Hasta mı? Danışan mı?
İkinci sezonun ilk bölümünde EMDR üzerinden "Yeni Nesil Psikoterapiler" hakkında konuşuyoruz ve sonrasında "Hasta ve Danışan" konusunda yıllardır süregelen tartışmayı ele alıyoruz.
Gelsi gibi bahçesine hoş geldiniz.
Ben doktor Tahsin rolas bu podcast bölümünde profesör,
doktor, cemaat Başoğlu, profesör, doktor, temmuzun oral
ve doktor ibrahim aylak'la beraberiz.
Ikinci sezona başlıyoruz. Uzun bir ya da kısa bir aradan
sonra diyelim tekrar bir aradayız nasılsınız?
Nasılsınız? Öncelikle onu soralım.
Nasıl geçti aranız? Süper ama şu dikensiz, gül
bahçesine hoş geldiniz deyince vadetmiyorduk.
Şimdi artık vaat ediyoruz ve içindeyiz gibi olmuş.
Evet. Doğru maddeden sonra ben de
herhalde unuttum. Birinci şeyden sonra sezondan
sonra vadetsek daha iyi olur diye karar vermediysek.
Adı değiştirelim. Ama onu değiştirelim.
Insanlar işte bir bir sürü tanıdığım kişi ne zaman?
Başlayacaksınız? Diye sordu.
Ben de bir taraftan ne zaman başlayacağız diye.
Çünkü özledim konuşmayı. Laf edesim var yani bir sürü
konuda ama nereden gireceğiz siz söyleyin başlayalım bir yerden.
Nasıl geri bildirimler size gelen yani?
Duyduğumuz çeşitli kanallarda çok iyi olduğunu ne bileyim işte
profesyonellerin ya da meslekten arkadaşların gençlerin daha çok
dinlediğini filan duydum. Ben.
Onun dışında gelen geri bildirimleri belki siz
biliyorsunuzdur. Sen ECNP yi söyle avrupa'daki
psikiyatri kongresini anlat biraz orada.
Bu hafta içerisinde milano'da kongredeydim.
Orada bir kaç doktor arkadaş yanıma gelip işte podcast ile
ilgili işte podcast beğenerek dinlediklerini ve hani benim de
tanışmak istediklerini söyledi. Ben almanya'da çok üzülüyor.
Bir hayat sürdüğüm için bu kadar ünlü olduğumu bilmiyordum.
O yüzden benim için şaşırtıcı oldu açıkçası.
Öyle bir şey oldu, tesadüf oldu onu söyleyebilirim.
Ben de demin söylüyordum. Türkiye'den birçok kişi ne zaman
başlayacaksınız? Diye sordu.
Bir de kanada'dan 2 kişi hem size selam söylediler hem de ne
zaman başlıyorsunuz? Dediler.
Soran çok bir tek şey, bir bir konuya başladıktan sonra çok
dağılıp gidiyor diyenler. Ben de onu merak.
Ediyorum dikkate almak lazım. Yani hani evet içerikle ilgili o
yani başlayınca biz bir parantez açtıktan sonra kapatıp devam
etmiyorum ben mesela. Sağlık ölçüyor laf lafı fazlaca
açıyor. 10'a çıkart belki dikkat ederiz bilmiyorum.
Bir yandan sohbet gibi olmasından çok hoşnut olduğunu
söyleyen birkaç kişi olmuştu. Geçmişte içerikten bağımsız
olarak. Böyle bir hazırlıkla ders gibi
değil bu. Bir temeli ya da formatı
genellikle. Dünde en tutduğumuz bir akış
planı var kabacık ama aslında. Aslında tümüyle spontane
gelişiyor her şey. Doğru eğitim amaç değil ya.
Film oldukça bazen spontane gelişiyor.
Evet yani sonuç eğitim oluyor, belki de var onu hedeflemiyoruz
gibi. Evet, yani bir şeyler öğreniyor
olabilir de dinleyenler amacımız ders vermek değil yani.
Evet. Hatta bence bu durumda bir
düşünce biçimi yani bir formu aslında ortaya konuyor gibi
konudan bağımsız yani konu ne kadar dallanıp budaklanırsa.
Budaklansın orada. Herkes burada belli bir düşünce
biçimini, düşünce formunu ortaya koyduğu için.
Doğru çok neticede bu. Bu da düşünsel yani bir fikri
bir. Eylem olduğu için sanki OO kısmı
da kıymetli yani çok da kısıtlamamak lazım.
Öbür türlü çok motomot dersi kayıyor gibi.
Tam başlığın içini dolduran bir şey aslında bu söylediğin yani
öyle yola çıkmıştık. Vademin sınırlı.
Evet, vaadimiz de sınırlı bir yapılandırılmış hazır yemek de
sunmuyoruz. Yani daha çok nasıl yaptığımızı
ya da nasıl düşündüğümüzü. Göstererek ilerliyoruz diyelim.
Ondan göstererek. Evet yani biz konuşunca onu
göstermiş oluyoruz. Daha doğrusu göstermeyi
hedeflemiyoruz ama. Yani bir de.
Ben diyim mi mesela abi? Insanlara hani belli bir
düşünceye aşılamaktan çok insanlar biraz düşünmeye sevk
etmek gibi bir şeyle hani başlamak istemiştim.
Ben en başta cidden de güzel oldu bence.
Hatırlıyor musunuz? En son nerede kaldık?
Evet. Söyle.
Varoluşçu psikiyatriyi konuşmuştuk.
Hocam bir insana gel üzerine. Insanger in evet, neler
yaptığını ve varoluşçu psikiyatrinin ne kadar?
Etik olduğunu ne kadar teknik olarak doğru olduğunu filan.
Bunları konuşmuştuk. Sonra biz bir ara gene sohbet
için bir araya geldiğimizde kaydetmediğimiz bir sohbette
neler yapabiliriz diye konuştuk. Bir sürü fikirler saydık üst
üste ama ney neydi abi onlar. Ya benim hatırladıklarımdan şey
var ya? Psikiyatrinin ya da bir
psikiyatristin sınırları nedir ya da nereye kadar uzanabilir
noktasında konuşalım diye şey yapar.
Bu sezon olacak diye planlar yanlış hatırlamıyorsam.
En belirgin hatırladığım oydu. Onun dışında şöyle.
Bir şey ne zaman karar vereceğiz, ne zaman geri
çekileceğiz ya da mecbur olduğumuz durumlar ne olacak
falan değil mi? Yani hem oletip en.
Severlerin içinde? Evet.
Hem etik olarak hem de yasal olarak nereye kadar gidebiliriz?
Noktası aslında tartışmak istediğimiz şey bunun için hani
bir kaç güzel örnekle yapabiliriz diye konuşmuştuk.
Onun dışında psikiyatri vardı sanki.
Ben bununla bağlantılı. Evet, evet.
Şizofreni vardı, konuşmamıştık. Aslında evet, yani şizofreni biz
bu ekibin esas gibi toplanma şeyi aslında o oldu ama.
Evet, şey, elon wester'i kim öldürdü?
Şeyinden kaldık en son winzonger'de.
Oradan nöropsikiyatriye geçtik winstonger ailesinin içindeki
dinamikleri hatırlıyorum. Şimdi konuşalım dediydik.
Bu amca baba ve oğul arasındaki 3 yani çünkü ben şeyi
bilmiyordum. Üçüncü bir binz van ger daha
olduğunu bilmiyordum. Ama bir de şunu söylemiştik, en
son yani buradaki kişilerin en çok ilgilendiği konuları
şizofreniz pek durumunu ve birpolar bozukluğu ya da duygu
durum bozukluklarını konuşmadık. Evet, tanı tanı gitmedik, evet
ama yani evet, onlardan yer yer bahsettik.
Bahsede geldik. Aslında bu varoşu psikiyatriyle
ilgili siz söyleyince benim aklıma şu geldi.
Şimdi her dönemden herse psikiyatri tarihi boyunca böyle.
Belli akımlar çıkıp çok şey vadedip sönmüş gibi.
Aslında psikiyatri tarihine böyle geri dönüp baktığımızda
neredeyse kavramın ortaya çıkışı işte 19.
Yüzyıl psikiyatrik rahatsızlıkların bir beyin
hastalığıdır. Söylemi 19.
Yüzyıl geriye dönüp baktığımızda böyle gayet parlak baskın bir
nörobiyolojik bakış görüyoruz sanki.
Ama onlara biyolojik bakışın içinde sürekli belli akımlar
belli kuramlar parlayıp sönmüş. Bazıları bu nörolojik bakışa
dahil edilmiş. Mesela şu an psikoterapi
nörolojik bakış da reddetmiyoruz ve bunun bu bu.
Reddetmemizin etmememizde işte freud'un ya da bilişsel
davranışçı terapistlerin etkisi büyük ama geri kalan birçok şey
budanmış gibi şimdi. Şu anki dönemde de benzer parlak
yaklaşımlar var. Mesela geçen cem hoca'yla
telefonda konuştuk. Bunlardan biri MDR.
Ya da mindfulness gibi üçüncü dalga mı oluyor?
Üçüncü dalga psikoterapiler. Çok parlak olmasa da gastrintna
sistemle ilgili gastritres yani sindirim sistemi ve psikiyatrik
rahatsızlıklar ilişkisi sanki bunlarda konuşulmaya değer gibi
hani işe yarar ya da yaramaz değil de.
Nasıl bakıyoruz? Kısmını konuşmak kıymetli gibi
geliyor bana. Başla istersen nasıl bakıyoruz?
Yani bu konudaki şu anda ana akım psikiyatrideki bakış açısı
kamuoyunun bakış açısı, bizlerin bakış açısı, hepsini konuşalım.
Isterseniz böyle şey gibi gidebiliriz mesela EMDR ile
ilgili. Ben kendi duyduğum bildiğim
şeyleri söyleyeyim. Bölümünü de söyleyelim de.
Iymhownd esenyessiaction andreeeeeee prosesing o zaman
tabi yani emd RI biz konuşuyoruz da bir önce ne olduğunu nerede
çok kullanıldığını söyleyelim. Ya benim bildiğim ben ben bu
konuda çok okumuş yazmış veya işte bir şey eğitimi almış bir
şeyi değilim ama travmatik. Travmatik yaşantılarla ilgili
olarak. En çok kullanıldığı evet, hatta
geçen gün ibrahim'le telefonda konuşurken.
Doğrudan tedaviye emd RE ile başlayan bir psikoloğun tanı da
ne kadar eksik kaldığından söz etmiştik.
Şöyle bir şey oluyor, burada bir parantez açayım.
Emedre gibi böyle. Klinik pratikte tırnak içinde
bir şey yapılan. Bir uygulamanın uygulanan kişiye
de gösterildiği. Daha somut diyebiliriz belki
uygulamalar. Biraz daha dikkat çekici ve
popüler de oluyorlar. Hipnoz gibi aslında
benzerlikleri de var zaten çok geçmişte faradi gibi.
Evet. Fare evet evet faradizasyon ama
faraizasyon da kendi başına bir tedavi yöntemi değil zaten.
Parazitsyonu kendi başına tedavi yöntemi uyguladığınız zaman
eskilerin ikinci şube işkence yöntemi aslında o insanı
elektrik verilen saçma sapan bir uygulamaya dönüşüyor ama
paranizasyonu ilk başlarda planlandığı gibi.
Kademeli yavaş yavaş artırarak ve telkinlerle yaptığınızda
aslında bir tür hipnoz gibi ya da bir tur MD r'de olduğu gibi
bir işlevi de var. Onların hepsinin amacı aynı yere
gidiyor ve bir. Bir türlü sosyalsyondan
faydalanarak ve telkini de kullanılarak yapılan tedaviler
ama bu bu değil de şeyi söylemeye çalışıyordum.
Bunun görülebilir oluyor olması tırnak içinde bir elle
tutulurluk hissi de verdiği için.
Özellikle yeni öğrenenler bir şey öğrendiklerini düşünüyorlar
ve öğrendikleri şeyi de hemen kolayca uygulayabildiklerini ya
da uygulayabileceklerini görüyorlar.
Biraz süper vizyon uyguluyorlar da.
Dolayısıyla orada bir tanı ayırt etme vesaire olmadan benim zaman
zaman amiyane bir şekilde çaya çorbaya limon dediğim şekilde
kullanıla geliyor. Oluyorlar onun için son
zamanlarda hani kastı aşan bir şekilde hemen her şeye çok kolay
uygulanabilirliği biraz bundan. Hâlbuki az evvel verdiğin örnek
cem senin yani gerçekten travma çalışan birisinin önce onu.
Doğru dürüst 4 dörtlük değerlendirip neye ihtiyacı
olduğunu saptayıp gerekiyorsa MDR yi bir tedavi aracı olarak
kullanması başka bir şey ce. Za geçmişte konuşmuştuk, gelir
gelmez herkese hipnoz yapmanın hiçbir anlamı yok.
Çünkü hipnoz sonuç olarak kendi başına bir tedavi yöntemi değil
ama iyi bir enjektör enjektörün içine koyacağınız şeyin ne
olduğunu bilmek için uzun uzun eğitim görmelisiniz.
Yoksa herkes herkes enjektörü batırabilir.
Yani bu çok zor bir şey değil. Onu öğrenmek çok kolay ama bunu
öğrendiğinizde iğne yapmayı öğrenmiş oluyorsunuz da.
Tedavi etmiş olmayı öğrenmiyorsunuz?
Doğru yolcu yapabildiysem? Yani.
Bana çok aklıma yaptıkça yani travmada yapılabilecek tek şeyin
emre olduğunu zannetmek gibi bir.
Yanıldık ortaya çıkıyor. Aklıma ne geldi?
Şimdi mesela çok iyi işleyen psikoterapilerde uzmanı olmayan
biri veya bu konuda bir bir fiç, bir fikri olmayan biri
karşılıklı konuşmayı. Sohbetten ayırt edemeyebilir.
Eğer içeriye bakmıyorsanız, içerikteki empatiye ve.
Inter sübjektivite'ye öznellikler arasında olup bitene
bakmıyorsanız sohbetten ayırt edilemez.
Hep örnek ver veririm ya mesela rahmetli hocamız işte güleren
ünlüoğlu'nun psikoz vakalarıyla yaptığı mülakatlar ve ayrıntılı
değerlendirmelerin hiçbiri sohbetten ayır dedilerdi.
Işte orada timuçin senin dediğin gibi görülebilecek bir şey yok.
Bir şey yapıyor gibi görünmüyor. Evet.
Yani bir yakınına derdini anlatır gibi görünüyor.
Kişi karşısındaki kişi de onu dikkatle dinliyor gibi.
Ama o çok ciddi bir ustalık ve tecrübe var.
Oradan yola çıkarak son bir komik örnek söyleyeyim.
Ömer çermik'le sevgili arkadaşım, dördüncü katta Ankara
tıpta pek çok fonksiyonel bozukluğun o zamanki de işte
hislerinin yattığı bölümde en çok kullandığımız yöntemlerden
biri. Efor ve san tabletleri suyun
içine koymak yani diğerlerinden çok daha masum fışır diyor.
Ya köprü diyor. Içini de renklendirecek başka
bir şey koymak ve şimdi bunu içtiğin zaman çok daha iyi
olacaksın demek idi. Bu şarlatanlık gibi görünmekle
beraber bazılarına öyle gibi gelebilir ama yani her önüne
gelene EMDR yapmaktan veya işte faradiyi basıyor olmaktan falan
biraz daha masum bir şeydi ve bir şey yapıyor olmanın ne kadar
önemli olduğuna iyi bir örnek. Var işte şimdilerde çok moda
olan serum sarı serum hikayeleri ortalıkta dolaşıyor.
Hatta bakanlık bununla ilgili açıklama yapmak zorunda kalmış.
Bilmiyorum. Evet, evet, yani herkesin serum
uygulanmaz yada uygulanan serumun anaficusu sebep olabilme
olasılığı vardır. Filan falan gibi böyle bir takım
açıklamalar. Yani bunu yapıyor olmak da çok
tuhaf tabii bizim. Sen çok daha iyi bilirsin.
Yani 1.900 seksenli yıllarda pratisyen hekim olarak
çalıştığımız anadolu'nun çeşitli ilçelerinde bir takım insanlar,
yani oraların pratisyen hekimleri bazı hastalara serum
takarlardı ve bu bir hem. Bir tür büyücü doktor arka
tipinden faydalanarak tedavi etme hedefi taşırdı.
Hem belki biraz para kazandırıcı da bilmiyorum.
O yıllarda bir şeydi ama sonuçta biz yararı yok gibi görünüyor.
Sonuçta boş bir serum takıyorsunuz.
Yani boş serum dediğiniz şey nedir ya şekerli ya da tuzlu
sudur. Esasen elbette damara
verilebilecek cinsten içine de bir vitamin koyarsanız renklenir
ve eşittir buyurun. Bir tedavi gibi görünür elle
tutulur bir. Şey sarı serum.
Sarı serum ama efor vesan tableti de sarı serumu da başka
şeyi de faradig de uygularken bu sana iyi gelecek birazdan daha
iyi geleceğini hissediyorsun gibi bir telkini vermezsen ve
daha sık kişi bütün dikkatini sana toplayıp bu telkini almaya
hazır bir şekilde sana gelmezse bunun sonucunda etki şu.
Şüphelidir. Kaldı ki ne verirsem ver.
Hatta ilaç araştırmalarında hatırlarsın çok şaka yollu bir
takım. Araştırmacılar derlerdi ki bir
plasebo fabrikası açalım çünkü presabonun etkisi %30.
Oldukça güçlü bir etki, ama özellik şu.
O prestiba etki çok çabuk kayboluyor.
O kaybı onu devam ettirebilmenin niye gene yolu işte bu açtığın
yoldan ilerlemenin bir çaresini bulabiliyor olmak.
Orada da işte sihirli şey anahtar kelime.
Telkin o telkinin verilebiliyor olması, daha doğrusu almaya
hazır olan kişinin geldiğinde bunu alıyor olması bu.
Bu parantez şimdi kapatayım çünkü çok dağılıyoruz.
Gerçekten tekrar EMDR ye geri dönersek.
EMDR de de bunun içini doldurmadığımız zaman ortaya
çıkan şey sadece görülebilir, gösterilebilir, elle tutulur bir
tedavi yönteminin uygulanabiliyor olması bi
yapedback de öyle. Yahut başka bir takım nörosyon
teknikleri de öyle. Burada küçük bir müzik molası
verebiliriz. Belki johan Sebastian baht'tan 2
numaralı çelloseydin dinleyeceğiz.
Daha sonrasında devam edeceğiz. Keyifli dinlemeler.
Ses kayıt kontrol deneme 123 ses kayıt deneme, 123 ses kayıt
deneme, 123 ses kayıt deneme, 123 ses kayıt deneme, 123 ses
kayıt deneme, 123 ses kayıt deneme, 123 ses kayıt deneme,
123 ses kayıt deneme 123. Şimdi tekrar devam ediyoruz.
Sözü ibrahim'e bırakıyorum. Ben bir şey söyleyeceğim.
Bu MDR ile ilgili aslında konuştuğumuz şey yine
psikiyatrinin genelinin muzdarip olabileceği bir risk.
Yani şöyle psikiyatri de her zaman teknik ya da eldeki
materyal imkan geri dönüp hastalığı nasıl kavrayacağımızı
etkiliyor yani. Elimizde ilaç varsa dönüp
hastalığı nörobiyolojik bir bakış açısıyla tamamen
nörobiyolojik bir bakış açısıyla yorumlamamız daha kolay ya da
olası sanki EMDR de de tramvaya dönük bir yaklaşım ve tedavi
şöyle bir riski barındırıyor. Bunu uygulayan kişi.
Sade, yani sadece travma ya da travmatik hastaya uygulamayı
niyet etse bile şöyle bir tehlikeyle karşı karşıya
herhangi bir psikiyatrik rahatsızlığı daha geniş bir
travma perspektifiyle görme riskiyle karşı karşıya.
Yani bir erişkin otizm hastasını gayet işte.
Ki travmaya da açık oluyor bu hastalar.
Bütün problemini mesela travma üzerinden açıklayıp emredere
yapabilir ya da başka herhangi bir rahatsızlık.
Örnek yani elindeki çekici olan her şeyin çivi olarak görür mü
diyorsun değil mi? Ikinci akımlarda da için.
Geçerli ama tabii bunun için iyi psikopatoloji bilen deneyimli ve
bu alanda. Tedavi tanı ve tedavi ilişkisi
temelli bir eğitim almış kişinin bunu yapma olasılığı azalıyor.
Gittikçe azalıyor. Yani bu ne kadar iyiyse o kadar
az söylediklerin tehlike olarak ortaya çıkması yoksa hepimiz
için geçerli. Ben diyelim ki sadece duygu
durum bozuklukları alanında çalışıp bir tek 10'a çıkart çok
fazla kafa yoruyorsam her türlü hastalığı, duygu durum bozukluğu
olarak görme eğiliminde olabilirim.
Yani buna bir tür. Ne deniyor?
Mesleki deformasyon diye hatta şık bir isim de konulabiliyor.
Hâlbuki hepimizin eğitimi. Burada.
Bunu yapmamanın nasıl olacağı üzerine kurulu öncelikle.
Öyle bir de şey kısmı da var tabii yani geçmişte belki daha
katı psikanalitik akımlar da bu söz konusu hataya düşmüşlerdi
işte. Şizofreni'yi de tamamen baba ya
da anneyle ilgili çatışmaya indirgemek.
Bir işte mani manik, savunma, depresif savunma gibi bipolar
bozukluğu. Da bir psikanaljinde etkisi ve
gücü tabii yani. Tamamen OO gözle yorumlama
hatasına düşmek hakikaten bütün akımlar için geçerli herhalde
burada çözüm. Psikiyatrinin hastalık
isimleriyle dahil kuramlarını da içine katarak hepsinin fani
olduğunu bilmekle çözülebilecek bir şey gibi.
Ben yani şizofrenginin sloganının çok önemli olduğunu
düşünüyorum. Çok yakın bir yazı da yazdım
şeye. Bir bir yazı yazmadım da daha
doğrusu bir söyleşiyi yapıldı. 10'a çıkart cevaben yazdıklarım
var. Ne yaptığımızı da söyledi.
Türkiye psikiyatri derneği'nin bülteninde 4 nesilden 4
meslektaşla psikiyatri neden seçtiğiniz filan gibi bir
söyleşi yapıldı. Bir tanesi benim diğerleri kim
bilmiyorum. Bu tıp öğrencileri çalışma
biriminin yaptığı bir şey o çerçeve içinde yapıldı.
Orada söylediğim şey yani bu uzun parantezi kapatayım.
Gereksiz bu bütünüyle kuşkudayızdı ya şizofrenginin
sloganı. O frengi dergisi.
Evet, şizofrengi dergisi bütünüyle kuşkudayız.
Diyecek? Şekilde bakmak ama hiçbir
kuşkuya yer vermiyormuşuz gibi tanı ve tedaviyi sürdürmek gibi
son derece zor bir iş yapıyoruz. O dergi yatışta bulunmamın
sebebi şuydu, yani Türkiye psikiyatri derneğinin bültenine
bizim işimiz aslında. Göğüs kalktı cerrahisi.
Yapanların çarpan kastı ameliyat yapmasına benziyor demiştim.
Şimdi cerrahlar çok bozuluyor olabilir.
Bu söylediğimi ama çok farkı yok.
Gerçekten bir yandan çok eskiden o ameliyatlar yapılırken kalbi
durdurur. Kalp akciğer makinesine
bağlanırdı. Biliyorsunuz kalpsiz yetiştiniz
mi bilmiyorum ama biz cem'le yetiştik.
Hatta o ameliyatlara da girdik. Asistan.
Öğrenci olarak. Şimdi o kalbi durdurmadan kalbi
çok yavaşlatarak ve onun üzerindeki damarları
değiştiriyorlar. Bir yandan olmayacak bir işi çok
incelikle ustalıkla yapıyorlar ve çok da başarılı oluyorlar.
Bütünüyle kuşkuda olarak ama hiç kuşkuya yaymayacak bir şekilde
tedavi yapmaya çalıştığınızda aslında.
Hem bir yandan her şeyi sonuna kadar sorgulamak ama bir yandan
aslında çok da sorgulanacak bir şey yokmuş kadar kesin bir karar
ve yöntemle ilerlemek gibi bir zorluk içinde oluyoruz.
Onun için çarpan katlıyor. Hani ameliyat demiştim.
OO kuşk duymadan ilerliyor olma yaşantısı.
Kiminle ilişkideyken en çok ortaya çıkıyor dersin?
Yani kendi aramızda konuşurken mi kendi kendimize düşünürken mi
yoksa vakayla olan ilişkimizde mi?
Vakayla olan ilişkimizde. Onu kastediyorsun elbette.
Yani hastama bir yanıyla. Gördüğüm her şeyi sonuna kadar
sorgulayacak ve ne tanısı ne tedavisi, ne psikiyatrinin 10'a
çıkart yardım edebilirliği konusunda tümüyle kuşkuda olarak
bakmak zorundayım. Çünkü başka türlü olamaz.
Başka türlü yardım etme şansım yok.
Çünkü öbür türlü baktığım zaman saf.
Değilsindir. Konfeksiyon elbise giydiriyorum.
Üstüne elimde bir şey var, onun zorluğunu giydiriyor olurum.
Her koşum da. Halbuki bizim işimiz otku tür
üst. Göre dikeceğiz.
Bir değişiklik var, onu söylemek isterim.
Şimdi bu hem bil. Ginin yayılmasındaki kolaylık
bilgiye ulaşımdaki kolaylık, üstelik sıradan ve yanlış
bilgiyle dolu şeyi kastetmiyorum.
Internet dolaşımını doğru bilgiye ulaşmayı da çok iyi
bilen kişiler var. Hem bu hem de aynı zamanda
kurumda çalışmakla bir üniversite kurumunda veya bir
Devlet Hastanesinde çalışmakla özel pratiğine sahip olmanın
arasındaki farkta şöyle bir şey görüyorum.
Eee, uzunca bir süredir artık vakayla olan ilişkide kendimden
çok emin olduğumu göstermekten ziyade benim de kendi
yaptığımdan kuşku duyduğumu ama bunun kaçınılmaz olduğunu ve
buradaki kararları birlikte verebileceğimizi bazen söylemek
çok işe yarayabiliyor. Belki de benden çok daha akıllı
olan ama o sıradaki ıstıra yüzünden bana gelmiş olan
kişiler var. Yani ben bunlara yaptığımdan çok
eminim desem. Hakikaten saçma olacak.
Onlara eminim demenden bahsetmiyorum da ne yaptığını
bildiğin ve kendinden ve bundan, yani çalıştığın alandan emin
olduğunu göstermekte zorunda sinema bir yandan.
Iyi göstermek de işte yani ben de bazen kuşku da oluyorum.
Yani işte bunu mesela ben de kuşkudayım ve burada birlikte
ilerleyeceğiz dediğinizde de aslında bu işi ne kadar iyi
bildiğini de gösteriyor. Olabilirsin.
Yani o zaman. Da evet doğru söylüyorsun?
Ama gene de mutlak duruma baktığın zaman yani.
Size bir ilaç vereceğiz ve iyileşeceksiniz demekten biraz
farklı oluyor. Elbette onu kastetmiyorum zaten
ama hani? Ben bu alana hakimim ve onun
üstünde dans ediyorumu gösterebilmek.
Doğru. Bir yandan.
Ne dedin Tahsin. Güven vermek olmuyor mu hocam
aslında bir yandan. Da.
Yani güven vermeye çalışmaktan bahsetmiyorum ama evet bunun
sonucunda aslında güven duyar zaten kaçırmaz.
Şey de var, onu da unutmayalım yani mesela belli sözleri.
Veya belli anlama gelebilecek mesajları kimin hangi evrede
veriyor? Olduğu da çok önemli.
Dersin yok mesela ilk defa hastanede rastladığınız ikinci
sene asistanı olarak poliklinik de rastladığınız bir hastaya
diyelim ki 26 yaşınızda ben yaptığımdan emin değilim,
kuşkudayım ama hep beraber buna bakalım dediğinizde başka 60
yaşında çok bir sürü tecrübem olduğunu bilen birisine ben de
psikiyatrinin eleştirel yanlarıyla ilgileniyorum ama.
Bazı şeyleri de birlikte bulacağız ve senin yanında
yürüyeceğim demek başka. Yani bağlama ve kimin
söylediğine göre de çok değişir. O yüzden timuçin'le ben bence
çok daha. Şüphe ettiğimizi beğen edebilme
lüksüne sahibiz, zannediyorum. Doğru.
Belki şüpheyle paralel olarak yaz dersin şöyle bir sözü var, o
belki başka bir bağlamda söylemiş ama bana çağrıştırdı.
Psikiyatri de ya da psikopatoloji de anlaşılamayan
fenomenlerin varlığını kabul etmek, psikopat olun,
bilgeliğinin şartıdır diyor. Güzel evet bu burada cem
hoca'nın söylediği hani o anlaş kendi başına anlaşılamamanın an.
Laşılamaza hastayı dahil etme ile ilgili de anlaşılabilir.
Bu ama bir şey daha söyleyeceğim timuçin hoca'nın söylediği durum
hem psikiyatri de çok sıkça olan hastanın özerklik otonomisinin
kaybıyla da ilişkili. Yani karşımızda hakikaten
otonomisi zayıflamış özerkliği zayıflamış bir hastaya.
Yine bağlama göre değişmekle birlikte.
Işte tamamen. Sürece onu dahil etmek çok iyi
olmayabilir. Yani çok iyi ifade edemedim ama
özerklik kaybından muzdarip olan bir kişiye ben de senin gibi
kuşkudayım demek. Orada emin durmak iyi olabilir
ve bu aslında çok tartışılan bir şey değil mi?
Evet yani şöyle gene analojiyle gidelim.
Sonuçta ortada ben kayboldum diyen birisine ben de kayboldum
demek başka bir şey ya da onun elinden tutup kaybolmuş bir
şekilde ortada dolaşmak başka bir şey.
Kaybol ne nasıl kaybolmuş olduğunu anlıyorum.
Neyin görünmez olduğunun da farkındayım ama bunu birlikte
yapabiliriz ve bulabiliriz. Benim bildiklerim sana yol
gösterir ama zaman zaman kesin bir adrese gitmeyeceğiz.
Sadece bakmaya devam edeceğiz diyebilmek önemli.
Önemli, belki söylediğim bu. O yüzden bir makalede şey
diyordu. Bu dehan diye bir kadın bu.
Danışan kelimesini ben o yüzden kabul etmiyorum diyordu.
Yani hasta fasontı devam edelim çünkü danışan dediğimizde sanki
her zaman karşımızda işte kendi iradesi ve kavrayışına göre
seçim yapmakta tamamen özgür olan bir bireyden bahsediyoruz.
Danışan dediğimizde ama psikiyatri söz konusu olduğunda
hakikaten bizim hastalarda hem özerklik kaybı hem.
De repertuarın daralması hali çok fazla.
Bir tek gol de şuna. Insanlar olabilir, olmayabilir.
Be benim şuna belki itirazım var.
Danışan denilen kitle zaten hasta değil yani onlar bir ruh
sağlığı çalışanına gidip bir şey danışıyorlar ve onlarda
danışılan kişiye yardım ediyorlar, rehberlik yapıyorlar,
yol gösteriyorlar filan. Dolayısıyla o ayrı bir kitle
zaten onu bir kenara koyalım. Gerçekten kim hastadır, kim
değildir? Ben öte bir şey bu.
Ama bir bir hekime gelen kişinin tırnak içinde zaten bir
rahatsızlığı var ve o rahatsızlığına çözüm bulmaya
çalışıyor. Şimdilerde hasta değil de hizmet
alan ifadesini daha çok kullanıyoruz.
Ben vakayı seviyorum. E bizim gözümüzden vaka kişi
kendi başına vaka değil tabii. Yani o hizmet almaya gelmiş bir
kişi sonuçta. Ama benim için senin için vaka
olabilir. Ayrı konu dolayısıyla.
Danışan noktası önemli ama o zaten bizim ilgilendiğimiz
kitleyi hiçbir şekilde. Kapsamıyor.
Aynı şey geliyor. Biz onu danışan demeyelim diyor
zaten dimi. Evet.
Onu niye demek istemediğini biraz daha anlat orada
soracaklarım var. Bu arada şeyi de söyleyeyim,
arada Türkçe de çevirisinin kolay olmadığı bir kelime bir
taraftan da yani müşteri demekten hoşlanmadığımız için
danışan. Karşılığı.
Clinton en doğru yani en çok. Örtüşen karşılığı müşteri.
Evet. Biz bir dükkanda bir şey satıyor
olmak fikrine uzak olduğumuz için.
Rojaryan bakışla gidersek özellikle.
Müşteri geldi diyemeyiz yani müşteri ile de bakamıyoruz ki
zaten çoğu zaman hemen hemen hiçbir zaman.
Yani evet, hekimin müşterisi 10'a çıkart.
Öyle bir şey yok. Hizmet alanı da aslında buna
denk geldiği için ben de onu sevmiyorum hocam.
Yani hizmet alan, hizmet veren olarak yani hizmet sektörü
oluyor ve yani tıp bir sektör haline geldiği.
Için elcilik gibi oluyor diyorsun?
Yani evet, tıpı kapitalist bir şeyi hapsediyormuşuz gibi
oluyor. Çok solcu bir görüş ortaya
koyacak. Öyle zaten şimdi yani?
Evet, evet, yani önerenler zaten.
Onun için o görüşle ve bir eşitlik ilkesinden hareketle tam
da dediğin gibi bunu öneriyorlar ama ben hiçbir zaman ben hekim
olduğum için bana gelen kişiye hasta demekten gocunmadım ve
rahatsızlık duymadım. Onlara da bundan gocunulacak bir
şey olmadığını söyledim yani. Biraz medikalize etmemiz
gerekiyor. O zaman zaman ettiğimiz noktada
bu saatten. Ettikten sonra şey yapıyoruz
zaten yani siz mesela şöyle bir vaka olduğunda sadece kriz
sebebiyle gelmiş bir vaka olduğunda zaten çok kısa sürede
size hasta gözüyle bakmıyorum. Krizinize herhangi bir insanın
yaşayabileceği bir krize müdahale etmeye çalışıyorum.
Em açıkça da söylüyor musun? Zaten sis hasta değilsiniz
diyorsunuz dedim. Şöyle bir derdiğiniz var.
Aynen öyle mesela sizin ilaca ihtiyacınız yok veya bana
ihtiyacınız yok dediğim zaman evet çok ciddi biçimde bundan
fayda gören bir çok kişi gördüm ben.
Evet ama gastronomolojiye gidince de bu böyle oluyor.
Yani midesinde şişkinlikle gitmiş birisi de her zaman hasta
değil zaten. Temiz yok.
Evet öyle diyor zaten doktor siz hasta değilsiniz, bir şeyiniz
yok diyor. Yani şundan dolayı rahatsızsınız
onun. Rahatsızlık iyi bir ifade
aslında. Ibrahim sen bu itirazın
gerekçesini söyledin ama ben kaçırdım.
Tam direk söyleyeyim hocam şimdi hasta patient'la danışanı
karşılaştırıyor. Diyor ki hasta terimi bir şeyden
olumsuz etkilenmiş olmanın edilgen yönüne vurgu yapar.
Hasta latince patiens kelimesinden.
Türemiş acı. Çeken ızdırap duyan kişi
anlamına gelmekte, danışan ise yardım arayan kişinin haklarını
vurgulama gibi bir avantaja sahip diyor.
Yani evet. Öyle diyor haklarını vurgulama
avantajına sahip. Ancak bu terimin olumsuz yanı,
bir iş biçimini ve sunulan seçenekler arasında kendi
iradesi ve kavrayışına göre seçim yapmakta özgür olan özel
bir fail olarak müşteriyi akla getirmektedir diye.
Çizilen bu özerk fail tasviri tartışmalıdır ve kesinlikle
yardım için ruh sağlığı hizmetlerine başvuranlara
ilişkin bir tahrifat ya da distorisyon içermektedir diyor.
Bu kesin tanıma uyumasın. Evet, bu kişilerin sorunları
genellikle tam olarak da özgürce düşünme, eyleme geçme yani
faillik ve doğru olduğunu düşündüğü şekilde hissetme
kapasitesinde doğru olduğunu düşündüğü şekilde hissetme
kapasitesinde bir bozulma içermektedir.
Hasta teriminin kullanılması, psikiyatrik sorunları olan
kişinin içinde bulunduğu incinebilir.
Bunlara bu konumunu konumun hakkını vermek bakımından daha
doğru olabilir diyor. Bu elbette hastaların
özerkliğini, deneyimlerini ve temennilerini göz ardı etmek
anlamına gelmez. Isterseniz o kısmını tamamen
okuyayım zaten. En çok güzel oldu.
Zaten hem göz ardı etmekten hem de.
Paternalizmden peder şahilik diye baterizmden kaçınarak uygun
bakım verme ve hastaların özerkliğine saygı duyma arasında
denge kurmak, psikiyatrinin doğasında var olan bir
zorluktur. Bu zorlukların üstünü örtmenin
ve bu karmaşık hasta bakım veren hasta versus bakım veren
ilişkisini basit bir müşteri. Tedarikçi ilişkisiymiş gibi
göstermenin kimseye pek de bir faydası yoktur diye.
Mükemmel. Diyebilir miyim bu?
Şeyden bahsettin ya hani pationtın kökeni hani şeyi
dengeliyor. Acı çeken normal ciddi
dengeliyor diyorsun ya orada client sözcüğünün kökeni de
yanlış hatırlamıyorsam şeyde latince de clue gibi bir fiilden
geliyor. Hani himaye altına girmek
anlamına geliyor aslında. Hani onun kökten gelince daha
çok hani bir şeyin himayesi altında olmak.
Hani himayesi altında toplamak gibi bir anlam çıkıyor aslında
orada. Müşteriden çok daha çok bir şey
anlamı var sanki. Sığınan.
Birin evet birinin sığınan anlam var.
Daha çok hani orada. Psikiyatrinin en büyük
zorluklarından biri himayeyle tahakkümün hep beraber olması
değil mi her? Tarafta analizinde sonuç olarak.
Himaye her zaman rahat küme dönüşebilecek bir şey bir
taraftan. Ama zaten himaye bir şey değil
mi, cem? Evet, himayenin içinde de yani
10'a çıkart içkin olan bir tahakküm.
Potansiyeli de var demek yanlış olmaz herhalde.
Ya himaye bizzat zaten pateneist bir şey olduğu için bir ucunun
tahakküme kayıvermesinin önünde hiçbir engel yok yani çok hatta.
Yani himaye denen tutumuna göre değişebilecek ve onun dikkat
etmesi gerekiyor. Hayır, hayır, yani tamamen
himaye denen niyetine kalmış oluyor.
Onu demek istiyorum. Onu da himaye edilenler koşulda
bu patenleri şeyin altında etkin ne yaptığında zaten.
Ister kendi isteğiyle ister zorlandı.
Sonuçta böyle o yüzden. Eşit bir ilişki esassa o yüzden
hani hizmet alan hizmet vereni ya bakım veren bakım alanı daha
çok daha eşitlikçi bir dil açısından seviyorlar.
Ama ben daha yeniden daha simpifiye edip daha
basitleştirip. Bize kimsek, çalışacağımız
insanlar hasta elbette çünkü. Bir rahatsızlık duyarak bize
gelen insanlar tanı aldıklarında hasta oluyorlar.
Tanı almazlarsa rahatsızlıklarına çözüm bulmuş
oluyorlar. Basitçe.
Bunu söylemek için sorumluluk bendeyse yetki de bende olmalı
demiş oluyorsun. Sorumluluk yetki dengesine bizi
tekrar getiriyor. Evet.
Evet. Bu bölümün sonuna geldik.
Bu bölümün sonuna gelmişken ben yine geçen sezon de olduğu gibi
bir ressam ve resim hakkında bilgi vereceğim.
Bugünkü resim sirk resimin resmi sahibi deniz aras, kendisi
hakkında bilgileri internetten edinebildim.
Deniz aras, 1.994 yılında şut gard'da doğmuş ve orada yaşıyor
diye gördüm kendisini. Resimleri genel olarak farklı
renklerin kullanımı onun dışında.
Doğa ve hayvan ya da insan figürlerinin farklı kullanımıyla
bence ön plana çıkıyor. Bu resimde de benim açımdan
ilginç olan şey şuydu. Buradaki sirkteki insanların
büyük ihtimalle denizin hayatında bir yeri var diye
düşündüm. Ben bu resmi ve deniz.
Denizi nasıl bulduğumu gelecek olursak da.
Resim aslında yine aynı. Aynı yerde Samsung piyasa
princone'da hayr börek psikiyatri müzesinde
sergileniyor. Geçici bir sergi olarak
sergileniyor. Sergide sergileniyor şu an.
Bu haftalık bizden bu kadar bizi dinlediğiniz için teşekkürler.
Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Podbean