Hasta mı? Danışan mı?
İkinci sezonun ilk bölümünde EMDR üzerinden "Yeni Nesil Psikoterapiler" hakkında konuşuyoruz ve sonrasında "Hasta ve Danışan" konusunda yıllardır süregelen tartışmayı ele alıyoruz.
Gelsi gibi bahçesine hoş geldiniz. Ben doktor Tahsin rolas bu podcast bölümünde profesör, doktor, cemaat Başoğlu, profesör, doktor, temmuzun oral ve doktor ibrahim aylak'la beraberiz. Ikinci sezona başlıyoruz. Uzun bir ya da kısa bir aradan sonra diyelim tekrar bir aradayız nasılsınız? Nasılsınız? Öncelikle onu soralım. Nasıl geçti aranız? Süper ama şu dikensiz, gül bahçesine hoş geldiniz deyince vadetmiyorduk. Şimdi artık vaat ediyoruz ve içindeyiz gibi olmuş.
Evet. Doğru maddeden sonra ben de herhalde unuttum. Birinci şeyden sonra sezondan sonra vadetsek daha iyi olur diye karar vermediysek. Adı değiştirelim. Ama onu değiştirelim. Insanlar işte bir bir sürü tanıdığım kişi ne zaman? Başlayacaksınız? Diye sordu. Ben de bir taraftan ne zaman başlayacağız diye. Çünkü özledim konuşmayı. Laf edesim var yani bir sürü konuda ama nereden gireceğiz siz söyleyin başlayalım bir yerden.
Nasıl geri bildirimler size gelen yani? Duyduğumuz çeşitli kanallarda çok iyi olduğunu ne bileyim işte profesyonellerin ya da meslekten arkadaşların gençlerin daha çok dinlediğini filan duydum. Ben. Onun dışında gelen geri bildirimleri belki siz biliyorsunuzdur. Sen ECNP yi söyle avrupa'daki psikiyatri kongresini anlat biraz orada. Bu hafta içerisinde milano'da kongredeydim. Orada bir kaç doktor arkadaş yanıma gelip işte podcast ile ilgili işte podcast beğenerek dinlediklerini ve hani benim de tanışmak istediklerini söyledi.
Ben almanya'da çok üzülüyor. Bir hayat sürdüğüm için bu kadar ünlü olduğumu bilmiyordum. O yüzden benim için şaşırtıcı oldu açıkçası. Öyle bir şey oldu, tesadüf oldu onu söyleyebilirim.
Ben de demin söylüyordum. Türkiye'den birçok kişi ne zaman başlayacaksınız? Diye sordu. Bir de kanada'dan 2 kişi hem size selam söylediler hem de ne zaman başlıyorsunuz? Dediler.
Soran çok bir tek şey, bir bir konuya başladıktan sonra çok dağılıp gidiyor diyenler. Ben de onu merak. Ediyorum dikkate almak lazım. Yani hani evet içerikle ilgili o yani başlayınca biz bir parantez açtıktan sonra kapatıp devam etmiyorum ben mesela. Sağlık ölçüyor laf lafı fazlaca açıyor. 10'a çıkart belki dikkat ederiz bilmiyorum.
Bir yandan sohbet gibi olmasından çok hoşnut olduğunu söyleyen birkaç kişi olmuştu. Geçmişte içerikten bağımsız olarak. Böyle bir hazırlıkla ders gibi değil bu. Bir temeli ya da formatı genellikle. Dünde en tutduğumuz bir akış planı var kabacık ama aslında. Aslında tümüyle spontane gelişiyor her şey. Doğru eğitim amaç değil ya. Film oldukça bazen spontane gelişiyor. Evet yani sonuç eğitim oluyor, belki de var onu hedeflemiyoruz gibi. Evet, yani bir şeyler öğreniyor olabilir de dinleyenler amacımız ders vermek değil yani.
Evet. Hatta bence bu durumda bir düşünce biçimi yani bir formu aslında ortaya konuyor gibi konudan bağımsız yani konu ne kadar dallanıp budaklanırsa.
Budaklansın orada. Herkes burada belli bir düşünce biçimini, düşünce formunu ortaya koyduğu için. Doğru çok neticede bu. Bu da düşünsel yani bir fikri bir. Eylem olduğu için sanki OO kısmı da kıymetli yani çok da kısıtlamamak lazım. Öbür türlü çok motomot dersi kayıyor gibi. Tam başlığın içini dolduran bir şey aslında bu söylediğin yani öyle yola çıkmıştık. Vademin sınırlı. Evet, vaadimiz de sınırlı bir yapılandırılmış hazır yemek de sunmuyoruz. Yani daha çok nasıl yaptığımızı ya da nasıl düşündüğümüzü.
Göstererek ilerliyoruz diyelim. Ondan göstererek. Evet yani biz konuşunca onu göstermiş oluyoruz. Daha doğrusu göstermeyi hedeflemiyoruz ama. Yani bir de. Ben diyim mi mesela abi? Insanlara hani belli bir düşünceye aşılamaktan çok insanlar biraz düşünmeye sevk etmek gibi bir şeyle hani başlamak istemiştim. Ben en başta cidden de güzel oldu bence.
Hatırlıyor musunuz? En son nerede kaldık? Evet. Söyle. Varoluşçu psikiyatriyi konuşmuştuk. Hocam bir insana gel üzerine. Insanger in evet, neler yaptığını ve varoluşçu psikiyatrinin ne kadar? Etik olduğunu ne kadar teknik olarak doğru olduğunu filan. Bunları konuşmuştuk. Sonra biz bir ara gene sohbet için bir araya geldiğimizde kaydetmediğimiz bir sohbette neler yapabiliriz diye konuştuk. Bir sürü fikirler saydık üst üste ama ney neydi abi onlar. Ya benim hatırladıklarımdan şey var ya? Psikiyatrinin ya da bir psikiyatristin sınırları nedir ya da nereye kadar uzanabilir noktasında konuşalım diye şey yapar.
Bu sezon olacak diye planlar yanlış hatırlamıyorsam. En belirgin hatırladığım oydu. Onun dışında şöyle. Bir şey ne zaman karar vereceğiz, ne zaman geri çekileceğiz ya da mecbur olduğumuz durumlar ne olacak falan değil mi? Yani hem oletip en. Severlerin içinde? Evet. Hem etik olarak hem de yasal olarak nereye kadar gidebiliriz? Noktası aslında tartışmak istediğimiz şey bunun için hani bir kaç güzel örnekle yapabiliriz diye konuşmuştuk. Onun dışında psikiyatri vardı sanki. Ben bununla bağlantılı. Evet, evet.
Şizofreni vardı, konuşmamıştık. Aslında evet, yani şizofreni biz bu ekibin esas gibi toplanma şeyi aslında o oldu ama. Evet, şey, elon wester'i kim öldürdü? Şeyinden kaldık en son winzonger'de. Oradan nöropsikiyatriye geçtik winstonger ailesinin içindeki dinamikleri hatırlıyorum. Şimdi konuşalım dediydik. Bu amca baba ve oğul arasındaki 3 yani çünkü ben şeyi bilmiyordum. Üçüncü bir binz van ger daha olduğunu bilmiyordum. Ama bir de şunu söylemiştik, en son yani buradaki kişilerin en çok ilgilendiği konuları şizofreniz pek durumunu ve birpolar bozukluğu ya da duygu durum bozukluklarını konuşmadık.
Evet, tanı tanı gitmedik, evet ama yani evet, onlardan yer yer bahsettik. Bahsede geldik. Aslında bu varoşu psikiyatriyle ilgili siz söyleyince benim aklıma şu geldi. Şimdi her dönemden herse psikiyatri tarihi boyunca böyle. Belli akımlar çıkıp çok şey vadedip sönmüş gibi. Aslında psikiyatri tarihine böyle geri dönüp baktığımızda neredeyse kavramın ortaya çıkışı işte 19. Yüzyıl psikiyatrik rahatsızlıkların bir beyin hastalığıdır. Söylemi 19. Yüzyıl geriye dönüp baktığımızda böyle gayet parlak baskın bir nörobiyolojik bakış görüyoruz sanki.
Ama onlara biyolojik bakışın içinde sürekli belli akımlar belli kuramlar parlayıp sönmüş. Bazıları bu nörolojik bakışa dahil edilmiş. Mesela şu an psikoterapi nörolojik bakış da reddetmiyoruz ve bunun bu bu. Reddetmemizin etmememizde işte freud'un ya da bilişsel davranışçı terapistlerin etkisi büyük ama geri kalan birçok şey budanmış gibi şimdi. Şu anki dönemde de benzer parlak yaklaşımlar var. Mesela geçen cem hoca'yla telefonda konuştuk. Bunlardan biri MDR. Ya da mindfulness gibi üçüncü dalga mı oluyor?
Üçüncü dalga psikoterapiler. Çok parlak olmasa da gastrintna sistemle ilgili gastritres yani sindirim sistemi ve psikiyatrik rahatsızlıklar ilişkisi sanki bunlarda konuşulmaya değer gibi hani işe yarar ya da yaramaz değil de. Nasıl bakıyoruz? Kısmını konuşmak kıymetli gibi geliyor bana. Başla istersen nasıl bakıyoruz? Yani bu konudaki şu anda ana akım psikiyatrideki bakış açısı kamuoyunun bakış açısı, bizlerin bakış açısı, hepsini konuşalım.
Isterseniz böyle şey gibi gidebiliriz mesela EMDR ile ilgili. Ben kendi duyduğum bildiğim şeyleri söyleyeyim. Bölümünü de söyleyelim de. Iymhownd esenyessiaction andreeeeeee prosesing o zaman tabi yani emd RI biz konuşuyoruz da bir önce ne olduğunu nerede çok kullanıldığını söyleyelim. Ya benim bildiğim ben ben bu konuda çok okumuş yazmış veya işte bir şey eğitimi almış bir şeyi değilim ama travmatik. Travmatik yaşantılarla ilgili olarak. En çok kullanıldığı evet, hatta geçen gün ibrahim'le telefonda konuşurken.
Doğrudan tedaviye emd RE ile başlayan bir psikoloğun tanı da ne kadar eksik kaldığından söz etmiştik. Şöyle bir şey oluyor, burada bir parantez açayım. Emedre gibi böyle. Klinik pratikte tırnak içinde bir şey yapılan. Bir uygulamanın uygulanan kişiye de gösterildiği. Daha somut diyebiliriz belki uygulamalar. Biraz daha dikkat çekici ve popüler de oluyorlar. Hipnoz gibi aslında benzerlikleri de var zaten çok geçmişte faradi gibi. Evet. Fare evet evet faradizasyon ama faraizasyon da kendi başına bir tedavi yöntemi değil zaten.
Parazitsyonu kendi başına tedavi yöntemi uyguladığınız zaman eskilerin ikinci şube işkence yöntemi aslında o insanı elektrik verilen saçma sapan bir uygulamaya dönüşüyor ama paranizasyonu ilk başlarda planlandığı gibi. Kademeli yavaş yavaş artırarak ve telkinlerle yaptığınızda aslında bir tür hipnoz gibi ya da bir tur MD r'de olduğu gibi bir işlevi de var. Onların hepsinin amacı aynı yere gidiyor ve bir. Bir türlü sosyalsyondan faydalanarak ve telkini de kullanılarak yapılan tedaviler ama bu bu değil de şeyi söylemeye çalışıyordum.
Bunun görülebilir oluyor olması tırnak içinde bir elle tutulurluk hissi de verdiği için. Özellikle yeni öğrenenler bir şey öğrendiklerini düşünüyorlar ve öğrendikleri şeyi de hemen kolayca uygulayabildiklerini ya da uygulayabileceklerini görüyorlar. Biraz süper vizyon uyguluyorlar da. Dolayısıyla orada bir tanı ayırt etme vesaire olmadan benim zaman zaman amiyane bir şekilde çaya çorbaya limon dediğim şekilde kullanıla geliyor. Oluyorlar onun için son zamanlarda hani kastı aşan bir şekilde hemen her şeye çok kolay uygulanabilirliği biraz bundan.
Hâlbuki az evvel verdiğin örnek cem senin yani gerçekten travma çalışan birisinin önce onu. Doğru dürüst 4 dörtlük değerlendirip neye ihtiyacı olduğunu saptayıp gerekiyorsa MDR yi bir tedavi aracı olarak kullanması başka bir şey ce. Za geçmişte konuşmuştuk, gelir gelmez herkese hipnoz yapmanın hiçbir anlamı yok. Çünkü hipnoz sonuç olarak kendi başına bir tedavi yöntemi değil ama iyi bir enjektör enjektörün içine koyacağınız şeyin ne olduğunu bilmek için uzun uzun eğitim görmelisiniz. Yoksa herkes herkes enjektörü batırabilir.
Yani bu çok zor bir şey değil. Onu öğrenmek çok kolay ama bunu öğrendiğinizde iğne yapmayı öğrenmiş oluyorsunuz da. Tedavi etmiş olmayı öğrenmiyorsunuz? Doğru yolcu yapabildiysem? Yani. Bana çok aklıma yaptıkça yani travmada yapılabilecek tek şeyin emre olduğunu zannetmek gibi bir. Yanıldık ortaya çıkıyor. Aklıma ne geldi? Şimdi mesela çok iyi işleyen psikoterapilerde uzmanı olmayan biri veya bu konuda bir bir fiç, bir fikri olmayan biri karşılıklı konuşmayı. Sohbetten ayırt edemeyebilir. Eğer içeriye bakmıyorsanız, içerikteki empatiye ve.
Inter sübjektivite'ye öznellikler arasında olup bitene bakmıyorsanız sohbetten ayırt edilemez. Hep örnek ver veririm ya mesela rahmetli hocamız işte güleren ünlüoğlu'nun psikoz vakalarıyla yaptığı mülakatlar ve ayrıntılı değerlendirmelerin hiçbiri sohbetten ayır dedilerdi. Işte orada timuçin senin dediğin gibi görülebilecek bir şey yok. Bir şey yapıyor gibi görünmüyor. Evet. Yani bir yakınına derdini anlatır gibi görünüyor. Kişi karşısındaki kişi de onu dikkatle dinliyor gibi. Ama o çok ciddi bir ustalık ve tecrübe var.
Oradan yola çıkarak son bir komik örnek söyleyeyim. Ömer çermik'le sevgili arkadaşım, dördüncü katta Ankara tıpta pek çok fonksiyonel bozukluğun o zamanki de işte hislerinin yattığı bölümde en çok kullandığımız yöntemlerden biri. Efor ve san tabletleri suyun içine koymak yani diğerlerinden çok daha masum fışır diyor. Ya köprü diyor. Içini de renklendirecek başka bir şey koymak ve şimdi bunu içtiğin zaman çok daha iyi olacaksın demek idi. Bu şarlatanlık gibi görünmekle beraber bazılarına öyle gibi gelebilir ama yani her önüne gelene EMDR yapmaktan veya işte faradiyi basıyor olmaktan falan biraz daha masum bir şeydi ve bir şey yapıyor olmanın ne kadar önemli olduğuna iyi bir örnek.
Var işte şimdilerde çok moda olan serum sarı serum hikayeleri ortalıkta dolaşıyor. Hatta bakanlık bununla ilgili açıklama yapmak zorunda kalmış. Bilmiyorum. Evet, evet, yani herkesin serum uygulanmaz yada uygulanan serumun anaficusu sebep olabilme olasılığı vardır. Filan falan gibi böyle bir takım açıklamalar. Yani bunu yapıyor olmak da çok tuhaf tabii bizim. Sen çok daha iyi bilirsin. Yani 1.900 seksenli yıllarda pratisyen hekim olarak çalıştığımız anadolu'nun çeşitli ilçelerinde bir takım insanlar, yani oraların pratisyen hekimleri bazı hastalara serum takarlardı ve bu bir hem.
Bir tür büyücü doktor arka tipinden faydalanarak tedavi etme hedefi taşırdı. Hem belki biraz para kazandırıcı da bilmiyorum. O yıllarda bir şeydi ama sonuçta biz yararı yok gibi görünüyor. Sonuçta boş bir serum takıyorsunuz. Yani boş serum dediğiniz şey nedir ya şekerli ya da tuzlu sudur. Esasen elbette damara verilebilecek cinsten içine de bir vitamin koyarsanız renklenir ve eşittir buyurun. Bir tedavi gibi görünür elle tutulur bir. Şey sarı serum. Sarı serum ama efor vesan tableti de sarı serumu da başka şeyi de faradig de uygularken bu sana iyi gelecek birazdan daha iyi geleceğini hissediyorsun gibi bir telkini vermezsen ve daha sık kişi bütün dikkatini sana toplayıp bu telkini almaya hazır bir şekilde sana gelmezse bunun sonucunda etki şu.
Şüphelidir. Kaldı ki ne verirsem ver. Hatta ilaç araştırmalarında hatırlarsın çok şaka yollu bir takım. Araştırmacılar derlerdi ki bir plasebo fabrikası açalım çünkü presabonun etkisi %30.
Oldukça güçlü bir etki, ama özellik şu. O prestiba etki çok çabuk kayboluyor. O kaybı onu devam ettirebilmenin niye gene yolu işte bu açtığın yoldan ilerlemenin bir çaresini bulabiliyor olmak. Orada da işte sihirli şey anahtar kelime. Telkin o telkinin verilebiliyor olması, daha doğrusu almaya hazır olan kişinin geldiğinde bunu alıyor olması bu. Bu parantez şimdi kapatayım çünkü çok dağılıyoruz. Gerçekten tekrar EMDR ye geri dönersek. EMDR de de bunun içini doldurmadığımız zaman ortaya çıkan şey sadece görülebilir, gösterilebilir, elle tutulur bir tedavi yönteminin uygulanabiliyor olması bi yapedback de öyle.
Yahut başka bir takım nörosyon teknikleri de öyle. Burada küçük bir müzik molası verebiliriz. Belki johan Sebastian baht'tan 2 numaralı çelloseydin dinleyeceğiz. Daha sonrasında devam edeceğiz. Keyifli dinlemeler.
Ses kayıt kontrol deneme 123 ses kayıt deneme, 123 ses kayıt deneme, 123 ses kayıt deneme, 123 ses kayıt deneme, 123 ses kayıt deneme, 123 ses kayıt deneme, 123 ses kayıt deneme, 123 ses kayıt deneme 123. Şimdi tekrar devam ediyoruz. Sözü ibrahim'e bırakıyorum. Ben bir şey söyleyeceğim. Bu MDR ile ilgili aslında konuştuğumuz şey yine psikiyatrinin genelinin muzdarip olabileceği bir risk. Yani şöyle psikiyatri de her zaman teknik ya da eldeki materyal imkan geri dönüp hastalığı nasıl kavrayacağımızı etkiliyor yani.
Elimizde ilaç varsa dönüp hastalığı nörobiyolojik bir bakış açısıyla tamamen nörobiyolojik bir bakış açısıyla yorumlamamız daha kolay ya da olası sanki EMDR de de tramvaya dönük bir yaklaşım ve tedavi şöyle bir riski barındırıyor. Bunu uygulayan kişi. Sade, yani sadece travma ya da travmatik hastaya uygulamayı niyet etse bile şöyle bir tehlikeyle karşı karşıya herhangi bir psikiyatrik rahatsızlığı daha geniş bir travma perspektifiyle görme riskiyle karşı karşıya. Yani bir erişkin otizm hastasını gayet işte.
Ki travmaya da açık oluyor bu hastalar. Bütün problemini mesela travma üzerinden açıklayıp emredere yapabilir ya da başka herhangi bir rahatsızlık. Örnek yani elindeki çekici olan her şeyin çivi olarak görür mü diyorsun değil mi? Ikinci akımlarda da için. Geçerli ama tabii bunun için iyi psikopatoloji bilen deneyimli ve bu alanda. Tedavi tanı ve tedavi ilişkisi temelli bir eğitim almış kişinin bunu yapma olasılığı azalıyor. Gittikçe azalıyor. Yani bu ne kadar iyiyse o kadar az söylediklerin tehlike olarak ortaya çıkması yoksa hepimiz için geçerli.
Ben diyelim ki sadece duygu durum bozuklukları alanında çalışıp bir tek 10'a çıkart çok fazla kafa yoruyorsam her türlü hastalığı, duygu durum bozukluğu olarak görme eğiliminde olabilirim. Yani buna bir tür. Ne deniyor? Mesleki deformasyon diye hatta şık bir isim de konulabiliyor. Hâlbuki hepimizin eğitimi. Burada. Bunu yapmamanın nasıl olacağı üzerine kurulu öncelikle. Öyle bir de şey kısmı da var tabii yani geçmişte belki daha katı psikanalitik akımlar da bu söz konusu hataya düşmüşlerdi işte.
Şizofreni'yi de tamamen baba ya da anneyle ilgili çatışmaya indirgemek. Bir işte mani manik, savunma, depresif savunma gibi bipolar bozukluğu. Da bir psikanaljinde etkisi ve gücü tabii yani. Tamamen OO gözle yorumlama hatasına düşmek hakikaten bütün akımlar için geçerli herhalde burada çözüm. Psikiyatrinin hastalık isimleriyle dahil kuramlarını da içine katarak hepsinin fani olduğunu bilmekle çözülebilecek bir şey gibi. Ben yani şizofrenginin sloganının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çok yakın bir yazı da yazdım şeye.
Bir bir yazı yazmadım da daha doğrusu bir söyleşiyi yapıldı. 10'a çıkart cevaben yazdıklarım var. Ne yaptığımızı da söyledi. Türkiye psikiyatri derneği'nin bülteninde 4 nesilden 4 meslektaşla psikiyatri neden seçtiğiniz filan gibi bir söyleşi yapıldı. Bir tanesi benim diğerleri kim bilmiyorum. Bu tıp öğrencileri çalışma biriminin yaptığı bir şey o çerçeve içinde yapıldı. Orada söylediğim şey yani bu uzun parantezi kapatayım. Gereksiz bu bütünüyle kuşkudayızdı ya şizofrenginin sloganı. O frengi dergisi.
Evet, şizofrengi dergisi bütünüyle kuşkudayız. Diyecek? Şekilde bakmak ama hiçbir kuşkuya yer vermiyormuşuz gibi tanı ve tedaviyi sürdürmek gibi son derece zor bir iş yapıyoruz. O dergi yatışta bulunmamın sebebi şuydu, yani Türkiye psikiyatri derneğinin bültenine bizim işimiz aslında. Göğüs kalktı cerrahisi. Yapanların çarpan kastı ameliyat yapmasına benziyor demiştim.
Şimdi cerrahlar çok bozuluyor olabilir. Bu söylediğimi ama çok farkı yok. Gerçekten bir yandan çok eskiden o ameliyatlar yapılırken kalbi durdurur. Kalp akciğer makinesine bağlanırdı. Biliyorsunuz kalpsiz yetiştiniz mi bilmiyorum ama biz cem'le yetiştik. Hatta o ameliyatlara da girdik. Asistan. Öğrenci olarak. Şimdi o kalbi durdurmadan kalbi çok yavaşlatarak ve onun üzerindeki damarları değiştiriyorlar. Bir yandan olmayacak bir işi çok incelikle ustalıkla yapıyorlar ve çok da başarılı oluyorlar.
Bütünüyle kuşkuda olarak ama hiç kuşkuya yaymayacak bir şekilde tedavi yapmaya çalıştığınızda aslında.
Hem bir yandan her şeyi sonuna kadar sorgulamak ama bir yandan aslında çok da sorgulanacak bir şey yokmuş kadar kesin bir karar ve yöntemle ilerlemek gibi bir zorluk içinde oluyoruz. Onun için çarpan katlıyor. Hani ameliyat demiştim.
OO kuşk duymadan ilerliyor olma yaşantısı. Kiminle ilişkideyken en çok ortaya çıkıyor dersin? Yani kendi aramızda konuşurken mi kendi kendimize düşünürken mi yoksa vakayla olan ilişkimizde mi? Vakayla olan ilişkimizde. Onu kastediyorsun elbette. Yani hastama bir yanıyla. Gördüğüm her şeyi sonuna kadar sorgulayacak ve ne tanısı ne tedavisi, ne psikiyatrinin 10'a çıkart yardım edebilirliği konusunda tümüyle kuşkuda olarak bakmak zorundayım. Çünkü başka türlü olamaz. Başka türlü yardım etme şansım yok.
Çünkü öbür türlü baktığım zaman saf. Değilsindir. Konfeksiyon elbise giydiriyorum. Üstüne elimde bir şey var, onun zorluğunu giydiriyor olurum. Her koşum da. Halbuki bizim işimiz otku tür üst. Göre dikeceğiz. Bir değişiklik var, onu söylemek isterim. Şimdi bu hem bil. Ginin yayılmasındaki kolaylık bilgiye ulaşımdaki kolaylık, üstelik sıradan ve yanlış bilgiyle dolu şeyi kastetmiyorum. Internet dolaşımını doğru bilgiye ulaşmayı da çok iyi bilen kişiler var. Hem bu hem de aynı zamanda kurumda çalışmakla bir üniversite kurumunda veya bir Devlet Hastanesinde çalışmakla özel pratiğine sahip olmanın arasındaki farkta şöyle bir şey görüyorum.
Eee, uzunca bir süredir artık vakayla olan ilişkide kendimden çok emin olduğumu göstermekten ziyade benim de kendi yaptığımdan kuşku duyduğumu ama bunun kaçınılmaz olduğunu ve buradaki kararları birlikte verebileceğimizi bazen söylemek çok işe yarayabiliyor. Belki de benden çok daha akıllı olan ama o sıradaki ıstıra yüzünden bana gelmiş olan kişiler var. Yani ben bunlara yaptığımdan çok eminim desem. Hakikaten saçma olacak. Onlara eminim demenden bahsetmiyorum da ne yaptığını bildiğin ve kendinden ve bundan, yani çalıştığın alandan emin olduğunu göstermekte zorunda sinema bir yandan.
Iyi göstermek de işte yani ben de bazen kuşku da oluyorum. Yani işte bunu mesela ben de kuşkudayım ve burada birlikte ilerleyeceğiz dediğinizde de aslında bu işi ne kadar iyi bildiğini de gösteriyor. Olabilirsin. Yani o zaman. Da evet doğru söylüyorsun? Ama gene de mutlak duruma baktığın zaman yani. Size bir ilaç vereceğiz ve iyileşeceksiniz demekten biraz farklı oluyor. Elbette onu kastetmiyorum zaten ama hani? Ben bu alana hakimim ve onun üstünde dans ediyorumu gösterebilmek. Doğru. Bir yandan.
Ne dedin Tahsin. Güven vermek olmuyor mu hocam aslında bir yandan. Da. Yani güven vermeye çalışmaktan bahsetmiyorum ama evet bunun sonucunda aslında güven duyar zaten kaçırmaz. Şey de var, onu da unutmayalım yani mesela belli sözleri. Veya belli anlama gelebilecek mesajları kimin hangi evrede veriyor? Olduğu da çok önemli. Dersin yok mesela ilk defa hastanede rastladığınız ikinci sene asistanı olarak poliklinik de rastladığınız bir hastaya diyelim ki 26 yaşınızda ben yaptığımdan emin değilim, kuşkudayım ama hep beraber buna bakalım dediğinizde başka 60 yaşında çok bir sürü tecrübem olduğunu bilen birisine ben de psikiyatrinin eleştirel yanlarıyla ilgileniyorum ama.
Bazı şeyleri de birlikte bulacağız ve senin yanında yürüyeceğim demek başka. Yani bağlama ve kimin söylediğine göre de çok değişir. O yüzden timuçin'le ben bence çok daha. Şüphe ettiğimizi beğen edebilme lüksüne sahibiz, zannediyorum. Doğru. Belki şüpheyle paralel olarak yaz dersin şöyle bir sözü var, o belki başka bir bağlamda söylemiş ama bana çağrıştırdı. Psikiyatri de ya da psikopatoloji de anlaşılamayan fenomenlerin varlığını kabul etmek, psikopat olun, bilgeliğinin şartıdır diyor. Güzel evet bu burada cem hoca'nın söylediği hani o anlaş kendi başına anlaşılamamanın an.
Laşılamaza hastayı dahil etme ile ilgili de anlaşılabilir. Bu ama bir şey daha söyleyeceğim timuçin hoca'nın söylediği durum hem psikiyatri de çok sıkça olan hastanın özerklik otonomisinin kaybıyla da ilişkili. Yani karşımızda hakikaten otonomisi zayıflamış özerkliği zayıflamış bir hastaya.
Yine bağlama göre değişmekle birlikte. Işte tamamen. Sürece onu dahil etmek çok iyi olmayabilir. Yani çok iyi ifade edemedim ama özerklik kaybından muzdarip olan bir kişiye ben de senin gibi kuşkudayım demek. Orada emin durmak iyi olabilir ve bu aslında çok tartışılan bir şey değil mi? Evet yani şöyle gene analojiyle gidelim. Sonuçta ortada ben kayboldum diyen birisine ben de kayboldum demek başka bir şey ya da onun elinden tutup kaybolmuş bir şekilde ortada dolaşmak başka bir şey.
Kaybol ne nasıl kaybolmuş olduğunu anlıyorum. Neyin görünmez olduğunun da farkındayım ama bunu birlikte yapabiliriz ve bulabiliriz. Benim bildiklerim sana yol gösterir ama zaman zaman kesin bir adrese gitmeyeceğiz. Sadece bakmaya devam edeceğiz diyebilmek önemli. Önemli, belki söylediğim bu. O yüzden bir makalede şey diyordu. Bu dehan diye bir kadın bu. Danışan kelimesini ben o yüzden kabul etmiyorum diyordu. Yani hasta fasontı devam edelim çünkü danışan dediğimizde sanki her zaman karşımızda işte kendi iradesi ve kavrayışına göre seçim yapmakta tamamen özgür olan bir bireyden bahsediyoruz.
Danışan dediğimizde ama psikiyatri söz konusu olduğunda hakikaten bizim hastalarda hem özerklik kaybı hem. De repertuarın daralması hali çok fazla. Bir tek gol de şuna. Insanlar olabilir, olmayabilir. Be benim şuna belki itirazım var. Danışan denilen kitle zaten hasta değil yani onlar bir ruh sağlığı çalışanına gidip bir şey danışıyorlar ve onlarda danışılan kişiye yardım ediyorlar, rehberlik yapıyorlar, yol gösteriyorlar filan. Dolayısıyla o ayrı bir kitle zaten onu bir kenara koyalım. Gerçekten kim hastadır, kim değildir?
Ben öte bir şey bu. Ama bir bir hekime gelen kişinin tırnak içinde zaten bir rahatsızlığı var ve o rahatsızlığına çözüm bulmaya çalışıyor. Şimdilerde hasta değil de hizmet alan ifadesini daha çok kullanıyoruz. Ben vakayı seviyorum. E bizim gözümüzden vaka kişi kendi başına vaka değil tabii. Yani o hizmet almaya gelmiş bir kişi sonuçta. Ama benim için senin için vaka olabilir. Ayrı konu dolayısıyla. Danışan noktası önemli ama o zaten bizim ilgilendiğimiz kitleyi hiçbir şekilde. Kapsamıyor. Aynı şey geliyor.
Biz onu danışan demeyelim diyor zaten dimi. Evet. Onu niye demek istemediğini biraz daha anlat orada soracaklarım var. Bu arada şeyi de söyleyeyim, arada Türkçe de çevirisinin kolay olmadığı bir kelime bir taraftan da yani müşteri demekten hoşlanmadığımız için danışan. Karşılığı. Clinton en doğru yani en çok. Örtüşen karşılığı müşteri. Evet. Biz bir dükkanda bir şey satıyor olmak fikrine uzak olduğumuz için. Rojaryan bakışla gidersek özellikle. Müşteri geldi diyemeyiz yani müşteri ile de bakamıyoruz ki zaten çoğu zaman hemen hemen hiçbir zaman.
Yani evet, hekimin müşterisi 10'a çıkart. Öyle bir şey yok. Hizmet alanı da aslında buna denk geldiği için ben de onu sevmiyorum hocam. Yani hizmet alan, hizmet veren olarak yani hizmet sektörü oluyor ve yani tıp bir sektör haline geldiği. Için elcilik gibi oluyor diyorsun? Yani evet, tıpı kapitalist bir şeyi hapsediyormuşuz gibi oluyor. Çok solcu bir görüş ortaya koyacak. Öyle zaten şimdi yani? Evet, evet, yani önerenler zaten. Onun için o görüşle ve bir eşitlik ilkesinden hareketle tam da dediğin gibi bunu öneriyorlar ama ben hiçbir zaman ben hekim olduğum için bana gelen kişiye hasta demekten gocunmadım ve rahatsızlık duymadım.
Onlara da bundan gocunulacak bir şey olmadığını söyledim yani. Biraz medikalize etmemiz gerekiyor. O zaman zaman ettiğimiz noktada bu saatten. Ettikten sonra şey yapıyoruz zaten yani siz mesela şöyle bir vaka olduğunda sadece kriz sebebiyle gelmiş bir vaka olduğunda zaten çok kısa sürede size hasta gözüyle bakmıyorum. Krizinize herhangi bir insanın yaşayabileceği bir krize müdahale etmeye çalışıyorum. Em açıkça da söylüyor musun? Zaten sis hasta değilsiniz diyorsunuz dedim. Şöyle bir derdiğiniz var.
Aynen öyle mesela sizin ilaca ihtiyacınız yok veya bana ihtiyacınız yok dediğim zaman evet çok ciddi biçimde bundan fayda gören bir çok kişi gördüm ben. Evet ama gastronomolojiye gidince de bu böyle oluyor. Yani midesinde şişkinlikle gitmiş birisi de her zaman hasta değil zaten. Temiz yok. Evet öyle diyor zaten doktor siz hasta değilsiniz, bir şeyiniz yok diyor. Yani şundan dolayı rahatsızsınız onun. Rahatsızlık iyi bir ifade aslında. Ibrahim sen bu itirazın gerekçesini söyledin ama ben kaçırdım.
Tam direk söyleyeyim hocam şimdi hasta patient'la danışanı karşılaştırıyor. Diyor ki hasta terimi bir şeyden olumsuz etkilenmiş olmanın edilgen yönüne vurgu yapar. Hasta latince patiens kelimesinden. Türemiş acı. Çeken ızdırap duyan kişi anlamına gelmekte, danışan ise yardım arayan kişinin haklarını vurgulama gibi bir avantaja sahip diyor. Yani evet. Öyle diyor haklarını vurgulama avantajına sahip. Ancak bu terimin olumsuz yanı, bir iş biçimini ve sunulan seçenekler arasında kendi iradesi ve kavrayışına göre seçim yapmakta özgür olan özel bir fail olarak müşteriyi akla getirmektedir diye.
Çizilen bu özerk fail tasviri tartışmalıdır ve kesinlikle yardım için ruh sağlığı hizmetlerine başvuranlara ilişkin bir tahrifat ya da distorisyon içermektedir diyor. Bu kesin tanıma uyumasın. Evet, bu kişilerin sorunları genellikle tam olarak da özgürce düşünme, eyleme geçme yani faillik ve doğru olduğunu düşündüğü şekilde hissetme kapasitesinde doğru olduğunu düşündüğü şekilde hissetme kapasitesinde bir bozulma içermektedir. Hasta teriminin kullanılması, psikiyatrik sorunları olan kişinin içinde bulunduğu incinebilir.
Bunlara bu konumunu konumun hakkını vermek bakımından daha doğru olabilir diyor. Bu elbette hastaların özerkliğini, deneyimlerini ve temennilerini göz ardı etmek anlamına gelmez. Isterseniz o kısmını tamamen okuyayım zaten. En çok güzel oldu. Zaten hem göz ardı etmekten hem de. Paternalizmden peder şahilik diye baterizmden kaçınarak uygun bakım verme ve hastaların özerkliğine saygı duyma arasında denge kurmak, psikiyatrinin doğasında var olan bir zorluktur. Bu zorlukların üstünü örtmenin ve bu karmaşık hasta bakım veren hasta versus bakım veren ilişkisini basit bir müşteri.
Tedarikçi ilişkisiymiş gibi göstermenin kimseye pek de bir faydası yoktur diye. Mükemmel. Diyebilir miyim bu? Şeyden bahsettin ya hani pationtın kökeni hani şeyi dengeliyor. Acı çeken normal ciddi dengeliyor diyorsun ya orada client sözcüğünün kökeni de yanlış hatırlamıyorsam şeyde latince de clue gibi bir fiilden geliyor. Hani himaye altına girmek anlamına geliyor aslında. Hani onun kökten gelince daha çok hani bir şeyin himayesi altında olmak. Hani himayesi altında toplamak gibi bir anlam çıkıyor aslında orada.
Müşteriden çok daha çok bir şey anlamı var sanki. Sığınan. Birin evet birinin sığınan anlam var. Daha çok hani orada. Psikiyatrinin en büyük zorluklarından biri himayeyle tahakkümün hep beraber olması değil mi her? Tarafta analizinde sonuç olarak. Himaye her zaman rahat küme dönüşebilecek bir şey bir taraftan. Ama zaten himaye bir şey değil mi, cem? Evet, himayenin içinde de yani 10'a çıkart içkin olan bir tahakküm. Potansiyeli de var demek yanlış olmaz herhalde. Ya himaye bizzat zaten pateneist bir şey olduğu için bir ucunun tahakküme kayıvermesinin önünde hiçbir engel yok yani çok hatta.
Yani himaye denen tutumuna göre değişebilecek ve onun dikkat etmesi gerekiyor. Hayır, hayır, yani tamamen himaye denen niyetine kalmış oluyor. Onu demek istiyorum. Onu da himaye edilenler koşulda bu patenleri şeyin altında etkin ne yaptığında zaten. Ister kendi isteğiyle ister zorlandı. Sonuçta böyle o yüzden. Eşit bir ilişki esassa o yüzden hani hizmet alan hizmet vereni ya bakım veren bakım alanı daha çok daha eşitlikçi bir dil açısından seviyorlar. Ama ben daha yeniden daha simpifiye edip daha basitleştirip.
Bize kimsek, çalışacağımız insanlar hasta elbette çünkü. Bir rahatsızlık duyarak bize gelen insanlar tanı aldıklarında hasta oluyorlar. Tanı almazlarsa rahatsızlıklarına çözüm bulmuş oluyorlar. Basitçe. Bunu söylemek için sorumluluk bendeyse yetki de bende olmalı demiş oluyorsun. Sorumluluk yetki dengesine bizi tekrar getiriyor. Evet. Evet. Bu bölümün sonuna geldik. Bu bölümün sonuna gelmişken ben yine geçen sezon de olduğu gibi bir ressam ve resim hakkında bilgi vereceğim. Bugünkü resim sirk resimin resmi sahibi deniz aras, kendisi hakkında bilgileri internetten edinebildim.
Deniz aras, 1.994 yılında şut gard'da doğmuş ve orada yaşıyor diye gördüm kendisini. Resimleri genel olarak farklı renklerin kullanımı onun dışında. Doğa ve hayvan ya da insan figürlerinin farklı kullanımıyla bence ön plana çıkıyor. Bu resimde de benim açımdan ilginç olan şey şuydu. Buradaki sirkteki insanların büyük ihtimalle denizin hayatında bir yeri var diye düşündüm. Ben bu resmi ve deniz. Denizi nasıl bulduğumu gelecek olursak da. Resim aslında yine aynı. Aynı yerde Samsung piyasa princone'da hayr börek psikiyatri müzesinde sergileniyor.
Geçici bir sergi olarak sergileniyor. Sergide sergileniyor şu an. Bu haftalık bizden bu kadar bizi dinlediğiniz için teşekkürler. Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Podbean