Bünye ve Çevre
Bu podcast bölümünde psikiyatrik bozukluklardaki "nature" (bünye) ve "nurture" (çevre) etkileşimine değinmeye çalıştık.
Dikensiz gül bahçesi vaat etmiyoruz podcastinin yeni bölümüne hoş geldiniz. Ben doktor tahsiri oğullar spot bölümünde benimle beraber profesör doktor cemaat paşaoğlu, profesör doktor timuçin olarak ve doktor ibrahim ellak var. Geçtiğimiz birkaç haftalık dönemde. Adli psikiyatri hakkında konuşmuştuk. Eee bu hafta hmm biraz daha farklı konulara girmeye başlayacağız diye tahmin ediyorum. Geçen hafta adli psikiyatriyle ilgili konuşurken özellikle anti sosyal kişilik bozukluğu ve kişilik bozuklukları üzerinden konuşmuştuk.
Fatih hoca da. Bazı noktalarda aslında. Kişilik bozuklukların gelişimi ya da ortaya çıkışıyla ilgili bazı şeylerden bahsetmişti. Ben belki timuçin hocaya sözü verebilirim. Timuçin, evet, ben de onu diyecektim. Tahsin biz gene kişilik bozukluklarını konuşalım mutlaka. Yani onun harici konuşalım. Varsa öyle bir şey. Bu arada bilmiyorum yani DSM nin kişilik bozukluklarından bahsetmiyoruz. Hep söylüyorum onun astrolojiden hallice olduğunu ama gerçekten kişilik örgütlenmesi. Ya da bozuklukları nedir?
Böyle bir tanımlama mümkün müdür? Des descriptif, psikiyatrinin tuzağına ne kadar düşüyoruz, düşmüyoruz vesaire. Çünkü orada cem hani psikopatî, bu örüntü anti, sosyal kişilik bozukluğu meselesine de birazcık dikkat çekmiş de hakikaten bunları konuşalım. Bunu belki onları konuşmadan önce psikiyatrinin çok daha temel meselesine biraz. Ne doğuştandır, ne edinseldir meselesine biraz baksak bu kadar kolay ayırabiliyor muyuz da baksak önce bir kere. Cem'in bu konuda söyleyecek çok şey vardır. Eminim yani otizmden başlayarak şizofreni kadar giden alanda.
Evet, belki bende bir şeyler söyleyebilirim. Belki depresyonda birpoyla başka şeylerle ilgili sizler de kesinlikle öyle böyle bir bakalım diyorum. Ne dersiniz? Ne olur? Ben iyi çeviri olarak benim aklıma gelen, şimdi ingilizce de çok ta Hacettepe dönen bir derslerinden beri clifffert morganın psikolojiye giriş kitabında mevcut olan kelime ler natice nötr. Ben onu hep biliyorsunuz. Bünye çevre diye söylüyorum daha iyi. Bir şey öneriniz varsa söyleyin daha iyisini bulamadım. Bünyemi çevre mi? Ben eskiden doğumla mı ilgili doyumla mı ilgili derdim zaman?
Larda çok eski zaman. Çok yaratıcı güzel? Evet. Ama yani tam senin dediğin kapsamda karşılamıyor sanki rahmetli horon hocayı da analım. Oranın Öztürk özellik yani siz o kelimelere o anlamları yükletirseniz olacak yükletmezseniz olmayacak ki batılılar da bu işi böyle yaptılar yıllarca derdi hani tam karşılamıyor mu hocam plan dediğimde. E sen kullanır da yükleterek konuşursan karşılar. Yani onu doğumuna da doyum dersen ve böyle de yükletirsen olur. Niye olmasın trender diye. Örneğin bu konu hiç konuşmadık ama.
Bünyamin çevre herhalde bilmem ki. Herhalde öyle diyeceğiz. Ya da edinsel ve neydi?
Doğumsal ve doğum. Doğmalık, doğumsal, kamusal. Akiz ve ne bir şey böyle bir kullanımlar vardı. Eskiden şimdilerde hiç duymuyorum abi, evet. Akkist dahiliyede falan da. Kullanılan. Bir şeyler acaret karşılığı. Evet edinsel güzel ama. Sanki doğumsal ve edinsel ama bünye ve çevre dediğin zaman sen aslında. Edinsel ve doğumsal meselesine daha ciddi bir çerçeve çizmiş oluyorsun çünkü bünyenin içinde tabii genetik faktörler var. Doğumdan gelen özellikler var. Bir onların hepsinin birlikte oluşturduğu bir yapı da var.
Çevresel deyince de illa edinilmiş olması gerekmiyor. Çevrede var olan ama ileride de edinilebilecek bir takım şeyler var. Belki bunu da ilerde konuşmalıyız. Çünkü şimdi çevresel faktörler de çok değişti. Bundan 50 yıl öncesinin freud döneminin çevresel faktörleri yok artık. Evet, ayrıca şeyi de ayırmak gerekiyor. Çevresel dediğimiz zaman bünye dışında olan her şey. I yani zigot ana karnına düştüğünden itibaren mevcut olan her şeyi ki buna biyolojik olanlar da dahil. Yaşantılar da dahil daha önce bünyemi çevre mi deyince ya da nuther nurcher deyince.
Daha çok anlaşılan şey yaşantının belirti veya bulgu üzerindeki etkisiydi. Öznel yaşantının başına çevre dendiği zaman anlaşılan şey biyolojik pek çok etmeni de kapsıyor annen. Mikro plastikler. Mikro plastikler nano klasikler ileride oraya da geleceğimizi ümit ediyoruz. Ve bence gelelim. Evet, o zaman şöyle bir şeyle başlayabiliriz. Şunu itiraf etmemiz gerekir, kendimiz daha doğrusu kabul etmemiz gerekir ki. Psikiyatrinin ilgi alanı içinde olan rahatsızlıklar arasında tamamen bünyeyle açıklanabilecek olan çok.
Sınırlı tadı var. Bünye dediğim zaman benim anladığım söyleyeyim. Örnek bünye dediğimizden benim anladığımda doğuşta mevcut olan yani zigotta spermle yumurtanın birleştiği anda zikotta mevcut olan DNA dizilimi sadece. DNA dizili mi yani DN a'nın. RN a'yı çevrilmesi ve proteini çevrilmesi bile değil, sadece DNA dizilim. Çünkü onunsa da zaten intilasyonlar yaşayıp genetik faktörler. Ondan sonra hep çevre. Meselanın tipik örneği ne olur? Huntington hastalığı olur.
Onun dışında. Psikiyatri de ne olur? Işte antik, yani ben antik donan hastalığını hani görüyor psikiyatrik diye. Evet, psikiyatri diyebileceğimiz hastalıklar içinde. Maalesef senin gene dalga geçmene sebep olabilecek şekilde. Semra mı demek zorundayım. Evet yani projeliks tamamen bünyeyle. Açıklanabilecek ama tezahürü tabii ki gene de çevreden etkilenen her türlü davranış, duygu, düşünce şeyi gibi sendromu gibi çevredeki koşullara göre tezahürü değişebilen, oynayabilen bir şey. Bunların da zaten hocam hani direkt olarak genel etkilediği hastalıklar tekken hastalığı adı veriliyor sanki diye hatırlıyorum ama.
Genel hastalığı yok dimi. Evet, işte böyle bir durum var. Şöyle tekken hastalığı zannedilmiş olanlar var. Şimdi genetik değerlendirmede ucuzlama olunca ve bütün geni sekanslama yani bütün DNA dizilimini ortaya koyma imkanları gitgide ucuzlamaya başladıkça tekken hastalığı denen şeylerin dahi aslında. Gen gen etkileşimleriyle de ortaya çıkabileceği ve aynı gendeki farklı mutasyonlarla da ortaya çıkabileceği öğrenildi. Ama burada çok teknik örnekler vermekten kendimizi alamayacağız ve biraz fazla tıbbi olmaya baş yani nasıl diyeyim.
Sadece profesyonellere hitap eden bir şeymiş gibi olmak zorunda kalacak. Onun için biraz daha. Açın isterseniz gençler siz açın mevzuyu. Ben çalışacağım bir kere az önce sözünü ettiğiniz tezahürle zemindeki durumu da ayırt etmek lazım. Yani şöyle sadece psikiyatri için değil, genel olarak tıpta da işte doğrudan dna dizilimi ile ilgili bir bozukluk. Her halükarda söz konusu. Kendini nasıl ifade edecek, yani nasıl tezahür edecek? Bu rahatsızlık olduğunda çevreden etkilenmemesi mümkün değil. Yani. Örnek verelim, hemen burada verelim iyice açık olsun.
Yani mesela şimdi sendromlara girmeden diyelim ki DNA diziminin yol açtığı bir zeka geriliği durumunu düşünelim. Tamam sendromundan başlayalım. Yani o da olur. Yani bir bir tecilim demeyelim de hani rezil olunca. Down sendromlu dediğimizde down sendromunun. Görünümü, kişinin sosyoekonomik düzeyiyle kişinin ailesinin bilinciyle beslenmesiyle doktor takibi ile doktor takibinin sıklığıyla çok değişebilecek şeyler yani bir.
Hatta herhalde etiyoloji artık belli olduğu için down sendromu değil, down hastalığı dememiz lazım değil mi? Yani sendrom değil artık bir diziyiz. Ya niye demiyoruz? 10'a çıkart birazdan gelelim sen devam. Et. Yani bir down sendromu olan bir kişinin hayatta yapabildikleri onun yetişme koşulları içinde bulunduğu çevreden doğrudan çok etkilenebilir. Yani eğit bu böyle. Somut eğitim düzeyi ile de alakalı şeyleri söylüyorum. Yani kişinin huzuru ya da davranışları değil yani mesela. Bir hasta kendi hayatını sürdüremeyecek düzeyde.
Iıı, belli ııı yetilere sahip bile. O olmazken öteki hasta işte Türkiye şartlarında 2 yıllık bir fakülteyi bitirebilecek düzeyde olabiliyor. Bu baktığımızda aslında çok farklı görünümler ve bu görünümün ya da bu tezahürün sebebi de doğrudan çevre.
Evet, maruz kaldığı yaşantı. Burada şöyle bir yanlış anlaşılmasın, hastalık yine var. Onun hastalığın klinik görünümleri farklı seyrediyor. Tezahür kısmı o yüzden aynen öyle. Yani tabloyu gördüğümüz zaman sebebinin 21. Kromozomun trizomisi yani 2 dil, 3 tane olması olduğunu kesin olarak biliyoruz ama tablonun çok farklı şekillerde ortaya çıkabileceğini aklımızdan çıkarmamalıyız. Demin sözünü ettiğin hastalık kelimesini kullanmıyor olmamız sebebi ise şu. Down sendromu. Klinik gözlemin çok etiyolojiyi anlamada işe yaradığının çok iyi bir örneği sen biliyorsun bunu çok konuştuk daha önce.
O kadar iyi, tarif edilmiş ve iç tutarlılığı o kadar yüksek, yani birlikte görülen belirtilerin birlikte olma olasılığı o kadar yüksek, iyi tarif edilmiş ki, başta sendrom diye başlamış olmasına rağmen spesifik özgül bir etiyolojinin bulunmasını sağlayabilmiş bu güzel klinik gözlem olmuş. Öyle kalmış. Ama sendrom ve hastalık tanımları gereği aslında down hastalığı belki demek lazım, alzheimer hastalığı gibi. Evet, tanımlara isterseniz kısaca söyleyebilirim. Hani sendrom dediğimizde birbiriyle yani belli bir belirti grubu var.
Bu belirti gruplarının nasıl bir bir arada bulunduğunu açıklayamıyoruz. Mesela down sendromunda hastalık denmemiz gerekiyor. Yine söyleyeyim, down sendromunda kalp rahatsızlığı var. Tipik bir 100 ifadesi var. Tipik kulaklarsak çizgisi. Zeka gerildiği var. Bunun arasında birbiriyle bağlantılı değil. Tıpta genel olarak böyle birbirleriyle bağlantısını açıklayamadığımız ve etiyolojisini de bilmediğimiz durumlara sendrom deriz. Bunların bağlantısını açıklayıp etiyolojisini bilmediklerimize de bozukluk deriz işte şizofrenide sunroy varsani, düşünce bozuklukları bazen kuvvetli, bazen zayıf da olsa ilişkisi açıklanabiliyor ama orada da etiyoloji yok.
Bozukluk deriz ama. Hastalık ya da karşılık olarak dizi izlediğimiz durumlarda doğrudan etiyoloji var. Artık belirtilerin birbiriyle ilişkisi o etiyolojiyle de gayet açıklanabiliyor.
Burada küçük bir müzik molası veririm. Bugünkü parçamız bilim klasiyondan ıron manraz daha sonrasında tekrar birlikteyiz. Müzik arasından sonra tekrar birlikteyiz. Cem hoca, sanırım bir şey söyleyecekti, öyle değil mi hocam?
Evet, genel tıpta bu kadar etoloji konusunda özgül açıklamaya, hatta patofizolojiyi de katarsak özgül açıklamalara. Ulaşamadığımız pek çok şeye psikiyatri dışında oldukları için ve tıbbi rahatsızlıklardan oldukları için fazladan hastalık. Dediğimizde oluyor. En güzel örneklerinden biri migrendir. Evet. Yani migren için hastalık lafını kullanmakta pek tereddüdümüz olmuyor. Oysa evet etiyoloji ve pato fizyoloji bakımından diğerlerine kıyasla çok da ilerde değiliz galiba. Bizim kağı gibi. Evet. Tabii yani etiyoloji yok hakikaten dolayısıyla.
Bozukluk ya da hastalık tanım gereği kullanmaması gerekiyor. Belki sendrom kullanılabilir ya da rahatsızlık. Yani sanki ingilizce kaynaklarda ilnıs gibi ifade ediliyor şeklinde görüyorum ama. Rahatsızlık. Evet, yani bu konuda hassas olan yazarlar böyle dizi izi kullanmaktan özellikle kaçınıyorlar mesela yani. Hastalıklarına vurgu yapmak için de. Tabi bir de alt türlerinin çok olması bu tür durumların tabi. Çok dikkat çekici yani aslında tıpkı brolerin şizofreni yerine şizofreniler dediği gibi. Bugün de migrenler denmesi herhalde çok daha doğru olur.
Çünkü çok farklı biçimlerde tezahür ettiğini biliyoruz. Bir de tabii. Neyin o tezahürü farkılaştırdığı da herhalde çok önemli değil mi? Yani evet, hediyoloji de bir şey var ama birbiriyle çok alakasız şeyler, tablolar ortaya çıkabiliyor. Ve o da etiyoloji kadar bulanık olduğunda iş iyice zorlaşıyor aslında. Yani şey. Le konuşursak. Ben özellikle bu ekşimurta ikiz çalışmaları hep çok heyecan verici geliyor bana. Şizofrenideki eş yumurta çalışmalarına bakınca. Doğru hatırlıyorumdur. Umarım şimdi düzelken diyorsam %48 dimi.
Rakam söylemek bana hep zor geliyor ama şey. Yani 100. 9 barlar. Diye hatırlıyorum yani %48. Büyük bir rakammış gibi geliyor. Veya mı değil yani? Yarısından daha fazlasını da yok. Ya da. Işte bipolar bozuklukla ilgili de sık sık işte. Bazen annesi ya da bir babası bipolar olan kişiler bende olma olasılığı ya da onlar çocuklarında olma olasılığında konuşurlarken kabaca şey derim yani anne ya da babadan birinde varsa %30 ikisini birden varsa %60 ne kadar büyükmüş bu oran diyorlar. Halbuki o zaman şöyle söyleyeyim diyorum, ben size annesi de babası da Afrikalı.
Ve siyah ırıktan olan bir çiftin çocuklarının sarışın mavi gözlü olma olasılığı %40 diyorum. Ne diyorsunuz diyorum. Imkansız. Diyorlar o zaman.
Ama öyle yani eğer bir hastalık çok net olarak var ve üstelik genetik olarak geçiş gösteriyor diyor isek hem anneden baba da varsa çocukta %60 olma olasılığı aslında küçük bir olasılık çok da büyük bir olasılık değil. Çünkü tekken hastalığı olsaydı bunu %100 olmasını bekardık zaten yani onlarda bile %100 olmayabilir. Çevresel faktörler yüzünden doğumdan. Başlatırsak ve epigenetik faktörleri katarsak tabii ki ama yani. Büyük büyük bir usta beklerdik, öyle değil mi? Öyle burda hesaba katmak lazım söyle.
Neyi. %48 ve yüzde altmışla neyi kastediyorsunuz hocam onu aslında arada. Sorayım ama. Eş yumurta ikizlerinde ikizlerden birinde şizofrenini tanısı varsa diğerinde de olma olasılığı. Yok mesela bipolar için dediniz mi ya yani? Mesela bipoya içinde anne evde babadan bi tanesi sivil polar bozukluk ise çocuklardan işte çocukta da o bipolar olma olasılığının %30 oldu. Tabi bunun arka caraklar böyle.
Uzun ve yoğun çalışmalarla elde edilmiş sonuçlar değil de kabaca böyle olduğunu. Bu şey gibi mi? 10 çocuğu varsa üçü gibi bipolar olur olur gibi.
Burada şunu da dikkate almamız gerekiyor, zannediyorum. Konkordans yani. Birlikte görülme bir kardeş de varsa diğerinde de görülme ikizler için konuşuyoruz. Olasılığını hesaplarken hep şöyle bir ön kabul var. Doğal antite diyoruz ya, yani geçerli bir tanı olduğuna yani genetik olarak konuşacak olursak sağlam bir fenotip olduğuna. Kabul ederek başlıyoruz. Yani şizofreni veya bipolar bozukluk gibi. Gerek güvenilirliği, gerek doğadaki karşılığı nın mevcut olup olmadığı bakımından şüphemiz. Olması nedeniyle.
Belki de iyi fenotipler değil, kalıtılabilirliğini veya ne kadar birlikte görülebileceğini çalışmak ama huntington hastalığı için bu böyle. Yani birine transı çok yüksek başka bir şekilde şekilde diyecek olursak bildiğimiz mender geneti ile aktarılan ana veya babadan birinde varsa çocukta olma olasılığı %50 her ikisinde varsa %100 olan bir rahatsızlıktan söz ediyorsak. Orada arttıkça yok. Geçerlilikle ilgili bir sorumuz yok. Şikayetinde böyle bir durum yok hiç yok başından itibaren ama buna rağmen biz bunu hani bu işte şizofreni diye bir hastalık var larda değil.
Bir hastalık var. Vip oylar bozukluk diye bir hastalık var ve dolayısıyla bu da kalıtsal olarak varsayalım. Aktarılıyorsa aktarımı durumu budur diyoruz. Yine varsayımsal olarak. Daha biz bunun hani tek yeni hastalığı da olmadığı için aktarılabilirliğini tartışırken bile bunun üzerine sayısız çevresel etkinin etkisini konuşacağız. O zaman neredeyse tamamen çevresel faktörleri konuşuyor olacağız. Yani oraya gelmeye çalışıyordum. Bu kadar uzun dolaşmama sebebi oydu aslında. Psikiyatride. Doğumsal olan bir şey var mı ki?
Hem doğumsal mı, edinsel mi konuşuyor olalım?
Yani tohumsal olan belki hani cem hoca'nın daha demin söylediği oynuyorum. Psikiyatrik hastalıklardan bazıları. Kabul edilebilir ama onun dışında direkt olarak. Bünyesel diyebileceğimiz bir şey. Hani %100 bünyeden kaynaklanıyor diyebileceğimiz bir şey yok aslında. Burada da tabi şöyle bir şey ortaya çıkıyor, buradan da oraya geleyim. Bugün şeytanlı katlı ben de herhalde. Doğumsal bir şey yoksa şey edinselse dediğimizde de bu sefer psikiyatrinin geçmişte savrulduğu yer ortaya çıkıyor. Hani ds m leri ele aldığınızda şimdi?
Beşe kadar geldik ama. Adobe'ninkini saymazsak hadi onu da sayalım, oradan da yola çıkalım. Şimdi bozukluk ya da sendrom ya da hastalık neyse olarak adlandırılan şeylerin neredeyse tamamına yakını o dönemde reaksiyon diye adlandırılıyor. Dimi anksiyete reaksiyonu istedik reaksiyon şizoid reaksiyon filan filan. O zaman da öbür uca hani ne bünyesel ki her şeye dinsel ya da her şey çevresel dediğimizde bu sefer o çevreselliği de iyice belirsiz hale getiren ve çevredeki her şeyin bir reaksiyonu olarak bizde ortaya çıkabilecek daha muğlak başka bir şeyi konuşur hâle de gelmiş oluyoruz.
Muhtemelen bunun ortadan kaldırılması için. Oluşturulan çabalar bünyesel bir şeyi tarif etme. Ve reaksiyonunu. Evet. O da bir reaksiyondu çünkü çünkü. Ben kaldırmıyordu. Yani ibrahim ile Tahsin çok duydular benden derslerde mesela. O reaksiyonda, yani her şeyi bünyeyle ve biyolojiyle açıklama gayretinde. Ondan önceki psikanalitik hareketin diyelim. Biyolojik psikiyatriye çok benzer bir belirlenimciliğinin olmasını da etkisi vardı. Mening yerin söylediği laf hiç az. Imsanacak bir laf değil, savaşların da bütün bunlarda tabi etkisi var ama yeterince travmaya maruz kalan ruhsal tramvaya maruz kalan herkes hastalanabilir ve yani burada çevreselle artık kastedilen 1.900 elliler ve altmışların büyük bölümünde.
Tamamen psikanaliz ve psikanaliz türevleri yani yaşantılar ve yaşantılarla bağlantılı bilinç dışıydı. Ama burada bugün yaşantıyı ele alırken. Kuramdan bağımsız bakabilmemiz mümkün olduğu halde o zaman. Tıpkı biyolojik psikiyatrideki gibi. Freud'un ve izleyenlerinin kuramına da gayet belirlenimci bir şey vardı. Fiziğe öykünden bir taraf olduğunu biliyoruz. Tabi bunları biz aramızda konuşurken sıkıcı hale gelebiliyoruz birbirimizle çünkü çok konuştuk ama. Dinleyenler için herhalde o kadar sıkıcı olmayacaktır diyebiliyorum.
Umarım yani evet aynı şeyleri konuşuyoruz, dönüp dönüp ama sonuçta ne kadar konuşsak da. Buradan bir çıkış yolu yok ki yani ben. Şeylerin tekrar tekrar üstünden geçmek de gerekiyor. Daha daha yeni, daha genç, daha işin başında olan insanlar için belki bir yanıyla yani. Her şeyimi, çevresel ya da işte. Çevresel olunca sadece davranışsal mı yoksa gerçekten biyolojik anlamda çevresel mi işte? Histon metrolasyonlarından ne bileyim işte. Ana baba dayağına kadar çok geniş bir yelpazeden bahsediyor oluyoruz birden bire.
Artık tabii şu meşhur hatırlarsınız ken et kendilerin çay çalışmaları da var değil mi serin? Transporatör gen çalışmaları da var. Hani şu serotoni transporter geni.
Heterosigi go thomosi good heterosigot uzun kısa. Döner kısa hala. Uzun etosigot jeohun mozigot uzun olan maymunlar da yaptığı çalışma ki o sonradan başka başka yerlere de çok evrildi. Yani sadece şeyler değil de.
Sadece maymunlarda yapılan çalışmalar değil de farelerde de yapılan çok başka enteresan çalışmalar vardı.
Annesi tarafından iyi bakılan. Grome ingi nasıl denir, işte yetiştirilmesi, bakılması, yalanması, iyi yapılan fareleri. Annesi tarafından iyi bakılmayan fare yavrularıyla değiştirip. Nasıl yetiştiklerine bakıp onları. Üzerinde böyle. Bir şeyle. Saç kurutma makinesi benzeri bir sistemle kedi nefesini andıran bir nefesi fareleri üfleyerek bir anksiyete oluşturan böyle bir model çalışmayı okumuştum. Bir hayvan çalışmasını ve o zaman. Kötü bakılan kötü yalanmış yavrularda anksete'nin ortaya çıkabildiği ya da başlangıçta kötü bakılmış yavruların daha sonra iyi bakılan anneler tarafından bakıldığında bu bunun ortadan kalkabildiği ama yine de bunun serotoni transporter gelinin kısa ya da uzun alevili olmasıyla da farklılık gösterdiğiyle ilgili bir çalışmaydı.
Denetlemlerin ki maymunlarda biliyorsunuz. O da yine daha. Ciddi strese maruz kalan. Şeylerle maymun yavrularıyla ya da maymunlarla. Daha az şiddete maruz kalanların genetik olarak kıyaslanmasıyla ilgili bir çalışmaydı. Dolayısıyla şuraya gelmeye çalışıyorum. Bütün bunları konuşurken sanki. Bir biyolojik yatkınlık birçok şeyi değiştirebiliyor ki. Sen şimdi belki rabb'in mırin şu comt. Geninin esrar kullanımıyla şizofreni oluşumuna ne kadar ya da şoprenin de psikotik ve şantol oluşumuna ne kadar katkı sağlayıp sağlayamadığını da eklemek mümkün.
Tabi tabi o vinberg'in çalışmasında da var. Comt.
Yani şöyle bir hatadan söz etmek mümkün. Psikiyatrik metotla ilgili olarak. Şizofreniden söz edecek olursak mesela. Baştan dedik ya, hani bünyemi çevre mi diye tartışırken ilgilendiğimiz bağımlı değişkenin yani antitenin hastalık dediğimiz hasta şeyin sağlam bir fanatik olduğunu kabul ediyoruz mesela. De George sendromu diye bir sendrom var 22. 22 kromozomun işte uzun kolundaki birtakımlar var. Hatta depresyonlar ve dublikasyonlarla seyreden. Bunu ilk defa genetikçiler tarif ettiği için ve şizofreninin iyi bir fanatik olup olmadığı konusunda kafa yormadıkları için inandıkları için diyelim.
Şöyle bir laf dolanıp durdu, the Jorge sendromunda yani 22 kromozomun uzun kolunda bir kopya sayısı değişikliği olduğunda %30 oranında şizofreni ortaya çıkar. Yani şizofreni ayrı bir hastalık. Beyin hastalığı bu da ayrı bir şey ve bu ikisi arasında bir etiyolojik ilişki var diye. Halbuki burada şöyle bir şey söylemek daha doğruydu de George sendromlarının %30 kadarı şizofreni denen öyle tarif ettiğimiz klinik tabloyla kendisini gösterir. Yani burada düpedüz bir ikincil psikotik bozukluktan söz etmek gerekirken.
De George sendromu şizofreniye sebep olabiliyor. Diye hep anlatıldı ve o da kafaları iyice karıştırdı. Karıştırdı, evet. Evet. Tıpkı geçmişte parazit jener için söylendiğinde olan gibi aslında. E nasıl benzettin anlayamadım. Yani proje jeneralde de sonuçta frengi'nin şizofreninin sebep oldu. Görüşünü iddia edilmesi gibi yani. Tabi onu da ahlaki şey çürümüşlükle bağlaştırıp. Bununla onun da deliliğe sebep olabileceği filan gibi. Bununla ilgili şeyin de kurupelinin de kendi şeyi var yazısı var hani.
Spilizm nasıl nasıl desem psikozo yol açabildiğiyle ilgili şöyle bir açıklaması var. Yani o zamanlar tam olarak ne olduğunu bilmiyorlar. Büyük ihtimalle büyük ihtimalle buna neden olan etken işte insan ruhunda bazı mekanizmalar tetiklemekte ve buna bağlanarak da şizofreni o benzeri yaşantılar ortaya çıkmaktadır gibi bir şey yazmış. Hani bununla ilgili bir yazısı var. Şeyin krepelinin kendisinin. O açıdan. Pahalı ney neyi tetikliyor dedin bir daha söyle. Buna yani hastalar, daha doğrusu sifilize neden olan şeyin o zamanlar ne olduğunu bilmiyorlar.
O zamanlar bakteriyi bilmiyorlar. Bu. Hastalar neden olan etkenin büyük ihtimalle insanların ruhunda bazı mekanizmaları tetikleyerek bazı belirtilere yol açtığını söylemek mümkündür gibi bir cümle kullanıyor, şeyde kendisi makalesinde. Evet. Orada ilginç bir klinik gözlemi de olabilir çünkü hem craphelinin hem böylelerin. Gerek alkolle mücadele, gerek işte seks işçiliğiyle mücadele filan gibi konularda çok. Bariz protestan tutumları var. Yani insan davranışını düzeltmek ve ıslah etmek gibi bir işi de, hatta böyleler eşiyle beraber üstlenmiş vaziyette.
O yüzden mesela. Ahlaken tırnak içinde zayıf olan kişilerin sifilice yakalanma ihtimalinin daha yüksek olabileceğini de. Kendi değer seçimleri doğrultusunda gözlemiş ve söylemiş de olabilir. Evet, bu konuda size ilginç bir bilgi vereyim. Kurt şunu der hani ünlü bir psikiyatrist ve psikopatolog onun ilk yaptığı çalışmalardan biri yanlış hatırlamıyorsam hayilberg bölgesinde. Seks işçilerinin klinik özelliklerini araştırmak üzerine yapılmış bir çalışma aslında. Öyle de ilginç şeyler var. Yani psikiyatrist tarihinde.
Eğer seçim değişiyor değil mi? Işte çevresel faktör meselesini ne kadar abartıcağı, ne kadar abartmayacağız ya da onu da abartmayalım derken indirgersek bu sefer hani o indirgenin ne nereye, nasıl olacağı. Çünkü bunu da ilerdik, konuşalım ama mesela o indirgeme eşi giderek bağırsaklarımız ikinci beyine kadar geldi mesela değil mi? Yani bu da başka bir. Ucunu oluşturuyor işin hemen.
O kadar hani garanlık odada o kadar çok. Işığı ihtiyaç var ki küçük bir ışık düşse gördüğümüz şeyin peşinden gidiyoruz. Hep birlikte gibi bir durum oluşuyor. Ibrahim serinin. Evet, bu krepelinin bakışı tabii o yaşadığı dönemin aslında bir de modası dejenerasyon teorisi yani. Aileden biri bir günah işler benim işte 67 nesil öncemden o günah. Neredeyse kalıtım yoluyla yavaş yavaş aktarılır ve hatta amilzolanın şey ruganların yükselişi mi? Iıı oradaki hikaye böyle bir şey diye hatırlıyorum yani. Öyle bilmem.
Evet ya ismi yanlış hatır olabilirim ama böyle bir şey işte birkaç nesil öncesinden günah işleyen birinin işte diyelim. Altıncı yedinci nesildeki torunu. Deliriyor. Yani ruhun dejenerasyonu aslında burada tamamen çevresel bir şey. Ruhun, daha doğrusu bir günah dejenerasyon teorisi yoluyla genetik olarak aktarılıyor ve birine şey yapılıyor, birbirinde tezahür ediyor. Gibi yani bu bu da çok güzel bir gözleme dayalı olabilir. Neden dersen travmaya maruziyetin de epigenetik üzerinden zaten kalıntılabilir bir şey olduğunu biliyoruz.
Yani travmaya maruz kalmak. Ekspresyonu üzerinde bir değişiklik ortaya çıkarıyor. O değişiklik ortaya çıktıktan sonra zaten bir kaç kuşak boyunca da bunun aktarılması söz konusu. O 10'a çıkart günah demiş. Biz bugünkü psikiyatrinin jargonun da davranış bozukluğu diyoruz. 2 örnek var, çok tipik onları söylemeden bitirmeyelim bu konuyu. Bünye çevre konusu. En iyi örneklerinden biri biri şizofrenojen anne, diğeri şizofreni için adı üstünde evet. Diğeri anne. Buzdolabı, anne otizm için. Onların gidişatı üzerinde, yani o terimlerin gidişatı üzerinde epey konuşabiliriz.
Daha önce biz buna değindik mi? Değindik değindik. O tarihte şeyiyle konuşmuştuk ya hatırlarsın bu tavuk anne meselesinde veya en anne meselesinde yine rabbim mörin ya o şeyi bir bir anaokuludaki hortla ilgili gündeme gelmişti. Şimdi hani. Çalışmaydı, hemen söyleyemeyeceğim ama 40 yıl boyunca izliyorlar ve sonunda. Şizofreni tanısı alan kişilerin geçmişte anaokulu dönemlerindeki videolarını inceleme şansları oluyor ve böyle johnların nasıl olduklarına bakıyorlar. Geçmişte ve onların görece daha mesafeli oldukları asosyal kaldıkları aslında o zaman öyle fark edilmediği halde yani onlar çocukken öyle nitelenmiyorlar ama geriye dönük bakıldığında böyle evlenmiş meğer size gibi bir.
Bulguya işaret etmişti. Kendi başına mıdıryım? Ben ustamıdır tam şimdi çalışmayı tam hatırlayamayacağım ama bakarız 10'a çıkart. Oğlum merak ettim ben onu. Evet, evet. Dolayısıyla. Hani belki de bu çocuklarda o zaman adı konmayan ama bu annelerin o çocuklardaki gözlemlerinden yola çıkarak onlara yönelik bir davranış geliştirdiğini iddia etmekte mümkün demiştim o zaman. Yani belki de evet özellikle öyle davranmaya başlıyorlar. Farkında olmadan. Yani şunu mu diyorsun yani bünye çevre etkileşimi dediğimiz zaman şunu da hesaba katmak gerekiyor bün.
Yessel, farklılıklar yani çevrenin etkisi olmaksızın mevcut olan diyelim ki atipik gelişim özellikleri zaten çevresel özelliklerin de daha fazla etkili olmasına sebep olabiliyor yani. Çevreyi. Değiştirebiliyorum. Pek durumunda çok gördüğüm bir şey bu benim. Onun. Için. Yani atipik özellikleri olduğu zaman çocuk zaten diyelim ki anaokuluna adapte. Adapte olmakta zorluk çekiyor ama aynı zamanda anaokulunda da başka çocuklara göre zorbalığa maruz kalma ihtimali daha yüksek oluyor. O yüzden de bu etkileşim birebir sadece çarpımdan ibaret değil bir dizi etkileşim.
Den ibaret. Evet, bünyede çevreyi etkiliyor, etkilemiş oluyor gibi mesleğe yeni başladı. Dünyalarda sen de hatırlarsın. Yani seksenlerin ortalarında işte sonlarına doğru göçün mesela etkisi çok konuşulurdu şizofreni ortaya çıkması, psikoz ortaya çıkması üzerine ve her zaman şöyle de sorulurdu, acaba psikotik tablo ortaya çıktığı için mi göç ediyorlar yoksa hakikaten göç ettikleri için de sonuçlarımız. Yatkın oldukları için mi kaçıyorlar ya da tırnak? Ne yoksa gittikleri yerde mi? Psikozo yakalanıyoruz.
Evet yani bu mesela işte. Comtgeninin o alevinin. Işte.
Şimdi hemen hatırlayamıyorum işte gilsin gilsin olacağına. Balmet balmet polimal. Biliyorsun. Balin valin valin meti'nin mete'nin. Gittikçe yaşlanıyorum, hatırlamakta zorlanıyorum herhalde. Işte vine ve meselesinde mesela.
Iş oraya kadar geldi. Hani bunların genetik olarak yatkın olanları mı bunu içiyorlar, daha çok tercih ediyorlar çünkü çok. Çok ilginç bir başka çalışma da vardı. Onu da söyleyeceğim. Şimdi hatırlayınca akciğer kanseriyle ilgili hatırlıyor musunuz? Onu bilmiyorum.
Bir genetik farklılığı, akciğer kanserine küçük hücreli akciğer kanserine sebep olduğuyla ilgili bir. Araştırma ve orada aynı genetik farklılığın sigara içme davranışını artmasına yönelik. Farklılıklar da taşıdı. Dolayısıyla aynı genetik farklılık, sigara içme davranışını da artırıyor ya da davranışına da sebep oluyor aslında. Dolayısıyla sigara bağımlılığı akciğer kanserine sebep oluyor sanırken aslında aynı gelin ikisini birden ortaya çıkardığı ile ilgili bir çalışma. Enteresan. Ya nore wolf of çalışması mıydı?
Bulup söyleyeceğim size onun. Bir fenomen denen şey bu yani? Evet, evet. Başka bir etmen her ikisini de ortaya çıkarıyor olabilirken, evet biz ikisini de ortaya çıkaran etmeni bilmediğimiz için biriyle diğeri arasında bir neden bağlantısı kuruyoruz. Tıpkı baymet meselesinde hani esra evet şizofreni'ye sebep oluyor ya da esra psikotik yaşantıya sebep oluyor diyoruz zaten gözlerimiz böyle hiç mahsus bir şey. Onun adı biliyoruz ama işte bu bu genetik yatkınlığa sahip olanlarda daha fazla ama o genetik yatkına sahip olanlar aslında o olmasa başka bir sebeple de psikotik yaşantı ortaya çıkarcak değiller mi aslında?
Eğer şu. Yani tanı biz kullanım ihtimaliniz zaten bu polemiforizm yükseltmektir. Ya olabilir mi? Evet, çünkü aynı zamanda yaşadıkları anksiyete dönüp dolaşıp. Şeye sebep oluyor mu? Maddi kullanıyorum, evet oluyor olabilir mi diye ilginç bir çalışma daha vardı. Yine yine o da yıllar öncesinden şimdi hemen söyleyemeyeceğim ama mesela kışın bir takımdan hoş duyguları ortadan kaldırmakta çok etkili olduğu görülmüştü ve yine ilginç bir şekilde şizofreni hastaları arasında yapılan. Gözlemde de bu hastaların diğer popülasyonlara göre çok daha fazla %30 40 gibi bir oranı hatırlıyorum.
Daha çok kaşındıkları. Dansöz ediyordu. Ben hiç. Bilmiyordum. Bu buna da bakacağım. Size bunları söyleyeceğim. Bi dahaki sefere sözüm olsun. Tamam. Bu bölümün de sonuna geldik. Bu bölümün sonuna gelmişken ben bir ressam ve resim hakkında bahsedeceğim. Bugünkü ressam olarak ben egon şileği seçtim yada tam adıyla egon leu adolf flüt işi ile kendisi avusturyalı bir ressam. 1.890 yılında turuna doğuyor. Daha sonrasında 1.918 yılında viyana'da ölüyor.
Aslında şeyleriyle ilgili söylenebilecek şeylerden biri, kendisinin bir ekspresyonist olduğuyu. Söylemek olabilir. Özellikle Viyana çevresinde gustav clim ve kokoş böyle beraber bayağı ünlü biri estetik bakımından bu üçü ile birlikte anılan kendi bir kendisi, aynı zamanda duygusal ve yoğun resimleriyle de biliniyor. Kendisi 1.918 yılında. Bu arada genç yaşta ispanyol gribi nedeniyle vefat ediyor. Onu da eklemiş olayım. Kendisini seçtiğim resmi bugün ki resme. Agony ya da diğer adıyla todeschamp yani.
Agonyada. Ölüm savaşı diyebileceğimiz bir eser seçtim. Bu eserde ilginç olan şey şiilenin aslında bu eseri oluştururken kendi vizyonuyla ilgili bir şeyler katması. Şileye göre sanatçılar rahipler ya da keşişler gibi. Insanlar misyonlara cahil kitleleri. Cahil kitlelere, daha doğrusu özel vizyonlarını paylaşmak ve onları aydınlatmak ruhsal olarak aydınlatmaya adamış kişiler olarak tanımlıyor sanatçıları. Bu aslında. Daha öncesinde alman romantizminde de görülen bir şey oraya kadar uzanıyor. Şiilenin bu resminde ilginç olan şey, şiilenin bu resmi renklerin kullanımı bakımından oldukça ilginç bir yeri olan bir resim.
Ekspresyonüzmin en önemli eserlerinden biri. Bunun paylaşmak istedim. Eee, bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz. Tekrar görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Podbean