve bunun adının demens olduğunu ve gidişatını bilecek kadar da eğitim.
Verirsinden. Bahsedersin evet ilgi sahibi olan. Şey diyeceğim, sanırım bu başlangıç yaşamasında çoğu hasta bunun farkında olmuyor. Yani unutkanlığından da farkına varmıyor. Çoğu zaman yakındakiler daha çok farkına varmış oluyor. Eee, onu hatırlatacak şeyler söylediğiniz zaman genelde öfkeleniyorlar ya da sorular sorduğunuz zaman yani basit bir mental test yaptığınız zaman hani oradaki sorular aslında bazıları çok basit sorular, hani bizim vital şeylerimiz hani bilmemiz gereken şeyler aslında hani örneğin günü saati ne bileyim onun dışında.
Bulunduğumuz yeri ya da kişileri bilmemiz hani bizim için elzem olan hani bilgiler, bazen onları bilemediklerinde çok fazla öfkelenebiliyorlar. Hani niye bunlar bana soruyorsunuz? Ben bunları biliyorum zaten gibi şeylerle. Tamam yani o zaman tepkilerden biri öfke diyebiliriz herhalde. Şöyle aslında tam da ben de tahsin'i yaklaştığı yerden söyleyecektim. Bir şeyler kötü gidiyor. Ben bir şeyleri kaybediyorum. Aşaması devastan önceki o hafif bilgisayar bozukluk aşaması aslında. Yani demas hani işlev kaybı işin içerisine girdiğinde çoğunlukla içiyor kaybıyla gelen bir şey.
Yani çok çok büyük bir çoğunlukla kişi oradan artık iç görüsünü kaybediyor aslında. Bu ııı the filminde de onu çok net görürüz baba asla kabul etmez işte saatini yanlış yere koyduğunu asla kabul etmez. Hizmetçiyi suçlar bakıcısını suçlar saatimi aldım diye aynen böyle. Yani o içgüdü çok nadir oluyor. Cemal bey ya da pek alsimide olmuyor da mesela diğer tür mesela maskülerde maslarda. Aslında aklımda o vardı. MC ı ve baskılar de vans yani hafif bilişsel bozukluk. Onları da anlatsan ne iyi olur? Tabi ki MC ı dediğimiz yani mald kognatif'in permanent ya da hafif bilgisayar bozukluk diye çevrilen durum aslında alzheimerın öncülüğü bir durumu ifade ediyor.
Kişinin bilgisi işlevlerinin bozulmaya başladığı yavaş yavaş bozulduğu ama henüz işlevselliğini kaybetmediği ve henüz içgörüsünün de yerinde olduğu bir dönemi ifade ediyor. Şöyledir, benim çok hastam vardır böyle. 2 sene, 3 sene 4 seneye gelirler bana ben unutkanım ben unutkanım ben unutkanım işte şöyle kötü böyle kötü sonra ara bize hangiler bir bakarım. Bir gün kapımda belirir yanında kızı ya da oğlu ya da eşi nasılsınız derim. Çok iyiyim, artık kalmadı. Unutkanlığım, eşi karşı işaretleri yapar.
Niye? Çünkü artık hakikaten de mansa dönüşmüştür. Tablo içgörü tamamen kaybolmuştur artık ondan sonra unutkanlık hani hastanın sorunu değil artık yakınlarının sorunu olmaya başlamıştır. Asküler de mastı da şey etkilenmez, kayıt etkilenmez. Alzheimer daha farklı olarak hipo campal bir. Hasar yoktur, baskılar demez. Ama daha geniş su pratik ağlarını etkilenmesiyle bir dikkat bozukluğuna bağlı unutkanlık vardır. Bu hastalar çok farkındadırlar ama bu tarz vasfilerdemansa yol açacak kadar ağır bir baskılar hasar varsa beyinde zaten ufak ufak böyle hafif depresyon, depresif tepkiler de ortaya çıkmaya başlar ya da tuhaf bir hani o aldırmazdık.
Galibi ilgisizlik, kayıtsızlık, aldırmazlık hâli de ortaya çıkmaya başlar ama yine. Alzheimer gibi içgörüyü bozmadığı için maskelerde masa hastaları gerçekten hani durumun farkında olurlar. Peki bir şey geliyor aklıma senin deneyimin geniş olduğu için mesela daha önce zihniyle işini yapmakta olan okuyan yazan ve buna çok berbalamış hayatında en önemli şeylerden biri bu olan kişiler. Eee diyelim ki hafif kombinatif bozuklukta filan. Herhâlde depresyon veya yas gibi reaksiyonlarda gösteriyorlardır, değil mi?
Gösterebiliyorlar. Kimisi o depresyona kendini kaptırabiliyor. Kimisi bir şeylerin farkında olup onu telafi edici mekanizmaları çok devreye sokabilen de oluyor. Eğer özellikle zihniyle çalışmaya alışmış insanlarsa mesela daha çok okumaya çalışıyor. Daha çok işte el işleriyle uğraşmaya başlıyor, öğrenmeye çalışıyor, aktif kalmaya çalışıyor. Hani çok farklı şeyler görebiliyoruz orada. Abla ben bir şeyi merak ediyorum da, örneğin bu yani nasıl desem bu? Şeyleri, unutkanlıklarını gizlemek ya da hani kompanse edebilmek için örneğin not tutan hastalar oluyor, 10'a çıkart denk geliyormuşsunuz bilmiyorum.
Hani sen şey gibi oluyor artık o şeyler notlar. Zihnin bir uzantısı haline geliyor yani hani beyinlerine kayıtlıysa orada da o kayıtlı oluyormuş gibi geliyor bana. Sizin gözlemlediğimiz öyle bir şey var mı onu merak. Ettim. Bir saha bozukluğun tanımında bile vardır ya tahsincim yani faxbookları açtığında bu hastaya daha fazla ajanda kullanırlar. Daha fazla hatırlatıcı kullanırlar diye çok klasik bir tanımı vardır. Hafif bilgisayar bozukluk döneminde hakikaten daha çok kullanıyorlar. Yani çok net anlatırlar.
Eskiden çıkardım markete gider 10 kalem şuyu alır, gelirdim artık her şeyi yazıyorum. Eskiden bütün randevularım aklımdaydı. Şimdi takvim ve işaretlemem gerekiyor. Ya da küçük not kağıtları aldım. Artık buzdolabına yapıştırıyorum ki yapacağım işi unutmayayım şeklinde ekstradan mutlaka bir şeyler yapmak istiyorlar gerçekten. Prote küçük bir müzik molası vereceğiz. Bugünkü müzik parçası olarak miny miden nothin love dinleyeceğiz. Daha sonrasında tekrar birlikteyiz.
Müzik arasından sonra tekrar birlikteyiz sözü cem hocayı bırakayım. Lütfen. Kültürel farklara da bakmak iyi olur diye düşündüm. Şimdi hem Tahsin temas takip ediyor. Hem de özlemin çok geniş tecrübesi var. Uzun tecrübesi var. Ne dersiniz?
Almanya nasıl Türkiye nasıl? Gibi ya da yani evet biz hani Türkiye hakkında epey konuştuk. Şimdi de her yerde öyle olmasa gerek. Tam aynı olmasa gerek reaksiyonlar ne dersiniz? Özlem Tahsin bilmiyorum. Bir tahsincim sen mi başlamak istersin? Ben mi? Başka ben yani benim en çok dikkatimi çeken şey şu, yani Almanların yaşam süresi uzun beklentileri de çok uzun. O yüzden örneğin 95 yaşında birine alzaymır teşhisi koyduğunuzda ağladığını görebiliyorsunuz. Benim en çok şaşırdım. Ellerden biri var çok güzel.
Türk güzel. Şey olarak da. Yani benim en azından kliniyen olarak test yaparken en çok zorlandığım şey eee bana gelen eee buradaki türk hastalar genelde eee 60 civarında buraya gelen işçi. Ya da işçinin eşi olarak buraya gelen kişiler. Altmışlı yıllar diyorsun altmışlı. Yıllardır altmışlı yıllarda aynen ya altmışlı yıllarda doğan değil de işte hani 30, 40. O yıllarda doğup daha sonra buraya gelen kişilerden bahsediyorum. Çoğunun hani eğitim düzeyi ııı neredeyse hani ilkokul seviyesinde filan eee ve.
Benim en çok zorlandığım şeylerden biri bazen bir mental uygularken filan, hani yani testere uygularken klinik testleri uygularken en çok zorlandığım şeylerden biri. Acaba gerçekten bu soruya cevap verememesinin sebebi, kişinin eğitim durumundan mı kaynaklanıyor? Yoksa gerçekten mi bilmiyor mu? Hani benim için ayırt etmek bazen çok zor olabiliyor. Açıkçası öyle söyliyim ya benim için onu şey bu minientalin almancasıyla türkçe'sini görme fırsatım oldu olduğu için hani eğer ikisine bakma fırsatım olduğu için hastalara sorma fırsatım olduğu için şöyle bir fark var, örneğin mini mental de işte Türkçe versiyonunda milmental dediğimiz de yani onu da kısaca açıklayayım.
Hani bu Birsel bozukluklara özellikle demas gibi hastalıklarda değerlendirmek için yaptığımız kısa bir görüşme formu gibi söyleyebilirim. Kullandırılmış görüşme formu orada. Örneğin hani kişiye nerede olduğunu soruyorsunuz, tarihi soruyorsunuz nerede olduğunu sorarken de işte örneğini hangi ülkede yaşıyoruz, hangi şehirdeyiz burası neresi, hangi semt biliyor musunuz? Onun dışında işte burası neresi onu biliyor musunuz? Bu bina ne binası biliyor musunuz? Gibi şeyler soruyorsunuz. Benim türk hastalar en çok zorlandığım şey yani semtin adına asla şey yapamıyorlar, söyleyemiyorlar.
%90 asla asla semt adı söyleyemiyor bunu. Ki bizim hastanede böyle çok merkezi bir yer. Hani manayımın tam orta noktasında bir yerde. Eee şeyde eee bir de eee bu milimetre. Öğrenmedikleri için değil mi? Yani bilip unuttukları için yaşadığımız olduğu. Için kendi yaşadığı semti biliyorum. Neyin ama? Hani işte mangh merkezinin adına bilmiyor vesaire gibi şeyler olabiliyor yani o yüzden. O zorluyor. Onun dışında bir de bu mimentalin Almanca versiyonu da şey diye soruluyor. Hangi ülkedeyiz dışında han hangi eyaletteyiz?
Şuan diye de soruluyor. O değişik geliyor bana, çünkü hani hastalar onu da biliyorlar yani hatta bazen şey eee eyalet bu nesland diye geçiyor. Ülkede land diye geçiyor bazen land diye sorunca direkt şey diye söylüyor. Hastalığı işte biz şu an bu eyalette izleye söylüyor. Hayvan ülkeyi sormuştum falan diye şey yapıyorum. O bir farklı geliyor bana hani açıkçası test yaparken böyle farklılıklar var bir de. Bakım veren açısından biraz farklı benim. Örneğin alman hastalarının bir kısmı önemli bir kısmı hatta yüzde ellisi falan tek başına geliyorlar.
Hani hiç yabancı birinden ya da işte yabancı biri derken işte oğlundan, kızından ya da ne bileyim işte yanında yaşayan birinden falan anamnez alma şansın pek olmuyor. Hasta bana ne anlatıyorsa onu kabullenmek zorunda kalıyorum ya da çok zorda kalırsam, örneğin aile hekiminden arayıp. Siz ne düşünüyorsunuz filan diye sorabiliyorum onu söyleyecem.
Bu arada tabi yani çok ciddi bir kayıp olmamışsa hangi ülkedeyiz? Sorusu türkiye'de de eminim almanya'da da öyledir. Almanya'da öyle midir? Alman hastalığı için bilmiyorum ama türk hastaları için öyle olduğuna eminim. Hani bir bakayım şaka mı yapıyorsun? Bu soruyu sorarken gibi bir müstehsin 100 ifadesiyle karşılanır genellikle. Ben, evet ama yani gerçekten soruyorum diye ısrar ettiğimde bazen söylerlerdi, söylemek istemeyebiliyorlar. Komik ve basit bir soru gibi gelebiliyor onu. Tecrübeli insanlar ama hep şey yapıyor.
Eminim sen de öyle yapıyordun değil mi? Sohbetin içine yedirmek yani. Yani doğrudan hangi ülkedeyiz diye sormanız cevap. Yaptığında evet kesinlikle öyle. Işte özlemin, Amerika tecrübesi de var aslında. Yani bunu hem şey için soruyorum, kişilerin kendi reaksiyonları için mesela hafif bilişsel bozukluk başladığında hem de bakım süreci bakım verenlerin yakınların reaksiyonları. Bakımından. Aslında şöyle ben de. Geçenlerde dediya eribo'nun bir yaşlı bir kadının ha işçi sınıfından bir kadının yaşlılığı ve ölümüydü sanıyorum başlığı onu okurken yeni basıldı.
Türkiye'de kendi annesinin huzurevine gitme sürecini anlatıyor. Çok büyük bir farkı olmadığını gördüm aslında. Yani 4 erkek kardeşler işte kim bakacak? Anneleriyle olan diyaloglar çatışmalar aslında çok benziyor. Yani bütün kültürler arasında ortak olan çok fazla şey var. Şimdi amerika'da da öyleydi. Geldikleri sınıfa göre değişiyor. Yani daha maddi durumu daha iyi olan ailelerden gelen yani daha doğrusu şöyle tabii kültür de etkiliyor ama maddi durum içinde yetiştikleri sınıf da çok etkiliyor. Daha uygun kaynakları daha fazla korkular anksiyetilirdi.
Daha az biraz da şöyle.
Nasıl söylesem onu hani daha entellektüel anlamda kendilerini yetiştirmiş insanlara asla daha iyi başa çıkıyorlar. Niye? Çünkü belki zihinleriyle yapamayacakları işlerin yerine başka şeyler koymayı bilebiliyorlar. Bakım verenlerin de işini kolaylaştır. Evet, çok sevdiğim bir hastan var. 23 senedir takip ettiğim. Maalesef temas tanısını ben koydum. Hiç hiç hoş bir şey değil deman tanısını koymak eskiden bu kadar etkilenmezdim. Hani entellektüel olarak çok yetişmiş bir insan akademisyen ama sanatın pek çok alanında üretimi var.
Artık hani zihnine o kadar çok kullanamıyor, eliyle yapabileceği işlere ağırlık verdi. Mesela bu hem kendisini rahatlatan bir şey oldu hem de tek evladını ve eşide çok rahatlatan bir şey oldu. Şimdi bu çok nadir gördüğümüz bir şey. Bence bizim toplumumuzda bizim en çok eksikliğini yaşadığımız şey bu. Şimdi bediye eribo'nun kitabında da işte annesinin evini taşıdıklarından bahsediyor işte kitapları, dergileri cd çalarını getirdik. Vizyonunu getirdik. Yani ben kitapları dergileri olan plakları olan bir CD çaları olan bir hastandan bahsedildiğini bilmiyorum.
Muhtemelen ilklerden biri olacağım. Hani bir sürü kitabımı bir huzurevine taşıyan kişi olacağım. Hani mesela amerika'da da böyle bir şey vardı, insanların hobileri vardı, yapmayı sevdikleri işler vardı. Eee, gerçekten hani o zihinsel melekelerini kaybetseler de el işleri elleriyle yaptıkları şeyle çok oyalanıyorlar. Çok o tarafa aktarıyorlar kendilerini. Bizde en çok zorlayan şu mesela işte geliyor, erken evre erken evrenin sonları işte pek çok sorunla geliyorlar. Karşıma bir aile ve hasta hep birlikte oturuyorlar.
Sorun şu oluyor ya amaçsızca evde dolaşıyor ya da hiçbir şey yapmadan bütün gün evde oturuyor. Şimdi orada tabi o hastayı oyalamam gerekiyor. Benim neyi severdi diyorum. Hani hobisi neydi? Yapmaktan hoşlandığı şeyler neydi hiçbir şey. O kadar çok duyduğun bir şey ki bu mesela müzik çok kurtarıcıdır demmaster. Çünkü müzik beynimizin en derin yerlerinde hani depolanan yerleşen en arkaik. Beyin yapılarına hitap eden bir şeydir ve çok kitaplarda da yazar, benim de birkaç hastanede görmüş gördüğüm bir şeydir.
Çok ileri evre bir deman hastası bile olsa. Eee, işte müzikle iyi bir ilişkisi varsa konuşamayan hasta çok sevdiği bir şarkı çalındığında o şarkıya eşlik eder. Yani dil ilçelerine önemli ölçüde yitirmiş hastalarımın hakikaten o şarkıyı okumaya başladıklarını söylemeye başladıklarını görür yakınları ve bunu bir mucize gibi düşünürler aslında öyle değil. Müzik çok acayip bir şey. Bizim böyle bir çalışmamız da oldu. Hatta benim de jürisinde olduğum çok tatlı bir doktora öğrencim müzisyenlerle. Müzisyen olmayan müzikle çok da alakası olmayan 2 grubu karşılaştırdı ve her ikisini de bilişsel yetilerin dil yetilerinin çok farklı olduğunu gördü.
Çalışmasında böyle çok çalışma da vardır literatürde zaten. Şeyi soruyorum, hani müzik sever mi ben? Çünkü şöyle bekliyorum işte, halk müziği dinler, türkü sever falan yok hocam hiçbir şeyi sevmez. Müzik duyduğu anda kapatır. Peki el işi sever mi? Eee işte yani yaşlı bir hanım hani ne bileyim köyden kırsal bölgeden gelmiş bir şey. Hani el iş yapmayı sever hocam nefret eder gençliğinde o kadar çok yaptı ki işte ördü dikiş dikti, şimdi nefret ediyor hiçbir şey yapmıyor yani hiçbir şeyden hoşlanmayan maalesef hiçbir hobisi olmayan ilgi duyduğu bir şey olmayan çok insan.
Amerika'da bu kadar çok görmüyordum onu biliyor. Biz de hobi diye bir şey yok bu tabii şöyle asla kötülemek için söylemiyorum. Bence yaşam koşullarının ağrıyla da ilgili bir şey, insanlar geçim derdiyle o kadar meşguller ki çok sayıda çocuk devamlı çalışmak zorundalar. Devamlı bir şeylerle uğraşmak zorundalar. Hani hobi edinecek zamanları da olmuyor fakat şunu da görüyorum, daha genç yaşlılar gelmeye başladı bana artık daha böyle 65 70 yaşları ya da şimdi hani 20 sene önce gördüğümüz 80 yaşlar şimdi gördüm.
80 yaşlar artık aynı değiller. Bir parça daha farklı bir bilinçle gelmeye başladı insanlar özellikle 60 70 yaş civarında. Işte sağlıklı yaşam tarzına önem veren, beslenmesine önem veren biraz hareket etmeyi seven insanlar kendilerine hobi edinmeye çalışan insanlar daha fazla görür oldum. Tabii bunlar maddi anlamda daha. Iyi durumda olan aileleri elbette ki yine çok yoksullukla boğuşuyorsa insanlar yine bunu çok göremiyoruz. Öyle bir zamanları olmuyor ya bu iyi bir şey. Çünkü hem kişiyi rahatlatan hastalık sürecinde hem de aslında bakım veren, rahatlatan bir durum.
Zihnini kullanamadığında ellerin elleriyle bir şey yapsın. Hani kişi o çok önemli. Bir yakının vasıtasıyla biliyorum orada şöyle bir şey de olmuştu fakat. Nakış yapıyor ve çok da merakla yapıyor. Bir takım tabloları işte. Iplerle işte ne denir 10'a çıkart gergefişler gibi o şeyle işliyor. Nakış olarak çok da severek yapıyor filan. Fakat mesela kararsızlık. Çok fazla olmaya başladı. Neyi yapacağına karar verememek bir türlü başlayamamak. Başlasa biraz götürebiliyor ama başlama konusunda bir isteksizliği olmaya başladı.
Yani hobi olduğunda da kimi zaman bilişsel kaybın türüne göre. Niteliğine göre her zaman depresif olması gerekmiyor. Kişinin bazen bu tür. Karar verememe ya da unutma. Faktörler var. Yani o muhakeme yürütücü işle bozulduğunda zaten o el işi yapılamaz hale geliyor ama onun tortusundan faydalanıyoruz. El işi yapmayı seven birisine, önüne renkli kurdeleler koyup bunları bağlar ya da bunlar düğüm olmuş, aç dediğinizde bu ana saçma bir uğraşı olarak gelmiyor. Evet, yani onun yakınları da mesela bunu replikle yapacağın acaba kalemle boyayarak yapsa doldurma şeklinde yapabilir mi?
Diye bir yol buldular örneğin. Ama ondan da çok çabuk sıkıldı. Yani bu düşünmek ve sürekli yaratıcı olmak gerekliliği var. Bir de şeyi söyleyeceğim burada. Yani bir şey söyleyip 10'a çıkart bağlayacağım aslında oliver sachs müzikofili de şeyden bahseder ya. Hani böyle bir yeteneğini kaybeden insanların? Aslında demal suluca. Evet özellikle müzikle ilgilenmişlerse çok arkaiktir dedin ya bir takım şeyleri hatırlamalarını kolaylaştıran ya da kendiliğinden. Bazı hareketleri yapabilmelerini ya da işte örneğin şeyde de kolayca bulunabilir.
Youtube'da da kolayca bulunabilir bir. Eski balirinin rus balerininin yanılmıyorsam? Demans döneminde kendisine dinletilen kuğu gölü böylesi ile birlikte ebru 61 ya da 51 alzheimerın birdenbire işte kuğu gülünün hareketlerinin yapabildiği müziğe uyduğu. Sahneleri görmek mümkün. Dolayısıyla aslında müzik epeyce yardımcı olan bir şey. Peki ekran nasıl yani ekrana maruz kalmak, televizyon seyretmek bir şey izlemek. Acaba yine otizmli bireylerde olduğu gibi istenmeyen bir şey mi yoksa teşvik edilmesi gereken bir şey mi?
Hiçbir şey yapmamaktansa hani ekran açık kalsın benim genelde önerdiğim şey bu oluyor abi hani? Çünkü öbür türlüsü bir kenarda bir kanepenin bir kıyısında uygulamak şeklinde oluyor. Daha çok belgesel izleyebiliyorlar. Demanız hastaları çünkü konulu bir şey izlemeleri çok zor. Hani o yakın bellek bozukluğu olduğu için ekrana bakarken 5 dakikalık kısım zaten gidiyor. Dolayısıyla ilgilerini kaybediyorlar. Hani konulu bir şeyi izletmek çok zor ama işte bir tane çita ceylanı yakaladı o hopladı aslanın üstünden kaçtı falan filan.
Hani onları bir parça daha izleyebiliyorlar ya da en azından müzik programları açılabiliyor. Bu çok önemli aslında ben buradan şuna girmek istiyorum, fark ettiysek fark ettiyse dinleyicilerimiz de bunlar çok zaman alıcı ve çok emek yoğun işler ve bir ailenin bir bakım verenin 5 bakım verenin 10 bakım verenin falan üstleneceği işler değil aslında. O yüzden bu bakım. Verme konusunda. Yükün aileler üzerinde kalması son derece de uygunsuz, hep birlikte tükeniyorlar. Yani hastanın aldığı bakım kalitesi de düşüyor.
Orada çok ciddi tepkiler de ortaya çıkıyor. Ikmaller ortaya çıkıyor. Hani kimseyi suçlayamıyoruz? Ben görüyorum bazen ihmalleri ama hani hakikaten o kadar üzülüyorum ki hallerine çünkü hele de çünkü geniş ailelerde biraz sorumluluk dağılıyor. Orada da başka sorunlar çıkıyor. Tabii ki işte bir oğlu istemiyor, öbür gelini istemiyor, hastalar top gibi böyle bir evler arasında devamlı çevrilip duruyorlar. Bir evde çok iyi bakılıyor, öbür eve gidiyor. Bir ay sonra 5 kilo vermiş olarak çıkıyor. O evden falan filan işte oradaki ilişki çok iyi değil.
Hani sadece aileleri yüklediğiniz zaman bu çok bu çok acımasız bir şey. Burada kamunun sorumluluk alması lazım. Çok da iyi aslında paralar gerektiren şeyler de değil. Ben böyle 12 küçük örnek benim çok hoşuma giden 12 şeyi burada söylemek istiyorum mesela amerika'da. Huzurevleri çok yaygın. Ben 2.000 beşte oradayken ya 50 sene önce biz de huzurevi denince herkesin tüyleri diken diken olurdu der ediyorlardı ama şimdi hepimiz hani huzurevine gideceğimizi de kabullendik diyorlar. Bir süreç bizde de oluşuyor aslında dedi.
Çocuk, evet, evet, yani hakikaten o 50 senelik süreyi bizde yavaş yavaş ucundan kıyısında yaşamaya başladık. Huzurevi çok kötü bir şey değil. O huzureli nasıl düzenlediğimiz çok önemli. Eee bir benim bir çalıştığım huzurevi benim çalıştığım üniversiteyle afiliğe idi. Diğerleri yani pek çok özel huzurevine de biz rotasyona gittik işte. Aylığı 5.000 $ 6.000 $ 7.000 dolarlık huzur evleri bunlar ve bakıyorsunuz böyle bi bi sandalye oturtun jazzından salyası akan göl üzerine açamayan bir sürü hasta görüyorsunuz etrafta o huzurevi.
Mediker mediker'in finanse ettiği bu bir huzureviydi öyle çok hani gösterişli bir huzurevi değil, son derecede sade basit. DG k'nın değil dimi aynen. Öyle onun gibi onun gibi ama oraya çok iyi bir geri akça ekibi hizmet veriyordu. Yani biz de oraya gidiyorduk, geri aktistlerde hizmet veriyordu. Huzurevinin şeyi şuydu, büyük birkaç tane muhabbet kuşu vardı içeride. Böyle gösterişli halılar, mobilyalar yok. Her şey son derece de şey sade hatta biraz 40 dakika ama hiç böyle muhabbet kuşlu bir tane tavşan şeyde de bahçede de bir tane koç duruyordu.
Hiç unutmuyorum. Koç bir bahçe yapmışlar. Böyle bir yaklaşık işte 70 80 santim uzunluğunda bir duvar, bir havuz yapmışlar. Onun için toprakla doldurmuşlar. Bütün tekerlekli sandalyeli hastalar gelip o havuzun kenarında duruyorlar. Eğilmeleri gerekmiyor ya elleriyle o toprağı işeliyorlar, bir şeyler dikiyorlar işte çiçekleriyle uğraşıyorlar. Yani bu kadar basit şeyler. Hastaların hepsi uyanıktı. Ve bir şey gibiydi. Orası nasıl yaşlı ya kampı gibiydi? Eee işte top oynanıyor. Bir şeyler yapılıyor falan filan.
Yani bunlar çok yapılabilir şeyler. Işin gösterişine kaçmadan işin mantığını bilerek bilen kişiler de ortaklaşa çalışarak yayılabilir. Bugün izlediğim bir programda sevgili özgür arın bahsediyordu. Akdeniz üniversitesi'nden geanteoloji'den özgür işte Uruguay ve finlandiya'da mesela çok iyi bir bakım modeli geliştiğinden söz ediyordu. Çok ayrıntısını bilmiyorum ama son derece de iyi entegre olmuş bir bakım sistemi. Vergilerle finanse edilen bir bakım sistemi. Bir diğer örnek mesela hollanda'da, amsterdam'da sanırım başka bazı Avrupa ülkelerinde de yayınmaya başlamış.
Şöyle bir demas köyü. Etrafı böyle yüksek duvarlarla çevrili güvenlikli bir yer burası. Evler var bir mahalle havasında işte sinema var, market var, kuaför var, kafe var. Yaşlı insanlar yaşıyorlar burada. Dışarı çıktıklarında yani çalışan market çalışanı aslında sertifikalı bir hemşire demasta nasıl uğraşacağım? Çok iyi bilen bir hemşire, bir diğeri sosyal hizmet uzmanı bir tür turu var. Şov benzetmesi yapılmış. Yani evlerinde ve bir mahallede yaşadıklarını düşünüyorlar. Hep bir gözetim var başlarında henüz çok çok ileri evrede değiller.
Ama mesela çok tabii pahalı olduğundan söz ediliyor ama çok pahalı olmak zorunda değil. Yaygınlaştırılabilir böyle şeyler. Hani bu tarz şeylerin çok yaygınlaşması gerekiyor. Bu bakım yükünün ailelerin ve kadınların üzerinden çok alınması gerekiyor hakikaten. Benim burada gördüğüm birkaç tanesinde yaşlıların hep birlikte oturup televizyon seyretmekten başka bir aktiviteleri yok maalesef. Şimdi yüksek ücretler ödenen bir yerde aslında mobilyaya ya da içerideki olup biteni değil de faaliyete yatırım ve para harcanıyor olmasının çok önemli olduğunun altını çizmek lazım.
Herhâlde burada değil mi? Tabi ağabey çünkü özel özel şirketlere bıraktığınıza ister istemez kâr kar maksimizasyonu devreye giriyor. Kadın 2 çok hoş mobilyalar her şey. Dikkatli ama insanlar sadece televizyon. Peki SGK deyince ve mediker deyince akla geliyor. Şimdi bizdeki olanaklar nasıl? Devlet huzurevlerinde mi? Evet, evet, yani her ay devam rahatsız için. Çok az parlak değil ama oralar işte mesela afiliğe çalışmalarla oralar çok kalkındırılabilir. Yani hani bu bu bu işe koşabileceğiniz bir sürü insan var.
Bir sürü sosyal hizmet uzmanı var yani. Hemşireler var. Bu bu aslında sonuçta bir tercih meselesi, yani ekonominin tercihi ne yönde olacak? Kamu kaynaklarını mı kullanacaksınız? Vergileri doğru yere mi kullanacaksınız, yoksa hani özel teşebbüsü mü şey yapacaksınız, harlayacaksınız. Diğer taraftan özel teşebbüs olsun. Elbette ki hani çok lüks yerlerde yaşamak isteyen, bunu tercih eden, parası olan bir sürü insan vardır ama. Bakın bir hak, yani bir ayrıcalık olmaması lazım. Bakımın bir hak hakikaten bak sosyal.
Devletin gerekli bir de bu. Kadar prim ödedikten sonra o kadar çalıştıktan sonra bir zahmetle bir hak olsun. Yani artık insanlara bir bakım verilsin diye düşünüyor insan. Yani gerçekten. Ama yok değil mi işte yok yani sonuçta. Yani. Örneğin. Ben almanya'yı çok konuda eleştiriyorum. Bu konuda da eleştiriyorum. Yani hani primler yüksek ama hani hala bence Avrupa ortalamasının altında bir şeyi var. Hizmet şeyi var bu konuda. Sosyal anlamda geri dönüş zayıf. Demek istiyorum yani geri dönüşün zayıf olmasının sebebi büyük ihtimalle bürokrasi hocam bu arada yani hani çok yavaş işleyen bir bürokrasi olduğu için hasta olduğunuzda da o bürokrasinin yavaşlığını fark ediyorsunuz.
Yani bir şeye başvurduğunuz zaman 6 ay sonra filan cevap veriyorlar. Hani böyle yavaş yavaş işliyor. Her şey çok eleştirilebilecek bir yanı var. Yani bence zaten dünyada ideal sağlık sistemi diye bir şey yok. Yani hani sürekli eleştirebileceğiniz bir sağlık sistemi bulursunuz. Yani ben şu an Almanya sağlık sistemini de eleştiririm. Benim söylemek istediğim şey şu, büyük ihtimalle ama son zamanlarda benim dikkatimi çeken ve beğendiğim bir şey. Uygulama şu var.
Onların evde bakım hizmetlerini maksimum seviyeye getirmek için bir çaba var. Büyük ihtimalle evde hastalara tutup onların bakımını orada devam ettirmek, büyük ihtimalle sağlık sistemine daha az yük getiriyor. Örneğin bir şeyi almak yerine hani nasıl desem bir huzurevine yada başka yeri almak yerine direkt olarak evde bakımını üstlenebilmek daha çok. Daha az yük getiriyor. Açıdan hani o destekleniyor. Örneğin bizim hastanede de var, başka hastanelerde de var. Şöyle bir sistem var örneğin. Bizim tepk diye bir tane şey var, ekip var.
Onlar işte bu şey oluyor. Nasıl desem? Servis eş değeri tedavi diye bir ııı diye çevirebileceğim bir şey. Örneğin doktorlar, hemşireler arabalara biniyorlar. Hastanenin tahsis ettiği arabalara gidiyorlar evleri ya da işte o huzurevlerini dolaşıyorlar. Hani hastaların herhangi bir sorunları, sıkıntıları varsa onu tedavi etmeye çalışıyorlar. Buna ek olarak bir de sağlık sigortalarına zaten atamış olduğu şeyler var. Evde bakım hizmetleri var, onlar da destek oluyorlar. Bizde de var evde bakım hizmetleri aslında.
Ama bizde daha çok. Mutfak. Yani biraz şey gibi kullanılıyor hocam hani eee nasıl desem? Hastanın bir sorunu var, hani evde bakılsın gibi kullanılıyor. Koordine de işlemiyor aslında. Yani bütün bunlar aslında çok basamaklandırılabilir. Evde bakılabilecek durumda olan evde olmayı tercih eden kişilerdi zaten. Genelde evde bakım özendiriliyor. Hani bana da çok sık sorulan sorulardır bunları hocam hangisi? Çok basit bir şey söylemez. Size tanıdığı sürece evinde olmanın keyfini çıkardığı sürece evinde olmayı, isteği sürece istediği sürece sizin de gücünüz yettiğince tabii ki evinizde tutun.
Ama şöyle bir şey de olabilir, mesela ben kendim için düşünüyorum. Evde yaşamak çok zor hale geldi. Zihinsel yetilerim de iyi ama yaşlık zor bir dönem. Hani insanın çok akranında kalmıyor. Çok yalnızlıkta çekmeye başlıyor pek çok yaşlı insan. Gençlerle çok ortak şeyleri de paylaşmıyorlar. Bu durumlarda aslında huzur evleri çok güzel olabiliyor. Yani benim etrafımdan da mesela işte bu emekli sandığının çeşitli yerlerde huzurevleri var. Ankara'da da var, izmir'de de var. Oralara gidenlerin çok mutlu olduğunu biliyorum ben, çünkü yalnızlıktan kurtuluyorlar.
Yıllarca bekledikten sonra ama galiba dimi yani sıra beklemek zorundalar. Evet, evet. Evet, hani bunlar arttırılsa? Çok güzel örnekler bunlar. Hani eşiyle gidebilir. Kişiyi illa tek başına gitmek zorunda değil. Hani orada bir arkadaşlık ortamı buluyorlar, hep birlikte eğleniyorlar. Yani eee. Evde olmak güzel ama evde olmak demek bir odaya kapanıp yalnızlık çekmek demekse bence çok da hani orada ısrar etmemek gerekiyor. Çok tuhaf zamanlara geldik tabi sosyal kelimesini cümle içinde kullandığınız zaman bile.
Bütün. Çok acayip bir şey söylemiş gibi oluyorsunuz? Sosyal devlet dediğiniz zaman birden bire sanki Sovyetler birliğine intisaf etmişsiniz gibi veriyor. Ağaba oluşu. Halbuki sosyal en hani Amerika gibi kapitalizmin beşiği neyse baş uygulayıcısı olan bir ülkenin bile son derece sosyal bir devlet olarak çalıştığı bir örnek hatırlıyorum. Böyle bir psikiyatri öğretim üyesi abimizin babası amerika'da tek başına yaşıyor idi ve. O kişi bir süre işte elektrik faturasını mı aksatmış tüm faturasını mı aksatmış birtakım problemler olmuş.
Bunun üzerine elektrik idaresi işte ya bu adam niye faturalarını aksatıyor diye eve bir şey oldumuşlar. Kontrol memuru, kontrol memuru ulaşamayınca sosyal hizmetleri aramış ve Sosyal Hizmetler devreye girip bu adamcağıza evinde aslında bütün bunları yapamayacak kadar şaşkın vaziyette bulup. Alıp bir hastaneye yatırmışlar ve işte onun türkiye'deki oğlunu aramışlar. Ben de o gün onun. Arandığı yerde oturuyordum. Tesadüfen telefona ben çıktığım için benim haberim oldu. Aslında onu arıyorlardı. Neyse haberdar ettik oğlu gitti amerika'ya bu adamcağız aldı türkiye'ye getirdim fakat olmadı.
Tabi Chicago istanbul hepsi birbirine girdi ve olduğundan daha kötü bir hale gelince onu yeniden amerika'ya götürmek ve bir yere yerleştirmek zorunda kaldılar. Sen söylemek istediğim şey basitçe elektrik faturasını. Ödeyemeyecek bir kafa karışıklığının burada ne oluyor? Bu evde ne olup bitiyor diye bakacak kadar sosyal devlet olmak bile bazen yeterli. Hani sosyal deyince. Keşke çok artsa bunlar ve devletimiz de gerçekten bakım verse başka yerlere para harcamak yerine diyeceğim ama. Uzak görünüyor çok.
Hocam özelin teşvikiyle ilgili bir film önerisi vereyim, mine hazır. Ibrahim bey size ibrahim beylerine. Verelim.
Hocam isveç filmim var bir tane 2.015 yapımı UB adında bir adam diye. Orada hani ana karakter UV hakkında değil de onun yan karakterlerinden birinin işte hasta olması, hasta olduktan sonra özel sigortanın sürekli olarak adam işte bir şeye bakın evine götürme şeyi çalışıyor, basması işte istiyor, sürekli bakıma. Çünkü büyük ihtimalle oradan şey alacağım. Izlemiştim filmi çok güzel bir film. Isveç hani sağlık sisteminin hani çöküşüyle ilgili ya da işte o. Özelleştirilmesiyle ilgili güzel eleştirilerden biri onu söyleyebilirim.
Evet, evet, güzel bir filmdir gerçekten. Sağlık sistemleri sanki şey sanayileşmenin başına doğru geliyor gibi bir hissim var. Benim hani sağlık. La ilgili harcamalar size ait. Hani gençliğiniz de yeterince birikim yapın, biraz daha sigortaya ödeyin. Devlet bu alandan elini çekseyen neredeyse hafif hafif gibi bütün kazanır haklar geri gidiyormuş gibi bir hissim var. Değil mi bu hızla? Ilgili değil, sadece tüm. Dünyada da olan. Kayd daraldı sayı arttı ve. Ne yapacağım bile yaşlar uzadı ömür artık insan yaşam kalitesi ve uzunluğu arttı.
Aslında bakınca kaçınılmaz olan yere doğru geldik. Bir yandan tabii bu tabii sadece demansta hastaların değil bütün şuruplı psikiyatrideki bütün hastaların şizofreni hastasının bipolar bozukluk hastasının obsesif kompulsif bozukluk hastasının yakınlarının da aslında. Çok benzer dertleri var. Bir biçimde ve hasta yakını gözüyle bakabilmek, her zaman onların yerine kendimizi koymak çok kolay olmuyor. Kuşkusuz günlük hayatın az evvel söylediğin uğraşısı için de. Ama çok çok önemli, o gözle bakabilmek.
Sürekli bakım ihtiyacı içinde olanlar deyince hemen. Fırsat bulmuşken otizmlilerin ailelerini de söylemek lazım. Çok sivil zorluk içindeler. Özellikle daha derin otizmi olan zeka geriliği ile zihinsel yetersizlikle birlikte olanlarda. Ama o ayrı bir konu. Şimdi sonuçta orada da çok ciddi bir sorun var. Orada çok ciddi bir sorun var. Orada kişi öldükten sonra kime emanet edeceğim sorusuyla. Herhalde. En en acı soru karşılaşıp tam cevap veremeyeceğimiz. En yakıcı. Keza şizofrenanslılarının yakınları evet bir projede yakınları rahatsızlıklar için.
Çok sık duyduğumuz şeyler gerçekten. Yani yıllar içinde çok değişiyor bitirmeden. Bakışımızın nasıl değiştiğini anlatan ve anekdot anlatayım size bakırköy'de bir. Hasta yakınları hastalarının gelip bırakırlar ve. Çok da göremezler işte tabi hastanenin uzaklığı şehrin bir tane hastanesinde olması. Yıllar önce falan bir çok sebebi vardı kuşkusuz ama. Eee hasta yakınlarının bıkkınlığının ve bir an önce onları bir yere yerleştirmiş ve tedaviye bırakmış. Onların verdiği bir rahatlık olduğu da ayrı konu kimi zaman ulaşamayız, halk ulaşamazdık.
Hasta yakınlarına çok kolaylıkla ararız. Ararız ki fena olmayan bir sosyal hizmet ağı vardı. Hastaneninden zaman 1.900 seksenlerde, doksanlarda da seksenlerin ikinci yarısından sonra özellikle. Buna rağmen işte gelmiş ve hasta yakınıyla bir türlü konuşamadığımız ve hastanın yakınlarını bulup o zamanki asistanlarım hemen getirdiler, konuşayım diye işte taburculuk bir takım bilgiler almak vesaire. Siz neredesiniz? Dedi. Hasta yatılı 15 gün olmuş, hiç görüşmedik, konuşmadık, hiç bilgi alamadık. Sizden dediler ki işte biz geliyoruz aslında ne zaman geliyorsunuz?
Dedim hiçbir zaman görmüyoruz, biz hep buradayız işte biz pazar günü geldik. A dedim evet haberim oldu. Pazar günü gelmişsiniz. Piknik yapmışsınız hastane bahçesinde. Hastayı kılıvanına baktı dedi ki, Allah size de yaptırsın öyle piknik hocam dedi. Susup kaldım. Tabi söyleyecek hiçbir şeyim yok. Tank etmiştim. Onu anlamadığım, onun yerine kendimi koymadığım için. Ama, evet, bazen böyle çaresizce olabiliyor. Bugünkü aklımda böyle bir şey söylemezdim kuşkusuz. Bunu da not sene önce başka türlü bakabiliyor insan hayata.
Ama bu da bir gerçek işte. Güzel sohbet oldu. Teşekkür.
Evet, böyle bağlayabiliriz galiba artık kim? Ya bağlanması aslında akşama kadar da konuşuruz. Gayet güzel ama bir yerde de bağlamak lazım herhalde değil mi? Belki özlemin söyleyeceği şeyler varsa veya tahsinin de bilmiyorum biz. Tivicinde bitirirken dedik bağlayalım dedik ama. Şart değil, o bölümü keseriz. Allahımız varsa bağlarız diyeceğim. Ben çok sevdiğim bir şey.
Bir ifadedir. Allahımız varsa bağlıyorum.
Eee ya çok güzel, çok güzel bir sohbet oldu. Pek çok konuya değine bir düşündür umarım diye düşünüyorum. Tabii çok su kaldırır konular bunlar çok çok fazla şey var. Bahsetmediğimiz tonla sorun müdahale edilmesi gereken pek çok alan bakım verenlere özel pek çok konular var elbette ki. Ama ben bunca yıldan sonra ilk defa yani. Nasıl fark etmemişim? Bu kadar keşke daha çok sohbet etseymişiz. Hani özlemin anlattıkları çok kıymetli de bir taraftan da hem çok güzel anlatıyor hem velisi harika hem de çok hoş sohbet.
Evet biz daha çok sohbet edemişiz, zamana kadar yeterli sohbet etmemişiz ya. Çok teşekkür. Ederim valla iltifat diye söylemiyorum. Çokluk sizin için kanaatteyim değil mi? Evet, kesinlikle çok sağ ol. Ben teşekkür ederim, çok sağ olun. Bu haftalık bu sohbetin sonuna geldik. Ben bu hafta sohbeti bitirince yine bir ressam verilsinden bahsedeceğim. Ressam olarak bugün fertenan holdlerden resim olarak da balentin gode darel'in hasret handaki resminden bahsedeceğim. Önce ferdinand hobilerden bahsedeyim.
Kendisi 1.853 yılında isviçre'de bende dünyaya gelmiş fakir bir aileden geliyor. Babasın marangoz, küçük yaşta tüberküloz nedeniyle babasını ve kardeşlerini kaybediyor. Annesi de daha sonra aynı hastalıktan ölüyor.
Ve. Üvey babası tarafından üvey baba sayılabilecek biri tarafından büyütülüyor. Iıı resim yapmaya başlıyor. Resim yapmasına sebep aslında biraz da ekonomik olarak bağımsızlık kazanmak istemezsin. Önceleri tunda manzara ve tabela ressamı olarak çalışıyor. Daha sonrasında cenevre'ye taşınıyor ve burada günlük yaşamla ilgili bir çok eser yapmaya başlıyor. Kendine has bir tarz olan paralelizm denilen bir akımla. Aslında anılıyor bu paralel ilgili şunu söyleyebilirim, aslında bu bilhan montun teorisine ünlü psikolog ve doktor bilhem montun teorisine yakın bir şey.
Aslında burada söylenmek istenen şey şu. Genel olarak biz eee doğayla bir bütün hâlinde yaşıyoruz. Nasıl eee doğanın kendi kuralları, silseleri varsa, insan zihninin ve insan vücudunun da belli kural ve silineleri olduğundan bahsedebiliriz. Bu açıdan bir paralellik olduğundan bahsedebiliriz gibi düşünüyoruz. Bu. Resimleri özellikle. Doğa ve insan figürleri oldukça dikkat çekici. Bence eee bu resimde bahsi geçen kişi bahsi geçen. Valentin gode darell aslında kendisinin geç dönem de tanıdığı ve hayat arkadaşı olarak bir süre birlikte oldukları kişi bir de kızları oluyor.
Kendi valentin goodye daral. Bir kanser tanesi alıyor. Bir kanser tanısı aldıktan sonra da. Bu çöküş dönemine eee aslında hodler resmetmeye başlıyor. Bu resimde onun sonucunda ortaya çıkıyor. Bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz. 2 hafta sonra tekrar görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean